<?xml version="1.0"  encoding="windows-1254" ?>
<rss version="2.0">
<channel>
<title>Dinimiz İslam</title>
<description>Merak Ettiğiniz Bütün Dini Konular</description>
<link>https://dinimizislam.com/</link>
<language>tr</language>
<lastBuildDate>Tue, 29 Sep 2026 01:02:18 +0300</lastBuildDate>
<pubDate>Tue, 29 Sep 2026 01:02:18 +0300</pubDate>
<generator>Feed</generator>
<item>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:45:11 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İman nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İman nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman, bildirilen altı esasa inanmak ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilen, Muhammed aleyhisselamın Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından getirdiği emir ve yasakların hepsine inanmak ve inandığını dil ile s&ouml;ylemek demektir.</p>

<p>Ament&uuml; ş&ouml;yledir:<br />
<b>&Acirc;ment&uuml; billahi ve melaiketihi ve k&uuml;t&uuml;bihi ve r&uuml;s&uuml;lihi vel yevmil ahiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallahi te&acirc;l&acirc; vel ba&#39;s&uuml; ba&#39;del mevti hakkun. Eşhed&uuml; en l&acirc; ilahe illallah ve eşhed&uuml; enne Muhammeden abd&uuml;h&uuml; ve res&uuml;l&uuml;h&uuml;.</b><br />
[Yani, Allah&rsquo;a, meleklerine, g&ouml;nderdiği kitaplarına, peygamberlerine, ahiret g&uuml;n&uuml;ne, kadere, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye inanıyorum. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın da Allah&rsquo;ın kulu ve son Peygamberi olduğuna şehadet ediyorum.]</p>

<p>İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resul&uuml; tasdik etmek olmaz. Yahut Resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;,<b> (Onlar gayba </b>[g&ouml;rmedikleri halde Resul&uuml;m&uuml;n bildirdiği her şeye] <b>iman ederler) </b>buyuruyor. (Bekara 3) Resul&uuml; de,<b> (Dini </b>[h&uuml;k&uuml;mleri, dinde bildirilenleri]<b> aklı ile &ouml;l&ccedil;enden daha zararlısı yoktur) </b>buyurdu. (Taberani)</p>

<p>Nazara yani g&ouml;z değmesine inanmayan bir kimse, (Bug&uuml;n fen, g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;lemeyen şuaların iş yaptığını a&ccedil;ıklıyor. Mesela bir kumanda ile TV&rsquo;yi, radyoyu veya arabamızı a&ccedil;ıp kapatabiliyoruz. Bunun i&ccedil;in g&ouml;zlerden &ccedil;ıkan şuanın zarar verebileceğine artık inanıyorum) dese bunun kıymeti olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu insan dine değil, kumandadan &ccedil;ıkan şuaya inanıyor. Yahut şua ile birlikte Peygambere inanıyor. Yani fen kabul ettiği i&ccedil;in, şuaların etkisini g&ouml;z&uuml; ile g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in inanıyor ki bu iman olmaz. Dinde bildirilen her şeyi, fen ispat edemese de, fayda veya zararını g&ouml;z&uuml; ile g&ouml;rmese de, yine inanmak lazımdır. Hakiki iman gayba inanmaktır yani g&ouml;rmeden inanmaktır. G&ouml;rd&uuml;kten sonra artık o iman olmaz. G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; itiraf etmek olur. Bekara suresinin 3. &acirc;yetinde, gayba inanmak, g&ouml;rmeden inanmak &ouml;v&uuml;l&uuml;yor. İmanın altı şartı da gayba inanmayı gerektirmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil; birini g&ouml;rm&uuml;ş değiliz.</p>

<p>Peygamber efendimiz, aşağıda bildirilen iman ile ilgili &acirc;yetleri a&ccedil;ıklayarak imanı ş&ouml;yle tarif etti:<br />
<b>(İman; Allah&rsquo;a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret g&uuml;n&uuml;ne, </b>[yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana],<b> kadere, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna, &ouml;l&uuml;me, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resul&uuml; olduğuma şehadet etmektir.)</b> [Buhari, M&uuml;slim, Nesai]</p>

<p>Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Asıl iyilik; Allah&rsquo;a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.) </b>[Bekara<b> </b>177]</p>

<p><b>(Onlar gayba </b>[Allah&#39;a, meleklere, kıyamete, cennete, cehenneme g&ouml;rmedikleri halde] <b>inanırlar.) </b>[Bekara 3]</p>

<p><b>(Onlar, sana indirilene, senden &ouml;nceki kitaplara ve ahirete iman ederler.) </b>[Bekara 4]</p>

<p>Bu &uuml;&ccedil; &acirc;yette, <b>Allah&rsquo;a, ahirete, meleklere, kitaplara, peygamberlere </b>ve <b>gayba </b>inanmak bildiriliyor.</p>

<p><b>(Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir.) </b>[Bekara 255]</p>

<p><b>(&Ouml;l&uuml;m&uuml; Allah&rsquo;ın iznine bağlı olmayan hi&ccedil; kimse yoktur.)</b> [Al-i İmran 145]</p>

<p><b>(&Ouml;l&uuml;m zamanını takdir eden ancak Allah&rsquo;tır.)</b> [Enam 2]</p>

<p>Bu &uuml;&ccedil; &acirc;yet, takdirin Allah tarafından olduğunu bildirmekte, kadere iman etmeyi g&ouml;stermektedir.</p>

<p><b>(Kendilerine bir iyilik dokununca, &quot;Bu Allah&rsquo;tan&quot; derler; başlarına bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k gelince de &quot;Bu senin y&uuml;z&uuml;nden&quot; derler. &ldquo;K&uuml;ll&uuml;n min indillah&rdquo; </b>[Hepsi Allah&rsquo;tandır] <b>de, bunlara ne oluyor ki bir t&uuml;rl&uuml; laf anlamıyorlar.)</b> [Nisa 78]<br />
Bu &acirc;yet, hayır ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğunu bildirmektedir.</p>

<p><b>(Muhammed </b>[aleyhisselam],<b> Allah&rsquo;ın Resul&uuml; ve nebilerin sonuncusudur.) </b>[Ahzab 40]<br />
Bu &acirc;yet de, Resulullahın peygamber olduğunu bildirmektedir.</p>

<p><b>Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n manası</b></p>

<p><b>Allah&rsquo;a inanmak:</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına, birliğine, Ondan başka ilah olmadığına, her şeyi yoktan yarattığına, Ondan başka yaratıcı olmadığına kalben inanmak, kabul etmek demektir. &Acirc;lemlere rahmet olarak g&ouml;nderdiği son Peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtasıyla bildirdiği dinin hepsini kabul etmek, beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;a ve &uuml;mmi nebi olan Resul&uuml;ne iman edin!)</b> [Araf 158]</p>

<p><b>Meleklere inanmak:</b><br />
Melekler nurani cisimlerdir. Hi&ccedil;birinde erkeklik dişilik yoktur. Hepsinin g&uuml;nahsız, emin olduğunu kabul etmek, tasdik etmek, yaptıkları işleri beğenmek şarttır. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Asıl iyilik; Allah&rsquo;a, ahirete, meleklere, kitaplara, nebilere inanmaktır.)</b> [Bekara 177]</p>

<p><b>Kitaplara inanmak:<br />
Zebur, Tevrat, İncil, Kur&rsquo;an</b> ve diğer kitapların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;nderildiğine, hepsinin hak olduğuna inanmak lazımdır. Ancak, Kur&rsquo;an-ı kerimden &ouml;nceki kitapların insanlar tarafından değiştirildiğini, Allah kelamı olmaktan &ccedil;ıktıklarını bilmek, bunu kabul ve tasdik etmek demektir. &Ouml;nceki kitapların hi&ccedil; biri değişmemiş bile olsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından nesh edildiğine yani y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırıldığına iman etmek gerekir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Onlar, sana indirilene </b>[Kur&rsquo;an-ı kerime],<b> senden &ouml;nceki indirilen kitaplara iman ederler.)</b> [Bekara 4]</p>

<p><b>Peygamberlere inanmak:</b><br />
Peygamberlerin hepsinin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından se&ccedil;ilmiş olup, sadık, doğru s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;nahtan masum olduklarını kabul ile tasdik etmek demektir. Onlardan birini bile kabul etmeyen, beğenmeyen kimse, k&acirc;fir olur. Peygamberlerin ilkinin <b>&Acirc;dem aleyhisselam</b> ve sonuncusunun, <b>Muhammed aleyhisselam</b> olduğuna iman etmek, kabul ve tasdik etmek demektir. Peygamber efendimizin bildirdiği dini h&uuml;k&uuml;mlerin hepsini, en g&uuml;zel şekilde ve eksiksiz tebliğ ettiğine inanmak, bu emir ve yasakların hepsini kabul edip, hepsini beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(B&uuml;t&uuml;n Peygamberlere iman edip, hi&ccedil;birini diğerinden ayırmayanlar Allah&rsquo;ın m&uuml;kafatına kavuşacaktır.)</b> [Nisa 152]</p>

<p><b>Kaza ve kadere inanmak:</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın insanlara c&uuml;zi irade verdiğini, insanların bu c&uuml;zi iradeye g&ouml;re tercih ettikleri ve yaptıkları her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına iman etmek demektir. Hayır ve şer, her şeyi kulların talep ettiklerini, Allah&rsquo;ın da bunu dilediği takdirde yarattığını bilmek, bunu kabul ile tasdik etmek ve beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir.)</b> [Ahzab 38]</p>

<p><b>Ahirete inanmak:</b><br />
İnsanların kıyamet kopunca, dirileceklerine, hesap ve mizandan sonra, M&uuml;sl&uuml;manların Cennete, k&acirc;firlerin Cehenneme gideceklerine ve orada ebedi kalacaklarına iman etmek, bunu kabul etmek ve beğenmek demektir. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Onlar </b>[M&uuml;sl&uuml;manlar],<b> ahiret g&uuml;n&uuml;ne iman ederler.)</b> [Bekara 4]</p>

<p><b>Kelime-i şehadete inanmak ş&ouml;yle olmalı:</b><br />
Ben şehadet ederim ki, yani g&ouml;rm&uuml;ş gibi bilirim ve bildiririm ki, Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu, resul&uuml; ve son Peygamberidir. İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Muhammed </b>[aleyhisselam],<b> Allah&rsquo;ın Resul&uuml; ve nebilerin sonuncusudur.) </b>[Ahzab 40]</p>

<p><b>(Allah&rsquo;a ve resul&uuml;ne inananlara, rableri katında nurları ve ecirleri vardır.)</b> [Hadid 19]</p>

<p><b>İnanmak ne demek?</b><br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in Ament&uuml;&rsquo;deki altı esasa inanmak şarttır, ama inanmak ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İnanmak, g&ouml;rm&uuml;ş gibi, kabul etmek, tasdik etmek, beğenmek demektir. Bir insanın M&uuml;sl&uuml;man olabilmesi i&ccedil;in, iman sahibi olması, yani dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da k&acirc;fi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi de şarttır. Bu da bir bilgi işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı şeydir. Yapıp yapmamak g&uuml;nah ve sevapla ilgili, kabul etmek ve beğenmek imanla ilgilidir. İmanın altı esası bir b&uuml;t&uuml;n olup, &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Ufak bir ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek k&acirc;firliktir.</p>

<p><b>İmanın tarifi nedir?</b><br />
İmanı ş&ouml;yle tarif ediyorsunuz:<br />
<b>&quot;İman</b>, Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, resul&uuml; tasdik etmiş olmaz. Veya, resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz. İman, <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;deki 6 esasa kesin olarak inanmaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iyiler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(Onlar gayba inanır)</b> buyuruluyor.&quot; Bu tarif, Kur&#39;ana zıttır, Bekara suresinin 62. &acirc;yetine aykırıdır. İman sadece Allah&rsquo;a ve ahirete olması gerekir. Bu tarifin Muhammedi tavırla hi&ccedil; bir alakası yoktur.<br />
<b>CEVAP<br />
(Muhammedi)</b> ifadesi uygun değildir. Bu, Peygamber efendimizin Allah&rsquo;ın Resul&uuml; olduğuna inanmayan, Kur&#39;anın Allah&rsquo;ın kelamı değil, Muhammed aleyhisselamın s&ouml;z&uuml; olduğunu savunan m&uuml;steşriklerin ve misyonerlerin ifadesidir. İman edilmesi gereken hususlar sadece Bekara 62 de mi bildiriliyor? Diğer &acirc;yetleri niye gizliyorsunuz? G&uuml;neş bal&ccedil;ıkla sıvanmaz. İman sadece Allah&rsquo;a ve ahirete değil, <b>Ament&uuml;&rsquo;</b>deki altı esasa inanmaktır. <b>Bekara</b> suresinin 3. &acirc;yetinde, gayba inanmak, g&ouml;rmeden inanmak &ouml;v&uuml;l&uuml;yor. İmanın altı şartı da gayba inanmaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hi&ccedil; birini g&ouml;rm&uuml;ş değiliz.</p>

<p>Peygamberlerden sonra b&uuml;t&uuml;n insanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olan Hazret-i Ebu Bekir bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğe kavuşup nasıl <b>Sıddık</b> lakabını aldı biliyor musunuz? <b>(Allah ne diyorsa doğrudur, Allah&rsquo;ın resul&uuml; ne diyorsa doğrudur) </b>demesi y&uuml;z&uuml;nden bu dereceye y&uuml;kselmiştir. K&acirc;firler, <b>(Muhammed, Ebu Bekir&rsquo;e galiba sihir yapmış, &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&ouml;rmeden inanıyor, bir anda onun Miraca gidip geldiğini tasdik ediyor)</b> diye hayrette kaldılar.</p>

<p><b>İslamiyet&rsquo;i beğenmek</b><br />
<b>Sual: </b>Bir kimse, Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n altı şartına inansa, fakat Allah&rsquo;ın emir ve yasaklarından birini beğenmese, mesela <em>(Cehennem l&uuml;zumsuzdur)</em> veya <em>(Şarabın haram edilmesi anlamsızdır) </em>dese, bu kimse, imanın şartlarının hepsini kabul ettiği i&ccedil;in imanlı sayılmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sayılmaz. <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;n&uuml;n i&ccedil;inde <b>Allah&rsquo;a iman</b> vardır. <b>Allah&rsquo;a iman</b>, b&uuml;t&uuml;n sıfatlarıyla birlikte Ona imandır. Ayrıca emir ve yasaklarının yani İslamiyet&#39;in doğru ve yerinde olduğuna da inanmak şarttır. B&ouml;yle inanmayan iman etmiş sayılmaz. Demek ki, <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;ye inanan kimsenin İslamiyet&rsquo;i beğenmesi şarttır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İslamiyet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarıdır. Emir ve yasakların birini bile beğenmemek k&uuml;f&uuml;r olur.</p>

<p>Bunun gibi hubb-i fillah, buğd-ı fillah da imanın esaslarındandır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek de, emir ve yasaklarının hepsini yerinde ve g&uuml;zel bulmakla olur. Allah&rsquo;ı ve onun dostlarını sevmek, sevmediklerini sevmemek de lazımdır. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah i&ccedil;in seven, Allah i&ccedil;in buğzeden, Allah i&ccedil;in veren, Allah i&ccedil;in yasaklayan, ger&ccedil;ek iman sahibidir.) </b>[Ebu Davud]</p>

<p><b>İman herkese lazım<br />
Sual:</b> İman etmek akıl icabı değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanı olmayan kimsenin sonsuz olarak Cehennem ateşinde yanacağını Peygamber efendimiz haber verdi. Bu haber elbette doğrudur. Buna inanmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var olduğuna, bir olduğuna inanmak gibi lazımdır. Sonsuz olarak ateşte yanmak ne demektir? Herhangi bir insan, sonsuz olarak ateşte yanmak felaketini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, korkudan aklını ka&ccedil;ırması lazım gelir. Bu korkun&ccedil; felaketten kurtulmak &ccedil;aresini arar. Bunun &ccedil;aresi ise, &ccedil;ok kolaydır. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğuna ve Muhammed aleyhisselamın Onun son Peygamberi olduğuna ve Onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak ve beğenmek) insanı bu sonsuz felaketten kurtarmaktadır.</p>

<p>Bir kimse ben bu sonsuz yanmaya inanmıyorum, bunun i&ccedil;in b&ouml;yle bir felaketten korkmuyorum, bu felaketten kurtulmak &ccedil;aresini aramıyorum derse, buna, (İnanmamak i&ccedil;in elinde senedin, vesikan var mı? Hangi ilim, hangi fen inanmana engel oluyor?) denirse ne cevap verecektir? Elbette hi&ccedil;bir vesika g&ouml;steremiyecektir. Senedi, vesikası olmayan s&ouml;ze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimal denir. Milyonda, milyarda bir ihtimali olsa da, (sonsuz olarak ateşte yanmak) korkun&ccedil; felaketinden sakınmak lazım olmaz mı? Az bir aklı olan kimse bile, b&ouml;yle felaketten sakınmaz mı? Sonsuz ateşte yanmak ihtimalinden kurtulmak &ccedil;aresini aramaz mı? G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, her akıl sahibinin iman etmesi lazımdır.</p>

<p>İman etmek i&ccedil;in vergi vermek, mal &ouml;demek, y&uuml;k taşımak, zevkli tatlı şeylerden ka&ccedil;ınmak gibi sıkıntılara katlanmak lazım değildir. Yalnız kalb ile, ihlas ile, samimi olarak inanmak yeterlidir. Bu inancını inanmayanlara bildirmek de şart değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki, (Sonsuz ateşte yanmaya inanmayanın, buna &ccedil;ok az da bir ihtimal vermesi, zannetmesi akıl icabıdır). Sonsuz olarak ateşte yanmak ihtimali karşısında, bunun yegane ve kesin &ccedil;aresi olan iman nimetinden ka&ccedil;ınmak, ahmaklık, hem de &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k şaşkınlık olmaz mı?</p>

<p><b>İmandan mahrum olan<br />
Sual:</b> (İman edenin, neyi yok; imandan mahrum olanın neyi var ki?) s&ouml;z&uuml;, ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
H&uuml;k&uuml;m, neticeye g&ouml;re verilir. Ebedi k&acirc;r ve zarara bakılır. Ebedi nimetlere kavuşmanın veya ebedi azaplara d&uuml;şmenin sebebi, insanda bir hazinenin varlığına veya yokluğuna bağlıdır. Bu hazine imandır, M&uuml;sl&uuml;man olmaktır. Bu hazineye malik olanın her şeyi var demektir. Bu hazineden mahrum kalanın da, hi&ccedil;bir şeyi yok demektir. Mesela d&uuml;nyanın en fakir insanı salih bir M&uuml;sl&uuml;man olsun. Bu &ccedil;ok fakir M&uuml;sl&uuml;mana, (D&uuml;nyanın b&uuml;t&uuml;n servetini, her şeyin tapusunu sana vereceğiz, d&uuml;nyanın lideri de, sen olacaksın, ama; imanını bırak) deseler. O, &ccedil;ok fakir M&uuml;sl&uuml;man, bunu asla kabul etmez. Demek ki, iman sahibi, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n servetin satın alamayacağı bir hazineye ve erişilemeyecek bir makama sahiptir.</p>

<p>Netice olarak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya iman eden kimse, o haliyle de &ouml;l&uuml;rse, ebedi Cennetliktir. Başka hi&ccedil; bir şeyi olmasa da, ne &ouml;nemi var? İmandan mahrum olanın akıbeti ise, ebedi Cehennemdir. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya onun olsa da, neye faydası olur? Onun i&ccedil;in bir iş yaparken, bu işten Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı mı, değil mi ona bakmak gerekir. O, razı ise başka hi&ccedil; kimse razı olmasa da, &ouml;nemi yoktur. O razı değilse, herkes razı olsa da, beğense de, hi&ccedil; kıymeti olmaz. O halde her işte &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;z, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası olmalıdır.</p>

<p><b>Dil ile ikrar</b><br />
<b>Sual:</b> Bir ingiliz arkadaşım var. M&uuml;sl&uuml;man olmuş, namaz kılıyormuş ama, hi&ccedil; kimseye s&ouml;ylememiş. İngilizler M&uuml;sl&uuml;man olduğunu duyarsa, iyi g&ouml;zle bakmayacaklarını s&ouml;yl&uuml;yor. Kitaplarda okumuş, kalb ile tasdik, dil ile ikrar etmek gerekiyor, şimdi benim ka&ccedil; kişinin yanında M&uuml;sl&uuml;manlığımı ikrar etmem gerekir diyor. İkrar etmeden veya edemeden &ouml;lsem M&uuml;sl&uuml;man sayılmaz mıyım diyor.<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet iman etmek i&ccedil;in kalb ile tasdik dil ile de ikrar gerekir. Ancak, onun dil ile başkalarına ikrar etmesi gerekmez. İslam &uuml;lkesinde ikrar etmesi gerekir ki, M&uuml;sl&uuml;man olarak bilinsin ve M&uuml;sl&uuml;manlara yapılan muamele ona yapılsın ve M&uuml;sl&uuml;man mezarlığına defnedilsin.</p>

<p><b>İnanmak ve beğenmek<br />
Sual:</b> Cennete, Cehenneme ve Allah&rsquo;a inanan herkes m&uuml;mindir ve Cennete gider deniyor. B&ouml;yle bir şey var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ok yanlış bu! Şeytan da Allah&rsquo;a inanıyor, o da Cennete Cehenneme inanıyor. Hatta imanın diğer şartlarına da inanıyor. Meleklere inanıyor, Peygamberlere inanıyor, g&ouml;nderilen kitaplara inanıyor. &Ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye inanıyor. Hesaba, kitaba inanıyor yani bunları biliyor. Demek ki Ament&uuml;&rsquo;ye sadece inanmakla, bunları bilmekle iman olmuyor. Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı esasa inanmakla birlikte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve hepsini beğenmek de şarttır. Birini bile beğenmeyen m&uuml;sl&uuml;man olamaz. Bir de, Hubb-i fillah, buğd-ı fillah ile gayba iman var. Yani Allah dostlarını dost, d&uuml;şmanlarını d&uuml;şman bilmek ve gayba inanmak gerekir. Tersi, yani Allah dostlarını d&uuml;şman, d&uuml;şmanlarını da dost bilen ve gayba inanmayan kimse m&uuml;min olamaz.</p>

<p>Demek ki Ament&uuml;&rsquo;ye şeytan da inanıyor, hepsini teker teker biliyor. Ancak şeytan, inandığı, teker teker bildiği bu şeyleri kabul etmiyor, beğenmiyor ve Allah dostlarını d&uuml;şman, d&uuml;şmanlarını da dost biliyor. Şeytan gibi bilen ve inanan kimse m&uuml;min olmaz.</p>

<p><b>En faziletli iman<br />
Sual:</b> En faziletli iman nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanın altı şartına inanıp, hubb-i fillah ve buğd-ı fillah ile gayba inandıktan sonra, hep Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamak, her işini dine uygun olarak, Allah i&ccedil;in yapmaktır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(En faziletli iman, nerede olursan ol, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın seninle beraber olduğunu bilmendir.)</b> [Taberani]</p>

<p><b>İman mahl&ucirc;k mudur?<br />
Sual:</b> İman mahl&ucirc;k mudur, yani sonradan mı yaratılmıştır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam &acirc;limleri buyuruyor ki: İman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hidayeti olması bakımından mahl&ucirc;k değildir; fakat kulun tasdik ve ikrar etmesi bakımından mahl&ucirc;ktur. İş sahibi, işi yaratan değil, bu işi yapandır. İnsan, mahl&ucirc;k olduğu gibi, insanın k&uuml;fr&uuml; de, imanı da mahl&ucirc;ktur. <b>(Milel ve Nihal)</b></p>

<p><b>M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in<br />
Sual: Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de, (M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, hi&ccedil;bir formaliteye, m&uuml;ft&uuml;ye, imama gitmeye l&uuml;zum yoktur) denildikten sonra, <b>Makamat-i Mazheriyye</b>&rsquo;den, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, Resul&uuml;ne ve Onun Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin hepsine inandım. Beğendim, kabul ettim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dostlarını severim ve d&uuml;şmanlarını sevmem demek k&acirc;fidir) diye naklediliyor. Sanki buradan, (M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in imanın altı esasına inanmaya gerek yok) gibi anlaşılıyor. İmanın altı esasına inanmayan nasıl M&uuml;sl&uuml;man olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O ifade eksik değildir. Orada imanın esası veciz olarak anlatılmıştır. (Resulullah&#39;ın bildirdiği her şeye, Onun bildirdiği şekilde inandım, kabul ettim hepsini beğendim) denince &ouml;zet olarak her şey bildirilmiş oluyor.</p>

<p>Bir insan, imanın altı esasına inansa da, yine M&uuml;sl&uuml;man olmayabilir. Her maddenin şartları vardır. Ament&uuml;y&uuml; okuyup hepsine inandım demek yetmez. Her birine birer &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- Allah&#39;a inanmak:</b> (Allah&#39;a inandım) demek yetmez. Bir kimse, (Allah kutuplardadır) veya (Merih gezegenindedir) yahut (Arş&rsquo;tadır) dese k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah mek&acirc;ndan m&uuml;nezzehtir. (Allah&rsquo;ın her şeye g&uuml;c&uuml; yetmez) diye inansa k&uuml;f&uuml;r olur. Demek ki, sadece (Allah&#39;a inanıyorum) demek yetmez. Bildirilen k&acirc;mil sıfatlarıyla Allah&#39;a inanmak lazımdır.</p>

<p><b>2-</b> <b>Meleklere inanmak:</b> (Meleklere inandım) demek yetmez. Hristiyanlar gibi, (Melekler Allah&#39;ın kızlarıdır) diye inansa k&acirc;fir olur. Demek ki, sadece (Meleklere inanıyorum) demek yetmez. Dinimizin bildirdiği sıfatlarıyla meleklere inanmak lazımdır.</p>

<p><b>3- Kitaplara inanmak: </b>(Kitaplara inandım) demek yetmez. Bozuk kitaplardaki yanlış iman bilgilerine inansa k&acirc;fir olur. O h&acirc;lde dinimizin bildirdiği şekilde kitapların vasıflarına da inanmak lazımdır.</p>

<p><b>4- Peygamberlere inanmak: </b>(Peygamberlere inandım) demek yetmez. Peygamberlere h&acirc;ş&acirc; (Yalancı, cahil kimselerdir) diye inansa k&acirc;fir olur. Demek ki, dinimizin bildirdiği şekilde peygamberlerin vasıflarına da inanmak lazımdır.</p>

<p><b>5- &Acirc;hirete inanmak: </b>(&Acirc;hirete inandım) demek yetmez. (&Acirc;hirette Cennet ve Cehennem diye bir şey yok) veya (Cennet Cehennem var, ama ebed&icirc; değildir) dese k&acirc;fir olur. O h&acirc;lde, &acirc;hiretle ilgili dinimizin bildirdiği her şeye inanmak lazımdır.</p>

<p><b>6- Hayır şer Allah&#39;tandır: </b>(Hayrın ve şerrin Allah&#39;tan olduğuna inandım) demek yetmez. Mesela bir kimse, (Şer, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kt&uuml;r, g&uuml;nahtır. Allah bize k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, g&uuml;nahı zorla işletiyor) diye inansa k&acirc;fir olur. Demek ki, hayra, şerre dinimizin bildirdiği şekilde inanmak lazımdır.</p>

<p>Bu &ouml;rneklerden anlaşıldığı gibi, bu saydıklarımızı kabul etmeden (İmanın altı esasına inandım) dese M&uuml;sl&uuml;man olamaz. <b>Makamat-ı Mazheriyye</b>&rsquo;deki husus, şahane bir bilgidir. Orada, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin hepsine inandım. Beğendim, kabul ettim) deniyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin i&ccedil;inde, imanın altı şartı da vardır. Altı şarta nasıl inanılacağı da vardır. Haramların, hel&acirc;llerin, ibadetlerin hepsi vardır. Yani tek eksik yoktur. Bu şekilde inanan kimse, tam M&uuml;sl&uuml;man olur.</p>

<p><b>Kalble inanmak yeter mi?<br />
Sual:</b> Din kitaplarında, (Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalble inanıp, dille de ikrar etmeye, yani s&ouml;ylemeye, <b>(İman)</b> denir) buyuruluyor. Bir gayrim&uuml;slim, dinimizin bildirdiği gibi inansa, fakat M&uuml;sl&uuml;man olduğu duyulursa, kendisine bir zarar geleceğinden korktuğu i&ccedil;in, imanını gizlese, yani dille ikrar etmese, M&uuml;sl&uuml;man sayılır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette M&uuml;sl&uuml;man sayılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kitaplarda, (S&ouml;ylemeye m&acirc;ni bulunduğu zaman, s&ouml;ylememek affolur) buyuruluyor.</p>

<p>Dille ikrarın faydalarından biri, o kimseye M&uuml;sl&uuml;man muamelesi yapılır, &ouml;l&uuml;nce cenaze namazı kılınır ve M&uuml;sl&uuml;man mezarlığına konur. M&uuml;sl&uuml;manlar ona dua eder. Dille ikrar etmezse, bunlardan mahrum kalır. Onun i&ccedil;in bir m&acirc;ni yoksa, g&ouml;ğs&uuml;m&uuml;z&uuml; gere gere, (Elhamd&uuml;lillah ben M&uuml;sl&uuml;manım) demelidir. Ament&uuml;&rsquo;y&uuml; sonuna kadar okumalıdır.</p>

<p><b>İman; tasdik ve ikrardır</b><br />
<b>Sual:</b> Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında, imanın tarifi yapılırken, (Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalble inanıp, dille de ikrar yani s&ouml;ylemektir) deniyor. Bir gayrim&uuml;slim iman etse, fakat herhangi bir sebeple bunu hi&ccedil; kimseye s&ouml;ylemese, o h&acirc;liyle &ouml;lse, imansız mı &ouml;lm&uuml;ş olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman ettiğini dil ile de s&ouml;ylemeye m&acirc;ni bulunduğu zaman, s&ouml;ylememek affolur. Mesela korkutulunca [zarar g&ouml;rme durumu varsa], hasta, dilsiz veya s&ouml;yleyecek vakit bulamadan &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman, s&ouml;ylemek icap etmez. <b>(İslam Ahlakı)</b></p>

<p>Hanef&icirc; mezhebindeki &acirc;limlerin &ccedil;oğuna g&ouml;re, <b>iman; dille ikrar, kalble tasdiktir</b>. Muhakkik zatlara g&ouml;re, ikrar etmek yani dille de s&ouml;ylemek, d&uuml;nyada İsl&acirc;m ahk&acirc;mının icrası i&ccedil;in şarttır. Bu &acirc;limlere g&ouml;re, imanı kalbiyle tasdik eden kimseden, her ne zaman diliyle s&ouml;ylemesi istenir de, bir m&acirc;ni olmadan s&ouml;ylemezse, bu inat k&uuml;fr&uuml;d&uuml;r ki, kalbindeki tasdiki fayda vermez. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l muhtar)</b></p>

<p>Sualin cevabı ş&ouml;yle oluyor: &Ccedil;evresinden zarar g&ouml;rme veya başka bir mazeretten dolayı M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;ylemeyen kimse, imanla &ouml;lm&uuml;ş olur.</p>

<p><strong>Din, insanı ebedi sa&acirc;dete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r</strong><br />
Din, insanları ebedi sa&acirc;dete g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;sterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu eğri yollara din denmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mdan beri, her bin senede, bir Peygamber v&acirc;sıtası ile, insanlara bir din g&ouml;ndermiştir. Bu Peygamberlere Res&ucirc;l denir. Her asırda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Res&ucirc;llere t&acirc;bi olan bu Peygamberlere de, <strong>Neb&icirc;</strong> denir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n Peygamberler, hep aynı &icirc;m&acirc;nı s&ouml;ylemiş, hepsi &uuml;mmetlerinden aynı şeylere &icirc;m&acirc;n etmeyi istemişlerdir. Fakat dinleri, yani kalb ile, beden ile yapılması ve sakınılması l&acirc;zım olan şeyleri başka başka olduğundan, M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nlıkları da ayrıdır.</p>

<p>İm&acirc;n edip de kendini İsl&acirc;miyetin bildirdiklerine uyduran M&uuml;sl&uuml;mandır. İslamiyetin bildirdiği h&uuml;k&uuml;mleri kendi arzularına, keyiflerine uydurmak isteyen ise, k&acirc;firdir. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dinleri, nefsin arzularını, keyiflerini kırmak ve taşkınlıklarını &ouml;nlemek i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir.</p>

<p>Her din, kendisinden &ouml;nce gelen d&icirc;ni neshetmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her d&icirc;ni değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıy&acirc;mete kadar hi&ccedil; değişmiyecek olan din, Muhammed aleyhissel&acirc;mın d&icirc;nidir. Bug&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, beğendiği din de, İslam d&icirc;nidir. Bu d&icirc;nin bildirdiği farzları yapanlara ve har&acirc;mlardan ka&ccedil;ınanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &acirc;hırette nimetler, iyilikler verecektir. Farzları yapmayanlara ve har&acirc;mlardan ka&ccedil;ınmayanlara, &acirc;hırette cezalar vardır. &Icirc;m&acirc;nı olmayanların farzları kabul olmaz. Farzları yapmayan m&uuml;minlerin, s&uuml;nnetleri kabul olmaz, yani bunlara sevap verilmez. Bunlar Peygamber efendimize t&acirc;bi olmuş olmaz. Bir kimse, b&uuml;t&uuml;n farzları yapıp da, bir farzı &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk ederse, bu borcunu &ouml;demedik&ccedil;e, bu cinsten olan hi&ccedil;bir n&acirc;file ib&acirc;detine ve s&uuml;nnetine sevap verilmez. Peygamber efendimiz, hazret-i Ali&#39;ye hit&acirc;ben;<br />
<strong>(Y&acirc; Ali, insanlar fed&acirc;il, n&acirc;filelerle meşg&ucirc;l oldukları zaman, sen farzları tamamlamaya &ccedil;alış!)</strong> buyurmuştur.</p>

<p>Mubahlar iyi niyetle, g&uuml;zel d&uuml;ş&uuml;ncelerle yapılınca, insan sevap kazanır. K&ouml;t&uuml; niyetlerle yapılırsa veya bunları yapmak, bir farzı vaktinde eda etmeye m&acirc;ni olursa, g&uuml;nah olurlar. Farzlar yapılırken, k&ouml;t&uuml; niyetler karışırsa, bor&ccedil; &ouml;denmiş ise de, sevap kazanılmaz, belki g&uuml;nah da olur.</p>

<p>Har&acirc;m işleyenlerin farzları ve s&uuml;nnetleri sahih olur. Yani bor&ccedil;larını &ouml;demiş olurlar ise de, sevap kazanamazlar. Had&icirc;ka&#39;da;</p>

<p>&ldquo;G&uuml;nahlardan sakınmayan M&uuml;sl&uuml;manların ib&acirc;detleri sah&icirc;h olsa da kabul olmaz&rdquo; buyurulmaktadır...</p>

<p><strong>İmanı, farz ve haramları &ouml;ğrenmek</strong><br />
İman etmek, Muhammed aleyhissel&acirc;ma t&acirc;bi olmaya başlamak, sa&acirc;det kapısından i&ccedil;eri girmek demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Onu, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n insanları saadete davet i&ccedil;in g&ouml;nderdi ve Sebe s&ucirc;resinin 28. &acirc;yetinde me&acirc;len;</p>

<p><strong>(Ey sevgili Peygamberim! Seni, d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n insanlara ebed&icirc; saadeti m&uuml;jdelemek ve bu saadet yolunu g&ouml;stermek i&ccedil;in, beşeriyete g&ouml;nderiyorum)</strong> buyurdu.</p>

<p>Muhammed aleyhissel&acirc;ma uyan bir kimsenin, g&uuml;n ortasında bir par&ccedil;a uyuması, Ona uymaksızın, bir&ccedil;ok geceleri ib&acirc;detle ge&ccedil;irmesinden, kat kat daha kıymetlidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <strong>kayl&ucirc;le</strong> etmek, yani &ouml;ğleden &ouml;nce biraz yatmak &acirc;det-i şer&icirc;fesi idi. Mesela, Onun d&icirc;ni emrettiği i&ccedil;in, bayram g&uuml;n&uuml; oru&ccedil; tutmamak ve yiyip i&ccedil;mek, Onun d&icirc;ninde bulunmayıp senelerce tutulan oru&ccedil;lardan daha kıymetlidir. Onun d&icirc;ninin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zek&acirc;t denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir. Hazret-i &Ouml;mer, bir sabah namazını cem&acirc;at ile kıldıktan sonra, cem&acirc;ate bakıp, bir kimseyi g&ouml;remeyince, nerede olduğunu sordu. Yanındakiler dediler ki:<br />
-Geceleri sabaha kadar ib&acirc;det ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır. Bunun &uuml;zerine hazret-i &Ouml;mer;<br />
-Keşke b&uuml;t&uuml;n gece uyuyup da, sabah namazını cem&acirc;at ile kılsaydı, daha iyi olurdu, buyurdu.</p>

<p>İslamiyetten sapıtmış olanlar, sıkıntı &ccedil;ekip ve m&uuml;c&acirc;hede edip, nefislerini k&ouml;rletiyor ise de, bu d&icirc;ne uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hak&icirc;rdir. Eğer bu &ccedil;alışmalarına &uuml;cret hasıl olursa, d&uuml;nyada birka&ccedil; menfaatten ibaret kalır. H&acirc;lbuki, d&uuml;nyanın hepsinin kıymeti ve ehemmiyeti nedir ki, bunun birka&ccedil;ının itibarı olsun! Bunlar, mesela &ccedil;&ouml;p&ccedil;&uuml;ye benzer ki, &ccedil;&ouml;p&ccedil;&uuml;ler herkesten daha &ccedil;ok &ccedil;alışır ve yorulur. &Uuml;cretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyete t&acirc;bi olanlar ise, lat&icirc;f cev&acirc;hir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan m&uuml;cevherciler gibidir. Bunların işi az, kazan&ccedil;ları pek &ccedil;oktur. Bazen bir saatlik &ccedil;alışmaları, y&uuml;zbinlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyete uygun olan amel, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın makbul&uuml;d&uuml;r, ondan r&acirc;zıdır ve &ccedil;ok beğenir.</p>

<p>O h&acirc;lde, her m&uuml;mine &ouml;nce lazım, birinci farz olan şey, imanı, farzları, haramları &ouml;ğrenmektir. Bunlar &ouml;ğrenilmedik&ccedil;e, M&uuml;sl&uuml;manlık olamaz, iman elde tutulamaz. Hak bor&ccedil;ları ve kul bor&ccedil;ları &ouml;denilemez. Niyet, ahl&acirc;k d&uuml;zeltilemez ve temizlenemez. D&uuml;zg&uuml;n niyet edinilmedik&ccedil;e de, hi&ccedil;bir farz kabul olmaz. Bunun i&ccedil;in herkesin ilmih&acirc;l bilgilerini &ouml;ğrenmesi lazımdır. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte;<br />
<strong>(Bir saat ilim &ouml;ğrenmek veya &ouml;ğretmek, sabaha kadar ib&acirc;det etmekten daha sevaptır)</strong> buyuruldu...</p>

<p><strong>İnanmak, iman etmek kolaydır</strong><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına ve Peygamberleri vasıtası ile bildirdiklerine inanmak, imana gelmek &ccedil;ok kolaydır. Yaratılan b&uuml;t&uuml;n mahluklardaki hesaplı d&uuml;zene bakmak ve bunlardaki incelikleri d&uuml;ş&uuml;nmek, herkese vaciptir. Atomdan g&uuml;neşe kadar b&uuml;t&uuml;n varlıklardaki d&uuml;zen, bunların birbirlerine bağlılıkları, kendiliklerinden tesad&uuml;fen var olmadıklarını, bilgili, hikmetli ve sonsuz kudret sahibi, kuvvetli bir varlık tarafından yaratıldıklarını a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir. Aklı başında olan bir kimse, astronomi, fen, biyoloji ve tıp bilgilerini &ouml;ğrenince, bu varlıkların bir yaratıcısı, bu yaratıcının da her t&uuml;rl&uuml; kusur ve eksiklikten uzak olduğunu ve Muhammed aleyhisselamın Onun Peygamberi, bildirdiklerinin hepsinin de Ondan gelmiş olduğunu hemen anlar ve bu yaratana hemen inanır, iman eder. İnk&acirc;r edenlerin yani imansız olarak &ouml;lenlerin sonsuz Cehennemde kalacaklarını, m&uuml;minlerin de sonsuz olarak Cennet nimetleri i&ccedil;inde yaşayacaklarını &ouml;ğrenince seve seve M&uuml;sl&uuml;man olur. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhametinden, Cennete ve Cehenneme gitmeye sebep olanları bildirmiştir. <strong>Marifetname</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Fen ve astronomi bilgileri, makineler, fabrikalar, akıl, tecr&uuml;be ile hasıl oldukları i&ccedil;in zamanla yenileri bulunmuş, bir&ccedil;ok eski bilgilerin yanlış olduğu anlaşılmıştır. Eski ve yeni, yanlış ve doğru b&uuml;t&uuml;n fen bilgileri, bu &acirc;lemin yoktan var edildiğini, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir yaratıcının varlığına inanmak lazım olduğunu g&ouml;stermektedir.&rdquo;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&uuml;zel isimleri vardır. Bu isimleri de kendi varlığı gibi ezel&icirc;dir. Yani başlangıcı yoktur. Her şeyin yoktan var olduğu gibi, b&uuml;t&uuml;n varlıkların sonradan yok oldukları da g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bu h&acirc;l sonsuzdan b&ouml;yle gelmiş ve b&ouml;yle devam etmiş olamaz. Bunları her şeyi yoktan var eden ve hi&ccedil; yok olmayan bir yaratıcı yaratmıştır. Bu yaratıcı, varlığını bildirmek i&ccedil;in Peygamberler ve kitaplar g&ouml;ndermiştir. Peygamberlerin ve kitapların isimleri, d&uuml;nyanın her yerindeki k&uuml;t&uuml;phanelerde yazılıdır. Meydanda olan şey, ink&acirc;r olunamaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına inanmamak, meydanda olan şeyi ink&acirc;r etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına ve birliğine inanmamak, g&uuml;nl&uuml;k hadiseleri, olayları, kitaptan okuyup inanmamak gibidir. Bu da akıllı bir kimsenin yapacağı bir şey değildir.</p>

<p>Muhammed aleyhisselamın hayatını, g&uuml;zel ahlakını ve mucizelerini okuyup anlayan insaflı bir kimse de, Onun peygamber olduğunu, bildirdiklerinin de doğru olduğunu anlar ve iman eder.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n kullarından ilk yapmalarını istediği emri ve yine kullarından sakınmalarını istediği ilk yasak ettiği emri nedir, hangisidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n kullarına birinci emri, iman etmektir. Birinci yasak ettiği şey de k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;rdır. İman etmek demek de, Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın son Peygamberi olduğuna ve getirdiklerine, bildirdiklerinin hepsine inanmaktır.</p>

<p><strong>İnsanlar, d&ouml;rt kısma ayrılmıştır<br />
Sual: İnsanlar, iman ve ink&acirc;r etme hususunda, hep aynı mıdır yoksa aralarında farklılıklar var mıdır?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;m &acirc;limleri, g&ouml;nderilen Peygamberlere inanıp inanmama konusunda insanları d&ouml;rt kısma ayırmışlardır:<br />
1- Peygambere inanır ve buna uyar. Bunlar d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar, ahirette, doğru Cennete gider. Nefsine uyarak hasıl olan g&uuml;nahları, kalp ile t&ouml;vbe, dil ile istiğfar ederek ve d&uuml;nyada sıkıntılar &ccedil;ekerek, af edilecek, doğru Cennete giderek, nimetler i&ccedil;inde sonsuz yaşayacaktır. Bunlara <strong>Salih kul</strong> denir.</p>

<p>2- Peygambere inanır ve buna uyar. D&uuml;nyada dert, sıkıntı ve hastalık i&ccedil;inde yaşar. Dertlere sabır ve ş&uuml;kreder. Sabırları, derecelerinin, sonsuz nimetlerinin artmasına sebep olur. Bunlar, nefislerine uymaz. Bunlara <strong>Veli, Evliya</strong> denir. B&ouml;yle kimseler azdır.</p>

<p>3- Peygambere inanır. Peygambere değil, nefsine uyar. D&uuml;nyada sıkıntı &ccedil;eker. Bunlar, nefislerine uyarak hasıl olan g&uuml;nahlar kadar Cehennemde kaldıktan sonra, Cennete gireceklerdir. Bunlara <strong>Fasık kul</strong> denir.</p>

<p>4- Peygambere inanmaz. İsl&acirc;miyetin emir ve yasak ettiği şeyleri akıl ile bulup, bunlara ve M&uuml;sl&uuml;manlara uyan kafirler, d&uuml;nyada saadete kavuşur ise de, ahirette faydası olmaz.</p>

<p>&Ccedil;ok habis kimselerin daha &ccedil;ok azmaları i&ccedil;in, işlerinde başarı, kolaylık ve rahatlık da verilir. İsl&acirc;miyetin bir emrini beğenmeyen k&acirc;fir olur. K&acirc;firler, Cennete girmeyecek, Cehennemde sonsuz kalacaklardır.</p>

<p><strong>Sual: İman etmek i&ccedil;in, Peygamber Efendimizin bildirdiklerinin hepsine inanmak mı lazımdır?<br />
Cevap:</strong> Res&ucirc;lullah Efendimizin s&ouml;ylediklerinin, bildirdiklerinin hepsini beğenip kalbin kabul, tasdik etmesine, yani inanmasına <strong>İman</strong> denir. Bu şekilde inanan insanlara, <strong>M&uuml;min</strong> denir. Peygamber Efendimizin s&ouml;zlerinden birine bile inanmamaya veya iyi ve doğru olduğunda ş&uuml;phe etmeye <strong>K&uuml;f&uuml;r</strong> denir. B&ouml;yle inanmayan kimselere de <strong>K&acirc;fir</strong> denir.</p>

<p><strong>İman, herkeste aynı mıdır?<br />
Sual: Peygamberlerin imanı ile diğer insanların imanları hep aynı mıdır, aralarında iman bakımından bir fark var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;<strong>İman;</strong> ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan, Peygamber efendimizden gelen haberlere inanmak ve inandığını s&ouml;ylemek demektir. Her lisan ile s&ouml;ylemenin caiz olduğu, D&uuml;rr-i yekt&acirc;da yazılıdır. İbadetler, imandan değildir. Fakat, imanın kemalini arttırır ve g&uuml;zelleştirirler. İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;fe aleyhirrahme, iman artmaz ve azalmaz, buyuruyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman, kalbin tasdik etmesi, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, &ccedil;oğu olmaz. Azalan ve &ccedil;oğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehim denir. İmanın k&acirc;mil veya noksan olması, ibadetlerin &ccedil;ok ve az olması demektir. İbadet &ccedil;ok olunca, imanın kem&acirc;li &ccedil;ok denir. O h&acirc;lde, m&uuml;minlerin imanları, Peygamberlerin imanları gibi olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunların imanları ibadetler sebebi ile kem&acirc;lin tepesine varmıştır. Diğer m&uuml;minlerin imanları oraya yaklaşamaz. Her ne kadar, her iki iman, iman olmakta ortak iseler de, birincisi, ibadetler vasıtası ile, başka t&uuml;rl&uuml; olmuştur. Sanki aralarında benzerlik yoktur. M&uuml;minlerin hepsi, insan olmakta, Peygamberler ile ortaktır. Fakat, başka kıymetler, &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler bunları y&uuml;ksek derecelere &ccedil;ıkarmıştır. İnsanlıkları, sanki başka t&uuml;rl&uuml; olmuştur. Sanki, m&uuml;şterek olan insanlıktan daha y&uuml;ksek insandırlar. Belki, insan bunlardır, başkaları sanki insan değildir.</p>

<p>İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;fe aleyhirrahme; <strong>(Ben elbette m&uuml;minim) </strong>demelidir, diyor. İm&acirc;m-ı Ş&acirc;fi&icirc; aleyhirrahme ise; <strong>(Ben inş&acirc;allah m&uuml;minim)</strong> demelidir, buyuruyor. Bunun ikisi de doğrudur. İnsan şimdiki imanını s&ouml;ylerken <strong>(Ben elbette m&uuml;minim)</strong> demelidir. Son nefesteki imanını s&ouml;ylerken <strong>(Ben inş&acirc;allah m&uuml;minim)</strong> der. Fakat, burada da, ş&uuml;pheli s&ouml;ylemektense, elbette demek daha iyidir.&rdquo;</p>

<p><strong>İman, bildirilenlere inanmaktır<br />
Sual: Dinin inanılmasını emrettiği şeyleri, deneyerek veya akıl ile araştırarak mı &ouml;ğrenip inanmalı yoksa Peygamberimizin bildirdiği gibi mi inanmalıdır?<br />
Cevap:</strong> Dinin bildirdiği inanılması lazım şeyler i&ccedil;in, tecr&uuml;bi ilimlere danışıp, tecr&uuml;beye uygun ise, inanır, tecr&uuml;be ile ispat edemeyince, inanmaz veya ş&uuml;pheye d&uuml;şerse, o zaman, tecr&uuml;besine inanmış olup, Resulullah efendimize inanmamış olur ki, b&ouml;yle iman, k&acirc;mil, olgun değil, zaten bu iman da olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman par&ccedil;alanamaz, az ve &ccedil;ok olmaz.</p>

<p>Din bilgileri, felsefe ile &ouml;l&ccedil;&uuml;lmeye kalkışılırsa, bu sefer filozofa inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz. Evet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var olduğunu, Muhammed aleyhisselamın, Allahın Peygamberi olduğunu anlamakta, aklın, felsefi ve tecr&uuml;bi ilimlerin yardımı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Fakat, bunların yardımı ile Peygambere inanıldıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin her biri i&ccedil;in akla, felsefeye ve tecr&uuml;bi ilimlere danışmak doğru olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, akıl, tecr&uuml;be ve felsefe yolu ile elde edilen bir&ccedil;ok bilgilerin, zamanla değişmekte, yenileri bulununca, eskilerinin atılmakta olduğunu g&ouml;steren misaller, literat&uuml;rlerde az değildir. O h&acirc;lde iman, Resulullah efendimizin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından, Peygamber olarak, b&uuml;t&uuml;n insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine itimat etmek, g&uuml;venmek ve inanmaktır. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya ş&uuml;phe etmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, ink&acirc;rdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Resulullah efendimize inanmamak veya itimat etmemek, g&uuml;venmemek, Resulullah efendimize yalancı demek olur. Yalancılık kusurdur ve kusuru olan kimse, Peygamber olamaz.</p>

<p>İman demek, Nasslarda, yani, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve icm&acirc; ile ve zaruri olarak bilinen hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilen şeylerin hepsine, inanmak demektir. Burada icm&acirc; demek, Esh&acirc;b-ı kiramın s&ouml;z birliği demektir. Bir şeyi, Esh&acirc;b-ı kiram, s&ouml;z birliği ile bildirmedi ise, T&acirc;biinin s&ouml;z birliği bu şey i&ccedil;in icm&acirc; olur. T&acirc;biin de bu şeyi s&ouml;z birliği ile bildirmedi ise, Tebe-i t&acirc;biinin s&ouml;z birliği ile bildirmeleri, bu şey i&ccedil;in icm&acirc; olur.</p>

<p>İman; Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş, Resul&uuml; tasdik etmiş olmaz.</p>

<p><b>Sual: Bir kimse, &ccedil;ok zan etmekle iman etmiş olur mu yoksa inanılacak şeyleri iyi bilmesi mi gerekir?</b><br />
<strong>Cevap:</strong> İbadetler, fazla zan edilmekle, doğru olur. İman, itikat ise, &ccedil;ok zan ile doğru olmaz, iyi bilinmekle doğru olur.</p>

<p align="left"><strong>İnsanlar yaratılışta din hissine sahiptir<br />
Sual: Hangi milletten olursa olsun, inansın veya ink&acirc;r etsin, her insanda inanma duygusu, din hissi var mıdır?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;miyetin meydana &ccedil;ıktığı Arabistan yarımadasında, putlara, heykellere tapılıyordu. Fikirler, &ccedil;ok tanrının varlığına saplanmış idi. Din-i isl&acirc;m bunun i&ccedil;in, şirkin k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &uuml;zerinde &ccedil;ok durmuştur ve bunun i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man olmak, Kelime-i tevhid ile başlamıştır. İnsanlar yaratılışta din hissine maliktir, sahiptir. Bunun i&ccedil;in, Allaha inanmayan kimse, ruh hastası, psikopat demektir. B&ouml;yle kusurlu insanlar, b&uuml;y&uuml;k manevi bir destekten mahrum olup, pek acınacak bir h&acirc;ldedirler. Avrupa fikir adamlarından birinin; &ldquo;Dindarlık b&uuml;y&uuml;k bir saadettir. Fakat ben bu saadete kavuşamadım&rdquo; dediği gibi, bizdeki dinde reformculardan Tevfik Fikret de, T&acirc;r&icirc;h-i Kad&icirc;m adını verdiği manzum bir eserinde, M&uuml;sl&uuml;manlık ile ve iman sahibi olmakla alay ettiği h&acirc;lde, şairlik ruhundan fışkıran ve &ouml;n&uuml; alınamayan şu şiirinde imanlı olmak ihtiyacını da bildirmiştir:<br />
Bu yalnızlık, bu bir gurbet ki, benzer gurbet-i kabre,<br />
İnanmak! İşte &acirc;ğ&ucirc;ş-i r&ucirc;h&acirc;n&icirc;, o gurbette.</p>

<p align="left"><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man iken aklını kaybeden bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;manlığı devam etmekte midir?<br />
Cevap:</strong> İman, ibadetler ve amellerde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarından g&uuml;c&uuml; yetmediği şeyleri istememiştir. Bunun i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man iken deli olan, gafil olan, uyuyan, &ouml;len kimse, bu halinde tasdik etmekte değil ise de, M&uuml;sl&uuml;manlıkları devam etmektedir.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, nefsin de iman etme şartı var mıdır?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, nefsin de iman etmesi lazım değildir. Nefsinden kalbine k&uuml;fre sebep olan şeyler gelen kimse, bunları s&ouml;ylemese, imanının kuvvetine alamet olur.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><b>Sual: Şii fırkasını Yahudilerin, Vehhabi fırkasını İngilizler kurduğu bildirilmiştir. Esh&acirc;b-ı kirama ve ehl-i s&uuml;nnete d&uuml;şman olan bu fırkaların ahirette kurtulma ihtimalleri var mıdır?</b></p>

<p><b>Cevap:</b> Bug&uuml;n, yer y&uuml;z&uuml;nde bulunan M&uuml;sl&uuml;manlar &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılmıştır. Birinci fırka, Esh&acirc;b-ı kiramın yolunda olan, hakiki M&uuml;sl&uuml;manlardır. Bunlara <b>(Ehl-i s&uuml;nnet) </b>ve <b>(S&uuml;nn&icirc;) </b>ve <b>(Fırka-i n&acirc;ciyye)</b>, Cehennemden kurtulan fırka denir. İkinci fırka, Esh&acirc;b-ı kirama d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Şii) </b>veya <b>(Fırka-i d&acirc;lle) </b>sapık fırka denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, S&uuml;nnilere ve Şiilere d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Vehhabi) </b>ve <b>(Necd&icirc;) </b>denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, ilk olarak Arabistan&rsquo;ın Necd şehrinde meydana &ccedil;ıkmıştır. Bunlara <b>(Fırka-i mel&rsquo;&ucirc;ne) </b>de denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunların M&uuml;sl&uuml;manlara m&uuml;şrik dedikleri <b>(Kıy&acirc;met ve &Acirc;hıret) </b>ve <b>(Se&rsquo;&acirc;det-i Ebediyye) </b>kitaplarında yazılıdır. M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyene Peygamberimiz lanet etmiştir. Şii fırkasını Yahudiler, Vehhabi fırkasını İngilizler kurdu. Ehl-i s&uuml;nnet fırkasını T&uuml;rkler korudu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok <b>(L&acirc; il&acirc;he illallah)</b> ve kalbini tasfiye i&ccedil;in <b>(Estağfurullah) </b>okumalıdır. Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uyanın duası muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, a&ccedil;ık kadınlara bakanın ve haram yiyip i&ccedil;enin, ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uymadığı anlaşılır. Bunların duaları kabul olmaz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=10" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 10)</a></p>

<p><b>İslamın beş şartından en &uuml;st&uuml;n&uuml;</b></p>

<p><b>Sual:</b> <b>İslamın beş şartından en &uuml;st&uuml;n&uuml; hangisidir?</b> <b>İslamın bu beş şartından birini kabul etmeyen, yahut alay eden, saygı g&ouml;stermeyen k&acirc;fir mi olur?</b></p>

<p><b>Cevap: </b>İslamın beş şartından en &uuml;st&uuml;n&uuml;, <b>(Kelime-i şehadet) </b>s&ouml;ylemek ve manasına inanmaktır. Bundan sonra &uuml;st&uuml;n&uuml;, namaz kılmaktır. Daha sonra, oru&ccedil; tutmak, daha sonra, hac etmektir. En sonra, zek&acirc;t vermektir. Kelime-i şehadetin en &uuml;st&uuml;n olduğu, s&ouml;zbirliği ile bellidir. Geri kalan d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;k sırasında, &acirc;limlerin &ccedil;oğunun s&ouml;z&uuml;, yukarıda bildirdiğimiz gibidir. Kelime-i şehadet, M&uuml;sl&uuml;manlığın başlangıcında ve ilk olarak farz oldu. Beş vakit namaz, bisetin onikinci senesinde ve hicretten bir sene ve birka&ccedil; ay &ouml;nce mirac gecesinde farz oldu. Ramazan-ı şerif orucu, hicretin ikinci senesinde, Şaban ayında farz oldu. Zek&acirc;t vermek, orucun farz olduğu sene, Ramazan ayı i&ccedil;inde farz oldu. Hac ise, hicretin dokuzuncu senesinde farz oldu.</p>

<p>Bir kimse, İslamın bu beş şartından birini ink&acirc;r ederse, yani inanmaz, kabul etmezse, yahut alay eder, saygı g&ouml;stermezse, neuzibillah, k&acirc;fir olur. Bunlar gibi, helal ve haram olduğu, a&ccedil;ık olarak ve s&ouml;zbirliği ile bildirilmiş olan başka şeylerden birini de kabul etmeyen, yani helale haram diyen veya harama helal diyen de k&acirc;fir olur. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=17" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n s. 17)</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=226]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:32:36 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İman ve İslam farklı mıdır?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, imanı ve İslam&rsquo;ı nasıl tarif etmiştir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, Peygamber efendimizin bildirdiği tarifi aynen aktarıyor. İman, <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;de bildirilen altı esasa inanmaktır. Ament&uuml; olarak bildirilen hadis-i şerifin meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İman; Allah&rsquo;a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret g&uuml;n&uuml;ne, </b>[yani Kıyamete, Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana],<b> kadere, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna, &ouml;l&uuml;me, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve benim Onun kulu ve resul&uuml; olduğuma şehadet etmektir.)</b> [Buhari, M&uuml;slim, Nesai]<br />
<br />
Meşhur Cibril hadisi de, imanın ve İslam&rsquo;ın şartlarını a&ccedil;ıklıyor:<br />
<br />
Hazret-i &Ouml;mer anlatır:<br />
Bir g&uuml;n, Resulullahın yanında oturuyorduk. Tanımadığımız bir adam gelip sordu:<br />
- İslam ne demektir ya Resulallah?<br />
<b>- Kelime-i şehadet s&ouml;ylemek, her g&uuml;n beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oru&ccedil; tutmak, zekat vermek ve g&uuml;c&uuml; yeterse Hacca gitmek.</b><br />
<br />
- Doğru s&ouml;yledin. İman ne demektir? [Biz bu kimsenin hem sorup hem de doğru diye tasdik etmesine hayret ettik.]<br />
<b>- İman, Allah&rsquo;a ve Meleklere ve Kitaplara ve Peygamberlere ve kıyamet g&uuml;n&uuml;ne ve hayrın şerrin, Allah&rsquo;ın takdiri ile olduğuna inanmaktır.</b><br />
<br />
- Doğru s&ouml;yledin. İhsan ne demektir?<br />
<b>- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, Onu g&ouml;r&uuml;r gibi ibadet etmendir. Sen Onu g&ouml;rm&uuml;yor isen de, O seni hep g&ouml;rmektedir.</b><br />
<br />
- Kıyamet g&uuml;n&uuml; ne zaman olacaktır?<br />
<b>- Bunu, kendisinden sorulan, sorandan daha iyi bilmez.</b><br />
<br />
Kıyametin alametlerini sordu. Resulullah da bildirdi. O kimse gittikten sonra, Resulullah bize d&ouml;nerek, <b>(Bunları sorup giden, Cebrail aleyhisselam idi. Size dininizi bildirmek i&ccedil;in gelmişti)</b> buyurdu. (M&uuml;slim, Nesai, Ebu Davud, Tirmizi)<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Bazısı hayrın anahtarı, şerrin kilididir. Bazısı da, şerrin anahtarı, hayrın kilididir. Allah&rsquo;ın hayrın anahtarını verdiği kimselere m&uuml;jdeler olsun, şerrin anahtarlarını verdiği kimselere de yazıklar olsun.)</b> [İbni Mace, Ebu Davud, Taberani, İbni Hibban]<br />
<br />
Bu hadis-i şerif de g&ouml;steriyor ki, hayır da şer de Allah&rsquo;tandır. Şu &acirc;yet-i kerime de, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğunu bildirmektedir:<br />
<b>(Eğer Allah insanlara, hayrı &ccedil;ar&ccedil;abuk istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette&nbsp;onların hepsi helak&nbsp;olurdu. Fakat bize kavuşmayı ummayanları </b>[ahireti, dirilmeyi ink&acirc;r edenleri]<b> biz, azgınlıkları i&ccedil;inde bocalar bir halde bırakırız.) </b>[Yunus 11]<br />
<br />
Hayrı da şerri de yaratan Allah&rsquo;tır. Kul hayır veya şer ister, Allah da kabul ederse kul irade-i c&uuml;ziyyesi ile onu işler. Allah izin vermezse, kul hayrı da, şerri de işleyemez. Onun i&ccedil;in Peygamberimiz, <b>(Hayır da, şer de Allah&rsquo;tandır)</b> buyurmuştur. Yoksa kimseye zorla hayır veya şer işletmez. &Ouml;yle olsa, şer işleyen kimse, &ldquo;falancaya hayır işlettin bana niye şer işlettin&rdquo; der. Cebriye fırkası, hayrı da şerri de Allah zorla işletir der, Mutezile ise, hayra da şerre de Allah karışmaz, ikisini de kul yaratır der. Bunun ikisi de yanlıştır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> İman-İslam, M&uuml;min-M&uuml;sl&uuml;man aynı mıdır, ayrı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman, s&ouml;zl&uuml;kte, bir kimseyi tam doğru s&ouml;zl&uuml; bilmek, ona inanmak, korkusuz olmak demektir. İslam ise, teslim olmak ve kurtulmak demektir. Istılahta yani deyim olarak farklıdır.<br />
<br />
İman, Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı esasa inanmak ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek, beğenmek ve inandığını dil ile de s&ouml;ylemek demektir.<br />
<br />
Dinimizdeki h&uuml;k&uuml;mlerin tamamına İman ve İslam denir. Hepsi kısaltılarak, Ament&uuml;&rsquo;de altı madde haline getirilmiştir. Ament&uuml;&rsquo;de bildirilenlere inanana M&uuml;min veya M&uuml;sl&uuml;man denir. İman ve İslam birdir.<br />
<br />
İman sadece inanmak, İslam da uygulamak olsa idi, İslam&rsquo;ın şartı beş değil d&ouml;rt olurdu. Birinci şart kelime-i şehadet getirmek yani inanmak, &ouml;tekiler ise ameldir. Hepsine birden İslam&rsquo;ın şartı deniyor. İman edip de diğer d&ouml;rt şartı da yapana M&uuml;sl&uuml;man deniyor.<br />
<br />
Amel edilecek, yani kalb ile ve beden ile yapılacak ve sakınılacak şeylere, İslamiyet denir. İman, kalb ile olur. İslam, kalb ve lisan ile birlikte olur. İman kalbe mahsustur. İslam ise, kalbin, lisanın ve bedenin umumuna şamildir. Kalbdeki iman ile kalbdeki İslam birbirlerinin aynıdır.<br />
<br />
İman, muma benzer, Ahkam-ı İslamiye mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet&rsquo;tir. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca, iman da yoktur.<br />
<br />
İman eden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine teslim olur, yani M&uuml;sl&uuml;man olur. Kısacası, her m&uuml;min M&uuml;sl&uuml;mandır; her M&uuml;sl&uuml;man, m&uuml;mindir. İman ve amel bilgilerine İslamiyet denir.<br />
<br />
<b>İman ve İslam<br />
Sual: </b>Hucurat suresinde, <b>(Bedeviler, &ldquo;İnandık&rdquo; dediler. De ki: Siz iman etmediniz; fakat &ldquo;İslam olduk&rdquo; deyin)</b> deniyor. İmanla İslam, yani M&uuml;sl&uuml;manla m&uuml;min farklı mı da b&ouml;yle bildiriliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kelime olarak farklıysa da, mana olarak farklı değildir. İslam olmak, terim olarak değil de, kelime anlamı itibariyle, teslim olmak, boyun eğmek, anlaşmayı kabul etmek demektir. İslam kelimesinin manası bilinirse mesele kalmaz. Bu &acirc;yet-i kerimede, ganimet hevesiyle M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nen bazı Bedeviler, sadaka almak i&ccedil;in, <b>(Biz iman ettik) </b>dedikleri zaman, onlara, <b>(Hayır, siz iman etmediniz, kalben tasdik etmediniz, kılı&ccedil; korkusundan ve İslam nimetinden faydalanmak i&ccedil;in M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nd&uuml;n&uuml;z. İman ettik demeyin, biz size teslim olduk, boyun eğdik deyin)</b> denmiştir.<br />
<br />
Tefsir kitaplarında bildiriliyor ki:<br />
&Acirc;yet-i kerime, Esed bin Huzeyme oğullarından, bedevi olan Araplar hakkında inmiştir. Bunlar, Resulullahın huzuruna bir kıtlık yılında gelmiş ve zahiren kelime-i şehadet getirmişti; ancak inanmış değillerdi. Medine yollarını pisliklerle berbat etmiş, fiyatların y&uuml;kselmesine sebep olmuşlardı. Resulullaha, (Biz sana y&uuml;klerimizle, ailelerimizle birlikte geldik. Başkaları seninle &ccedil;arpıştığı gibi, biz de seninle savaşmadık. Bunun i&ccedil;in bize zek&acirc;t mallarından bir şeyler ver) demeye ve Peygamber efendimize minnet etmeye başlamışlardı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, onlar hakkında bu &acirc;yet-i kerimeyi indirdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, <b>(Fakat teslim olduk deyin)</b> buyurması, (&Ouml;ld&uuml;r&uuml;lmek ve &ccedil;oluk &ccedil;ocuğumuz esir alınmak korkusuyla teslimiyet g&ouml;sterdik deyin) demektir. İşte bu, m&uuml;nafıkların vasfıdır; &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar kalble tasdik etmeden, inanmış g&ouml;r&uuml;nmekle, &ouml;l&uuml;m ve esaretten kurtuldular. İmanın ger&ccedil;eğiyse, kalble tasdiktir. M&uuml;sl&uuml;man olduk demek, Peygamberin getirdiklerini zahiren kabul etmektir. Bu da ancak, d&uuml;nyada kişinin kanını d&ouml;k&uuml;lmekten kurtarır. <b>(Kurtubi)</b><br />
<br />
<b>Sual: </b>Hristiyanlarla iman birliğimiz var diyen bir yazar, şunları yazıyor:<br />
&ldquo;Bir Alman M&uuml;sl&uuml;man bana, <b>(Sizler hep İslam&rsquo;ı anlatıyorsunuz. Halbuki insanların ihtiyacı İslam&rsquo;a değil, imanadır)</b> dedi. Bir hoca da vaazında, <b>(Yery&uuml;z&uuml; bir kitaptır. Bitkiler, varlıklar da bu kitabın harfleridir, satırlarıdırlar. Bu kitabı iyi okuyan imanı &ouml;ğrenir. K&acirc;inatın bir yaratıcısı olduğunu anlar. Bitkiler &ccedil;amur yer bize meyve verir. Hayvanlar ot yer, bize et verir, s&uuml;t verir. Bunların bir yaratıcısı oluğunu d&uuml;ş&uuml;nmek imandır)</b> dedi. Bu hoca gibi kimse imanı anlatmıyor, herkes, imanı değil hep İslam&rsquo;ı anlatıyor. Kaybımız da buradan oluyor.&rdquo;<br />
Şimdi soruyorum: İslam&rsquo;ı anlatmak kayıp mıdır? İnsanların İslam&rsquo;a ihtiyacı yok demek k&uuml;f&uuml;r değil midir? İman İslam&rsquo;dan farklı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sadece Allah&rsquo;ın varlığını anlatmak iman değildir. Bir Yahudi de, bir Hristiyan da Allah&rsquo;ın varlığına inanır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&acirc;inattaki her şey, b&uuml;t&uuml;n fen ilimleri, Allah&rsquo;ın varlığını g&ouml;stermektedir. İnsan aklı ile bir yaratıcının olduğunu bilebilir. Ama Allah&rsquo;a nasıl iman edileceğini, nasıl ibadet edileceğini bilemez. Bunun i&ccedil;in İslamsız iman olmaz. İman <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;de bildirilmiştir. Ament&uuml;&rsquo;deki altı esastan biri eksik olursa o iman olmaz. Sadece k&acirc;inat kitabını okumakla iman edilmiş olmaz. İmanın altı esasını anlatmak da yetmez. Elde edilen iman muhafaza edilmezse imanı anlatmanın ne &ouml;nemi var?<br />
<br />
İmanı muhafaza edebilmek i&ccedil;in iki şey lazımdır:<br />
<b>1-</b> Doğru imana yani Ehl-i s&uuml;nnet itikadına sahip olmak.<br />
<b>2-</b> Salih amellere sarılmak.<br />
<br />
İman, muma benzer, ibadetler mum etrafındaki fener gibidir. Mum ile birlikte fener de, İslamiyet&rsquo;tir. Olmazsa fener, mum &ccedil;abuk s&ouml;ner. İmansız İslam olmaz, İslam olmayınca, iman da yoktur. Bunun i&ccedil;in Kur&rsquo;an-ı kerimde, <b>(İman edip salih amel işleyenler)</b> ifadeleri ge&ccedil;mektedir. Demek ki imanı muhafaza edebilmek i&ccedil;in, salih ibadetlere sarılmak şarttır. Bunun i&ccedil;in de fıkhı iyi bilmek gerekir. Bilmeden yapılan ibadet boşa gider, hem de iman muhafaza edilemez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Dinin temel direği, fıkıh bilgisidir.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah indinde en &uuml;st&uuml;n kimse fakihtir.) </b>[M.Z&uuml;hdiyye] (Fakih = fıkhı bilen)<br />
<br />
<b>(İbadetlerin en kıymetlisi fıkhı &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir.)</b> [İbni Abdilberr]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limlerin en hayırlısı fakihlerdir.)</b> [İ.Maverdi]<br />
<br />
<b>(Fıkhı bilmeden ibadet eden, gece karanlıkta bina yapıp, g&uuml;nd&uuml;z yıkana benzer.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
Resulullah efendimiz fıkhı b&ouml;yle &ouml;verken, <b>fakih </b>i&ccedil;in, Allah indinde en &uuml;st&uuml;n kimse ve <b>fıkıh</b> i&ccedil;in de, en kıymetli ibadet buyururken, fıkha ihtiyacımız yok diye fıkhı k&ouml;t&uuml;lemek elbette k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
İmam-ı a&rsquo;zam hazretleri fıkıh i&ccedil;in <b>(lehine ve aleyhine olanı bilmektir)</b> diyor. K&acirc;rını zararını bilmeden iş yapana deli denir. Dinde de k&acirc;rını zararını bilmemek felakettir. Fıkıh bilmeden ibadet yapılamaz, iman da korunamaz. Allah&rsquo;ın varlığını ispata &ccedil;alışmakla da iman kurtarılmaz. K&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; s&ouml;z ve hareketleri bilmeyen her zaman k&uuml;fre d&uuml;şer. Mesela Allah d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r demek veya İslamiyet bir d&uuml;ş&uuml;nce sistemidir demek, ilahi şuur demek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(İman edip salih amel işleyenler hari&ccedil; herkes zarardadır)</b> buyurdu. (Asr suresi)<br />
<br />
Bir dinsiz de, k&acirc;inata bakarak bir yaratıcıyı kabul edebilir. Onun i&ccedil;in sadece Allah&rsquo;ın varlığını kabul etmek iman olmaz. İman kalb ile olur. İslam kalb ve dil ile birlikte olur. İman kalbe mahsustur. İslam ise, kalbin, dilin ve bedenin hepsine mahsustur. İman, altı şeyi &ouml;ğrenip, bunlara inanmak demektir. İman eden, dinin emirlerine uyarak M&uuml;sl&uuml;man olur. Cennete girme şartı m&uuml;sl&uuml;man olmaktır. İslam&rsquo;ı bilmek ve uymak şarttır. Bir &acirc;yette, <b>(Allah indinde hak din ancak İslam&rsquo;dır)</b> buyuruluyor. Yoksa İslamiyet niye geldi? H&acirc;ş&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; İslam&rsquo;ı l&uuml;zumsuz yere mi g&ouml;nderdi?<br />
<br />
<b>Sual: </b>İmanın şartlarıyla İslam&rsquo;ın şartları farklı olduğuna g&ouml;re, imanla İslam farklı değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, farklı değildir. &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; y&uuml;zlerce hak din g&ouml;nderdi. Hepsinin imanı m&uuml;şterek idi. İmanda ayrılık olmaz. B&uuml;t&uuml;n dinlerde imanın şartları, Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n esasları aynı idi. Şimdi, yediye &ccedil;ıkaranlar, beşe indirenler varsa da kıymetsizdir. Kalble, bedenle yapılması ve sakınılması lazım olan şeyleri farklı olduğundan, her dinin M&uuml;sl&uuml;manlıkları da ayrıdır. Mesela &acirc;hir zaman Peygamberinin bildirdiği İslamiyet&rsquo;te, İslam&rsquo;ın şartı beş iken, diğer dinlerde farklı idi. Daha az veya daha &ccedil;oktu. Mesela Musevilikte, İsevilikte hacca gitmek şartı yoktu. Namaz vakitleri ve rek&acirc;t sayıları değişikti. Ama imanın şartında değişiklik yoktu, &ccedil;&uuml;nk&uuml; iman edilecek hususlar zamanla değişmez. İman, muma benzer. Dinin emir ve yasakları, mum etrafındaki fener gibidir. Mumla birlikte fener de, İslamiyet&rsquo;tir. İmansız, İslam olamaz. İslam olmayınca, iman da yoktur.<br />
<br />
<b>M&uuml;min ve M&uuml;sl&uuml;man<br />
Sual: </b>Kur&rsquo;anda bir &acirc;yette, <b>(M&uuml;sl&uuml;man olarak can verin)</b> dendiği halde, başka bir &acirc;yette ise, <b>(M&uuml;minler kardeştir)</b> deniyor. Bu, m&uuml;minle M&uuml;sl&uuml;manın farklı olduğunu g&ouml;sterir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&ouml;stermez. İslam &acirc;limleri, <b>(Her m&uuml;min M&uuml;sl&uuml;mandır, her M&uuml;sl&uuml;man m&uuml;mindir)</b> buyuruyor. Kelime olarak m&uuml;min, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. M&uuml;sl&uuml;man da, İslam&rsquo;ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam&rsquo;ın beş şartına inanmazsa o kimse m&uuml;min de, M&uuml;sl&uuml;man da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam&rsquo;ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, m&uuml;min de, M&uuml;sl&uuml;man da olmaz.<br />
<br />
İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde, <b>(M&uuml;sl&uuml;man olarak can verin) </b>mealindeki &acirc;yet-i kerimenin, (M&uuml;minler olarak can verin) demek olduğunu bildiriyor. <b>(M&uuml;minler kardeştir)</b> mealinde &acirc;yet-i kerimenin tefsirinde ise, (M&uuml;sl&uuml;manlar kardeştir) anlamına da geldiğini bildiriyor. Peygamber efendimiz de bu &acirc;yet-i kerimeleri, aynı şekilde a&ccedil;ıklamıştır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birka&ccedil;ı ş&ouml;yledir:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;manlar kardeştir. Takva hari&ccedil;, biri &ouml;tekinden &uuml;st&uuml;n değildir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man M&uuml;sl&uuml;manın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder.) </b>[Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man M&uuml;sl&uuml;manın kardeşidir. Kardeşine sattığı malın kusurunu gizlemesi hel&acirc;l olmaz.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man kardeşini evinde ziyaret edip, yemeğinden yiyen, yemek yedirenden daha fazla sevab kazanır.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man kardeşine &uuml;&ccedil; g&uuml;nden fazla dargın durmak hel&acirc;l değildir.) </b>[Ahmed]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man kardeşinin bir ihtiyacını gideren, hac ve umre sevabı kazanır.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>İslamiyet teslimiyettir<br />
Sual:</b> İslamiyet&rsquo;in kelime manası nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslamiyet, sulh ve s&uuml;k&ucirc;n i&ccedil;inde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tam bir teslimiyet demektir. Teslimiyeti tam olmayanlar başarısız olur. Kalıbıyla, kalbiyle, diliyle teslim olmayan hakiki M&uuml;sl&uuml;man olamaz.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><b>Sual: Şii fırkasını Yahudilerin, Vehhabi fırkasını İngilizler kurduğu bildirilmiştir. Esh&acirc;b-ı kirama ve ehl-i s&uuml;nnete d&uuml;şman olan bu fırkaların ahirette kurtulma ihtimalleri var mıdır?</b></p>

