Sual: (Allah şaşırtmasın) diye dua etmek yanlış değil mi? Allah bizim kötülüğümüzü isteyip de niye şaşırtsın ki? Böyle söylemek Allah’a suizan olmaz mı?
CEVAP
(Allah şaşırtmasın!) duasının benzerleri Kur’an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde vardır. Güzel bir duadır. Cehenneme atan da Odur. Günahsız, suçsuz insanı Cehenneme atmaz ki! Cehenneme müstahak olanı atar. Bunun manası, (Ya Rabbî, beni Cehenneme müstahak olanlardan eyleme!) demektir. Hayrın da şerrin de yaratıcısı Allahü teâlâ olduğu için, (Bizi kâfir etme, bizi Cehenneme atma!) diye dua ediyoruz. Bir âyet-i kerimede (Allah, dilediğini saptırır) buyuruluyor. (Rad 27)
Kur’an-ı kerimdeki bazı duaların mealleri: Ey Rabbimiz, kalblerimizi kaydırma! [Bizi sapıtma!] (Âl-i İmran 8) Kıyamette bizi rezil rüsva etme! (Âl-i İmran 194) Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma! (Kehf 73) Kabirden kalkıldığı gün beni mahcup etme! (Şuara 87)
Bu konuda birkaç hadis-i şerif meali de şöyle: (Ey Allah’ım, kabir ehlinin ecrinden bizi mahrum etme ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma!) [İbni Mace]
(Ya Rabbî, bana azap etme!) [Deylemî]
Her şeyi yapan Allahü teâlâ için, Peygamber efendimiz, (Ya Rabbî, kabrimi ibadet edilen put hâline getirme!) diye dua etmiştir. (Abdürrezzak)
Allahü teâlâ herkese, layık olduğunu verir, kimseye zerre kadar zulmetmez. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir: (Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onları azaba sürükleyen, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulmediyorlar.) [Nahl 33]
Demek ki, şaşıran kimse, çirkin ameli sayesinde şaşırıyor.
Hüseyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:
İlk tahsîlimi, baba yerim olan İstanbulda, Eyyûb sultânda, Reşâdiyye nümûne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Askerî lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur’ân-ı kerîm ve din dersleri kaldırıldı. Allahü teâlânın, sevgili Peygamberimizin ve islâm âlimlerinin ismleri söylenmez oldu. Hiçbir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları yüksek, olgun tanıyor, çok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddesâtıma saldıranları görünce, hayâl kırıklığına uğradım. Îmân ile küfr arasında bocaladım. Küçük aklımla düşünerek, müslimânlık olarak öğrendiğim bütün bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin fâideli, iyi, kıymetli olduğunu görüyor, bunları fedâ edemiyordum. Altı sene, bu iki te’sîr altında sarsıldım. Birkaç sene önce, berâber oruc tutduğumuz, nemâz kıldığımız arkadaşlarım, öğretmenlerin ve gazetelerin iftirâlarına aldanarak, ibâdetden vazgeçdiler. Yalnız kalmak, beni dahâ da üzdü. Acabâ haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. Düşüncelerimde, îmânda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağçeye çıkdım. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyyûb sultânın, ya’nî Hâlid bin Zeydin türbesine karşı, Halîcin ışıklı dalgaları, sanki bana, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladım. (Yâ Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslâm bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmakdan koru!) diye yalvardım. Allahü teâlâ, bu ma’sûm ve hâlis düâmı kabûl buyurdu. Kerâmetler, hârikalar hazînesi, ilm deryâsı Abdülhakîm efendi, önce rü’yâda, sonra câmi’de karşıma çıkdı. Beni, cezb etdi. Eczâcı mektebinde talebe iken, Bâyezîd câmi’i şerîfinde va’zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh öğretdi. Çok kitâb okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arabî ve fârisî öğretdi. (Emâlî kasîdesi)ni, (Hâlid-i Bağdâdî dîvânı)nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar fâideli idi ki, çok def’a, sabâhdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri hâtırladığım ânlar, hayâtımın en zevkli dakîkaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar askerî tıbbiyye mektebinde müzâkereci iken, hem kimyâ yüksek mühendisliğine devâm etdim, hem de o islâm âliminin va’zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki küfr pislikleri temizlendi. İslâmiyyetin dünyâ ve âhıret se’âdeti için, biricik kaynak olduğunu anladım. Önceleri, büyük sandığım kimseleri, islâm âlimlerinin büyüklükleri yanında, çocuk gibi gördüm.