<p><b>Cevap:</b> Bug&uuml;n, yer y&uuml;z&uuml;nde bulunan M&uuml;sl&uuml;manlar &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılmıştır. Birinci fırka, Esh&acirc;b-ı kiramın yolunda olan, hakiki M&uuml;sl&uuml;manlardır. Bunlara <b>(Ehl-i s&uuml;nnet) </b>ve <b>(S&uuml;nn&icirc;) </b>ve <b>(Fırka-i n&acirc;ciyye)</b>, Cehennemden kurtulan fırka denir. İkinci fırka, Esh&acirc;b-ı kirama d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Şii) </b>veya <b>(Fırka-i d&acirc;lle) </b>sapık fırka denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, S&uuml;nnilere ve Şiilere d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Vehhabi) </b>ve <b>(Necd&icirc;) </b>denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, ilk olarak Arabistan&rsquo;ın Necd şehrinde meydana &ccedil;ıkmıştır. Bunlara <b>(Fırka-i mel&rsquo;&ucirc;ne) </b>de denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunların M&uuml;sl&uuml;manlara m&uuml;şrik dedikleri <b>(Kıy&acirc;met ve &Acirc;hıret) </b>ve <b>(Se&rsquo;&acirc;det-i Ebediyye) </b>kitaplarında yazılıdır. M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyene Peygamberimiz lanet etmiştir. Şii fırkasını Yahudiler, Vehhabi fırkasını İngilizler kurdu. Ehl-i s&uuml;nnet fırkasını T&uuml;rkler korudu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok <b>(L&acirc; il&acirc;he illallah)</b> ve kalbini tasfiye i&ccedil;in <b>(Estağfurullah) </b>okumalıdır. Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uyanın duası muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, a&ccedil;ık kadınlara bakanın ve haram yiyip i&ccedil;enin, ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uymadığı anlaşılır. Bunların duaları kabul olmaz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=10" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 10)</a></p>

<p><b>İslamın beş şartından en &uuml;st&uuml;n&uuml;</b></p>

<p><b>Sual:</b> <b>İslamın beş şartından en &uuml;st&uuml;n&uuml; hangisidir?</b> <b>İslamın bu beş şartından birini kabul etmeyen, yahut alay eden, saygı g&ouml;stermeyen k&acirc;fir mi olur?</b></p>

<p><b>Cevap: </b>İslamın beş şartından en &uuml;st&uuml;n&uuml;, <b>(Kelime-i şehadet) </b>s&ouml;ylemek ve manasına inanmaktır. Bundan sonra &uuml;st&uuml;n&uuml;, namaz kılmaktır. Daha sonra, oru&ccedil; tutmak, daha sonra, hac etmektir. En sonra, zek&acirc;t vermektir. Kelime-i şehadetin en &uuml;st&uuml;n olduğu, s&ouml;zbirliği ile bellidir. Geri kalan d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;k sırasında, &acirc;limlerin &ccedil;oğunun s&ouml;z&uuml;, yukarıda bildirdiğimiz gibidir. Kelime-i şehadet, M&uuml;sl&uuml;manlığın başlangıcında ve ilk olarak farz oldu. Beş vakit namaz, bisetin onikinci senesinde ve hicretten bir sene ve birka&ccedil; ay &ouml;nce mirac gecesinde farz oldu. Ramazan-ı şerif orucu, hicretin ikinci senesinde, Şaban ayında farz oldu. Zek&acirc;t vermek, orucun farz olduğu sene, Ramazan ayı i&ccedil;inde farz oldu. Hac ise, hicretin dokuzuncu senesinde farz oldu.</p>

<p>Bir kimse, İslamın bu beş şartından birini ink&acirc;r ederse, yani inanmaz, kabul etmezse, yahut alay eder, saygı g&ouml;stermezse, neuzibillah, k&acirc;fir olur. Bunlar gibi, helal ve haram olduğu, a&ccedil;ık olarak ve s&ouml;zbirliği ile bildirilmiş olan başka şeylerden birini de kabul etmeyen, yani helale haram diyen veya harama helal diyen de k&acirc;fir olur. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=17" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n s. 17)</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=342]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 22:39:46 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Akıl büyük nimettir]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>B&uuml;y&uuml;k bir nimet olan akıl ile ger&ccedil;ekleri g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;n olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Selim olan akıl ile ger&ccedil;ekler g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Selim olan akıl ise ancak Peygamberlerde bulunur. Selim olmayan kendi aklımıza uyarsak doğruyu bulmak &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;, hatta imkansızdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her gruptaki insan, &ldquo;Bu grup doğru yolda&rdquo; diyerek ona girmiştir. Bu işte, selim olmayan akıl &ouml;l&ccedil;&uuml; olmaz. &Ouml;l&ccedil;&uuml; olsaydı, bu kadar grup meydana &ccedil;ıkmazdı. Bu gruplara girenler de, aklına g&ouml;re bu grupları tercih etmişlerdir. Akla uyulduğu i&ccedil;in sayısız grup, sayısız hizip meydana &ccedil;ıkmıştır. Hatta akla uyulduğu i&ccedil;in, beşeri dinler uydurulmuştur. Akla uyulduğu i&ccedil;in, bu &uuml;mmetin arasından da 72 sapık fırkanın &ccedil;ıkacağını Resulullah efendimiz haber vermiştir. &ldquo;Hangi grup &ccedil;oğunlukta ise doğru odur&rdquo; mantığı ile hareket edilirse, yine doğruyu bulmak m&uuml;mk&uuml;n olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(İnsanların &ccedil;oğuna uyan sapıtır)</b> buyuruyor. (Enam 116)<br />
<br />
Bu girişten sonra sanki doğruyu bulmak zor zannedilebilir. Hi&ccedil; de zor değildir. Cenab-ı Hak, anlaşamadığımız bir işte, &acirc;limlere uymamızı, &acirc;lim olanların da, Kur&#39;an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uymalarını emrediyor. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını okuyanlar, doğruyu bulur. Doğru olan bir taife her zaman bulunur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Her devirde doğru yolda olan bir taife bulunur. Bunlara, hi&ccedil; kimse zarar veremez.) </b>[Mişkat]<br />
<br />
Kitap&ccedil;ılarda bulunan İslam kitapları arasında bozuk olanları &ccedil;ok ise de, doğru olanları da vardır. Bu doğru kitaplar hi&ccedil;bir zaman yok olmaz. Bunların koruyucusu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<br />
<br />
Dinimiz ilme ve &acirc;lime b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem verir. Bize ilmi bildiren &acirc;limlerdir. Hadis-i şerifte, <b>(&Acirc;limler, Peygamberlerin v&acirc;risleridir)</b> buyuruldu. Peygamberlerin v&acirc;risleri olan &acirc;limlere dil uzatan, onları &acirc;lim oldukları i&ccedil;in k&ouml;t&uuml;leyen kimsenin imanı gider. Bir de İslam &acirc;limi sanılan ve dinimizi i&ccedil;ten yıkmaya &ccedil;alışan dinde reformcular vardır. Bunların ihanetlerini bildirmek, k&ouml;t&uuml;lemek olmaz. Dinin emrine uymak olur. K&ouml;t&uuml;ye k&ouml;t&uuml;, kirliye pis demek yanlış değildir. Temize pis demek k&ouml;t&uuml;lemek olur. K&ouml;t&uuml;lerin k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklamak, M&uuml;sl&uuml;manları, onların zararından korumaya &ccedil;alışmak farzdır. O halde b&uuml;t&uuml;n insanları bunların zararından korumaya &ccedil;alışmalıdır. İslamiyet&rsquo;i yanlış anlatan k&ouml;t&uuml; din adamları, b&uuml;y&uuml;k vebal altındadır. İnsanların &ccedil;ektikleri sıkıntıların sebebi k&ouml;t&uuml; din adamlarıdır.<br />
<br />
K&ouml;t&uuml; din adamları i&ccedil;in, (Bu kimselerin hi&ccedil; iyi tarafı yok mudur?) denilmesi doğru değildir. Cenab-ı Hak, imansızların yol, k&ouml;pr&uuml;, cami, yaptırmak gibi hi&ccedil;bir ameline sevap vermiyor, Cehenneme atıyor. B&ouml;yle k&ouml;t&uuml; din adamları, din, iman hırsızlarıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limlerin k&ouml;t&uuml;s&uuml;, insanların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
<b>(İlmini ticarete alet eden k&ouml;t&uuml; &acirc;limlere yazıklar olsun. Devlet adamlarına yaklaşır, menfaat temin etmeye &ccedil;alışırlar. Bunların yaptıkları ticaret, kesada </b>[darlığa, kıtlığa]<b> uğrasın!)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(Bir zaman gelir ki, camiler ve h&acirc;fızlar &ccedil;oğalır, ama, </b>[hakiki]<b> &acirc;lim bulunmaz.)</b> [Ebu Nuaym]</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=522]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 22:36:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Şirk ve küfür nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Hadis-i şerifte, Allah&rsquo;a şirk koşmanın dışında k&uuml;fre sokan bir g&uuml;nah olmadığı bildiriliyor. Bilindiği gibi, şirkten yani Allah&rsquo;a ortak koşmaktan başka k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; g&uuml;nahlar vardır. O halde, bu hadis-i şerifteki şirk ne demektir?<br />
<b>CEVAP<br />
Şirk</b>, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye <b>m&uuml;şrik</b> denir. K&uuml;fr&uuml;n &ccedil;eşitleri vardır. Hepsinin en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; şirktir. Bir şeyin her &ccedil;eşidini bildirmek i&ccedil;in, genelde, bunların en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; s&ouml;ylenir. Bunun i&ccedil;in, &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflerde bildirilen şirk, her cins k&uuml;f&uuml;r demektir.<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, şirki </b>[her &ccedil;eşit k&uuml;fr&uuml;]<b> asla affetmez ve şirkten başka olan </b>[b&uuml;y&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k b&uuml;t&uuml;n]<b> g&uuml;nahları dilerse affeder.)</b> [Nisa 48]<br />
<br />
Bir k&acirc;fir, bir kelime-i tevhid s&ouml;ylemekle m&uuml;min olduğu gibi, bir m&uuml;min de, bir s&ouml;z s&ouml;ylemekle k&acirc;fir olur. K&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; s&ouml;z kullananın imanı gider de haberi olmaz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ouml;yle bir zaman gelir ki, kişinin imanı gider de haberi olmaz. Halbuki ondan, g&ouml;mleğin &ccedil;ıktığı gibi, iman &ccedil;ıkmış olur.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
K&uuml;fre d&uuml;şenin b&uuml;t&uuml;n ibadetlerinin sevapları yok olur, tevbe ederse, geri gelmez, ayrıca, nikahını da yenilemesi gerekir. Tevbe etmek i&ccedil;in, yalnız Kelime-i şehadet s&ouml;ylemeleri k&acirc;fi değildir. K&uuml;fre sebep olan o şeyden de tevbe etmeleri gerekir. K&uuml;fre d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; şeyleri bilmiyorsa, bilip bilmediğim b&uuml;t&uuml;n k&uuml;f&uuml;r s&ouml;z ve işlerden tevbe ettim demesi yeterlidir.<br />
<br />
<b>Berika</b> ve <b>Hadika</b>&rsquo;da ve <b>Mecmaul-enh&uuml;r</b>&rsquo;de diyor ki:<br />
(Erkek veya kadın, bir M&uuml;sl&uuml;man, &acirc;limlerin s&ouml;zbirliği ile k&uuml;fre sebep olacağını bildirdikleri bir s&ouml;z&uuml;n veya işin k&uuml;fre sebep olduğunu bilerek, amden [yani tehdit edilmeden, istekle] veya başkalarını g&uuml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in s&ouml;yler, yaparsa, manasını d&uuml;ş&uuml;nmese dahi, imanı gider. <b>M&uuml;rted</b> olur. Buna <b>K&uuml;fr-i inadi</b> denir. Eğer bunun k&uuml;fre sebep olduğunu bilmeyip, amden s&ouml;yler, yaparsa, yine m&uuml;rted olur. Buna <b>K&uuml;fr-i cehli</b> denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, her M&uuml;sl&uuml;manın, bilmesi gereken şeyleri &ouml;ğrenmesi farzdır. Bilmemesi &ouml;z&uuml;r değil, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. K&uuml;fr-i inadi ve k&uuml;fr-i cehli ile m&uuml;rted olanın, nikahı bozulur. Zevcesinden vekalet alarak, iki şahit yanında veya camide cemaat ile (Tecdid-i nikah) yapması gerekir. İkiden fazla tecdid i&ccedil;in (Hulle) lazım olmaz. K&uuml;fre sebep olan s&ouml;z&uuml;, hata ederek [yani amden olmayıp, yanılarak] veya tevilli olarak veya ikrah [tehdit] edilerek s&ouml;ylerse, m&uuml;rted olmaz ve nikahı bozulmaz. K&uuml;fre sebep olması, &acirc;limler arasında ihtilaflı olan bir s&ouml;z&uuml; amden s&ouml;yleyen m&uuml;rted olmaz ise de, bunun tevbe ve istigfar etmesi ve tecdid-i nikah yapması ihtiyatlı olur.)<br />
<br />
(Her iki halde de k&uuml;fre girenin &ouml;nceki ibadetleri yok olur. Tevbe ederse, geri gelmez. Zengin ise tekrar hacca gitmesi gerekir. &Ouml;nce eda ettiği namaz, oru&ccedil; veya zek&acirc;tları kaza etmez. Fakat k&uuml;fre d&uuml;şmeden &ouml;nce yapmadığı ibadetleri kaza eder. Tevbe i&ccedil;in yalnız kelime-i şehadet s&ouml;ylemek yeterli değildir. K&uuml;fre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. K&uuml;fre sebep olan s&ouml;z&uuml;, hata ederek, yanılarak veya tevilli olarak s&ouml;yleyen veya k&uuml;fr&uuml; gerektirdiği &acirc;limler arasında ihtilaflı olan bir s&ouml;z&uuml; bilerek s&ouml;yleyen k&uuml;fre girmez. Fakat tecdid-i iman etmesi iyi olur.)<br />
<br />
<b>K&acirc;fir kime denir?<br />
Sual: </b>Allah&rsquo;ı ink&acirc;r edene k&acirc;fir dendiğine g&ouml;re, Allah&rsquo;ın varlığına inanan ehl-i kitaba, k&acirc;fir denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;manlığa g&ouml;re insanlar ikiye ayrılır:<br />
<b>1-</b> M&uuml;sl&uuml;man olanlar,<br />
<b>2-</b> M&uuml;sl&uuml;man olmayanlar.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man olmayanlara <b>gayrim&uuml;slim </b>veya <b>k&acirc;fir</b> denir. K&acirc;firler de ikiye ayrılır:<br />
<b>1-</b> Kitaplı k&acirc;firler [ehl-i kitap],<br />
<b>2-</b> Kitapsız k&acirc;firler.<br />
<br />
Hristiyanlarla Yahudiler, kitaplı k&acirc;firdir. Ateist, m&uuml;şrik, Budist, Mecusi ve daha başka dine inananlar kitapsız k&acirc;firdir. Kitaplı k&acirc;firler de, kitapsız k&acirc;firler de Cehennemliktir.<br />
<br />
Kitap ehli k&acirc;firler, yani Hristiyan ve Yahudilerin hepsi Cehennemliktir. Birka&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Elbette, ehl-i kitaptan </b>[Yahudi ve Hristiyan]<b> olsun, m&uuml;şriklerden olsun, b&uuml;t&uuml;n k&acirc;firler Cehennem ateşindedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r.)</b> [Beyyine 6]<br />
<br />
<b>(&ldquo;Allah, Meryem oğlu Mesih&rsquo;tir&rdquo; diyenler k&acirc;fir olmuştur. H&acirc;lbuki Mesih demişti ki: Ey İsrail oğulları, Rabbim ve Rabbiniz olan Allah&rsquo;a kulluk edin. Bilin ki, Allah, kendine ortak koşana Cenneti haram kılar. Artık onun yeri ateştir ve zalimler i&ccedil;in yardımcı yoktur.) </b>[Maide 72]<br />
<br />
<b>(&Acirc;yetlerimizi yalanlayanlar k&acirc;firdir</b>, <b>onlar Cehennemliktir, orada ebed&icirc; kalırlar.) </b>[Bekara 39] (M&uuml;sl&uuml;man olmayanların hepsi, &acirc;yetleri ink&acirc;r edip k&acirc;fir oluyor.)<br />
<br />
<b>Şirk g&uuml;nah mı, k&uuml;f&uuml;r m&uuml;?</b><br />
<b>Sual:</b> Biz, şirk ayrı, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah ayrı biliyoruz, fakat <b>İslam Ahlakı</b> kitabında, (Şirkten yani k&uuml;f&uuml;rden, yani imansızlıktan sonra, en b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah, bid&rsquo;at itikadında olmaktır) deniyor. <b>Dıy&acirc;-&uuml;l kul&ucirc;b </b>kitabında, yedi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı bildiren şu hadis-i şerif naklediliyor:<br />
<b>(1- Şirk, 2- Adam &ouml;ld&uuml;rmek, 3- Sihir, yani b&uuml;y&uuml; yapmak, 4- Yetim malı yemek, 5- Faiz alıp vermek, 6- Savaştan ka&ccedil;mak, 7- Namuslu kadınlara iftira etmek.)</b> [Buh&acirc;r&icirc;]<br />
Niye şirk b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah olarak bildiriliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan demektir, onun yasak ettiği şeyi &ccedil;iğnemek demektir. Bu yasakların en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; elbette şirktir, k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Onun i&ccedil;in şirk, k&uuml;f&uuml;r, bazen b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlar arasında sayılır. İsyan etmenin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; demek oluyor. Peygamber efendimiz de, şirki b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlar arasında bildiriyor. Demek ki, haramların i&ccedil;inde şirk de, k&uuml;f&uuml;r de vardır.<br />
<br />
<b>K&uuml;f&uuml;r alametleri<br />
Sual:</b> Bazı kimseler, <em>(Boyna ha&ccedil;, bele z&uuml;nnar takıp bir kere secdeye gidilirse veya namaz kılınırsa, artık ha&ccedil; M&uuml;sl&uuml;man olmuş olur. Bir daha bunlarla namaz kılmakta sakınca olmaz. Diğer k&uuml;f&uuml;r alametlerinin hepsi b&ouml;yledir)</em> diyorlar. Acaba bu d&uuml;ş&uuml;nce, Hristiyanlığa olan aşırı muhabbetten, k&ouml;r taassuptan mı kaynaklanıyor? Ha&ccedil; ve z&uuml;nnar M&uuml;sl&uuml;man olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ha&ccedil; ve z&uuml;nnar, k&uuml;f&uuml;r alametidir. Bunlar secdeye gitmekle, zemzemle yıkanmakla k&uuml;f&uuml;r alameti olmaktan &ccedil;ıkmaz. Ha&ccedil; denilen putu, papazların z&uuml;nnar denilen kuşaklarını ve diğer k&uuml;f&uuml;r alametlerini, namaz kılarken kullanmak da k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>Puta tapmak ve şirk</b><br />
<b>Sual: </b><strong>M&uuml;şrikler de putların yaratıcı olmadığını bilip, sadece, putları Allah&rsquo;a yaklaşmak i&ccedil;in vesile ediyorlar. Bunlar m&uuml;şrik oluyor da, Evliyayı Allah&rsquo;a yaklaşmak i&ccedil;in vesile eden niye m&uuml;şrik olmasın?</strong><br />
<b>CEVAP</b><br />
Evliya-yı kiramı putlara benzetmek &ccedil;ok &ccedil;irkindir. M&uuml;minler, Enbiyaya ve Evliyaya tapınmıyor, bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya şerik [ortak] olmadığını biliyorlar. Enbiyanın ve Evliyanın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği kulları olduğuna, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, bu sevdiklerinin bereketiyle, diğer kullarına merhamet edeceğine inanıyorlar. (Zararı ve faydayı yaratan yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Tapınmaya hakkı olan yalnız Odur. Sevdiklerinin bereketiyle kullarına merhamet eder) diyorlar. M&uuml;şrikler de, putlarının yaratıcı olmadığını s&ouml;yl&uuml;yorlarsa da, putların tapınmaya hakları olduğuna inanıyor, bunun i&ccedil;in tapınıyorlar. (Putların ibadet edilmeye hakkı vardır) dedikleri i&ccedil;in m&uuml;şrik oluyorlar. Yoksa, m&uuml;şrik olmaları, (Bize şefaat etmelerini istiyoruz) dedikleri i&ccedil;in değildir. Putlardan şefaat beklemek de elbette b&acirc;tıl, yani bozuk bir inanıştır. B&ouml;yle inanmak caiz değilse de, b&acirc;tılsa da, şirk de değildir. Putlara tapınmak şirktir. <b>(F&acirc;ideli&nbsp;Bilgiler)</b><br />
<br />
<b>Ha&ccedil; M&uuml;sl&uuml;man olmaz</b><br />
<strong>Sual: (Sarığa, takkeye veya şapkaya ha&ccedil; koyup onunla namaz kılınırsa, b&ouml;ylece ha&ccedil; secdeye gitmiş, artık o M&uuml;sl&uuml;man olmuş olur. B&ouml;yle M&uuml;sl&uuml;man olmuş bir ha&ccedil;la namaz kılmanın mahzuru olmaz) deniyor. Cansız şey nasıl M&uuml;sl&uuml;man oluyor ki?</strong><br />
<b>CEVAP</b><br />
Onların maksadı, Hristiyanlığın sembol&uuml; olan ha&ccedil;ı, meşru bir sembol olarak g&ouml;stermektir. Bu, yerli ajanların bir oyunudur. Secdeye g&ouml;t&uuml;r&uuml;len ha&ccedil;, M&uuml;sl&uuml;man olmaz. Domuz derisinden takke yapıp, (Secdeye gittiği i&ccedil;in domuz derisi temiz olur) demek gibi, &ccedil;ok yanlış ve &ccedil;irkin bir s&ouml;zd&uuml;r. Tersine, bir papaz takke giyerek kiliseye gitse, vaftiz yapılan şaraplı suya takkeyi batırsa, takke Hristiyan mı olmuş olur? &Ouml;yle yapıldı diye M&uuml;sl&uuml;manlar takke giyemezler mi? M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nen Hristiyan ajanlarının oyununa gelmemelidir.</p>

<p><strong>Sual: İslamiyet&rsquo;in emirlerine uymayıp bu emirleri kendilerine g&ouml;re değiştirerek uygulayanların imanı gider mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İman edip de kendini İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyduran kimse M&uuml;sl&uuml;mandır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerini kendi arzularına, keyiflerine uydurmak isteyenler ise, M&uuml;sl&uuml;man değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dinleri, nefsin arzularını, keyiflerini kırmak ve taşkınlıklarını &ouml;nlemek i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir.</p>

<p><strong>İsl&acirc;miyetin bir kısmını kabul etmek<br />
Sual: Dine, İsl&acirc;miyete inanmadıkları h&acirc;lde, İsl&acirc;miyetin bildirdiği g&uuml;zel ahlakı kabul edenler oluyor. B&ouml;yle İsl&acirc;miyetin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; kabul etmekle iman etmiş ve M&uuml;sl&uuml;man olmuş olunur mu?<br />
Cevap: </strong>İsl&acirc;miyet bir b&uuml;t&uuml;nd&uuml;r. İnanılması bildirilenlerden, yapılması emredilenlerden ve yasak edilenlerden birini bile ink&acirc;r etmek, kabul etmemek, imanı giderir. Dolayısı ile İsl&acirc;miyetin bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; kabul edenlerin, İsl&acirc;miyetle bir alakası olmaz. Dinde reform yapıyoruz diyen İsl&acirc;miyet d&uuml;şmanları, İsl&acirc;miyetin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından, Peygamber vasıtasıyla bildirilmiş bir din olduğuna inanmadıkları h&acirc;lde, g&uuml;zel ahlakın, iyi ge&ccedil;inmenin ve d&uuml;nya işlerinde y&uuml;kselmenin başarılması i&ccedil;in, din lazımdır diyorlar. Kısaca dine, d&uuml;nya i&ccedil;in inanmalıdır diyorlar. Dinin aslı olmamakla beraber, iyi huylu olmak, sosyal faydalar sağlamak i&ccedil;in, dine inanmak gerekir diyorlar. Hatta bu inanmak, yalancıktan olduğu h&acirc;lde, faydası &ccedil;ok olduğu i&ccedil;in, doğru imiş gibi inanılacaktır diyorlar. Bunu da, Avrupalıların ve Amerikalıların, dinlerine &ccedil;ok saygılı olduklarını g&ouml;rd&uuml;kleri i&ccedil;in yapıyorlar.</p>

<p>Her ne olursa olsun, İslam d&uuml;şmanları da, dinin lazım olduğunu s&ouml;ylemeye mecbur kalmaktadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanları cazibesi ile bağlayan ve işlerini d&uuml;zenlemeye mecbur eden bir kuvvet kuds&icirc;leşmedik&ccedil;e ve kuds&icirc;liği yayılmadık&ccedil;a zayıf kalır.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin, kalbi iman ile dolu olduğu h&acirc;lde, imanı gideren bir şey s&ouml;yleyince veya yapınca, imanı yine gider mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Akaid ve fıkıh kitaplarında mesela D&uuml;rer&rsquo;de deniyor ki:<br />
&ldquo;Bir kimse, kalbi iman ile dolu olduğu h&acirc;lde, k&uuml;fre sebep olan, imanı gideren bir şeyi, zaruret olmadan, yani isteyerek s&ouml;ylerse, imanı gider, k&acirc;fir olur. Kalbindeki imanın faydası olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bir kimsenin k&acirc;fir olduğu s&ouml;z&uuml;nden anlaşılır. K&uuml;fre sebep olan şeyi s&ouml;yleyince, insanlar arasında da, Allah&uuml; teala indinde de k&acirc;fir olur.&rdquo;</p>

<p><strong>Hi&ccedil;bir mahlukta ilahlık sıfatı yoktur<br />
Sual: Şirk nedir, bir insanın resmine h&uuml;rmet etmek de şirk olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> K&uuml;fr&uuml;n, ink&acirc;rın &ccedil;eşitleri vardır. Bunların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; ise şirktir. Bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n her &ccedil;eşidini bildirmek i&ccedil;in, bunların en k&ouml;t&uuml;s&uuml; s&ouml;ylenir. Bunun i&ccedil;in, &acirc;yet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde bulunan şirk kelimesinden, her &ccedil;eşit k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r manası anlaşılır. <strong>Şirk</strong>, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ortak koşmak, Onu başka varlıklara benzetmek demektir. Benzeten kimseye <strong>M&uuml;şrik</strong>, benzetilen şeye <strong>Şerik</strong> denir. Bir kimsede, bir şeyde, &uuml;l&ucirc;hiyyet yani ilahlık sıfatlarından birisinin bulunduğuna inanmak, onu şerik yapmak olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsus olan sıfatlara, <strong>&uuml;l&ucirc;hiyyet sıfatları</strong> denir. Sonsuz var olmak, yaratmak, her şeyi bilmek, hastalara şifa vermek, &uuml;l&ucirc;hiyyet sıfatlarındandır. Bir insanda, g&uuml;neşte, herhangi bir mahlukta, &uuml;l&ucirc;hiyyet sıfatı bulunduğuna inanarak, ona tazim, h&uuml;rmet etmeye, yalvarmaya, ona ibadet etmek, tapınmak denir. O şeyler put olur. B&ouml;yle zan olunan insanın heykelleri, resimleri ve mezarları &ouml;n&uuml;nde de, tazim edici şeyler s&ouml;ylemek, yapmak da, ibadet etmek, şirk olur. Bir insanda &uuml;l&ucirc;hiyyet sıfatlarından birinin bulunduğuna inanmayıp, Allahın sevgili kulu olduğuna veya vatana, millete hizmetleri olduğuna inanarak, bunun resmine, heykeline, tazim etmek şirk olmaz. Fakat, herhangi bir insanın resmine h&uuml;rmet etmek haram olduğu i&ccedil;in, tazim, h&uuml;rmet eden bir M&uuml;sl&uuml;man fasık olur.</p>

<p><strong>İnk&acirc;rda, inat ve ısrar etmek!<br />
Sual: Din kitaplarında, k&uuml;fr-i in&acirc;d&icirc; diye bir tabir ge&ccedil;mektedir, bu ne demektir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> K&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r olduğunu bilerek, inat ederek, k&acirc;fir olmayı tercih etmeye, k&uuml;fr-i in&acirc;d&icirc; denir. Bu h&acirc;l, kibir sebebiyle, malı, zevklerini, mevkii, makam sahibi olmayı sevmekten veya ayıplanmaktan korkmak sebebiyle hasıl olur. Firavun&#39;un ve yoldaşlarının k&uuml;f&uuml;rleri, ink&acirc;rları, hep b&ouml;yle idi. Musa aleyhisselamın mucizelerini g&ouml;rd&uuml;kleri h&acirc;lde, iman etmediler. Bizim gibi bir insana inanmayız dediler. Kendileri gibi bir insanın Peygamber olacağını kabul etmediler. Peygamber melekten olur sandılar. Halbuki, kendileri gibi insan olan Firavun&#39;a ilah dediler, ona tapındılar. Rum İmparatoru Herakliy&uuml;s de, tahtından, saltanatından ayrılmak korkusu ile iman etmedi. Saltanatını ka&ccedil;ırmamak i&ccedil;in, k&uuml;fr&uuml;, ink&acirc;rı, imana tercih etti.</p>

<p><strong>Sual: Din kitaplarında &quot;K&uuml;fr-i cehli&quot; diye bir tabir ge&ccedil;mektedir. Bu ne demektir ve bu tabir kimler i&ccedil;in kullanılır?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r olduğunu herkesin bildiği bir şeyi, işitmediği, d&uuml;ş&uuml;nmediği i&ccedil;in k&acirc;fir olmak, ink&acirc;r etmektir ki buna <strong>K&uuml;fr-i cehli</strong> denir. B&ouml;yle kimseler, cahil olduklarını bilirler ama &ouml;ğrenmek istemezler. Bunlar, hayvan gibidirler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanı hayvandan ayıran fark, ilim ve idrak yani anlamaktır. B&ouml;yle kimseler, bu h&acirc;lleri sebebiyle, hayvandan da aşağıdırlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayvanlar, yaratıldıkları şeyde ileridedirler. Kendilerine faydalı şeyleri anlar ve onlara yaklaşırlar. Zararlı olanları da anlayıp, onlardan uzaklaşırlar. Halbuki bunlar, bilmez olduklarını bildikleri h&acirc;lde, bu &ccedil;irkin h&acirc;lden uzaklaşmaz, ilme, &ouml;ğrenmeye, anlamaya yanaşmazlar, yaklaşmazlar.</p>

<p><strong>Sual: &Acirc;yet ve had&icirc;slerde ge&ccedil;en şirk, her &ccedil;eşit k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r anlamında mıdır?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;fr&uuml;n, ink&acirc;rın &ccedil;eşitleri vardır. Hepsinin de en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; şirktir. Bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n her &ccedil;eşidini bildirmek i&ccedil;in, &ccedil;ok kere, bunların en k&ouml;t&uuml;s&uuml; s&ouml;ylenir. Bunun i&ccedil;in, &acirc;yet-i kerime ve had&icirc;s-i şeriflerde bulunan şirk kelimesinden, her &ccedil;eşit k&uuml;f&uuml;r manası anlaşılır. Nis&acirc; s&ucirc;resinin kırksekiz ve y&uuml;zonaltıncı &acirc;yet-i kerimelerinde, m&uuml;şrikin hi&ccedil; af edilmeyeceği bildirildi.</p>

<p><strong>İnsan resmine, heykeline h&uuml;rmet etmek<br />
Sual: İnsan veya hayvan resimlerine, heykellere h&uuml;rmet etmek, saygı g&ouml;stermek, imanın gitmesine sebep olur mu?<br />
Cevap:</strong> İnsan resmine, heykeline h&uuml;rmet, tazim etmek, kıymet vermek; onu y&uuml;kseğe koyup, karşısında dikilmek, eğilmek, secde etmek, methedici, &ouml;v&uuml;c&uuml; şeyler s&ouml;ylemek, yalvarmaktır. Bu da iki sebeple olur:<br />
1- Hocasının, babasının, amirinin, bir peygamberin, velinin, dine ve millete hizmet edenin resmi olduğuna inanarak h&uuml;rmet eder. O kimsede &uuml;l&ucirc;hiyyet sıfatlarından, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsus olan sıfatlardan birinin bulunduğuna inanmaz. Onu mahluk, yaratılmış bilir. Onu sevdiğini bildirmek, onu sevindirmek i&ccedil;in, başkalarına uyarak h&uuml;rmet eder. B&ouml;yle h&uuml;rmet eden k&acirc;fir olmaz, haram işlemiş olur. Haram olduğuna inanmayanın imanı gider.</p>

<p>2- Resmin, heykelin sahibinde ve salibde, ha&ccedil;ta veya yıldız, g&uuml;neş, inek gibi herhangi bir şeyde, &uuml;l&ucirc;hiyyet sıfatı bulunduğuna inanarak, mesela, istediğini yaratır, her istediğini yapar, hastaya şifa verir diyerek tazim etmek, k&uuml;f&uuml;r, şirk olur. Bu kimse m&uuml;şrik olur. Tazim etmesi ibadet, tapınmak olur. Bu resimler, heykeller ve şeyler sanem, put olur. Hıristiyanlar, İsa aleyhisselam i&ccedil;in Allahın oğludur, melekler kızlarıdır diyerek, erkek ve kız resimlerine ve heykellere h&uuml;rmet ettikleri i&ccedil;in, m&uuml;şrik oluyorlar. Barnabas ve Ary&uuml;s mezhebinde olanları, b&ouml;yle sapık inanmadıkları i&ccedil;in, m&uuml;şrik değil, Ehl-i kitaptırlar. Fakat, Muhammed aleyhisselama inanmadıkları i&ccedil;in, k&acirc;firdirler.</p>

<p><strong>Sual: Dinimizde, taştan yapılmış heykellere ve duvarlara &ccedil;izilen resimlere tapınmanın h&uuml;km&uuml; aynı mıdır?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Taht&acirc;v&icirc;nin, İmd&acirc;d şerhinde deniyor ki:<br />
&ldquo;Odundan, altından, g&uuml;m&uuml;şten yapılmış insan heykeline, <strong>Sanem</strong> denir. Taştan yapılan insan heykeline, <strong>Vesen</strong> denir. Kumaşa, duvara ve başka yerlere yapılmış canlı ve cansız resimlerine, <strong>Suret</strong> veya <strong>Tasvir</strong> denir. Yalnız canlı resimlerine, <strong>Tims&acirc;l</strong> denir. Saneme, vesene, surete ve tims&acirc;le tapınmak, onların fayda ve zarar yapacaklarına inanmak, şirk &ccedil;eşitlerinden biri olur. B&ouml;yle tapınanlara, <strong>Putperest</strong> ve <strong>M&uuml;şrik</strong> denir.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>M&uuml;sl&uuml;manken dinden d&ouml;nen<br />
Sual: M&uuml;sl&uuml;man iken, İsl&acirc;miyetten ayrılan kimseye ne denir ve bu kimsenin M&uuml;sl&uuml;manken yaptığı ibadetlerin sevabı gider mi</strong><b>, bundan tevbe etmek i&ccedil;in ne yapması lazımdır?</b><br />
<strong>Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;man, imanın yok olmasına sebep olacağı s&ouml;z birliği ile bildirilmiş olan şeyleri istekle s&ouml;yler veya yaparsa, imanı gider, k&acirc;fir olur. Buna <strong>M&uuml;rted</strong> denir. M&uuml;rtedin, m&uuml;rted olmadan &ouml;nceki ibadetleri ve sevapları yok olur. Tekrar imana gelirse, zengin ise, yeniden hac etmesi lazım olur. Namazlarını, oru&ccedil;larını, zek&acirc;tlarını kaza etmesi lazım olmaz. M&uuml;rted olmadan &ouml;nce, kazaya bırakmış olduklarını kaza etmesi lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, m&uuml;rted olunca, &ouml;nceki g&uuml;nahlar yok olmaz. M&uuml;rted olanın nik&acirc;hı fesholur, gider. İmana gelerek, tecd&icirc;d-i nik&acirc;h etmeden &ouml;nceki &ccedil;ocukları veled-i zina olur. Kestiği, leş olur, yenmez. İmanının gitmesine sebep olan şeyden tevbe etmedik&ccedil;e, yalnız <strong>Kelime-i şehadet</strong> s&ouml;ylemekle veya namaz kılmakla, M&uuml;sl&uuml;man olmaz. M&uuml;rted olacak şeyi yaptığını ink&acirc;r etmesi de tevbe olur. Tevbe etmeden &ouml;l&uuml;rse, Cehennem ateşinde ebedi, sonsuz olarak azab g&ouml;r&uuml;r. Bunun i&ccedil;in, k&uuml;f&uuml;rden &ccedil;ok korkmalı, az konuşmalıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Hep hayırlı, faydalı konuşunuz. Yahut susunuz!)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">Ciddi olmalı, latifeci, oyuncu olmamalıdır. Dine, kanunlara, akla, insanlığa uygun olmayan şeyler yapmamalıdır. Kendisini k&uuml;f&uuml;rden muhafaza etmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya &ccedil;ok dua etmelidir. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Şirkten sakınınız. Şirk, karıncanın ayak sesinden daha gizlidir)</strong> buyuruldu. Bu had&icirc;s-i şerifteki şirk, k&uuml;f&uuml;r demektir. Bu kadar gizli olan şeyden korunmak nasıl olur denildikte;<br />
<strong>(&quot;Allah&uuml;mme inn&acirc; ne&#39;&ucirc;z&uuml; bike en-n&uuml;şrike-bike şey&#39;en na&#39;lem&uuml;hu ve nestagfir&uuml;ke lim&acirc; l&acirc;-na&#39;lem&uuml;hu&quot; du&acirc;sını okuyunuz!)</strong> buyuruldu. Bu duayı sabah ve akşam &ccedil;ok okumalıdır.</p>

<p><strong>Sual: İnkar edenlerin ahiretteki azaplarının sonsuz olmasının sebebi, hikmeti nedir?<br />
Cevap:</strong> İnkar edenlerin, Cehennemde sonsuz azab g&ouml;recekleri, Cennete hi&ccedil; girmeyecekleri s&ouml;z birliği ile bildirilmiştir. Kafir, d&uuml;nyada sonsuz yaşasaydı, sonsuz kafir kalmak niyetinde olduğu i&ccedil;in, cezası da sonsuz azaptır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeyin h&acirc;lıkı, yaratanı, sahibidir. M&uuml;lk&uuml;nde dilediğini yapması hakkıdır. Ona, ni&ccedil;in b&ouml;yle yaptın demeye kimsenin hakkı yoktur. Bir şeyin sahibinin, o şeyi dilediği gibi kullanmasına zul&uuml;m denmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde, zalim olmadığını, hi&ccedil;bir mahlukuna zul&uuml;m yapmadığını bildirmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Zındık kelimesinin anlamı nedir ve kimler i&ccedil;in kullanılır ve kimlere zındık denir?<br />
Cevap:</strong> Hi&ccedil;bir dine inanmayan fakat M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p İsl&acirc;m d&uuml;şmanı olanlara zındık denir. Bu konuda İbni &Acirc;bid&icirc;nde buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Hi&ccedil;bir dine inanmadığı halde, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p, k&uuml;fre sebep olan şeyleri M&uuml;sl&uuml;manlıkmış gibi anlatarak, M&uuml;sl&uuml;manları dinden &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışan sinsi kafirlere <strong>Zındık</strong> denir.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;rted ne demektir ve hangi sebepten dolayı bir M&uuml;sl&uuml;man m&uuml;rted olmaktadır?<br />
Cevap: </strong>Bir M&uuml;sl&uuml;man, imanın yok olmasına sebep olacağı s&ouml;zbirliği ile bildirilmiş olan şeyleri amden, istekle s&ouml;yler veya yaparsa, kafir olur. Bu şekilde imanını kaybedene <strong>M&uuml;rted</strong> denir.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manlar arasına yayılan k&uuml;f&uuml;r alametleri, k&uuml;f&uuml;r alameti olmaktan &ccedil;ıkıp İsl&acirc;m adeti mi olur?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;f&uuml;r alametleri adet olur, M&uuml;sl&uuml;manlar arasına yayılırsa, İsl&acirc;m adeti olmaz. K&uuml;f&uuml;r alameti olmaktan &ccedil;ıkmazlar.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=363]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 14:58:31 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kim Allah için olursa]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Konevi&#39;nin 40 hadis kitabındaki, <b>(Kim Allah i&ccedil;in olursa, Allah onun i&ccedil;in olur)</b> hadisi sahih midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunu sormak, ilkokul talebesine matematik profes&ouml;r&uuml;n&uuml;n yaptığı bir işlemi kontrol ettirmekten &ccedil;ok daha abestir. Sadreddin Konevi hazretlerinin bizim kadar bilgisi yok mu? Kitabına uydurma hadis alacak kadar gafil ve cahil mi? O hadis-i şerif şu manadadır:<br />
<b>(Kimin maksadı Allah rızası olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, onu maksadına kavuşturur.)</b><br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde buna benzer &acirc;yetler vardır. Birka&ccedil;ı ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Rabbinden korkan </b>[g&uuml;nahlardan ka&ccedil;an]<b> kimselerden </b>[ibadetlerini kabul etmek suretiyle]<b> Allah razıdır. Onlar da</b>, [umduklarından daha fazlasına kavuştukları i&ccedil;in] <b>Allah&rsquo;tan razıdır.)</b> [Beyyine 8]<br />
<br />
<b>(Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim.)</b> [Bekara 152]<br />
Yani, beni ibadetle ananı, ben de rahmetle anarım, bana dua edenin duasını kabul ederim, d&uuml;nyada beni hatırlayanı, ben de ahirette hatırlarım, rahat iken beni hatırlayanı, ben de onu sıkıntılı iken hatırlar, yardım ederim.<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;a yardım ederseniz, O da size yardım eder.)</b> [Muhammed suresi 7]<br />
Yani, siz Allah&rsquo;ın dinine hizmet etmek i&ccedil;in &ccedil;alışırsanız, Allah da, d&uuml;şmanlarınıza karşı size yardım eder.<br />
<br />
<b>(Allah, kendisine yardım edenlere yardım eder.)</b> [Hac 40]<br />
Kendisine yardımdan maksat dinine hizmet etmektir. Yani, Allah yolunda &ccedil;alışanın yardımcısı Allah&rsquo;tır. Kulunun azıcık bir gayretine &ccedil;ok m&uuml;k&acirc;fatlar ihsan eder. Bire on verir. Hatta bire yedi y&uuml;z ve daha fazla da verir.<b> (Bekara 261)</b><br />
<br />
Bu konuda &ccedil;ok kudsi hadis-i şerif vardır. Bazıları ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(Sevdiğim kulumun g&ouml;ren g&ouml;z&uuml;, işiten kulağı, tutan eli, y&uuml;r&uuml;yen ayağı, konuşan dili olurum. İstediğini veririm.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Bana bir karış yaklaşana, ben bir arşın yaklaşırım. Bir arşın yaklaşana, bir kula&ccedil; yaklaşırım. Y&uuml;r&uuml;yerek gelene, koşarak yaklaşırım.) </b>[Buhari, İ. Ahmed, İbni Şahin]<br />
<br />
<b>(Beni taatımla zikredin. Ben de sizi mağfiretimle zikredeyim. Beni muti olarak zikredeni mağfiret ederim. Beni asi olarak ananı da, azabımla anarım.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Beni zikrettik&ccedil;e ş&uuml;k&uuml;rde, unuttuk&ccedil;a k&uuml;f&uuml;rdesin.) </b>[Hatib] (Yani nank&ouml;rs&uuml;n.)<br />
<br />
<b>(Beni kimse yokken zikredeni ben melekler i&ccedil;inde zikrederim. Beni cemaat i&ccedil;inde zikredeni, ben de onlardan daha hayırlı ve b&uuml;y&uuml;k bir toplulukta zikrederim.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Ey &Acirc;demoğlu, kızdığın zaman beni zikret ki, gazaplandığım zaman seni affımla anarak hel&acirc;k olunanlar arasında seni hel&acirc;k etmeyeyim.) </b>[İbni Şahin]<br />
<br />
<b>(Kulum, benim zikrimle dudakları kıpırdadık&ccedil;a ben onunla beraberim.)</b> [Buhari]</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3920]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 14:11:47 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ehl-i kıble kime denir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><strong>Sual: Bazı kimseler, inanışları bozuk olan kimseler i&ccedil;in, onlar da M&uuml;sl&uuml;mandır, ehl-i kıbledir, k&ouml;t&uuml; s&ouml;ylemeyiniz diyorlar. Ehl-i kıble diye kime denir ve bunlara k&ouml;t&uuml; denmez mi?<br />
Cevap:</strong> Peygamber efendimiz, bir had&icirc;s-i şeriflerinde;<br />
<strong>(Beni İsrail yetmişiki millete ayrıldı. Benim &uuml;mmetim de yetmiş&uuml;&ccedil; millete ayrılacaktır. Bunlardan yetmişikisi Cehenneme gidecek, yalnız biri kurtulacaktır. Bunlar, benim ve Esh&acirc;bımın yolunda olanlardır)</strong> buyurdu. Yani, İsrail oğulları, dinde yetmişiki fırkaya ayrıldı, M&uuml;sl&uuml;manlar da, dinde yetmiş&uuml;&ccedil; fırkaya ayrılacaktır. Bunların hi&ccedil;biri kafir değil ise de, Cehennemde uzun zaman kalacaklardır. Yalnız benim ve Esh&acirc;bımın itikadında, inanışında olan ve bizim gibi ibadet eden fırkası Cehenneme girmeyecektir. İtikat bilgilerinde ictihad ederken, Resulullah efendimizin ve Esh&acirc;b-ı kiramın itikatlarından ayrılan din alimleri, dinde zaruri ve s&ouml;zbirliği ile bilinen itikattan ayrılırlarsa, kafir olurlar ve bunlara m&uuml;lhid denir. Bunların m&uuml;şrik oldukları, Bahr ve Hindiyye&rsquo;de yazılıdır.</p>

<p>Zaruri ve s&ouml;zbirliği ile bildirilmemiş olan itikattan ayrılırlarsa, kafir olmazlar, itikatta bidat sahibi olurlar. Bunlara Ehl-i kıble de denir. Amel ve ibadet bilgilerinde ictihad ederken de, zaruri ve s&ouml;zbirliği ile bilinen ibadetlere inanmayan kafir olur, m&uuml;lhid olur. Fakat, zaruri ve s&ouml;zbirliği ile bildirilmemiş olan ibadetlerden ayrılan alimler, eğer m&uuml;ctehid iseler, sevap kazanırlar. M&uuml;ctehid değilseler, amelde bidat sahibi, mezhepsiz olurlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;ctehid olmayanın ictihad etmesi caiz değildir. Bunun, bir m&uuml;ctehidin mezhebini taklit etmesi lazımdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(L&acirc; il&acirc;he illallah diyen kimseye, g&uuml;nah işlediği i&ccedil;in kafir demeyiniz! Buna kafir diyenin kendisi kafir olur)</strong> buyuruldu. İtikadı bozuk olmadığı i&ccedil;in, Cehenneme girmeyecek olan kimse, yaptığı g&uuml;nahlar sebebi ile Cehenneme girebilir. Eğer salih ise, yani g&uuml;nahına t&ouml;vbe etmiş ise yahut affa veya şefaate kavuşursa, Cehenneme hi&ccedil; girmez. Zaruri olarak yani cahillerin de bildiği ve s&ouml;zbirliği ile bildirilmiş olan bir inanışı veya bir işi inkar eden, kafir ve m&uuml;rted olacağı i&ccedil;in, <strong>l&acirc;-il&acirc;he illallah</strong> dese ve her ibadeti yapsa ve her g&uuml;nahtan da sakınsa bile, buna <strong>l&acirc;-il&acirc;he-illallah</strong> ehli ve ehl-i kıble denmez.<br />
<br />
<b>Sual:</b> (Bir insanda m&uuml;sl&uuml;manlık alametlerinden biri bile olsa, mesela namaz kılsa, onda başka k&uuml;f&uuml;r alameti bulunsa da artık ehl-i kıbledir, tekfir edilemez) s&ouml;z&uuml; doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Doğru değildir. İslam &acirc;limleri bunun aksini bildiriyor:<br />
<b>1-</b> İmam-ı a&rsquo;zam ve imam-ı Şafii, (Ehl-i kıble olana k&acirc;fir denilmez) buyurdu. Bu s&ouml;z, (Ehl-i kıble olan, g&uuml;nah işlemekle k&acirc;fir olmaz) demektir. 72 sapık fırka, ehl-i kıbledir. İctihad yapılması caiz olan, a&ccedil;ık&ccedil;a anlaşılamayan delillerin tevillerinde yanıldıkları i&ccedil;in, bunlara k&acirc;fir denilmez; fakat zaruri olan ve tevat&uuml;rle bildirilmiş olan din bilgilerinde ictihad caiz olmadığı i&ccedil;in, b&ouml;yle bilgilere inanmayan, s&ouml;zbirliğiyle k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlara inanmayan, Resulullaha inanmamış olur. İman demek, Resulullahın Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından getirdiği, zaruri olarak bilinen bilgilere inanmak demektir. Bu bilgilerden birine bile inanmamak k&uuml;f&uuml;r olur. <b>(Milel-nihal) </b>[Resulullahın getirdiklerinden birine bile inanmayan k&acirc;fir olunca Resulullaha inanmayanın k&acirc;fir olacağı a&ccedil;ıktır. La ilahe illallah dediği halde, kasten <b>Muhammed-&uuml;n resulullah</b> demeyen k&acirc;firdir.]<br />
<br />
<b>2-</b> 72 bid&rsquo;at fırkası, namaz kıldığı ve her ibadeti yaptığı halde, bir kısmı m&uuml;lhid olmuş yani dinden &ccedil;ıkmıştır. Dinde s&ouml;zbirliğiyle bildirilen bir inanışı veya bir işi ink&acirc;r eden, k&acirc;fir ve m&uuml;rted olacağı i&ccedil;in, <b>La ilahe illallah</b> dese, her ibadeti yapsa ve her g&uuml;nahtan da sakınsa bile, artık buna ehl-i kıble denmez. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
<b>3-</b> Zaruri din bilgilerinden veya iman edilecek şeylerden birine bile inanmayan, <b>La ilahe illallah Muhammed-&uuml;n resulullah</b> dese de k&acirc;fir olur. Sadece Allah&rsquo;a inanmak k&acirc;fi değildir. Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı husustan birini, mesela kaderi ink&acirc;r eden de k&acirc;fir olur, b&uuml;t&uuml;n iyi amelleri yok olur. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
<b>4-</b> 72 bid&rsquo;at fırkası ehl-i kıble olduğu i&ccedil;in, bunlara k&acirc;fir denmez; fakat bunların, dinde inanması zaruri olan şeylere inanmayanları k&acirc;fir olur. <b>(Mektubat-ı Rabbani</b> 2/67, 3/38<b>)</b><br />
<br />
<b>5- </b>Meşhur bir farzı ink&acirc;r eden kimse, namaz kılsa da k&acirc;fir olur. <b>(Berika</b>) [Mesela, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tesett&uuml;re gerek yok demek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.]<br />
<br />
<b>6- </b>Bizim kıblemize d&ouml;nerek namaz kılan herkes ehl-i kıble sayılmaz. K&acirc;fir oldukları icmayla sabit olan m&uuml;nafıklar da, kıblemize d&ouml;n&uuml;p namaz kılmaktadır. <b>(Tabakat-&uuml;ş-Şafii)</b><br />
<br />
<b>7- </b>Her namaz kılana ehl-i kıble denmez. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Yalan s&ouml;yleyen, s&ouml;z&uuml;nde durmayan ve emanete hıyanet eden, m&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;ylese, namaz kılsa, oru&ccedil; tutsa da m&uuml;nafıktır.) </b>[Buhari] (Burada bildirilen kimse, Allah rızası i&ccedil;in değil, inanmadığından dolayı, ibadetlerini g&ouml;steriş maksadıyla yaptığı i&ccedil;in m&uuml;nafık oluyor. Yoksa b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyen kimse k&acirc;fir olmaz.)<br />
<br />
<b>8- </b>İmanın 6 şartından birine inanmayan, namaz kılsa da k&acirc;firdir.<b> (Eşiat-&uuml;l-lemeat)</b><br />
<br />
<b>9- </b>Bir M&uuml;sl&uuml;manın, bir s&ouml;z&uuml;nden veya bir işinden y&uuml;z şey anlaşılsa, bunlardan 99&rsquo;u k&uuml;fre sebep olsa, biri M&uuml;sl&uuml;man olduğunu g&ouml;sterse, o bir şeyi anlamak ve ona k&acirc;fir dememek gerekir; fakat bu husus, bir s&ouml;z&uuml;n veya bir işin, y&uuml;z manası olduğu durum i&ccedil;indir. Yoksa y&uuml;z s&ouml;zden veya y&uuml;z işten biri imanı g&ouml;sterse, 99&rsquo;u k&uuml;fr&uuml;n&uuml; g&ouml;sterse, bu kimseye M&uuml;sl&uuml;man denilmez; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir kimsenin yalnız bir s&ouml;z&uuml; veya bir işi bile, a&ccedil;ık olarak k&uuml;fr&uuml; g&ouml;sterse, yani imanı g&ouml;sterecek hi&ccedil;bir manası olmasa, o kimsenin k&acirc;fir olduğu anlaşılır. Başka s&ouml;zlerinin ve işlerinin imanı g&ouml;stermeleri, imanlı olduğunu bildirmeleri, o kimseyi k&uuml;f&uuml;rden kurtarmaz, M&uuml;sl&uuml;man olduğuna h&uuml;kmedilmez. <b>(Kıyamet ve Ahiret)</b><br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man olmanın en &ouml;nemli alametlerinden biri namaz kılmaktır. Cemaatle kılması da, ayrıca bir &ouml;nem taşır. Buna rağmen Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
<b>(Ahir zamanda bir camide binden fazla kişi namaz kılacak; fakat i&ccedil;lerinde bir tane m&uuml;min bulunmayacaktır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
Demek ki, m&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, sadece m&uuml;sl&uuml;man alametlerinin olması yetmez. Dinde zaruri bilinmesi ve inanılması gereken bilgilerden, birini bile ink&acirc;r etmemesi şarttır.<br />
<br />
<b>Sual: </b>M&uuml;sl&uuml;manda, k&uuml;fr&uuml; gerektiren bir durum g&ouml;r&uuml;lse, buna k&acirc;fir denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyen, kelime-i şehadet okuyana, ş&uuml;phe ile k&uuml;f&uuml;r damgası basılamaz.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyen bir kimsenin bir işinde veya s&ouml;z&uuml;nde bir&ccedil;ok k&uuml;f&uuml;r alametleri ile bir iman alameti veya k&uuml;f&uuml;r olması ş&uuml;pheli olan bir alamet bulunsa, buna k&acirc;fir dememelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;sl&uuml;mana iyi zan olunur. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
K&uuml;f&uuml;r alametini dilediği a&ccedil;ık&ccedil;a anlaşılınca, k&acirc;fir olur. Tevil etmemiz fayda vermez.<b> (Bezz&acirc;ziyye)</b><br />
<br />
<b>Sual: </b>72 bid&rsquo;at fırkasının Cehennemde g&uuml;nahları ve itikatlarının bozukluğu kadar kaldıktan sonra Cennete gideceği hadis-i şeriflerle ve İslam &acirc;limlerinin s&ouml;zleriyle bildirilmiyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ama bid&#39;at fırkası &ouml;yle olacak, her ehl-i kıble olan değil ki. K&uuml;fre d&uuml;şmemiş olanları &ouml;yle olacak. K&uuml;fre d&uuml;şenleri sonsuz Cehennemde kalacak.<br />
<br />
<b>Sual: </b>(G&uuml;nde beş defa K&acirc;be&rsquo;ye y&ouml;nelip, tehiyyatta kelime-i şehadeti s&ouml;yleyen, k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;p k&uuml;fr&uuml;ne tevbe etmese de, k&uuml;fr&uuml; &uuml;zerinde sabit kalmaz) diyenler &ccedil;ıkıyor. Bu yanlış değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu s&ouml;z ehl-i s&uuml;nnet itikadına aykırıdır. İmam-ı a&rsquo;zam hazretleri buyuruyor ki: Tevbe i&ccedil;in yalnız kelime-i şehadet s&ouml;ylemek k&acirc;fi değildir, k&uuml;fre sebep olan şeyden de tevbe etmesi gerekir. O şeyden tevbe etmezse, namaz kılsa da k&acirc;firdir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bazısı, <b>(La ilahe illallah diyen Cennete girer)</b> hadisine g&ouml;re, 72 dalalet fırkası da Cehennemde sonsuz kalmaz&rdquo; diyor. Bu a&ccedil;ıklama doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yanlıştır. Bir m&uuml;nafık da <b>La ilahe illallah</b> diyebilir. K&acirc;fir olarak &ouml;lenleri Cennete giremez.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Tekfir hastalığımızın &ouml;z&uuml;nde bir nevi kendimizi ilahlaştırma vir&uuml;s&uuml; vardır demek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu s&ouml;z, Resulullaha ve İslam &acirc;limlerine bir iftiradır. H&acirc;ş&acirc; Resulullah ve onun v&acirc;risleri olan ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, k&uuml;fre d&uuml;şenleri tekfir ettikleri i&ccedil;in kendilerini ilahlaştıran bir vir&uuml;se mi yakalanmışlardır? Bu ne &ccedil;irkin iftira? İtikadı k&uuml;f&uuml;r olan dalalet ehli, ehl-i kıble değildir, namaz kılsa da, her ibadeti yapsa da Cehennemde sonsuz kalır. Ehl-i kıble olması i&ccedil;in, k&uuml;f&uuml;r olan itikadından tevbe etmesi lazım. Vesikalarını yukarıda bildirdik.<br />
<br />
<b>Ehl-i kıbleye k&acirc;fir denir mi?</b><br />
<b>Sual:</b> Seadet-i Ebediyye&rsquo;de, Ehl-i s&uuml;nnet olmayanın, k&acirc;fir veya bid&rsquo;at ehli olacağı bildiriliyor. Bid&rsquo;at ehli k&acirc;fir değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bid&rsquo;at ehline k&acirc;fir denmez. İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hadis-i şerifte, bu &uuml;mmetin 73 fırkaya ayrılacağı, bunlardan 72 fırkanın Cehenneme gidecekleri bildiriliyor, Cehennemde sonsuz kalacakları bildirilmiyor. Cehennem ateşinde sonsuz azapta kalmak, imanı olmayanlar i&ccedil;in, yani k&acirc;firler i&ccedil;indir. 72 fırka, itikatları bozuk olduğu i&ccedil;in Cehenneme girecekler ve itikatlarının bozukluğu kadar yanacaklardır. 72 bid&rsquo;at fırkası <b>(Ehl-i kıble)</b> olduğu i&ccedil;in, hepsine k&acirc;fir dememeli. Fakat bunların, dinde inanması zaruri lazım olan şeylere inanmayanları ve<b> (Ahk&acirc;m-ı İslamiyye)</b>&rsquo;den her M&uuml;sl&uuml;manın işittiği, bildiği şeyleri tevilini bilmeden reddedenleri k&acirc;fir olur.<b> (3/38)</b><br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim Arv&acirc;s&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
72 bid&rsquo;at fırkasına sapık denir. Bunların hi&ccedil;biri k&acirc;fir değildir. Fakat 72 fırkadan herhangi birinde bulunduğunu s&ouml;yleyen bir kimse, Kur&rsquo;an-ı kerimde veya hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilmiş ve M&uuml;sl&uuml;manlar arasına yayılmış bilgilerden birine inanmazsa, k&acirc;fir olur. Şimdi, <b>(Ehl-i s&uuml;nnet) </b>mezhebinden &ccedil;ıkıp sapık veya k&acirc;fir olmuş kimseler &ccedil;oktur. <b>(Faideli Bilgiler)</b><br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnetten ayrılan kimse, tevat&uuml;rle zaruri olarak &ouml;ğrenilen din bilgilerinden birine inanmazsa, buna (La ilahe illallah ehli) denmez. B&ouml;yle kimse k&acirc;fir olur. İbni &Acirc;bidin&rsquo;de de b&ouml;yle yazılıdır. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
72 bid&rsquo;at fırkasının hi&ccedil;biri k&acirc;fir değilse de, Cehennemde uzun zaman yanacaklardır. İtikat bilgilerinde ictihad ederken, Resulullah&rsquo;ın ve Eshab-ı kiramın itikatlarından ayrılan din &acirc;limi, dinde zaruri ve s&ouml;zbirliğiyle bilinen itikattan ayrılırsa, k&acirc;fir olur. Zaruri ve s&ouml;zbirliğiyle bildirilmemiş olan itikattan ayrılırsa, k&acirc;fir olmaz, itikatta bid&rsquo;at sahibi olur. Bid&rsquo;at ehline, <b>(Ehl-i kıble) </b>de denir. Amel ve ibadet bilgilerinde ictihad ederken de, zaruri ve s&ouml;zbirliğiyle bilinen ibadetlere inanmayan k&acirc;fir olur. Fakat zaruri ve s&ouml;zbirliği ile bildirilmemiş olan ibadetlerden ayrılan &acirc;lim, eğer m&uuml;ctehid ise, sevab kazanır. M&uuml;ctehid değilse, amelde bid&rsquo;at sahibi, <b>(Mezhepsiz) </b>olur. Zaruri olarak yani c&acirc;hillerin de bildiği ve s&ouml;zbirliğiyle bildirilmiş olan bir inanışı veya bir işi ink&acirc;r eden, k&acirc;fir ve m&uuml;rted olacağı i&ccedil;in, La ilahe illallah dese ve her ibadeti yapsa ve her g&uuml;nahtan da sakınsa bile, buna<b> (La ilahe illallah ehli) </b>veya<b> (Ehl-i kıble)</b> denmez. <b>(Faideli bilgiler)</b><br />
<br />
<b>Netice: </b>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ictihad seviyesine y&uuml;kselmiş &acirc;lim olmadığı i&ccedil;in, Ehl-i s&uuml;nnete d&uuml;şman olup bid&rsquo;at fırkalarına t&acirc;bi olanların imanları tehlikededir.</p>

<p><strong>Ehl-i kıbleye k&acirc;fir denmez<br />
Sual: İtikadı bozuk da olsa, namaz kılanlara, imanları gitmiş, k&acirc;fir olmuş denilebilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> K&uuml;fre yani imanın gitmesine sebep olan bir şey s&ouml;ylenmedik&ccedil;e ve yapılmadık&ccedil;a Ehl-i kıbleye yani namaz kılanlara, imanı gitti, k&acirc;fir oldu denmez. Fakat, Kur&rsquo;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilen, M&uuml;sl&uuml;manların asırlar boyunca inandığı bir şeye uymayan s&ouml;z ve işte bulunan bir kimse, b&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;nce namaz kılsa, her ibadeti yapsa da, bunun imanı gitmiş, k&acirc;fir olmuş denir. Mesela, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zerreleri, yaprak sayısını, gizlileri bilmez diyenin imanı gider, k&acirc;fir olur. Hazret-i Eb&ucirc; Bekir ile hazret-i &Ouml;mer&rsquo;den başka sahabiyi, dini bir sebeple k&ouml;t&uuml;leyen, bidat sahibi olur. Bir harama mubah diyen kimse, bunu bir &acirc;yete veya bir hadis-i şerife dayanarak s&ouml;yl&uuml;yorsa, imanı gitmez. &Acirc;yet ve hadise dayanmadan, keyfi i&ccedil;in s&ouml;yl&uuml;yorsa, imanı gider, k&acirc;fir olur. Hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in hilafete se&ccedil;ilmeleri haklı değildi demek, bidattir. Hilafete hakları yoktu demek ise, k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, imanı giderir.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyetin temel inanışlarından bazılarını inkar edip, İsl&acirc;miyetin diğer h&uuml;k&uuml;mlerini kabul eden kimseye ehl-i kıble denir mi?<br />
Cevap:</strong> <strong>Ehl-i kıble</strong> demek, tevat&uuml;r ile ve zaruri olarak bilinen din bilgilerinin hepsine inanan, yani M&uuml;sl&uuml;man olan kimse demektir. B&ouml;yle olan kimse, bidat inanışı ile, dinden &ccedil;ıkmaz, kafir olmaz. İnanışta, imanda ehl-i s&uuml;nnetten ayrılan 72 bidat fırkası, k&uuml;fre d&uuml;şmedik&ccedil;e b&ouml;yledir.</p>

<p><strong>Sual: &Ccedil;eşitli din kitaplarında, insanın ahirette kurtulması i&ccedil;in okunacak dualar bildirilmektedir. Başka bir şey yapmayıp sadece bu duaları okumakla insan ahirette kurtulabilir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetine kavuşturacak &ccedil;eşitli dualar, iyi işler yazılmış, bunlar &ouml;v&uuml;lm&uuml;ş ve yapılmaları da teşvik edilmiştir. Ancak unutmamalıdır ki, ahirette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetine kavuşabilmek i&ccedil;in, iman ile &ouml;lmek lazımdır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilenlere uygun imanı olmayan, haramlardan sakınmaya ve İsl&acirc;mın beş şartını yapmaya ehemmiyet, &ouml;nem vermeyen kimse, rahmete kavuşamaz. Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olmayana bidat ehli denir. Bunun yaptığı ibadetleri sahih olup da, bor&ccedil;tan, azabından kurtulur ise de, vadedilmiş olan sevaplarına ve ahirette, d&uuml;nyada yapmış olduğu iyiliklerin, hayrat ve hasenatının karşılığına kavuşamaz. D&uuml;nyadaki iyiliklerinin karşılıklarına kavuşmak isteyenin, hemen t&ouml;vbe etmesi, imanını d&uuml;zeltmesi lazımdır.</p>

<p><b>Sual: Şii fırkasını Yahudilerin, Vehhabi fırkasını İngilizler kurduğu bildirilmiştir. Esh&acirc;b-ı kirama ve ehl-i s&uuml;nnete d&uuml;şman olan bu fırkaların ahirette kurtulma ihtimalleri var mıdır?</b></p>

<p><b>Cevap:</b> Bug&uuml;n, yer y&uuml;z&uuml;nde bulunan M&uuml;sl&uuml;manlar &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılmıştır. Birinci fırka, Esh&acirc;b-ı kiramın yolunda olan, hakiki M&uuml;sl&uuml;manlardır. Bunlara <b>(Ehl-i s&uuml;nnet) </b>ve <b>(S&uuml;nn&icirc;) </b>ve <b>(Fırka-i n&acirc;ciyye)</b>, Cehennemden kurtulan fırka denir. İkinci fırka, Esh&acirc;b-ı kirama d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Şii) </b>veya <b>(Fırka-i d&acirc;lle) </b>sapık fırka denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, S&uuml;nnilere ve Şiilere d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Vehhabi) </b>ve <b>(Necd&icirc;) </b>denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, ilk olarak Arabistan&rsquo;ın Necd şehrinde meydana &ccedil;ıkmıştır. Bunlara <b>(Fırka-i mel&rsquo;&ucirc;ne) </b>de denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunların M&uuml;sl&uuml;manlara m&uuml;şrik dedikleri <b>(Kıy&acirc;met ve &Acirc;hıret) </b>ve <b>(Se&rsquo;&acirc;det-i Ebediyye) </b>kitaplarında yazılıdır. M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyene Peygamberimiz lanet etmiştir. Şii fırkasını Yahudiler, Vehhabi fırkasını İngilizler kurdu. Ehl-i s&uuml;nnet fırkasını T&uuml;rkler korudu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok <b>(L&acirc; il&acirc;he illallah)</b> ve kalbini tasfiye i&ccedil;in <b>(Estağfurullah) </b>okumalıdır. Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uyanın duası muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, a&ccedil;ık kadınlara bakanın ve haram yiyip i&ccedil;enin, ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uymadığı anlaşılır. Bunların duaları kabul olmaz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=10" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 10)</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=335]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 14:08:40 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ehl-i sünnet itikadı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olmanın şartları nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ehl-i s&uuml;nnet itikadından, &ouml;nemli olanlardan bazıları şunlardır:<br />
<br />
<b>1-</b> Ament&uuml;&rsquo;deki altı esasa inanmak. [Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah&rsquo;tan olduğuna inanmak. İnsanda irade-i c&uuml;ziye vardır. İşlediği g&uuml;nahlardan mesuld&uuml;r.]<br />
<br />
<b>2-</b> Amel, imandan par&ccedil;a değildir. Yani ibadet etmeyen veya g&uuml;nah işleyen m&uuml;mine k&acirc;fir denmez. [Vehhabiler, (amel imanın par&ccedil;asıdır, namaz kılmayan ve haram işleyen k&acirc;firdir) derler.]<br />
<br />
<b>3-</b> İman ya vardır ya yoktur, artıp eksilmez. [Parlaklığı artıp eksilir.]<br />
<br />
<b>4-</b> Kur&rsquo;an-ı kerim mahluk [yaratık] değildir.<br />
<br />
<b>5-</b> Allah mek&acirc;ndan m&uuml;nezzehtir. [Vehhabiler, (Allah g&ouml;kte veya Arşta) derler. Bu k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.]<br />
<br />
<b>6-</b> Ehl-i kıble tekfir edilmez. [Vehhabiler, kendilerinden başka herkese k&acirc;fir derler.]<br />
<br />
<b>7-</b> Kabir suali ve kabir azabı haktır.<br />
<br />
<b>8-</b> Gaybı yalnız Allah bilir, dilerse enbiya ve evliyasına da bildirir.<br />
<br />
<b>9-</b> Evliyanın kerameti haktır.<br />
<br />
<b>10-</b> Eshab-ı kiramın hepsi cennetliktir. [Rafiziler, (Beşi hari&ccedil; sahabenin tamamı k&acirc;firdir) derler. Halbuki Kur&rsquo;anda, tamamı cennetlik deniyor.] <b>(Hadid</b> 10<b>)</b><br />
<br />
<b>11-</b> Ebu Bekr-i Sıddık, eshab-ı kiramın en &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
<b>12-</b> Mirac, ruh ve bedenle birlikte olmuştur.<br />
<br />
<b>13- </b>&Ouml;ld&uuml;r&uuml;len, intihar eden eceli ile &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br />
<br />
<b>14-</b> Peygamberler g&uuml;nah işlemez.<br />
<br />
<b>15-</b> Bug&uuml;n i&ccedil;in d&ouml;rt hak mezhepten birinde olmak.<br />
<br />
<b>16-</b> Peygamberlerin ilki &Acirc;dem aleyhisselam, sonuncusu Muhammed aleyhisselamdır. [Vehhabiler, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in, Hazret-i Şit&rsquo;in, Hazret-i İdris&rsquo;in peygamber olduğunu ink&acirc;r ederler. İlk peygamber Hazret-i Nuh derler. Liderlerine resul [Peygamber] diyen bazı gruplar da, (Nebi gelmez, ama resul gelir) derler. Bunun i&ccedil;in de Resul&uuml;m diyen zındıklar t&uuml;remiştir.]<br />
<br />
<b>17-</b> Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.<br />
<br />
<b>18-</b> Ruh &ouml;lmez. K&acirc;fir ve M&uuml;sl&uuml;man &ouml;l&uuml;lerin ruhları işitir.<br />
<br />
<b>19-</b> Kabir ziyareti caizdir. İstigase, yani Enbiya ve evliyanın kabirlerine gidip, onların h&uuml;rmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek caizdir. [Vehhabiler ise buna şirk derler. Bu y&uuml;zden S&uuml;nnilere ve Şiilere m&uuml;şrik, yani k&acirc;fir derler.]<br />
<br />
<b>20-</b> Kıyamet alametlerinden olan Deccal, Dabbet-&uuml;l-arz, Hazret-i Mehdi&rsquo;nin geleceğine, Hazret-i İsa&rsquo;nın g&ouml;kten ineceğine, g&uuml;neşin batıdan doğacağına ve bildirilen diğer kıyamet alametlerine inanmak.<br />
<br />
İmam-ı a&rsquo;zam hazretleri <b>(Kıyamet alametlerine tevilsiz inanmalı) </b>buyuruyor. <strong>(Fıkhı ekber)</strong><br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(G&uuml;neş batıdan doğmadık&ccedil;a, Kıyamet kopmaz. O zaman herkes iman eder, ama iman artık fayda vermez.)</b> [Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
G&uuml;neşin batıdan doğmasını, <b>(Avrupa M&uuml;sl&uuml;man olacak)</b> diye tevil etmek, imam-ı a&rsquo;zamın s&ouml;z&uuml;ne aykırıdır. Hi&ccedil;bir İslam &acirc;limi tevil etmemiştir. Nitekim <b>(Salat, duadır, namaz diye bir şey yok)</b> diyenler &ccedil;ıkmıştır. O zaman ortada din diye bir şey kalmaz. Bir de Avrupa M&uuml;sl&uuml;man olunca, iman niye fayda vermesin? G&uuml;neşin batıdan doğması, ilmen de m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Dinsizler itiraz eder diye zoraki tevile gitmek gerekmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, d&uuml;nyayı şimdiki y&ouml;r&uuml;ngesinden &ccedil;ıkarır, başka y&ouml;r&uuml;ngeye koyar. D&ouml;n&uuml;ş&uuml; değişince, g&uuml;neş batıdan doğmuş olur.<br />
<br />
<b>21-</b> Ahirette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&ouml;r&uuml;lecektir.<br />
<br />
<b>22-</b> K&acirc;firler Cehennemde sonsuz kalır ve azapları hafiflemez, hatta gittik&ccedil;e artar.<br />
<br />
<b>23-</b> Mest &uuml;zerine mesh etmek caizdir.<br />
<br />
<b>24-</b> Sultana isyan caiz değildir.<br />
<br />
(Bu bilgiler, <b>Fıkh-ı ekber, Nuhbet-&uuml;l-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, F. Fevaid</b>&rsquo;den alınmıştır.)<br />
<br />
<b>Cehennemden kurtulan tek fırka<br />
Sual: </b>Ben dini bilgilerden mahrum olarak yetiştim. Dinimi doğru olarak &ouml;ğrenmek istiyorum. Bir&ccedil;ok kitap aldım. Kitaplarda olduk&ccedil;a &ccedil;ok farklılık var. Kur&#39;an mealleri de farklı. Kendi başıma doğruyu bulmam m&uuml;mk&uuml;n değildir. Aynı konuları hocalara sordum. Onlar da farklı şeyler s&ouml;ylediler. Dinimi doğru olarak &ouml;ğrenmeden &ouml;l&uuml;rsem, mazur sayılır mıyım? Yoksa yanlış bildiğimden sorumlu olur muyum?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aynı ve benzer sualleri &ccedil;ok kimse soruyor. Her fırka, her grup, benim yolum doğru diyor. <b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
Hadis-i şerifte, m&uuml;sl&uuml;manların 73 fırkaya ayrılacakları bildirildi. Bu 73 fırkadan herbiri, İslamiyet&rsquo;e uyduğunu, Cehennemden kurtulacağı bildirilen bu fırkanın kendi fırkası olduğunu s&ouml;ylemektedir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Her fırka, doğru yolda olduğunu sanarak, sevinmektedir.)</b> [M&uuml;minun 53 ve Rum 32]<br />
<br />
Bu &ccedil;eşitli fırkalar arasında kurtuluş fırkasının alametini Peygamber efendimiz bildirmiştir:<br />
<b>(Bu fırkada olanlar, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, kendini s&ouml;yledikten sonra, Eshab-ı kiramı da s&ouml;ylemesine l&uuml;zum olmadığı halde, bunları da s&ouml;ylemesi, <b>(Benim yolum, Eshabımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur)</b> demektir. Eshab-ı kiramın yolunda giden, elbette Ehl-i s&uuml;nnet vel cemaat fırkasıdır. Cehennemden kurtulan fırka, yalnız bunlardır. <b>(C.1, m.80)</b><br />
<br />
Bug&uuml;n &ccedil;ok kimse de kendilerinin Ehl-i s&uuml;nnet olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Bu bakımdan Ehl-i s&uuml;nnet itikadının ne olduğunu bilmek şarttır. Bu bilindikten sonra doğruyu, hakkı bilmek zor olmaz.<br />
<br />
<b>Şirki affetmez ne demek?<br />
Sual: </b>Allah&rsquo;ın her g&uuml;nahı affedebileceği s&ouml;yleniyor. Halbuki en b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah olan şirki affetmeyeceği Kur&#39;anda yazılı imiş. Bu hususu a&ccedil;ıklar mısınız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İtikadımızı d&uuml;zeltmeliyiz. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
İtikad edilecek şeylerde, bir sarsıntı olursa, kıyamette Cehennemden hi&ccedil; kurtulmak olmaz. İtikad doğru olup da işlerde [ibadetleri yapmakta, haramlardan ka&ccedil;makta] gevşeklik olursa, tevbe ile ve belki tevbesiz de af olabilir. Eğer af olunmazsa, Cehenneme girse bile, sonunda yine kurtulur. İşin aslı, temeli itikadı d&uuml;zeltmektir. <b>(1/193)</b><br />
<br />
Yine İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Her m&uuml;sl&uuml;man, Ehl-i s&uuml;nnet itikadını &ouml;ğrenmeli, imanını buna g&ouml;re d&uuml;zeltmelidir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan itikada uymayan fena, bozuk itikadlar, imanlar, yani bunlara g&ouml;n&uuml;l bağlamak, g&ouml;nl&uuml; &ouml;ld&uuml;ren bir zehirdir. İnsanı sonsuz azaba g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Amelde, ibadetlerde tembellik, gevşeklik olursa, affolunabilir. Amma itikadda gevşek davranmak affolunmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(Allah </b>[ahirette] <b>şirki</b> [k&uuml;fr&uuml;, bozuk imanı] <b>asla affetmez. Diğer b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahları ise, istediği kimselerden affeder.)</b> [Nisa-48]<br />
<br />
O halde &ouml;lmeden &ouml;nce itikadı d&uuml;zeltmelidir. <b>(2/67)</b><br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, şirk yani k&uuml;f&uuml;r &uuml;zere &ouml;len kimse, ebedi olarak Cehennemde kalır. D&uuml;nyada iken, yani &ouml;lmeden &ouml;nce şirke [k&uuml;fre] d&uuml;şen kimse, tevbe ederse affolur.<br />
<br />
Bir k&acirc;fir, k&acirc;firliğine tevbe ederse, tertemiz, g&uuml;nahsız m&uuml;sl&uuml;man olur. Bir m&uuml;sl&uuml;man da şirke [k&uuml;fre] d&uuml;şerek k&acirc;fir olur, sonra pişman olup tevbe ederse, yine m&uuml;sl&uuml;man olur. Tevbe etmek i&ccedil;in yalnız Kelime-i şehadet s&ouml;ylemek kafi değildir. K&uuml;fre sebep olan şeyden de tevbe etmek lazımdır. (Allah şirki affetmez) s&ouml;z&uuml; yanlış anlaşılmaktadır. Şirk &uuml;zere &ouml;lm&uuml;ş olan affolmaz; fakat hayattayken, defalarca şirke d&uuml;ş&uuml;p sonra tevbe eden affolur.<br />
<br />
<b>Ehl-i s&uuml;nnet olmak i&ccedil;in<br />
Sual:</b> Bir muteber kitapta<b>, (Tafdil-uş-şeyhayn, hubb-&uuml;l-hateneyn ve mest &uuml;zerine mesh, Ehl-i s&uuml;nnet olmanın alametidir)</b> deniyor. Burada ne denmek isteniyor?<br />
<b>CEVAP<br />
Tafdil-uş-şeyhayn</b>, iki kayınpeder olan Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in diğer sahabe-i kiramdan &uuml;st&uuml;n olduğuna inanmaktır. <b>Hubb-&uuml;l-hateneyn</b>, iki damadı, yani Hazret-i Osman ile Hazret-i Ali&rsquo;yi sevmek demektir. Bir de, mest &uuml;zerine mesh etmek, Ehl-i s&uuml;nnet olmanın alametlerindendir. &Ouml;zellikle İbni Sebeciler, ilk &uuml;&ccedil; halifeyi sevmezler ve mest &uuml;zerine meshi caiz g&ouml;rmezler. &Ccedil;ıplak ayağa mesh ederler. Bunları kabul etmeyenin Ehl-i s&uuml;nnet olmadığı anlaşılır.<br />
<br />
<b>Her şeyi yaratan Allah&rsquo;tır<br />
Sual:</b> İmam-ı Rabbani hazretleri, 289. mektubunda, (Cebriye&rsquo;nin, &ldquo;İşi insanın yapması mecazdır, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şt&uuml;r, insanda kudret yoktur. Kullar, r&uuml;zg&acirc;rla sallanan yaprak gibidir. İnsanların her hareketi, ağacın hareketi gibi mecburidir&rdquo; s&ouml;z&uuml; k&uuml;f&uuml;r olduğu gibi, &ldquo;Kulların iyi k&ouml;t&uuml;, b&uuml;t&uuml;n işleri, hakikatte onların değildir. İhtiyar&icirc; [isteğe bağlı] hareketleri de yapan, yalnız Allah&rsquo;tır&rdquo; s&ouml;zleri de k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r) buyuruyor. Aynı mektupta ve başka mektuplarda da, her şeyi yaratanın Allah olduğu bildiriliyor. İkisi farklı gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Biz nasıl inanırsak Ehl-i s&uuml;nnete uygun yani doğru inanmış oluruz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her şeyin yaratıcısı elbette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Aksini s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r olur. Ancak bize irade-i c&uuml;ziyye vermiştir. (Şunu yaparsan g&uuml;nah olur, şunu yaparsan sevab olur) diyor. İrade-i c&uuml;ziyyemiz olmasa, yani her şeyi bize zorla işletse, g&uuml;nahımıza ceza, ibadetimize sevab vermez. Bize irade-i c&uuml;ziyye kuvvetini veren de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Her şeyin yaratıcısı Odur. B&ouml;yle inanırsak doğru inanmış oluruz.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><b>Sual: Şii fırkasını Yahudilerin, Vehhabi fırkasını İngilizler kurduğu bildirilmiştir. Esh&acirc;b-ı kirama ve ehl-i s&uuml;nnete d&uuml;şman olan bu fırkaların ahirette kurtulma ihtimalleri var mıdır?</b></p>

<p><b>Cevap:</b> Bug&uuml;n, yer y&uuml;z&uuml;nde bulunan M&uuml;sl&uuml;manlar &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılmıştır. Birinci fırka, Esh&acirc;b-ı kiramın yolunda olan, hakiki M&uuml;sl&uuml;manlardır. Bunlara <b>(Ehl-i s&uuml;nnet) </b>ve <b>(S&uuml;nn&icirc;) </b>ve <b>(Fırka-i n&acirc;ciyye)</b>, Cehennemden kurtulan fırka denir. İkinci fırka, Esh&acirc;b-ı kirama d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Şii) </b>veya <b>(Fırka-i d&acirc;lle) </b>sapık fırka denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, S&uuml;nnilere ve Şiilere d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Vehhabi) </b>ve <b>(Necd&icirc;) </b>denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, ilk olarak Arabistan&rsquo;ın Necd şehrinde meydana &ccedil;ıkmıştır. Bunlara <b>(Fırka-i mel&rsquo;&ucirc;ne) </b>de denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunların M&uuml;sl&uuml;manlara m&uuml;şrik dedikleri <b>(Kıy&acirc;met ve &Acirc;hıret) </b>ve <b>(Se&rsquo;&acirc;det-i Ebediyye) </b>kitaplarında yazılıdır. M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyene Peygamberimiz lanet etmiştir. Şii fırkasını Yahudiler, Vehhabi fırkasını İngilizler kurdu. Ehl-i s&uuml;nnet fırkasını T&uuml;rkler korudu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok <b>(L&acirc; il&acirc;he illallah)</b> ve kalbini tasfiye i&ccedil;in <b>(Estağfurullah) </b>okumalıdır. Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uyanın duası muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, a&ccedil;ık kadınlara bakanın ve haram yiyip i&ccedil;enin, ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uymadığı anlaşılır. Bunların duaları kabul olmaz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=10" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 10)</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=332]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 14:05:01 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Türk Müslümanlığı ne demek?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Osmanlı M&uuml;sl&uuml;manlığı, T&uuml;rk M&uuml;sl&uuml;manlığı gibi ifadeler kullanmak doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her milletin &acirc;detleri farklı olabilir, fakat M&uuml;sl&uuml;manlık tektir. Bug&uuml;n Şi&icirc;lerin ve Vehhabilerin M&uuml;sl&uuml;manlıkları farklıdır. Bunlar dinlerine, bid&#39;at fırkalarının g&ouml;r&uuml;şlerini karıştırmışlardır. Arap &uuml;lkelerinin M&uuml;sl&uuml;manlıklarına da &ccedil;ok bid&#39;at karışmış, sanki farklı bir M&uuml;sl&uuml;manlık meydana gelmiştir.<br />
<br />
T&uuml;rkler ise, İslamiyet&#39;e doğru olarak hizmet etmişlerdir. Sel&ccedil;uklu ve Osmanlı T&uuml;rkleri, Ehl-i s&uuml;nnet yolundan ayrılmamış ve bid&#39;at ehliyle m&uuml;cadele etmişlerdir. T&uuml;rk M&uuml;sl&uuml;manlığı veya Osmanlı M&uuml;sl&uuml;manlığı, bu anlamda, yani T&uuml;rklerin Ehl-i s&uuml;nnet yolunda olduklarını anlatmak i&ccedil;in s&ouml;ylenebilir. Yoksa, sanki farklı bir dinmiş gibi veya ırk ayrımı yaparak s&ouml;ylemek hi&ccedil; uygun olmaz.<br />
<br />
Eshab-ı kiramdan sonra İslamiyet&#39;e en b&uuml;y&uuml;k hizmeti, Osmanlı yapmıştır. Sel&ccedil;uklu h&uuml;k&uuml;mdarı <b>Sultan Alparslan</b> da, İslam dinine &ccedil;ok hizmet etti. İslamiyet&#39;i i&ccedil;ten yıkmaya &ccedil;alışan gizli d&uuml;şmanlara, B&acirc;tıni ve Hurufi hareketlerine karşı &ccedil;ok hassastı. Bunun i&ccedil;in, <b>(Biz temiz M&uuml;sl&uuml;manlarız. Bid&#39;at nedir bilmeyiz. Bu sebepledir ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, halis T&uuml;rkleri aziz kıldı)</b> demiştir. <b>(Rehber Ans.)</b><br />
<br />
Bug&uuml;n ise T&uuml;rkler, bid&#39;at fırkalarının ve yabancı fikirlerin etkisinde kaldığı i&ccedil;in, Osmanlı&#39;nın uyguladığı temiz M&uuml;sl&uuml;manlıktan sapmalar başlamış, mezhepsizlik ortaya &ccedil;ıkmıştır. Yapılacak iş, bid&#39;atlerden uzak durup İslamiyet&#39;i katışıksız yaşamaktır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Din sahibi olmak, dini her şeyin &uuml;st&uuml;nde tutmak, milliyet ve kavmiyet fikrinden daha &uuml;st&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong> Res&ucirc;lullah efendimize &quot;İsl&acirc;miyet nedir?&quot; diye sorulduğunda;<br />
<strong>(M&uuml;sl&uuml;manlık, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini b&uuml;y&uuml;k bilmek ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın mahluklarına acımaktır)</strong> buyurmuştur. Res&ucirc;lullah efendimizin bu had&icirc;s-i şerifte g&ouml;sterdiği ışıklı yolda ilerleyen insanlar, hangi kavimden, milletten, dinden olursa olsun, Allahın kullarının haklarına dokunmanın, ahirette b&uuml;y&uuml;k su&ccedil; olacağını bilirler. Bunlardan kimseye zarar gelmeyeceğini tarih&icirc; vesikalar a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;stermektedir. İsl&acirc;miyette şahısların ve cemiyetin menfaatlerine &ccedil;alışılmakla beraber, M&uuml;sl&uuml;manların gayesi, bu menfaatlerden daha &uuml;st&uuml;n ve ilahi bir şeydir. Menfaati d&uuml;ş&uuml;nmek, l&acirc;zım ise de, bunu her gayenin &uuml;st&uuml;nde g&ouml;rmek ayıp, kusur ve bir egoistlik olduğu gibi, dinden ayrı olan milliyet hissini her şeyin &uuml;st&uuml;nde g&ouml;rmekle de, bu egoistlikten kurtulamaz. B&ouml;yle olan milliyet hissi ile hareket eden kimse, kendinin de o milletin i&ccedil;inde olduğunu d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;ş, bunun i&ccedil;in az &ccedil;ok egoist&ccedil;e hareket etmiştir. M&uuml;sl&uuml;manları harekete getiren maksat ise daha temiz ve necibdir. Her şeyin &uuml;st&uuml;nde olarak, din i&ccedil;in, Allah i&ccedil;in &ccedil;alışan her M&uuml;sl&uuml;man, b&uuml;y&uuml;k bir aşk ve fedak&acirc;rlıkla hareket eder. Milletinin y&uuml;kselmesi daha kolay ve sağlam olur. Başka milletlere de zararı dokunmaz. M&uuml;sl&uuml;man, her adımını Allah i&ccedil;in atan, her hesabını Allah i&ccedil;in y&uuml;r&uuml;ten bir insan demektir. B&ouml;yle bir insanın ne kendine, ne de başkasına zararı olamaz. H&acirc;lbuki, dini ve Allahı bırakıp da, dinden ayrı olan milliyeti d&uuml;ş&uuml;nenler, başka milletlere karşı, hakka ve adalete bağlı davranmayabilirler. Din sahibi olmak, Fransızların; &ldquo;Chacun pour soi et Dieu pour tous&rdquo;, &quot;Herkes kendi menfaatini kollar ama Allah her kulunu kollar&quot; atas&ouml;z&uuml;nde olduğu gibi herkes i&ccedil;in faydalı olmaktır.</p>

<p><i><strong>Sual: Değişik ırk ve dinden olan insanları, bir arada tutmak beraber yaşamalarını temin etmek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İnsanlık tarihinin başından itibaren, değişik zamanlarda, &ccedil;eşitli kavimlere mensup olan insanları, bir arada tutmak m&uuml;mk&uuml;n olmuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tarihin her devrinde, t&uuml;rl&uuml; kanı taşıyan, t&uuml;rl&uuml; dil konuşan, başka başka &acirc;det ve ananelere bağlı olan milyonlarca insanın, aralarındaki farkları bırakarak, bir inan&ccedil; veya fikir etrafında toplanıp, birer imparatorluk kurduklarını g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>

<p>B&ouml;yle kurulan imparatorluk veya devletlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;ne, en g&uuml;zeline Orta &Ccedil;ağ&#39;da rastlıyoruz. Hi&ccedil; bozulmamış, değiştirilmemiş biricik din olan İslam dininin g&uuml;zel ahlakı ile bezenmiş, birbirlerini seven, yardımlaşan, &ccedil;eşitli ırklardan, b&uuml;y&uuml;k insan topluluklarının, birleştiklerini biliyoruz. Bu topluluğu ayakta tutan temel, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrettiği &ccedil;alışkanlık, adalet, iyilik, saygı gibi din esasları idi. Osmanlı T&uuml;rklerini, Sakarya kenarından, kısa bir zamanda, Viyana kapılarına g&ouml;t&uuml;ren kuvvet, Sultan Osman Beyin ve &ccedil;ocuklarının sımsıkı sarıldıkları İslam dininin, ruhu ve bedeni tekam&uuml;l ettiren, geliştiren ışıklı yolu idi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, İslamiyette M&uuml;sl&uuml;manlar birbirinin kardeşidir.</p>

<p>Hıristiyan Avrupanın tek kalesi Fransa kapılarını zorlamaya giden Attila idaresindeki Turan Hunları, herhangi bir hak dine mensup olsalardı ve oralara bu hak dinin ahlakını, ruhunu g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş olsalardı, Hazret-i &Ouml;mer&#39;in ordusundaki adalete, şefkate hayran olup, seve seve M&uuml;sl&uuml;man olan Şam Hıristiyanları gibi, papazların baskısından, kralların işkencesinden usanmış olan Batı Hıristiyanları da, onlara kucaklarını a&ccedil;maz mı idi ve bug&uuml;nk&uuml; Avrupa&#39;nın din &ccedil;ehresi ne olurdu?</p>

<p>Emeviler, İslam dinini, İspanya&#39;dan, Avrupaya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata &uuml;niversitelerini kurup, Batı&#39;ya ilim ve fen ışıklarını saldı. Hıristiyanlık &acirc;lemini uyandırıp, bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;sbet ilerlemenin temelini koydu. D&uuml;nya y&uuml;z&uuml;ndeki ilk &uuml;niversitenin, Fas&#39;ın Fez şehrinde bulunan Kureviyyin &Uuml;niversitesi olduğu b&uuml;t&uuml;n ansiklopedilerde yazılıdır. Bu &uuml;niversite m. 859 yılında kurulmuştur.</p>

<p><em><strong>Sual: İslam devletlerinin yıkılmasında olduğu gibi, dinin de bozulmasında, İngilizlerin yetiştirdiği mason din adamlarının da rol&uuml; olmuş mudur?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, y&uuml;zyıllardır İslam memleketlerini kana boyamakla kalmamış, İsko&ccedil; masonları, binlerce M&uuml;sl&uuml;manı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmış, insanlığa yardım, kardeşlik gibi laflarla, seve seve dinden &ccedil;ıkmalarına, m&uuml;rted olmalarına sebep olmuştur. İslamiyeti b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n yok etmek i&ccedil;in, bu m&uuml;rted masonları maşa olarak kullanmışlardır. B&ouml;ylece, Mustafa Reşid Paşa, &Acirc;l&icirc; paşa, Fuad paşa, Midhad paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa ve Enver Paşa gibi masonları, İslam devletlerinin yıkılmalarında kullanıldıkları gibi, Cem&acirc;ledd&icirc;n-i Efg&acirc;n&icirc; ve Muhammed Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri &ccedil;&ouml;mezler de, İslam bilgilerini bozmaya, yok etmeye alet olmuşlardır.</p>

<p>Bu mason din adamlarının yazdıkları y&uuml;zlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında Mısırlı Reş&icirc;d Rız&acirc;&#39;nın Muh&acirc;ver&acirc;t kitabı, Arabiden &ccedil;eşitli dillere terc&uuml;me edilerek, İslam memleketlerine dağıtılmakta, M&uuml;sl&uuml;manların dinlerini ve imanlarını bozmaya &ccedil;alışmaktadırlar. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını okumamış, anlayamamış bazı din adamının da bu akıntıya kapılarak felakete s&uuml;r&uuml;klendikleri ve başkalarının da felaketlerine sebep oldukları maalesef g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>

<p>Muh&acirc;ver&acirc;t isimli bu kitapta, Ehl-i s&uuml;nnetin d&ouml;rt mezhebine &ccedil;atılmakta, İslam bilgilerinin d&ouml;rt kaynağından biri olan İcm&acirc;&#39;-ı &uuml;mmet ink&acirc;r edilmekte, herkes; &quot;Kitaptan, S&uuml;nnetten kendi anladığına g&ouml;re amel etmeli&quot; denilmektedir.&nbsp;Yani &quot;d&ouml;rt mezhebi ortadan kaldırmalı&quot; denilmektedir!..</p>

<p>B&ouml;ylece, İslam bilgilerini k&ouml;k&uuml;nden yıkmaya &ccedil;alışmaktadır. M&uuml;sl&uuml;manlara, bu kitabın bozukluğunu ve zararlarını anlatmak i&ccedil;in, &quot;Din adamı b&ouml;l&uuml;c&uuml; olmaz&quot; kitabı hazırlanarak, T&uuml;rk&ccedil;e, İngilizce ve Arabi dillerinde neşredilmiştir. Ayrıca, b&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi Abd&uuml;lgan&icirc; Nabl&uuml;s&icirc; hazretlerinin Hul&acirc;sat-&uuml;t-tahk&icirc;k f&icirc;-bey&acirc;n-ı h&uuml;km-ittakl&icirc;d vettelf&icirc;k, Yusuf-i Nebh&acirc;n&icirc; hazretlerinin Huccetullahi alel&#39;&acirc;lem&icirc;n, Muhammed Hay&acirc;t Sind&icirc;nin G&acirc;yet-&uuml;t-tahk&icirc;k ris&acirc;lesi ve Hind &acirc;limlerinden Muhammed Abd&uuml;rrahm&acirc;n Silhet&icirc; hazretlerinin Seyf-&uuml;l-ebr&acirc;r kitapları, o zararlı kitaba tam bir cevap oldukları i&ccedil;in&nbsp;<strong>Hakikat Kitabevi</strong>&nbsp;tarafından, bu d&ouml;rt kitap&nbsp;ofset yolu ile bastırılıp neşredilmiştir.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, &quot;her bakımdan ilerleyebilmek i&ccedil;in Batı&#39;&#39;yı taklit&nbsp;etmek şarttır&quot; diyor.&nbsp;Bunlara ne demelidir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Batı&#39;&#39;nın inan&ccedil;, &ouml;rf, &acirc;det, moda ve ahlaksızlıklarını taklit etmek medeniyet değildir. M&uuml;sl&uuml;man milletin b&uuml;nyesinde tahribat yapmaktır.</p>

<p>Rum isyanının baş planlayıcısı, Patrik Gregoryosun Rus &Ccedil;arı Aleksandra yazdığı mektup ibret vericidir ki ş&ouml;yledir:</p>

<p><em>&quot;T&uuml;rkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i m&uuml;mkindir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rkler, M&uuml;sl&uuml;man oldukları i&ccedil;in &ccedil;ok sabırlı ve mukavemetli insanlardır.</em></p>

<p><em>T&uuml;rkler zekidirler ve kendilerini m&uuml;sbet yolda idare edecek reislere sahip oldukları m&uuml;ddet&ccedil;e de &ccedil;alışkandırlar. Onların b&uuml;t&uuml;n meziyetleri, hatta kahramanlık duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından gelmektedir.</em></p>

<p><em>T&uuml;rklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını par&ccedil;alamak, dini sağlamlıklarını zaafa uğratmak, zayıflatmak icab eder. Bunun da en kısa yolu, mill&icirc; geleneklerine ve maneviyatlarına uymayan harici, dış fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.</em></p>

<p><em>Maneviyatları sarsıldığı g&uuml;n, T&uuml;rkleri;&nbsp;kendilerinden şeklen &ccedil;ok kudretli kalabalık ve zahiren h&acirc;kim kuvvetler &ouml;n&uuml;nde zafere g&ouml;t&uuml;ren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ile yıkmak m&uuml;mk&uuml;n olabilecektir.</em></p>

<p><em>Yapılacak olan, T&uuml;rklere bir şey hissettirmeden, b&uuml;nyelerindeki tahribi tamamlamaktır...&quot;</em></p>

<p>Mektupta ibret alınacak &ccedil;ok şey varsa da, en &ouml;nemlisi şu iki husustur:</p>

<p>1-T&uuml;rklerin maneviyatının ve dininin yıkılması i&ccedil;in, T&uuml;rkleri yabancı fikir ve &acirc;detlere alıştırmaktır.</p>

<p>2-T&uuml;rklere hissettirmeden b&uuml;nyelerindeki tahribatı tamamlamaktır...</p>

<p>Bu hedeflere ise, Batı&#39;&#39;nın inan&ccedil;, moda, &ouml;rf, &acirc;det ve ahlaksızlıklarını, taklit ettirmekle ulaşılır.</p>

<p>Batı&#39;&#39;nın ilim, fen, teknik ve her sahadaki fenni, teknolojik gelişmelerini almak elbette l&acirc;zımdır. Zaten İslamiyet bunu emreder. Yabancı dil &ouml;ğrenmenin lazım olduğunu hadis-i şerifler haber vermektedir. Zeyd bin Sabit hazretleri;</p>

<p>&ldquo;Resulullah efendimiz bana Yahudi dilini &ouml;ğrenmeyi emreyledi. &Ouml;ğrendim. Yahudilere g&ouml;nderilen mektupların &ccedil;oğunu bana yazdırırdı. Onlardan gelen mektupları bana okuturdu&rdquo; buyuruyor.</p>

<p>B&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi, m&uuml;kemmel Arabi, Faris&icirc; konuştuğu h&acirc;lde, zaman zaman;&nbsp;&ldquo;Yabancı dil bilseydim, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya faydalı olurdum&rdquo; buyurduğu nakledilmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Zamanımızda M&uuml;sl&uuml;manların h&acirc;li ortadadır. İslamiyet y&uuml;ce bir din olduğu h&acirc;lde, M&uuml;sl&uuml;manlar ni&ccedil;in bu perişan h&acirc;le geldiler?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslamiyete karşı olanlar, asırlar boyunca yaptıkları kanlı ve acı tecr&uuml;belerle anladılar ki, imanını yıkmadık&ccedil;a, M&uuml;sl&uuml;man milleti yıkmaya, imk&acirc;n yoktur. Her ilerlemenin ve y&uuml;kselmenin hamisi ve teşvik&ccedil;isi olan İslamiyeti, ilmin, fennin, yiğitliğin d&uuml;şmanı gibi g&ouml;stermeye yeltendiler. Gen&ccedil; nesillerin, bilgisiz, dinsiz kalmasını, onları manevi cepheden vurmayı hedef edindiler. İlim ve iman silahları &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, hırs ve şehvetlerine kapılmış olan bazı cahiller, kafirlerin bu h&uuml;cumları ile hemen bozuldu. Bunlardan bir kısmı, isimlerini siper edinip, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nerek, fen adamı, kalem sahibi ve din &acirc;limi, hatta M&uuml;sl&uuml;manların hamisi şekline girip, temiz gen&ccedil;lerin imanlarını &ccedil;almaya koyuldular. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri h&uuml;ner, imansızlığı moda şeklinde g&ouml;sterdiler. Dini, imanı olanlara gerici denildi. Din bilgilerine, İslam&rsquo;ın kıymetli kitaplarına, irtica, gericilik&nbsp;diyenler oldu. Kendilerinde bulunan ahlaksızlıkları, M&uuml;sl&uuml;manlara, İslam b&uuml;y&uuml;klerine isnat ederek, o temiz insanları k&ouml;t&uuml;lemeye, evlatları babalarından soğutmaya uğraştılar. Tarihimize dil uzatıp, parlak ve şerefli sayfalarını karartmaya, hadiseleri değiştirmeye kalkıştılar. B&ouml;ylece, gen&ccedil;leri dinden, imandan ayırmaya, İslamiyeti ve M&uuml;sl&uuml;manları yok etmeye &ccedil;alıştılar. İlmi, fenni, g&uuml;zel ahlakı, fazileti ve yiğitliği ile d&uuml;nyaya şan ve şeref sa&ccedil;an, ecdadımızın sevgisini gen&ccedil; kalplere yerleştiren mukaddes bağları &ccedil;&ouml;zmek, gen&ccedil;liği dedelerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden mahrum ve habersiz bırakmak i&ccedil;in, kalplere, ruhlara ve vicdanlara h&uuml;cum ettiler. H&acirc;lbuki İslamiyetten uzaklaştık&ccedil;a, ahlak bozulduğu gibi, her asrın icap ettirdiği yeni bilgilerde, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; kaybediyor, hatta geri kalmaya başlıyorduk. Bu maskeli dinsizler, bir taraftan ilimde, fende geri kalmamıza, diğer taraftan, İslamiyetten uzaklaşmamıza sebep oluyordu. Garb, batı sanayiine yetişebilmemiz i&ccedil;in, bu kara perdeyi kaldırmamız, &ccedil;&ouml;l kanunlarından kurtulmamız lazımdır, diyorlardı. Bu suretle maddi ve manevi kıymetlerimizi yıkarak, vatanımıza, milletimize, dışarıdaki d&uuml;şmanların, asırlarca yapmak istedikleri, fakat yapamadıkları k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yaptılar.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manların zayıf ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;z kalmasına, İslamiyetten uzaklaşıp, birbirlerine d&uuml;şmeleri mi sebep olmuştur?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, İslamiyeti yok etmek ve M&uuml;sl&uuml;manları i&ccedil;eriden yıkmak i&ccedil;in yetiştirdikleri casuslarını, M&uuml;sl&uuml;man kılığında M&uuml;sl&uuml;man ve bilhassa Osmanlı devletinin i&ccedil;ine g&ouml;nderiyorlardı. Bunlardan birisi de&nbsp;Hempher&rsquo;dır. Hempher, hatıratında, kendisi gibi M&uuml;sl&uuml;man devletlere g&ouml;nderilen casuslardan ancak d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n Londra&#39;ya d&ouml;nebildiğini anlattıktan sonra diyor ki:</p>

<p>&ldquo;Sekreter, ilk birka&ccedil; raporumdan sonra, d&ouml;rd&uuml;m&uuml;z&uuml;n raporlarının tetkik edilmesi i&ccedil;in, bir toplantı yaptı. Arkadaşlarım, vazifeleriyle alakalı raporlarını teslim ettikten sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden bazı kısmlarını not ettiler. Nazır, sekreter ve toplantıya katılanların bir kısmı, &ccedil;alışmalarımı takdir ettiler. Fakat, yine de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sıradaydım. Birinciliği arkadaşım George Belcoude, ikinciliği ise Henry Franse kazanmıştı.</p>

<p>T&uuml;rk&ccedil;e ve Arabi lisanları ile Kur&#39;&acirc;n-ı kerim ve ahkam-ı islamiyyeyi &ccedil;ok iyi &ouml;ğrenmiştim. Fakat, nazırlığa Osmanlı Devleti&#39;nin zayıf noktalarını g&ouml;sterecek bir rapor hazırlamayı başaramamıştım... İki saat s&uuml;ren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de;</p>

<p>-Asıl vazifem lisan ile Kur&#39;&acirc;n ve İslamiyeti &ouml;ğrenmekti. Bunun haricindeki işlere fazla vakit ayıramadım. Fakat, bu sefer sizi memun edeceğim dedim. Sekreter;</p>

<p>-Ş&uuml;phesiz sen muvaffak oluyorsun. Fakat, birinci olmanı isterdim dedi ve ş&ouml;yle devam etti:</p>

<p>-Ey Hempher, gelecek seferki vazifen ikidir:</p>

<p>1-M&uuml;sl&uuml;manların zayıf noktaları ile, onların v&uuml;cutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten, d&uuml;şmanı yenmenin yolu da budur.</p>

<p>2-Bu noktaları tespit edip, dediğimi yaptığın zaman yani M&uuml;sl&uuml;manların arasını a&ccedil;ıp, onları birbirine d&uuml;ş&uuml;rebildiğin zaman en başarılı ajan olacak ve nazırlık madalyasını kazanmış olacaksın...&rdquo;</p>

<p><em><strong>Sual: İslamiyete gericilik diye saldıranlar, ilerlemeyi, kalkınmayı, dini ortadan kaldırmakta mı aradılar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Dinimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmıştır. Din bilgilerinde, İslam ahlakında ve ibadetlerde en ufak bir değişiklik yapmayı şiddetle menetmiştir. D&uuml;nya işlerinde, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmayı, b&uuml;t&uuml;n yeni keşifleri &ouml;ğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir. Son senelerde Osmanlı devletini ele ge&ccedil;iren s&ouml;zde aydınlar, dinimizin bu emrinin tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak, din bilgilerini değiştirmeye, dinin esaslarını yıkmaya &ccedil;alıştılar. Avrupa&#39;nın fende ilerlemesine, yeni keşiflere g&ouml;zlerini kapadılar. Hatta fen bilgilerine, modern tekniğe uymak isteyen sultanları şehit ettiler. Masonların elinde maşa olarak, ilerlemeyi, teknikte değil de, dinde reform yapmakta, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;kte aradılar. &Ccedil;ok şaşılır ki, din bilgilerinin nezahetine dokunmak, son senelere kadar, siyasi partiler arasında da devam etti. Kendi partilerini desteklemedikleri i&ccedil;in, siyasete karışmayan halis M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyecek kadar gafiller t&uuml;redi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu temiz, asil milleti b&ouml;yle felakete s&uuml;r&uuml;kleyenlerden korudu. Yoksa, dinimizden ve g&uuml;zel vatanımızdan mahrum olacak, dinsizlerin pen&ccedil;elerine d&uuml;şecektik.</p>

<p><b>Sual: Şii fırkasını Yahudilerin, Vehhabi fırkasını İngilizler kurduğu bildirilmiştir. Esh&acirc;b-ı kirama ve ehl-i s&uuml;nnete d&uuml;şman olan bu fırkaların ahirette kurtulma ihtimalleri var mıdır?</b></p>

<p><b>Cevap:</b> Bug&uuml;n, yer y&uuml;z&uuml;nde bulunan M&uuml;sl&uuml;manlar &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılmıştır. Birinci fırka, Esh&acirc;b-ı kiramın yolunda olan, hakiki M&uuml;sl&uuml;manlardır. Bunlara <b>(Ehl-i s&uuml;nnet) </b>ve <b>(S&uuml;nn&icirc;) </b>ve <b>(Fırka-i n&acirc;ciyye)</b>, Cehennemden kurtulan fırka denir. İkinci fırka, Esh&acirc;b-ı kirama d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Şii) </b>veya <b>(Fırka-i d&acirc;lle) </b>sapık fırka denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, S&uuml;nnilere ve Şiilere d&uuml;şman olanlardır. Bunlara <b>(Vehhabi) </b>ve <b>(Necd&icirc;) </b>denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, ilk olarak Arabistan&rsquo;ın Necd şehrinde meydana &ccedil;ıkmıştır. Bunlara <b>(Fırka-i mel&rsquo;&ucirc;ne) </b>de denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunların M&uuml;sl&uuml;manlara m&uuml;şrik dedikleri <b>(Kıy&acirc;met ve &Acirc;hıret) </b>ve <b>(Se&rsquo;&acirc;det-i Ebediyye) </b>kitaplarında yazılıdır. M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyene Peygamberimiz lanet etmiştir. Şii fırkasını Yahudiler, Vehhabi fırkasını İngilizler kurdu. Ehl-i s&uuml;nnet fırkasını T&uuml;rkler korudu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan, Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok <b>(L&acirc; il&acirc;he illallah)</b> ve kalbini tasfiye i&ccedil;in <b>(Estağfurullah) </b>okumalıdır. Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uyanın duası muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, a&ccedil;ık kadınlara bakanın ve haram yiyip i&ccedil;enin, ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeye uymadığı anlaşılır. Bunların duaları kabul olmaz. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=10" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 10)</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4820]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 12:52:05 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dertlerden, sıkıntılardan kurtulmak için]]></title>
<description><![CDATA[<p align="left"><strong>Sual: Dertlerden, sıkıntılardan, kederden ve başa gelen belalardan kurtulmak i&ccedil;in okunması tavsiye edilen bir dua var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Muhammed Ma&#39;s&ucirc;m hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Devlet adamlarından ve başkalarından gelen zul&uuml;mler, elemler, yalnız zahire, bedene ve dimağadır. Batına, kalbe sirayet etmez. Ahirette sevap verilmesine, d&uuml;nyada batının, kalbin nurunun artmasına sebep olurlar. İnsandan insanlık sıfatları zail olmaz, gitmez. Batın, kalp, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen şeylerden razı iken, zahir, beden &uuml;z&uuml;l&uuml;r.Dertlerin, belaların gitmesi i&ccedil;in, kalp ile istiğfar okumak &ccedil;ok faydalıdır. &Ccedil;ok tecr&uuml;be edilmiştir. &Ouml;l&uuml;mden başka her dertten kurtarır. Eceli gelenin de, ağrısız, sıkıntısız &ouml;lmesine yardım eder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, had&icirc;s-i şerifte; <strong>(İstiğfara devam edeni, &ccedil;ok okuyanı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hi&ccedil; ummadığı yerden rızıklandırır) </strong>buyuruldu. Mer&acirc;kıl-fel&acirc;hdaki had&icirc;s-i şerifte; <strong>(Her namazdan sonra, &uuml;&ccedil; kere Estagfirullahel&#39;az&icirc;m ellez&icirc; l&acirc; il&acirc;he ill&acirc; huv el-hayyel-kayy&ucirc;me ve et&ucirc;b&uuml; ileyh okuyanın b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahları affolur)</strong> buyuruldu. Bu had&icirc;s-i şerife uyarak her g&uuml;n beş vakit farz namazlardan sonra, yetmiş kere istiğfar okuyorum. Yine had&icirc;s-i şerife uyarak, &uuml;&ccedil; defa <strong>(Estağfirullahel&#39;az&icirc;m ellez&icirc; l&acirc; il&acirc;he ill&acirc; huv el-hayyelkayy&ucirc;me ve et&ucirc;b&uuml; ileyh)</strong> okuduktan sonra, gerisinde yalnız <strong>(Estağfirullah)</strong> diyorum. Bunun manası; <strong>&ldquo;Beni affet Allahım!&rdquo;</strong> demektir. Al&icirc; bin Eb&icirc; Bekir, Me&acirc;ric&uuml;lhid&acirc;yede diyor ki; &ldquo;İstiğfarlardan meşhur olanı, Peygamberimizden haber verilen; <strong>(Bir kimse, Estagfirullahel&#39;az&icirc;m ellez&icirc; l&acirc; il&acirc;he ill&acirc; h&uuml;verrahman&uuml;rrah&icirc;m el-hayy-&uuml;l-kayy&ucirc;m&uuml;llez&icirc; la-yem&ucirc;t&uuml; ve et&ucirc;b&uuml; ileyh Rabbiğfir l&icirc;)</strong> istiğfar duasını yirmibeş kere okursa, odasında, ailesinde, evinde ve şehrinde hi&ccedil; kaza, bela olmaz&rdquo;dır. Bunu ayrıca her sabah ve akşam da &uuml;&ccedil; kere okumalıdır. Terg&icirc;b-&uuml;s-sal&acirc;tta yazılı had&icirc;s-i şerifte;<strong> (Cuma g&uuml;n&uuml; sabah namazından &ouml;nce, &uuml;&ccedil; kere istiğfar duasını, yani Estagfirullahel&#39;az&icirc;m ellez&icirc; l&acirc; il&acirc;he ill&acirc; huv el-hayyel kayy&ucirc;m ve et&ucirc;b&uuml; ileyh okuyan kimsenin ve anasının ve babasının g&uuml;nahları affolur)</strong> buyuruldu. Her g&uuml;n yatınca; <strong>&ldquo;Y&acirc; Allah, y&acirc; Allah, estağfirullah min k&uuml;lli m&acirc; kerihallah&rdquo;</strong> &ccedil;ok okuyup, sonunda bir kelime-i tevhid okumalıdır.&rdquo;</p>

<p><b>Sual:</b> Sıkıntıdan kurtulmak i&ccedil;in ne yapmalı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sıkıntıdan kurtulmak i&ccedil;in sebeplere yapışmak gerekir. <b>(&Ccedil;alışmadan dua eden, silahsız savaşa giden gibidir) </b>hadis-i şerifi de sebeplere yapışmayı emretmektedir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Her zorluğun bir kolaylığı vardır) </b>buyuruluyor. Sıkıntıdan kurtulmanın da &ccedil;aresi vardır. Hi&ccedil; boş vakit ge&ccedil;irmemeli, kendine faydalı bir meşgale bulmalıdır. (Sabır kurtuluşun anahtarıdır) s&ouml;z&uuml;ne uymalı, &ccedil;alışıp sabrederek bir &ccedil;ıkış yolu aramalıdır.<br />
<br />
Psikolog doktorlar, sıkıntının başlıca &ccedil;aresinin meşgale olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. Kendinize severek yapacağınız işler bulursanız, rahatlarsınız. Ayrıca manevi y&ouml;nden, bazı dualar okumanız da faydalıdır.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Her g&uuml;n sabah akşam yedi kere, &quot;<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/018.jpg" target="_blank">Hasbiyallah&uuml; la ilahe illah&uuml; aleyhi tevekkelt&uuml; ve h&uuml;ve Rabb-&uuml;l arşil azim</a>&quot; okuyan, d&uuml;nya ve ahiret sıkıntısından kurtulur.) </b>[İbni S&uuml;nni]<br />
<br />
<b>(La havle ve la kuvvete illa billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Bir sıkıntıya d&uuml;ş&uuml;nce,</b> <a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/039.jpg" target="_blank">&ldquo;Bismill&acirc;hirahmanirrahim vel&acirc; havle vel&acirc; kuvvete illa bill&acirc;hil aliyyil azim&rdquo;</a> <b>diyeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sıkıntı ve belalardan muhafaza eder.)</b> [Deylemi, İbni S&uuml;nni]<br />
<br />
<b>(Rızka kavuşan &ccedil;ok Elhamd&uuml;lillah desin. Rızkı azalan &ccedil;ok istigfar etsin. &Uuml;z&uuml;l&uuml;p sıkılan, la havle vela kuvvete illa billah desin.)</b> [Beyheki, Hatib]<br />
<br />
<b>(Sıkıntıya d&uuml;şen veya bor&ccedil;lanan, bin kere &quot;<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/011.jpg" target="_blank">La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim</a>&quot; derse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; işini kolaylaştırır.)</b> [Şir&rsquo;a]<br />
<br />
<b>(Sıkıntılı iken &ldquo;Hasb&uuml;nallah ve ni&rsquo;mel-vekil&rdquo; deyiniz!)</b> [İ. Merdeveyhi]<br />
<br />
<b>(Yasin okuyanın sıkıntısı gider.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(La ilahe illallah kable k&uuml;lli şey&rsquo;in, La ilahe illallah ba&rsquo;de k&uuml;lli şey&rsquo;in, La ilahe illallah yebka Rabb&uuml;n&acirc; ve yefni k&uuml;ll&uuml; şey&rsquo;in diyen sıkıntıdan kurtulur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Cuma namazından sonra, İhl&acirc;s, Felak ve Nas&rsquo;ı yedişer defa okuyan, bir hafta, kaza, bela ve sıkıntılardan kurtulur.) </b>[İ.S&uuml;nni]<br />
<br />
<b>(</b>&quot;<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/006.jpg " target="_blank">La ilahe illa ente, s&uuml;bhaneke inni k&uuml;nt&uuml; minezzalimin</a>&quot; <b>diyen, uğradığı beladan kurtulur.)</b> [İ. S&uuml;nni]<br />
<br />
<b>(Sıkıntı i&ccedil;in şu duayı okuyun:</b> <b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/049.jpg" target="_blank">La ilahe illallah&uuml;lazim-&uuml;l-halim la ilahe illallah&uuml; Rabb&uuml;l-Arş-ilazim la ilahe illallah&uuml; Rabb&uuml;s-semavati ve Rabb&uuml;l-Erdi Rabb&uuml;l Arşil-kerim.) </a></b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Sıkıntıya d&uuml;şen 7 defa Allah, Allah&uuml; Rabbi, l&acirc; &uuml;şrik&uuml; bihi şey&rsquo;a desin!) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Sıkıntı i&ccedil;in, &ldquo;Allah, Allah Rabb&uuml;n&acirc; l&acirc; şerikeleh&rdquo; deyin!) </b>[Beyheki]<br />
<br />
Sıkıntıdan kurtulmak i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya kalbinden yalvararak, 14 secde &acirc;yetini [ezberden, ayakta] okuyup, her birinden sonra, hemen secde etmelidir. <b>(Nur-&uuml;l-izah)</b><br />
<br />
(Bismill&acirc;hirrahm&acirc;nirrahim ve<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/011.jpg" target="_blank"> l&acirc;-havle ve l&acirc;-kuvvete ill&acirc; bill&acirc;hil&rsquo; aliyyil&rsquo;azim)</a><b> </b>okumak, sinir hastalığına ve b&uuml;t&uuml;n sıkıntılara iyi gelir.<br />
<br />
İmam-ı Cafer hazretlerinin sıkıntıya d&uuml;ş&uuml;nce, okuyup, sıkıntıdan kurtulduğu dua ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Y&acirc; uddeti ınde şiddeti, ve y&acirc; gavsi ınde k&uuml;rbeti! &Uuml;hr&uuml;sni bi-aynikelleti l&acirc; ten&acirc;m&uuml; vekfini bir&uuml;knike ellezi l&acirc; y&uuml;r&acirc;m&uuml;)</b><br />
Anlamı ş&ouml;yledir:<br />
G&uuml;&ccedil;l&uuml;kte desteğim, sıkıntıda imd&acirc;dıma yetişen, her an g&ouml;r&uuml;p g&ouml;zeten Rabbim, beni muhafaza et, sonsuz kudretinle, bana yardım eyle!<br />
<br />
Hasan-ı Basri hazretlerine, kıtlıktan, fakirlikten, &ccedil;ocuğunun olmadığından şikayette bulunuldu. Hepsine de istigfar etmesini s&ouml;yledi. Sebebi sorulunca, şu mealdeki &acirc;yet-i kerimeleri okudu:<br />
<b>(&Ccedil;ok affedici olan Rabbinize istigfar edin ki, g&ouml;kten bol yağmur indirsin; size, mal ve oğullar ile yardım etsin, sizin i&ccedil;in bah&ccedil;eler, ırmaklar versin.) </b>[Nuh 10-12]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İstigfara devam edeni, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her sıkıntıdan, &uuml;z&uuml;nt&uuml;den, dertten, ge&ccedil;im darlığından kurtarır, ferahlığa &ccedil;ıkarır ve ummadığı yerden rızıklandırır.) </b>[Nesai, Ebu Davud, İbni Mace]<br />
<br />
Cepte altın taşımak da sıkıntı i&ccedil;in faydalıdır. Sadaka vermek ve 70 kere (Estagfirullah min k&uuml;lli m&acirc; kerihallah) demek, sıkıntıları giderir. Bu istigfarın anlamı, &ldquo;Ya Rabbi, razı olmadığın şeylerden ne yapmışsam hepsini affet, yapmadıklarımı da yapmaktan koru&rdquo; demektir.<br />
<br />
Sıkıntı i&ccedil;in şunlara da riayet edilmelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Sıkıntıları sadaka ile &ouml;nleyin.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Tarak kullanmak, sıkıntıyı giderir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(G&uuml;zel koku ve temiz elbise sıkıntıyı azaltır.) </b>[Bostan]<br />
<br />
<b>(Abdestten artan suyu i&ccedil;mek sıkıntıyı giderir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Akik y&uuml;z&uuml;k sıkıntıyı giderir.)</b> [Ukayli]<br />
<br />
<b>(Başkasının sıkıntısını giderenin sıkıntısı gider.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Sıkıntıda duam kabul olsun diyen, genişlikte &ccedil;ok dua etsin.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(En &uuml;st&uuml;n ibadet sıkıntıya sabretmektir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Sabır ve namazla Allah&rsquo;a sığınıp yardım isteyin.)</b> [Bekara 45]<br />
<br />
<b>(Ey iman edenler, sabır ve namaz ile Allah&rsquo;tan yardım isteyin. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah elbette sabredenlerle beraberdir.)</b> [Bekara 153]<br />
<br />
<b>(</b>[Doğru kılınan] <b>Namaz, m&uuml;nker ve fahşadan</b> [edepsizlikten, akla ve dine uymayan, esrar, i&ccedil;ki, zina, livata gibi her t&uuml;rl&uuml; k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten, g&uuml;nahtan] <b>alıkoyar.)</b> [Ankebut 45]<br />
<br />
Her sıkıntının ilacı beş vakit namazı doğru kılmaktır. Namaz doğru kılınırsa b&uuml;t&uuml;n sıkıntıları yok eder.<br />
<br />
<b>Sıkıntı i&ccedil;in<br />
Sual:</b> D&ouml;rt bin kere <b>Allah</b> ism-i şerifini s&ouml;yleyip, kendi &uuml;st&uuml;ne &uuml;fleyenin, sıkıntısından kurtulacağı doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Canım sıkılıyor demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caizdir. Canı sıkılanın kelime-i temcid s&ouml;ylemesi iyi olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(&ldquo;L&acirc; havle ve l&acirc; kuvvete ill&acirc; billahil aliyyil az&icirc;m&rdquo; okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdan kurtulmaktır.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>Sual:</b> (Sıkıntılardan kurtulmayı istemek, &ouml;l&uuml;m&uuml; istemek anlamına geldiği i&ccedil;in uygun olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;sl&uuml;man sıkıntılarından, ancak &ouml;l&uuml;nce kurtulur) s&ouml;z&uuml; yanlış değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, yanlıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan her zaman sıhhat ve afiyet istemeli ve b&uuml;t&uuml;n sıkıntılarımızdan kurtulmak i&ccedil;in dua etmeli, buna rağmen sıkıntı gelirse de sabretmeli ve kurtulmak i&ccedil;in de yine dua edip sebeplerine yapışmalı. Yukarıdaki hadis-i şeriflerde de g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, sıkıntıdan kurtulmayı istemek dinimizin emridir.<br />
<br />
<strong>Dert ve sıkıntı zamanında okunanlar<br />
Sual: </strong>Din kitaplarında sıkıntılı zamanlarda, nelerin okunması tavsiye edilmiştir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında;<br />
&ldquo;Zahir işlerin bozuk ve dağınık olması, kalbin de dağılmasına yol a&ccedil;ar. Kalbinizde &uuml;z&uuml;nt&uuml; ve kuruntu olunca, gidermek i&ccedil;in tevbe ve istiğfar okuyunuz! Korkulu zamanlarda, Kelime-i temc&icirc;d, yani &#39;<strong>L&acirc; havle vel&acirc; kuvvete ill&acirc; bill&acirc;hil&#39;aliyyil&#39;az&icirc;m&#39; </strong>okuyunuz!&rdquo; buyurmaktadır.<br />
<br />
Muhammed Ma&#39;s&ucirc;m hazretleri de, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında;<br />
&ldquo;Dertlerden kurtulmak ve murada kavuşmak i&ccedil;in beşy&uuml;z kere <strong>L&acirc; havle vel&acirc; kuvvete ill&acirc; billah</strong> ile evvelinde ve ahirinde y&uuml;zer defa salev&acirc;t-ı şerife okuyup dua etmelidir&rdquo; buyuruyor.<br />
<br />
<strong>Mu&#39;avvi-zeteyn</strong> yani iki <strong>Kul-e&#39;&ucirc;z&uuml;</strong>y&uuml; &ccedil;ok okumak da faydalıdır. Tefs&icirc;r-i Mazher&icirc;de, Enbiy&acirc; s&ucirc;resinin 87. &acirc;yetinin tefsirinde, had&icirc;s-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Birinize dert ve bela gelince, Yunus Peygamberin duasını okusun! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Onu muhakkak kurtarır. Dua şudur: L&acirc; il&acirc;he ill&acirc; ente s&uuml;bh&acirc;neke inn&icirc; k&uuml;nt&uuml; minez-z&acirc;lim&icirc;n.)</strong><br />
<br />
Terg&icirc;b-&uuml;s-sal&acirc;ttaki had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Sabah, kalkınca, &uuml;&ccedil; kerre Bismill&acirc;hillez&icirc; l&acirc;-yedurru ma&#39; asmih&icirc; şey&#39;&uuml;n fil-erdı vel&acirc; fissem&acirc;i ve h&uuml;ves-sem&icirc;&#39;ul&#39;al&icirc;m okuyana akşama kadar, hi&ccedil; dert, bela gelmez)</strong> buyuruldu.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bir kimse, d&uuml;nyada rahata, huzura, ahirette de sonsuz saadete kavuşmak istiyorsa, ne yapmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına &ccedil;ok acıdığı, onların d&uuml;nyada rahat, huzur i&ccedil;inde, kardeş&ccedil;e yaşamaları, ahirette de, sonsuz saadete, bitmez, t&uuml;kenmez nimetlere kavuşmaları i&ccedil;in, yapılması lazım olan iyilikleri ve sakınılması lazım olan k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri, Peygamberlerine, melek vasıtası ile bildirmiş, bunları bildiren bir &ccedil;ok kitap da g&ouml;ndermiştir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği bu kitaplardan, yalnız Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim bozulmamış, diğerlerinin hepsi ise, değiştirilmiştir. Dinli olsun, dinsiz olsun, inansın inanmasın, herhangi bir kimse, bilerek veya bilmeyerek, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimdeki ahk&acirc;ma, yani emir ve yasaklara uyduğu kadar, d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar. Bu h&acirc;l, faydalı bir ilacı kullanan herkesin, dertten, sıkıntıdan kurtulması gibidir. Zamanımızda M&uuml;sl&uuml;man olmayan, hatta İslam d&uuml;şmanı olan bazı insanların ve milletlerin bir&ccedil;ok işlerinde, başarılı olmaları, rahat, huzur i&ccedil;inde yaşamaları, inanmadıkları, bilmedikleri h&acirc;lde, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin h&uuml;k&uuml;mlerine uygun olarak &ccedil;alıştıkları i&ccedil;indir. M&uuml;sl&uuml;man olduklarını s&ouml;yleyen, &acirc;det olarak ibadetleri yapan, &ccedil;ok kimselerin ise, sefalet, sıkıntılar i&ccedil;inde yaşamalarının sebebi de, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin g&ouml;sterdiği h&uuml;k&uuml;mlere ve g&uuml;zel ahlaka uymadıkları i&ccedil;indir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime uyarak ahirette sonsuz saadete kavuşabilmek i&ccedil;in ise, &ouml;nce buna iman etmek, inanmak ve bilerek, niyet ederek uymak lazımdır.</p>

<p><strong>Sual: &quot;Her derdin, hastalığın, sıkıntının ilacı var deniliyor. Peki k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kurtulmanın da bir ilacı var mıdır?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ouml;l&uuml;m hari&ccedil; her derdin devasını yaratmıştır. Her sıkıntının, her &uuml;z&uuml;nt&uuml;n&uuml;n &ccedil;aresi vardır. Her şey bir sebep ile yaratılmıştır. Bir şeye kavuşmak isteyen, o şeyin sebebine yapışır. Herhangi bir şeyin sebebine yapışan da, onun neticesine kavuşur.</p>

<p>Her derdin, hastalığın, sıkıntının ilacı olduğu gibi, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kurtulmanın da bir ilacı vardır. Doğru kılınan namaz, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n ilacıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ankeb&ucirc;t s&ucirc;resinin 45. &acirc;yetinde me&acirc;len, <strong>(Doğru kılınan nam&acirc;z, insanı fahş&acirc;dan ve m&uuml;nkerden herh&acirc;lde uzaklaştırır)</strong> buyurulmaktadır.</p>

<p>Ayet-i kerimede ge&ccedil;en &quot;herh&acirc;lde&quot; (muhakkak) anlamındadır. Yani namaz, insanı, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden muhakkak uzaklaştırır demektir. Yalnız &acirc;yet-i kerimede, <strong>&quot;Doğru kılınan namaz&quot;</strong> buyuruluyor. Şartlarına uyarak, doğru kılınan namaz, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n ilacıdır. Her t&uuml;rl&uuml; k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten insanı uzaklaştırır. Buna inanmak lazımdır. &quot;İnk&acirc;r eden mahrum kalır!&quot; s&ouml;z&uuml; meşhurdur. İnanarak ve de şartlarına uyarak kılınan namaz, insanı, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kesin olarak uzaklaştırır. Namaz kıldığı h&acirc;lde, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kurtulamayan kimse, hatayı kendinde aramalıdır! Gusl&uuml;n&uuml;, abdestini ve namazlarını kontrol etmesi lazımdır. Muhakkak bir yerlerde hatası vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Rabbimizin s&ouml;z&uuml; kesindir.</p>

<p>İnsanı k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden uzaklaştırmayan bir nam&acirc;z, doğru nam&acirc;z değildir. G&ouml;r&uuml;n&uuml;şte nam&acirc;zdır. Bununla ber&acirc;ber, doğrusunu yapıncaya kadar, g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml; yapmayı da elden bırakmamalıdır.</p>

<p>Namaz bir &ouml;l&ccedil;ektir. Kim dolu dolu &ouml;l&ccedil;er, onu hakkıyla kılarsa, b&uuml;y&uuml;k ecir ve m&uuml;kafata kavuşur. Kim ki, eksik &ouml;l&ccedil;erse yani şartlarına ve adabına uygun kılmazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın buyurduğu Cehennemi hatırlasın. Bunun i&ccedil;in anne ve babaların, evlatlarına namazın &ouml;nemini anlatması ve mutlaka namaz kıldırması lazımdır. &Ccedil;ocukların, namaz kılmasına m&acirc;ni olan her şeyin, felaketlerine sebep olacağını bilmelidir. Eğer bir anne, bir baba, evladına namaz kaldırmıyorsa, onu eliyle Cehenneme atıyor demektir.</p>

<p>İnsanı d&uuml;ny&acirc;da ve &acirc;hirette fel&acirc;ketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak nam&acirc;zdır. M&uuml;&#39;min&ucirc;n s&ucirc;resi başındaki &acirc;yet-i ker&icirc;mede me&acirc;len,</p>

<p><strong>(M&uuml;&#39;minler herh&acirc;lde kurtulacaktır. Onlar, nam&acirc;zlarını huş&ucirc; ile kılanlardır)</strong> buyuruldu. D&uuml;nya işlerinde bir darlığa ve sıkıntıya d&uuml;şen kimse, istiğfara ve namaza y&ouml;nelmelidir. Doğru kılınan namaz her derdin ilacıdır.</p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1991]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 01:05:23 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Şeytan ve deist]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Şeytan, Allah&#39;ın varlığını, Cenneti ve Cehennemi biliyor. Allah&#39;ın emrini beğenmediği i&ccedil;in lanetlenmiştir. Deist denilen dinsizler de, bir yaratıcının varlığına inanıyorlar, ama onun emirlerini kabul etmiyorlar. Bunların şeytandan farkları var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&icirc;n&icirc; y&ouml;nden deistin, ateistten ve şeytandan hi&ccedil;bir farkı yoktur. Ateist, (Tanrı diye bir şey yoktur, evren kendiliğinden olmuştur, Tanrı&rsquo;nın ateşi de, azabı da yoktur) diyor. Deist, (Koca evren kendiliğinden nasıl var olur? Elbette bir yaratıcısı vardır, ancak, Tanrı robot gibi bir şeydir, hi&ccedil;bir şeye karışmaz) diyor. Şeytan da, (Allah, Cennet ve Cehennem vardır, ama Allah&#39;ın emri yanlıştır) diyerek emirlere ve yasaklara riayeti doğru bulmuyor. Neticede deist, ateist ve şeytan aynı yoldadır.<br />
<br />
Deist, hay&acirc;lindeki bir ilaha, robot gibi bir varlığa değil de, her şeye g&uuml;c&uuml; yeten, emrine uymayanları şiddetli şekilde cezalandıracak olan bir ilaha inansaydı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uyar, yasaklarından ka&ccedil;ardı. Bu bakımdan deistin (K&acirc;inatı yaratan bir ilah var) demesinin hi&ccedil; &ouml;nemi yoktur. O, hay&acirc;lindeki robot gibi bir şeye ilah diyor. Deist, ateiste g&ouml;re daha ahmaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanlar bile, basit bir makine yapsa, i&ccedil;ine kullanma talimatını koyar. Bir ilacın, nasıl ve ne kadar kullanılacağına dair prospekt&uuml;s denilen bir tarifesi olur. K&acirc;inatı ve insan gibi muazzam bir varlığı yaratıp da, bunların ne yapacağına dair bir kullanma talimatı olmaz mı? Başıboş bırakır mı hi&ccedil;? Deist de, ateist gibi aklını kullanamıyor, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye inanmıyor. Yoktan yaratılabilen bir şeyin &ouml;ld&uuml;kten sonra tekrar yaratılamayacağını ve &acirc;hirette bir hesaplaşmanın olmayacağını sanmak kadar b&uuml;y&uuml;k ahmaklık olur mu? O şeyi yoktan yaratan, onu tekrar yaratamaz mı? Bu, doğduğuna inanıp da, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne inanmamak gibi bir şeydir. Hi&ccedil; yoktan yaratabiliyor, fakat yaratılan şey &ouml;l&uuml;rse, onu tekrar yaratamamak, aklın kabul edeceği bir şey midir? H&acirc;lbuki ilk başta yoktan yaratmak daha zor değil midir?<br />
<br />
Bir canlıyı, bir buğday tanesini yaratmaktan &acirc;ciz olan kimsenin, canlı cansız her şeyi, yani koskoca k&acirc;inatı yoktan yaratanın, insanları tekrar diriltemeyeceğini sanması ne b&uuml;y&uuml;k aptallıktır! Ebed&icirc; azaba m&acirc;ruz kalmamak i&ccedil;in, aklını kullanmalı ve aklın gereğini yapmalıdır.<br />
<br />
Aklın gereği, iman edip M&uuml;sl&uuml;man olmak ve b&ouml;ylece dinimizin emir ve yasaklarına uymaktır. M&uuml;sl&uuml;man olmak, insan olmanın da ş&uuml;kr&uuml;d&uuml;r. Ş&uuml;kr&uuml; yapılmayan nimet elden &ccedil;ıkar. K&acirc;fir olarak &ouml;lenler, yarın &acirc;hirette hesaptan sonra hayvanların toprak edildiğini g&ouml;r&uuml;nce,<em> (Keşke biz de toprak edilseydik) </em>diyeceklerse de, pişmanlıkları fayda vermeyecektir. Bu ger&ccedil;eği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p, toprak olmayı, yani yok olmayı isteyecek duruma d&uuml;şmemelidir. H&acirc;ş&acirc; dirilmek bir ihtimal bile olsa, aklı olan, bu ebed&icirc; azaba d&uuml;şmemek i&ccedil;in nasıl tedbir almaz?</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13961]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 01:03:25 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’ın sevgi ve rızasına kavuşmak için]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Ne yaparsak Allah bizden razı olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İsrailoğulları benzer bir suali Musa aleyhisselama sual etmişlerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Onlar benden razı olurlarsa, ben de onlardan razı olurum) </b>buyurdu. Yani başına gelen belalara katlanmak, ona buna şik&acirc;yet etmemek, Allah&rsquo;tan gelen her şeye razı olmaktır.<br />
<br />
Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi en &ccedil;ok buğzettiğin kimdir?) diye sual etti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; <b>(Bir kul, benden hayırlısını isteyip Ben de ona hakkındaki h&uuml;km&uuml; g&ouml;nderince ona rıza g&ouml;stermeyendir)</b> buyurdu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdirine razı olmalıdır! Hadis-i kudside buyuruldu ki:<br />
<b>(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen, verdiğim nimetlere ş&uuml;kretmeyen benden başka rab arasın!) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>Allah benden razı mı?<br />
Sual: </b>Allah benden razı mı değil mi, bilmem m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. İbadet etmek tatlı ve kolay, g&uuml;nah işlemek acı ve sıkıntılı geliyorsa, o kimseden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razıdır.<br />
<br />
<b>Sevilmenin iki alameti<br />
Sual: </b>Allahın, bir kulunu sevdiği nasıl anlaşılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunun iki alameti vardır:<br />
<b>1- </b>Ona tam iman etmiş olmak, yani hi&ccedil; ş&uuml;phe etmeden, doğru bir şekilde, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiği gibi inanmak.<br />
<br />
<b>2-</b> Onun kullarının d&uuml;nyasına ve ahiretine hizmet etmek. D&uuml;nyasına hizmet etmek, mesela bir işini g&ouml;rmek, maddi yardımda bulunmak, &ccedil;ok sevab olur. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İnsanlar, Allah&rsquo;ın ıyalidir </b>[kullarıdır]<b>, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği kimse, onun ıyaline iyilik edendir.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
Bir kimseyi ateşte yanarken kurtarmak &ccedil;ok kıymetlidir; fakat bu, ebedi Cehennem ateşinden kurtarmak yanında hi&ccedil; kalır. Bunun i&ccedil;in, hizmetin en kıymetlisi, ahireti i&ccedil;in yardımcı olmaktır. Yani M&uuml;sl&uuml;man değilse M&uuml;sl&uuml;man olması i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;mansa dinini doğru olarak &ouml;ğrenmesine vesile olmak i&ccedil;in &ccedil;alışmaktır. Bug&uuml;n i&ccedil;in, bunun en kolay yolu da, uygun bir din kitabı hediye etmektir.<br />
<br />
<b>Allah sevgisine ulaştıran şeyler<br />
Sual:</b> Allah sevgisine kavuşmak i&ccedil;in ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce temeli sağlam yapmak gerekir. Temel sağlam olmazsa, &uuml;st&uuml;ne yapılan bina da &ccedil;&uuml;r&uuml;k olur, kolay yıkılır. &Ouml;nce doğru itikada sahip olmak gerekir. Doğru itikatla birlikte, hubb-i fillah ve buğd-ı fillah [Allah i&ccedil;in sevmek ve Allah i&ccedil;in buğz etmek] gerekir. Şartlarına uygun olarak kılınan beş vakit namaz da temeldir.<br />
<br />
Bunlardan sonra, en &ouml;nce, s&uuml;nnete yapışıp bid&rsquo;atlerden sakınmak şarttır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine ulaştıran yolun esası, bu ikisidir. İşlerimiz, s&ouml;zlerimiz ve ahlakımız, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarına uygun olmalıdır. Salihler gibi olmaya ve onları sevmeye &ccedil;alışmalıyız. Uykuda, yemekte ve s&ouml;ylemekte aşırı gitmeyip orta derecede olmalı. Gece seher vakti kalkmaya gayret etmeli. Bu vakitlerde istigfar etmeyi, ağlamayı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yalvarmayı ganimet bilmeli. Salihlerle beraber olmaya &ccedil;alışmalı. <b>(İnsanın dini, arkadaşının dini gibidir)</b> hadis-i şerifini unutmamalı! Cennetin yolu, d&uuml;nyaya ve d&uuml;nyadaki faydasız şeylere d&uuml;şk&uuml;n olmamaktır.<br />
<br />
<b>Allah kimi sever?<br />
Sual:</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kimleri sever?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinin emirlerini yapıp yasaklarından ka&ccedil;an M&uuml;sl&uuml;manları sever. Hubb-i fillah ve buğd-ı fillah &uuml;zere olanları sever. Her işi ihl&acirc;sla yapan M&uuml;sl&uuml;manları sever. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: Benim i&ccedil;in birbirlerini sevenleri, benim i&ccedil;in oturup sohbet edenleri, benim i&ccedil;in mal ve canını birbirlerine feda edenleri ve benim i&ccedil;in birbirlerini ziyaret eden M&uuml;sl&uuml;manları sevmemi vacib kıldım.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>Allah kimi sever?</b><br />
<b>Sual: </b>Allah&rsquo;ın sevdiği bir kul olmak i&ccedil;in ne yapmak lazımdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İtikadı doğru olup, dinin emir ve yasaklarına riayet eden her M&uuml;sl&uuml;manı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever. Aşağıdaki vasıflarda olan M&uuml;sl&uuml;manları da, o huylarından dolayı sever. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olanı sever.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah muhsindir, muhsinleri </b>[iyilik edenleri]<b> sever.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&uuml;zeldir, g&uuml;zeli </b>[g&uuml;zel işleri]<b> sever. C&ouml;merttir, c&ouml;mertliği sever. Temizdir, temizliği sever.) </b>[İ. Adiy]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yumuşak davrananı sever.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok affedicidir, affetmeyi sever.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, tektir, teke riayet edeni sever.) </b>[İbni Nasr]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, yaptığı işi hakkıyla </b>[temiz, g&uuml;zel]<b> yapanı sever.) </b>[Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, tevbek&acirc;r genci sever.) </b>[Ebu-ş-Şeyh]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, gen&ccedil;liğini Allah&rsquo;a itaat yolunda ge&ccedil;iren genci sever.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, meslek sahibi olan ve mesleğinde maharetli m&uuml;mini sever.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, eski dostluğunu devam ettireni sever.) </b>[Deylem&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, mazlumun ve darda kalanın yardımına koşanı sever.) </b>[Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ısrarla dua edenleri sever.) </b>[Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>En b&uuml;y&uuml;k perde<br />
Sual: </b>Allah&#39;ın rızasına kavuşmak i&ccedil;in, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man nasıl olunur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına kavuşmaya m&acirc;ni olan şeyi zararsız h&acirc;le getirmek gerekir. <b>İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc;</b> hazretleri, (İnsan birden fazla şeyi sevemez. Sevdiği o bir şeyin sevgisini bırakmadık&ccedil;a başka şeyleri sevemez. O bir şey, insanın nefsidir. Mal, mevki, evlat, &ouml;v&uuml;lmek gibi şeyleri severse de, o, bunları kendi nefsi i&ccedil;in sever. Nefsini sevmezse onları da sevmez. Kul ile Rabbi arasındaki perde, kulun nefsidir. Kul, nefsini bırakmadık&ccedil;a Rabbini sevemez) buyuruyor. <b>İmam-ı Muhammed Masum-i F&acirc;r&ucirc;k&icirc;</b> hazretleri de, (Allah&#39;ın rızasına kavuşmaya en b&uuml;y&uuml;k engel, kişinin kendi nefsidir. Nefsin zararından kurtulmak ancak b&uuml;y&uuml;k bir zatın sohbetiyle olur. Bu sohbet nasip olmazsa, fakat o zat &ccedil;ok sevilirse, ondan gelen feyzler, muhabbet miktarınca sevenin kalbine akıp, yine onu kemale kavuşturur) buyuruyor. <b>(İnsanın en kuvvetli d&uuml;şmanı nefsidir) </b>hadis-i şerifini bildiren İmam-ı Maverd&icirc; hazretleri, nefisle cihadın, riyazet ve m&uuml;cahedeyle olacağını a&ccedil;ıklıyor.<br />
<br />
<b>Riyazet</b>, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsin her istediği kendi zararınadır. Nefis daima haramları ister. Bir &acirc;yet-i kerimede meali: <b>(Cenab-ı Hak&#39;tan korkup, nefsini k&ouml;t&uuml; arzulardan uzaklaştıranların varacakları yer, muhakkak Cennettir.)</b> [Naziat 40, 41]<br />
<br />
<b>M&uuml;cahede</b> ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, ibadet etmeyi istemez. G&uuml;nahlardan ka&ccedil;mak nefse, ibadet etmekten daha g&uuml;&ccedil; gelir. Onun i&ccedil;in g&uuml;nahtan ka&ccedil;mak daha sevabdır. Nefsi her zaman aşağılamak gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir hadis-i şerifte, <b>(Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden de, dinini aşağılamış olur) </b>buyuruluyor. (Ebu Nuaym)<br />
<br />
Nefsini yani kendini seven, nefsini kendine dost bilen, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; beğenen, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren, bilmediğini soramayan, kibirlenmiş ve dinini aşağılamış olur. &Ouml;yle ise, nefse uymamak i&ccedil;in riyazet ve m&uuml;cahedeye &ccedil;ok &ouml;nem vermeliyiz.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına, sevgisine kavuşmak i&ccedil;in neler yapmalıdır?<br />
Cevap:</strong> D&uuml;nya ve ahiret saadetlerinin başı, en iyisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına, sevmesine kavuşmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yakın olmak, Onun sevmesine kavuşmak demektir. Bu saadete kavuşana <strong>Veli</strong>, <strong>Evliya</strong> veya <strong>Arif</strong> denir. Veli olmak i&ccedil;in, farzları yapmak lazımdır. Farzlar, sırası ile, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, haramlardan sakınmak, farz olan ibadetleri yapmak ve salih olan m&uuml;minleri sevmektir. İhlas ile yapılmayan ibadetin faydası olmaz. İhlas, her şeyi yalnız Allah rızası i&ccedil;in yapmaktır. İhlas, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka hi&ccedil;bir şeyi sevmemekle, yalnız Onu sevmekle, kendiliğinden hasıl olur. Kalbin yalnız Onu sevmesine, <strong>Kalbin tasfiyesi</strong>, <strong>Kalbin itmin&acirc;nı</strong> veya <strong>Fen&acirc; fillah</strong> denir. Kalbin itminana kavuşması, ancak Onu &ccedil;ok hatırlamakla, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, nimetlerini d&uuml;ş&uuml;nmekle olacağını, Ra&#39;d s&ucirc;resinin 28. &acirc;yeti bildirmektedir.</p>

<p><strong>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın taksimine razı olmak<br />
Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan razı olmak, bela ve nimet olarak gelen her şeyden razı olmak, itiraz etmemek mi demektir?<br />
Cevap:</strong> <strong>Rıza</strong> demek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen her şeye razı olmak demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan bir felaket gelse, ona da rıza g&ouml;sterir. Kimseye şik&acirc;yet etmez. Bu, her insanın yapabileceği bir iş değildir. Fakat, bunu yapabilen, b&uuml;y&uuml;k bir insandır. B&ouml;yle insanlarda, Peygamberlere mahsus sabır ve tahamm&uuml;l var demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne inandığı derecede insan, bu tahamm&uuml;l&uuml; ve bu rızayı g&ouml;sterebilir. Gıpta edilecek bir meziyettir. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Her g&uuml;n insanın karşılaştığı her şey, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ve yaratması ile var olmaktadır. Bunun i&ccedil;in, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız! Karşılaştığımız her şeyi, aradığımız şeyler olarak g&ouml;rmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz i&ccedil;in sevinmeliyiz! Kulluk b&ouml;yle olur. Kul isek, b&ouml;yle olmalıyız! B&ouml;yle olmamak, kulluğu kabul etmemek ve sahibine karşı gelmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, had&icirc;s-i kudside buyuruyor ki; <strong>(Kaza ve kaderime razı olmayan, beğenmeyen ve g&ouml;nderdiğim belalara sabretmeyen, benden başka Rab arasın. Yery&uuml;z&uuml;nde kulum olarak bulunmasın!)</strong>&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3888]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:59:19 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’ın isimleri (Esma-i hüsna)]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual</b>: Esma-i h&uuml;sna ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Esm&acirc;-&uuml;l h&uuml;sna, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&uuml;zel isimleri demektir. <a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/EsmaulHusna.jpg" target="_blank">Arap&ccedil;a orijinal yazılışları i&ccedil;in buraya tıklayınız!</a><br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Tirmizi&rsquo;de bildirilen 99 ismi şunlardır:<br />
1- <b>Allah</b>: Her ismin vasfını ihtiva eden &ouml;z adı. Kendinden başka ilah bulunmayan tek Allah.<br />
<br />
Bu ism-i şerif, Cen&acirc;b-ı Hakk&#39;ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği b&uuml;t&uuml;n g&uuml;zel vasıfları ve İl&acirc;h&icirc; sıfatları i&ccedil;ine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi m&acirc;nalarına del&acirc;let ederler. Bu bakımdan Allah isminin yerini hi&ccedil;bir isim tutamaz. Bu isim, Allah&#39;tan başkasına mecazen de verilemez. Diğer isimlerinden bazılarının, Allah&#39;tan başkasına isim olarak verilmesi caizdir.<br />
<br />
2- <b>Er-Rahm&acirc;n</b>: D&uuml;nyada b&uuml;t&uuml;n mahl&ucirc;kata merhamet eden, şefkat g&ouml;steren, ihsan eden.<br />
<br />
3- <b>Er-Rah&icirc;m</b>:<b> </b>Ahirette, sadece m&uuml;minlere acıyan, merhamet eden.<br />
<br />
4- <b>El-Melik</b>:<b> </b>M&uuml;lk&uuml;n, k&acirc;inatın sahibi, m&uuml;lk ve saltanatı devamlı olan.<br />
<br />
5- <b>El-Kudd&ucirc;s</b>:<b> </b>Her noksanlıktan uzak ve her t&uuml;rl&uuml; takd&icirc;se l&acirc;yık olan.<br />
<br />
6- <b>Es-Sel&acirc;m</b>:<b> </b>Her t&uuml;rl&uuml; tehlikelerden selamete &ccedil;ıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına sel&acirc;m eden.<br />
<br />
7- <b>El-M&uuml;&rsquo;min</b>:<b> </b>G&uuml;ven veren, emin kılan, koruyan, iman nurunu veren.<br />
<br />
8- <b>El-M&uuml;heymin</b>:<b> </b>Her şeyi g&ouml;r&uuml;p g&ouml;zeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.<br />
<br />
9- <b>El-Az&icirc;z</b>:<b> </b>İzzet sahibi, her şeye galip olan, karşı gelinemeyen.<br />
<br />
10- <b>El-Cebb&acirc;r</b>:<b> </b>Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran. H&uuml;km&uuml;ne karşı gelinemeyen.<br />
<br />
11- <b>El-M&uuml;tekebbir</b>:<b> </b>B&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte eşi, benzeri yok.<br />
<br />
12- <b>El-H&acirc;lık</b>:<b> </b>Yaratan, yoktan var eden. Varlıkların ge&ccedil;ireceği halleri takdir eden.<br />
<br />
13- <b>El-B&acirc;ri</b>:<b> </b>Her şeyi kusursuz ve m&uuml;tenasip yaratan.<br />
<br />
14- <b>El-Musavvir</b>:<b> </b>Varlıklara şekil veren ve onları birbirinden farklı &ouml;zellikte yaratan.<br />
<br />
15- <b>El-Gaff&acirc;r</b>:<b> </b>G&uuml;nahları &ouml;rten ve &ccedil;ok mağfiret eden. Dilediğini g&uuml;nah işlemekten koruyan.<b> </b><br />
<br />
16- <b>El-Kahh&acirc;r</b>:<b> </b>Her istediğini yapacak g&uuml;&ccedil;te olan, galip ve h&acirc;kim.<br />
<br />
17- <b>El-Vehh&acirc;b</b>: Karşılıksız nimetler veren, &ccedil;ok fazla ihsan eden.<br />
<br />
18- <b>Er-Razz&acirc;k</b>:<b> </b>Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.<br />
<br />
19- <b>El-Fett&acirc;h</b>:<b> </b>Her t&uuml;rl&uuml; sıkıntıları gideren.<br />
<br />
20- <b>El-Al&icirc;m</b>: Gizli a&ccedil;ık, ge&ccedil;miş, gelecek, her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile en m&uuml;kemmel bilen.<br />
<br />
21- <b>El-K&acirc;bıd</b>:<b> </b>Dilediğinin rızkını daraltan, ruhları alan.<br />
<br />
22- <b>El-B&acirc;sıt</b>:<b> </b>Dilediğinin rızkını genişleten, ruhları veren.<br />
<br />
23- <b>El-H&acirc;fıd</b>:<b> </b>K&acirc;fir ve facirleri al&ccedil;altan.<br />
<br />
24- <b>Er-R&acirc;fi</b>:<b> </b>Şeref verip y&uuml;kselten.<br />
<br />
25- <b>El-Mu&rsquo;ız</b>:<b> </b>Dilediğini aziz eden.<br />
<br />
26- <b>El-M&uuml;zil</b>:<b> </b>Dilediğini zillete d&uuml;ş&uuml;ren, hor ve hakir eden.<br />
<br />
27- <b>Es-Semi</b>: Her şeyi en iyi işiten, duaları kabul eden.<br />
<br />
28- <b>El-Bas&icirc;r</b>: Gizli a&ccedil;ık, her şeyi en iyi g&ouml;ren.<br />
<br />
29- <b>El-Hakem</b>: Mutlak hakim, hakkı b&acirc;tıldan ayıran. Hikmet sahibi.<br />
<br />
30- <b>El-Adl</b>:<b> </b>Mutlak adil, yerli yerinde yapan.<br />
<br />
31- <b>El-Lat&icirc;f</b>:<b> </b>Her şeye vakıf, l&uuml;tuf ve ihsan sahibi olan.<br />
<br />
32- <b>El-Hab&icirc;r</b>:<b> </b>Her şeyden haberdar. Her şeyin gizli taraflarından haberi olan.<br />
<br />
33- <b>El-Hal&icirc;m</b>: Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan, hilm sahibi.<br />
<br />
34- <b>El-Az&icirc;m</b>:<b> </b>B&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte benzeri yok. Pek y&uuml;ce.<br />
<br />
35- <b>El-Gaf&ucirc;r</b>:<b> </b>Affı, mağfireti bol.<br />
<br />
36- <b>Eş-Şek&ucirc;r</b>: Az amele, &ccedil;ok sevap veren.<br />
<br />
37- <b>El-Aliyy</b>: Y&uuml;celer y&uuml;cesi, &ccedil;ok y&uuml;ce.<br />
<br />
38- <b>El-Keb&icirc;r</b>:<b> </b>B&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte benzeri yok, pek b&uuml;y&uuml;k.<br />
<br />
39- <b>El-Haf&icirc;z</b>:<b> </b>Her şeyi koruyucu olan.<br />
<br />
40- <b>El-Muk&icirc;t</b>: Rızıkları yaratan.<br />
<br />
41- <b>El-Has&icirc;b</b>:<b> </b>Kulların hesabını en iyi g&ouml;ren.<br />
<br />
42- <b>El-Cel&icirc;l</b>:<b> </b>Celal ve azamet sahibi olan.<br />
<br />
43- <b>El-Ker&icirc;m</b>:<b> </b>Keremi, l&uuml;tuf ve ihs&acirc;nı bol, karşılıksız veren, &ccedil;ok ikram eden.<br />
<br />
44- <b>Er-Rak&icirc;b</b>:<b> </b>Her varlığı, her işi her an g&ouml;zeten. B&uuml;t&uuml;n işleri murakabesi altında bulunduran.<br />
<br />
45- <b>El-Muc&icirc;b</b>: Duaları, istekleri kabul eden.<br />
<br />
46- <b>El-V&acirc;si</b>:<b> </b>Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden.<br />
<br />
47- <b>El-Hak&icirc;m</b>:<b> </b>Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan.<br />
<br />
48- <b>El-Ved&ucirc;d</b>:<b> </b>İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.<br />
<br />
49- <b>El-Mec&icirc;d</b>:<b> </b>Nimeti, ihsanı sonsuz, şerefi &ccedil;ok &uuml;st&uuml;n, her t&uuml;rl&uuml; &ouml;vg&uuml;ye layık bulunan.<br />
<br />
50- <b>El-B&acirc;is</b>:<b> </b>Mahşerde &ouml;l&uuml;leri dirilten, Peygamber g&ouml;nderen.<br />
<br />
51- <b>Eş-Şeh&icirc;d</b>:<b> </b>Zamansız, mekansız hi&ccedil;bir yerde olmayarak her zaman her yerde hazır ve nazır olan.<br />
<br />
52- <b>El-Hak</b>:<b> </b>Varlığı hi&ccedil; değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya &ccedil;ıkaran.<br />
<br />
53- <b>El-Vek&icirc;l</b>:<b> </b>Kulların işlerini bitiren. Kendisine tevekk&uuml;l edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran.<br />
<br />
54- <b>El-Kaviyy</b>:<b> </b>Kudreti en &uuml;st&uuml;n ve hi&ccedil; azalmaz.<br />
<br />
55- <b>El-Met&icirc;n</b>:<b> </b>Kuvvet ve kudret menbaı, pek g&uuml;&ccedil;l&uuml;.<br />
<br />
56- <b>El-Veliyy</b>:<b> </b>M&uuml;sl&uuml;manların dostu, onları sevip yardım eden.<br />
<br />
57- <b>El-Ham&icirc;d</b>:<b> </b>Her t&uuml;rl&uuml; hamd ve senaya layık olan.<br />
<br />
58- <b>El-Muhs&icirc;</b>: Yarattığı ve yaratacağı b&uuml;t&uuml;n varlıkların sayısını bilen.<br />
<br />
59- <b>El-M&uuml;bdi</b>: Maddesiz, &ouml;rneksiz yaratan.<br />
<br />
60- <b>El-Mu&icirc;d</b>:<b> </b>Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.<br />
<br />
61- <b>El-Muhy&icirc;</b>:<b> </b>İhya eden, yarattıklarına can veren.<br />
<br />
62- <b>El-M&uuml;m&icirc;t</b>:<b> </b>Her canlıya &ouml;l&uuml;m&uuml; tattıran.<br />
<br />
63- <b>El-Hayy</b>:<b> </b>Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan.<br />
<br />
64- <b>El-Kayy&ucirc;m</b>:<b> </b>Mahlukları varlıkta durduran, zatı ile kaim olan.<br />
<br />
65- <b>El-V&acirc;cid</b>:<b> </b>Kendisinden hi&ccedil;bir şey gizli kalmayan, hi&ccedil;bir şeye muhta&ccedil; olmayan.<br />
<br />
66- <b>El-M&acirc;cid</b>: Kadri ve ş&acirc;nı b&uuml;y&uuml;k, keremi, ihsanı bol olan.<br />
<br />
67- <b>El-V&acirc;hid</b>:<b> </b>Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.<br />
<br />
68- <b>Es-Samed</b>:<b> </b>Hi&ccedil;bir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhta&ccedil; olduğu merci.<br />
<br />
69- <b>El-K&acirc;dir</b>:<b> </b>Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan.<br />
<br />
70- <b>El-Muktedir</b>:<b> </b>Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi.<br />
<br />
71- <b>El-Mukaddim</b>:<b> </b>Dilediğini y&uuml;kselten, &ouml;ne ge&ccedil;iren, &ouml;ne alan.<br />
<br />
72- <b>El-Muahhir</b>:<b> </b>Dilediğini al&ccedil;altan, sona, geriye bırakan.<br />
<br />
73- <b>El-Evvel</b>:<b> </b>Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan.<br />
<br />
74- <b>El-&Acirc;hir</b>:<b> </b>Ebedi olan, varlığının sonu olmayan.<br />
<br />
75- <b>Ez-Z&acirc;hir</b>: Yarattıkları ile varlığı a&ccedil;ık, aşik&acirc;r olan, kesin delillerle bilinen.<br />
<br />
76- <b>El-B&acirc;tın</b>:<b> </b>Aklın tasavvurundan gizli olan.<br />
<br />
77- <b>El-V&acirc;l&icirc;</b>:<b> </b>B&uuml;t&uuml;n k&acirc;inatı idare eden, onların işlerini yoluna koyan.<br />
<br />
78- <b>El-M&uuml;te&acirc;l&icirc;</b>:<b> </b>Son derece y&uuml;ce olan.<br />
<br />
79- <b>El-Berr</b>:<b> </b>İyilik ve ihsanı bol olan.<br />
<br />
80- <b>Et-Tevv&acirc;b</b>:<b> </b>Tevbeleri kabul edip, g&uuml;nahları bağışlayan.<br />
<br />
81- <b>El-M&uuml;ntekım</b>:<b> </b>Asilerin, zalimlerin cezasını veren.<br />
<br />
82- <b>El-Af&uuml;vv</b>:<b> </b>Affı &ccedil;ok olan, g&uuml;nahları mağfiret eden.<br />
<br />
83- <b>Er-Ra&ucirc;f</b>: &Ccedil;ok merhametli, pek şefkatli.<br />
<br />
84- <b>M&acirc;lik-&uuml;l M&uuml;lk</b>:<b> </b>M&uuml;lk&uuml;n, her varlığın sahibi.<br />
<br />
85- <b>Z&uuml;l-Cel&acirc;li vel İkr&acirc;m</b>: Celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.<br />
<br />
86- <b>El-Muksit</b>:<b> </b>Mazlumların hakkını alan, adaletle h&uuml;kmeden,<b> </b>her işi birbirine uygun yapan.<br />
<br />
87- <b>El-C&acirc;mi</b>:<b> </b>İki zıttı bir arada bulunduran. Kıyamette her mahl&ucirc;katı bir araya toplayan.<br />
<br />
88- <b>El-Ganiyy</b>:<b> </b>İhtiya&ccedil;sız, muhta&ccedil; olmayan, her şey Ona muhta&ccedil; olan.<br />
<br />
89- <b>El-Mugn&icirc;</b>:<b> </b>M&uuml;stağni kılan. İhtiya&ccedil; gideren, zengin eden.<br />
<br />
90- <b>El-M&acirc;ni</b>:<b> </b>Dilemediği şeye mani olan, engelleyen.<br />
<br />
91- <b>Ed-D&acirc;rr</b>:<b> </b>Elem, zarar verenleri yaratan.<br />
<br />
92- <b>En-N&acirc;fi</b>:<b> </b>Fayda veren şeyleri yaratan.<br />
<br />
93- <b>En-N&ucirc;r</b>: &Acirc;lemleri nurlandıran, dilediğine nur veren.<br />
<br />
94- <b>El-H&acirc;d&icirc;</b>:<b> </b>Hidayet veren.<br />
<br />
95- <b>El-Bed&icirc;</b>:<b> </b>Misalsiz, &ouml;rneksiz harikalar yaratan. (Eşi ve benzeri olmayan).<br />
<br />
96- <b>El-B&acirc;k&icirc;</b>:<b> </b>Varlığının sonu olmayan, ebedi olan.<br />
<br />
97- <b>El-V&acirc;ris</b>:<b> </b>Her şeyin asıl sahibi olan.<br />
<br />
98- <b>Er-Reş&icirc;d</b>:<b> </b>İrşada muhta&ccedil; olmayan, doğru yolu g&ouml;steren.<br />
<br />
99- <b>Es-Sab&ucirc;r</b>:<b> </b>Ceza vermede, acele etmeyen.<br />
<br />
<b>Başka isimler s&ouml;ylemek<br />
Sual: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya Onun 99 isminden başka bir isim s&ouml;ylemek caiz olur mu? Mesela Padişah, Sultan, &Ccedil;alap, H&uuml;da gibi isimler caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbadet olmayan yerlerde kullanmak caizdir. İbadet olarak kullanılmaz.<br />
<br />
Birgivi vasiyetnamesi şerhinde, Allah&rsquo;ın isimlerinin tevkifi olduğu, yani dinin bildirdiği isimleri s&ouml;ylemek gerektiği, Esma-i h&uuml;sn&acirc;dan başka isim s&ouml;ylenemeyeceği a&ccedil;ıklanmaktadır.<br />
<br />
Şerh-i mevakıfta da, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yakışan mana ile 99 isminden başka isim s&ouml;ylemek, &acirc;limlerin &ccedil;oğuna g&ouml;re caiz değildir)</b> buyuruluyor. Yani az da olsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yakışan başka isimlerle &ccedil;ağırmanın da caiz olduğunu s&ouml;yleyen &acirc;limler var demektir.<br />
<br />
<b>Esma-i h&uuml;sn&acirc;</b>dan olmadığı halde, <b>Mevla</b>,<b> Rab</b>,<b> Nasır</b>,<b> Galip</b>,<b> Ekrem</b>,<b> </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismi olarak Kur&#39;an-ı kerimde kullanılmıştır. Hadis-i şeriflerde ise, <b>Hannan</b>,<b> Mennan</b>,<b> Cemil</b> gibi isimler kullanılmıştır. <b>(Feraid)</b><br />
<br />
Tasavvuf şairi Kuddusi efendi diyor ki:<br />
<br />
<b>Ey rahmeti bol Padişah,<br />
C&uuml;rm&uuml;m ile geldim sana,<br />
Ben eyledim hadsiz g&uuml;nah,<br />
C&uuml;rm&uuml;m ile geldim sana</b>.<br />
<br />
Yunus Emre de, &Ccedil;alap ve daha başka isimleri ilah manasında, ibadet dışında kullanmıştır. Bir &ccedil;ok menkıbede, h&uuml;k&uuml;mdar, sultan kelimeleri ibadet dışında kullanılmıştır. &Acirc;limlerin kullandıkları isimlerden başka isimleri kullanmamalıdır.<br />
<br />
<b>Esma-i h&uuml;sna&rsquo;yı ezberlemek<br />
Sual: </b>Bir arkadaşım dedi ki:<br />
&ldquo;Ebu H&uuml;reyre&rsquo;den nakledilen bir hadiste, Peygamberimizin <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın şu 99 esma-i h&uuml;snasını ihs&acirc; eden, Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır)</b> dediği iddia edilmiştir. Ancak, Peygamberimizin, Allah&#39;a b&ouml;yle bir sınırlama koyması m&uuml;mk&uuml;n değildir. Bu hadis sahih değildir. Peygamberimiz ş&ouml;yle s&ouml;ylemiş olabilir: (Allah&#39;ın isimlerinden 99&#39;unu ihs&acirc; eden Cennete girer, sonsuz saadete erişir.)<b> </b><br />
Bu arkadaşımın s&ouml;z&uuml;nde doğruluk payı var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o hadis-i şerif, k&uuml;t&uuml;b-i sittenin en kıymetli &uuml;&ccedil; hadis kitabında, yani <b>Buhari</b>,<b> M&uuml;slim </b>ve<b> Tirmizi</b>&rsquo;de vardır. O hadis-i şerifi yalan saymak, bu &uuml;&ccedil; b&uuml;y&uuml;k &acirc;limi cahil saymak olur.<br />
<br />
Din kitaplarında bu husus a&ccedil;ıklanmıştır. <b>Herkese Lazım Olan İman</b> kitabında deniyor ki: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimleri sonsuzdur. Bin bir ismi var diye meşhurdur. Yani, isimlerinden bin bir tanesini insanlara bildirmiştir. Bunlardan 99&rsquo;una <b>Esma-&uuml;l h&uuml;sna</b> denir.<br />
<br />
Demek ki Allah&rsquo;ın bin bir ismi vardır. Ama bunlardan 99&rsquo;una <b>Esma-i h&uuml;sna</b> deniyor. Kadı zade Ahmed efendi de, Birgivi vasiyetnamesi şerhinde, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın 99 ismine Esma-i h&uuml;sna denir)</b> diyor.<br />
<br />
Arkadaşın dediği gibi, Allah&rsquo;ın isimlerinden 99 unu değil, Peygamber efendimizin bildirdiği 99 ismi ihs&acirc; etmek gerekiyor. Yoksa Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismi &ccedil;oktur. Bunlardan rastgele 99&rsquo;unu&nbsp;değil, bildirilen 99 ismi ihs&acirc; etmek gerekir. Burada ihs&acirc; etmek, bu 99 ismi manaları ile birlikte ezberleyip amel etmek demektir. B&ouml;yle yapan kimse elbette Cennete girer, sonsuz saadete ulaşır.<br />
<br />
Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>Kerim: </b>L&uuml;tfu ve ihsanı bol, &ccedil;ok ikram eden. M&uuml;sl&uuml;man da, c&ouml;mert ve ihsan sahibi olmalı.<br />
<b>Gaffar:</b> G&uuml;nahları &ouml;rten ve &ccedil;ok mağfiret eden. M&uuml;sl&uuml;manlar da birbirlerinin kusurlarını g&ouml;rmemeli.<br />
<b>Razz&acirc;k: </b>Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan. Bu ismi okurken, rızkı i&ccedil;in endişe etmemeli.<br />
<b>M&uuml;tekebbir: </b>B&uuml;y&uuml;kl&uuml;kte eşi, benzeri yok. Bu ismi okurken Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azametini ve kibriy&acirc;sını d&uuml;ş&uuml;nerek kibirden uzak durmalı.<b> </b><br />
<br />
Bunlar gibi<b> </b>Esma-i h&uuml;snadaki isimler okunurken, manalarını d&uuml;ş&uuml;nmeli ve bunlarla amel etmeli.<br />
<br />
Arkadaşınızın, hadis-i şerif okuyup yanlış anlaması da g&ouml;steriyor ki, tefsirden, meal ve hadisten din &ouml;ğrenilmez. Dinimi &ouml;ğreneyim derken, yanlış anlayıp, dinsiz olup &ccedil;ıkabilir. Bu y&uuml;zden doğru yazılmış ilmihal kitaplarından dinimizi &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışmalıyız. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kıymetli eserlerinden terc&uuml;me edilerek derlenmiş olan, nakli esas alan, en kıymetli ilmihal kitabı <b>Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</b> son s&ouml;z&uuml;nde diyor ki:<br />
<br />
&ldquo;Evliya olan Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, kalb, ruh m&uuml;tehassısları olup, herkesin b&uuml;nyesine ve hastalığına ve zamanının zulmetine ve fesadına uygun ruh ila&ccedil;larını, hadis-i şeriflerden se&ccedil;erek s&ouml;ylemişler ve yazmışlardır. Resulullah, d&uuml;nya eczanesine y&uuml;z binlerce ila&ccedil; hazırlayan baş tabip olup, Evliya olan Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri de, bu hazır ila&ccedil;ları, hastaların dertlerine g&ouml;re dağıtan, emrindeki yardımcı tabipler gibidir. Hastalığımızı bilemediğimiz, ila&ccedil;ları tanımadığımız i&ccedil;in, y&uuml;z binlerce hadis i&ccedil;inden, kendimize ila&ccedil; aramaya kalkarsak, (Allergie) aksi tesir hasıl olarak, cahilliğimizin cezasını &ccedil;eker, fayda yerine zarar g&ouml;r&uuml;r&uuml;z. İşte bunun i&ccedil;in, hadis-i şerifte, <b>(Kur&#39;an-ı kerimi kendi anladığına g&ouml;re tefsir eden k&acirc;fir olur) </b>buyuruldu. Mezhepsizler, bu inceliği anlayamadıkları i&ccedil;in, (Herkes Kur&rsquo;an ve hadis okumalı, dinini bunlardan kendi anlamalı, mezhep kitaplarını okumamalı) diyerek, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarının okunmasını yasak ediyorlar. B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manları felakete s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yorlar.&rdquo;<br />
<br />
<b>Hakkıyla bilen<br />
Sual:</b> Esma-i h&uuml;snadan olan <b>Al&icirc;m</b> ismine tam bilen demek uygun mudur? Bunun gibi <b>Bas&icirc;r</b> ismine de tam g&ouml;ren demek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Al&icirc;m<b> </b>ismi Kur&rsquo;an-ı kerimde y&uuml;zden fazla ge&ccedil;iyor. Hi&ccedil;bir tefsirde tam bilen diye bir ifadeye rastlamadık. Hemen b&uuml;t&uuml;n tefsirlerde, hakkıyla bilen, her şeyin i&ccedil;ini ve dışını en m&uuml;kemmel bilen diye a&ccedil;ıklanıyor. Al&icirc;m, bilen demektir. Neyi bilen, her şeyi bilen demektir. Nasıl bilendir? Hakkıyla bilen, en iyi bilen demektir. Al&icirc;m, kısaca her şeyi hakkı ile, en iyi bilen demektir.<br />
<br />
Bas&icirc;r de g&ouml;ren demektir. Neyi g&ouml;ren? Gizli a&ccedil;ık her şeyi g&ouml;ren demektir. Nasıl g&ouml;rendir? Her şeyin dışını ve i&ccedil;ini bir uzuv olmadan m&uuml;şahede edendir. Tam g&ouml;ren ifadesi biraz yavan kalmaktadır. Gizli a&ccedil;ık her şeyi en iyi g&ouml;ren demek daha uygun olur.<br />
<br />
<b>El Hak ismi<br />
Sual:</b> Bazıları, <b>(Allah&rsquo;ın Hak diye bir ismi yok, ona hak demek şirk olur)</b> diyorlar. Biz hep Cenab-ı Hak diyoruz, bu şirk mi oluyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, şirk değildir. <b>El Hak </b>isminin, Esma-i h&uuml;snadan yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın 99 g&uuml;zel isminden biri olduğu, <b>Tirmizi</b>&rsquo;deki hadis-i şerifte bildiriliyor.<br />
<b>El Hak:</b> Varlığı hi&ccedil; değişmeden duran, var olan, hakkı ortaya &ccedil;ıkaran demektir.<br />
<br />
<b>El Berr ismi<br />
Sual:</b> Esma-i h&uuml;snadan <b>El Berr</b> kelimesi <b>El Birr </b>olarak mı yazılır? İkisi arasındaki fark nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kelime <b>BR</b> olarak yazılır. Ber, bir ve bur olarak okunabilir.<br />
<b>Birr</b>, iyilik demektir. Kur&#39;anda &ccedil;ok yerde ge&ccedil;er: Bekara 44, 177, 189; Al-i İmran 92, Maide 2.<br />
<br />
Tur suresinin 28. &acirc;yetinde ise, el-<b>berr-&uuml;r-rahim</b> olarak ge&ccedil;mektedir. Bu esma-i h&uuml;snadan olan <b>berr&#39;</b>dir. Bu <b>berr </b>olarak yazılır. Berr, ayrıca kara par&ccedil;ası anlamına da gelir. Maide suresinin 96. &acirc;yetinde, <b>sayd-&uuml;l bahri</b> = deniz avı, <b>sayd-&uuml;l berri</b> = Kara avı ifadesi ge&ccedil;er. Şu surelerde de kara par&ccedil;ası olarak ge&ccedil;mektedir: 6/59; 6/63; 6/97;10/22; 17/67; 7/68; 17/70; 27/63; 29/65-66; 30/41; 31/32<br />
<br />
Burr, buğday demektir. Bir hadis-i şerifte, <b>(Buğdayı buğdaya satarken biri fazla olursa faiz olur)</b> buyuruluyor. <b>Vel burru bil burri</b> ifadesi ge&ccedil;iyor. (Tirmizi)<br />
<br />
Şu halde <b>birr</b>, iyilik demektir. <b>Berr</b>, Esma-i h&uuml;snadandır, ayrıca kara par&ccedil;ası anlamına da geliyor.<br />
<br />
<b>Vahid ve Ehad<br />
Sual: </b>Bir anlamına gelen Vahid ve Ehad kelimeleri arasındaki fark nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet Vahid de, Ehad da <b>(Bir)</b> manasına gelir. Biri sıfat ismi, biri zat ismidir. <b>V&acirc;hid</b>, Allah&uuml; tealanın sıfat isimlerindendir, Esma-i h&uuml;snada bildirilen 99 isminden biridir. V&acirc;hid, zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan anlamındadır. Bir &acirc;yet meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Elbette ilahınız vahiddir, birdir)</b> [Saffat 4)<br />
<br />
Ehad de Onun zat ismidir. Bir &acirc;yet meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(De ki, Allah ehaddir, birdir) </b>[İhlas 1]<br />
<br />
Burada zatı bakımdan bir demektir.<br />
Buradaki <b>(Bir)</b> kelimesini sayı bakımından bir gibi anlamamalı. &Ouml;yle anlaşılırsa Allah madde, cisim gibi anlaşılır. Halbuki Allah hi&ccedil; bir şeye benzemez, hayal edilen şey mahl&ucirc;ktur, O her hayalden farklıdır. M&uuml;cessime ve M&uuml;şebbihe denilen fırkalar, Allah&rsquo;ı y&uuml;r&uuml;yen, oturan, madde, cisim gibi g&ouml;r&uuml;r. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Onun benzeri hi&ccedil;bir şey yoktur, O hi&ccedil;bir şeye benzemez.)</b> [Şura 11]<b> </b><br />
<br />
<b>Allah ismine saygı<br />
Sual: </b>Allah ismini saygı ifadesiz yazmak, s&ouml;ylemek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Selef-i salihin saygı ile s&ouml;yler ve saygı ile yazardı. Terki bid&rsquo;attir. Bir yazıda, bir konuşmada bir defacık olsun saygı ile yazmalı veya s&ouml;ylemelidir! Onun i&ccedil;in dilimizi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; demeye alıştırmalıyız!<br />
<br />
<b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; razı olsun<br />
Sual: </b>(Allah razı olsun) denince saygı s&ouml;z&uuml; terkedilmiş olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, razı olsun) demelidir!<br />
<br />
<b>Kısaltmalar<br />
Sual: </b>Dini yazılarda saygı kelimelerini her seferinde yazmalı mı? (CC, S.A.V, R.A) gibi kısaltma yapmak uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Din kitaplarında diyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini okuyunca, yazınca, s&ouml;yleyince, işitince, s&uuml;bh&acirc;nallah, teb&acirc;rekallah, celle-celal&uuml;h veya te&acirc;l&acirc; gibi saygı s&ouml;zlerinden birini s&ouml;ylemek, yazmak, ilkinde vacip, tekrarında ise m&uuml;stehaptır. Resulullah sallallah&uuml; aleyhi ve sellemin ismini işitenin &ouml;mr&uuml;nde bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, s&ouml;yleyince, işitince ilkinde s&ouml;ylemek vacip, tekrarında m&uuml;stehaptır.<br />
<br />
(c.c.), (s.a.v) (r.a) gibi kısaltma yapmak uygun değildir. <b>Mir&acirc;t-i k&acirc;in&acirc;t </b>kitabında diyor ki:<br />
<b>Cahiller ve tembeller, saygı s&ouml;zlerini kısaltarak birka&ccedil; harf yazıyorlar. Bu doğru değildir. &Ccedil;ok sakınmalıdır!<br />
<br />
Hafife almak tehlikelidir<br />
Sual: </b>Kısaltmalar her tarafta kullanılıyor. Bir metini okurken (C.C.) ge&ccedil;tiğinde onu harf bazında s&ouml;ylemiyoruz, y&uuml;ksek sesle Celle Celal&uuml;h&uuml; diyoruz. Bu konuları konuşmakla vaktimizi boşa ge&ccedil;irmiş bulunuruz. Bu konular İslam&rsquo;a g&ouml;re sivrisinek vızıltılarıdır.<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini doğru yazalım, C.C. yazmayalım demeyi sivrisinek vızıltısı olarak g&ouml;rmek &ccedil;ok tehlikelidir, insanın imanını tehlikeye atabilir. Dinde bir şeyi hafife, basite almak tehlikelidir. Din kitapları C.C. yazılmamalı diyor. Ama g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki kimseler yazıyor. Her tarafta kullanılması &ouml;l&ccedil;&uuml; değildir. &Ouml;l&ccedil;&uuml; din &acirc;limlerinin bildirdikleridir. Sinek vızıltısı olsaydı, din &acirc;limleri bunu kitaplarına yazmazdı. Bir s&ouml;z ile insan k&uuml;fre d&uuml;şer, bir s&ouml;z ile imana gelir. Bir s&ouml;z ile hanım boş olur, bir s&ouml;z ile elin kızı elin erkeğine hanım olur.<br />
<br />
<b>K&uuml;&ccedil;&uuml;k harfle yazmak<br />
Sual: </b>Lafzatullahı yani <b>Allah </b>kelimesini <b>allah</b> diye baş harfini k&uuml;&ccedil;&uuml;k yazmak k&uuml;f&uuml;r m&uuml;, yoksa haram mı? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&rsquo;tan başka b&uuml;y&uuml;k yok.<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ne k&uuml;f&uuml;r, ne haram, ne de mekruhtur. İslam harflerinde zaten b&uuml;y&uuml;k harf yok. Dolayısıyla, Kur&#39;an-ı kerimde <b>Allah </b>ismi k&uuml;&ccedil;&uuml;k harfle yazılır. T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;de &ouml;zel isimlerin b&uuml;y&uuml;k harfle yazılması &acirc;det olduğu i&ccedil;in, b&uuml;y&uuml;k harfle yazıp, yadırganmaya sebep olmamalıdır.<br />
<br />
<b>Yalnız Allah demek<br />
Sual: </b>Konuşurken,<b> </b>vaaz ederken, (Allah diyor ki) demek uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Uygun değildir, saygısızlık olur. <b>Allah te&acirc;l&acirc;</b> demek de uygun değildir. <b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;</b> demelidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini s&ouml;yleyince, işitince, yazınca, <b>celle-celal&uuml;h, te&acirc;l&acirc;</b> gibi saygı s&ouml;zlerinden birini s&ouml;ylemek, yazmak birincisinde vacib, tekrarında ise m&uuml;stehabdır. Resulullah efendimizin ismini işitince salevat s&ouml;ylemek de b&ouml;yledir. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
<b>Hazret-i Yezdan</b><br />
<b>Sual:</b> Yezdan, Zerd&uuml;ştlerin iyilik tanrısına verdikleri isimmiş. Bu durumda mehter marşında ge&ccedil;en, <b>(Kur&rsquo;anda zafer vaat ediyor, Hazret-i Yezdan!)</b> ifadesi uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mahzuru yoktur.<br />
<br />
Eski İran&rsquo;ın en b&uuml;y&uuml;k dini olan ateşe tapınmayı kuran Zerd&uuml;şt, putların arasından Yezdan ve Ehremen isminde iki uknum tayin etti. Yezdan iyilik tanrısı, Ehremen ise, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k tanrısı veya Yezdan&rsquo;ın nur, aydınlık; Ehremen&rsquo;in de zulmet, karanlık olması gibi, misli g&ouml;r&uuml;lmemiş b&acirc;tıl bir itikad [inan&ccedil;] ortaya koydu. <b>(Cevap Veremedi kitabı)</b><br />
<br />
Yezdan; ilah, mevl&acirc; demektir. Onlar bu g&uuml;zel ismi taptıkları şeye koymuşlar. Bundan dolayı <b>Yezdan </b>isminin k&ouml;t&uuml; olması gerekmez. Putlarına <b>Mevl&acirc;</b> ismini de koyabilirlerdi. Bu durumda <b>Mevl&acirc; </b>isminin de k&ouml;t&uuml; olması gerekmezdi.<br />
<br />
<b>K&acirc;inat, bir sanat eseridir</b><br />
<b>Sual:</b> Tabiattaki varlıklar ve k&acirc;inat i&ccedil;in, sanat eseri demek, Allah i&ccedil;in de, sanat&ccedil;ı demek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;t&uuml;n k&acirc;inat, tabiattaki her varlık, birer sanat eseridir. B&ouml;yle s&ouml;ylemenin mahzuru olmaz. Bir yaprak par&ccedil;ası, muazzam bir fabrikadır. Bir kum tanesi, bir canlı h&uuml;cre, fennin bug&uuml;n biraz anlayabildiği ince sanatların birer sergisidir. Bug&uuml;n, fennin buluşları, başarıları diye &ouml;v&uuml;nd&uuml;klerimiz, bu tabiat sanatlarından birka&ccedil;ını g&ouml;rebilmek ve taklit edebilmek sonucu ortaya &ccedil;ıkmıştır.<br />
<br />
Her sanat eserinin, bir sahibi olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, b&uuml;t&uuml;n k&acirc;inatın sahibidir. Onun yaratması, bir sanat&ccedil;ının bir şey yapması, bir eser ortaya &ccedil;ıkarması gibi değildir. Bir sanat&ccedil;ının yaptığı eseri de yaratan, yine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir şeyi yaratmak istediği zaman, ona sadece<b> (Ol)</b> der, o şey hemen var olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in sanat&ccedil;ı demek ise, caiz olmaz. <b>İmam-ı Rabbani</b> hazretleri de, buyuruyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimleri, tevk&icirc;f&icirc;dir, yani dinin sahibinin bildirmesine bağlıdır. İslamiyet&rsquo;in s&ouml;ylediği ismi s&ouml;ylemeli. İslamiyet&rsquo;in bildirmediği isim ne kadar iyi, g&uuml;zel isim olsa da s&ouml;ylenemez. <b>(2/67)</b><br />
<br />
<b>Allah&rsquo;a &quot;sanatk&acirc;r&quot; demek uygun mu?<br />
Sual:</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in &quot;sanatk&acirc;r&quot; veya &quot;m&uuml;hendis&quot; demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Değildir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimleri tevkif&icirc;dir. Yani sadece dinimizin bildirdiği isimler kullanılır. M&acirc;n&acirc;sı ne kadar g&uuml;zel olsa da, dinin bildirmedikleri kullanılmaz. Mesela (İnsanoğlunun m&uuml;hendisi, kalbini &ccedil;ok muhteşem şekilde yerleştirmiştir) veya (K&acirc;inatın sanatk&acirc;rı gezegenleri yerli yerine yerleştirmiştir) demek caiz olmaz, fakat Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sanatı veya Allah&rsquo;ın m&uuml;hendisliği, Allah&rsquo;ın eseri denir. İkisi farklıdır. Birinde, dinin bildirmediği isim s&ouml;ylenmiş oluyor ki, caiz değildir. Diğerinde ise, bizzat Onun yaptığı iş s&ouml;yleniyor. Onun sanatı, m&uuml;hendisliği deniyor. Bu caiz oluyor. Sun-i ilahi veya sunullah da denir. Allah&rsquo;ın eseri, sanatı demektir. San&rsquo;i de denir. San&rsquo;i, yapan, yaratan anlamındadır.<br />
<br />
<b>&Acirc;lim ve Al&icirc;m isimleri<br />
Sual:</b> Seadet-i Ebediyye&rsquo;de, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya &acirc;lim denir, fakat &acirc;lim demek olan fak&icirc;h denmez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İslamiyet Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya fak&icirc;h dememiştir)</b> deniyor. Esma-&uuml;l-h&uuml;sna&rsquo;da <b>&Acirc;lim</b> diye bir isim yok, <b>el-Al&icirc;m</b> ismi var. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>&Acirc;lim</b> ismi de mi vardır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, vardır. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Gaybı an</b><b>cak Allah bilir. O, &Acirc;lim-&uuml;l-gayb</b> [gaybı bilen]<b>dir.)</b> [Haşr 22]<br />
<br />
Mevl&acirc;n&acirc; H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimleri sonsuzdur. İnsanlara bildirilen bin bir ismi var diye meşhurdur. Bunlardan doksan dokuzuna <b>Esma-&uuml;l-h&uuml;sna</b> denir. <b>(İtikadname)</b><br />
<br />
<b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya saygı<br />
Sual: </b>Sitenizdeki yazıları bir&ccedil;ok kimseler alıp sitelerine koymuşlar. Fakat Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yazdığınız yerlere birer (c.c.) eklemişler. Peygamber efendimiz veya Resulullah yazdığınız yerlere de (s.a.v.) veya (s.a.s.) yazmışlar. B&ouml;yle harfler yazılması gerekiyorsa siz niye yazmadınız? Gerekmiyorsa onlar niye yazmışlar?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bilemediklerinden &ouml;yle yazmışlar. Allah ismini yazınca bir saygı ifadesi gerekir. Mesela (te&acirc;l&acirc;) yazılmalıdır. (Te&acirc;l&acirc;) yazılınca artık (celle celal&uuml;h) demek gerekmez. Peygamber efendimiz denince zaten saygı var. Resulullah denince de &ouml;yle. Allah&#39;ın Resul&uuml; diye saygı belirtiliyor.<br />
<br />
Din kitaplarında deniyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini okuyunca, yazınca, s&ouml;yleyince, işitince, s&uuml;bhanallah, tebarekallah, celle-celal&uuml;h veya te&acirc;l&acirc; gibi saygı s&ouml;zlerinden birini s&ouml;ylemek, yazmak, ilkinde vacib, tekrarında ise m&uuml;stehabdır. Resulullah&#39;ın &quot;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&quot; ismini işitenin &ouml;mr&uuml;nde bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, s&ouml;yleyince, işitince ilkinde s&ouml;ylemek vacib, tekrarında m&uuml;stehabdır.<br />
<br />
Biz, <b>(Sitemizdeki bilgiler, b&uuml;t&uuml;n insanların istifadesi i&ccedil;in hazırlanmıştır. Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan, herkes istediği gibi alıp istifade edebilir)</b> diye izin verdik, ama orijinaline de sadık kalınmalı dedik. İlave ve &ccedil;ıkarma yapılınca sadık kalınmamış olur. Emanete hıyanet edilmiş olur. Kul hakkı ge&ccedil;er.<br />
<br />
Bir başka husus da, (c.c.), (s.a.v.), (s.a.s.), (r.a.) gibi kısaltma yapmak uygun değildir. <b>Mir&acirc;t-i k&acirc;in&acirc;t</b> kitabında, (Cahiller ve tembeller, saygı s&ouml;zlerini kısaltıp birka&ccedil; harf yazıyorlar. Bu doğru değildir. &Ccedil;ok sakınmalıdır) deniyor. Saygı s&ouml;zlerini kısaltanlara itibar etmemelidir.</p>

<p><strong><em>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimlerinin adedi belli midir, bilinen 99 isminden başka isimleri de var mıdır?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın isimleri sonsuzdur. Binbir ismi var diye meşhurdur. Yani, isimlerinden binbir tanesini insanlara bildirmiştir. Muhammed aleyhisselamın dininde, bunlardan doksandokuzu bildirilmiştir ki bunlara Esm&acirc;-i h&uuml;sn&acirc; denir.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3859]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:55:19 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’ın işitmesi ve görmesi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kitaplarda, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; işitir, g&ouml;r&uuml;r, ama Onun işitmesi, g&ouml;rmesi bizimki gibi vasıtayla, yani g&ouml;z ve kulakla değildir) </b>diye bildiriliyor. O zaman bunun gibi, (Allah&rsquo;ın g&ouml;z&uuml;, kulağı vardır; ama bizim g&ouml;z&uuml;m&uuml;ze, kulağımıza benzemez, nasıl olduğu bilinemez) demek caiz olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, kesinlikle caiz olmaz. Bunu s&ouml;yleyen, M&uuml;cessime ve M&uuml;şebbihe ismindeki sapık fırkalardır. Bunlar, <em>(Allah cisimdir)</em> diyerek Onu mahl&ucirc;klara benzetiyorlar. Bunun gibi Vehhabiler de, <em>(Allah&rsquo;ın eli vardır, ama bizimki gibi değildir, nasıl olduğu bilinemez) </em>diyorlar. H&acirc;ş&acirc;,<em> (G&ouml;z&uuml;, kulağı veya eli vardır)</em> demek, yaratılmışlara benzetmek olur. <em>(G&ouml;z&uuml;n&uuml;n, elinin nasıl olduğu bilinemez, bilinen şeylere benzemez)</em> dense de, mahl&ucirc;klara benzetilmiş olur, &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&ouml;z, kulak ve el birer organdır yani maddedir, cisimdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ise, bunlardan uzaktır. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Onun benzeri hi&ccedil;bir şey yoktur, O hi&ccedil;bir şeye benzemez.) </b>[Şura 11]<br />
<br />
İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de buyuruyor ki: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, madde ve cisim değildir. O, bildiğimiz, d&uuml;ş&uuml;nebileceğimiz şeyler gibi değildir. Nasıl olduğu anlaşılamaz, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemez. Benzeri olamaz. Şu kadar biliriz ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; vardır, bildirdiği sıfatları da vardır, fakat kendisinde, varlığında ve sıfatlarında akla gelen, hay&acirc;limize gelen her şeyden m&uuml;nezzehtir, uzaktır. İnsanlar Onu anlayamaz.<b> (2/67)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5680]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:53:17 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allahü teâlânın sıfatları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Allah&rsquo;ın sıfatları hangileridir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>Sıfat-ı zatiyye</b>&rsquo;si altıdır:<br />
<b>1-</b> <b>V&uuml;c&ucirc;d: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; vardır. Varlığı ezelidir. Vacib-&uuml;l v&uuml;c&ucirc;dd&uuml;r, yani varlığı lazımdır.<br />
<br />
<b>2-</b> <b>Kıdem: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığının evveli, başlangıcı yoktur.<br />
<br />
<b>3-</b> <b>Bek&acirc;: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığının &acirc;hiri, sonu yoktur. Hi&ccedil; yok olmaz. Ortağı olmak muhal olduğu gibi, zat ve sıfatları i&ccedil;in de yokluk muhaldir.<br />
<br />
<b>4- Vahdaniyyet: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatında, sıfatlarında ve işlerinde ortağı, benzeri yoktur.<br />
<br />
<b>5-</b> <b>Muhalefet&uuml;n-lilhavadis: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, zatında ve sıfatlarında hi&ccedil;bir mahl&ucirc;kun zat ve sıfatlarına benzemez.<br />
<br />
<b>6-</b> <b>Kıy&acirc;m bi-nefsihi: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zatı ile k&acirc;imdir. Mekana muhta&ccedil; değildir. Madde ve mekan yok iken O var idi. Zira her ihtiya&ccedil;tan m&uuml;nezzehtir. Bu k&acirc;inatı yokluktan varlığa getirmeden &ouml;nce, zatı nasıl idi ise, sonsuz olarak, hep &ouml;yledir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>Sıfat-ı s&uuml;b&ucirc;tiyye</b>&rsquo;si sekizdir.<br />
<b>1-</b> <b>Hayat: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; diridir. Hayatı, mahl&ucirc;kların hayatına benzemeyip, zatına layık ve mahsus olan hayat, ezeli ve ebedidir.<br />
<br />
<b>2-</b> <b>İlm: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her şeyi bilir. Bilmesi mahl&ucirc;katın bilmesi gibi değildir. Karanlık gecede, karıncanın, kara taş &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;r ve bilir. İnsanların kalbinden ge&ccedil;en d&uuml;ş&uuml;ncelerini, niyetlerini bilir. Bilmesinde değişiklik olmaz. Ezeli ve ebedidir.<br />
<br />
<b>3-</b> <b>Sem&rsquo;: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; işitir. Vasıtasız, cihetsiz işitir. İşitmesi, kulların işitmesine benzemez. Bu sıfatı da, her sıfatı gibi ezeli ve ebedidir.<br />
<br />
<b>4-</b> <b>Basar: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&ouml;r&uuml;r. &Acirc;letsiz ve şartsız g&ouml;r&uuml;r. G&ouml;rmesi g&ouml;z ile değildir.<br />
<br />
<b>5-</b> <b>İrade: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi vardır. Dilediğini yaratır. Her şey Onun dilemesi ile var olur. İradesine engel olacak hi&ccedil;bir kuvvet yoktur.<br />
<br />
<b>6-</b> <b>Kudret: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeye g&uuml;c&uuml; yeticidir. Hi&ccedil;bir şey Ona g&uuml;&ccedil; gelmez.<br />
<br />
<b>7-</b> <b>Kelam: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; s&ouml;yleyicidir. S&ouml;ylemesi alet, harfler, sesler ve dil ile değildir.<br />
<br />
<b>8-</b> <b>Tekv&icirc;n: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratıcıdır. Ondan başka yaratıcı yoktur. Her şeyi O yaratır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkası i&ccedil;in yaratıcı dememelidir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfat-ı s&uuml;b&ucirc;tiyyesi de, sıfat-ı zatiyyesi gibi kadimdir. Bu sıfatları da, zatından ayrılmazlar. Yani sıfatları zatının, kendinin aynı da değildirler, gayrı da değildirler.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarının hakikatlerini anlamak da muhaldir. Hi&ccedil;bir kimse ve hi&ccedil;bir şey Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarına ortak ve benzer olamaz.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Allah&rsquo;ın zati ve s&uuml;buti sıfatları arasındaki fark nedir?<br />
<b>CEVAP<br />
Zati sıfatları</b>, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatına mahsus olan sıfatlardır. Bu sıfatlar, mahl&ucirc;kların hi&ccedil;birinde yoktur. Bunların mahl&ucirc;klara, hi&ccedil;bir şekilde bağlantıları da yoktur.<br />
<br />
<b>S&uuml;buti sıfatları</b> ise, mahl&ucirc;klarla bağlantılı olan sıfatlardır. Bunlardan, yaratmak sıfatı hari&ccedil;, diğerlerinden kullarına da sınırlı olarak ihsan etmiştir. Bu sıfatlarında da, hi&ccedil; değişiklik olmaz. Bunlar da, zati sıfatlar gibi kadim yani ezelidirler. Mahl&ucirc;klar sonradan yaratıldığı i&ccedil;in, mahl&ucirc;klara olan bağlantıları ise h&acirc;distir, yani ezeli değildir. Onun diri olması, bilmesi, işitmesi, g&ouml;rmesi, kudreti, dilemesi ve s&ouml;ylemesi kullarınkine hi&ccedil; benzemez, bunların sadece isimleri benzer. Onun zatını ve sıfatlarının hakikatini anlamak m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
Hi&ccedil; bir mahl&ucirc;k, asla yaratıcısını anlayamaz, kavrayamaz. Peygamber efendimiz, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattıklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n&uuml;z, Onun zatını d&uuml;ş&uuml;nmeyiniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; siz Onun kadrini takdir edemez, Onu anlamaya g&uuml;&ccedil; yetiremezsiniz) </b>buyuruyor. Bir başka hadis-i şerifte de buyuruldu ki, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hatıra gelen her şeyden uzaktır.)</b> [C.Veremedi]<br />
<br />
<b>Aynı da, gayrı da değildir<br />
Sual: </b>Sıfatları Allah&rsquo;ın aynı da, gayrı da değildir ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatları, kendisi gibi ezeli ve ebedidir, yani zatından ayrılmazlar. Eğer sıfatlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın gayrıdır, yani kendisinden ayrıdır, başkadır denirse; sonradan oldukları s&ouml;ylenmiş yani ezeli oldukları ink&acirc;r edilmiş olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın aynıdır, yani kendisidir denirse de, sıfatların varlığı ink&acirc;r edilmiş olur.<br />
<br />
<b>Sıfatları saymak<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;ın sıfatlarını teker teker saymasını bilmeyene k&acirc;fir denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sıfatları sayamayıp ama anlamlarını bilirse k&acirc;fir olmaz. Mesela Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın her şeyi yarattığını, her şeyi bildiğini, işittiğini, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; v.s. bilen kimse Allah&rsquo;ın sıfatlarını biliyor demektir.<br />
<br />
<b>Tekvin sıfatı<br />
Sual: </b>&quot;Basar, sem&#39; ...&quot; gibi insanlarda da sınırlı olarak bulunan sıfatları insanlar i&ccedil;in kullanmak elbette caizdir. İnsanın g&ouml;rmesi, Allah&rsquo;ın ki gibi sınırsız değildir diye, hi&ccedil; kimse &quot;insanlar g&ouml;rebilir, demek caiz değildir&quot; diyemez. &quot;Tekvin&quot; de bu t&uuml;r sıfatlardan biridir. Tekvin, yaratmak demektir. G&ouml;rmek sıfatını insanlar i&ccedil;in kullanabildiğimiz gibi, yaratmak kelimesini de &quot;yeni bir şey, fikir oluşturmak, keşfetmek, ortaya &ccedil;ıkarmak&quot; manalarında insanlar i&ccedil;in kullanmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Caiz değildir. Benzetme yanlıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; diridir, bilir, işitir, g&ouml;r&uuml;r, diler, g&uuml;&ccedil;l&uuml;d&uuml;r, konuşur. Bu sıfatlarda insan sınırlı da olsa ortaktır. Yani sınırlı da olsa, insan da diridir, bilir, işitir, g&ouml;r&uuml;r, diler, g&uuml;c&uuml; vardır, konuşur. Fakat yaratma sıfatında ortaklık yoktur. Allah her şeyi yaratır, fakat insan bir karıncayı, bir h&uuml;creyi bile yaratamaz. Yaratmak, yoktan var etmektir. Maddeyi, elemanı yok iken var etmektir. Yaratıcı, yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Yaratmak Allah&rsquo;a mahsustur.) </b>[Araf 54]<br />
<br />
<b>(Her şeyi yaratan ancak Allah&rsquo;tır.) </b>[Rad 16]<br />
<br />
<b>Beka sıfatı<br />
Sual: </b>&Ouml;ld&uuml;kten sonra dirileceğimiz, imanımız var ise Cennete gireceğimiz ve ebedi hayata ge&ccedil;eceğimiz Kur&#39;anda bildirilmiştir. Bu durumda Allah&rsquo;ın Beka sıfatını taşıyor olmayacağız mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ezeli ve ebedi olan yalnız Allah&rsquo;tır. Diğer her şey fanidir, yani &ouml;l&uuml;ml&uuml;d&uuml;r yani yok olucudur. Yok olucu olan bir şey, ezeli ve ebedi olan Allah ile mukayese olur mu? O sıfatı insanlar nasıl taşır? Ama Allah&rsquo;ın kudretiyle bu iş devam edecektir. Ahiret beka yurdudur. Yoksa Allah&rsquo;ın sıfatını kazanmış olmuyoruz. Bizi ayakta tutacak olan Odur. Yine kendiliğimizden durmayacağız. Devamlı sonsuza kadar yaşamamız da yine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya bağlıdır.<br />
<br />
<b>Kıyas edilemez<br />
Sual:</b> H&acirc;lık mahl&ucirc;k ile kıyas edilir mi? Mesela, (Allah, insanlardan daha kuvvetli) denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfat-ı zatiyyesi altı olup biri de, muhalefet&uuml;n lil havadistir. Yani hi&ccedil; bir şeyde, hi&ccedil; bir bakımdan, hi&ccedil; bir mahl&ucirc;ka benzemez demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın insanlardan daha şefkatli, daha kudretli olduğunu bildirmekte mahzur yoktur. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın eli, onların ellerinin fevkindedir.) </b>[Fetih 10]<br />
<br />
Yani, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hepinizden daha &ccedil;ok kudret ve kuvvet sahibidir) demektir. Halbuki b&uuml;t&uuml;n insanların kuvveti, Cenab-ı Hakkın kudreti yanında nedir ki? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hi&ccedil; bir mahl&ucirc;kla kıyas edilemeyen, sonsuz kudret sahibidir.<br />
<br />
Buna benzer &acirc;yet-i kerimeler &ccedil;oktur. Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in rivayet ettiği hadis-i şerif ş&ouml;yle:<br />
Esirler i&ccedil;inde, &ccedil;ocuğunu arayan bir kadın, onu bulunca, hemen bağrına basıp emzirmeye başladı. Resulullah efendimiz bize buyurdu ki:<br />
<b>- Şu kadın, &ccedil;ocuğunu hi&ccedil; ateşe atar mı?</b><br />
Eshab-ı kiram asla atmayacağını s&ouml;yleyince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, kullarına, bu kadının &ccedil;ocuğuna olan şefkatinden elbette daha şefkatli, daha merhametlidir.) </b>[Buhari]</p>

<p><strong>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın z&acirc;ti sıfatları<br />
Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatına ait, sadece Ona mahsus olan sıfatları var mıdır, varsa nelerdir?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Sıf&acirc;t-ı z&acirc;tiyyesi, z&acirc;ti sıfatları altıdır. Bunlar: V&uuml;cud, Kıdem, Bek&acirc;, Vahd&acirc;niyyet, Muh&acirc;lefet-&uuml;n lil-hav&acirc;dis ve Kıy&acirc;m-&uuml; bi-nefsih&icirc;dir. <strong>V&uuml;c&ucirc;d</strong>, kendiliğinden var olmak demektir. <strong>Kıdem</strong>, varlığının &ouml;ncesi, başlangıcı olmamaktır. <strong>Bek&acirc;</strong>, varlığı sonsuz olmaktır, hi&ccedil; yok olmamaktır. <strong>Vahd&acirc;niyyet</strong>, hi&ccedil;bir bakımdan şeriki, ortağı, naz&icirc;ri, benzeri olmamaktır. <strong>Muh&acirc;lefet-&uuml;n lil-hav&acirc;dis</strong>, hi&ccedil;bir şeyinde, hi&ccedil;bir mahluka, hi&ccedil;bir bakımdan benzemez demektir. <strong>Kıy&acirc;m-&uuml; bi-nefsih&icirc;</strong>, varlığı kendindendir, hep var olması i&ccedil;in, hi&ccedil;bir şeye muhta&ccedil; değildir, demektir.</p>

<p>Bu altı sıfatın hi&ccedil;biri, yaratılanların hi&ccedil;birinde yoktur. Bunların, mahluklara hi&ccedil;bir surette bağlantıları da yoktur. Bazı &acirc;limler, Vahd&acirc;niyyet ve Muh&acirc;lefet-&uuml;n lil-hav&acirc;disin aynı olduklarını s&ouml;yleyerek, sıf&acirc;t-ı z&acirc;tiyye beştir demişlerdir.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zati sıfatlarından olan Kıy&acirc;m bi-nefsihi ne demektir, ne anlama gelmektedir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Zati sıfatlarından olan Kıy&acirc;m bi-nefsihi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, zatında, sıfatlarında ve fillerinde yani işlerinde, hi&ccedil; kimseye, hi&ccedil;bir şekilde muhta&ccedil; olmaması demektir.</p>

<p><strong>Sual: Din kitaplarında ge&ccedil;en Muh&acirc;lefet&uuml;n lil-hav&acirc;dis ne demektir, anlamı nedir?<br />
Cevap:</strong> Muh&acirc;lefet&uuml;n lil-hav&acirc;dis, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zati sıfatlarındandır ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatında ve sıfatlarında, yaratılanlardan hi&ccedil;bir şeye ve hi&ccedil;bir kimseye benzememesi demektir.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3860]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:48:26 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Darwin ve Evrim Teorisi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Evrim teorisi hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Darwin, materyalistlerin iddia ettiği gibi, insanların maymundan t&uuml;rediğini veya bir hayvandan başka bir hayvan geleceğini s&ouml;ylememiştir. Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylese bile bu s&ouml;z&uuml;n ilmi bir kıymeti olmaz.</p>

<p>İnsan ile hayvanlar arasındaki en b&uuml;y&uuml;k fark, insanın ruhudur. İnsanlarda ruh vardır. İnsanlık şerefi bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e verildi. İnsanlara mahsus olan bu ruh hayvanlarda yoktur. Maddecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı i&ccedil;in, insanı maymuna yakın sananları &ccedil;ıkıyor. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ruhu vardır. Maymun ise hayvandır, insana mahsus olan ruhtan ve bu ruhun sağladığı &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerden mahrumdur. İnsan ile hayvan, tamamen ayrıdır. Aralarında, hi&ccedil;bir zaman bir ge&ccedil;it olamaz.</p>

<p><b>Darwin&rsquo;i kullandılar</b><br />
Materyalistler, fen adamı rol&uuml;ne girip, (İnsanların maymundan t&uuml;rediğini Darwin s&ouml;yledi) diyorlar. Halbuki Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylemedi. Canlılar arasında hayat m&uuml;cadelesini anlattı. (T&uuml;rlerin K&ouml;keni) ismindeki kitabında, canlıların &ccedil;evreye uyduklarını, bunun i&ccedil;in, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. (Bir t&uuml;r, başka t&uuml;re d&ouml;ner) demedi. İngiliz İlim Birliğinin 1980&rsquo;de Salford&rsquo;daki toplantısında konuşan Prof. John Durant diyor ki:<br />
(Darwin&rsquo;in insanın k&ouml;keni ile ilgili g&ouml;r&uuml;şleri, modern bir efsane olup &ccedil;ıktı. Bu efsane, ilmi ve sosyal gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Evrim masalları, ilmi araştırmaları tahrip etti. Şimdi Darwin&rsquo;in teorisi dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir d&uuml;ş&uuml;nce yığını bırakmıştır.)</p>

<p>Evrimcilere g&ouml;re, Neandertalar, ilk insandır, &ouml;nce d&ouml;rt ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, daha sonra da bug&uuml;nk&uuml; h&acirc;le gelmiştir. Bu kadar ilkel olan bir mahl&ucirc;kun bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;kemmelliğe ulaşması m&uuml;mk&uuml;n değildir. B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insanın homo sapien [iki ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen ve d&uuml;ş&uuml;nebilen bir mahl&ucirc;k] olduğunu bildirmektedir. D&ouml;rt ayakla y&uuml;r&uuml;yen hayvanın bug&uuml;nk&uuml; insana d&ouml;n&uuml;şebileceğini hi&ccedil; kimse iddia etmemiştir. Paleontoloji m&uuml;tehassısları, bir canlının başka t&uuml;re d&ouml;nmediğini, canlılardaki değişmelerin, kendi t&uuml;rleri arasında olduğunu bildirirler.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insan olan Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in, buğday ektiğini, ev yaptığını ve kendisine on forma kitap verildiğini bildirmektedir. G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi ilk insanın, d&uuml;nyanın olduk&ccedil;a tekam&uuml;l ettiği bir zamanda yaratılmış olduğu, d&ouml;rt ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen, mağaralarda yaşayan mahl&ucirc;klarla hi&ccedil;bir ilgisinin olmadığı apa&ccedil;ıktır. [Zaten b&uuml;t&uuml;n din kitapları, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in, Hazret-i Havva ile Cennette yaşadığını, sonra d&uuml;nyaya indirildiklerini bildirmektedir. Cennetten gelenlerin başka ilkel mahl&ucirc;klarla ne alakası olabilir?]</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; zaman sonunda yaşayan &ldquo;Antropoit&rdquo; dedikleri maymun iskeleti bulununca, evrimciler tarafından, (İnsanın ceddi olan maymunun kemiği bulundu. İnsanın maymundan geldiği kesinleşti) gibi yalanlar yazılıp, hayali resimler yapıldı.</p>

<p>1912&rsquo;de İngiltere&rsquo;de C. Dawson bir fosil bulduğunu s&ouml;yledi. Sonradan (Piltdown adamı) denilen bu fosil, maymunla insan arasında bulunan fosiller i&ccedil;inde en g&uuml;venilir olarak meşhur oldu. Bu fosilin kafatası ve dişleri insanınkine, &ccedil;ene kemikleri ise maymunun &ccedil;ene kemiğine benziyordu. B&ouml;ylece ilk insanın maymun insan arası bir mahl&ucirc;k olduğu yazılıp &ccedil;izildi. Din ile alay edildi. Bu fosilin ş&uuml;pheli taraflarının bulunduğunu, bu bakımdan yeniden incelenmesini isteyen bilim adamlarına izin verilmedi. Ama son yıllarda bir Alman heyeti, bu fosili inceler, ş&uuml;pheli yerler bulur. Neticede Dawson&rsquo;un, hile yaparak, insan kafatasına maymunun &ccedil;ene kemiğini yerleştirdiği, &ccedil;eneye de insan dişlerini koyduğu a&ccedil;ığa &ccedil;ıktı.</p>

<p>1922&rsquo;de Pliosen devrine ait bir azı dişi bulundu. Hemen evrimciler, bunun ilkel bir insan olduğunu s&ouml;ylediler. Bir azı dişinden esinlenerek, (Nebraska adamı eşiyle beraber) diye hayali resimler &ccedil;izdiler. Amerika ve İngiliz basınında g&uuml;nlerce makaleler yazıldı. Neticede bu dişin, bir domuza ait olduğu tespit edildi.</p>

<p>Yarım kafatası, uyluk kemiği ile &uuml;&ccedil; azı dişi ayrı ayrı yerlerde bulunmuş, bunların hepsi bir kafa kabul edilmiş ve adına Java adamı denilmiştir. Prof. Gish bu hususta diyor ki:<br />
(Java adamı denilen varlık bir maymundur. Maymun kafatası ile insan uyluğu birleştirilmiş, adına Java adamı denilmiştir.)</p>

<p>Bu kemikleri bulan ve Java adamı adını veren Mr. Dubois, &ouml;lmeden &ouml;nce, ger&ccedil;eği itiraf etmiştir. (Java adamı dediğim kemikler, ger&ccedil;ekte bir gibbon maymunudur) demiştir.</p>

<p>Madem b&ouml;yle şu adam, bu adam yaşamış da, niye bir tane de, binlerce değildir? Bu husus da bunların uydurma olduğunun başka bir delilidir.</p>

<p>Evrimciler ne kadar uğraşırsa uğraşsın g&uuml;neş bal&ccedil;ıkla sıvanmaz. Maymundan geldiğini s&ouml;yleyenler olduğu gibi, ayıdan geldiklerini s&ouml;yleyenleri de vardır. Bir İtalyan profes&ouml;r&uuml;, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair &uuml;&ccedil; delil ortaya atmıştır:<br />
<b>1-</b> Ayı, yavrusunu d&ouml;verken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.</p>

<p><b>2- </b>Ayı, dişisi ile, yavrularının g&ouml;rmediği bir yerde &ccedil;iftleşir. Halbuki maymunda b&ouml;yle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da &ccedil;iftleşir.</p>

<p><b>3-</b> Oyuncak d&uuml;kk&acirc;nına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini g&ouml;sterir.</p>

<p>Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, ilim adına uydurulmuş bir rezalettir.</p>

<p><b>Evrim ve tesad&uuml;fler </b><br />
Prof. Dr. Cevat Babuna konuşmasına ş&ouml;yle devam etti:<br />
İnan&ccedil;sız evrimcilere g&ouml;re, bir organizma veya bunun temsilcisi olan h&uuml;creler, bir işi yapa yapa &ouml;ğrenirler ve sonunda ona g&ouml;re uyum sağlarlar. Mesela z&uuml;rafanın boynu y&uuml;ksek dallardan gıda temin etmeye &ccedil;alışa &ccedil;alışa uzamıştır. Parmaklarımız sert cisimlere vura vura koruyucu olan tırnağı geliştirmiştir. T&uuml;rler ve h&uuml;creler arasında bir hayat savaşı vardır. Bu savaşta kuvvetli olan zayıfı tasfiye eder.</p>

<p>Sadece hayatın başlama noktası, b&uuml;t&uuml;n bu iddiaların ne kadar ge&ccedil;ersiz ve sa&ccedil;ma olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>D&uuml;nya kurulalı beri hi&ccedil;bir sperma h&uuml;cresi, d&ouml;lleme g&ouml;revini yaptıktan sonra tekrar geri d&ouml;nmek ve ana h&uuml;crelerine yaptığı işler hakkında bilgi vermek imk&acirc;nını bulamamıştır.</p>

<p>Mademki, sperma ana h&uuml;cresinin ve spermanın, kendisini ne gibi g&ouml;revler beklediğini &ouml;nceden bilmesine imk&acirc;n yoktur. O zaman kendisine &ouml;zel yapıyı veren ve bir s&uuml;r&uuml; tedbirler aldıran nedir?</p>

<p>Spermanın başına koruyucu zırhı yerleştiren, birtakım h&uuml;creleri yok edecek eritici silahları taşıtan hangi kuvvettir?</p>

<p>Bilim d&uuml;nyasının bile ancak 20. y&uuml;zyılın ikinci yarısında &ouml;ğrenebildiği insan h&uuml;cresinin kromozom sayısının 46 olduğunu sperma nereden biliyor?</p>

<p>46&rsquo;dan daha fazla kromozomlu bir insanın sakat olacağını, hatta &ouml;leceğini ve bu sebepten kromozom sayısını yarıya indirmesi gerektiğini nasıl &ouml;ğrenmiştir? Yola &ccedil;ıkmadan &ouml;nce g&ouml;revinin başka bir h&uuml;creyle birleşmek olduğunu da bilmeden, &uuml;stelik bu işlemi 20. asırda değil, onbinlerce yıldan beri kusursuz olarak yerine getirmektedir.</p>

<p>Bu bilgileri ne kendisini yapan ana h&uuml;creden, ne de d&uuml;nyadaki antropologlardan veya jinekolog doktorlardan alması m&uuml;mk&uuml;n değildir. O halde bu tedbirler ve ince m&uuml;hendislik hesapları hangi kuvvetin eseridir?</p>

<p>Kromozomlarını indirgeyen sperma h&uuml;cresi, taşıdığı y&uuml;zbinlerce genin kontrol&uuml;n&uuml; hangi bilgisayarlarla yapmakta ve bunların yeterli olmadığını g&ouml;rerek yarıştan ni&ccedil;in &ccedil;ekilmektedir?</p>

<p>&Ccedil;ocuğun cinsiyetini verecek kromozomlar X ve Y harfleriyle adlandırılır. Yumurtacıkta daima X kromozomu vardır. Sperma ise yarısı X, yarısı Y kromozomlarından oluşan bir kombinasyona sahiptir. Yumurtacık, X kromozomu taşıyan bir sperma tarafından d&ouml;llenirse, d&ouml;llenmiş h&uuml;crede XX kromozomları olur ve &ccedil;ocuk dişi olur. Y kromozomu taşıyan bir sperma d&ouml;llerse, &ccedil;ocuk XY kromozomlu olur, yani erkek olur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, cinsiyeti tayin edecek spermadır, yani babadır.</p>

<p>Bu bilgilere g&ouml;re, doğacak &ccedil;ocukların % 50&rsquo;sinin erkek ve % 50&rsquo;sinin kız olması gerekir. H&acirc;lbuki ger&ccedil;ekte bu b&ouml;yle olmamaktadır.</p>

<p>Normal hayatta dış şartlara kadınlar erkeklere g&ouml;re daha dayanıklıdır. Mesela d&uuml;ş&uuml;k kilolu bebeklerin kuv&ouml;zlerde erkek &ccedil;ocukların yaşama şansı, kız &ccedil;ocuklara oranla daha azdır.</p>

<p>Aynı şekilde b&uuml;y&uuml;klerde de, &ccedil;eşitli sebeplerle erkekler kadınlardan daha &ccedil;ok &ouml;lmektedir. Harpler, trafik kazaları vs. ele alındığında, d&uuml;nya &uuml;zerindeki erkek sayısının gittik&ccedil;e azalan bir &ccedil;izgi izlemesi gerekirdi.</p>

<p>Bu şekilde, sonunda sadece kadınlardan ibaret bir d&uuml;nya ortaya &ccedil;ıkardı. H&acirc;lbuki herkes biliyor ki, d&uuml;nyada kadın erkek sayısında belirli bir denge vardır ve bu denge değişmemektedir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n bunlara rağmen, aklı başında olmak kaydıyla, her şeyin tesad&uuml;fen meydana geldiğini s&ouml;yleyebilecek bir kişi &ccedil;ıkabilir mi?</p>

<p><b>Evrim ideolojisi </b><br />
&Uuml;lkemize gelen Paleontolog Prof. Dr. Duane Gish, verdiği konferansta &ouml;zetle dedi ki:<br />
Canlıların k&ouml;kenini araştırmak i&ccedil;in başvurulabilecek en somut deliller, fosil kayıtlarıdır. Yani yaratılış veya evrimden, hangisinin doğru olduğunu saptayabilmek i&ccedil;in, fosil kayıtlarının, hangisini desteklediğini incelemek gereklidir. Evrimciler, &ldquo;Tesad&uuml;flerle, ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme kaydederek bug&uuml;ne gelindi&rdquo; diyorlar. Evrim ger&ccedil;ek olsaydı, evrimcilerin iddia ettikleri y&uuml;z milyonlarca yıl boyunca ger&ccedil;ekleşen evrim s&uuml;recinde, y&uuml;z milyonlarca canlı, kendinden &ouml;nceki bir t&uuml;rden bir sonraki t&uuml;re doğru gelişecekti. Bu ise, ka&ccedil;ınılmaz olarak y&uuml;z milyonlarca &ldquo;ara-ge&ccedil;iş formu&rdquo;nun varlığını gerektirirdi. Oysa b&ouml;yle bir durum s&ouml;z konusu değildir.</p>

<p>Fosil kayıtlarının evrimi desteklemediği ortadadır. Kediler hep kedi, maymunlar hep maymun ve insanlar hep insan kalmışlardır. Evrimciler &ccedil;arpık değerlendirmeler yapıyor. Kendi teorilerine uydurmaya &ccedil;alıştıkları zamanlama metotlarını sık sık değiştirerek, yeni ortaya &ccedil;ıkan bilgilerin ışığında evrimi ge&ccedil;erli kılmaya &ccedil;alışıyorlarsa da, bu &ccedil;abaların faydasız olduğunu da biliyorlar.</p>

<p>Başlangı&ccedil;ta umduğu fosillerin bir t&uuml;rl&uuml; bulunamadığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;nce, fosil kayıtları ve teorisinin birbirleriyle tutarsızlığını a&ccedil;ıklamak i&ccedil;in, Darwin&rsquo;in bulduğu &ccedil;&ouml;z&uuml;m, yani fosil kayıtlarının &ccedil;ok eksik olduğu iddiası ileri s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Oysa şu anda Darwin&rsquo;in d&ouml;neminden beri 120 yıl ge&ccedil;ti ve fosil kayıtları &ccedil;ok miktarda arttı. Bug&uuml;n 250 bin farklı t&uuml;r&uuml;n fosili mevcut. Ancak durum başlangı&ccedil;tan farklı değil. H&acirc;l&acirc; Darwin&rsquo;in bulunmasını umduğu fosillerden iz yoktur.</p>

<p>Karmaşık canlıların gelişmeleri i&ccedil;in gereken milyonlarca yılda bırakmaları gereken fosillerin hi&ccedil;birinin mevcut olmayışı, bu teoriyi herhangi bir dayanaktan yoksun bırakır. Bu karmaşık canlıların birdenbire ve evrim a&ccedil;ısından &ldquo;dramatik&rdquo; bi&ccedil;imde ortaya &ccedil;ıkışlarını a&ccedil;ıklamak amacıyla girişilen jeolojik, iklimsel, atmosferik ve kimyasal &ccedil;abaların hepsi &ccedil;&ouml;km&uuml;şt&uuml;r. Bu kadar ş&uuml;phe g&ouml;t&uuml;rmez delillere rağmen, eğer bir kimse bu karmaşık canlıların hi&ccedil;bir iz bırakmadan evrimleştiğine inandığını s&ouml;ylerse, elbette bu modern bilime zıttır. Bu kişi, evrime, bilimsel ger&ccedil;ekler ışığında değil, bilimsel ger&ccedil;eklere rağmen inandığını kabul ediyor demektir. Nitekim evrimi savunan &ccedil;evrelerin, i&ccedil;inde bulunduğu durum da budur. Bu ise, evrimi bilimsellikten uzaklaştırarak bir ideoloji haline sokmuştur.</p>

<p>Evrimciler insanın maymundan evrimleştiği d&uuml;ş&uuml;ncesinde idiler. Ancak bu evrim s&uuml;reci ve fosil kayıtları da yine en &ccedil;ok evrimciler tarafından ş&uuml;pheyle karşılanıyordu. Evrimcilerin, &ldquo;Maymunla insan arası&rdquo; olarak a&ccedil;ıkladıkları Australapithecus aferensis, insan gibi iki ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;m&uuml;yordu. Bazı hareketler [mesela bir daldan meyve koparmak] i&ccedil;in kısa s&uuml;reli olarak dikilmesi, onun insan olduğu anlamına gelmiyordu. G&uuml;n&uuml;m&uuml;z paleontoloji araştırmaları ise, bunun artık soyu t&uuml;kenmiş bir maymun cinsi olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar.</p>

<p>Eugene Dubois, insanın maymundan evrimleşerek geldiğini s&ouml;ylemişti. 1891&rsquo;de &ouml;nce bir kafatası ve bundan 15 m. uzakta bir uyluk kemiği buldu. Ardından buluntulara 3 adet diş eklendi. Dubois bunların tek bir canlıya ait olduğunu iddia etmekle kalmadı, 900 cc olarak hesapladığı kafatasından hareketle ilkel bir maymun ve uyluk kemiğinden hareketle de dik y&uuml;r&uuml;yen bir insan t&uuml;r&uuml; olduğunu ortaya attı. Buna Homo erectus [Dik y&uuml;r&uuml;yen maymun] adını verdi. Bu yanlış iddia, evrimcilerce sevin&ccedil;le karşılandı.</p>

<p>Ne var ki, Dubois bile, bir s&uuml;re sonra kendisinin de ikna olmadığını ve bunun bir maymuna ait olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; itiraf etti. Bir&ccedil;ok bilim adamı da bunun Pithecantropus t&uuml;r&uuml; bir maymuna ait bir kafatası olduğu konusunda birleştiler.</p>

<p>İkinci &ouml;rnek Pekin Adamı da bundan farklı değildir. Evrimciler hi&ccedil;bir tutarlı iddia ortaya koyamadılar, iddialarını destekleyen hi&ccedil;bir fosil kaydı bulunamadı ve evrimin, bilimsellikten uzak &ldquo;İdeolojik bir &ccedil;alışma&rdquo; olduğu anlaşılmış oldu.</p>

<p><b>Evrim efsaneye dayanır</b><br />
Yerli yabancı ilim adamlarının katıldığı bir konferansta konuşan Amerikalı biyolog Prof. Dr. Kenneth Cumming dedi ki:<br />
Evrim efsaneye dayanır. Ş&ouml;yle ki, Enuma Elish destanı Yunan filozoflarını &ccedil;ok etkiledi. Thales, Aristo ve Platon felsefi teorilerini S&uuml;merler&rsquo;in destanından esinlenerek oluşturmuşlardı. Yunan filozoflarının doktrinleri ise Lamarck&rsquo;a kadar uzandı. Lamarck ilk defa, canlıların basitten m&uuml;kemmele doğru değiştiğini s&ouml;yleyerek konuyu g&uuml;ncelleştirdi. Lamarck, bug&uuml;nk&uuml; z&uuml;rafaların ge&ccedil;mişte boynunun kısa olduğunu, ancak ağa&ccedil;ların y&uuml;ksek dallarına uzandık&ccedil;a boyunlarının da uzadığını iddia etmişti. Genetik biliminden habersizdi. Bug&uuml;n b&ouml;yle bir gelişimin, biyolojik olarak imk&acirc;nsızlığı ispat edilmiştir. Lamarck&rsquo;tan sonra, bu safsatayı Darwin tekrar g&uuml;ndeme getirdi.</p>

<p>Darwin&rsquo;in fikirleri, temel olarak g&ouml;zlemlere ve doğal seleksiyon, ayıklama adını verdiği bir mekanizmaya dayanır. Buna g&ouml;re b&uuml;t&uuml;n canlılar, ortak bir ataya sahiptir ve t&uuml;rler bu ortak atadan zamanla, yavaş yavaş &ccedil;eşitlenerek ortaya &ccedil;ıkmıştır.</p>

<p>Darwin&rsquo;in zamanında genetik ve mikrobiyoloji gibi h&uuml;cre ve &uuml;reme konularına bilimsel a&ccedil;ıklamalar getiren bilimler mevcut değildi. Bunun i&ccedil;in iddialarına karşı, kesin bir şey s&ouml;ylenemiyordu. Bu bilimlerin ortaya &ccedil;ıkması, Darwin&rsquo;in teorisini temellerinden sarstı. Bu durumda evrimciler de yeni yollar aramak durumunda kaldılar ve teoriye mutasyon mekanizması eklendi.</p>

<p>Bu iddiaya g&ouml;re, mutasyonlar, yani canlının genetik şifresi DNA&rsquo;da meydana gelen hasar, bozulma ve kopmalar neticesinde yeni canlılar oluşuyordu ve doğal seleksiyon bunları ayıklayarak g&uuml;&ccedil;l&uuml;lerin hayatta kalmalarını sağlıyordu.</p>

<p>Oysa bu durum teoriyi kendi i&ccedil;inde bile &ccedil;elişkili hale getirmişti. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mutasyonlar canlıya zarar verip yaşama şansını azaltıyordu. Zaten &ccedil;ok nadiren meydana gelen bir mutasyon, &uuml;stelik de kazanılan &ouml;zelliğin bir sonraki nesle aktarılabilmesi i&ccedil;in ancak &uuml;reme h&uuml;crelerinde olması gerekirken, canlıya b&uuml;y&uuml;k zarar veriyordu. Tek bir faydalı mutasyonu tanımlamak bile &ccedil;ok zorken, t&uuml;r&uuml; değiştirebilecek bir mutasyonlar zincirini d&uuml;ş&uuml;nmek imk&acirc;nsızdı.</p>

<p>1953&rsquo;de Miller bir deney ger&ccedil;ekleştirdi. Evrimcilerin iddialarındaki doğal seleksiyon mekanizmasının tek bir &ouml;rneğinin bile mevcut olmadığını, &ccedil;eşitli sebeplerden dolayı hayvan toplulukları sayılarında değişme yaşandığını, ancak hi&ccedil;bir zaman bir kedinin k&ouml;peğe, bir &ccedil;amın meşeye d&ouml;n&uuml;şmediğini ispat etti. Molek&uuml;ler d&uuml;zeyindeki incelemelerinde, aminoasitlerin yapılarının evrimle a&ccedil;ıklanamayacağı g&ouml;r&uuml;ld&uuml;.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n canlılarda, rastgele değil, &ccedil;ok muntazam bir dizayn vardır. Buna g&ouml;re canlı organizmalar, bir makinenin par&ccedil;aları gibi y&uuml;zlerce, binlerce par&ccedil;anın, daha doğrusu sistemin birlikte &ccedil;alışmasıyla hayatlarını devam ettirmektedirler.</p>

<p>Bu &ccedil;ok sayıdaki par&ccedil;anın herbiri birbiri ile m&uuml;kemmel bir uyum i&ccedil;inde &ccedil;alışmaktadır. Mesela v&uuml;cudun savunma sistemleri, organizmanın korunması i&ccedil;in antikor oluşumu, h&uuml;cre temizliği ve iltihabi reaksiyon gibi karmaşık metotlar kullanırlar. Yara tamiri, kan pıhtılaşması gibi bir&ccedil;ok d&ouml;ng&uuml; reaksiyonları meydana getirirler. Olayların kendine has oluşları ve kontrol&uuml;n oluşumu &uuml;st d&uuml;zey bir dizayna işaret etmektedir. B&ouml;yle &uuml;st&uuml;n bir dizayn tesad&uuml;fler sonucu ve rastgele oluşmuş olamaz. Bu, bir sisteme ait olan ve birbiriyle uyumlu b&uuml;t&uuml;n par&ccedil;aların, ancak o sistemi b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle tanıyan bir Yaratıcı tarafından ortaya &ccedil;ıkarılmış olduğunu a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;stermektedir. Bu par&ccedil;aların her birinin yapısı, i&ccedil; mekanizması ve işleyişindeki harikalık da o yaratıcının varlığına birer delildir.<br />
[Kur&rsquo;an-ı kerimde ilk insanın topraktan, neslinin ise nutfeden yaratıldığı bildiriliyor. İlim ilerledik&ccedil;e Kur&rsquo;an-ı kerimin bildirdiği bu ger&ccedil;ek daha iyi anlaşılıyor.]</p>

<p><b>Evrim ve yaratılış</b><br />
Bilim adamları, bir dergideki solcu bir yazara verdikleri cevabı, basına da dağıtmışlar. Bu uzun mesajda &ouml;zetle [ve kısa ilavelerle] deniyor ki:<br />
Dergideki yazıda, &ldquo;Evrim teorisi &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lmeye &ccedil;alışılmaktadır&rdquo; denmiştir. H&acirc;lbuki bahsedilen konferanslarda, Evrim teorisi &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lmeye &ccedil;alışılmamış, &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Evrim teorisi ele alınmış, ateist ideolojilerin &uuml;r&uuml;n&uuml; olan bu dogmanın mesnetsizliği, bizzat bilim yoluyla ortaya konarak, teorinin &ccedil;&ouml;pe atılması sağlanmıştır. Ayrıca Marksist felsefeyi savunanların yaratılış ger&ccedil;eği karşısında ileri s&uuml;rd&uuml;kleri teori, her a&ccedil;ıdan ge&ccedil;ersiz kalmış ve savunucuları b&uuml;y&uuml;k bir hezimete uğramıştır.</p>

<p>Yazıda, &ldquo;Evrim teorisi dinin en zayıf noktasıdır&rdquo; deniyor. Evrim teorisi dinin değil, materyalist felsefenin en zayıf noktasıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; başta K. Marx ve F. Engels olmak &uuml;zere materyalist felsefenin ileri gelen fikir babalarınca defalarca ifade edildiği gibi, Evrim teorisi, materyalist felsefenin temel dayanağını teşkil etmektedir. Nitekim K. Marx, Evrim teorisini ortaya atan Darwin&rsquo;in kitabı i&ccedil;in, &ldquo;Bizim g&ouml;r&uuml;şlerimizin doğal tarihi temelini i&ccedil;eren kitap budur&rdquo; demiştir.</p>

<p>Evrim teorisi, materyalist felsefenin temeli olduğu i&ccedil;in, bu teorinin mesnetsizliğini ortaya koyan her bulgu, materyalist felsefenin ve onunla bağlantılı b&uuml;t&uuml;n ideolojilerin de mesnetsizliğini ortaya &ccedil;ıkarmaktır. İşte yazarın saldırgan bir tutum sergilemesinin ardında yatan asıl sebep budur.</p>

<p>Dergi, &ldquo;İnsanlar, yaratılış i&ccedil;in tanrısal bir masal uydurmuşlar. Kutsal kitaplar, b&uuml;t&uuml;n canlıların Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den yaratıldığını s&ouml;yler&rdquo; derken, dergi, b&uuml;t&uuml;n canlıların değil, insanların t&uuml;remesini kastetmiş olmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilindiği gibi, Kur&rsquo;an-ı kerimde Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in ilk canlı olduğu ve mikroorganizmalardan memelilere kadar b&uuml;t&uuml;n canlıların Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den t&uuml;rediği gibi bir a&ccedil;ıklama mevcut değildir. Kur&rsquo;an-ı kerimde, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in ilk insan olduğu ve insan neslinin Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den t&uuml;rediği belirtilmektedir.</p>

<p>Yazar, &ldquo;Doğal Se&ccedil;me Yasası ile din asla bağdaşmaz&rdquo; diyor. Yazar dini bilmediği gibi, Evrim teorisini ve bilimi de bilmiyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Doğal Se&ccedil;me Yasası diye bir şey yoktur. Doğal se&ccedil;me [seleksiyon] ise, hi&ccedil;bir bilimsel dayanağı olmayan bir kelime oyunundan ibarettir.</p>

<p>Yazar, &ldquo;İnsanlar tercihlerini ya inan&ccedil;tan, ya bilimden yana yapacaklardır&rdquo; diyor. Eğer, &ldquo;İnan&ccedil;&rdquo;tan kastettiği &ldquo;Yaratılış inancı&rdquo; ise, iddiası ger&ccedil;ek dışıdır. Yaratılış ile bilim arasında hi&ccedil;bir aykırılık mevcut değildir. Bilimsel ger&ccedil;ekler, yaratılışın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Eğer &ldquo;İnan&ccedil;&rdquo;tan kastettiği, Evrim teorisine olan k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne bağlılık ise, yalnız bu tespiti doğrudur. Bilim başka şey, Evrim teorisi başka şeydir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden, ya Evrim teorisinden yana yapacaklardır. Hem bilim, hem Evrim teorisi savunulamaz.</p>

<p>Yazar, &ldquo;Yaratılışa inananlar Evrim teorisini &ccedil;&uuml;r&uuml;tseler bile, yine de bu, insanları yaratılış masalına inandırmaya yetmez&rdquo; diyor.</p>

<p>Birincisi, yaratılış masal değil ger&ccedil;ektir. Esas masal olan, &ccedil;eşitli t&uuml;rlerde atomların uzun bir zaman i&ccedil;erisinde, tesad&uuml;fler sonucu bir araya gelerek, elektron mikroskobu yapıp, kendi v&uuml;cudunun h&uuml;cre yapısını inceleyen bilim adamlarına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; iddia eden Evrim teorisidir.</p>

<p>İkincisi, Evrim teorisinin yanlışlığı, elbette ki, yaratılışı ispatlayan delillerden biridir. Canlıların tesad&uuml;fle oluşmasının imk&acirc;nsızlığı, şuurun varlığı, bu da yaratıcının varlığını ispatlamaktadır. Başka bir deyişle, yaratılış, hem bilimsel verilerin yaratılışı doğrulamasıyla, hem de yaratılış dışındaki alternatiflerin imk&acirc;nsızlığıyla kesinlik kazanmaktadır. Yazar, &ldquo;Din ile bilim hi&ccedil;bir zaman birbirleriyle uyuşmaz&rdquo; diyor. Demek ki yazar, Evrim teorisini ilim ile karıştırıyor.</p>

<p><b>Maymundan gelen politikacı<br />
Sual:</b> Bir politikacı, (Maymundan geldik) dedi. Ben de, (Dinimizin bildirdiğine g&ouml;re, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den geldik) dedim. (Bilim varken dine uyulmaz, siz bilime karşı &ccedil;ıkıyorsunuz) dedi. (Sizinki bilim değil, bir teoridir, yarın da başka bir teori &ccedil;ıkarsa ne yapacaksınız?) dedim. (Yeni &ccedil;ıkan teoriye uyarız) dedi. Bu politikacı, maymun teorisine de inanmadığı, &ccedil;&uuml;nk&uuml; yeni bir teori &ccedil;ıkarsa ona uyabileceğini s&ouml;ylediğine g&ouml;re, sırf dine karşı olduğu i&ccedil;in onu kabul ettiği anlaşılmıyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, &ouml;yle olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a anlaşılıyor. Başka teoriyi kabul edecekse, bu teorinin doğru olmadığını s&ouml;ylemiş oluyor. Bir İtalyan profes&ouml;r&uuml;, yeni bir teori &ccedil;ıkarmış, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair &uuml;&ccedil; delil ortaya atmıştı:<br />
<b>1-</b> Ayı, yavrusunu d&ouml;verken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.</p>

<p><b>2-</b> Ayı dişisiyle, yavrularının g&ouml;rmediği bir yerde &ccedil;iftleşir. H&acirc;lbuki maymunda b&ouml;yle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da &ccedil;iftleşir.</p>

<p><b>3-</b> Oyuncak d&uuml;kk&acirc;nına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini g&ouml;sterir.</p>

<p>Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, bilim adına uydurulmuş bir hurafedir. Acaba evrimci politikacı, yeni bir teoriye uyacağına g&ouml;re, maymundan değil de, ayıdan mı geldiğini s&ouml;yleyecektir?</p>

<p>Evrimcilerin, insandan değil de, hayvandan geldiğini iddia etmeleri, dini yıkmak i&ccedil;indir. Eğer din h&acirc;ş&acirc;, maymundan geldik deseydi, bunlar insandan geldik derlerdi. Hayvandan gelmeyi aşağılık kabul ederlerdi. Dine inanmamak i&ccedil;in hayvandan gelmeyi &ccedil;ok normal g&ouml;r&uuml;yorlar.</p>

<p>İlk maymunun nereden geldiğini evrimcilere soruyoruz. Sudan oldu diyorlarsa, suyu kim yarattı? Mahl&ucirc;k olunca bir yaratıcının olması gerekir? Mahl&ucirc;k, yaratılan demektir. Yaratan olmazsa yaratık olmaz. Yaratıcıyı ink&acirc;r etmek kadar ahmaklık olmaz.</p>

<p><b>G&uuml;len maymun<br />
Sual: </b>Maymunun insan gibi g&uuml;lmesi, evrimin ger&ccedil;ek olduğunu g&ouml;stermiyorsa neyi g&ouml;steriyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evrimle hi&ccedil; alakası yoktur. Papağanı insan gibi konuşturan, maymunu g&uuml;ld&uuml;ren, yılanı ayaksız y&uuml;r&uuml;ten bir yaratıcının varlığını g&ouml;sterir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her hayvana bir &ouml;zellik vermiştir. K&ouml;peğin koku alması, kedinin karanlıkta g&ouml;rmesi, akrebin zehri, geyiğin boynuzu, kirpinin dikeni, bukalemunun renk değiştirmesi, kuşların u&ccedil;ması, balıkların y&uuml;zmesi, aslanın par&ccedil;alaması, yarasanın engellere &ccedil;arpmadan g&ouml;zs&uuml;z u&ccedil;ması evrimi, devrimi değil, hikmet sahibi y&uuml;ce bir yaratıcının varlığını g&ouml;sterir.</p>

<p><strong>İnsanın aslı, hayvan değildir<br />
Sual: İnsan veya hayvanların birbirine d&ouml;n&uuml;şmesi, insanın, hayvanların en gelişmiş şekli denmesi, aklen ve dinen m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Paleontolojik devirlerde, canlılarda zamanla tekam&uuml;l g&ouml;r&uuml;lmekte, fakat bu değişmeler, her cins varlığın kendi i&ccedil;inde olmaktadır. Mesela, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; zamanın yeni tabakalarında &quot;kromanyon&quot; ismi verilen insan iskeleti bulunmuştur. Bizim iskeletimizden farklı olduğu h&acirc;lde, paleontoloji m&uuml;tehassısları bunlara, ilk insanlar demiştir. Diğer taraftan, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; zaman sonunda yaşayan, &quot;antropoit&quot; denilen ve bug&uuml;nk&uuml;lere benzemeyen, maymun iskeletleri bulunmuştur. Antropoloji m&uuml;tehassısları, bunların maymun olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Fen taklit&ccedil;ileri ise, yaptıkları terc&uuml;melerde, kromanyon insanına ve antropoit maymununa, insanın ceddi olan veya insanla maymun arasında ge&ccedil;it teşkil eden fosil diyorlar.</p>

<p>Biyologlar, insan ile hayvan arasındaki farkı, yalnız madde bakımından inceliyor. Halbuki, insan ile hayvanlar arasında en b&uuml;y&uuml;k fark, insanın ruhudur. İnsanlarda ruh vardır. İnsanlık şerefi hep bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak, &Acirc;dem aleyhisselama verildi. Hayvanlarda bu ruh yoktur. Maddecilerin, felsefecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı i&ccedil;in, insanı maymuna yakın sanabilirler. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, ruhu vardır. Maymun ise hayvandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu ruhtan ve ruhun hasıl ettiği &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerden mahrumdur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, insan ile hayvan, tamamen ayrıdır. Aralarında, hi&ccedil;bir zaman, bir ge&ccedil;it olamaz, birbirine d&ouml;nemez. Halbuki, hayvanlardan insana en yakın maymun olduğu, asırlar &ouml;nce, İslam kitaplarında, mesela İbni Hald&ucirc;n&#39;un &ldquo;Tarihi mukaddemesinde&rdquo; ve &ldquo;Ma&rsquo;rifetn&acirc;mede&rdquo; yazılıdır.</p>

<p align="left"><strong>İlk insan Adem aleyhisselamdır<br />
Sual: İlk insanın hazret-i Adem olmadığı, hatta ilk insanın d&ouml;rt ayaklı olup sonradan gelişerek ve d&ouml;n&uuml;şerek bu hale geldiği s&ouml;yleniyor, yazılıyor. Bunların aslı olabilir mi?<br />
Cevap:</strong> İlk insan ve ilk peygamber olan &Acirc;dem aleyhisselamın ne zaman yaratıldığı, kesin olarak bilinmemektedir. İnsanın d&uuml;nya kurulduğu ilk g&uuml;nden itibaren d&uuml;nyada bulunduğu iddia edilemez, edilmemiştir de. İnsan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emri ve yaratması ile d&uuml;nyaya gelmiştir. Darwinin <strong>Tek&acirc;m&uuml;l</strong> nazariyesine g&ouml;re, ilk insan olarak kabul edilen Nean-dertaların, yavaş yavaş bug&uuml;nk&uuml; insan haline geldiğini kabul etmek ise m&uuml;mk&uuml;n değildir. Hele bazılarının iddia ettiği gibi, insanın evvela d&ouml;rt ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve bir&ccedil;ok asırlar sonra ayağa kalktığını ileri s&uuml;rmek, hi&ccedil;bir zaman ilme ve mantığa uymaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu kadar iptidai olan bir mahlukun bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;kemmelliğe ulaşması m&uuml;mk&uuml;n değildir. O halde, d&ouml;rt ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen t&uuml;r&uuml;n, insan olmadığını, başka bir mahluk olması gerektiğini ve diğer bir&ccedil;ok eski mahluklarla birlikte yok olduğunu kabul etmemiz gerekir. B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insanın <strong>homo sapien</strong>, yani iki ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen ve d&uuml;ş&uuml;nebilen bir mahluk olduğunu bildirmektedirler ve hakikaten yukarıda yazıldığı gibi, d&ouml;rt ayak &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen ve bir hayvandan farkı olmayan bir varlığın bug&uuml;nk&uuml; insana d&ouml;n&uuml;şebileceğini Darwin bile ispat edememiştir.</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n din kitapları, ilk insan olarak Adem aleyhisselamı bildirmişlerdir. Adem aleyhisselam i&ccedil;in, &ouml;k&uuml;z&uuml; sabana koştuğu, buğday ektiği, kendine ev yaptığı, kendisine on suhuf, forma, kitap verildiğini bildirmektedirler. Sığırı ehlileştirmek, mağarada yaşamak yerine kendine ev yapmak, buğday ekmek ve onu hasat etmek ve vahy almak meziyeti olan ilk insanın, d&uuml;nyanın olduk&ccedil;a tekam&uuml;l ettiği bir zamanda yaratılmış olduğu, d&ouml;rt ayağı &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;yen, inlerde yaşayan mahluklarla hi&ccedil; bir alakasının olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Bug&uuml;nk&uuml; insanlar, maymunların insana d&ouml;n&uuml;şmesi ile mi oldu?<br />
<b>CEVAP</b></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ilk insanı, cansız maddelerden ve ruhtan meydana getirdi. Bundan &ouml;nce, hi&ccedil; insan yoktu. Hayvanlar, otlar, cin ve melekler, bu ilk insandan daha &ouml;nce yaratıldı. Bu ilk insanın ismi, &Acirc;dem aleyhisselam idi. Bundan, hazret-i Havva isminde bir kadın da yarattı. B&uuml;t&uuml;n insanlar, bu ikisinden &uuml;redi. Her hayvandan da kendi cinsleri t&uuml;redi. Canlı ve cansız her şeyin her zaman değiştiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Fizik olaylarında, maddelerin h&acirc;lleri, şekilleri değişiyor. Kimya reaksiyonlarında &ouml;z&uuml;, yapıları değişiyor. Cisimler yok olup, başka cisimler hasıl oluyor. &Ccedil;ekirdek olaylarında, element de yok oluyor, enerjiye d&ouml;n&uuml;yor. Her şeyin birbirinden hasıl olmaları, sonsuzdan gelemez. Yoktan var edilmiş olan ilk maddelerden hasıl olmaları lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sonsuz, başlangıcı yok demektir.</p>

<p>İslam d&uuml;şmanları, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmak i&ccedil;in, fen adamı şekline giriyorlar. İnsanlar maymundan yaratıldı diyorlar. Darwin ismindeki İngiliz doktoru b&ouml;yle s&ouml;yledi diyorlar. Bunlar yalan s&ouml;yl&uuml;yorlar. Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylemedi. Canlılar arasında hayat m&uuml;cadelesini anlattı. &ldquo;Nev&#39;lerin menşei&rdquo; ismindeki kitabında, canlıların muhite uyduklarını, bunun i&ccedil;in, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. Bir cins, başka cinse d&ouml;ner demedi. İngiliz ilim birliğinin 1980 senesinde Salford&rsquo;da d&uuml;zenlediği toplantıda Swansea &Uuml;niversitesi &ouml;ğretim &uuml;yesi Prof. John Durant;</p>

<p>&ldquo;Darwin&rsquo;in insanın menşei ile ilgili g&ouml;r&uuml;şleri, modern bir efsane oldu. Bu efsane ilmi ve i&ccedil;timai gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Tek&acirc;m&uuml;l masalları, ilmi araştırmalar &uuml;zerinde tahrip edici tesir yaptı. L&uuml;zumsuz m&uuml;nakaşalara ve ilmin b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de suistimallerine yol a&ccedil;tı. Şimdi Darwin&rsquo;in teorisi, dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir d&uuml;ş&uuml;nce yığını bırakmıştır&rdquo; demiştir.</p>

<p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tek&acirc;m&uuml;l teorisinin değişik k&uuml;lt&uuml;r seviyesindeki insanlara anlatılmak istenmesinin asıl sebebi ideolojiktir, ilmi değildir. Bu teori materyalist felsefenin telkini i&ccedil;in bir vasıta olarak kullanılmaktadır. İnsan, maymundan oldu s&ouml;z&uuml;, ilmi bir s&ouml;z değildir. Fenni bir s&ouml;z de hi&ccedil; değildir. Darwin&rsquo;in s&ouml;z&uuml; de değildir. İlimden, fenden haberi olmayan cahil İslam d&uuml;şmanlarının yalanlarıdır.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3841]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:38:31 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hak din İslam’dır]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> <em>(Herkesin M&uuml;sl&uuml;man olması dinin, Kur&#39;anın hedefi değildir) </em>diyenler &ccedil;ıkıyor. Hedef, b&uuml;t&uuml;n insanların Cennete gitmesi değil midir? Cennete de yalnız M&uuml;sl&uuml;man gireceğine g&ouml;re, bu s&ouml;z yanlış değil mi? Diğer dinler de hak ise, h&acirc;ş&acirc; Allah İslamiyet&#39;i l&uuml;zumsuz yere mi g&ouml;nderdi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette yanlıştır.<b> </b>H&acirc;ş&acirc;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; l&uuml;zumsuz iş yapmaz. Yarattığı b&uuml;t&uuml;n varlıkların, arıdan deveye kadar, taştan toprağa kadar, yerden g&ouml;ğe kadar, hepsinin bir hikmeti vardır. Faydasız ve hikmetsiz bir şey yaratmamıştır. G&ouml;nderdiği İslamiyet ise, b&uuml;t&uuml;n insanları iki cihan saadetine kavuşturacak en b&uuml;y&uuml;k nimettir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; cihadı, b&uuml;t&uuml;n insanların sonsuz saadete kavuşması i&ccedil;in emretmiştir. Cihadı farz kılmakla, k&acirc;firleri M&uuml;sl&uuml;man olmakla şereflendirmeyi, onlardan cizye alarak İslamiyet&#39;in himayesi altına girenlerin &ccedil;alışmalarına, ibadetlerine karışmayıp, canlarını, mallarını, namuslarını korumayı emrediyor.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man olmayanların, huzura, barışa kavuşmaları, ancak M&uuml;sl&uuml;man olmak veya cizyeyi kabul etmekle m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Kur&#39;an-ı kerime uyulan yerlerde huzur, barış ve adalet kendiliğinden h&acirc;sıl olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, zaten bunun i&ccedil;in İslamiyet&#39;i kullarına l&uuml;tfedip, ihsanda bulunarak g&ouml;nderdi. Muhammed aleyhisselamın g&ouml;nderilmesi, b&uuml;t&uuml;n insanlara rahmet oldu.<br />
<br />
İşte M&uuml;sl&uuml;manlar, k&acirc;firleri bu tek yoldan huzura, barışa kavuşturmak i&ccedil;in cihad eder. B&uuml;t&uuml;n insanların M&uuml;sl&uuml;man olmakla şereflenmeleri i&ccedil;in canlarını, mallarını feda ederler.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n insanları M&uuml;sl&uuml;man olmaları i&ccedil;in yarattığını bildiriyor. B&uuml;t&uuml;n insanlara, M&uuml;sl&uuml;man olmalarını emrediyor. Kullarını bu saadete kavuşturmak i&ccedil;in cihad edenlere &ccedil;ok sevab vereceğini s&ouml;z veriyor. Cihadda &ouml;lenlere şehitlik r&uuml;tbesi veriyor.<br />
<br />
Cihad, Kelime-i tevhidi, yani imanı, İslam&#39;ı yaymak demektir. İnsanlar arasında adaleti, huzuru, barışı ve emniyeti ger&ccedil;ekleştirmek i&ccedil;in tek &ccedil;ıkar yol, d&uuml;nyanın her yerine kelime-i tevhidi yaymaktır. D&uuml;nya barışı, ancak b&ouml;yle sağlanabilir.<br />
<br />
Cihad, b&uuml;t&uuml;n insanları iman etmeye &ccedil;ağırmak, bu &ccedil;ağrıyı işitmelerine ve kabul etmelerine mani olan diktat&ouml;rlerle devletin savaşmasıdır. Fertlerin cihadıysa, malla, fikirle ve dua etmekle, İslam ordusuna yardım etmektir. Cihad, farz-ı kifayedir. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
Cihadı emreden &acirc;yet-i kerimelerden birka&ccedil;ının meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İman edenler,</b> [yurtlarını, mallarını bırakıp] <b>hicret edip, Allah yolunda cihad edenler, Allah&rsquo;ın rahmetini umarlar.) </b>[Bekara 218]<br />
<br />
<b>(Ey m&uuml;minler, Allah yolunda cihad edin ki, kurtuluşa eresiniz.)</b> [Maide 35]<br />
<br />
<b>(İman edip de hicret edenlerin ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerin, Allah katında dereceleri daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.)</b> [Tevbe 20]<br />
<br />
<b>(Mal ve canlarını feda ederek din d&uuml;şmanlarıyla, Allah rızası i&ccedil;in cihad eden M&uuml;sl&uuml;manlar, oturup ibadet edenlerden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Hepsine de Cenneti s&ouml;z verdim.)</b> [Nisa 95]<br />
<br />
<b>(Savaştan geri kalan m&uuml;nafıklar, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmayıp, &ldquo;Bu sıcakta savaşa gidilir mi?&rdquo; dediler. Onlara, Cehennem ateşinin daha sıcak olduğunu s&ouml;yle! Keşke bunu anlayabilselerdi.)</b> [Tevbe 81]<br />
<br />
<b>(Sonradan iman eden ve hicret edip sizinle beraber cihad edenler de sizdendir.)</b> [Enfal 75]<br />
<br />
<b>(Ger&ccedil;ek m&uuml;minler, Allah yolunda cihad eder, k&ouml;t&uuml;lenip kınanmaktan korkmaz.) </b>[Maide 54]<br />
<br />
<b>(Mekke&rsquo;nin fethinden &ouml;nce malını veren ve cihad edene, fetihten sonra malını dağıtan ve cihad edenden daha b&uuml;y&uuml;k derece vardır. Allah, hepsine Cenneti vaat etti.) </b>[Hadid 10]<br />
<br />
<b>(Hafif ve ağırlıklı olarak</b> [kuvvetli-zayıf, gen&ccedil;-yaşlı, zengin-fakir, yaya-atlı, silahlı-silahsız, hepiniz]<b> savaşa &ccedil;ıkın, malınızla, canınızla Allah yolunda cihad edin! Bu sizin i&ccedil;in daha iyidir.) </b>[Tevbe 41]<br />
<br />
<b>(Allah i&ccedil;inizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya &ccedil;ıkarmadan, Cennete gireceğinizi mi sandınız?)</b> [&Acirc;l-i İmran 142]<br />
<br />
<b>(Hakiki m&uuml;minler, Allah ve Resul&uuml;ne iman ettikten sonra, imanlarında ş&uuml;pheye d&uuml;şmeyip Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad edenlerdir.) </b>[H&uuml;curat 15]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;a ve Resul&uuml;ne iman edip, malınızla, canınızla Allah yolunda cihad etmenizin, sizin i&ccedil;in &ccedil;ok hayırlı olduğunu bilmelisiniz.) </b>[Saf 11]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif de ş&ouml;yledir: <b>(Cihadla emrolundum. &ldquo;La ilahe illallah&rdquo; dedirtene kadar, onlarla savaşırım.)</b> [Siyer-i kebir]<br />
<br />
<b>İslamiyet cihanş&uuml;mul bir dindir</b><br />
Hazret-i &Acirc;dem&#39;den beri gelen dinlerde, dinin adı, g&ouml;nderilen peygamberin adıyla s&ouml;ylenirdi. Mesela, Hazret-i Musa&#39;nın dinine <b>Musevilik</b>, Hazret-i İsa&#39;nın dinine <b>İsevilik</b> denirdi. Her peygamber, bir b&ouml;lgeye, bir kavme gelirdi. O b&ouml;lgenin, o kavmin peygamberi olurdu. O din belli bir zaman y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte kalırdı. Sonra yeni bir peygamberle, yeni bir din g&ouml;nderilirdi.<br />
<br />
İslamiyet ise, cihanş&uuml;mul [evrensel, &uuml;niversal, k&uuml;resel] olarak geldi. Bir b&ouml;lgeye, bir ırka değil, b&uuml;t&uuml;n insanlığa, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya geldi. H&uuml;k&uuml;mleri de, kıyamete kadar ge&ccedil;erli olduğu i&ccedil;in, g&ouml;nderilen peygamberin ismiyle bildirilmedi. Yani Muhammedilik denmedi. Muhammed aleyhisselamın getirdiği dine, <b>İslamiyet</b> dendi. &Ouml;nceki dinlerin hi&ccedil;biri bozulmamış olsaydı bile, nesh edildiği, yani y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırıldığı i&ccedil;in, artık o dinlerin hi&ccedil; biriyle amel etmek caiz olmaz. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Hep birlikte Allah&#39;ın ipine </b>[Kur&#39;ana, İslamiyet&#39;e]<b> sımsıkı sarılın!)</b> [&Acirc;l-i İmran 103] (Herkes İslam&rsquo;a sarılmalıdır.)<br />
<br />
<b>(Allah indinde hak din, yalnız İslam&#39;dır.)</b> [Al-i İmran 19] (Başka dinler hak değildir.) (Başka dinler hak değildir.)<br />
<br />
<b>(İslam&#39;dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.)</b> [Al-i İmran 85] (İslam&rsquo;dan başkası ge&ccedil;ersizdir.)<br />
<br />
<b>(M&uuml;şrikler istemeseler de, İslam dinini diğer b&uuml;t&uuml;n dinlerden &uuml;st&uuml;n kılmak i&ccedil;in resul&uuml; Muhammed aleyhisselamı, </b>[sebeb-i hidayet olan] <b>Kur&#39;an ve İslam diniyle birlikte g&ouml;nderen Allah&#39;tır.) </b>[Saf 9]<br />
<br />
<b>(Bug&uuml;n size dininizi ikmal ettim, &uuml;zerinize nimetimi tamamladım ve sizin i&ccedil;in din olarak İslam&#39;ı beğendim.)</b> [Maide 3] (Allah&#39;ın beğendiğini beğenmeyenlere ne demeli?)<br />
<br />
Diğer dinler, belli bir b&ouml;lgeye, belli bir kavme g&ouml;nderilmişken, İslamiyet b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya g&ouml;nderildi. Peygamber efendimiz de b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyadaki milletlere g&ouml;nderildi.&nbsp;İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Her nebi kendi kavmine, ben ise, kızıl kara, her millete g&ouml;nderildim.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Her nebiye &uuml;st&uuml;n kılındığım altı hasletten biri, b&uuml;t&uuml;n insanlara g&ouml;nderilmemdir.) </b>[M&uuml;slim]</p>

<p><strong><em>Sual: İslam dini, kendinden &ouml;nce gelen b&uuml;t&uuml;n ilahi dinleri y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmış mıdır?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Her din, kendisinden &ouml;nce gelen dini neshetmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hi&ccedil; değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselam ile g&ouml;nderilen İslam dinidir. Bug&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, beğendiği din de, bu din olan İslam dinidir. Bu dinin bildirdiği farzları yapanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ahirette nimetler, iyilikler verecektir yani bunlar, sevap kazanır. Farzları yapmayanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınmayanlara, ahirette cezalar vardır, yani b&ouml;yle kimseler, g&uuml;naha girer. İmanı olmayanların farzları kabul olmaz, bunlara sevap verilmez. Farzları yapmayan m&uuml;minlerin, s&uuml;nnetleri kabul olmaz, yani bunlara sevap verilmez. Bunlar Peygamber efendimize tabi olmuş olmaz.</p>

<p><strong>Sual: G&ouml;nderilen her peygamber, kendinden &ouml;nce gelen peygamberin dinini y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırıyor mu idi? Mesela hazret-i İsa&rsquo;nın gelmesi ile, hazret-i Musa&rsquo;nın dini y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalkmış mı idi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Peygamberlerden H&ucirc;d aleyhisselam &Acirc;d kavmine; Salih aleyhisselam Semud kavmine g&ouml;nderildiği gibi, Musa aleyhisselam da Ben&icirc; İsrail&rsquo;e g&ouml;nderilmiştir. Yuşa, Harun, Davut, S&uuml;leyman, Zekeriya ve Yahya aleyhim&uuml;sselam da, yine Ben&icirc; İsrail&rsquo;e g&ouml;nderilmiştir. Fakat, bunların ayrı dinleri olmayıp, Ben&icirc; İsrail&rsquo;i, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinine davet etmişlerdi. Davut aleyhisselama Zebur kitabı inmiş ise de, Zebur&rsquo;da yeni h&uuml;k&uuml;mler, emirle, ibadetler yoktu, vaaz ve nasihatlerle dolu idi. Bunun i&ccedil;in, Tevrat&rsquo;ı neshetmedi, y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmadı, hatta, onu kuvvetlendirdi. Bunun i&ccedil;in, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dini, İsa aleyhisselam zamanına kadar devam etti. İsa aleyhisselam gelince, bunun dini, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinini neshetti, Tevrat&rsquo;ın h&uuml;km&uuml; kalmadı ve bundan sonra, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinine uymak caiz olmayıp, ta Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, İsa aleyhisselamın dinine uymak lazım oldu. Fakat, Ben&icirc; İsrail&rsquo;in &ccedil;oğu, İsa aleyhisselama iman etmeyip, Tevrat&rsquo;a uymak i&ccedil;in inat etti. İşte Yahudilik, Musevilik ile Nasaralık yani İsevilik b&ouml;ylece ayrıldı.</p>

<p>İsa aleyhisselama iman edenlere Nasara denildi. Bug&uuml;n, Hristiyan deniliyor. İsa aleyhisselama iman etmeyip de, dal&acirc;lette kalanlara Yahudi denildi. Yahudiler, h&acirc;l&acirc; M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinine uyup, Tevrat ve Zebur okuyoruz diyor. Nasara da, İsa aleyhisselamın dinine uyup, İncil okuyoruz diyor. Halbuki, iki cihanın seyidi, insanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed aleyhisselam, b&uuml;t&uuml;n &acirc;lemlere Peygamber olarak g&ouml;nderildi ve dini ki, D&icirc;n-i islamdır, b&uuml;t&uuml;n dinleri neshetti. Bu dinin h&uuml;km&uuml; kıyamete kadar s&uuml;receğinden, d&uuml;nyanın hi&ccedil;bir yerinde, Onun dininden başka bir dinde bulunmak caiz olmadı. Ondan sonra, hi&ccedil; Peygamber gelmeyecektir.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyet geldikten sonra, diğer dinlerin h&uuml;k&uuml;mleri tamamen y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalkmış mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Her din, kendisinden &ouml;nce gelen dini nesih etmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hi&ccedil; değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dinidir. Bug&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, beğendiği din de, İsl&acirc;m dinidir. Bu dinin bildirdiği farzları yapanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ahirette nimetler, iyilikler verecektir ki bunlar, sevap kazanır. Farzları yapmayanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınmayanlara, ahirette cezalar, acılar vardır ki b&ouml;yle kimseler, g&uuml;naha girer.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4679]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:36:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hak olan din hangisidir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Bekara suresinin 62. &acirc;yetini delil g&ouml;sterip, (Muhammed&uuml;n Resulullah demeye l&uuml;zum yok, La ilahe illallah diyen herkes Cennete girer. Allah&rsquo;ın rahmeti her şeyi kuşattığı i&ccedil;in Ehl-i kitap olan Yahudi ve Hristiyanlar da Cennete gidecektir. Zaten M&uuml;sl&uuml;manların Ehl-i kitapla iman birliği vardır. Bu bakımdan onlara yakınlık g&ouml;sterip kiliselerine gitmek ve ayinlerine katılmak lazımdır) diyenler oluyor. M&uuml;sl&uuml;man olmayanlar da Cennete gidecek midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man olmayanın, getirdiği din kabul edilmiyor ki, işlediği salih amel kabul edilsin. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
([Senden &ouml;nce peygamberlere]<b> iman edenler, Yahudi, Hristiyan ve sabiinlerden Allah&rsquo;a ve ahirete inanıp salih amel işleyenler i&ccedil;in elbette Rablerinin katında m&uuml;k&acirc;fatlar vardır.)</b> [Bekara 62, Maide 69]<br />
[Hazret-i Musa zamanında, ona inanan Yahudiler ve Hazret-i İsa zamanında ona inanan Hristiyanlar, elbette Cennete gidecektir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;t&uuml;n peygamberler gibi, Hazret-i İbrahim gibi, Hazret-i Musa da, Hazret-i İsa da M&uuml;sl&uuml;man idi.]<br />
<br />
Diğer dinler bozulduğu i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, en son olarak İslam dinini g&ouml;nderdi. Başka dinleri kabul etmediğini a&ccedil;ık&ccedil;a&nbsp;bildirdi.<br />
<br />
Hristiyan ve Yahudiler, bizim Peygamberimiz d&acirc;hil b&uuml;t&uuml;n Peygamberlere inanmadık&ccedil;a k&acirc;firlikten kurtulamazlar. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<br />
<b>(Onlardan kimi, ona</b> [Muhammed aleyhisselama] <b>iman etti, kimi de, ondan y&uuml;z &ccedil;evirdi. Bunlara da &ccedil;ılgın ateşli Cehennem yetti. &Acirc;yetlerimizi ink&acirc;r ederek k&acirc;fir olanları elbette ateşe atacağız.)</b> [Nisa 55&ndash;56]<br />
<br />
<b>(İbrahim ne Yahudi, ne de Hristiyandı. O Allah&rsquo;ı tanıyan doğru bir M&uuml;sl&uuml;man idi.) </b>[Al-i İmran 67] [Her Peygamber gibi Hazret-i İbrahim de M&uuml;sl&uuml;man idi. Ehl-i kitap hak olsa idi, b&ouml;yle denmezdi.]<br />
<br />
<b>(Yahudiler, &Uuml;zeyr&rsquo;e, Hristiyanlar da Mesih&rsquo;e Allah&rsquo;ın oğlu dediler. Daha &ouml;nceki k&acirc;firlerin </b>[&ldquo;melekler Allah&#39;ın kızlarıdır&rdquo; diyenlerin]<b> s&ouml;zlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da sapıtıyorlar) </b>[Tevbe 30] [Ehl-i kitap, diğer k&acirc;firleri taklit ettikleri i&ccedil;in k&ouml;t&uuml;lenmektedir.]<br />
<br />
<b>(Ehl-i kitap </b>[İslam&rsquo;a] <b>iman edip, </b>[k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten] <b>sakınsalardı, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerini &ouml;rter ve onları nimetleri bol Cennete sokardık.) </b>[Maide 65] [İslam&rsquo;a inanmadıkları i&ccedil;in iman etmiş olmazlar.]<br />
<br />
<b>(Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin! Onlar, </b>[İslam d&uuml;şmanlığında] <b>birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan</b> [k&acirc;fir] <b>olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, </b>[k&acirc;firleri dost edinip, kendine] <b>zulmedenlere hid&acirc;yet etmez.) </b>[Maide 51] [Ehl-i kitap k&acirc;fir olduğu i&ccedil;in dost olmaz.]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minler, k&acirc;firleri dost edinmesinler! Onları dost edinenler, Allah&rsquo;ın dostluğunu bırakmış olur.) </b>[Al-i İmran 28] [K&acirc;firlere kucak a&ccedil;anlar da, Allah&rsquo;ın dostluğunu bırakmış olur.]<br />
<br />
<b>(Sen, onların dinine uymadık&ccedil;a, Hristiyanlar ve Yahudiler senden hoşnut olmazlar. De ki &quot;Doğru yol, ancak Allah&rsquo;ın </b>[bildirdiği İslamiyet]<b> yoludur.&quot;)</b> [Bekara 120] (Yani, Ehl-i kitap, doğru yolda, [Allah&rsquo;ın yolunda] değildir. Ehl-i kitabın bozuk dinine girmedik&ccedil;e, Resulullahtan hoşnut olmazlar. Kiliseye gitmekle, Papa&rsquo;nın elini &ouml;pmekle, Hristiyanlar, M&uuml;sl&uuml;manlardan hoşnut olmaz.)<br />
<br />
Ament&uuml;&rsquo;deki altı esastan birini ink&acirc;r eden k&acirc;fir olur. Sadece Allah&rsquo;a inandım ve la ilahe illallah demek k&acirc;fi değildir. Hristiyan ve Yahudiler, bizim peygamberimiz d&acirc;hil b&uuml;t&uuml;n peygamberlere inanmadık&ccedil;a k&acirc;firlikten kurtulamazlar.<br />
<br />
Ehl-i kitapla iman birliğimiz yoktur. Ament&uuml;&rsquo;deki altı esasa inanmayanlarla iman birliği olur mu? Ehl-i kitap, b&uuml;t&uuml;n peygamberlere [mesela bizim peygamberimize] inanıyor mu ve b&uuml;t&uuml;n kitaplara [mesela Kur&rsquo;an-ı kerime] inanıyor mu? Onların Allah&rsquo;a inan&ccedil;ları bile farklıdır. Hristiyanlar teslise [&uuml;&ccedil; tanrıya] inanırlar, Hazret-i İsa&rsquo;ya Allah&rsquo;ın oğlu derler. B&ouml;yle iman birliği mi olur?<br />
<br />
Cennete girmek i&ccedil;in M&uuml;sl&uuml;man olmak, yani Ament&uuml;&rsquo;deki altı esasa inanmak şarttır. Ehl-i kitap, onların istemesiyle Cennete, bizim istememizle Cehenneme girmez. M&uuml;sl&uuml;man olmadıkları i&ccedil;in Cehenneme girer. M&uuml;lk&uuml;n sahibi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Cennetine girmek i&ccedil;in M&uuml;sl&uuml;man olma şartını koymuştur. M&uuml;sl&uuml;man olsunlar, onlar da girsin.<br />
<br />
<b>Tek hak din vardır<br />
Sual</b>: Bazıları, semavi dinlerin hepsinin hak olduğunu, onlara inananların da Cennete gideceklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Semavi dinler bozulmadı mı? Yalnız M&uuml;sl&uuml;manlığın hak din olduğuna dair &acirc;yet ve hadis yok mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Semavi dinler hi&ccedil; bozulmamış olsaydı bile, onlarla amel edilmez. Onlar y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalktı. Dini tabir olarak, onlar nesh edildi. Bunları nesh eden ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bu konuda, diğer maddelerde de yeterli bilgi vardır.<br />
<br />
Bug&uuml;n herhangi bir k&acirc;firin imana gelmesi i&ccedil;in, Kelime-i şehadeti s&ouml;ylemesi ve imanın altı şartını bildiren Ament&uuml;&rsquo;ye inanması lazımdır. Birini bile kabul etmese M&uuml;sl&uuml;man olamaz.<br />
<br />
<b>Hristiyan olmak<br />
Sual</b>: Bir arkadaş, <b>(M&uuml;sl&uuml;manlığın namaz, oru&ccedil;, zek&acirc;t, hac gibi zor g&ouml;revleri bulunduğu ve haramlardan sakınmak zor olduğu i&ccedil;in Hristiyanlığa ge&ccedil;eceğim, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Hristiyanlıkta sadece pazardan pazara kiliseye gidiliyor. &Ouml;yle haram &ccedil;eşidi de &ccedil;ok değildir)</b> dedi. Hristiyan da cennete gidecek mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hristiyan, gayrim&uuml;slimdir, gayrim&uuml;slimlerin hepsi cehenneme gidecektir. Hristiyanlık batıldır. Hak din yalnız İslam&rsquo;dır. İki ayet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah indinde hak din ancak İslam&rsquo;dır.)</b> [Al-i İmran 19]<br />
<br />
<b>(Kim İslam&rsquo;dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.)</b> [A.İmran 85]<br />
<br />
Bir&nbsp;hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Beni duyup da iman etmeyen Yahudi ve Hristiyan ş&uuml;phesiz Cehenneme girecektir.)</b> [H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>Hakiki k&acirc;fir</b><br />
<b>Sual: </b>Bazıları <em>(Hakiki Hristiyan)</em> t&acirc;birini &ccedil;ok kullanıyor. <em>(Hakiki Hristiyanlarla hakiki M&uuml;sl&uuml;manlar, omuz omuza verip ateistliği yok etmeye &ccedil;alışmalıdır)</em> diyorlar. Hakiki Hristiyanlar kimdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hakiki Hristiyan, hakiki k&acirc;fir yani tam k&acirc;fir demektir. Hakiki Hristiyanların sonsuz olarak cehennemlik olduğu Kur&rsquo;an-ı kerimde bildiriliyor. Ateistler, zaten Hristiyanlar gibi Cehennem ehlidir. Ateisti hakiki Hristiyan yapmak i&ccedil;in &ccedil;alışmadaki gizli maksat nedir? Belki Hristiyanların da Cennete gideceğine inananlar, ateistleri Hristiyan yaparak Cennete sokmaya &ccedil;alışıyorlardır. Yahut bu işi yapanlar, Hristiyan misyonerleridir. M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p de, son birka&ccedil; asırdır b&ouml;yle taktikler uyguluyorlar. Başka bir ihtimal olabilir mi?<br />
<br />
Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olan kimsedir, hakiki Hristiyanlarla, tam k&acirc;firlerle omuz omuza gelmez.<br />
<br />
<b>Başka hak din var mı?<br />
Sual: </b>Almanya&rsquo;da hoca denilen biri<em>, (Namaz kılmak veya İslamiyet&rsquo;in diğer emirlerini yapmak zor geliyorsa, Hristiyanlığa ge&ccedil;ebilirsiniz. Bir mezhepten diğer bir mezhebe ge&ccedil;mek caiz olduğu gibi, bir dinden başka dine ge&ccedil;mek de caizdir. Hristiyanlığa ge&ccedil;erseniz &ccedil;ok rahat edersiniz. Zorlanacağınız hi&ccedil;bir ibadet yoktur. Yasaklar da yok gibidir. Takva sahibi papazlar, size yol g&ouml;sterir, doğruları &ouml;ğretir)</em> diyerek Hristiyanlığa ge&ccedil;memizi s&ouml;yl&uuml;yor. Hristiyanlık hak din midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerimde,<b> </b>hak dinin ancak İslamiyet olduğu ve İslam&rsquo;dan başka din arayanın bulacağı dinin asla kabul edilmeyeceği bildiriliyor. (<b>&Acirc;l-i İmran</b> 19 ve 85)<br />
<br />
Hristiyanlığı hak ve cazip bir din olarak g&ouml;sterenlerin, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nen papazların tuzağına d&uuml;şmekten &ccedil;ok sakınmalıdır.</p>

<p><strong>İsl&acirc;miyet, &ouml;nceki dinleri neshetmiştir<br />
<em>Sual: İslam dini, kendinden &ouml;nce gelen b&uuml;t&uuml;n ilahi dinleri y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmış mıdır?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Her din, kendisinden &ouml;nce gelen dini neshetmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hi&ccedil; değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselam ile g&ouml;nderilen İslam dinidir. Bug&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, beğendiği din de, bu din olan İslam dinidir. Bu dinin bildirdiği farzları yapanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ahirette nimetler, iyilikler verecektir yani bunlar, sevap kazanır. Farzları yapmayanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınmayanlara, ahirette cezalar vardır, yani b&ouml;yle kimseler, g&uuml;naha girer. İmanı olmayanların farzları kabul olmaz, bunlara sevap verilmez. Farzları yapmayan m&uuml;minlerin, s&uuml;nnetleri kabul olmaz, yani bunlara sevap verilmez. Bunlar Peygamber efendimize tabi olmuş olmaz.</p>

<p><strong>Her din, &ouml;nceki dini neshetmiş midir?<br />
Sual: G&ouml;nderilen her peygamber, kendinden &ouml;nce gelen peygamberin dinini y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırıyor mu idi? Mesela hazret-i İsa&rsquo;nın gelmesi ile, hazret-i Musa&rsquo;nın dini y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalkmış mı idi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Peygamberlerden H&ucirc;d aleyhisselam &Acirc;d kavmine; Salih aleyhisselam Semud kavmine g&ouml;nderildiği gibi, Musa aleyhisselam da Ben&icirc; İsrail&rsquo;e g&ouml;nderilmiştir. Yuşa, Harun, Davut, S&uuml;leyman, Zekeriya ve Yahya aleyhim&uuml;sselam da, yine Ben&icirc; İsrail&rsquo;e g&ouml;nderilmiştir. Fakat, bunların ayrı dinleri olmayıp, Ben&icirc; İsrail&rsquo;i, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinine davet etmişlerdi. Davut aleyhisselama Zebur kitabı inmiş ise de, Zebur&rsquo;da yeni h&uuml;k&uuml;mler, emirle, ibadetler yoktu, vaaz ve nasihatlerle dolu idi. Bunun i&ccedil;in, Tevrat&rsquo;ı neshetmedi, y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmadı, hatta, onu kuvvetlendirdi. Bunun i&ccedil;in, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dini, İsa aleyhisselam zamanına kadar devam etti. İsa aleyhisselam gelince, bunun dini, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinini neshetti, Tevrat&rsquo;ın h&uuml;km&uuml; kalmadı ve bundan sonra, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinine uymak caiz olmayıp, ta Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, İsa aleyhisselamın dinine uymak lazım oldu. Fakat, Ben&icirc; İsrail&rsquo;in &ccedil;oğu, İsa aleyhisselama iman etmeyip, Tevrat&rsquo;a uymak i&ccedil;in inat etti. İşte Yahudilik, Musevilik ile Nasaralık yani İsevilik b&ouml;ylece ayrıldı.</p>

<p>İsa aleyhisselama iman edenlere Nasara denildi. Bug&uuml;n, Hristiyan deniliyor. İsa aleyhisselama iman etmeyip de, dal&acirc;lette kalanlara Yahudi denildi. Yahudiler, h&acirc;l&acirc; M&ucirc;s&acirc; aleyhisselamın dinine uyup, Tevrat ve Zebur okuyoruz diyor. Nasara da, İsa aleyhisselamın dinine uyup, İncil okuyoruz diyor. Halbuki, iki cihanın seyidi, insanların ve cinnin hepsinin Peygamberi Muhammed aleyhisselam, b&uuml;t&uuml;n &acirc;lemlere Peygamber olarak g&ouml;nderildi ve dini ki, D&icirc;n-i islamdır, b&uuml;t&uuml;n dinleri neshetti. Bu dinin h&uuml;km&uuml; kıyamete kadar s&uuml;receğinden, d&uuml;nyanın hi&ccedil;bir yerinde, Onun dininden başka bir dinde bulunmak caiz olmadı. Ondan sonra, hi&ccedil; Peygamber gelmeyecektir.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyet geldikten sonra, diğer dinlerin h&uuml;k&uuml;mleri tamamen y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalkmış mıdır?<br />
Cevap:</strong> Her din, kendisinden &ouml;nce gelen dini nesih etmiş, değiştirmiştir. En son gelen ve her dini değiştirmiş, daha doğrusu dinlerin hepsini kendinde toplamış olup, kıyamete kadar hi&ccedil; değişmeyecek olan din, Muhammed aleyhisselamın dinidir. Bug&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği, beğendiği din de, İsl&acirc;m dinidir. Bu dinin bildirdiği farzları yapanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ahirette nimetler, iyilikler verecektir ki bunlar, sevap kazanır. Farzları yapmayanlara ve haramlardan ka&ccedil;ınmayanlara, ahirette cezalar, acılar vardır ki b&ouml;yle kimseler, g&uuml;naha girer.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3320]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:29:48 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İnsanlar niçin Allah’a inanmak ihtiyacı duyarlar?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İnsanlar ni&ccedil;in Allah&rsquo;a inanmak ihtiyacı duyarlar?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazı felsefeciler (İnsanda tapma ihtiyacı vardır. Bunun i&ccedil;in de, ateşe, g&uuml;neşe, puta tapanlar olmuştur) diyorlar. İşin aslı ise ş&ouml;yle:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insana, iyiyi k&ouml;t&uuml;den, hakkı b&acirc;tıldan ayırması i&ccedil;in akıl vermiştir. Akıl, bir şeyin kendiliğinden olduğunu kabul etmez. Her şeyi bir sebebe bağlar. İnsanın ve insandaki organların ve tabiattaki nizamın yerli yerince yaratılmasını tesad&uuml;f olarak kabul edemez. Bunun gibi tabiatta bulunan canlı cansız her şeyin, bir yaratıcı tarafından yaratıldığını ister istemez kabul eder.<br />
<br />
Tarihlerde bildirildiğine g&ouml;re, mecburi olarak bir yaratıcıyı kabul eden insan, bu yaratıcının ateş, g&uuml;neş gibi şeyler olduğunu zannetmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; akılla Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı bilmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her devirde, her yere, en ufak k&ouml;ye kadar her &uuml;lkede Peygamberler g&ouml;ndermiştir. Bunlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, birliğini ve emirlerini insanlara bildirmişlerdir.<br />
<br />
K&acirc;inattaki muazzam nizamı veya sadece insanın anatomisini inceleyen bir kimse, bunun b&uuml;y&uuml;k bir kudretin eseri olduğuna inanır. Buna inanan kimsenin de, Peygamberlerin bildirdiği dini kabul etmesi gerekir.<br />
<br />
<b>İnsan bir harikadır</b><br />
İnsan, başlı başına bir harikadır. İnsan v&uuml;cudunda l&uuml;zumsuz bir organ bulunmaması, her organın bir vazife yapması, ayrıca ruh denilen bilinmeyen muazzam bir kuvvetin bulunması, basit bir şey midir? İnsanoğlunun yaratılması yanında, harika olarak kabul edilen şeyler &ccedil;ok basit kalır. Hadis-i şerifte, <b>(Kendini bilen Rabbini bilir)</b> buyurulmuştur. İnsan, kendi v&uuml;cut yapısını iyi bir tetkik etse, ne muazzam bir varlık olduğunu g&ouml;r&uuml;r ve kendisini yaratanın varlığına ve birliğine inanır.<br />
<br />
İlmi olan bir insan, k&acirc;inattaki canlı cansız b&uuml;t&uuml;n varlıklara bakarak, bunların rastgele yaratılmadığını anlar. Kur&#39;an-ı kerimde, tefekk&uuml;r&uuml;n [d&uuml;ş&uuml;nmenin] &ouml;nemi bildirilir. Mesela g&uuml;neş, d&uuml;nyamıza &ccedil;ok yakın veya &ccedil;ok uzak olsa idi ne olurdu? &Ccedil;ok yakın olsa, sıcak her şeyi yakar, hayat olmazdı. G&uuml;neş &ccedil;ok uzak olunca da, d&uuml;nya gerekli ısıyı alamayacağı i&ccedil;in yine hayat olmazdı. G&uuml;neşi insanların tam istifade edeceği yere koyan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudreti sonsuzdur. Gezegenlerin d&uuml;nyamıza &ccedil;arpmadan d&ouml;nmesini inceleyen bir fen adamı, elbette yaratıcıya inanır ve m&uuml;sl&uuml;man olur. Kısacası fen ilmine vakıf olan bir ilim adamının, Allah&rsquo;ı ink&acirc;r etmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
Normal bir aklın kabul ettiği bir ger&ccedil;eği ink&acirc;r etmek, akla ve ilme uymaz. Merhum Nasreddin Hocanın &quot;Doğduğuna inanıyorsun da &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne ni&ccedil;in inanmıyorsun?&quot; dediği gibi, k&acirc;inatı, ayı, yıldızı ve diğer varlıkları g&ouml;ren kimse, bunları yaratan birinin bulunduğunu ink&acirc;r ederse, kendi kendini yalanlamış olur.<br />
<br />
D&uuml;nyadaki insanların &ccedil;oğu, yaratıcıyı kabul etmektedir. Ancak İslamiyet&rsquo;i incelemedikleri i&ccedil;in, kimi 3 tanrı inancına, kimi de, &ccedil;eşitli hurafelere saplanmıştır. Halbuki doğru tektir. İki nokta arasından yalnız bir doğru ge&ccedil;er. Eğri &ccedil;izgi ise &ccedil;ok olur. M&uuml;him olan bu doğruyu bulabilmektir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=532]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:27:58 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yunan felsefecileri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Yunan felsefecileri, &ouml;zellikle Sokrat ve Aristo k&acirc;fir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, <b>(El-m&uuml;nkız&uuml; mineddal&acirc;l)</b> kitabında dinsizleri &uuml;&ccedil;e ayırmıştır:<br />
<b>1-</b> <b>Dehriyyun ve maddeciler:</b> Bunlar, Yunan feylesoflarından asırlarca &ouml;nce vardı. [Bug&uuml;n de, fen adamı ge&ccedil;inen bazı ateistler ve masonlar bu kısımdadır.] Bunlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına inanmayıp, (&Acirc;lem, kendiliğinden b&ouml;yle gelmiş ve b&ouml;yle gidecektir. Bunun yaratanı yoktur. Canlılar da, birbirlerinden &uuml;reyip, b&ouml;yle sonsuza kadar s&uuml;recektir) diyor. Dehr&icirc; [ateist] olup da, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nerek, M&uuml;sl&uuml;manların dinini, imanını bozmaya, İslamiyet&rsquo;i i&ccedil;eriden yıkmaya &ccedil;alışana (Zındık),<b> </b>fen perdesi altında yaparsa buna da (Fen yobazı) denir.<br />
<br />
<b>2- Tabiiyyeciler:</b> Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizamı ve incelikleri g&ouml;rerek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını s&ouml;ylemeye mecbur kalmışlarsa da, tekrar dirilmeyi, &acirc;hireti, Cenneti ve Cehennemi ink&acirc;r etmişlerdir. [G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bunlara deist de deniyor.]<br />
<br />
<b>3-</b> <b>Yunan feylesofları:</b> Meşhurları <b>Sokrat</b> ile talebesi <b>Eflatun</b> ve onun da talebesi <b>Aristo</b>&rsquo;dur Bu felsefeciler, Dehr&icirc;leri ve Tabiiyyecileri reddetmişlerse de, kendileri de, k&uuml;f&uuml;rden kurtulamamıştır.<br />
<br />
Bu &uuml;&ccedil; kısımdakilerin hepsi k&acirc;firdir. Bazılarının, bunları din adamı sanması, hatt&acirc; peygamberlik derecesine y&uuml;kseltmeleri, hayret ve dehşet vericidir. [Mesela Resul&uuml;m diyen Reşat halife, <em>(Sokrat, Buda, Musa, İsa ve Muhammed gibi nice resullerin mesajı din adamları tarafından zamanla tahrif edilmiştir)</em> demektedir.] K&acirc;firlerin, b&ouml;yle şeyler s&ouml;ylemesi yadırganmaz. Fakat M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nenlerin, iman ile k&uuml;fr&uuml; ayıramaması, &ccedil;ok acınacak bir h&acirc;ldir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>Sokrat: </b>Eski yunan h&acirc;kimlerindendir. Milattan &ouml;nce 470 yılında Atina&rsquo;da doğmuş, 70 yaşında hapsedilmiş ve zehirlenerek &ouml;ld&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. [Deistler gibi] Bir yaratanın bulunduğuna inanmışsa da, madde ve ruha kadim demiş, k&uuml;f&uuml;rden sıyrılamamıştır. Eflatun, Ksenefon ve Oklidis, Sokrat&rsquo;ın talebeleridir. Kendisi de, Pisagor&rsquo;un talebesidir. Din bilgilerini, eski peygamberlerin kitaplarından ve kendi zamanına kadar ağızdan ağıza gelen s&ouml;zlerden &ouml;ğrenmiştir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b></p>

<p><strong>Felsefecilerin bozuk fikirleri...<br />
Sual: Batının filozof diye bildiği felsefecilerin kitaplarını ve bu kitaplardaki bozuklukları, M&uuml;sl&uuml;manlar mı terc&uuml;me ederek ortaya &ccedil;ıkardılar?<br />
Cevap:</strong> Beşinci Abb&acirc;s&icirc; halifesi H&acirc;r&ucirc;n&uuml;rreşid zamanında, Bağdat&#39;ta D&acirc;r-&uuml;l-hikmet isminde bir m&uuml;essese kurulmuştu. Bu m&uuml;essese b&uuml;y&uuml;k bir terc&uuml;me b&uuml;rosu idi. Yalnız Bağdat&rsquo;ta değil, Şam&rsquo;da, Harran&rsquo;da, Antakya&rsquo;da da, b&ouml;yle ilim merkezleri kurulmuştu. Buralarda Yunancadan ve Latinceden eserler terc&uuml;me edildi. Hint, Fars kitapları da bunlara eklendi. Yani hakiki <strong>R&ouml;nesans</strong> yani eski kıymetli eserlere d&ouml;n&uuml;ş, ilk defa Bağdat&rsquo;ta başladı. İlk olarak Eflatun&#39;un, Porphyrios&#39;un, Aristo&#39;nun eserleri Arabiye terc&uuml;me edildi. İslam &acirc;limleri bunları dikkatle tetkik ettiler. Yunan ve Latin filozoflarının bazı fikirlerinin doğru, ekserisinin de hatalı, bozuk olduğunu ispat ettiler. Bunların, <strong>Muhkem</strong> olan &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şerifler, akıllarına ve mantıklarına ters d&uuml;ş&uuml;yordu. Onların, fen ve din bilgilerinin &ccedil;oğunda cahil oldukları, aklın, fikrin anlayamadığı bilgilerde, daha &ccedil;ok yanıldıkları g&ouml;r&uuml;ld&uuml;. Hakiki &acirc;limler, mesela imam-ı Gaz&acirc;l&icirc; ve imam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bu felsefecilerin en m&uuml;him iman bilgilerine inanmadıklarını g&ouml;rm&uuml;şler, k&uuml;f&uuml;rlerine sebep olan yanlış inanışlarını uzun uzun bildirmişlerdir. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin El-m&uuml;n-kiz&uuml; aniddal&acirc;l kitabında bu hususta geniş bilgi vardır.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14025]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:25:04 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Felsefe ne demektir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Felsefe nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Felsefe = Philosophie, Yunanca &ldquo;philos&rdquo; [sevgi] ve &ldquo;sofia&rdquo; [hikmet] kelimelerinden meydana gelmiş, &ldquo;hikmet sevgisi&rdquo; demektir. Felsefe, bir konu &uuml;zerinde insanların akıl ve mantık yolu ile inceleme ve araştırmalarla elde ettikleri sonu&ccedil;lardır. Her şeyin aslını arama ve ne i&ccedil;in var olduğunun sebebini bulmak i&ccedil;in &ccedil;alışma demektir. Felsefe ile meşgul olanların, hem ruh, hem de fen bilgilerinde &ccedil;ok derin bilgi sahibi olması gerekir. Fakat bir insanın ne kadar ilmi olursa olsun, yanlış d&uuml;ş&uuml;nebilir veya yaptığı araştırmalardan yanlış sonu&ccedil;lar &ccedil;ıkarabilir. İşte bunun i&ccedil;indir ki, felsefe, hi&ccedil;bir zaman kesin sonu&ccedil;lar vermez. Bir kere de, bunu işiten insanın kendi akıl ve mantık s&uuml;zgecinden ge&ccedil;irmesi gerekir.<br />
<br />
Her felsefenin bir de zıddı vardır. Her iki d&uuml;ş&uuml;nceyi karşılaştırmak gerekir. Bir&ccedil;ok felsefi d&uuml;ş&uuml;nceler zamanla değişebildiği i&ccedil;in hi&ccedil;bir zaman kesinlik taşımaz. Dinimizdeki nasslar ise kesindir, tartışılmaz.<br />
<br />
Her &ccedil;ağda gelen filozoflar, &ouml;ncekilerin yanlışlarını g&ouml;stererek kısmen veya tamamen reddettiler. Eski Yunan filozoflarından <b>Eflatun</b> ve <b>Aristo</b>&rsquo;nun, daha sonra gelen filozoflar &uuml;st&uuml;ndeki tesirleri daha uzun s&uuml;rd&uuml;. Bug&uuml;nk&uuml; felsefeyi İngiliz filozofu Bacon ile Fransız filozofu Descartes&rsquo;in kurduğu kabul edilir. Filozoflar i&ccedil;inde Sokrat, Aristo, Eflatun, Epikuros, Farabi, İbni R&uuml;şd, Bacon, Dekart, Spinoza, Kant, Hegel, Karl Marx, August Compte, Bergson meşhurlarıdır. Bunların hi&ccedil;biri, yanlışsız bir sistem kuramamıştır.<br />
<br />
Filozoflar, iman bakımından &uuml;&ccedil;e ayrılır:<br />
<b>1- Dehriyyun:</b> &ldquo;Bu &acirc;lem b&ouml;yle gelmiş, b&ouml;yle gider. Bu &acirc;lemin yaratıcısı yoktur&rdquo; derler.<br />
<br />
<b>2- Tabiiyyeciler:</b> Bir yaratıcıya inanırlar; ama ahireti ink&acirc;r ederler.<br />
<br />
<b>3- İlahiyyun:</b> Bunlar ilk iki g&ouml;r&uuml;ş&uuml; red ederlerse de, Peygamberlere ve bedenen dirilmeye inanmazlar.<br />
<br />
Yunan felsefecileri, (K&acirc;inat, Allah gibi, ezeli ve ebedidir, Allah c&uuml;zi olan şeyleri bilmez, bedeni bir dirilme yoktur) diyorlar. İslam &acirc;limleri, k&acirc;inatı ezeli ve ebedi bilen b&ouml;yle felsefecilere k&acirc;fir demiştir.<br />
<br />
İslam dininde felsefe yoktur. Felsefenin cevap aradığı soruların hepsine, aksi iddia ve ispat edilemeyecek şekilde dinimiz cevap vermiştir. Felsefecilerin uğraştığı her şeyi dinimiz a&ccedil;ıklamıştır. Bunlar, tekniğin değişmesiyle değişmez. Batılılar, dinimizdeki tasavvufu, felsefe zannetmişler ve tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerine İslam filozofu demişlerdir. <b>İslam felsefesi</b> t&acirc;biri de bu yanlışlıktan doğmuştur.<br />
<br />
İslam felsefesinden bahsedenler, 72 sapık fırka mensuplarıdır. Bu bozuk fırkaların ortaya &ccedil;ıkışında eski Yunan, Hind ve Acem felsefesinin karıştırılmasının ve &acirc;yetlerin, nakle g&ouml;re değil, akla g&ouml;re a&ccedil;ıklanmasının b&uuml;y&uuml;k etkisi olmuştur.<br />
<br />
Felsefeden farklı ve bir ibadet olan tefekk&uuml;r ikiye ayrılır:<br />
<b>1-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, kudretini d&uuml;ş&uuml;nerek, kendisinin acz ve zayıflığını anlamak, eserden m&uuml;essire [o eseri yaratana] yol bulmaktır.<br />
<br />
<b>2-</b> Fen ilmini, İslam dininin bildirdiklerine uygun, insanların rahatını temin etmek maksadıyla kullanmak i&ccedil;in akıl yormaktır.<br />
<br />
<b>İmam-ı Gazali</b> hazretleri, &ldquo;Akıl daha kendisinden bile habersizdir. Her şey peygamberlik ger&ccedil;eğindedir. Bu ger&ccedil;eğe yapışarak kurtuldum&rdquo; demiştir. <b>Hazret-i Mevlana</b>; &ldquo;Hocamı bulunca aklımı bıraktım ve kurtuldum&rdquo; demiştir. Felsefede kuru akılcılığı yıkan <b>Bergson</b>&rsquo;a, &ldquo;Akılcılığı yine akıl ile yıktın&rdquo; denildiğinde, &ldquo;İşte aklın atacağı en son adım kendi aczini ve hi&ccedil;liğini anlamasıdır&rdquo; demiştir.<br />
<br />
İslam d&uuml;nyasında aklı &ouml;l&ccedil;&uuml; alan bir felsefe olmamış, vahye uygun tefekk&uuml;r olmuştur. Farabi, İbni Sina, İbni R&uuml;şt gibi filozoflar ve bid&rsquo;at fırkaları, Yunan filozoflarının etkisinde kalıp, Kur&rsquo;an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri kendi akıllarına g&ouml;re yorumladıkları i&ccedil;in, doğru yoldan ayrılmışlardır.</p>

<p><strong>Sual: Felsefe ne demektir, İsl&acirc;m dini bir felsefe midir daha doğrusu, İsl&acirc;m dininde felsefe var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Felsefe, herhangi bir konu &uuml;zerinde insanların akıl ve mantık yolu ile incelemeler ve araştırmalarla elde ettikleri neticelere verilen isimdir. Kısaca;<br />
&ldquo;Her şeyin aslını arama ve ne i&ccedil;in var olduğunun sebebini bulma&rdquo; manasına gelir. Felsefe, Yunanca Filozofiya, hikmet sevgisi demektir ve derin d&uuml;ş&uuml;nme, arama, kıyaslama ve tetkik esaslarına dayanır. Felsefe ile meşgul olanların, hem ruh, hem de fen bilgilerinde &ccedil;ok derin bilgi sahibi olması gerekir. Fakat, bir insan ne kadar ilmi olursa olsun, yanlış d&uuml;ş&uuml;nebilir veya yaptığı araştırmalardan yanlış neticeler &ccedil;ıkarabilir. İşte bunun i&ccedil;indir ki, felsefe, hi&ccedil;bir zaman kesin neticeler vermez. Ayrıca her felsefenin bir de zıddı vardır. Onun i&ccedil;in, bu karşılığı zıt g&ouml;r&uuml;ş&uuml; de incelemek, her iki d&uuml;ş&uuml;nceyi karşılaştırmak lazım olur. Bir&ccedil;ok felsefi d&uuml;ş&uuml;ncelerin zamanla değişebileceği unutulmamalıdır. O h&acirc;lde, felsefi d&uuml;ş&uuml;nceler, hi&ccedil;bir zaman kesinlik taşımaz.</p>

<p>Yalnız akla uyup, yalnız ona g&uuml;venip, aklın ermediği şeylerde yanılan kimse, felsefecidir. Aklın erdiği şeylerde ona g&uuml;venen, aklın ermediği, yanıldığı yerlerde, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin ışığı altında akla doğruyu g&ouml;steren y&uuml;ksek insanlar da, İsl&acirc;m &acirc;limleridir. O h&acirc;lde, İsl&acirc;miyette felsefe yoktur, İsl&acirc;m felsefesi, İsl&acirc;m filozofu yoktur. Felsefenin &uuml;st&uuml;nde olan İsl&acirc;m ilimleri ve felsefecilerin &uuml;st&uuml;nde olan İsl&acirc;m &acirc;limleri vardır. İslam &acirc;limleri, zamanlarına kadar olan fen bilgilerini okuyup ve seksen ilmi iyi &ouml;ğrendikten sonra, İsl&acirc;miyetin g&ouml;sterdiği yolda, kalplerini a&ccedil;arak, nefislerini temizleyerek, aklın erişemediği bilgilerde de, &acirc;yet ve hadislerle doğruyu bulmuşlar, hakikate varmışlardır. İslam &acirc;limlerine filozof demek, bunları k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmek olur. İslam &acirc;limlerinin hi&ccedil;biri filozof değildir. Zaten filozof, İsl&acirc;m &acirc;limi olamaz ve İsl&acirc;m filozofu diye de bir şey yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İsl&acirc;miyette felsefe yoktur. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin felsefe ile hi&ccedil; alakaları yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, felsefecilerden &ccedil;ok y&uuml;ksektirler.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerine g&ouml;re, İsl&acirc;m bilgilerinin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;, sadece insan aklı, insanın d&uuml;ş&uuml;ncesi değil, muhkem olan yani manaları a&ccedil;ık olan &acirc;yet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerdir.</p>

<p><strong>Sual: Batının filozof diye bildiği felsefecilerin kitaplarını ve bu kitaplardaki bozuklukları, M&uuml;sl&uuml;manlar mı terc&uuml;me ederek ortaya &ccedil;ıkardılar?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Beşinci Abb&acirc;s&icirc; halifesi H&acirc;r&ucirc;n&uuml;rreşid zamanında, Bağdat&#39;ta D&acirc;r-&uuml;l-hikmet isminde bir m&uuml;essese kurulmuştu. Bu m&uuml;essese b&uuml;y&uuml;k bir terc&uuml;me b&uuml;rosu idi. Yalnız Bağdat&rsquo;ta değil, Şam&rsquo;da, Harran&rsquo;da, Antakya&rsquo;da da, b&ouml;yle ilim merkezleri kurulmuştu. Buralarda Yunancadan ve Latinceden eserler terc&uuml;me edildi. Hint, Fars kitapları da bunlara eklendi. Yani hakiki&nbsp;<strong>R&ouml;nesans</strong>&nbsp;yani eski kıymetli eserlere d&ouml;n&uuml;ş, ilk defa Bağdat&rsquo;ta başladı. İlk olarak Eflatun&#39;un, Porphyrios&#39;un, Aristo&#39;nun eserleri Arabiye terc&uuml;me edildi. İslam &acirc;limleri bunları dikkatle tetkik ettiler. Yunan ve Latin filozoflarının bazı fikirlerinin doğru, ekserisinin de hatalı, bozuk olduğunu ispat ettiler. Bunların,&nbsp;<strong>Muhkem</strong>&nbsp;olan &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şerifler, akıllarına ve mantıklarına ters d&uuml;ş&uuml;yordu. Onların, fen ve din bilgilerinin &ccedil;oğunda cahil oldukları, aklın, fikrin anlayamadığı bilgilerde, daha &ccedil;ok yanıldıkları g&ouml;r&uuml;ld&uuml;. Hakiki &acirc;limler, mesela imam-ı Gaz&acirc;l&icirc; ve imam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bu felsefecilerin en m&uuml;him iman bilgilerine inanmadıklarını g&ouml;rm&uuml;şler, k&uuml;f&uuml;rlerine sebep olan yanlış inanışlarını uzun uzun bildirmişlerdir. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin El-m&uuml;n-kiz&uuml; aniddal&acirc;l kitabında bu hususta geniş bilgi vardır.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=530]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:21:42 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Müslüman olma sebepleri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Bir gayrim&uuml;slim, hangi sebeplerle M&uuml;sl&uuml;man olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir k&acirc;fir, şu &uuml;&ccedil; sebeple, Allah&rsquo;ın l&uuml;tfu, kendi araştırması ve birinin duasını almakla M&uuml;sl&uuml;man olur.<br />
<br />
<b>1- Allah&rsquo;ın l&uuml;tfu ile:</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimsenin hidayetini, yani M&uuml;sl&uuml;man olmasını dilemişse, o kimse, severek M&uuml;sl&uuml;man olur. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah, kimi doğru yola iletmek isterse, onun kalbini İslam&rsquo;a a&ccedil;ar.) </b>[Enam 125]<br />
<br />
<b>2- Kendi araştırması ile:</b><br />
Bu yolla M&uuml;sl&uuml;man olmuş &ccedil;ok kimse vardır. Hakkı, doğruyu bulmak gayreti ile, b&uuml;t&uuml;n dinleri inceler. İslamiyet&rsquo;in g&uuml;zelliğine hayran olup M&uuml;sl&uuml;man olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğini vaat buyurmuştur. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<br />
<b>(Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.)</b> [Ankebut 69]<br />
<br />
<b>(Allah, kendine kavuşmak isteyenlere, kavuşturan yolu g&ouml;sterir.)</b> [Şura 13]<br />
<br />
Doğru yolu aramayıp, nefslerine uyarak iman etmeyenleri, azıp can yakanları, Cehennemde sonsuz olarak yakacağını haber veriyor. İslamiyet&rsquo;i işitmeyen &ccedil;ok kimse vardır ki, akl-ı selimleri olduğu i&ccedil;in, bozulmuş, uydurulmuş dinlerin adamlarına aldanmamışlar, astronomide ve fen bilgilerinde ve bilhassa tıb ilminde g&ouml;rd&uuml;kleri nizamlı olayların birbirlerine bağlantılarını d&uuml;ş&uuml;nerek, yaratılışın sırlarını, bu hesaplı d&uuml;zenin ger&ccedil;eğini anlamak istemişlerdir. Fransız <b>Kaptan Kusto</b> bunlardan biridir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, <b>Ankebut</b> suresinde vaat ettiği &uuml;zere, bunları iman etmeye sebep olan rehberlere, kitaplara kavuşturacağı, <b>Ruhul-beyan</b> tefsirinde de yazılıdır. B&ouml;yle mesut kimse anlar ki, her şeyi yaratan, bir Allah vardır. O, her şeyi g&ouml;r&uuml;r, bilir, işitir. Her şeye g&uuml;c&uuml; yeter. G&uuml;c&uuml;, kuvveti sonsuzdur. Her şeyi, zamanı gelince yok etmektedir. İnsanları tekrar dirilteceğini, hesaba &ccedil;ekeceğini, iman etmiş olanlara Cennette sonsuz nimetler vereceğini, imanı olmayanları, k&acirc;firleri Cehennemde sonsuz yakacağını bildiriyor. Onun emirlerine uymaktan başka kurtuluş yolu yoktur.<br />
<br />
<b>3- Birinin duasına kavuşmakla: </b><br />
Birinin duası ile M&uuml;sl&uuml;man olmuş &ccedil;ok kimse vardır. Hazret-i &Ouml;mer bunlardan biridir. <b>Hazret-i Hamza, </b>imana gelince, M&uuml;sl&uuml;manlar &ccedil;ok kuvvetlendi. Bu iş, k&acirc;firlere g&uuml;&ccedil; geldi. <b>Ebu Cehil, </b>(Onu &ouml;ld&uuml;rmekten başka &ccedil;are yok) dedi. Bunu yapana, &ccedil;ok miktarda deve ve altın vereceğini bildirdi. <b>&Ouml;mer </b>yerinden fırladı. (Bu işi, benden başkası yapamaz) dedi. &Ouml;mer&rsquo;i alkışladılar. &Ouml;mer, kılıcını &ccedil;ekip &ouml;nce kardeşinin evine gitti. Eniştesi <b>Said</b> ile kardeşi Fatıma, yeni gelen <b>Taha </b>suresini okuyorlardı. &Ouml;mer i&ccedil;eri girip bu hali g&ouml;r&uuml;nce, eniştesini ve kardeşini d&ouml;vmeye başladı. Fatıma,&rdquo;Ya &Ouml;mer, başımızı kessen d&ouml;nmeyiz&rdquo; dedi. &Ouml;mer, ellerindeki kağıdı alıp <b>Taha </b>suresini okumaya başladı. Kur&lsquo;an-ı kerimin fesahati, belagatı ve manaları kalbini &ccedil;ok yumuşattı. <b>(Hakikaten, ne kadar doğru) </b>dedi. Bunu işiten Habbab, gizlendiği yerden &ccedil;ıkıp, M&uuml;jde ya &Ouml;mer, Resulullah, <b>(Ya Rabbi, bu dini, Ebu Cehil ile veya &Ouml;mer ile kuvvetlendir)</b> diye dua etmişti. Bu saadet sana nasip oldu dedi. Hazret-i &Ouml;mer hemen gidip M&uuml;sl&uuml;man oldu. <b>(Tirmizi)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3736]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:13:20 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Doğruyu bulmak için güzel bir dua]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Akılla doğruyu bulamaz mıyız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aklımıza uyarsak doğruyu bulmamız &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur. Her fırkadaki insan, &ldquo;Bu fırka doğru yolda&rdquo; diyerek ona girmiştir. Bu işte selim olmayan akıl &ouml;l&ccedil;&uuml; olmaz. &Ouml;l&ccedil;&uuml; olsaydı, 72 sapık fırka meydana &ccedil;ıkmazdı. Dini veya dinsiz fırkalara girenler de, aklına g&ouml;re bu fırkaları tercih etmişlerdir. Akla uyulursa, insan sayısı kadar fırka meydana &ccedil;ıkar.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğini v&acirc;d buyurmuştur. Rabbimiz v&acirc;dinden d&ouml;nmez. Bunun i&ccedil;in, <b>Ya Rabbi! Sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak &ouml;ğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmaktan koru</b> diye dua etmeli, istihare yapmalıdır. Cenab-ı Hak ona doğru yolu g&ouml;sterir.<br />
<br />
B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların da, aynı şekilde dua etmekten &ccedil;ekinmemeleri gerekir. <b>Ya Rabbi hangi fırkadaki M&uuml;sl&uuml;manlar doğru yolda ise, senin rızan hangisinde ise, bana onu nasip eyle</b> diye dua etmelidir. Dua ederken, duanın şartlarını g&ouml;zetmelidir. Şartlarına uygun dua edilince, dua kabul olur. Dua kabul olunca da, doğru olan, hak olan bulunmuş olur.</p>

<p><strong>Sual: Seadet-i Ebediyye kitabını okuyanlar, hep bu kitabı tavsiye ediyor ve siz de tavsiye ediyorsunuz. Peki bu kitabı okuyunca ne oluyor, diğerlerinden ne farkı vardır ki bu şekilde tavsiye edilmektedir?</strong><br />
<b><strong>Cevap:</strong></b> Seadet-i Ebediyye kitabını okuyarak anlayan bahtiyar bir kimse, hem din bilgilerini &ouml;ğrenir, hem de &icirc;m&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerini tanıyarak, kalbi Ona meyleder, bağlanır. Onun b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya sa&ccedil;tığı nurları alıp, olgunlaşmaya, kemale gelmeye başlar da haberi olmaz. Ham bir karpuz, g&uuml;neşin ışıkları karşısında zamanla olgunlaştığı, tatlılaştığı gibi yetişerek kamil, olgun bir insan olur. Bu d&uuml;nya ve hayat g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde değişiklikler olduğunu hisseder. H&acirc;ller, zevkler, tatlı r&uuml;yalar g&ouml;rmeye başlar. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerini, evliyayı, Esh&acirc;b-ı kiramı ve Res&ucirc;lullah efendimizi r&uuml;yada g&ouml;rmeye, uyanık iken de ruhlarından istifade etmeye başlar. Nefsi de gafletten kurtulup, namazın tadını duymaya, ibadetlerden zevk almaya başlar. G&uuml;nahlardan, haram olan şeylerden, k&ouml;t&uuml; huylardan nefret duyar. İyi huylar onun &acirc;deti olur. Herkese iyilik eder. Cemiyete, topluma, millete faydalı olur. Sa&acirc;det-i ebediyyeye kavuşur ve başkalarını da kavuşturur.</p>

<p>Hanefi mezhebinin b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerinden Seyyid Şer&icirc;f C&uuml;rc&acirc;n&icirc; hazretleri, Şerh-i mev&acirc;kıf, Şerh-ul-met&acirc;li&#39; h&acirc;şiyesi ve Ber&icirc;kada buyurduğu gibi, evliyanın suretleri, &ouml;ld&uuml;kten sonra da talebesine, sevenlerine g&ouml;r&uuml;n&uuml;p feyiz verirler. Fakat, bunları g&ouml;rebilmek ve ruhlarından feyiz alabilmek kolay değildir. Ehl-i s&uuml;nnet itikadını ve ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeyi, kitaplardan &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğrendiklerine uymak ve evliyayı sevmek, saygılı olmak l&acirc;zımdır. Merec-&uuml;l-bahreynde deniyor ki:<br />
&ldquo;Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin hepsi, Ehl-i s&uuml;nnet idi. Bidat sahiplerinden hi&ccedil;biri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın marifetine yaklaşamamıştır. Vil&acirc;yet nurları, bunların kalplerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bidatin zulmeti, vil&acirc;yet nurunun kalbe girmesine m&acirc;ni olur. Kalp, bidat pisliklerinden temizlenmedik&ccedil;e ve Ehl-i s&uuml;nnet itikadı ile s&uuml;slenmedik&ccedil;e, hakikat g&uuml;neşinin ışıkları oraya giremez. O kalp, yak&icirc;n nuru ile aydınlanamaz.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İnananlar ve ink&acirc;r edenler arasındaki m&uuml;cadele asırlardır devam etmektedir. Peki b&ouml;yle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. M&uuml;sl&uuml;manlar ile dinsizler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cen&acirc;b-ı Hak, b&ouml;yle olmasını ezelde irade buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan &ouml;ğrendiler. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m da, Resulullah efendimizden aldılar. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m, İslamiyet&rsquo;i bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki y&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin &ccedil;ok tesiri oldu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a&nbsp;<strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong>&nbsp;ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in&nbsp;<strong>Estağfirullah</strong>&nbsp;okumalıdır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri a&ccedil;ık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip i&ccedil;enlerin İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manlar, iman bilgilerinde ve diğer din&icirc; konularda ş&uuml;pheye d&uuml;şerse nasıl hareket etmelidir ve b&ouml;yle bir duruma d&uuml;şmemek i&ccedil;in ne yapmalıdırlar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım&quot; demelidir. Hemen, ş&uuml;phesini giderecek bir din &acirc;limi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına g&uuml;venilir, zeki, &acirc;rif, haramlardan ka&ccedil;ınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, ş&uuml;phesini giderince, artık &ouml;ylece iman eder. B&ouml;yle bir z&acirc;tı aramak farzdır. Tesad&uuml;fe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa veya bulup da, ş&uuml;peden kurtulamazsa, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dilediği gibi inandım&quot; demeli ve ş&uuml;phesinin giderilmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua etmeli, yalvarmalıdır. İşte, bunun i&ccedil;in, her şehirde, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir z&acirc;tın bulundurulması farz-ı kif&acirc;yedir. Felsefecilerin iftir&acirc;larını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı ge&ccedil;inenlerin itirazlarını, fenn&icirc;&nbsp;metotlara dayanarak &ccedil;&ouml;zebilen, k&acirc;firlerin yanlış s&ouml;zlerini, dinlerindeki bozuk yerleri isbat ederek, reddedebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini s&ouml;nd&uuml;rebilen, d&uuml;nya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslam bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din &acirc;limi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslam devletleri b&ouml;yle &acirc;lim yetişdiriyordu. B&ouml;yle bir din &acirc;limi bulunmazsa, İslamiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gen&ccedil;lerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslamiyetin yerleşmesi i&ccedil;in, her şeyden &ouml;nce, hakiki din &acirc;limi yetiştirmek lazımdır. Din &acirc;limi bulunmazsa, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, konferanslar, dersler vererek milletin dinini, imanını &ccedil;alarlar.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=528]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:10:05 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Semavi dinlerde iman]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Semavi<b> </b>din ne demek?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Semavi din demek, hak olan, doğru olan ilahi din demektir. B&uuml;t&uuml;n peygamberler M&uuml;sl&uuml;mandı. Kur&#39;an-ı kerim hari&ccedil;, hi&ccedil;bir semavi dinin kitabının bozulmadan &ouml;nceki h&acirc;li yoktur. Hazret-i Nuh&rsquo;a ve diğer Resullere verilen kitapların ise hi&ccedil; biri yoktur. Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in, Hazret-i İbrahim&rsquo;in ve kendilerine kitap g&ouml;nderilen diğer Resullerin dinine de semavi din denir. Hak olan bu dinlere muteber kitaplarda <b>semavi din </b>denmesi, vahyi getiren meleklerin semadan gelmesinden dolayıdır. <b>Semavi din</b> denince <b>ilahi din </b>olarak anlamalıdır. Tevrat ve İncil&rsquo;deki imana ait bilgiler de değiştirildiği i&ccedil;in, iman bilgileri de farklı olmuştur. Aslında her peygambere, g&ouml;nderilen iman bilgileri aynı idi. Fakat Hristiyanlar değiştirerek, birbirinden farklı 4 İncil meydana getirmişlerdir.<br />
<br />
İsevilik ve Musevilik de semavi birer din iken zamanla tahrif edilmiştir. Tahrif edilmemiş, bozulmamış, yani indirildiği gibi de olsalar, nesh edilmiş, yani y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırılmış olduğu i&ccedil;in, artık o dinlerle amel edilmez. Y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kteki İslamiyet kıyamete kadar devam edecektir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Semavi dinlerde iman farklı mıydı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğunu bildiren İlahi dinlerin hepsi, insanlar tarafından bozulmadan &ouml;nce, inanılacak şeyler bakımından birbirinin aynı idi. Aralarında fark yok idi.<br />
<br />
Şu &acirc;yet-i kerime de iman edilecek şeylerin hep aynı olduğunu bildirmektedir:<br />
<b>(Kur&#39;an, &ouml;nce gelmiş olan kitapları tasdik edicidir.) </b>[Bekara 97]<br />
Bu &acirc;yette, Ament&uuml;&rsquo;de yer aldığı gibi &ouml;nceki kitaplara iman etmeyi bildiriyor, onlarla amel etmeyi g&ouml;stermiyor. O kitaplar hi&ccedil; değişmemiş bile olsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onları nesh edip, yani y&uuml;r&uuml;kl&uuml;kten kaldırıp yeni din g&ouml;nderdiği i&ccedil;in onlarla amel etmek asla caiz değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah indinde hak din ancak İslam&rsquo;dır.)</b> [Al-i İmran 19]<br />
<br />
<b>(İslam&rsquo;dan başka din arayan, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.)</b> [Al-i İmran 85]<br />
<br />
Musevilik ve İsevilik de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir olduğunu ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın peygamberlerinin bir insan olduğunu bildirmiştir. Ancak Yahudiler, Hazret-i İsa&rsquo;ya inanmadılar. Hristiyanlar da putlara tapınmaktan kurtulamadılar ve Hazret-i İsa,<b> (Ben de sizin gibi bir insanım. Allah&rsquo;ın oğlu değilim)</b> dediği halde, Baba, Oğul ve Ruh-ul kuds ismi ile 3 ayrı ilaha tapındılar. Bunun yanlış olduğunu anlayan ve d&uuml;zeltmeye uğraşanlar arasında papa <b>Honorius</b> da vardır.<br />
<br />
Bu yanlış inan&ccedil;ları, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, son peygamberi Muhammed aleyhisselam vasıtası ile d&uuml;zeltmiştir. O halde, bu dinleri, i&ccedil;erlerine sokulmuş olan hurafelerden temizleyen hakiki, doğru dinin, İslam dini olduğu pek a&ccedil;ıktır. M&uuml;sl&uuml;man olan<b> İngiliz Fellowes</b>, ş&ouml;yle diyor: (Hristiyanlığın yanlış inan&ccedil;larını d&uuml;zeltmeye kalkan Martin Luther, ne yazık ki İslamiyet ile bu kusurların d&uuml;zeltildiğini bilmiyordu.)<br />
<br />
<b>Sual: </b>Eski dinlerin neshi ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği b&uuml;t&uuml;n dinlerde, iman bilgileri aynı idi. Her dinde Allah&rsquo;ın var ve bir olduğu, Cennet, Cehennem ve ahiret hayatı bildiriliyordu. Bunlarda değişiklik olmaz. Hindistan ulemasından <b>Rahmetullah Efendi</b> diyor ki:<br />
Nesh, peygamber kıssaları ile Cennet ve Cehennemden haber veren &acirc;yetlerde olmaz. Yalnız, emir ve yasakların bazılarında olur. Nesh; bazı emir ve yasakları değiştirmek demek değildir. Bunların y&uuml;r&uuml;rl&uuml;k zamanlarının bittiğini haber vermek demektir. Kur&rsquo;an-ı kerim, Tevrat ve İncili nesh etmiş, y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmıştır. <b>(Beyan-&uuml;l-hak)</b><br />
<br />
Hazret-i Hud, &Acirc;d kavmine; Hazret-i Salih, Semud kavmine; Hazret-i Musa, Beni İsraile g&ouml;nderilmiştir. Peygamberlerden Harun, Davud, S&uuml;leyman, Zekeriyya ve Yahya &ldquo;aleyhim&uuml;sselam&rdquo; da, yine Beni İsraile g&ouml;nderilmiştir. Fakat, bunların ayrı dini olmayıp, Beni İsraili, Hazret-i Musa&rsquo;nın dinine davet etmişlerdi.<br />
<br />
Hazret-i Davud&rsquo;a inen Zebur&rsquo;da ahk&acirc;m, emir ve ibadet yoktu. Vaaz ve nasihatle dolu idi. Tevrat&rsquo;ı neshetmedi, yani, y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmadı, onu kuvvetlendirdi. Bunun i&ccedil;in Hazret-i Musa&rsquo;nın dini, Hazret-i İsa zamanına kadar devam etti. Fakat Hazret-i İsa gelince, bunun dini, Hazret-i Musa&rsquo;nın dinini neshetti. Yani Tevrat&rsquo;ın h&uuml;km&uuml; kalmadı ve bundan sonra, Hazret-i Musa&rsquo;nın dinine uymak caiz olmayıp, Muhammed aleyhisselamın dini gelinceye kadar, Hazret-i İsa&rsquo;nın dinine uymak lazım oldu. Fakat, Beni İsrailin &ccedil;oğu, &ldquo;Biz Tevrat&rsquo;a uyarız&rdquo; diyerek, Hazret-i İsa&rsquo;ya iman etmedi. İşte Yahudilik ile Nasaralık [İsevilik] b&ouml;ylece ayrıldı.<br />
<br />
İsa aleyhisselam, Beyt-&uuml;l-lahm&rsquo;de doğdu. Sonra Mısır&rsquo;a gidip, 12 yıl kaldı. Nasıra&rsquo;ya gelip yerleşti. Burada 30 yaşında nebi oldu. Bunun i&ccedil;in, İsa aleyhisselama iman edene Nasran&icirc; ve hepsine Nasara denir. Yahudiler, &ldquo;Hazret-i Musa&rsquo;nın dinine uyup, Tevrat ve Zebur okuyoruz&rdquo; diyor. Nasara da, &ldquo;Hazret-i İsa&rsquo;nın dinine uyup, İncil okuyoruz&rdquo; diyor.<br />
<br />
H&acirc;lbuki b&uuml;t&uuml;n &acirc;lemlere peygamber olarak g&ouml;nderilen Muhammed aleyhisselamın dini ki, din-i İslam&rsquo;dır, b&uuml;t&uuml;n dinleri neshetmiştir. Bu dinin h&uuml;km&uuml; kıyamete kadar s&uuml;receğinden, d&uuml;nyanın hi&ccedil;bir yerinde, Onun dininden başka bir dinde bulunmak caiz olmaz. Ondan sonra, hi&ccedil; peygamber gelmeyecektir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Muhammed, Allah&rsquo;ın resul&uuml; ve peygamberlerin sonuncusudur.) </b>[Ahzab 40]<br />
<br />
<b>(Biz seni b&uuml;t&uuml;n &acirc;lemlere rahmet olarak g&ouml;nderdik.) </b>[Enbiya 107]<br />
<br />
Yahudi ve Hristiyanların k&acirc;fir olduğuna dair bazı &acirc;yet-i kerime mealleri de ş&ouml;yle:<br />
<b>(Yahudiler, &Uuml;zeyr&rsquo;e, Hristiyanlar da Mesih&rsquo;e Allah&rsquo;ın oğlu dediler. Daha &ouml;nceki k&acirc;firlerin </b>[&ldquo;melekler Allah&#39;ın kızlarıdır&rdquo; diyenlerin]<b> s&ouml;zlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da sapıtıyorlar.) </b>[Tevbe 30]<br />
<br />
<b>(&quot;Allah&rsquo;ın &ccedil;ocuğu oldu&quot; dediler. H&acirc;ş&acirc;, O y&uuml;cedir, g&ouml;klerde ve yerdekilerin hepsi Onundur, hepsi Ona boyun eğmiştir.) </b>[Bekara 116]<br />
<br />
<b>(&quot;Yahudi veya Hristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız&quot; diyenlere de ki: &quot;Aksine biz, hanif</b> [doğru yaşamış] <b>İbrahim&rsquo;in dinine uyarız.&quot;) </b>[Bekara 135]<br />
<br />
<b>(&quot;Biz, Allah ve Onun indinde bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve Esbata indirilene, Musa&rsquo;ya, İsa&rsquo;ya verilenlere, Rablerinden diğer peygamberlere gelenlere, onların hi&ccedil;biri arasında fark g&ouml;zetmeden inandık ve biz sadece Allah&rsquo;a teslim olduk&quot; deyin!) </b>[Bekara 136]<br />
<br />
([&quot;Kur&#39;an İsa&rsquo;nın babasız olduğunu kabul ettiğine g&ouml;re, ilahlığını da kabul ediyor&quot; diyen Necranlı Hristiyanlara] <b>de ki: Gelin dua edelim, Allah&rsquo;ın laneti yalancıların &uuml;zerine olsun!)</b> [A. İmran 61]<br />
[Fakat Hristiyanların buna yanaşmadığı tefsirlerde bildirilmektedir.]<br />
<br />
<b>(İsa&rsquo;ya, Allah diyenler k&acirc;fir olmuştur. H&acirc;lbuki Mesih, &quot;Rabbim ve Rabbiniz olan Allah&rsquo;a kulluk edin&quot; demiştir. &quot;Allah &uuml;&ccedil;&uuml;n &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;&quot; diyenler de k&acirc;firdir.) </b>[Maide 72, 73]<br />
<br />
<b>(Meryem, İsa&rsquo;yı doğurup kucağında getirince, ona, &quot;&Ccedil;ok garip bir iş yapmışsın, baban k&ouml;t&uuml;, annen ise iffetsiz değildi&quot; dediler. Meryem, </b>[sormaları i&ccedil;in] <b>&ccedil;ocuğu g&ouml;sterince, ona, &quot;Biz &ccedil;ocukla nasıl konuşuruz?&quot; dediler. &Ccedil;ocuk dedi ki: &quot;Ben Allah&rsquo;ın kuluyum, O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Bana namazı ve zek&acirc;tı emretti.&quot;) </b>[Meryem 27&ndash;31] (Hristiyanlar, İncil&rsquo;de emredilen namaz ve zek&acirc;tı da tahrif etmişler.)<br />
<br />
<b>(İsa, &quot;Ben Allah&rsquo;ın resul&uuml;y&uuml;m. Benden &ouml;nce gelen Tevrat&rsquo;ı doğrulayıcı, benden sonra gelecek Ahmed isimli peygamberi m&uuml;jdeleyici olarak geldim&quot; demişti.) </b>[Saf 6]<br />
<br />
Yukarıya birka&ccedil;ını aldığımız &acirc;yetlerden de anlaşıldığı gibi, Yahudilik ve Hristiyanlık bozulmuş, batıl bir dindir. Hazret-i İsa ile ilgili &acirc;yetlerden ikisi de ş&ouml;yle:<br />
<b>(Ey Meryem oğlu İsa, seni mukaddes ruh ile desteklemiştim, b&ouml;ylece beşikte iken, yetişkin olunca da insanlarla konuşmuştun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat&rsquo;ı ve İncili &ouml;ğretmiştim. &Ccedil;amurdan yaptığın şekle &uuml;fleyince benim iznimle kuş oluyor, anadan doğma k&ouml;r&uuml; ve alacalıyı benim iznimle iyileştiriyor, &ouml;l&uuml;leri benim iznimle diriltiyordun. İsrail oğullarının seni &ouml;ld&uuml;rmesinden ben kurtardım.) </b>[Maide 110]<br />
<br />
<b>(İsa dedi ki: &quot;Allah, benim de, sizin de Rabbinizdir. Ona ibadet edin, işte doğru yol budur.&quot;) </b>[Zuhruf 63, 64]<br />
<br />
Hazret-i İsa&rsquo;ya ilah demekle, O y&uuml;celtilmiş olmaz. Allah&rsquo;ın oğlu demek de Allah&rsquo;a hakaret olur. Hazret-i İsa b&ouml;yle s&ouml;zler s&ouml;ylememiştir. Kur&#39;an-ı kerimde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah, &quot;Ey İsa, insanlara </b>&quot;Beni ve anamı Allah&rsquo;tan başka iki ilah bilin&quot; <b>diye sen mi s&ouml;yledin?&quot;</b> <b>diye sorunca, o da, &quot;H&acirc;ş&acirc;, seni tenzih ederim. Bu s&ouml;z bana yakışmaz&quot; demiştir.) </b>[Maide 116]<br />
<br />
<b>(K&acirc;firler, Allah&rsquo;ın emirleri ile Peygamberlerin emirlerini birbirinden ayırmak istiyor. </b>[Yahudiler] <b>bir kısmına </b>[Musa ve daha &ouml;nceki peygamberlere] <b>inanırız. Bir kısmına</b> [İsa&rsquo;ya, Muhammed&rsquo;e] <b>inanmayız. </b>[Hristiyanlar ise -h&acirc;ş&acirc;- İsa Allah&rsquo;ın oğlu diyor.] <b>Bu inanışları ve dinleri kıymetsizdir. Hepsi k&acirc;firdir, hepsine &ccedil;ok acı azaplar hazırladık. B&uuml;t&uuml;n peygamberlere iman edip, hi&ccedil;birini diğerinden ayırmayan </b>[M&uuml;sl&uuml;manlar] <b>ise, Allah&rsquo;ın m&uuml;k&acirc;fatına kavuşacaktır.) </b>[Nisa 150&ndash;152]<br />
<br />
<b>(Allah, ink&acirc;rları y&uuml;z&uuml;nden Yahudilere lanet etmiştir.) </b>[Nisa 46]<br />
<br />
<b>(İbrahim, ne Yahudi, ne de Hristiyan idi; fakat o, Allah&rsquo;ı bir tanıyan doğru bir M&uuml;sl&uuml;man idi; m&uuml;şriklerden de değildi.) </b>[Al-i İmran 67]<br />
<br />
[Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa, Hazret-i İsa da, her peygamber gibi M&uuml;sl&uuml;man idi. Hazret-i Musa&rsquo;ya ve Hazret-i İsa&rsquo;ya o zaman inanan kimseler de M&uuml;sl&uuml;man idi. Şimdiki Yahudi ve Hristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanmadık&ccedil;a, yani M&uuml;sl&uuml;man olmadık&ccedil;a ebedi Cehennemliktir. Bu &acirc;yetler de g&ouml;steriyor ki, her peygamber M&uuml;sl&uuml;mandır, Yahudi ve Hristiyanlar kitap ehli k&acirc;firdir.]<br />
<br />
Hazret-i Musa&rsquo;ya ve Hazret-i İsa&rsquo;ya o zaman inanan kimseler de M&uuml;sl&uuml;man idi. Şimdiki Yahudi ve Hristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanıp M&uuml;sl&uuml;man olmadık&ccedil;a Cehennemliktir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ancak Resul&uuml;me uyan kurtulur) </b>buyuruyor. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;a ve Resul&uuml;ne itaat edin!) </b>[Enfal 20]<br />
<br />
<b>(Resule itaat eden, Allah&rsquo;a itaat etmiş olur.) </b>[Nisa 80]<br />
<br />
<b>(Ey iman edenler, sizi hayat verecek şeylere </b>[dinin emrine, Cennete, ebedi hayat verecek itikada, amellere] <b>davet edince, Allah&rsquo;a ve Resul&uuml;ne icabet edin!) </b>[Enfal 24]<br />
<br />
<b>M&uuml;sl&uuml;man olmayanın h&acirc;li</b><br />
Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(De ki, eğer Allah&rsquo;ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!) </b>[Al-i İmran 31]<br />
[Bu &acirc;yet-i kerime inince, m&uuml;nafıklar, şimdiki m&uuml;steşrikler gibi, &quot;Muhammed kendine tapılmasını istiyor&quot; dediler. Aşağıdaki &acirc;yet-i kerime bunun &uuml;zerine indi. (Şifa-i şerif)]<br />
<b>(De ki, &quot;Allah&rsquo;a ve Resul&uuml;ne itaat edin! Eğer </b>[Resule uymayıp] <b>y&uuml;z &ccedil;evirirlerse, </b>[k&acirc;fir olurlar] <b>elbette Allah da k&acirc;firleri sevmez.) </b>[Al-i İmran 32]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Cennete sadece M&uuml;sl&uuml;man olan girer.) </b>[Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Ben bir kulum. Hristiyanların İsa aleyhisselamı </b>[ilah ve ilahın oğlu diye] <b>&ouml;vd&uuml;kleri gibi, beni &ouml;vmeyin!) </b>[Şir&rsquo;a]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi Cennete yalnız M&uuml;sl&uuml;manların gireceğini Allah ve Resul&uuml; s&ouml;yl&uuml;yor. Bazı okuyucularımız, Hazret-i Musa&rsquo;ya ve Hazret-i İsa&rsquo;ya <b>o zaman</b> inanan kimselerin Cennete girip girmeyeceğini soruyorlar. Bu peygamberler de hak peygamber idi. Onlara inananlar da m&uuml;min idi. Elbette onlar da Cennete gidecektir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(</b>[Senden &ouml;nce peygamberlere] <b>iman edenler, Yahudi, Hristiyan ve sabiinlerden Allah&rsquo;a ve ahirete inanıp salih amel işleyenler i&ccedil;in elbette Rablerinin katında m&uuml;k&acirc;fatlar vardır. Onlar i&ccedil;in herhangi bir korku yoktur, &uuml;z&uuml;lmeyecekler de.) </b>[Bekara 62]<br />
<br />
Ehl-i kitabın [Yahudi ve Hristiyanların] k&acirc;fir olduğunu g&ouml;steren bir &acirc;yet-i kerime meali de şu:<br />
<b>(De ki: &quot;Ey Kitap ehli, ancak Allah&rsquo;a kulluk etmek, Ona şirk koşmamak, Allah&rsquo;ı bırakıp insanları Rab edinmemek &uuml;zere, aramızdaki m&uuml;şterek bir s&ouml;ze gelin!&quot; Yine y&uuml;z &ccedil;evirirlerse, &quot;Bizim M&uuml;sl&uuml;man olduğumuza şahit olun&quot; deyin!) </b>[Al-i İmran 64]<br />
<br />
Ehl-i kitap M&uuml;sl&uuml;man olsaydı, b&ouml;yle ifadeler kullanılmazdı. Bilindiği gibi Hristiyanlar Hazret-i İsa&rsquo;yı Rab edinmişlerdi. Ehl-i kitap hakkında bir &acirc;yet-i kerime meali de ş&ouml;yle:<br />
<b>(Ehl-i kitaptan bir kısmı sizi sapıtmak ister; h&acirc;lbuki kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.) </b>[Al-i İmran 69]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hazret-i &Acirc;mine niye İbrahim aleyhisselamın dininde idi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hazret-i İsa ve Hazret-i Musa&rsquo;nın dini hi&ccedil; bir yerde doğru olarak kalmadığı i&ccedil;in.<br />
<br />
<b>Dinlerin g&ouml;nderilişi<br />
Sual: </b>Ateistlerce,<b> </b>(Eskiden dinlere korkudan dolayı inanılırdı. Artık, korkulacak bir şey yok. Tanrı&rsquo;nın tek dini var, o da insan, barış, sevgi ve umut. İsa, Musa, Muhammed, hepsi birdir) gibi şeyler s&ouml;yleniyor. Allah &ccedil;eşitli dinler g&ouml;ndermedi mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ateistler Allah&rsquo;a inanmaz. Herkesi dinsiz yapmak i&ccedil;in &ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yorlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her millete, peygamberleri vasıtasıyla bir din g&ouml;ndermiştir. Son olarak da, Kıyamete kadar değişmeyecek olan İslamiyet&rsquo;i g&ouml;ndermiştir. Birka&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Biz peygamber g&ouml;ndermedik&ccedil;e kimseye azap etmeyiz.)</b> [İsra 15]<br />
<br />
<b>(Onlar</b> [M&uuml;sl&uuml;manlar],<b> sana indirilene</b> [Kur&rsquo;an-ı kerime], <b>senden &ouml;nceki indirilen </b>[diğer semavi] <b>kitaplara kesin olarak iman ederler.)</b> [Bekara 4]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın dininden başka bir din mi istiyorlar?)</b> [&Acirc;l-i İmran 83]<br />
<br />
Ebed&icirc; saadete kavuşmak i&ccedil;in, eskiden zamanındaki peygamberlere uymak gerektiği gibi, bug&uuml;n de İslamiyet&rsquo;e inanmak ve uymak şarttır.<br />
<br />
<b>Eski &uuml;mmetlerin dini<br />
Sual:</b> Okuduğum kitaplarda, <b>(B&uuml;t&uuml;n peygamberlerin getirdiği dinin esaslarında imanla ilgili şeyler aynıydı, fakat şeriatları farklıydı) </b>deniyor. Bir de, <b>(Hazreti Musa&rsquo;nın şeriatı, hazret-i İsa&rsquo;nın şeriatı)</b> deniyor. Şeriat ne demektir? Şeriata karşı olmak g&uuml;nah olmuyor mu?,<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her peygamberin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından getirdiği dinin, amele ait h&uuml;k&uuml;mlerine <b>şeriat</b> denir. Mesela namaz kılmak, oru&ccedil; tutmak, zek&acirc;t vermek, hacca gitmek, nik&acirc;h, talak, miras ve alışveriş bilgileri gibi h&uuml;k&uuml;mlerdir. Bunlar her peygamberin dininde, az veya &ccedil;ok farklıydı. Şeriata karşı olduğunu s&ouml;ylemek, (Ben Allah&rsquo;ın emirlerine karşıyım, namaza karşıyım, oruca karşıyım) demektir. Cahillikle b&ouml;yle s&ouml;z s&ouml;ylememelidir.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3598]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:07:31 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İman ve akıl]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Gayba inanmak, yani g&ouml;rmeden inanmak doğru değildir. İnsan anlamadığı şeye nasıl inanır? İlk gelen emir, oku değil mi? Burada da akla hitap var. Mesela şimdi biri, ben peygamberim, bana vahiy geliyor dese, akılla incelemeden ona hi&ccedil; inanılır mı? Aklı olmayan m&uuml;kellef olur mu? Aklın g&ouml;revi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aklı olmayan kimse, zaten m&uuml;kellef yani sorumlu olmaz, fakat bu ayrı bir konudur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, birliğini ve Resulullah&rsquo;ın Peygamber olduğunu anlamakta, aklın, felsefi ve tecr&uuml;bi ilimlerin yardımı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r, fakat bunların yardımıyla Resulullah&rsquo;a inandıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin her biri i&ccedil;in akla, felsefeye ve tecr&uuml;bi ilimlere danışmak doğru olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; akılla, tecr&uuml;be ve felsefe yoluyla elde edilen bir&ccedil;ok bilgilerin, zamanla değiştiğini, yenileri bulununca, eskilerinin atıldığını g&ouml;steren &ouml;rnekler literat&uuml;rlerde az değildir.<br />
<br />
<b>Seyyid Abd&uuml;lhakim-i Arvasi </b>hazretleri, imanı ş&ouml;yle tarif ediyor:<br />
(<b>İman</b>, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmadan, tasdik etmek ve inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş olur, Resul&uuml; tasdik etmiş olmaz veya Resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik etmiş olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz.)<br />
<br />
İmanın ge&ccedil;erli olması i&ccedil;in, gayba iman etmek şarttır. Kur&rsquo;an-ı kerimde m&uuml;minler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(Onlar gayba inanırlar)</b> buyuruluyor. Mesela Cennet, Cehennem gibi şeyler akılla anlaşılmaz, nakille anlaşılır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cennet var diyorsa vardır, Cehennem var diyorsa vardır, melekler var diyorsa vardır, cin var diyorsa vardır. Bunlar akılla anlaşılsaydı peygamberlere, kitaplara l&uuml;zum kalmazdı. Herkes aklıyla doğruyu bulabilirdi. Namazın nasıl kılınacağı, diğer ibadetlerin nasıl yapılacağı da, akılla anlaşılmaz, nakille anlaşılır. Aklın g&ouml;revi, naklin sağlam yerden, yani Peygamberden geldiğini anladıktan sonra, hi&ccedil; teredd&uuml;t etmeden ona inanmaktır.<br />
<br />
Akıl, her şey demek değildir. Sonra herkesin aklı aynı da değildir, onun i&ccedil;in akıl, şaşmaz &ouml;l&ccedil;&uuml; olamaz. &Ouml;yle olsa herkes aynı şeyi s&ouml;yler, herkes aynı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Herkes aynı dine, aynı mezhebe inanır, herkes aynı partili olur, farklı g&ouml;r&uuml;şe rastlanmaz. Farklı dinler, farklı partiler, farklı g&ouml;r&uuml;şler olduğuna g&ouml;re, akılların da farklı olduğu anlaşılır. B&ouml;yle farklı olan akla nasıl g&uuml;venilir ki? Onun i&ccedil;in nakil şarttır. Nakle inanmak i&ccedil;in de, aklı kullanmak şarttır.<br />
<br />
Mesela akıl, asırlardır doğup batan g&uuml;neşe bakar, hi&ccedil; ısısının ve ışığının eksilmediğini g&ouml;r&uuml;r. K&acirc;inattaki yıldızlara, gezegenlere, insanın v&uuml;cut yapısına, meyvelere, hayvanlara bakar. Buradan, k&acirc;inatın bir yaratıcısı olduğunu anlar ve ona inanır. Bu da, gayba inanmak demektir. Yoksa yaratıcıyı g&ouml;rmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. Yaratıcıyı, ancak eserleriyle anlar. Yine akılla, peygamberlere, kitaplara inanır. Orada bildirilenlere inanır. Akılla, Kur&rsquo;an-ı kerimdeki şeyler doğru mu diye &ouml;l&ccedil;emez. Aklın buradaki g&ouml;revi, (Bu k&acirc;inatı yoktan yaratan Allah, Kur&rsquo;an-ı kerimde de yanlış şey bildirmez) diye inanmaktır, akıl gerisine karışmaz. İnandıktan sonra da, artık akla değil, nakle itibar eder.<br />
<br />
Nakilden &ouml;ğreniyoruz ki; akıl hakla b&acirc;tılı, eğriyle doğruyu ayıran bir kuvvettir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Kur&rsquo;an-ı keriminde, Peygamber efendimiz de hadis-i şeriflerinde, şu doğru, şu yanlış diyor. Akılla bunları &ouml;ğreneceğiz. &Ouml;ğrenmeyen milyarlarca insan var, onlar elbette sorumludur. Onlara niye &ouml;ğrenmedin diye sorulacak. &Ouml;ğrenmişsen &ouml;ğrendiğini niye yapmadın diye sorulacak. Nakl&icirc; bilgilerle doğruyu eğriyi niye bulmadın diye sorulacak. İşte kitap burada, niye bununla amel etmedin diye sorulacak. Kitaba bakmadan, aklınla bunları bil denmeyecektir. Kitabın g&ouml;nderilmesi doğru ve eğrinin bilinmesi i&ccedil;indir. Akılla bu kitaptan doğru eğri &ouml;ğrenilir. Akıl kendi başına, kitap olmadan, bu doğruları eğrileri bilemez. Bilebilseydi zaten kitap g&ouml;nderilmezdi. Kitap g&ouml;nderildiği halde &ouml;ğrenmeyip doğruyu eğriyi bilmeyen sayısız insan var. Akılla bunları bilemiyorlar, bulamıyorlar. Demek ki, kitaptan, nakilden &ouml;ğrenmekten başka &ccedil;are yoktur.<br />
<br />
<b>(Ben peygamberim, bana vahiy geliyor)</b> diyen &ccedil;ıksa, bunun doğru mu yanlış mı olduğunu akılla nasıl biliriz ki? Ancak nakille bilinir. Mesela Amerika&rsquo;da bir deli, <b>(Ben peygamberim, bana vahiy geliyor)</b> dedi. Eğer bu, akla ters gelseydi, ona binlerce kişi inanmazdı. Hepsi de, kendi akıllarına yattığı i&ccedil;in inandılar, ama biz, nakle aykırı olduğu i&ccedil;in inanmadık. Muhammed aleyhisselamdan sonra peygamber gelmeyeceğini nakilden &ouml;ğrendik. Aklımızı değil, naklimizi kullandık. Aklını kullanan binlerce insan, o sapık adamı resul olarak kabul etti.<br />
<br />
<b>(Ben resul&uuml;m)</b> diyen gibi, <b>(Ben mehdiyim) </b>diyen de &ccedil;ıktı. Nakli değil de, aklını kullananların &ccedil;oğu onu tasdik etti. Biz nakle baktık. Mehdi&rsquo;nin vasıfları var. Adı <b>Muhammed,</b> babasının adı <b>Abdullah </b>olacak. G&ouml;kten bir melek, <b>(Bu</b> <b>Mehdi&rsquo;dir)</b> diyecek, bunu herkes duyacak. İsa aleyhisselam gelecek, Deccal ile savaşacaklar. Daha bunun gibi y&uuml;zlerce mesele var. Bunlar olmayınca, onun Mehdiliğine inanmadık. Aklımızı kullansaydık, diğer cahiller gibi biz de, onun Mehdi olduğuna, sapık fikirlerine inanırdık.<br />
<br />
Oku emrinin de, akılla hi&ccedil; ilgisi yoktur. Okumak, nakli bilgileri &ouml;ğrenmek i&ccedil;in yapılır. Nakl&icirc; bilgileri bilmeden, nasıl neye inanacağımızı bilemeyiz. Din ilimlerini &ouml;ğrenmek, nakli &ouml;ğrenmek demektir. Hatta nakle itibar etmeyen kimse, aklının &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;nde sapıtır. Kendini ne kadar &ccedil;ok akıllı zannederse, nakl&icirc; bilgileri de o oranda kendi aklıyla &ouml;l&ccedil;meye &ccedil;alışır. Ne kadar akıllı olursa olsun, bir kimsenin ilmi yoksa hi&ccedil; kıymeti olmaz. İlim demek de, nakli bilmek demektir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dini aklıyla &ouml;l&ccedil;mek kadar zararlı şey yoktur. B&ouml;ylece hel&acirc;le haram, harama da hel&acirc;l denmiş olur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Hazret-i Ali buyuruyor ki:<br />
<b>(Din, akılla olsaydı, mestin &uuml;st&uuml;n&uuml; değil, altını mesh ederdim.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Dinin h&uuml;k&uuml;mlerini kendi aklıyla anlamak ve aklı ona rehber etmek isteyen, Peygamberliğe inanmamış olur. Onunla konuşmak akıl işi değildir. <b>(1/214)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Akıl kıymetlidir ancak...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhameti sonsuz olduğundan, insanlarda, sa&acirc;deti felaketten, doğruyu eğriden ve yararlıyı zararlıdan ayırabilen bir kuvvet yaratmıştır. Bu &ccedil;ok kıymetli kuvvet, akıldır. Akıl, anlayıcı bir kuvvettir. Faydalıyı zararlıdan ayırdetmek i&ccedil;in yaratılmıştır. Akıl bir &ouml;l&ccedil;&uuml; &acirc;leti gibidir. İki iyi şeyden, daha iyi olanını ve iki k&ouml;t&uuml; şeyden, daha k&ouml;t&uuml; olanını ayırır. Akıllı kimse, sadece iyiyi ve k&ouml;t&uuml;y&uuml; anlayan değil, iyiyi g&ouml;r&uuml;nce onu alan ve k&ouml;t&uuml;y&uuml; g&ouml;r&uuml;nce de onu terkedendir. Akıl g&ouml;z gibidir. Din de ışık gibidir. Işık olmazsa g&ouml;z g&ouml;remez. Şaşmayan, yanılmayan akla Akl-ı selim denir. Akl-ı selim sahibi olan kimse, nefsine değil İslamiyete uyar.</p>

<p>Akıl kıymetlidir ancak tek başına senet değildir. Akıl yalnız başına yol g&ouml;sterici değildir. D&icirc;nin rehberliğine muhta&ccedil;tır. Yoksa sapıtır. Akıl tek başına doğru yolu bulamaz, bulabilseydi Peygamberler g&ouml;nderilmezdi. Bunun i&ccedil;in insan, kendi aklına g&ouml;re hareket etmemelidir. Felsefeciler aklı rehber edinmişlerdir. M&uuml;tefekkirler ise aklı kullanmakla beraber, akla da rehber olarak peygamberleri ve onların bildirdiği im&acirc;nı almışlardır. G&ouml;z i&ccedil;in ışık ne ise, akıl i&ccedil;in im&acirc;n da odur. Işık olmayınca g&ouml;z g&ouml;remediği gibi, im&acirc;n olmayınca akıl da doğru yolda y&uuml;r&uuml;yemez.</p>

<p>Aklı olmayan delidir. Aklını kullanmayan sef&icirc;hdir. Akla uygun iş yapmamak sef&acirc;hettir. Aklı az olan da ahmaktır. Yalnız akla uyup, yalnız ona g&uuml;venip, aklın ermediği şeylerde yanılan kimse, felsefecidir. Aklın erdiği şeylerde ona g&uuml;venen, aklın ermediği, yanıldığı yerlerde, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min ışığı altında akla doğruyu g&ouml;steren y&uuml;ksek insanlar da, isl&acirc;m &acirc;limleridir.</p>

<p>O h&acirc;lde, isl&acirc;miyyette felsefe yoktur, İsl&acirc;m felsefesi, İsl&acirc;m filozofu yoktur. Felsefenin &uuml;st&uuml;nde olan İsl&acirc;m ilimleri ve felsefecilerin &uuml;st&uuml;nde olan İsl&acirc;m &acirc;limleri vardır. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri gibi zatlar, filozof değil m&uuml;ctehittir.</p>

<p>Akıl g&ouml;z gibidir... Akıl, g&ouml;z gibidir, din bilgileri de ışık gibidir. Yani insanın aklı, g&ouml;z&uuml; gibi zayıf yaratılmıştır. G&ouml;z&uuml;m&uuml;z, maddeleri, cisimleri karanlıkta g&ouml;remiyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&ouml;rme &acirc;letimizden faydalanmamız i&ccedil;in, g&uuml;neşi, ışığı yaratmıştır. G&uuml;neşin ve &ccedil;eşitli ışık kaynaklarının n&ucirc;ru olmasaydı, g&ouml;z&uuml;m&uuml;z işe yaramazdı.</p>

<p>Akıl, yalnız başına maneviyatı, faydalı, zararlı şeyleri anlayamıyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, aklımızdan faydalanmamız i&ccedil;in, Peygamberleri ve -Onlar vasıtası ile g&ouml;nderdiği- dinleri yaratmıştır. Peygamberler, d&uuml;nyada ve &acirc;hirette rahat etmek yolunu bildirmeseydi, aklımız bunları bulamaz, işe yaramazdı. Tehlikelerden, zararlardan kurtulamazdık. Molla C&acirc;m&icirc; hazretleri; &quot;Akıl dışında olan şeyler, keşif, m&uuml;ş&acirc;hede ve kalb g&ouml;z&uuml; ile anlaşılır. Akıl bunları anlayamaz. Nitekim, his uzuvları da, aklın anladığı şeyleri anlayamıyor&quot; buyurmaktadır. İsl&acirc;miyyete uymayan veya aklı az olan kimseler, Peygamberlerden faydalanamaz. D&uuml;nyada ve &acirc;hirette tehlikelerden, zararlardan kurtulamaz. Fen v&acirc;sıtaları, mevki, r&uuml;tbe, para ne kadar bol olursa olsun, Peygamberlerin g&ouml;sterdiği yolda gitmedik&ccedil;e, hi&ccedil;bir ferd, hi&ccedil;bir cemiyet mesut olamaz. Ne kadar neşeli, sevin&ccedil;li g&ouml;r&uuml;nseler de, i&ccedil;leri kan ağlamaktadır. D&uuml;nyada da, &acirc;hirette de rahat ve mesut yaşayanlar, ancak, Peygamberlere uyanlardır.</p>

<p>Din işleri, akıl &uuml;zerine kurulamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; akıl, bir kararda kalmaz. Herkesin aklı, birbirine uymadığı gibi, bir adamın, sel&icirc;m olmayan aklı da, bazan doğruyu bulur, bazan da yanılır ve yanılması daha &ccedil;ok olur. En akıllı denilen kimse, din işlerinde değil, m&uuml;tehassıs olduğu d&uuml;nya işlerinde bile, &ccedil;ok hata eder. &Ccedil;ok yanılan bir akla nasıl g&uuml;venilebilir? Devamlı, sonsuz olan &acirc;hiret işlerinde, nasıl olur da, akla uyulur? İsr&acirc; s&ucirc;resinin 15&#39;&#39;inci &acirc;yetinde me&acirc;len; (Kim doğru yola girerse, kendi lehine girer. Kim, kendi aklına uyarsa, sapıtırsa, kendi zararına sapıtır. Kimse kimsenin g&uuml;n&acirc;hını &ccedil;ekmez. Biz Peygamber g&ouml;ndermedik&ccedil;e az&acirc;b etmeyiz) buyurulmaktadır. İnsanların şekil ve ahl&acirc;kları başka başka olduğu gibi, akıl, tabiat ve ilimleri de farklıdır. Birinin aklına uygun gelen bir şey, başkasının aklına uygun gelmeyebilir. Birinin tabiatına uygun olan bir şey, başkasının tabiatına uymaz. O halde, din işlerinde, akıl, tam bir &ouml;l&ccedil;&uuml;, doğru bir senet olamaz. Ancak, akıl ile din, birlikte, tam ve doğru bir vesika ve &ouml;l&ccedil;&uuml; olur. Bunun i&ccedil;indir ki din b&uuml;y&uuml;kleri: &quot;Dinini ve im&acirc;nını, insan d&uuml;ş&uuml;ncelerinin neticelerine bağlama ve akıl ile inceleyerek varılan sonu&ccedil;lara uydurma!&quot; buyurmuşlardır.</p>

<p>Hangi akıl h&uuml;ccettir?.. Evet akıl h&uuml;ccettir, doğru yolu g&ouml;sterir. Fakat, selim olan akıl g&ouml;sterir, her akıl değil. Selim olmayan akılların, yanıldıkları i&ccedil;in, bir hakikati kabul etmemeleri, uygun bulmamaları, bir kıymet bildirmez. Selim olan akıllar, yani Peygamberlerin akılları, din h&uuml;k&uuml;mlerinin hepsinin pek yerinde ve doğru olduklarını a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;r.</p>

<p>İsl&acirc;miyetin b&uuml;t&uuml;n emirlerini aklına uygun getirmek isteyen, aklı ile isb&acirc;ta kalkışan kimse, Peygamberliğe inanmamış olur.</p>

<p>Onunla konuşmak akıl işi değildir. Her şeyi akıl ile &ccedil;&ouml;zmek isteyen kişi, Tahta ayak takmış bacaksızlara benzer. Kısa aklına uydurmak ister her işi, D&uuml;n yaptığını, bug&uuml;n değiştirmek ister...</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, kendi aklı ile, iyiyi k&ouml;t&uuml;den, faydalıyı zararlıdan ayırıp rahat ve huzurlu olamaz mı?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;D&uuml;nyada iyi, faydalı şeyler, k&ouml;t&uuml;, zararlı şeylerle karışıktır. Saadete, rahat ve huzura kavuşmak i&ccedil;in, hep iyi, faydalı şeyleri yapmak lazımdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, iyi şeyleri k&ouml;t&uuml;lerden ayıran bir kuvvet yaratmıştır. Bu kuvvete akıl denir ki herkeste aynı değildir. Ancak temiz ve sağlam olan akıl, bu işini, &ccedil;ok iyi yapar, hi&ccedil; yanılmaz.</p>

<p>G&uuml;nah işlemek, nefse uymak, aklı ve kalbi hasta yapar. O zaman akıl, iyiyi k&ouml;t&uuml;den ayıramaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, merhamet ederek, iyi işleri Peygamberleri vasıtası ile bildirmekte ve bunları yapmayı emretmektedir. Zararlı şeyleri de bildirip, bunları yapmayı yasak etmektedir. Bu emir ve yasaklara&nbsp;<strong>Din</strong>&nbsp;denir. Muhammed aleyhisselamın bildirdiği dine&nbsp;<strong>İsl&acirc;miyet</strong>&nbsp;denir. Bug&uuml;n, yery&uuml;z&uuml;nde, değiştirilmemiş, bozulmamış tek din, İsl&acirc;miyettir. Rahata, huzura kavuşmak i&ccedil;in, İsl&acirc;miyete uymak, yani M&uuml;sl&uuml;man olmak lazımdır. M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in de, hi&ccedil;bir formaliteye, imama, m&uuml;ft&uuml;ye gitmeye l&uuml;zum yoktur. &Ouml;nce kalp ile iman etmeli, sonra da, İsl&acirc;miyetin emir ve yasaklarını &ouml;ğrenmeli ve yapmalıdır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Peygamber olmadan, akıl ile her şeyi anlamak m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Konuyla alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Peygamberlik makamı aklın ve d&uuml;ş&uuml;ncenin dışındadır, &uuml;st&uuml;ndedir. Aklın eremeyeceği, anlayamayacağı &ccedil;ok şeyler vardır ki, bunlar Peygamberlik makamında anlaşılır. Her şey akıl ile anlaşılabilseydi, Peygamberler g&ouml;nderilmezdi. Ahiret azapları, Peygamberler g&ouml;ndererek bildirilmezdi. İsr&acirc; s&ucirc;resinin 15. &acirc;yetinde mealen;&nbsp;<strong>(Biz, Peygamber g&ouml;ndererek bildirmeden &ouml;nce, azap yapıcı değiliz)</strong>&nbsp;buyuruldu. Akıl &ccedil;ok şeyi anlar. Fakat, her şeyi anlayamaz. Anlaması da, kusursuz değildir. &Ccedil;ok şeyleri, Peygamberler bildirdikten sonra anlamaktadır. Peygamberlerin gelmesi ile, insanların &ouml;z&uuml;r ve bahane yapmaları &ouml;nlenmiştir. Nis&acirc; s&ucirc;resinin 164. &acirc;yetinde mealen;&nbsp;<strong>(Peygamberleri, m&uuml;jde vermek i&ccedil;in ve korkutmak i&ccedil;in g&ouml;nderdim. B&ouml;ylece, insanların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya &ouml;z&uuml;r, bahane yapmaları &ouml;nlendi)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Akıl, d&uuml;nya işlerinde bile &ccedil;ok kere yanılmaktadır. İsl&acirc;m bilgilerini, b&ouml;yle bir akıl ile tartmaya kalkışmak doğru olamaz. İsl&acirc;m bilgilerini akıl ile inceleyip, akla uygun olup olmamasına bakmak, aklın hi&ccedil; yanılmaz olduğuna g&uuml;venmek olur ve Peygamberlik makamına inanmamak olur. B&ouml;yle bozuk iş yapmaktan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hepimizi korusun! &Ouml;nce, Peygambere inanmak, Allahın Peygamberi olduğunu tasdik etmek lazımdır. B&ouml;ylece, Onun bildirdiklerinin hepsinin doğru oldukları kabul edilmiş olur. Ş&uuml;phelerden kurtuluş nasip olur. Dinin temeli, Peygambere inanmaktır. Peygamberin Allah tarafından g&ouml;nderildiğini, hep doğru s&ouml;ylediğini aklın kabul etmesidir. Akıl, bu temel bilgiyi kabul edince, Peygamberin bildirdiklerinin hepsini kabul etmiş olur. Peygamberin Allah tarafından g&ouml;nderildiğini, Allahın bildirdiklerini haber verdiğini kabul etmemiş olan bir akla din bilgilerini birer birer inandırmak &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur. Aklın Peygambere kolay inanması ve kalpte tam iman hasıl olması i&ccedil;in en yakın yol, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikretmektir. Ra&#39;d s&ucirc;resinin 30. &acirc;yetinde mealen;&nbsp;<strong>(İyi biliniz ki, kalpler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zikri ile itminana, rahata kavuşur!)</strong>&nbsp;buyuruldu. Yani, tam imana kavuşur. D&uuml;ş&uuml;nerek, akıl ile &ouml;l&ccedil;erek, bu y&uuml;ksek makama kavuşmak, g&uuml;&ccedil;, hem de &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;t&uuml;r.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6436]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 00:05:37 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allahü teâlâyı anmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Bekara suresinin 152. &acirc;yetinde, <b>(Beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim)</b> buyuruluyor. Allah&rsquo;ın zikretmesi ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zikretmek anmak demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikretmek de, Onu hatırlamak demektir. İslam &acirc;limleri, bahsettiğiniz, <b>(Beni anın, ben de sizi anayım; bana ş&uuml;kredin, nank&ouml;rl&uuml;k etmeyin) </b>mealindeki &acirc;yet-i kerimeyi ş&ouml;yle a&ccedil;ıklamışlardır:<br />
<b>1- </b>Beni ibadetle anın, ben de sizi rahmetle anayım.<br />
<b>2- </b>Beni dua ile anın, ben de sizi icabetle anayım. Yani duanızı kabul edeyim.<br />
<b>3- </b>Beni d&uuml;nyada anın, ben de sizi ahirette anayım.<br />
<b>4- </b>Beni yalnızlıkta anın, ben de sizi toplulukta anayım.<br />
<b>5- </b>Beni ihl&acirc;sla anarsanız, ben de sizi halasla [kurtuluşla] anarım.<br />
<br />
Bir kimse Peygamber efendimize dedi ki:<br />
- Hangi oru&ccedil;lunun sevabı &ccedil;oktur?<br />
Efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>- Allah&rsquo;ı en fazla ananların...</b><br />
O kimse, namaz, zek&acirc;t, hac i&ccedil;in de aynı suali sordu. Hepsinde aynı cevabı aldı. Bunun &uuml;zerine Hazret-i Ebu Bekir, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ananlar, hayırların hepsini alıp gitti) diye s&ouml;yleyince, Resulullah efendimiz, <b>(Evet &ouml;yle) </b>buyurdu. <b>(Taberani)</b><br />
<br />
<b>Gafiller arasında iken</b><br />
Gafiller arasında iken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak, emir ve yasaklarını konuşmak, herkesi iyiliğe teşvik etmek daha b&uuml;y&uuml;k sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak &uuml;zere toplananları melekler ve ilahi rahmet kuşatır.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Sırf rıza-i ilahi i&ccedil;in toplanıp Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ananlara g&ouml;klerden bir m&uuml;nadi, </b>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&uuml;nahlarınızı sevaba &ccedil;evirdi. Yerinizden mağfiret edilmiş olarak kalkın!&quot; <b>diye seslenir.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Bir toplulukta Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismi anılmaz ve peygamberine,</b> <b>salevat-ı şerife getirilmezse, kıyamette onlar, hasret ve nedamet &ccedil;ekerler.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
Davud aleyhisselam ş&ouml;yle dua ederdi:<br />
<b>(İlahi, seni ananların topluluğunu ge&ccedil;ip, gafiller topluluğuna gitmeye başlayınca, daha oraya varmadan ayağımı kır! Zira b&ouml;ylesi bana bir l&uuml;tuf ve nimettir.) </b>[İ.Gazali]<br />
<br />
Gafil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmayan, iyiliklerden haberi olmayan kimsedir. B&ouml;yle kimselerden fayda gelmediği gibi, &ccedil;eşitli zararlara maruz kalırız.<br />
<br />
Salihlerin, yani iyi kimselerin sohbetlerini ganimet bilmelidir. İyi kimseler, daima iyiliği tavsiye ederler. B&uuml;t&uuml;n insanlığın iyi olması i&ccedil;in &ccedil;alışırlar. G&uuml;nah lekeleri ile kalbi paslananlar, salih kimselerin sohbetlerinde bulunurlarsa, kalblerinin pasları silinir.<br />
<br />
Kiminle gezdiğimize, kimlerle arkadaşlık ettiğimize dikkat etmeliyiz! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&uuml;lb&uuml;l g&uuml;le, karga &ccedil;&ouml;pl&uuml;ğe g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak, Onun emir ve yasaklarını hatırlamak, emirlerini yapıp, yasaklarından ka&ccedil;maktır. Dil ile de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tesbih ve tenzih etmektir. Mesela, <b>s&uuml;bhanallah, elhamd&uuml;lillah, Allah&uuml; ekber, la ilahe illallah </b>gibi kelimeleri dilinden d&uuml;ş&uuml;rmemeye gayret etmelidir.<br />
<br />
<b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmanın alameti<br />
Sual: </b>Allah&rsquo;ı anmanın &ouml;nemi ve alameti nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Vazifeye gidip gelirken, iş yaparken ve her fırsatta Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamak, anmak b&uuml;y&uuml;k saadettir. Onu unutmak, anmaktan gafil olmak b&uuml;y&uuml;k bedbahtlıktır. İnsan sevdiğini her zaman hatırlar, &ccedil;ok severse hi&ccedil; unutmaz. İmanın temeli, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmektir. Sevmenin alameti de, Onu &ccedil;ok anmaktır. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı seven Onu &ccedil;ok anar, Onu &ccedil;ok anan da Allah&rsquo;ı seviyor demektir.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok sevmenin alameti, Onu anmayı sevmektir.) </b>[İbni Şahin]<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak her şeyden b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r.) </b>[Ankebut 45]<br />
<br />
<b>(Ey m&uuml;minler Allah&rsquo;ı &ccedil;ok anınız!) </b>[Ahzab 41]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın nimetlerini anın ki, felah bulasınız.) </b>[Araf 69]<br />
<br />
<b>(İyi biliniz ki, kalbler ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmakla, itminana, rahata kavuşur.) </b>[Rad 28]<br />
<br />
<b>(Beni anmayan, sıkıntılara maruz kalır, kıyamette de k&ouml;r olarak haşrolur.) </b>[Taha 124]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmanın, kalbde yerleşmiş olmasının alameti, o kimsenin edebe ve g&uuml;zel ahlaka sahip olmasıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anan kimse ile anmayan kimse arasındaki fark, diri ile &ouml;l&uuml; arasındaki fark gibidir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Size deli denecek kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı fazlaca anın!) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ouml;yle anın ki, m&uuml;nafıklar sizlere, m&uuml;rai desinler.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
Hak te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: <b>(&ldquo;Ben, kulumun beni sandığı gibiyim. Kulum ne vakit beni hatırlayıp anarsa, onunla birlikte olurum. Şayet kulum beni bir topluluk i&ccedil;inde anarsa, ben de onu daha iyi bir topluluk i&ccedil;inde anarım&rdquo;) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Her şeyin bir cilası vardır; kalbin cilası da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmaktır.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Zikrin en faziletlisi la ilahe illallah demektir.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Gafiller i&ccedil;inde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikreden, cepheden herkes ka&ccedil;arken, savaşan asker gibidir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok zikreden m&uuml;nafıklıktan kurtulur.) </b>[İbni Şahin]<br />
<br />
<b>(Sabah-akşam Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak, fisebilillah savaşmaktan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Gece ibadet edemeyen, malını hayra sarf edemeyen, d&uuml;şmanla cihaddan korkan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı &ccedil;ok anmalıdır!) </b>[Bezzar]<br />
<br />
Hak te&acirc;l&acirc; buyurdu ki:<br />
<b>(Beni bir g&uuml;n hatırlayan veya bir defa benden korkan kimseyi Cehennemden &ccedil;ıkartırım.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anan, Onun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, sıfatlarını, emir ve yasaklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, tefekk&uuml;r eder, iyi şeyleri yapma, k&ouml;t&uuml; şeylerden ka&ccedil;ma arzusu doğar. Bu bakımdan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zikretmek &ccedil;ok faydalıdır.<br />
<br />
Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak iki t&uuml;rl&uuml;d&uuml;r:<br />
<b>1- </b>Kalbden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamak b&uuml;y&uuml;k sevaptır.<br />
<b>2- </b>Bundan daha iyisi, haramları işleyeceği anda, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlayıp vazge&ccedil;mektir.<br />
<br />
<b>Rahata kavuşmak i&ccedil;in<br />
Sual: </b>Zikir ve gaflet ne demektir? Rahata kavuşmak i&ccedil;in ne yapmak lazımdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak, yani zikir, kendini gafletten kurtarmak demektir. Gaflet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, kendini gafletten kurtarmak, zikir olur. O halde, dinin emirlerini yapmak ve yasaklarından sakınmak zikirdir. Dinin emirlerini g&ouml;zeterek yapılan alışveriş zikirdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunları yaparken, emirlerin, yasakların sahibi hatırlanmakta, gaflet gitmektedir.<br />
<br />
Besmele &ccedil;ekmek, y&uuml;r&uuml;rken, otururken, dururken kelime-i tevhid, salevat-i şerife ve benzerlerini okumak da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmak, yani zikir olur. Gafil yaşamamalıdır! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(Ey iman edenler, Allah&rsquo;ı &ccedil;ok zikredin!) </b>[Ahzab 41]<br />
<br />
<b>(Beni anan, ş&uuml;kretmiş olur, beni unutan da nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Birka&ccedil; kişi herhangi bir iş i&ccedil;in bir araya gelince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmadan kalkmamalıdır. Hadis-i şerifde buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir yere toplanıp da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmadan kalkanlar, sanki eşek leşinden kalkmış gibi olur ve Kıyamette bunun &uuml;z&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml; duyarlar.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man, itikadını d&uuml;zelttikten sonra kul ve Hak bor&ccedil;larını &ouml;demeye gayret etmeli, fırsat bulduk&ccedil;a her işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamaya &ccedil;alışmalıdır! Bildiği dua ve tesbihleri okumalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Tenhada Allah&rsquo;ı zikreden, k&uuml;ffar ile tek başına savaşan gibidir.) </b>[Şirazi]<br />
<br />
<b>(Şunlara sahip olan, d&uuml;nya ve ahiretin hayrına kavuşmuş demektir: Ş&uuml;kreden kalb, zikreden dil, uygun bir ev ve saliha bir kadın.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nya ve ahiret hayırlarına kavuşmak i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ananlarla beraber ol. Her fırsatta Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı an. Allah i&ccedil;in sev ve Allah i&ccedil;in buğzet.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
Hadis-i kudside buyuruldu ki:<br />
<b>(Ya Musa, seninle beraber olmamı istersen, beni zikredenin yanında ol. Kim beni nerede ve ne zaman ararsa bulur.) </b>[İbni Şahin]<br />
<br />
<b>Mahl&ucirc;katın tesbihi<br />
Sual: </b>Canlı cansız her mahl&ucirc;k Allah&rsquo;ı tesbih edermiş, doğru mu?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Evet. Hayvanlar dahil olmak &uuml;zere, yerde ve g&ouml;kte bulunan canlı-cansız b&uuml;t&uuml;n mahl&ucirc;katın Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tesbih ve zikrettiğini &acirc;limler bildirmektedir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Yedi kat g&ouml;k ve yer ve bunların i&ccedil;indekiler, Allah&rsquo;ı tesbih eder. Hi&ccedil;bir varlık yok ki, Onu hamd ile tesbih etmesin. Fakat onların tesbihini anlayamazsınız!) </b>[İsra 44]<br />
<br />
<b>(G&ouml;kte olanlar, yerdekiler, kanatlarını &ccedil;ırparak u&ccedil;an kuşlar, ger&ccedil;ekten Allah&rsquo;ı hep tesbih ediyorlar.) </b>[Nur 41]<br />
<br />
<b>(G&ouml;klerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tesbih etmektedir.) </b>[Hadid 1]<br />
<br />
<b>Allah unuttu ne demektir?<br />
Sual:</b> Tevbe suresinin 67. &acirc;yet-i kerimesinde, m&uuml;nafıklar i&ccedil;in, <b>(Nes&uuml;llahe fe-nesiyeh&uuml;m)</b> yani <b>(Allah&#39;ı unuttular, Allah da, onları unuttu) </b>buyuruluyor. B&ouml;yle terc&uuml;me etmek uygun mu, Allah hi&ccedil; unutur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Terc&uuml;me ile meal farklıdır. Bug&uuml;n piyasada, meal ismiyle satılan kitaplar, meal değil, birer terc&uuml;medir. Bu kitaplarda, &acirc;yet-i kerimeler kelime kelime terc&uuml;me ediliyor. Bu ise, hi&ccedil; uygun değildir. Bir kelimenin, her ilimde farklı m&acirc;n&acirc;sı vardır. Bunun i&ccedil;in hadis-i şerifleri ve tefsir &acirc;limlerinin a&ccedil;ıklamalarını dikkate almadan, &acirc;yet-i kerimeleri başka lisana doğru terc&uuml;me etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
Meal, tefsir &acirc;limlerinin bildirdikleri m&acirc;n&acirc; demektir. Terc&uuml;meyle hi&ccedil; ilgisi yoktur. Bu &acirc;yet-i kerimeyi kelime kelime terc&uuml;me edince, (Allah onları unuttu) denir, nesiyeh&uuml;m, (Onları unuttu) demektir. H&acirc;lbuki buradaki unutmanın, bildiğimiz unutmakla hi&ccedil; ilgisi yoktur. Bu, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutanlara, unutulmuş muamelesi yapılacak demektir. M&uuml;nafıkların Allah&#39;ı unutmaları, Allah&#39;ın emrine uymamaları, itaat etmemeleri demektir. Allah&#39;ın da onları unutması, onları hidayetten mahrum etmesidir. (Unutursan unutulursun) s&ouml;z&uuml;nde de, b&ouml;yle gizli mana vardır. Mesela d&uuml;nyada Resulullah&#39;a hi&ccedil; salevat getirmezsen, onu hi&ccedil; hatırlamazsan, bildirdiklerini yapmazsan ahirette, sen de hatırlanmaz duruma d&uuml;şersin demektir.<br />
<br />
<b>İmam-ı Kurtubi</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
Burada unutmak, terk etmek anlamındadır. Yani onlar, Allah&rsquo;ın kendilerine verdiği emirleri terk ettiler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini adeta unutulmuş hale gelinceye kadar terk edip durdular. Allah da ş&uuml;pheleri i&ccedil;erisinde kendilerini terk edip bıraktı, onları sevab ve m&uuml;k&acirc;fatından, unutulmuşlar seviyesine d&uuml;ş&uuml;rd&uuml;. Katade der ki: Onları unuttu demek, hayırdan onları mahrum bıraktı anlamındadır. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kten ise onları unutmadı. Yani k&ouml;t&uuml;l&uuml;k işlemeye devam ettiler. <b>(Cami-ul-ahk&acirc;m)</b></p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3918]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:49:38 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah var demek yeter mi?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Bazıları, b&uuml;t&uuml;n &ouml;m&uuml;rlerini Allah&rsquo;ın varlığını ispat etmekle ge&ccedil;irmekte, (Asıl maksat iman olduğuna g&ouml;re, Allah&rsquo;ın varlığını ispat ile uğraşmak, ibadetle, fıkıh ilmi ile meşgul olmaktan daha iyidir) diyerek, her zaman, bitkilerin, insan ve hayvanların anatomisini incelemek suretiyle imanı kuvvetlendirmek gerektiğini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Allah&rsquo;a inanan insan i&ccedil;in devamlı bunlarla meşgul olmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Asla uygun değildir. Allah&rsquo;a inanan kimsenin, Allah&rsquo;ın sıfatlarını da bilmesi gerekir. Bilmezse veya yanlış bilirse, Allah&rsquo;a inanmış sayılmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sıfatları ile inanan kimsenin, kendisine gereken ibadet bilgilerini &ouml;ğrenmesi farz olur. Fıkhı bırakıp da, Allah&rsquo;ın varlığını ispat ile uğraşması &ccedil;ok yanlıştır.<br />
<br />
Fıkıh ilmi ise, nakli esas alan doğru bir ilmih&acirc;l kitabından &ouml;ğrenilir. Bir M&uuml;sl&uuml;manın, imanını ehl-i s&uuml;nnet itikadına g&ouml;re d&uuml;zelttikten sonra, imanın gereği olan amellerini ilmih&acirc;le uygun yapması gerekir. Ayrıca imanını tehlikeye d&uuml;ş&uuml;recek iş ve s&ouml;zlerden de uzak durmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman ne kadar kıymetli ise, zıddı olan k&uuml;f&uuml;r de o kadar k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
İman bilgilerini anlatan kelam ilmini akıl ve nakil ile ispat edecek ve sapıklara, dinsizlere anlatacak kadar okumak farz-ı ayn olup, bundan fazlasını &ouml;ğrenmek ancak din &acirc;limlerine gerekir. Başkalarına caiz değildir. Başkaları bu ilimle meşgul olursa, b&acirc;tıl yollara kayar, zındık olur.<br />
<br />
<b>İslam &acirc;limleri buyuruyor ki:</b><br />
İlmi kelam ile uğraşıp sapıtmak yanında, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işlemek hafif kalır. Ehl-i s&uuml;nnet itikadını iyi &ouml;ğrenmeden &ouml;nce, ilmi kelam ile uğraşmanın zararı bilinseydi, kelam ilmi ile uğraşmaktan, aslandan ka&ccedil;ar gibi ka&ccedil;ınılırdı. <b>(İmam-ı Şafii)</b><br />
<br />
Kelam ilmi ile uğraşan hep ş&uuml;phe i&ccedil;indedir. <b>(İmam-ı Ahmed)</b><br />
<br />
Resulullah, Fıkhı teşvik etti. Kelamı men etti. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Fıkhı &ouml;ğrenmek her M&uuml;sl&uuml;mana farz-ı ayndır. <b>(İbni &Acirc;bidin)</b><br />
<br />
Tasavvuf sayesinde iman sağlamlaşır, ş&uuml;phe getiren tesirlerle sarsılmaz. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman b&ouml;yle sağlam olmaz. <b>(İmam-ı Rabbani)</b><br />
<br />
İman bilgilerini, ihtiya&ccedil;tan fazla &ouml;ğrenmek caiz değildir, bid&rsquo;atlerin yayılmasına sebep olur. <b>(Hindiyye)</b><br />
<br />
Bir kimse, Allah&rsquo;a, ahiret g&uuml;n&uuml;ne inansa, Peygamberlerden sadece birine inanmasa k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine inanmaktan başka, b&uuml;t&uuml;n peygamberlere inanmak gerektiğini bildirmiştir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Onlar, sana ve senden &ouml;nce g&ouml;nderilen kitaplara ve peygamberlere ve ahiret g&uuml;n&uuml;ne iman ederler.) </b>[Bekara 4]<br />
<br />
Ament&uuml;&rsquo;deki 6 esastan birini ink&acirc;r eden k&acirc;fir olur. Sadece Allah var demek k&acirc;fi değildir. Gayrim&uuml;slimlerden de Allah var diyenler &ccedil;oktur. M&uuml;min olmaları i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n Peygamberlere inanmaları gerekir. Yahudiler ve Hristiyanlar, Muhammed aleyhisselama inanmadıkları i&ccedil;in k&acirc;fir oldular. Bir M&uuml;sl&uuml;man da, Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen 6 esastan birini, mesela kaderi ink&acirc;r etse, k&acirc;fir olur, b&uuml;t&uuml;n iyi amelleri yok olur. İman esasları, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kesin emridir, olmazsa olmazlardandır. Samimi olanlar, yani akıl, ilim, insaf sahipleri i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrini, yani iman esaslarını kabul etmekten daha makul, bir şey yoktur. Aksi, şeytanın, cahilliğin, inadın insanı k&acirc;firliğe g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; b&acirc;tıl bir yoldur.<br />
<br />
<b>Sadece Allah var demek</b><br />
<b>Sual:</b> Sadece Allah&#39;ın varlığını ispat etmeye &ccedil;alışan insanlar ve kitaplar var. Kimileri bu kitaplardan başka kitap okumuyor. Sadece Allah vardır demek ve Allah&#39;ın varlığını bilmek M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in yeterli midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir&ccedil;ok gayrim&uuml;slim, k&acirc;inata bakarak bunun bir yaratıcısı olduğunu rahat&ccedil;a anlayabiliyor, Allah vardır diyebiliyor. B&ouml;yle demekle M&uuml;sl&uuml;man olamaz. M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;de bildirilen altı esasa inanmak şarttır. Birini bile kabul etmeyen M&uuml;sl&uuml;man olamaz. Hep Allah&#39;ın varlığını ispat eden kitaplar okumak, hikmeti bilinmeyen bazı şeylerle karşılaşınca, bir ş&uuml;phe h&acirc;sıl olmasına sebep olur. Bu da insanı k&uuml;fre s&uuml;r&uuml;kler. Bu işlerle uğraşan yazarlar, <b>(İslam d&uuml;ş&uuml;ncesi, ilahi şuur, Allah&#39;ın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</b> gibi k&uuml;f&uuml;r s&ouml;zleri s&ouml;ylemekten &ccedil;ekinmezler, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, akaid ve fıkıh bilmezler. K&uuml;fre d&uuml;şmeleri &ccedil;ok kolay olur. B&ouml;yle kitapları okuyan da, hangi s&ouml;zlerle k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;leceğini bilmez. Onun i&ccedil;in fıkıh ve akaid bilgisini de &ouml;ğrenmek şarttır.<br />
<br />
Allah&rsquo;a inanan, itikadını Ehl-i s&uuml;nnete g&ouml;re d&uuml;zelttikten sonra, fıkhı iyi bilmelidir. Bilmezse ibadetlerini yanlış yapar, ibadetleri boşa gitmekle kalmaz, bid&rsquo;at işler. Yanlışları ve bid&rsquo;atleri onu k&uuml;fre kadar s&uuml;r&uuml;kleyebilir.<br />
<br />
Doğru M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in tasavvuf ilmini, ahlak bilgilerini &ouml;ğrenmek de şarttır. Fıkıh ilminden habersiz, ahlak ilmini bilmeyen kimse, itikadı da Ehl-i s&uuml;nnete uygun değilse, sabahtan akşama kadar, Allah vardır, birdir diye bağırsa, 99 delille Allah&#39;ın varlığını ispata kalksa, hi&ccedil; kıymeti olmaz.<br />
<br />
İbni Sakka isimli bir &acirc;lim, Allah&#39;ın varlığını akılla ispata kalkardı. Akla &ccedil;ok &ouml;nem verirdi. Allah&rsquo;ın varlığını, birliğini 99 delil ile ispat ederdi. Zamanla aklının almadığı konular da &ccedil;ıktı, ş&uuml;pheleri arttı, bocalamaya başladı. Nizamiyye Medresesi&rsquo;nde vaaz eden Yusuf-i Hemedani hazretlerine bir şey sordu. O da (Otur, senin s&ouml;z&uuml;nden k&uuml;f&uuml;r kokusu geliyor) buyurdu. İstanbul&rsquo;a el&ccedil;i olarak gidince, Hristiyan oldu. Hristiyan olduktan sonra da, 100 delil ile Allah&rsquo;ın 3 olduğunu ispata kalkıştı. <b>(F. Hadisiyye)</b><br />
<br />
G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Allah&#39;ın varlığını &ccedil;eşitli delillerle ispata kalkanlar, İbni Sakka&rsquo;dan farksızdır. Hristiyanlığı hak din biliyorlar. Papazları takva sahibi g&ouml;r&uuml;yorlar. M&uuml;sl&uuml;man olmayan takva sahibi olur mu hi&ccedil;? Ehl-i kitabın hepsi k&acirc;firdir. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Ehl-i kitab </b>[Yahudi ve Hristiyan] <b>veya m&uuml;şrik olan b&uuml;t&uuml;n k&acirc;firler, Cehennemde ebedi kalırlar</b>.) [Beyyine 6]</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=344]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:48:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah'ın birliğini ispat]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir olduğunu Kur&#39;an-ı kerimde bildirmiş midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Defalarca bildirmiştir. Birka&ccedil;ı ş&ouml;yle:<br />
<b>(İlahınız bir tek ilahtır. Ondan başka ilah yoktur.)</b> [Bekara 163]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur.)</b> [Bekara 255, Al-i İmran 2, Nisa 87, Taha 8, Tegab&uuml;n 13]<br />
<br />
<b>(Ondan başka ilah yoktur.)</b> [A.İmran 6,18, Enam 102, Tevbe 31, Hud 14, Rad 30, M&uuml;minun 116, Kasas 88, Fatır 3, Z&uuml;mer 6, M&uuml;min 3,62,65, M&uuml;zzemmil 9]<br />
<br />
<b>(Tanrı &uuml;&ccedil;t&uuml;r demeyin! Allah, ancak bir tek ilahtır.) </b>[Nisa 171]<br />
<br />
<b>(O ancak bir tek ilahtır.)</b> [Enam 19]<br />
<br />
<b>(İlahınız tek bir ilahtır.)</b> [Nahl 22]<br />
<br />
<b>(İki ilah edinmeyin, O ancak bir ilahtır. O halde yalnız benden korkun.) </b>[Nahl 51]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan başka ilahlar olsaydı, bu ilahlar, Arşın sahibi Allah&rsquo;a elbette bir yol ararlardı. İlahlıkta ortaklık olmaz. Onun i&ccedil;in, Allah ile savaşıp Onu yok etmeye &ccedil;alışırlardı.)</b> [İsra 42]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan başka ilah olsaydı, her ilah, kendi yarattığını idare eder, bir g&uuml;n elbette biri diğerlerine galip gelirdi. Allah, onların vasfettiklerinden m&uuml;nezzehtir.)</b> [M&uuml;minun 91]<br />
<br />
<b>(Sizin ilahınız, elbette kendisinden başka ilah olmayan Allah&rsquo;tır.) </b>[Taha 98]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan başka, yerde-g&ouml;kte ilahlar olsaydı, yerin-g&ouml;ğ&uuml;n nizamı bozulurdu. Arşın rabbi olan Allah, onların vasfettiklerinden m&uuml;nezzehtir, Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur.) </b>[Enbiya 22]<br />
<br />
<b>(Ey Resul&uuml;m, senden &ouml;nceki her peygambere, &quot;Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk edin&quot; diye vahyettik.) </b>[Enbiya 25]<br />
<br />
<b>(Her şeyi O yaratmıştır.) </b>[Enam 101]<br />
<br />
<b>(İlahınız birdir.) </b>[Saffat 4]<br />
<br />
<b>(O Allah birdir.) </b>[Z&uuml;mer 4]<br />
<br />
<b>(O Allah tektir.) </b>[İhlas 1]<br />
<br />
<b>Birliğini ispat<br />
Sual:</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın birliği nasıl ispat edilebilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığı ve birliği, ilm&icirc; ve akl&icirc; yollar ile de ispat edilmiştir. Kelam &acirc;limleri, akl&icirc; yollarla eseri g&ouml;r&uuml;p, m&uuml;essirin [buna tesir eden, bunu yapanın] var olduğunu bildirmişlerdir. Hukema, yani fen bilgilerine de vakıf olan hikmet ehli &acirc;limler ise, ilm&icirc; usule g&ouml;re, m&uuml;essirin kudretini g&ouml;rerek, her şeyi bunun yaptığını bildirmişlerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğunu g&ouml;steren delillerden bazıları ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>1-</b> Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Eğer yer ile g&ouml;kte, Allah&rsquo;tan başka ilahlar olsaydı, bunlardaki nizam bozulur, karma karışık olurdu.)</b> [Enbiya 22]<br />
<br />
Bu &acirc;yet-i kerimenin işareti k&acirc;inatın yaratıcısının iki olduğu farz edilse, bu iki yaratıcının işleri, birbirinden, ya farklı veya aynı olur. Birbirinden farklı olursa, &acirc;lem bozulur. Yani g&ouml;kler ve yerin bu &ouml;zel d&uuml;zeninden &ccedil;ıkmasını ve yok olmasını veya birbirine zıt şeylerin aynı anda bir araya toplanmasını gerektirir. Mesela, iki ilahtan biri, bir insanın hareketini, diğeri de o anda hareket etmeyip oturmasını dilese, ilah oldukları i&ccedil;in kudretleri o insana tesir edince, iki zıttın birleşmesini gerektirir. Bu ise, m&uuml;mk&uuml;n değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, iki zıt şeyin, aynı anda bir araya gelmesi, m&uuml;mk&uuml;n değildir. Yani, o insan, aynı anda hem hareketli, hem hareketsiz olamaz. Ya hareketlidir veya hareketsizdir.<br />
<br />
İki ilahın bir konudaki işi farklı olursa, biri bu iş ş&ouml;yle olsun, &ouml;teki de hayır b&ouml;yle olsun derse, o işte ikisinden birinin istediği olursa ikisinden birinin &acirc;cizliğini g&ouml;sterir. &Acirc;cizlik ise, sonradan olma, yani yaratılma alametidir. Bu ise, ilahlığa yakışmaz. Sonradan yaratılan ilah olamaz.<br />
<br />
<b>2-</b> K&acirc;inatın yaratıcısının h&acirc;ş&acirc; iki olduğu farz olunsa, ikisinden biri, dilediğini yapmakta ya k&acirc;fi olur veya olmaz. Biri, yaratıcı olarak, dilediğini yapmakta k&acirc;fi ise, ikinci ilahın gereksiz ve fazla olması gerekir. Bu ise, noksanlıktır. Noksan olan ise, ilah olamaz. Eğer ikinci ilah, dilediğini yapmakta k&acirc;fi gelirse, birinci ilahın yok olması veya atıl olması gerekir. Atıl olan, ilah olur mu hi&ccedil;? Atıl, iş yapmaz, işe yaramaz demektir.<br />
<br />
<b>3-</b> İki ilah olduğu farz edilse, ya birbirine muhta&ccedil;tır, ya değildir. Yahut biri diğerine muhta&ccedil; olup, diğeri ona muhta&ccedil; değildir. Eğer ikisi birbirine muhta&ccedil; ise, ikisinin de noksan olması gerekir. Noksan olan ise, ilah olamaz. İkisi birbirine muhta&ccedil; değilse, ikisi de ilah olamaz. Her biri, diğerine g&ouml;re, fazla ve l&uuml;zumsuzdur. Bu da, ilahlık vasfına zıttır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilah, her şeyin kendisine, her an muhta&ccedil; olduğu ve her şeye k&acirc;fi olan bir varlık olup, buna ihtiya&ccedil; duyulmaması olamaz. Biri diğerine muhta&ccedil; ise, muhta&ccedil; olan ilah olamaz. Sadece muhta&ccedil; olmayanın ilah olması yani ilahın bir olması lazım gelir.<br />
<br />
Bu &acirc;lemin mutlak bir yaratıcısı vardır. O, bu &acirc;lemi yaratmayı dilemiş ve yaratmıştır. Eğer o dilemeseydi, yaratmasaydı hi&ccedil;bir şey var olamazdı. Hi&ccedil;bir şey, kendi kendine var olamaz. Her şeyi mutlak bir yaratan vardır. Kalem, kendi kendine yazmaz. Yazması i&ccedil;in, mutlaka bir sebep lazımdır. Bu sebep ise, herkesin bildiği gibi, katiptir. Katipsiz kalemin yazması nasıl m&uuml;mk&uuml;n değil ise, bir yaratıcı olmadan, &acirc;lemin var olması da, m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
<b>4-</b> Yaratıcının iki olduğu farz olunsa, onlardan biri, bir kimsenin kalkmasını dilediği anda, diğerinin de, onun oturmasını dilediğini farz edelim. O kimsenin hem kalkması, hem de oturması m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Fakat, iki ilahın iradeleri aynı anda hasıl olunca, o kimsenin aynı anda hem oturması, hem de kalkması gerekir. Bu ise, iki zıt şeyi birleştirmek olduğundan imkansızdır. Eğer, sadece birinin dilediği hasıl olursa, diğerinin &acirc;ciz olması lazım gelir. İlahın &acirc;ciz olması muhaldir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &acirc;cizlik, mahluklarda bulunur. Mahluk olanın ise, ezelde var olması muhaldir. Ezeli &acirc;cizlik muhal olduğu gibi, ilahın &acirc;ciz ve hadis olması da muhaldir. Eğer, diğer ilah i&ccedil;in, o kimsenin oturmasını irade etmek m&uuml;mk&uuml;n olmaz ise, ikisinden biri, diğerinin iradesine mani olduğundan &acirc;ciz olmuş olur. &Acirc;ciz olan ise, ilah olamaz.<br />
<br />
&Acirc;lemde mevcut olan varlıklar, kendi kendilerine var ve yok olamazlar. Onlara bir tesir eden, yani onları bir yaratan vardır. Madem ki, &acirc;lemler ve &acirc;lemlerde mahluklar vardır. &Ouml;yle ise, &acirc;lemleri ve &acirc;lemde olan mahlukları bir yaratan vardır. Mahlukların var olması, bu yaratıcının varlığına bir delildir ki, bu yaratıcı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. &Acirc;lemdeki mahlukların sıfatları vardır. O halde onları yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;da da bu sıfatlar vardır.<br />
<br />
Hi&ccedil;bir şey yok idi. K&acirc;inatı ve her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yarattı. Hepsi mahluktur. Yani, yok iken var olabilir ve var iken de yok olabilir ve yok iken var olmuştur. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. Hi&ccedil;bir şey yok idi)</b> hadis-i şerifi, bunu bildiriyor.<br />
<br />
&Acirc;lemin hadis olduğunu g&ouml;steren diğer bir delil de, &acirc;lemin her zaman bozularak değişmesidir. Her şey değişmektedir. Kadim olan şey ise, hi&ccedil; değişmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatı ve sıfatları b&ouml;yledir. Bunlar hi&ccedil; değişmez. Halbuki &acirc;lemde, fizik olaylarında, maddelerin h&acirc;l değiştirmesi oluyor. Kimya reaksiyonlarında, maddelerin &ouml;z&uuml;, yapısı değişiyor. Cisimlerin yok olarak, başka cisimlere d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;yoruz. Bug&uuml;n yeni bilinen atom değişmelerinde ve &ccedil;ekirdek reaksiyonlarında, madde, element de yok oluyor. Enerjiye d&ouml;n&uuml;yor. &Acirc;lemlerin, maddelerin b&ouml;yle değişmeleri, birbirlerinden hasıl olmaları, sonsuzdan gelemez. Bir başlangıcı olması, yoktan var edilmiş olan ilk maddelerden, elementlerden hasıl olmaları gerekir.<br />
<br />
&Acirc;lemin m&uuml;mk&uuml;n olduğuna, yani yok iken var olabileceğine başka bir delil de, &acirc;lemin hadis olmasıdır. Yani her şeyin yok iken var olduklarını g&ouml;r&uuml;yoruz. Cisimler yok oluyor. Bunlardan, başka cisimler meydana geliyor. Ancak, son kimya bilgimize g&ouml;re, y&uuml;z beş madde, kimya reaksiyonlarında, hi&ccedil; yok olmuyor. Yalnız yapıları değişiyor. Radyoaktif olaylar, elementlerin, hatta atomların da yok olduklarını, maddenin enerjiye d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ispat etmiştir. Hatta Alman fizik&ccedil;isi Einstein, bu değişmenin matematik form&uuml;l&uuml;n&uuml; ortaya koymuştur.<br />
<br />
Cisimlerin durmadan değişmeleri, birbirlerinden hasıl olmaları, sonsuzdan gelerek değildir. B&ouml;yle gelmiş, b&ouml;yle gider denilemez. Bu değişmelerin bir başlangıcı vardır. Değişmelerin başlangıcı vardır demek, maddelerin var oluşlarının başlangıcı vardır demektir. Hi&ccedil;bir şey yok iken, hepsi sonradan yoktan yaratılmıştır demektir. İlk, birinci olarak maddeler yoktan yaratılmış olmasalardı ve birbirlerinden hasıl olmaları, sonsuz &ouml;ncelere doğru uzasaydı, şimdi bu &acirc;lemin yok olması lazım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, &acirc;lemin sonsuz &ouml;ncelerde birbirlerinden var olabilmesi i&ccedil;in, bunu meydana getiren maddelerin daha &ouml;nce var olmaları, bunların da var olabilmeleri i&ccedil;in, başkalarının bunlardan &ouml;nce var olmaları lazım olacaktır. Sonrakinin var olması, &ouml;ncekinin var olmasına bağlıdır. &Ouml;nceki var olmazsa, sonraki de var olmayacaktır. Sonsuz &ouml;nce demek, bir başlangıcı yok demektir. Sonsuz &ouml;ncelerde yoktan var olmak demek, ilk yani başlangı&ccedil; olan bir varlık yok demektir. İlk, birinci varlık olmayınca, sonraki varlıklar da olamaz. Her şeyin her zaman yok olması lazım gelir. Her birinin var olması i&ccedil;in, bir &ouml;ncekinin var olması lazım olan sonsuz sayıda varlıklar dizisi olamaz. Hepsinin yok olmaları lazım olur.<br />
<br />
&Acirc;lemin şimdi var olması, sonsuzdan var olarak gelmediğini, yoktan var edilmiş bir ilk varlığın bulunduğunu g&ouml;stermektedir. &Acirc;lemin yoktan var edilmiş olduğuna, o ilk yaratıktan hasıl ola ola, bug&uuml;nk&uuml; &acirc;lemin var olduğuna inanmak gerekir.<br />
<br />
Var olan şey ikidir: Biri, yok iken, sonradan var olan (yaratık), ikincisi hep var olan (Vacib)dir. Eğer var olan yalnız yaratık olsaydı ve vacib-&uuml;l-v&uuml;cud bulunmasaydı, hi&ccedil;bir şey var olamazdı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, yok iken var olmak, bir değişikliktir, bir olaydır. Fizik bilgimize g&ouml;re, her cisimde bir olay olması i&ccedil;in, bu cisme dışardan bir kuvvetin tesir etmesi, bu kuvvet kaynağının, bu cisimden &ouml;nce var olması lazımdır. Bunun i&ccedil;in, mahluk olan, kendi kendine yoktan var olamaz ve varlıkta duramaz. Ona bir kuvvet tesir etmeseydi, hep yoklukta kalırdı. Var olamazdı. Kendini var edemeyen, başka mahlukları da elbette yaratamaz. Mahlukları yaratanın, vacib-&uuml;l-v&uuml;cud olması lazımdır. &Acirc;lemin var olması, bunu yoktan var eden bir yaratıcının var olduğunu g&ouml;steriyor.<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, sonradan olmayarak ve yaratık olmayarak, yani hep var olarak, b&uuml;t&uuml;n yaratıkların tek yaratıcısı, ancak vacib-&uuml;l-v&uuml;cud olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<br />
<br />
<b>Vacib-&uuml;l v&uuml;cud</b>, varlığı mutlak lazım olan demektir. Varlığı başkasından olmayıp, ancak kendindendir, yani kendi kendine hep vardır demektir. Başkası tarafından yaratılmadı. Eğer b&ouml;yle olmazsa, yaratık olması, başkası tarafından yaratılması lazım olur. Yaratılan ise ilah olamaz. Fars&ccedil;a&rsquo;da, (Huda) demek, kendi kendine hep var olucu, yani kadim demektir.<b> (İmam-ı Razi, Kadı Beydavi) </b></p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3854]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:47:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’ı kim yarattı denemez]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> (Allah&rsquo;ı kim yarattı) diyenler oluyor. Yaratıcı yaratık olur mu hi&ccedil;?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette yaratan yaratılmış olmaz; &ccedil;&uuml;nk&uuml; yaratıcı, varlığının başlangıcı ve sonu olmayan, var olmak ve varlıkta durmak i&ccedil;in kimseye muhta&ccedil; olmayan, demektir. Onu kim yarattı diye sorulursa, bunun sonu gelmez, sonsuza kadar gider. Bu da m&uuml;mk&uuml;n olmaz. H&acirc;ş&acirc;, Allah&rsquo;ı biri yarattı denirse, Allah yaratıcı değil, yaratık yani yaratılmış olur. Yaratık, yani yaratılmış olan ise, yaratıcı olmaz. Bunun i&ccedil;in, varlığı kendiliğinden olan ve varlığının başlangıcı olmayan tek bir yaratıcı bulunması gerekir, o da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(Şeytan, &quot;seni kim yarattı&quot; diye vesvese verince, &quot;Allah yarattı&quot; denirse, &quot;Onu kim yarattı&quot; diye, vesvese verir. Kendisine, b&ouml;yle vesvese gelen kimse, &ldquo;Ben Allah ve Resul&uuml;ne iman ettim&rdquo; desin.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın yarattığı şeyleri tefekk&uuml;r edin, ama z&acirc;tını tefekk&uuml;r etmeyin.)</b> [Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ın yaratma g&uuml;c&uuml;n&uuml; anlamak i&ccedil;in<br />
Sual: </b>Allah&rsquo;ın varlığına inanmayan bazı kimseler, (Allah her şeye g&uuml;c&uuml; yetiyorsa, kendisi gibi bir ilah veya kaldıramayacağı bir taş yaratabilir mi?) gibi sorular soruyorlar. Cevap verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunlar gibi sorular sorarak g&uuml;ya M&uuml;sl&uuml;manları zor duruma sokmaya &ccedil;alışıyorlar. Aklı ve ilmi olan kimse i&ccedil;in bu soruların cevapları &ccedil;ok basittir.<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde iki ilah olursa, yerin g&ouml;ğ&uuml;n nizamının bozulacağı bildirilmektedir. <b>(Enbiya</b> <b>22)</b><br />
<br />
Her şeyi yaratmaya g&uuml;c&uuml; yetenin, ikinci bir ilaha ihtiyacı olmaz. İki veya daha &ccedil;ok ilah olunca arada anlaşmazlıklar &ccedil;ıkar. İki başlı idare y&uuml;r&uuml;mez. İki amir olmaz. İnsanlar bile tecr&uuml;beleriyle bunu tespit edip, veciz s&ouml;zlerle itiraf etmişlerdir. Bu konudaki atas&ouml;zlerinden bazıları ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>Bir k&uuml;ll&uuml;kte bir horoz olur.<br />
Bir gemide iki kaptan olmaz.<br />
Bir gemiyi iki kaptan batırır.<br />
Bir tahta iki padişah sığışmaz</b>.<br />
<b>İki karılı ev s&uuml;p&uuml;r&uuml;lmeden kalır.<br />
İki aslan bir posta sığmaz.<br />
İki cambaz bir ipte oynamaz.<br />
Dokuz derviş bir kilimde uyur da, iki padişah bir iklime sığmaz.</b><br />
<br />
Allah&rsquo;ın yaratma g&uuml;c&uuml;n&uuml; anlamak i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ve b&uuml;t&uuml;n sıfatlarını iyi bilmek gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıdem sıfatı da vardır. Yani evveli yoktur, yaratık, yani mahl&ucirc;k değildir. Allah&rsquo;ın yarattığı her şey mahl&ucirc;k olur. (Allah, evveli olmayan, yani kıdem sıfatlı bir varlık, yani bir ilah yaratabilir mi?) demek tenakuz [&ccedil;elişki] olur. Yaratılan şey yaratıktır, mahl&ucirc;ktur. (Bir şey yarat ki, mahl&ucirc;k olmasın!) denmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yaratılan şey mahl&ucirc;k olur. Mahl&ucirc;k olan şey de yaratıcı olmaz. Onun i&ccedil;in, (Allah kendisi gibi yaratıcı olan bir ilah yaratabilir mi?) s&ouml;z&uuml;, mantıksız, &ccedil;elişkili bir s&ouml;zd&uuml;r.<br />
<br />
Her yaratık, bir yaratıcı tarafından yaratıldı ger&ccedil;eği kabul edilmezse, inanmayan da bu işe cevap veremez. Mesela bir kimse, ben nereden geldim dese, bu sırası ile Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e kadar gider. Ondan sonra, Onun topraktan yaratıldığı, toprağı da Allah&rsquo;ın yarattığı anlaşılır. İnanmayanların dediği gibi, Allah&rsquo;ı da başka bir ilah yarattı denirse, bu &ccedil;ok yanlış olur, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu sefer de onu kim yarattı denir. Onu da bir başkası yarattı denirse, bu sefer peki onu kim yarattı denir. Bu sonsuza kadar b&ouml;yle s&uuml;r&uuml;p gider, bir netice alınamaz. Her şeyin bir sebebi vardır. Bu sebepleri kendisinin sebebi ve başlangıcı olmayan biri yaratabilir o da Allah&rsquo;tır.<br />
<br />
Allah&rsquo;ı cisim gibi, insan gibi d&uuml;ş&uuml;nenler,<b> </b>(Allah kaldıramayacağı taş yaratabilir mi?) diye soruyorlar. B&uuml;t&uuml;n k&acirc;inatı bir anda yok edebilir. Hepsini de bir anda yaratabilir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen, <b>(Ol dememiz k&acirc;fidir)</b> buyuruluyor. Bir taşa ağırlık veren, yer &ccedil;ekimi kuvvetini yaratan Odur. Yer &ccedil;ekimini yaratmasa idi, ağırlık da olmazdı. Yarattığı her şeye h&acirc;kimdir, g&uuml;c&uuml;n&uuml;n yetmeyeceği bir şey olmaz. Yarattığı her şeye g&uuml;c&uuml; yeter. Her şeye g&uuml;c&uuml; yetenin g&uuml;c&uuml; yetmediği şey olmaz. G&uuml;c&uuml; yetmediği bir şey, kaldıramadığı bir taş yaratabilir mi demek mantıksızlık olur.<br />
<br />
<b>Farkında olmadan Allah&rsquo;a inanmak<br />
Sual: </b>Evrende g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z maddelerin ezeli olması m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam &acirc;limleri diyor ki:<br />
Ezeli olan şey değişmez. Sonradan olan değişir. Maddenin [elementlerin] fizik ve kimya &ouml;zellikleri değişmektedir. Demek ki maddeler ezeli değildir. Maddeler, ezelde değişmemiş olsalardı, şimdi de, hi&ccedil; değişmezdi. &Ouml;nceden değişmek yoktu, sonradan değişmeler oldu da denilemez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, değişmek i&ccedil;in, bir kuvvetin tesir etmesi gerekir. Değişmek sonradan başlayınca, kuvvetin de, sonradan var olduğu, ezeli olmadığı anlaşılır.<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, maddenin ezeli olduğunu s&ouml;ylemek, tabiat kuvvetlerinin sonradan olduklarını, ezeli olmadıklarını ortaya koymaktadır.<br />
<br />
Fen ve tabiat bilginleri, bir&ccedil;ok bitki ve hayvan nesillerinin t&uuml;kenip yok olduklarını, bir&ccedil;ok t&uuml;rlerin de, sonradan meydana geldiklerini anlamışlardır. Canlı, cansız her şeyin bir &ouml;mr&uuml; vardır. Her şeyin &ouml;mr&uuml;, yani varlıkta kalma zamanı başkadır. &Ouml;mr&uuml; saniye ile &ouml;l&ccedil;&uuml;len varlıklar olduğu gibi, asırlarca yaşayanlar da vardır. En uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; varlıklar, element denilen basit cisimlerdir. Bunların &ouml;m&uuml;rlerinin &ccedil;ok uzun olması, tabiat&ccedil;ıları şaşırttığı i&ccedil;in, <b>(Cisimler yok olur, maddenin fizik ve kimya &ouml;zellikleri değişir; fakat madde yok olmaz)</b> demişlerdir. Halbuki, maddenin, cisimlerin değişmelerinin sonsuz olarak, b&ouml;yle gelip, b&ouml;yle gideceğini s&ouml;ylemek, ister istemez, ezeli ve ebedi olan varlığa inandığını s&ouml;ylemek ve kabul etmektir. Bu da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığının, &ouml;ncesiz olduğunu, maddecilerin ve tabiat&ccedil;ıların da ink&acirc;r edemeyeceklerini g&ouml;stermektedir.<br />
<br />
Ateistler, canlı cansız, her şeyin sonsuz olarak, birbirlerinden meydana geldiklerini, bu arada, elementlerin hi&ccedil; yok olmadıklarını s&ouml;yl&uuml;yorlar. Halbuki, elementler de atomlardan meydana gelmiştir. Atom yığınlarıdır. Atomlar da yoktan var edilmiştir. Elementler sonsuz &ouml;ncelerde var olup, her şey bunların &ccedil;eşitli birleşmelerinden, &ouml;ncesiz meydana gelseydi, bunları birleştirmek i&ccedil;in, sonsuz &ouml;ncelerde, muazzam enerjinin, sonsuz kudretin bulunması gerekirdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, enerji olmadan, atomlar birleşemez. &Ouml;ncesiz olması gereken o kudret, her şeyi yoktan yaratanın kudretidir. Demek ki, ateist de kendi mantığına g&ouml;re, ister istemez, Allah&rsquo;ın varlığını kabul etmiş olmaktadır. Atomlar da, elementler de, sonsuz &ouml;ncelerde yoktu, sonradan oldu. &Ouml;ncesiz olan yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<br />
<br />
Diyorlar ki: Bir şeyin var olması i&ccedil;in, o şeyi meydana getiren şeyin &ouml;nceden var olması gerekir. Bunun da var olması i&ccedil;in, bunu meydana getiren şeyin de var olması gerekir. &Ouml;ncesiz demek, ucu, başlangıcı yok demektir. Başlangı&ccedil;ta bir şey olmazsa, ondan meydana gelecek şeyler de olmaz. Mevcut şeylerin hi&ccedil;birinin var olmaması gerekir. O halde, her maddenin, her cins varlığın, &ouml;nceden yok iken sonradan var edilmiş, tek bir şeyden &ccedil;oğaldığı anlaşılmaktadır.<br />
<br />
Maddecilerin (<b>sonsuz &ouml;ncelerde var olmak</b> = &ouml;ncesiz var olmak) s&ouml;zleri, maddeler, cisimler i&ccedil;in, m&uuml;mk&uuml;n değildir. Ancak madde olmayan, bir yaratıcı i&ccedil;in bu m&uuml;mk&uuml;n ve gereklidir. Varlıkların meydana gelmesinde &ccedil;elişki olmaması, yani bir başlangıcın olması i&ccedil;in bu şarttır.<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, ezeli olan yani &ouml;ncesiz, madde olmayan bir varlık vardır. Bu varlık ink&acirc;r edilirse, şu g&ouml;r&uuml;len b&uuml;t&uuml;n varlıklar ink&acirc;r edilmiş olur. Mevcut varlıkları ink&acirc;r etmek m&uuml;mk&uuml;n olmadığına g&ouml;re, zaruri olarak bunları yoktan yaratan ve kudreti sonsuz olan bir varlığa inanmak mecburiyeti ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Bu varlık elbette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ın varlığı<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;ın varlığının kendinden olduğu, sonradan var olmadığı nasıl ispat edilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ahmed Asım Efendi buyuruyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, h&acirc;ş&acirc; ezeli olmasaydı, sonradan var olsaydı, Onu yaratan bir yaratıcı bulunurdu. Bu yaratıcı ezeli ise, Allah odur. Sonradan var olduysa, onu da yaratan biri lazım olur. B&ouml;ylece, ezeli olmayan yaratıcılar zinciri mevcut olur. Bu zincire <b>tesels&uuml;l</b> denir. Tesels&uuml;l ise imk&acirc;nsızdır. Ş&ouml;yle ki: Bir şeyin sonsuz yaratıcılarını, birinciden başlayarak, sonsuz olarak, yan yana dizelim. İkinci yaratıcıdan başlayarak, ikinci bir sıra daha d&uuml;ş&uuml;nelim. Sonsuza giden ikinci sıra, birinci sıradan bir noksan olduğu i&ccedil;in, kısadır. Kısa olana sonsuz denilemez. İkinci sıra, sonsuz olamadığı i&ccedil;in, bundan bir fazla olan birinci sıra da, sonsuz olamaz. Yani, bir ucu sonsuza giden yarım doğru d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lebilir; fakat b&ouml;yle bir şey mevcut olamaz. Tesels&uuml;l olamaz. Sonsuz sayıda yaratıcılar olamaz. Sonsuz var olan bir yaratıcı olur. Bu tek yaratıcı, ezelidir, ebedidir, sonsuz olarak vardır. Varlığı kendindendir, başkasından değildir. <b>(Emali kasidesi şerhi)</b></p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3857]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 23:45:06 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’a iman nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Allah&rsquo;a iman ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanın birinci şartı,<b> Allah&rsquo;a </b>imandır. Ament&uuml;&rsquo;deki, <b>(billahi) </b>ifadesi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına, birliğine inanmayı, iman etmeyi bildirmektedir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; birdir, Ondan başka ilah yoktur. Her şeyi yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Yerde ve g&ouml;klerde bulunan b&uuml;t&uuml;n varlıkları, maddeleri, cisimleri, &ouml;zellikleri, olayları, kuvvetleri, kanunları, bağlantıları yaratan, yalnız Odur. Ondan başka yaratıcı yoktur. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Her şeyi yaratan Allah&rsquo;tır.)</b> [Z&uuml;mer 62]<br />
<br />
<b>(Her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah&rsquo;tır.) </b>[M&uuml;min 62]<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ı tanımak<br />
Sual:</b> (Allah&rsquo;ı tanıyan kurtulur) deniyor. &Ccedil;oğu, dua ediyor. Dua edenler Allah&rsquo;ı tanımamış mı oluyor? Allah&rsquo;ı tanımak ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah demekle, dua etmekle, Allah tanınmış olmaz. Mesela, Ehl-i kitap da Allah diyor veya bid&rsquo;at fırkaları da Allah diyor. Selefiler, (Allah g&ouml;kte) diyor. Bazı kimseler de, tabiatı yaratıcı bilip, sıkışınca Allah diyorlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın tek yaratıcı ve mutlak kudret sahibi olduğuna inanmıyorlar. Bunlar Allah&rsquo;ı tanımış olmuyorlar.<br />
<br />
Tanımak, &ouml;nce <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;deki altı esasa dinimizin bildirdiği şekilde inanmakla olur. İkincisi, sevmek ve itaat etmek şarttır. Onun emir ve yasaklarına meydan okuyan, ink&acirc;r eden, Onu tanımış olmaz. S&ouml;z dinlemeyenin, mesela haramlardan ka&ccedil;mayıp ibadetleri yapmayanın, (Ben Allah&rsquo;ı iyi tanıyorum) demesi, yalancılık olur.<br />
<br />
<b>Allah&#39;ı tanımak<br />
Sual:</b> Allah&#39;ı tanımak nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın z&acirc;t&icirc; ve s&uuml;but&icirc; sıfatları bilinirse mesele kalmaz. Her bakımdan Allah&#39;ı tanımak m&uuml;mk&uuml;n olmaz. Mesela ezel&icirc;dir deniyor. Ezel&icirc; olmayı anlayamayız. İhl&acirc;s suresinde, (Doğmadı) buyuruluyor. Bunu da anlamak m&uuml;mk&uuml;n olmaz. Sadece inanacağız. Zatı hakkında bir şey d&uuml;ş&uuml;nmek zararlı olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>(O hi&ccedil; bir şeye benzemez)</b> buyuruluyor. O zaman bir şeye kıyas yapmak yanlış olur. Bunun i&ccedil;in &acirc;limlerimiz, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanımak, anlaşılamayacağını anlamaktır. Yani akılla anlaşılmaz)</b> buyurmuşlardır.</p>

<p align="left"><strong>K&acirc;inat tesad&uuml;fen yaratılmamıştır!..<br />
Sual: Kendilerini bilim adamı diye tanıtan bazı kimseler, &quot;bu k&acirc;inat ve i&ccedil;indekiler rastgele, tesad&uuml;fen olmuştur, bir yaratıcısı yoktur&quot; diyorlar. Bunların s&ouml;zlerinde ger&ccedil;eklik payı olabilir mi?<br />
Cevap:</strong> D&uuml;nyanın her yerinde ayrı ayrı manzaralar var. İnsan bakmaya doyamıyor. Bunlar kendi kendisine mi var olmuş? Her varlık, hep hesaplı ve d&uuml;zenli, sanki her şey aynı bir makineden &ccedil;ıkmış gibi. Her şey fizik, kimya, biyoloji, astronomi kanunlarına bağlı. Hele, insanın yaratılışındaki ahenk ve nizam! İ&ccedil;imizdeki organların, bir makinenin par&ccedil;aları gibi, birlikte &ccedil;alışması, anlayanları hayran bırakmaktadır. Darwin bile;<br />
&ldquo;G&ouml;z&uuml;n yapısındaki intizamı, incelikleri d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e, hayretten tepem atacak gibi oluyor&rdquo; demiş.</p>

<p align="left">B&uuml;t&uuml;n varlıklar, birbirlerine değişmez kanunlarla bağlı. Dine inanan b&uuml;t&uuml;n din sahipleri, bunları yaratan, bilen, bir <strong>H&acirc;lık</strong> yani Yaradan var diyor. Hi&ccedil;bir dine inanmayanlar ise, her şey rastgele, tesad&uuml;fle var olmuş diyor. Her şeyin sahibi yaratıcısı, Peygamberleri ile haber de g&ouml;nderiyor.<br />
<strong>(Her şeyi ben yarattım. Hepinizin sahibi benim. Bana inanırsanız, sizi Cennetime koyacağım. Sayısız nimetler vereceğim. Sonsuz zevk ve saadet i&ccedil;inde yaşayacaksınız. Peygamberlerime inanmayanları Cehennemde sonsuz cezalandıracağım)</strong> diyor.</p>

<p>Cennet ve Cehennem yok ise, Peygamberlere, ahirete inanmış olanlar, aldanmış ise, bunlar hi&ccedil; zarar g&ouml;rmeyecek. Fakat Peygamberlerin s&ouml;zleri doğru olduğundan, bunlara inanmayanlar ve bunların s&ouml;zlerini değiştirenler, sonsuz azap g&ouml;receklerdir.</p>

<p><strong>Her şeyi yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır<br />
Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tam iman edebilmek i&ccedil;in, nasıl inanmalı, neleri bilmelidir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Mevl&acirc;n&acirc; H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri, İ&rsquo;tik&acirc;dn&acirc;me kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İmanın altı şartından birincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n varlıkların yaratıcısı olduğuna inanmaktır. D&uuml;nya ve ahiret &acirc;leminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır diye kesin inanmaktır. Her maddeyi, atomları, molek&uuml;lleri, elementleri, bileşikleri, organik cisimleri, h&uuml;creleri, hayatı, &ouml;l&uuml;m&uuml;, her olayı, her reaksiyonu, her &ccedil;eşit kuvveti, enerji &ccedil;eşitlerini, hareketleri, kanunları, ruhları, melekleri, canlı cansız her varı, yoktan var eden ve hepsini, her an varlıkta bulunduran, yalnız Odur. Hi&ccedil;bir şeyi yok iken, bir anda yarattığı gibi, her zaman, birbirlerinden de var etmektedir. Kıyamet g&uuml;n&uuml;, her şeyi bir anda yine yok edecektir.</p>

<p>Her varlığın yaratanı, sahibi, h&acirc;kimi Odur. Onun h&acirc;kimi, amiri, &uuml;st&uuml;n&uuml; yoktur diye inanmak lazımdır. Her &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, her kemal sıfat, Onundur. Onda, hi&ccedil;bir kusur, hi&ccedil;bir noksan sıfat yoktur. Dilediğini yapabilir. Yaptıkları, kendine veya başkasına faydalı olmak i&ccedil;in değildir. Bir karşılık i&ccedil;in yapmaz. Bununla beraber, her işinde, hikmetler, faydalar, ve ihsanlar vardır.</p>

<p>Kullarına iyi, faydalı olanı vermeye, kimisine sevap, kimisine azap yapmaya mecbur değildir. Asilerin, g&uuml;nah işleyenlerin hepsini Cennete koysa, ihsanına yakışır. İbadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine uygun olur. Fakat iman edenleri Cennete sokacağını, bunlara sonsuz nimetler vereceğini, k&acirc;firlere ise, Cehennemde sonsuz azap edeceğini dilemiş ve bildirmiştir. B&uuml;t&uuml;n canlılar iman etse, itaat etse, Ona hi&ccedil;bir faydası olmaz. B&uuml;t&uuml;n &acirc;lem k&acirc;fir, azgın, taşkın olsa, karşı gelse, Ona hi&ccedil;bir zarar vermez. Kul, bir şey yapmak dileyince, O da isterse, o şeyi yaratır. Kullarının her hareketini ve her şeyi yaratan Odur. O dilemezse, yaratmazsa, hi&ccedil;bir şey hareket edemez. Onun işine, kimse karışamaz. Şirkten, k&uuml;f&uuml;rden başka, herhangi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı işleyip, t&ouml;vbesiz &ouml;len kimseyi, dilerse affeder, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir g&uuml;nah i&ccedil;in de dilerse azap eder. K&acirc;fir, m&uuml;rtet olarak &ouml;lenleri hi&ccedil; affetmeyeceğini, bunlara sonsuz azap edeceğini bildirmiştir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğu kısaca nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, b&uuml;t&uuml;n varlıkları yarattı. Her şey yok idi. Yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. O hep vardır. Sonradan var olmuş değildir. &Ouml;nceden yok olsaydı, Onu var eden bir kuvvetin bulunması l&acirc;zım olurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, var olmayan bir şeyi yaratacak kuvvet olmazsa, o şey hep yok olur, var olamaz. Onu yaratan kuvvet sahibi hep var idi ise, işte Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu kuvvet s&acirc;hibi olan sonsuz varlıktır. Yok eğer, bu yaratıcı kuvvet sahibi de, sonradan var olmuştur denirse, bunu da var edenin bulunması l&acirc;zım olur. B&ouml;ylece, sonsuz sayıda var edicilerin bulunması l&acirc;zım olur. Bu ise, var edicilerin bir başlangıcının bulunmaması demektir. İlk var edicinin bulunmaması, bunun var edeceklerinin de bulunmaması demek olur. Var edici var olmayınca, yoktan var edilmiş olan bu g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z veya işittiğimiz madde ve ruh &acirc;leminin de bulunmaması l&acirc;zım olur. Maddeler ve ruhlar var oldukları i&ccedil;in, bunların yalnız bir yaratıcılarının da bulunması ve hep var olması l&acirc;zımdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=171"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 171)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3853]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 20:48:17 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İlk insanlar vahşi miydi?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İlk insanların vahşi olduğu s&ouml;yleniyor. İlk insan Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e, yaşamak i&ccedil;in gerekli olan gıda, elbise, alet gibi şeyleri ve bunları elde etmenin yollarını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bildirmedi mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bildirdi. Hazret-i &Acirc;dem ve &ccedil;ocukları, ilimsiz, fensiz, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z değildi. Hazret-i &Acirc;dem ve ona iman eden torunları şehirlerde yaşarlardı. Okuma, yazma bilirlerdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, &ccedil;ift&ccedil;ilik gibi sanatları vardı. İslam harfleriyle g&ouml;nderilen yazı, ilk insan Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;le birlikte d&uuml;nyaya yayılmıştır. Daha sonra torunlarından ırklar, &ccedil;eşitli diller ve alfabeler meydana &ccedil;ıkmıştır. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Bug&uuml;n, Asya, Afrika &ccedil;&ouml;llerinde ve Amerika ormanlarında vahşiler yaşadığı gibi, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den sonra da bilgisiz, basit yaşayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı ne bug&uuml;nk&uuml;, ne de ilk &ccedil;ağdakilerin hepsi i&ccedil;in, vahşi denilemez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, Hazret-i &Acirc;dem&#39;e g&ouml;nderdiği kitaplarda, iman edilecek hususlar, &ccedil;eşitli dillerde l&uuml;gatler, namaz, oru&ccedil;, gus&uuml;l, bir&ccedil;ok sanatlar, tıb, ila&ccedil;lar, aritmetik, geometri gibi şeyler bildirilmişti. Altın para basılmıştı.<br />
<br />
Taş devri, tun&ccedil; devrinin aslı yoktur. İnsanların maymundan gelmesi, uzay insanları, Ufo yalanları gibi bu da hayal mahsul&uuml;d&uuml;r. Bir karıncayı, bir h&uuml;creyi bile yaratmaktan aciz olan dinsizler, b&uuml;t&uuml;n k&acirc;inatı yoktan yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ink&acirc;r maksadıyla b&ouml;yle şeyler uyduruyorlar. Her şeye g&uuml;c&uuml; yeten Cenab-ı Hak, ilk insan ve ilk Peygamber olan Hazret-i &Acirc;dem&#39;e her ilmi &ouml;ğretti. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(&Acirc;dem&#39;e b&uuml;t&uuml;n isimleri &ouml;ğretti.) </b>[Bekara 31]<br />
<br />
Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de ş&ouml;yle:<br />
<b>(&Acirc;dem, Cennetten d&uuml;nyaya inince, Hak te&acirc;l&acirc;, ona her sanatı, her ilmi &ouml;ğretti.) </b>[Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e bin &ccedil;eşit sanat &ouml;ğretip buyurdu ki: Evlat ve z&uuml;rriyetin, bir sanatla rızkını talep etsin! Dini ge&ccedil;im vasıtası yapmasın!)</b> [Hakim]<br />
<br />
İlk insanların işaretle anlaştıkları da yalandır. Hristiyan ve yahudiler de, Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in Cennette meleklerle konuştuğunu kabul ederler. Hadis-i şerifte, <b>(&Acirc;dem, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile konuşan bir Peygamberdir) </b>buyuruldu. (Beyheki)<br />
<br />
Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in &ccedil;ocukları, kafilelerle başka başka &uuml;lkelere gittiler. Ayrı dil ile konuştular. B&ouml;ylece babalarının bildiği dilleri unuttular. <b>(Mirat-i K&acirc;inat)</b><br />
<br />
Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den sonra medeniyette gerileyen kavimler olmuştur. Buna rağmen Hazret-i Nuh zamanında da maden ocakları işletilip, &ccedil;eşitli aletler, makineler yapılmıştı. Hazret-i Nuh&rsquo;un gemisinin, kazanı kaynayarak hareket ettiği, yani buharlı gemi olduğu Kur&#39;an-ı kerimde bildiriliyor. <b>(Hud </b>40<b>)</b><br />
<br />
Kazılarda medeniyetlere rastlanması, eski insanların vahşi olmadıklarını g&ouml;stermektedir. Kazılarda ilkel toplumlara da rastlanması, medeniyetlerin, zirveye &ccedil;ıktığını, sonra &ccedil;eşitli sebeplerle yıkıldığını g&ouml;stermektedir. Her medeniyet yok olunca, yenisini kurmak i&ccedil;in sıfırdan başlamak gerekir.<br />
<br />
Medeniyet grafiği inip &ccedil;ıkmıştır. Medeniyetlerin zirvedeki durumlarını g&ouml;r&uuml;p, eski insanların hepsine medeni demek nasıl m&uuml;mk&uuml;n değilse, medeniyetler yıkılınca yeni kurulan medeniyet seviyesi &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;k olanlara da bakıp hepsi vahşi idi denilemez.<br />
<br />
Putlara tapınılan bir toplum bulununca, ilk insanların &ccedil;ok tanrıya taptığı da s&ouml;ylenemez. Yani ilk insanlar &ccedil;ok tanrıya tapardı, sonra tek tanrıya taptılar g&ouml;r&uuml;ş&uuml; &ccedil;ok yanlıştır. İlk insan ve aynı zamanda ilk peygamber olan &Acirc;dem aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ibadet ederdi. Asırlar sonra puta tapanlar &ccedil;ıkmıştır. Şimdi bile yery&uuml;z&uuml;nde &ccedil;eşitli dinler mevcuttur. Ateşe, ineğe tapanlar vardır. Herhangi bir sebeple bug&uuml;nk&uuml; medeniyet yıkılsa, Hindistan&rsquo;da bir kazı yapılsa, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya ineğe tapıyordu mu denir?<br />
<br />
Bu vesikalar g&ouml;steriyor ki, ilk insanlar vahşi değildi. Taş, tun&ccedil; devri gibi devirlerin yalan olduğu pek a&ccedil;ıktır, ilimle alakası yoktur. Evrimcilerin ve devrimcilerin uydurmasıdır. Onlar, kendi teorilerine bilim derler. Evrim tenkit edilse, siz bilime karşı &ccedil;ıkıyorsunuz diye M&uuml;sl&uuml;manları k&ouml;t&uuml;lemeye &ccedil;alışırlar. Dinimiz kesinlikle ilme karşı değildir. Zaten din ayrı, ilim ayrı değildir. Fen ilmi İslam&icirc; ilimlerin bir koludur. (Din, ilme aykırıdır) demek, evrimci ve devrimcilerin bir iftirasıdır.<br />
<br />
<b>Dillerin meydana &ccedil;ıkışı</b><br />
Dinsizler, hi&ccedil;bir vesikaya dayanmadan, sırf dinleri ink&acirc;r i&ccedil;in, ilk insanın konuşma bilmediğini, işaretle anlaştığını s&ouml;yl&uuml;yorlar ise de hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;dem aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile konuşan bir peygamberdir.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem aleyhisselama, şu anda d&uuml;nyada mevcut b&uuml;t&uuml;n dilleri &ouml;ğretti. &Acirc;dem aleyhisselam da, Arap&ccedil;a, S&uuml;ryanice, İbranice ve diğer b&uuml;t&uuml;n dillerde kitaplar yazıp her dil ile konuşmuştur. Bu husustaki delillerden biri Bekara suresinin, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem&#39;e b&uuml;t&uuml;n isimleri &ouml;ğretti) </b>mealindeki &acirc;yet-i kerimesidir.<br />
<br />
Hazret-i &Acirc;dem, Hak te&acirc;l&acirc;dan &ouml;ğrendiği i&ccedil;in, varlıkların adlarını, b&uuml;t&uuml;n dil ve l&uuml;gatları biliyordu. &Ccedil;ocukları b&uuml;t&uuml;n dilleri konuşuyordu. Hazret-i &Acirc;dem vefat edince, &ccedil;ocukları kafileler halinde başka başka &uuml;lkelere gittiler. Her kafile, ayrı bir dil ile konuşuyordu. B&ouml;ylece &ccedil;ocukları babalarının konuştuğu diğer dilleri unutmuşlardı. O anda konuştukları dil ile kaldılar. <b>(Mirat-ı K&acirc;inat)</b></p>

<p><strong>İlk insanlar vahşi değildi<br />
Sual: Tarih kitaplarında ilk insanlar, yemesini, giyinmesini, konuşmasını bilmeyen vahşi kimseler olarak tanıtılmaktadır. Ger&ccedil;ekten ilk insanlar, ilkel, vahşi mi idi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İlk insanlar, bazı tarih&ccedil;ilerin zannettiği ve İslam dinine inanmayanların uydurduğu gibi, ilimsiz, fensiz, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z, &ccedil;ıplak, vahşi kimseler değildi. Bug&uuml;n bile, Asya, Afrika &ccedil;&ouml;llerinde ve Amerika ormanlarında tun&ccedil; devrindekilere benzeyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit yaşayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı, ne bug&uuml;nk&uuml;, ne de ilk insanların hepsi i&ccedil;in, vahşidir denilemez. &Acirc;dem aleyhisselam ve Ona iman eden m&uuml;minler şehirlerde yaşardı. Okuma, yazma bilirlerdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, &ccedil;ift&ccedil;ilik, ekmek yapmak gibi sanatları da vardı.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem aleyhisselama on kitap g&ouml;nderdi. Bu kitaplarda, iman edilecek esaslar, &ccedil;eşitli dillerde l&uuml;gatler, her g&uuml;n bir vakit namaz ki bunun sabah namazı olduğu ibni &Acirc;bid&icirc;nde yazılıdır, gus&uuml;l abdesti almak, oru&ccedil; tutmak, leş, kan, domuz yememek, bir&ccedil;ok sanatlar, tıp, ila&ccedil;lar, hesap, matematik, geometri gibi şeyler bildirilmişti. Altın &uuml;zerine para dahi basmış, maden ocakları işletilip aletler yapılmıştı. Nuh aleyhisselamın gemisinin, ateş yanarak, kazanı kaynayarak hareket ettiğini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. Bazı tarih&ccedil;iler, hi&ccedil;bir vesikaya dayanmadan, yalnız dinleri ink&acirc;r etmek, Peygamberleri k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmek maksadı ile, ilk insanlar vahşi idi, bir şey bilmezdi diyerek, &Acirc;dem, Şit ve İdris aleyhim&uuml;sselam gibi Peygamberlerin birer masal, birer hurafe olduğunu g&ouml;stermek, b&ouml;ylece M&uuml;sl&uuml;man evlatlarını dinsiz, imansız yapmak istemişlerdir.</p>

<p><strong>Sual: Bazı tarih kitapları ilk insanların vahşi olduğunu, hi&ccedil;bir şey bilmediklerini yazmaktadır ger&ccedil;ekten bunların aslı var mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cenneti ve Cehennemi yaratmış, her ikisini de, cin ve insan ile dolduracağını haber vermiştir. Bunun i&ccedil;in, ilk insan olan &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, her zaman, yery&uuml;z&uuml;nde imanlılar ve dinsizler bulunmuş ve birbirleri ile atışmış, &ccedil;arpışmıştır. Dinsizler, Allah&#39;tan başka şeylere tapınmış, imanlılar ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği Peygamberlere ve kitaplara tabi olmuştur.</p>

<p>İlk insanlar, bazı tarih&ccedil;ilerin zannettiği gibi ve İslam dinine inanmayanların uydurduğu, filmlerde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, ilimsiz, fensiz, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z, &ccedil;ıplak, vahşi kimseler değildi. Evet bug&uuml;n, Asya, Afrika &ccedil;&ouml;llerinde ve Amerika ormanlarında Tun&ccedil; &Ccedil;ağı&#39;ndekilere benzeyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit yaşayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı, ne bug&uuml;nk&uuml;, ne de ilk insanların hepsi i&ccedil;in, vahşidir, hi&ccedil;bir şey bilmezlerdi denilemez.</p>

<p>&Acirc;dem aleyhissel&acirc;m ve ona iman edenler şehirlerde yaşardı. Okumak, yazmak bilirdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, &ccedil;ift&ccedil;ilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mın boyu ve &ouml;mr&uuml; kesin olarak bildirilmedi. Bir rivayette, bin sene yaşayıp, beş y&uuml;z yaşında iken Peygamber oldu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine on kitap g&ouml;nderdi. Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m, kendisine oniki kerre gelmişti.</p>

<p>Bu kitaplarda, iman edilecek şeyler, &ccedil;eşitli dillerde l&uuml;gatler, s&ouml;zl&uuml;kler, her g&uuml;n bir vakit namaz kılmak ki, bunun sabah namazı olduğu ibni &Acirc;bid&icirc;nde yazılıdır, gus&uuml;l abdesti almak, oru&ccedil; tutmak, leş, kan, domuz yememek, bir&ccedil;ok sanatlar, tıp, ila&ccedil;lar, hesap, hendese yani geometri gibi şeyler bildirilmişti. Altın &uuml;zerine para dahi basmış, maden ocakları işletilip aletler yapılmıştı.</p>

<p>N&ucirc;h aleyhissel&acirc;mın gemisinin, ateş yanarak, kazanı kaynayarak hareket etdiğini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. Bazı tarih&ccedil;iler, hi&ccedil;bir vesika ve incelemeye dayanmadan, yalnız dinleri ink&acirc;r etmek, Peygamberleri k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmek maksadı ile, ilk insanlar vahşi idi, bir şey bilmezdi diyerek, &Acirc;dem, Ş&icirc;t ve İdr&icirc;s aleyhim&uuml;ssel&acirc;m gibi Peygamberlerin birer masal, birer hurafe olduğunu g&ouml;stermek, b&ouml;ylece M&uuml;sl&uuml;man evlatlarını dinsiz, imansız yetiştirmek istiyorlar.</p>

<p><strong>Sual: İnsanın maymundan yaratıldığını s&ouml;yleyen Darwincilere karşı neler s&ouml;ylenebilir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> İsl&acirc;m d&uuml;şmanları, M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;ocuklarını aldatmak i&ccedil;in, fen adamı şekline giriyorlar. İnsanlar maymundan yaratıldı diyorlar. Darwin ismindeki İngiliz doktoru b&ouml;yle s&ouml;yledi diyorlar. Bunlar yalan s&ouml;yl&uuml;yorlar. Darwin b&ouml;yle bir şey s&ouml;ylemedi. Canlılar arasında hayat m&uuml;cadelesini anlattı. <strong>(Nevlerin menşei) </strong>ismindeki kitabında, canlıların muhite uyduklarını, bunun i&ccedil;in, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. Bir cins, başka cinse d&ouml;ner demedi. İngiliz ilim birliğinin 1980 senesinde Salfordda d&uuml;zenlediği toplantıda Swansea &Uuml;niversitesi &ouml;ğretim &uuml;yesi Prof. John Durant: &ldquo;Darwinin insanın menşei ile ilgili g&ouml;r&uuml;şleri, modern bir efsane oldu. Bu efsane ilmi ve ictimai gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Tek&acirc;m&uuml;l masalları, ilmi araştırmalar &uuml;zerinde tahrip edici tesir yaptı. Tahrifata, l&uuml;zumsuz m&uuml;nakaşalara ve ilmin b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de suistimallerine yol a&ccedil;tı. Şimdi Darwinin teorisi, dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir d&uuml;ş&uuml;nce yığını bırakmıştır&rdquo; dedi. Prof. Durantın vatandaşı hakkında s&ouml;ylediği bu s&ouml;zler, Darwincilere ilm adına verilen en enteresan cevaplardan biridir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tek&acirc;m&uuml;l teorisinin değişik k&uuml;lt&uuml;r seviyesindeki insanlara anlatılmak istenmesinin asıl sebebi ideolojiktir. İlmi değildir. Bu teori materyalist felsefenin telkini i&ccedil;in bir vasıta olarak kullanılmaktadır. İnsan, maymundan oldu s&ouml;z&uuml;, ilmi bir s&ouml;z değildir. Fenni bir s&ouml;z de hi&ccedil; değildir. Darwinin s&ouml;z&uuml; de değildir. İlimden, fenden haberi olmayan cahil İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarının yalanlarıdır. İlim adamı, fen adamı, b&ouml;yle cahilce, sa&ccedil;ma s&ouml;z s&ouml;yleyemez. &Uuml;niversiteden diploma alan bir kimse, sefahate yani zevk ve eğlenceye başlayıp, bulunduğu ilim dalında &ccedil;alışmaz, okuduklarını da unutursa, bu kimse ilim adamı, fen adamı olamaz. İsl&acirc;m d&uuml;şmanlığı da yaparak, yalan ve yanlış s&ouml;zlerini, yazılarını, ilim ve fen olarak sa&ccedil;mağa kalkışırsa, cemiyet i&ccedil;in zararlı, al&ccedil;ak, hain bir mikrop olur. Onun diploması, etiketi, mevkii, bir g&ouml;steriş, gen&ccedil;leri avlayan bir tuzak olur. Yalanlarını, iftiralarını, ilim ve fen olarak sa&ccedil;an fen taklit&ccedil;ilerine, <strong>(Fen yobazı) </strong>denir. Bu fen yobazlarına aldanmamalıdır. <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=003&amp;bookPage=172" target="_blank"><strong>(İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı s. 172)</strong></a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a><br />
<strong>&nbsp;<br />
&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=549]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 15:14:57 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Herkesin emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapması, [iyiliği emredip k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &ouml;nlemeye &ccedil;alışması], mesela, bir haksızlık karşısında eylemlerde bulunması, farz değil mi? Haksızlık karşısında susmak caiz midir? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı diyelim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, g&uuml;c&uuml; yetene farzdır. Her g&uuml;c&uuml; yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(İ&ccedil;inizde, hayra &ccedil;ağıran, marufu emreden ve m&uuml;nkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.)</b> [&Acirc;. İmran 104]<br />
<br />
Maruf, dinimizin emrettiği, m&uuml;nker ise, dinimizin yasakladığı işlerdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur, cahillik, fitne ve fesat her yeri kaplar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Fitne</b> [bid&rsquo;at, sapıklık, k&uuml;f&uuml;r] <b>yayıldığı zaman, hakikati, doğruyu bilen bir kimse,</b> [imkanı nispetinde, s&ouml;z ile, yazı ile, gazete, dergi, radyo, tv ile] <b>başkalarına </b>[m&uuml;mk&uuml;n olan her yere ve herkese] <b>bildirsin,</b> [imkanı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], <b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, meleklerin ve b&uuml;t&uuml;n insanların laneti onun &uuml;zerine olsun!)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimin bir kısmı, kabirlerinden maymun ve domuz şeklinde kalkar. Bunlar Allah&rsquo;a isyan edenlere, nehy-i m&uuml;nker yapmayan kimselerdir.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Bir toplumda, g&uuml;c&uuml; yettiği halde, g&uuml;nah işleyenlere, mani olmayanlar, &ouml;lmeden &ouml;nce de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabına maruz kalırlar.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(K&ouml;t&uuml;l&uuml;k men edilmezse, azap o milletin hepsine birden iner.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Ge&ccedil;miş &uuml;mmetlerden bir kısmı &ccedil;eşitli azaba uğradı. Bunların arasında iyiler yok muydu) </b>denildiğinde, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Hep birlikte helak oldular. Zira g&uuml;nah işlenirken iyiler susmuştu.)</b> [Taberani]<br />
<br />
&Acirc;limlerin, g&uuml;&ccedil;leri yettiği kadar, fitneye sebep olmadan idarecilere, emr-i maruf yapması gerekir. Bir hadis-i şerifte de buyuruldu ki:<br />
<b>(Cihadın en kıymetlisi, zalim sultan yanında, hak yolu g&ouml;steren bir s&ouml;z s&ouml;ylemektir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Emr-i maruf yaparken, fitne &ccedil;ıkarmamaya &ccedil;ok dikkat etmelidir. Zarar geleceği bilinirken, g&uuml;nah işleyen herkese, emr-i maruf yapmak yanlıştır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette, bir kimseye, g&uuml;nah işleyene, ni&ccedil;in engel olmadığı sorulacak, o da, &ldquo;Onun zararından korktum, Allah&rsquo;ın affına g&uuml;vendim&rdquo; diyecek ve mazur g&ouml;r&uuml;lecektir.)</b> [İ. Mace]<br />
<br />
<b>(Zalimin zulm&uuml;n&uuml; değiştiremeyen, oradan hicret etmelidir.)</b> [Faideli Bilgiler]<br />
<br />
<b>(Bozuk bir işi</b> [nasihat ederek ve diğer meşru yollarla] <b>d&uuml;zeltemezseniz, sabredin! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu d&uuml;zeltir.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
Son hadis-i şerif, saldırganlığı değil, meşru yollardan &ouml;ğ&uuml;t verip sabretmeyi emretmektedir.<br />
Kudreti varken, g&uuml;c&uuml; yeterken, haram işleyene mani olmamak m&uuml;dahene olur.<br />
<br />
M&uuml;dahene, d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, dinden taviz vermektir. Haram işleyene veya yanında bulunanlara olan saygısı yahut dine olan bağlılığının gevşekliği, m&uuml;daheneye sebep olur.<br />
<br />
<b>G&uuml;nah işleyene m&uuml;dahale</b><br />
Fitne olmadığı, yani dinine veya d&uuml;nyasına zarar olmadığı zaman, haram ve mekruh işleyene mani olmak gerekir. Mani olmamak, susmak haram olur.<br />
<br />
M&uuml;dahene etmek, haram işlemeye razı olmayı g&ouml;sterir. Susmak &ccedil;ok yerde iyi ise de, g&uuml;c&uuml; yetenin hakkı, hayrı s&ouml;yleyecek yerde susması yanlıştır.<br />
<br />
İlmin zekatı, ancak ilmi &ouml;ğretmekle &ouml;denir. &Acirc;limin m&uuml;rekkebi, şehidin kanından &uuml;st&uuml;n olduğu hadis-i şerifle bildirilmiştir.<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yery&uuml;z&uuml;nde şehitlerden &uuml;st&uuml;n m&uuml;cahidleri vardır. Bunlar, emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker yapan kimselerdir.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
Hazret-i Ebu Bekir, <b>(Ya Resulallah, m&uuml;şriklerle savaştan başka cihad var mı)</b> diye sorunca, Peygamber efendimiz cevap olarak buyurdu ki:<br />
<b>(Evet, şehidlerden &uuml;st&uuml;n m&uuml;cahidler vardır. Emr-i maruf yaparlar, salihleri sever, facirlere buğzederler.)</b> [Tiby&acirc;n]<br />
<br />
Dinimizin temeli, imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Bunlar &ouml;ğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur.<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kendinizi ve &ccedil;oluk &ccedil;ocuğunuzu Cehennem ateşinden koruyun!)</b> [Tahrim 6]<br />
<br />
<b>K&ouml;t&uuml;ler de hizmet edebilir<br />
Sual: </b>Dine hizmet edecek kimselerin mutlaka salih M&uuml;sl&uuml;man olması mı gerekir? G&uuml;nahk&acirc;r insan da hizmet edemez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;yle bir şart yok. Herkes hizmet edebilir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu dini bir facirle de kuvvetlendirebilir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>Facir</b>, haramlara dalmış g&uuml;nahk&acirc;r ve k&ouml;t&uuml; insan demektir.<br />
<br />
<b>Emr-i maruf yaparken<br />
Sual:</b> Samimi olduğum arkadaşlarıma bile emr-i maruf yapamıyorum. Mesela birine, <b>(Seni sabah namazında g&ouml;remiyorum)</b> desem, teşekk&uuml;r etmeyi bırakın, ne bahaneler buluyor. Bu da yetmiyor. Sen benim kusurlarımı mı arıyorsun? Sen de şunları yapıyorsun ya diyor. Bir hakkı kabul etmemek neden ileri gelir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hakkı kabul etmemek kibirden ileri gelir. Kibirli kimse, tenkit edilmekten hi&ccedil; hoşlanmaz. Kendi ayıplarını g&ouml;rmeyip başkalarının kusurları ile meşgul olur. Bir &ccedil;ocuk bile, bir cahil bile bize bir nasihat verse, onu memnuniyetle kabul etmeliyiz. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Bir kimseye dini bir &ouml;ğ&uuml;t tebliğ edilirse, bu, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;nderilen bir nimettir. Ş&uuml;krederek onu kabul etmesi ne iyidir. Kabul etmezse Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun g&uuml;nahını arttırır ve ona daha fazla gazap eder.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
<b>Deli denilmedik&ccedil;e<br />
Sual: (Bir kimseye deli denilmedik&ccedil;e, imanı tamam olmaz) </b>hadis-i şerifindeki deliden maksat nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Deli, k&acirc;rını, zararını d&uuml;ş&uuml;nmeyen kimsedir. Bazı kimseler, insanların, d&uuml;nya ve ahiret saadetine kavuşması i&ccedil;in, aklını, fikrini dinin yayılmasına vermiştir. Hi&ccedil; k&acirc;rını, zararını d&uuml;ş&uuml;nmeden &ccedil;alışır. Kendi rahatını d&uuml;ş&uuml;nmez. İnsanlar b&ouml;yle kimselere <b>deli </b>derler. Eshab-ı kiramın hepsi b&ouml;yle &ccedil;alışmıştır.<br />
<br />
Bir İslam &acirc;limi, (Siz eshab-ı kiramı g&ouml;rseydiniz, deli derdiniz. Onlar sizi g&ouml;rseydi, acaba bunlar M&uuml;sl&uuml;man mı, diye teredd&uuml;t ederlerdi) buyuruyor. Hazret-i Ebu Bekir, insanların azap g&ouml;rmemesi i&ccedil;in kendi v&uuml;cudunun b&uuml;y&uuml;lt&uuml;lerek Cehenneme atılmasını istiyor. İşin mahiyetini bilmeyenler, b&ouml;yle merhametli M&uuml;sl&uuml;manlara <b>deli </b>diyebilirler. <b>(Mektubat-ı Rabbani)</b><br />
<br />
<b>Bor&ccedil;lunun yardımı</b><br />
<b>Sual:</b> Bor&ccedil;lu biri, dini yayan yani farz olan emr-i maruf g&ouml;revini yapan yerlere yardım edebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Taksitli bor&ccedil;ları varsa, yardım etmenin hi&ccedil; mahzuru olmaz. G&uuml;n&uuml; gelmiş &acirc;cil bor&ccedil;lar varsa imk&acirc;n nispetinde &ouml;demeye &ccedil;alışmalı. Bir kısmını da, emr-i maruf i&ccedil;in harcar.<br />
<br />
<b>Deli denene kadar<br />
Sual: </b>Ebu Ya&rsquo;la&rsquo;nın bildirdiği bir hadiste,<b> (Size mecnun </b>[deli] <b>denene kadar, Allah&rsquo;ı &ccedil;ok zikredin!)</b> deniyor. Allah&rsquo;ı &ccedil;ok zikredene, insanlar niye deli desinler ki?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir hadis-i şerifi, başka bir hadis-i şerif a&ccedil;ıklayabilir. Yukarıdaki hadis-i şerifi a&ccedil;ıklayan başka bir hadis-i şerifte, <b>(M&uuml;nafıklar size mecnun diyene kadar, Allah&rsquo;ı &ccedil;ok zikredin!)</b> buyuruldu. (İ. Ahmed)<br />
<br />
Genelde deli diyenler, m&uuml;nafıklar, m&uuml;rtedler ve dinsizlerdir. Şimdi dindar olana daha &ccedil;ok sofu deniyor, gerici deniyor. Meseleyi iyi bilmeyen M&uuml;sl&uuml;manlar da, dindar olana deli diyebilirler. Bir hadis-i şerifte, <b>(Bir kişiye deli denmedik&ccedil;e, o kişinin imanı tamam olmaz)</b> buyuruldu. (M. Rabbani 1/65)<br />
<br />
Buradaki deli de, aynı anlamdadır. Hizmet delisi m&acirc;nasındadır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs k&acirc;fir olduğu i&ccedil;in, bu hizmete engel olur. İnsan nefsini ayaklar altına alıp, bir kişiyi daha Cehennem ateşinden kurtarmak i&ccedil;in yola &ccedil;ıkarsa, insanların hidayeti i&ccedil;in gece g&uuml;nd&uuml;z demeden &ccedil;alışırsa, doğru din kitaplarını tavsiye eder ve bu kitapları, hi&ccedil;bir karşılık beklemeden tanıdıklarına verirse, m&uuml;nafıklar gibi, nefsi de ona, (Sen delisin) der. Cahil insanlar da deli der. Kimsenin kınamasından korkmamalı, hizmet delisi olmaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>İlmi yaymak cihaddır<br />
Sual: </b>Ehl-i s&uuml;nnet kitaplarını dağıtarak ilmi yaymak, cihad i&ccedil;in verilen sevaba kavuşturur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, kitap dağıtarak dini yaymak g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n cihadıdır ve bildirilen faziletlere kavuşturur. İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İlim &ouml;ğrenenle &ouml;ğreten, sevabda ortaktır.)</b> [Hat&icirc;b]<br />
<br />
<b>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda cihada </b>[savaşa]<b> verilen sevaba g&ouml;re, deniz yanında bir damla su gibidir. Cihad sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anil-m&uuml;nker sevabı yanında, denize nispetle bir damla su gibidir.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, ibadetlerin sevabı Allah yolunda savaşmanın sevabına g&ouml;re &ccedil;ok azdır. Bu cihad sevabı da emr-i marufun yanında denizde damla kalıyor. Emr-i maruf yaparak &ccedil;ok sevab kazanmak isteyen, nakli esas alan muteber din kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
Hatt&acirc; ilim &ouml;ğretmek, ilim &ouml;ğrenmekten daha sevabdır. İlim &ouml;ğrenenin ve &ouml;ğretenin rızkına Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kefildir. İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İlim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışanın rızkına Allah kefildir.)</b> [Deylem&icirc;, Hat&icirc;b]<br />
<br />
<b>(Cihada sarılın ki, sıhhat bulasınız ve zenginleşesiniz.)</b> [İ. Adiy]<br />
<br />
<b>Dine hizmet ederken<br />
Sual:</b> Dine hizmet etmek i&ccedil;in neler yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimize hizmet etmek i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;ağımızda bulunan savaş ara&ccedil;larının hepsini yapmaları ve kullanmaları farz-ı kif&acirc;yedir. Asrımızda gayrim&uuml;slimler her t&uuml;rl&uuml; propaganda yoluyla soğuk savaş yapıyor, İslamiyet&rsquo;e saldırıyor, gen&ccedil;leri aldatmaya uğraşıyorlar. M&uuml;sl&uuml;manlar, her t&uuml;rl&uuml; teknolojiyi kullanarak gayrim&uuml;slimlerin soğuk savaşına karşı koymalı. Kitap, dergi, gazete, radyo, TV ve internetle İslamiyet&rsquo;in &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, faydalarını hem M&uuml;sl&uuml;man yavrularına &ouml;ğretmeli, hem de b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya yaymalı. Bunu yapabilmek i&ccedil;in, İslam bilgilerinin fen kollarını da iyi &ouml;ğrenmeli.<br />
<br />
İslam&rsquo;a hizmet etmek ve din d&uuml;şmanlarının yalanlarını, iftiralarını y&uuml;zlerine &ccedil;arpabilmek isteyenlerin, l&uuml;zumlu fen bilgileriyle Ehl-i s&uuml;nnetin temel bilgilerini iyi kavramaları gerekir. Bu ikisinden birinde eksiği olanların İslamiyet&rsquo;e faydaları değil, zararları dokunur, fitneye sebep olurlar. <b>(Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder) </b>s&ouml;z&uuml; meşhurdur.<br />
<br />
Kur&rsquo;an kursları a&ccedil;ılmalı, ilmihal bilgileri de &ouml;ğretilmeli. Her M&uuml;sl&uuml;man, din bilgilerini &ouml;ğrettikten sonra, oğlunu liseye, &uuml;niversiteye de g&ouml;ndermeli. Dinini, vatanını seven M&uuml;sl&uuml;manlar, &ccedil;ocuklarını okutmazsa, devlet işleri, propaganda vasıtaları, art niyetli, k&ouml;t&uuml; kimselerin elinde kalır, dinsizlik yayılır. Dinimize, vatana ve millete hizmet etmek i&ccedil;in, &uuml;niversiteyi bitirmek ve daha da &ccedil;alışmak gerekir. Her g&uuml;n &ccedil;arpışan İslam ile k&uuml;f&uuml;rden biri, elbette &ouml;tekini yener. Bu &ouml;l&uuml;m kalım savaşına katılmayan, hatt&acirc; bundan haberi bile olmayanlar, &acirc;hirette ağır cezaya maruz kalacaklardır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; &ccedil;alışana yardım eder. Boş oturanı sevmez ve yardım etmez. O h&acirc;lde, dinimizi yaymak i&ccedil;in uygun şekilde &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>İlmi yaymak</b><br />
<b>Sual: </b>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdığı kitapları yaymak, onları yazan &acirc;limler gibi sevab kazanmaya sebep olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, bunlar birbirine bağlıdır. Din kitabı yazılmasa, din nasıl yayılabilir ki? Tersi de b&ouml;yledir. Bir kitap yazılır, &ouml;ylece rafta durur, yayılmaz ve okunmazsa insanlar faydalanamaz. Onun i&ccedil;in kitabı yazan zatlar, emr-i marufun &ouml;nemini bildiğinden, onun yayılması i&ccedil;in gerekli tedbirleri alır. Fıkıh ilmi &ouml;nemlidir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hayır murat ettiği, sevdiği kulunu fıkıh &acirc;limi yapar.)</b> [Taberan&icirc;, Beyheki, Bezzar]<br />
<br />
Yani hakiki &acirc;lim &ccedil;ok kıymetlidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sevdiği kimseleri &acirc;lim yapar. Daha &ccedil;ok severse bu &acirc;limi dinin yayılmasına hizmet ettirir. Dinin yayılmasına hizmet edenler de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgili kulları arasına girerler. Onun i&ccedil;in, <b>(Allah bir kulu severse fıkıh &acirc;limi yapar, daha &ccedil;ok severse fıkıh ilmini yayıcı yapar)</b> buyurulmuştur. Bu kitapların yayılması i&ccedil;in &ccedil;ok &ccedil;alışmalıdır. İmam-ı Rabbani hazretleri, bir zata yazdığı mektupta buyuruyor ki:<br />
Sizin bu nimete kavuşmanız, İslamiyet bilgilerini ve fıkıh h&uuml;k&uuml;mlerini yaymakla olmuştur. O h&acirc;lde, din bilgilerini ve fıkıh ahk&acirc;mını yaymaya elinizden geldiği kadar &ccedil;alışınız! Bu ikisi b&uuml;t&uuml;n saadetlerin başı, y&uuml;kselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. <b>(1/275)</b></p>

<p><strong>İslamın temeli, &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir<br />
Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in, nafile ibadet yapması mı yoksa insanların dinlerini doğru &ouml;ğrenmeleri i&ccedil;in &ccedil;alışması mı daha efdaldir?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;mın temeli, imanı, farzları, haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmediği zaman, İsl&acirc;miyet yıkılır, yok olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, M&uuml;sl&uuml;manlara Emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapmayı emrediyor. Yani benim emirlerimi, bildiriniz, &ouml;ğretiniz diyor ve Nehy-i anilm&uuml;nker emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız, diyor. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki:<br />
<strong>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretiniz. Emr-i ma&#39;r&ucirc;fu bırakır iseniz, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)</strong> Yine buyurdu ki:<br />
<strong>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i ma&#39;r&ucirc;f ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında, denize nazaran bir damla su gibidir.)</strong> İbni &Acirc;bid&icirc;nde;<br />
&ldquo;Fıkıh &acirc;liminin M&uuml;sl&uuml;manlara sağladığı faydanın sevabı, cihad sevabından &ccedil;oktur&rdquo; buyuruluyor.</p>

<p><strong>İsyan edenlere ses &ccedil;ıkarmamak<br />
Sual: Bazı kimseler, isyan eden, g&uuml;nah işleyenlere ses &ccedil;ıkarmamalı, kimseye karışmamalı diyor. Bu s&ouml;z&uuml;n doğruluk payı var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Abd&uuml;lk&acirc;dir-i Geyl&acirc;n&icirc; hazretleri Gunyet-&uuml;t-t&acirc;lib&icirc;n kitabında, emr-i ma&#39;rufu anlatırken;<br />
&ldquo;Bir kimse, bir g&uuml;nah işleyeni g&ouml;r&uuml;p de menedince, kendine zarar gelme ihtimali bulunduğu zaman, acaba menetmesi caiz olur mu? Elbette olur, hatta &ccedil;ok kıymetli olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in cihad etmek gibi sevap verilir. Hele zalimlerin elinden mazlumu kurtarmak ve memleketi k&uuml;f&uuml;r kapladığı bir zamanda imanı a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in olunca, b&ouml;yle zamanlarda, nehy-i m&uuml;nker yapılmasını &acirc;limler s&ouml;yl&uuml;yor&rdquo; buyuruyor.</p>

<p>Evliyanın b&uuml;y&uuml;kleri, sofiyyenin imamları, emr-i ma&#39;r&ucirc;fu ve nehy-i m&uuml;nkeri terk edici olsalardı, kitaplarında bunları yazarlar mı ve bu derece m&uuml;balağa ederler mi idi? Abd&uuml;lk&acirc;dir-i Geyl&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime, had&icirc;s-i şeriflere ve akla uygun şeylere <strong>Ma&#39;r&ucirc;f</strong>, bunlara uymayan şeylere <strong>M&uuml;nker</strong> denir.&rdquo; Had&icirc;kada buyruluyor ki:<br />
&ldquo;Nass ile ve m&uuml;ctehidlerin s&ouml;z birliği ile yasak edilen şeylere <strong>M&uuml;nker</strong> denir. Bunlar da iki kısımdır:<br />
Birinci kısım ma&#39;r&ucirc;f ve m&uuml;nkerler meydanda olup, &acirc;lim olan ve olmayan bunları bilir. Beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oru&ccedil; tutmak, zek&acirc;t vermek, haccetmek gibi şeylerin farz olduğu <strong>Ma&#39;r&ucirc;f</strong> ve zina, alkoll&uuml; i&ccedil;kilerin i&ccedil;ilmesi, hırsızlık, yankesicilik, faiz alıp vermek, başkasının malını gasbetmek ve bunlar gibi şeylerin haram olduğu <strong>M&uuml;nkerdir</strong>. Bunları her m&uuml;minin emir ve nehyetmesi lazımdır.</p>

<p>İkinci kısmı, yalnız &acirc;limler bilir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in, ne gibi şeylere ve nasıl inanmak lazım olduğu gibi. Bu kısımda olanları, &acirc;limler emir ve nehyeder. Eğer bir &acirc;lim, bunları bildirdi ise, &acirc;lim olmayanın da, g&uuml;c&uuml; yeterse, bildirmesi caiz olur. Her m&uuml;minin Ehl-i s&uuml;nnet itikadına yapışması, bozuk imandan, yani dalaletten ka&ccedil;ınması lazımdır.&rdquo;</p>

<p>Din bilgilerinde &acirc;lim olmayan kimse, bid&#39;at sahipleri ile m&uuml;nakaşa etmemeli, onlardan uzaklaşmalı, g&ouml;r&uuml;şmemelidir. İtikatları bozuk olduğu i&ccedil;in, onları sevmemeyi ibadet bilmelidir. Res&ucirc;lullah efendimiz bir had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(İmanında veya ibadetinde bid&#39;at, bozukluk bulunan bir kimseye, Allah i&ccedil;in sert bakanın kalbini, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; imanla doldurur ve korkudan korur)</strong> buyurdu.</p>

<p><strong>Sual: &quot;İnsanlar ni&ccedil;in hakkı, doğruyu zor kabul ederler?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefislere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya &acirc;şıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Haklı olduğu h&acirc;lde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir)</strong> buyurmaktadır.</p>

<p>Res&ucirc;lullah Efendimiz bir g&uuml;n Mu&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki:</p>

<p><strong>(Y&acirc; Mu&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her M&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hesap g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!)</strong></p>

<p>Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi &quot;f&acirc;ni&quot; yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de &quot;diri&quot; ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Din tahsili, din eğitimi yapıp da, insanlara fayda yerine zarar verenler olur mu?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Alimlerin d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olması, g&uuml;zel y&uuml;zlerine siyah leke gibidir. B&ouml;yle olan ilim adamlarının, insanlara faydası olur ise de, kendilerine olmaz. Dini kuvvetlendirmek, İsl&acirc;miyeti yaymak şerefi, bunlara ait ise de, bazen k&acirc;fir ve fasık da, bu işi yapar. Nitekim, Peygamber Efendimiz k&ouml;t&uuml; kimselerin de, dini kuvvetlendireceğini haber vermiş ve&nbsp;<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu dini, facir kimselerle de, elbette kuvvetlendirir)</strong>&nbsp;buyurmuştur. Bunlar, &ccedil;akmak taşına benzer. &Ccedil;akmak taşında enerji vardır. İnsanlar bu taştaki kudretten ateş yapar, istifade eder. Taşın ise, hi&ccedil; istifadesi olmaz. Bunların da ilimlerinden kendilerine fayda olmaz. Hatta, bu ilimleri, kendilerine zararlıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kıyamet g&uuml;n&uuml;, bilmiyorduk, g&uuml;nah olduğunu bilseydik yapmazdık diyemezler. Had&icirc;s-i şerifte buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml;nde, en şiddetli azap&nbsp;g&ouml;recek kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendi ilminden, kendisini faydalandırmadığı &acirc;limdir.)</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıymet verdiği ve her şeyin en şereflisi olan ilmi, mal, mevki kapmaya ve başa ge&ccedil;meye vesile edenlere, bu ilim zararlı olmaz mı? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıymet verdiği ilmi, Onun sevmediği yolda kullanmak, &ccedil;ok &ccedil;irkin bir iştir. Ders vermek, vaaz etmek, din&icirc;&nbsp;yazı, kitap, dergi &ccedil;ıkarmak, ancak, Allah rızası i&ccedil;in olduğu, mevki, mal, ş&ouml;hret kazanmak i&ccedil;in olmadığı zaman faydalı olur. B&ouml;yle temiz d&uuml;ş&uuml;nmenin alameti de, d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olmamaktır. Bu belaya d&uuml;şm&uuml;ş din adamları, hakikatte d&uuml;nya adamlarıdır. K&ouml;t&uuml; &acirc;limler bunlardır. Din, iman hırsızları bunlardır. Halbuki bunlar, kendilerini din adamı, ahiret adamı ve insanların en iyisi sanır ve tanıtır.</p>

<p>B&uuml;y&uuml;klerden biri şeytanı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor g&ouml;r&uuml;p, sebebini sorar. Şeytan cevap olarak; &ldquo;Zamanın din adamı ge&ccedil;inen, k&ouml;t&uuml; &acirc;limleri, insanları yoldan &ccedil;ıkarmakta, bana o kadar yardım ediyor ki, bu m&uuml;him işi yapmama l&uuml;zum kalmıyor&rdquo; demiştir.</p>

<p>Doğrusu, zamanımızda İsl&acirc;miyetin emirlerini yapmaktaki gevşeklikler ve insanların dinden y&uuml;z &ccedil;evirmesi, hep din adamı perdesi altında s&ouml;ylenen s&ouml;zlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyetlerinden dolayıdır.&rdquo;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=583]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 23:15:04 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İbadetlerin kabul olma şartları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Namazın ve diğer ibadetlerin kabul olması i&ccedil;in belli bir şart var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Namazın ve b&uuml;t&uuml;n ibadetlerin kabul olmaları i&ccedil;in, &ouml;nce insanın d&uuml;zg&uuml;n itikada [yani ehl-i s&uuml;nnet itikadına] sahip olması ve ibadetlerin sahih olmaları, sonra ihlas ile yapılmaları ve helale harama dikkat etmek şarttır.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Haram cilbab </b>[g&ouml;mlek] <b>ile kılınan namaz kabul olmaz.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(&Uuml;zerinde haramdan cilbab bulunan kimsenin ibadetlerini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(Yalnız bir lirası haramdan olan on lira ile alınmış elbise ile kılınan namaz kabul olmaz.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
Hazret-i Musa Tur&rsquo;a giderken, yolda, namaz kılıp ağlayarak dua eden bir zata rastladı, m&uuml;nac&acirc;tında mezkur zatın affı i&ccedil;in Cenab-ı Hakka niyaz ettiğinde, Cenab-ı Hak, <b>(Ya Musa! Ben o zatın namazını ve duasını kabul etmem. Zira, &uuml;st&uuml;ne giymiş olduğu elbisenin bedelinde haram vardır) </b>buyurdu. (İslam Ahlakı)<br />
<br />
Bir kimse kazancını kumardan elde etmeye &ccedil;alışsa, zamanla kumar işinde mahareti artar. Marangoz, terzi gibi helal bir meslek edinmek isteyene de işleri kolaylaştırılır. Onun i&ccedil;in daima helal kazan&ccedil; yollarını aramalıdır.<br />
<br />
Duanın kabul edilmesi i&ccedil;in bazı şartlar vardır. Bunlardan biri haram lokmadan sakınmaktır.<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Haramdan sakının! Midesine haram lokma girenin kırk g&uuml;n duası kabul olmaz.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Sad bin Ebi Vakkas hazretleri dedi ki:<br />
- Ya Resulallah, dua buyur da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim her duamı kabul etsin!<br />
Cevabında buyurdu ki:<br />
<b>- Duanızın kabul olması i&ccedil;in helal lokma yiyiniz! &Ccedil;ok kimse vardır ki, yedikleri ve giydikleri haramdır. Sonra ellerini kaldırıp dua ederler. B&ouml;yle dua nasıl kabul olunur?</b> [Şir&rsquo;a]<br />
<br />
<b>Haramdan sevap beklemek</b><br />
Haramdan sadaka verse, alan fakir de haramdan olduğunu bilerek, verene, Allah razı olsun dese veya Allah kabul etsin dese ve veren de, amin dese, ikisi de imanlarını kaybeder. Başka biri de &acirc;min dese, o da k&acirc;fir olur. <b>(Birgivi şerhi)</b><br />
<br />
Haram olduğu bilinen belli mal ile cami veya başka hayır yaptırmak ve bunlara karşılık sevap beklemek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> İbadetlerimin kabul olmadığını sanıp gevşek davranmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbadet yapmak kulluk vazifesidir. Bir kul ibadetlerinin kabul olmayacağını zannetse de ibadet yapmaya mecburdur. İbadet ederek, ibadetteki kusurlarına istigfar edip ağlamalıdır! Bu istigfar ve yalvarış belki ibadetlerin kabul olmasına sebep olur. İbadetler d&uuml;zg&uuml;n yapılınca, belki kibre, ucba sebep olur ve b&ouml;ylece kişi yine tehlikeye girer. Sonra ibadetlerin hepsi kabul olsa da, sayısız nimetlerin hangisinin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; eda edebilir? İbadetlerine g&uuml;venmek de doğru değildir. İbadet kulun vazifesidir. Kul, vazifesinde gevşeklik g&ouml;stermemelidir! <b>(Hadika)</b><br />
<br />
<b>İsteksiz ibadet</b><br />
<b>Sual: </b>Bazen i&ccedil;imizde ibadet isteği olduğu halde, bazen de farz namazları bile istemeden kıldığımız oluyor. Bu namazlar sahih oluyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, namaz sahih olur. Her zaman, &ouml;zellikle b&ouml;yle zamanlarda, tevbe ve istigfar ederek Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sığınmalı.<br />
<br />
<b>Sual: </b>İmam-ı Rabbani hazretleri, 105. mektubunda, &ldquo;<b>(Kalblerinde hastalık vardır)</b> mealindeki &acirc;yette bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hi&ccedil;bir ibadeti fayda vermez, belki zarar verir<b> </b>buyuruyor. Hasta iyi olmadık&ccedil;a, gıda ona fayda vermez&rdquo; diyor. Kalbdeki hastalık d&uuml;zelinceye kadar ibadete ara vermek mi gerekiyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;t&uuml;n ibadetler, zikirler kalbdeki hastalığı tedavi i&ccedil;indir. Yani hastalığın ilacıdır. Hastalığım ge&ccedil;ene kadar ila&ccedil; kullanmamalıyım denir mi hi&ccedil;?<br />
<br />
<b>(Haram işleyenlerin ibadetleri kabul olmaz)</b> buyuruluyor. Haramları terk edip ibadetlere sarılmak yerine, ibadetleri bırakıp haramlara dalmalı denir mi? Kabul olmaz demek ise, ibadetleri sahih olur, fakat sevapları &ccedil;ok azalır demektir. Bildirilen &acirc;yet-i kerimenin mealinin tamamı ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(Onların kalblerinde maraz</b> [nifak, haset hastalığı] <b>vardır. Allah da, </b>[İslam&rsquo;ı g&uuml;&ccedil;l&uuml; kılmasıyla onların kin ve nifak]<b> hastalıklarını artırdı. </b>[İnanmadıkları halde inandık diyerek]<b> yalan s&ouml;ylemeleri sebebiyle onlar i&ccedil;in elim </b>[&ccedil;ok şiddetli, ebedi] <b>bir azap vardır.) </b>[Bekara 10]<br />
<br />
&Acirc;yet-i kerime m&uuml;nafıklar, yani k&acirc;firler i&ccedil;in inmiştir.<br />
<br />
Kalbin en ağır hastalığı, Allah&rsquo;tan başkasına bağlanmasıdır. Neye bağlanıyorsa yani her ne Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya bağlanmasına engel oluyorsa mabudu o olur. Aslında onun mabudu, tapındığı şey, kendi nefsidir.<br />
<br />
Kalb, bu şekilde değil de, ibadetleri aksatmak, haramlara d&uuml;şk&uuml;nl&uuml;k y&uuml;z&uuml;nden hasta ise, tedavisine &ccedil;alışmalı. Buna kendi iradesi g&uuml;c&uuml; yetmeyebilir. Bunun en kestirme tedavisi, imam-ı Rabbani hazretleri gibi b&uuml;y&uuml;kleri &ccedil;ok sevmek, onların h&uuml;rmetine yardım istemektir.<br />
<br />
Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadık&ccedil;a, insanın kurtulması &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur.<br />
<br />
Hastalık ne ise tedavi ona g&ouml;re yapılır. Hastalık ink&acirc;r ise tedavisi imandır. Hastalık cimrilik ise tedavisi c&ouml;mertliktir. Hastalık yalan ise, doğru s&ouml;yleyerek bu hastalıktan kurtulmaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>Sahih olmayan ibadet kabul olmaz<br />
Sual:</b> Kitaplarda okuyoruz, bir kişinin y&uuml;z&uuml;nden hacca gidenlerin haccının kabul olduğu yazılıdır. Şimdi daha &ccedil;ok hacca giden var. Birinin olsun haccı kabul olmaz mı? Kabul olursa, artık bir g&uuml;n &ouml;nce haccı yapmanın ne mahzuru var da, bir g&uuml;n sonra Arafat&#39;a &ccedil;ıkılması tavsiye ediliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sahih olmakla kabul olmak farklıdır. Kabul olmanın birinci şartı, sahih olmaktır. Şartları yerine getirilmemişse, sahih olmaz. Sahih olmayan ibadet de kabul olmaz. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1-</b> Ramazan orucumuzu başka aylarda tutarsak, bu ibadetimiz sahih olmaz. Sahih olmayınca da kabul olmaz.<br />
<b>2-</b> Orucu g&uuml;neş batmadan a&ccedil;sak, o ibadet sahih olmaz. Sahih olmayınca da kabul olmaz.<br />
<b>3-</b> Namazlar, vakti girmeden kılınsa sahih olmaz. Sahih olmayınca da kabul olmaz.<br />
<b>4-</b> Gus&uuml;ls&uuml;z ve abdestsiz namaz kılınsa, sahih olmaz. Sahih olmayınca da kabul olmaz.<br />
<b>5</b>- Hac, hac g&uuml;nlerinde yapılmasa, başka g&uuml;nde yapılsa sahih olmaz. Hatta Arefe g&uuml;n&uuml;, Arafat&#39;a &ccedil;ıkılmasa<b>,</b> yine hac sahih olmaz. Sahih olmayınca da kabul olmaz.<br />
<br />
Bir ibadet sahih olduğu halde, kabul olmayabilir. Buna da birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- </b>Ramazan orucu, şartlarına uygun olarak tutulsa, fakat iftar vakti, oru&ccedil; şarapla a&ccedil;ılsa, bu ibadet sahihtir; ancak kabul olmaz. Yani vaat edilen b&uuml;y&uuml;k sevaba kavuşamaz. Ahirette ona niye oru&ccedil; tutmadın diye sorulmaz, niye i&ccedil;ki i&ccedil;tin diye sorulur.<br />
<b>2-</b> Kumar oynayanın, hırsızlık edenin, i&ccedil;ki i&ccedil;enin, &ccedil;ıplak gezenin, şartlarına uygun olarak kıldığı namazlar sahihtir. Ancak haram işlediği i&ccedil;in kabul olmaz. Yani vaat edilen b&uuml;y&uuml;k sevaba kavuşamaz. Ahirette ona niye namaz kılmadın diye sorulmaz, niye kumar oynadın, niye hırsızlık ettin, niye &ccedil;ıplak gezdin, niye i&ccedil;ki i&ccedil;tin diye sorulur. Bu g&uuml;nahları işlese de, namazı yine asla terk etmemelidir.<br />
<b>3-</b> Şartlarına uygun haccedilse; fakat hacıların paralarını &ccedil;alsa, orada daha başka g&uuml;nahlar işlese haccı sahih olur; fakat kabul olmaz. Yani vaat edilen b&uuml;y&uuml;k sevaba kavuşamaz. Ahirette ona niye hacca gitmedin diye sorulmaz, niye hırsızlık ettin diye sorulur.<br />
<br />
<b>Yaşadığını din sanmak</b><br />
<b>Sual:</b> Kırk yıldır ben abdest alırken ayaklarımı tek bir defa yıkarım. Fakat sitenizde &uuml;&ccedil; kere yıkamak gerektiği yazılıdır. Eski k&ouml;ye yeni &acirc;det gibi bu husus bana &ccedil;ok tuhaf geldi.<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ayaklar d&acirc;hil, her uzvu &uuml;&ccedil; kere yıkamak s&uuml;nnettir. Bu yeni &ccedil;ıkmış bir şey değildir. 1400 senedir b&ouml;yledir. B&uuml;y&uuml;klerimiz, <b>(Dine uygun yaşamazsan, yaşadığını din kabul edersin)</b> buyuruyorlar. Kırk senedir yanlış yaşanınca, elbette yaşanılan yanlışlar din sanılır, doğru olanlar tuhaf gelir, yadırganır, eski k&ouml;ye yeni &acirc;det sayılır. Eğer kendimiz yanlış yapıyorsak, bu yanlışı da aynada g&ouml;r&uuml;yorsak, su&ccedil;u aynaya bulmamak gerekir.<br />
<br />
Kırk yıldır a&ccedil;ık gezen bayan kapansa, kapanmak ona tuhaf gelir, belki de &ccedil;ok sıkılır, kapanmaktan rahatsız olur, &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml; yırtmak ister. Eğer dine uygun yaşanırsa doğrular yadırganmaz. Tuhaf veya zor gelse de dinin emrine uymaya &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>Abdestsiz namaz kılmak</b><br />
<b>Sual: </b>Abdesti yokken, abdestim var diye abdestsiz namaz kılsa, gus&uuml;lde veya abdestte bilmeden kuru yer kalsa, c&uuml;n&uuml;pken unutup yıkanmasa, elbisem temiz diye, necasetli elbiseyle namaz kılsa, fakat bunların hi&ccedil;birini &ouml;ğrenmeden &ouml;lse, bu namazları sahih olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, sahih olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kimseye yapamayacağı şeyi y&uuml;klemez. (Niye unuttun, niye bilemedin?) demez.</p>

<p><strong>İbadetlerin sahih ve kabul olması<br />
Sual: İbadetlerle ilgili din kitaplarında sahih oldu, kabul oldu gibi ifadeler ge&ccedil;iyor. İbadetlerin sahih ve kabul olması ayrı ayrı şeyler midir?<br />
Cevap:</strong> Bir amelin, ibadetin sahih olması başkadır, kabul olması başkadır. İbadetlerin sahih olmaları i&ccedil;in, o ibadetlerin kendilerine mahsus şartları, farzları vardır. Bu farzlardan, şartlardan biri noksan olursa, o ibadet sahih olmaz yani o ibadet yapılmamış olur. Cezasından, azabından da kurtulunmaz. Sahih olup da, kabul olmayan ibadet i&ccedil;in azap yapılmaz ise de, o ibadetin sevabına kavuşamaz. İbadetin kabul olması i&ccedil;in, &ouml;nce sahih olması yani o ibadete mahsus olan şartların yerine getirilmiş ve ihlas ile yapılmış olması lazımdır. Namazın sahih olması i&ccedil;in, vaktinde kıldığını iyi bilmek de şarttır. Sahih olan ibadetin kabul olması yani sevap alınması i&ccedil;in, o ibadeti yapan kimsenin kul haklarından da sakınması gerekir. B&uuml;t&uuml;n ibadetlerin kabul olması i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in yapılması ve niyet edilmesi şarttır. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Bir kimse, Peygamberin ameli gibi amel yapsa, fakat &uuml;zerinde yarım dank yani &ccedil;ok az kul borcu olsa, bunu &ouml;demedik&ccedil;e Cennete giremez.&rdquo; &Uuml;zerinde kul hakkı bulunan kimselerin, yaptıkları duaları da kabul olmaz.</p>

<p><strong>İbadetleri, Allah i&ccedil;in yapmalı<br />
Sual: Namaz, oru&ccedil;, zek&acirc;t ve kurban gibi ibadetlerin kabul olması i&ccedil;in ne yapmalı, nasıl hareket etmelidir?<br />
Cevap:</strong> B&uuml;t&uuml;n ibadetlerin kabul olması i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in yapılması ve b&ouml;yle niyet edilmesi şarttır. K&ouml;t&uuml; niyetler, ibadeti bozar. İbadetleri, hoşa gidecek şekilde değiştirmek olamaz. İnsanların beğendiği ibadeti, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da beğenir zannetmek, pek yanlıştır. Eğer b&ouml;yle olsaydı, Peygamberlerin g&ouml;nderilmesine l&uuml;zum kalmazdı ve herkes, kendi istediği, hoşuna gittiği gibi ibadet eder, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, onu kabul ederdi. Halbuki, ibadetlerin kabul olması i&ccedil;in insanların hoşuna gitmesi, g&ouml;renlerin, dinleyenlerin &ccedil;ok olması değil, insanların aklı ermese de, faydalarını anlamasalar da, İsl&acirc;miyetin bildirdiğine uygun olması lazımdır. B&uuml;t&uuml;n ibadetlerin kabul olması, helal lokmaya bağlıdır. Had&icirc;s alimi Ahmed bin Abdullah İsfeh&acirc;n&icirc; hazretleri, Hilyet-&uuml;l-evliy&acirc; kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;B&uuml;y&uuml;klerden &ccedil;oğu buyurdu ki, ibadetler on kısımdır. Dokuz kısmı helal kazanmaktır. Bir kısmı da bildiğimiz b&uuml;t&uuml;n ibadetlerdir.&rdquo;</p>

<p>Onun i&ccedil;in her m&uuml;min, helal kazanmaya &ccedil;alışmalıdır. Haramdan ve ş&uuml;phelilerden ka&ccedil;ınmalıdır. Eb&ucirc; H&uuml;reyre hazretleri Res&ucirc;lullah efendimizin ş&ouml;yle buyurduğunu nakletmektedir:<br />
<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&uuml;zeldir. Yalnız g&uuml;zel yapılan ibadetleri kabul eder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamberlerine emrettiğini, m&uuml;minlere de emretti ve buyurdu ki: Ey Peygamberlerim! Helal yiyiniz ve salih, iyi işler yapınız! M&uuml;minlere de emir etti ki: Ey iman edenler! Sizlere verdiğim rızıklardan helal olanları yiyiniz! Uzak yoldan gelmiş, sa&ccedil;ı sakalı dağılmış, y&uuml;z&uuml; g&ouml;z&uuml; toz i&ccedil;inde bir kimse, ellerini g&ouml;ğe doğru uzatıp dua ediyor. Ya Rabbi! diye yalvarıyor. Halbuki yediği haram, i&ccedil;tiği haram, gıdası hep haram. Bunun duası nasıl kabul olur?)</strong> Yani haram yiyenin duası kabul olmaz buyurdu.</p>

<p>Haramı, helali, ş&uuml;phelileri ve faizi bilmeyen, bunları birbirinden ayıramayan kimse, haramdan kurtulamayıp, yaptığı ibadetleri boşuna gider.</p>

<p><strong>Sual: Din kitaplarında, ibadetleri g&uuml;c&uuml;n&uuml;z yettiği kadar ve neşeli olarak yapınız deniyor. Bundan maksat nedir, neşeli olmayan kimsenin, ibadetleri terk mi etmesi gerekir?<br />
Cevap:</strong> Had&icirc;s-i şerifte; <strong>(İbadetleri takat getireceğiniz kadar yapınız. Neşe ile yapılan ibadetin kıymeti &ccedil;ok olur)</strong> buyuruldu. Beden istirahat edince, ibadetler zevk ile yapılır. Beden ve zihin yorgun iken yapılan işten usan&ccedil; hasıl olur. Yorgunluğu gidermek i&ccedil;in, ara sıra m&uuml;bah olan şeylerle, bedene neşe getirmelidir. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;&Ccedil;ok ibadet yapınca, beden yorulur, hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salihlerin hayat hik&acirc;yelerini okumakla yahut m&uuml;bah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. B&ouml;yle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir.&rdquo;</p>

<p>İbadet yapmaktan maksat, hem nefisle cihad ederek, nefsi terbiye etmek, hem de, kalbe ferahlık getirmek, kalbi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya bağlamak i&ccedil;indir. <strong>(Namaz, insanı k&ouml;t&uuml; ve &ccedil;irkin işler yapmaktan korur)</strong> buyuruldu. Severek, neşe ile kılınan namaz b&ouml;yle olur. Bu neşeyi hasıl etmek i&ccedil;in, nefsin mubahlardaki arzularını, ihtiya&ccedil; olduğu kadar, yerine getirmek lazım olur. B&ouml;yle yapmak, İsl&acirc;miyete uymak olur. İbadetlere sebep olan mubahlar da ibadet olur. <strong>(&Acirc;limin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır)</strong> had&icirc;s-i şerifi, bunun şahididir. Uyuklayarak, teravih namazı kılmak mekruhtur. Uykulu h&acirc;l gidince, neşe ile kılmalıdır. Uyuklayarak kılınan namazda gevşeklik ve gaflet hasıl olur.</p>

<p>Ancak bunları yanlış anlamamalıdır. Yorgunluk ve usan&ccedil; hasıl olduğu zaman ibadet tehir edilir, terk edilmez. Farzları &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk etmek b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Kaza etmek farz olur. Vacibleri de kaza etmek vacib olur. S&uuml;nnetleri terk eden, bunların sevabından mahrum kalır. &Ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk etmeyi &acirc;det ederse, bu s&uuml;nnetlere mahsus olan şefaatten mahrum kalır.</p>

<p>Yorgun, h&acirc;lsiz, neşesiz olmak, farzları vaktinden sonraya bırakmak i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olmaz. Vaktinden sonraya bırakmak g&uuml;nahından ve azabından insan kurtulamaz. Farzlara ve haramlara ehemmiyet vermemenin k&uuml;f&uuml;r olduğu, imanı giderdiği, akait kitaplarında bildirilmiştir. Bu sebeple, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdıkları fıkıh ve ilmihal kitaplarını okuyup, imanı, farzları, haramları iyi &ouml;ğrenmeli ve yakınlarına da &ouml;ğretmelidir.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2528]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 23:09:31 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Medeniyetler]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Medeni ve medeniyet nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;zel ahlak sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde y&uuml;kselmiş olan M&uuml;sl&uuml;mana medeni denir. Fende ilerlemiş, fakat ahlaksız olan medeni olamaz. Fende geri ve ahlakı bozuk olana vahşi denir. Medeniyet, şehirler yapmak ve insanlara hizmettir. Bu da, fen ile, sanat ve g&uuml;zel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanatın g&uuml;zel ahlak ile birlikte olmasına medeniyet denir.<br />
<br />
Medeni bir insan, her şeyden &ouml;nce, g&uuml;zel ahlaklı, d&uuml;r&uuml;st ve &ccedil;alışkandır. Fen ve sanatı insanların hizmetinde kullanır. Din terbiyesi almış, fen bilgilerini de &ouml;ğrenmiştir. S&ouml;z&uuml;, &ouml;z&uuml; doğrudur. İşlerini son derece dikkat ile başından sonuna kadar takip eder. Gerekirse, iş saatinden fazla &ccedil;alışmaktan hi&ccedil; &ccedil;ekinmez. B&ouml;yle &ccedil;alışmaktan, iş g&ouml;rmekten zevk alır. Yaşlansa bile, kolay kolay işinden ayrılmaz. &Acirc;mirlerine itaat eder. Dininin emir ve yasaklarına titizlikle uyar. İbadetlerini asla terk etmez. Evladının imanlı, ahlaklı yetişmesine &ccedil;ok &ouml;nem verir. Onları k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan, zararlı yayınlardan korur. Zamanın kıymetini bildiği i&ccedil;in, her işini dakikası dakikasına yapar. Vaadine sadık olur. Din ve d&uuml;nya vazifelerini bitirmeden i&ccedil;i rahat etmez. Bir işi geciktirmek, yarına bırakmak ş&ouml;yle dursun, yarın yapılacak bir işi bug&uuml;n yapar. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, ger&ccedil;ek M&uuml;sl&uuml;man ilerici; dinsiz olan ise gericidir.<br />
<br />
<b>İki &ccedil;eşit medeniyet g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r</b><br />
Tarihte iki &ccedil;eşit medeniyet g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bunlardan biri ilahi dinlere inananların ortaya koyduğu medeniyetler, diğeri de inan&ccedil;sızların uygarlığıdır. Eski Hind, Asur, Mısır, Yunan ve Roma uygarlıkları, putperest toplumların d&uuml;nya hayat anlayışlarını g&ouml;stermektedir. Onların ilah kabul ettikleri putların bazı insanlara, bilhassa krallara <b>(Firavun, Promethe, Afrodit </b>gibi<b>) </b>hulul ettikleri, yani v&uuml;cutlarına girip yerleştiği, b&ouml;ylece bu kralların yarı tanrılaştıkları kabul edilirdi. Buna g&ouml;re şekillenen g&uuml;nl&uuml;k hayatta insanlar, asiller, aristokratlar, plepler, k&ouml;yl&uuml;ler, k&ouml;leler ve daha &ccedil;eşitli isimler altında sınıflandırılır, hakim olan sınıflar diğerlerini dini, ekonomik ve beşeri bakımdan s&ouml;m&uuml;r&uuml;r ve onlara zulmederlerdi. Atina&rsquo;daki hipodromlarda insanları &ccedil;ıplak olarak spor m&uuml;sabakalarına sokmak, &ccedil;eşitli adlar altında tertipledikleri eğlencelerde şarap i&ccedil;erek her t&uuml;rl&uuml; &ccedil;ılgınlığı yapmak ve Roma&rsquo;da k&ouml;le yaptıkları ve gladyat&ouml;r dedikleri insanları birbirleriyle &ouml;l&uuml;m&uuml;ne d&ouml;v&uuml;şt&uuml;rmek ve a&ccedil; bırakılmış aslanlara par&ccedil;alattırmak vahşeti, zevkleri idi.<br />
<br />
Batı&rsquo;nın ortaya koyduğu uygarlık, Hristiyan olan milletlerin eski inan&ccedil;, &ouml;rf ve &acirc;detleri ile karışarak yarı putperest bir medeniyet olmuştur. Hazret-i İsa&rsquo;dan sonra bozulmaya başlayan Hristiyanlık, felsefecilerin, papaların ve krallarının m&uuml;dahaleleriyle daha &ccedil;ok bozulmuştur. B&ouml;ylece Orta &Ccedil;ağ Avrupa&rsquo;sı, puthaneye d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş kiliseler ile zalim derebeyi ve kralların şatoları etrafında binbir &ccedil;eşit hurafe ile doldurulmuş kafalar, adalet ve merhametten mahrum kalbler ve cehaletin kararttığı daracık ufukları i&ccedil;inde kaba, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z ve yarı vahşi insanlarla doldu. Hastalıklar &ccedil;aresiz, hastalar bakımsız, fakirler ve k&ouml;yl&uuml;ler hor ve zelil, ilim adamları, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler tehlikeli, kadınlar her t&uuml;rl&uuml; hakaret ve zilletin hedefi idi.<br />
<br />
<b>İslam medeniyeti</b><br />
M&uuml;sl&uuml;manların İspanya&rsquo;yı fethederek burada bir İslam medeniyeti kurmaları ve Ha&ccedil;lı Seferleri sonunda, Avrupalılar &ouml;nce şaşkınlık ve hayranlık i&ccedil;inde bocalamışlar, sonra yavaş yavaş uyanarak, &ccedil;ocuklarına End&uuml;l&uuml;s &Uuml;niversitelerinde fen bilgileri tahsil ettirmeye, İslam &acirc;limlerinin fen bilgileri kitaplarını kendi dillerine &ccedil;evirmeye ve M&uuml;sl&uuml;manlarda g&ouml;rd&uuml;kleri teknik aletleri yapmaya başladılar.<br />
Bu arada İslam &acirc;limlerinin eski Yunan filozoflarının bozuk kitaplarına verdikleri ilmi, inandırıcı cevapları okuyarak i&ccedil;ine d&uuml;şt&uuml;kleri bataklıklardan kurtulmaya &ccedil;alıştılar. Bu h&acirc;l, İslamiyet&rsquo;in &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; karşısında ezilen ve papazların aforoz tehdidiyle suskunluk i&ccedil;inde olan Avrupalıları bu defa eski Yunan mitolojisini incelemeye, &ouml;ğrenmeye sevk etti. &Ouml;ğrendiklerini resim, heykel, felsefe ve edebiyat eseri, m&uuml;zik bestesi olarak kendilerine g&ouml;re yeniden yazarak ve yayarak yeni bir yol tuttular. Bunlara R&ouml;nesans, Hristiyanlık dininde yaptıkları değişikliklere de reform adını verdiler.<br />
<br />
B&ouml;ylece Avrupa&rsquo;da g&uuml;n ge&ccedil;tik&ccedil;e tesiri azalan ve bir s&uuml;s unsuru haline gelen bir kilise, ruhi a&ccedil;lıklarını tatmin i&ccedil;in sık sık değiştirdikleri sanat ve estetik anlayışları ile maddi refahı hedef alan bir ilim, teknoloji ve sanayileşme başladı. Fransızların &ouml;v&uuml;nd&uuml;kleri Versailles sarayında bir hamam yoktu. Su ve temizlik d&uuml;şmanlığı, papazlardan başlayarak, krallarda, asillerde ve halkta yaygındı.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man milletlerden ve bilhassa Osmanlılardan g&ouml;r&uuml;p &ouml;ğrendiklerini tatbik ederek, &uuml;zerinde asırlar boyu &ccedil;alışıp geliştirerek bug&uuml;nk&uuml; ilmi ve teknolojik seviyelerine ve ihtilallerle yerleştirilen rejimlere ulaştılar. Hristiyanlığın, bir fantezi ve teselli kaynağı olarak kabul ettikleri teslis denilen &uuml;&ccedil; tanrı inancı bir s&uuml;s eşyası olarak taşıdıkları ha&ccedil;lar ile her t&uuml;rl&uuml; eğlencelerinin sembol&uuml; haline gelmiş şarap ve kilise korolarından t&uuml;remiş &ccedil;ılgın bir batı m&uuml;ziği ve bunların neticesi olarak her g&uuml;n s&uuml;ratle artan ahlaki &ccedil;&ouml;k&uuml;nt&uuml;ye medeniyet demek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<br />
Medeniyetler i&ccedil;inde her bakımdan m&uuml;kemmel olanı İslam medeniyetidir. İslam &acirc;limleri, medeniyeti; beldelerin imar edilerek insanlığın ihtiya&ccedil;larını karşılayacak, rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşayacak şekle sokulması, insanların da ruhen, maddeten, fikren ve ahlaken y&uuml;kselmesi şeklinde tarif etmişlerdir. M&uuml;sl&uuml;manların tarih boyunca kurdukları b&uuml;t&uuml;n medeniyetlerin kaynağı, m&uuml;mtaz &ouml;rneği ve rehberi, asr-ı saadettir. Tarihte olduğu gibi, bug&uuml;n de dinimizi iyi &ouml;ğrenip, ona uymaya &ccedil;alışırsak, maddi ve manevi sahada en y&uuml;ksek bir medeniyete ulaşmamız son derece kolay olacaktır.<br />
<br />
<b>Batı&rsquo;yı taklit etmek </b><br />
Batı&rsquo;nın b&acirc;tıl inanışlarını, moda ve ahlaksızlıklarını taklit etmek, medeniyet değil, milletin b&uuml;nyesinde tahribat yapmaktır.<br />
<br />
İslam dini, M&uuml;sl&uuml;manların tembel, miskin oturmalarına izin vermez. M&uuml;sl&uuml;manların her t&uuml;rl&uuml; fen kollarında &ccedil;alışarak ilerlemelerini, başka dinden olanların fende buldukları yenilikleri, onlardan &ouml;ğrenmelerini, bunları kendilerinin de yapmalarını emreder. Ziraat, ticaret, doktorluk, kimya ve harp sanayiinde herkesten ileride olmalarını emreder. M&uuml;sl&uuml;manlar, başka milletlerdeki her &ccedil;eşit fen vasıtalarını araştırır, &ouml;ğrenir ve yapar. Fakat onların bozuk dinlerini, k&ouml;t&uuml;, &ccedil;irkin huylarını, &acirc;detlerini almaz, taklit etmez.<br />
<br />
<b>Tarihi bir mektup</b><br />
Osmanlı devletinde Rus sefiri olarak uzun seneler &ccedil;alışan <b>İgnatiyef</b>,<b> </b>hatıralarında, Sultan II. Mahmud zamanında 1821 de Rum isyanının planlayıcısı, <b>Patrik Gregoryus</b>&rsquo;un Rus &ccedil;arı Aleksandr&rsquo;a yazdığı mektubu a&ccedil;ıklamıştır. Mektup ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(T&uuml;rkleri maddeten ezmek ve yıkmak imkansızdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rkler, M&uuml;sl&uuml;man oldukları i&ccedil;in &ccedil;ok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrur ve izzet-i iman sahibidirler. Bu hasletleri, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza g&ouml;stermelerinden, ananelerinin kuvvetinden, idarecilerine [devlet adamlarına, komutanlarına, b&uuml;y&uuml;klerine] olan itaat duygularından gelmektedir. T&uuml;rkler zekidir ve kendilerini m&uuml;spet yolda y&ouml;netecek reislere sahip oldukları m&uuml;ddet&ccedil;e de &ccedil;alışkan ve gayet kanaatk&acirc;rdırlar. Onların b&uuml;t&uuml;n meziyetleri, hatta kahramanlık duyguları geleneklerine olan bağlılıklarından, ahlak g&uuml;zelliğinden ileri gelmektedir.<br />
<br />
T&uuml;rklerde &ouml;nce itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını par&ccedil;alamak, dini metanetlerini zayıflatmak gerekir. Bunun en kısa yolu, milli gelenek ve dinlerine uymayan yabancı fikir ve hareketlere alıştırmaktır.</b><br />
<br />
<b>Maneviyatları sarsıldığı g&uuml;n, T&uuml;rklerin kendilerinden şeklen &ccedil;ok kudretli, kalabalık ve zahiren hakim kuvvetler &ouml;n&uuml;nde zafere g&ouml;t&uuml;ren asıl kudretleri sarsılacak ve onları maddi vasıtaların &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ile yıkmak m&uuml;mk&uuml;n olabilecektir. Bu sebeple, Osmanlı Devletini tasfiye i&ccedil;in, sadece harp meydanlarındaki zaferler k&acirc;fi değildir. Hatta, sadece bu yolda y&uuml;r&uuml;mek, T&uuml;rklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceği i&ccedil;in, dikkatli olmalıdır. Yapılacak iş, T&uuml;rklere hissettirmeden, b&uuml;nyelerindeki tahribatı tamamlamaktır.)</b><br />
<br />
Bu mektuptaki (T&uuml;rklerin maneviyat ve dinlerinin yıkılması i&ccedil;in, onları yabancı &acirc;detlere alıştırmak ve onlara hissettirmeden b&uuml;nyelerindeki bu tahribatı tamamlamaktır) ifadesi &ccedil;ok ibret vericidir. Bu hedeflere ise, Batı&rsquo;nın inan&ccedil;, moda ve ahlaksızlıklarını taklide alıştırmakla ulaşılır. O halde oyuna gelmemelidir.<br />
<br />
<b>Batı ve vahşet</b><br />
İslamiyet&rsquo;i bir vahşet olarak tanıtan Hristiyanların yaptıkları vahşetler &ccedil;oktur. Din namına yapılan <b>Engizisyon zul&uuml;mleri</b>,<b> Sent Bartelemi faciası </b>ve buna benzer toplu &ouml;ld&uuml;rmeler, Hristiyanların, mezhepleri farklı olan dindaşlarına ve diğer dinlere karşı g&ouml;sterdikleri akıl ermez vahşetleri birer birer teşhir etmektedir. M&uuml;sl&uuml;man idareciler arasında hi&ccedil;biri, hi&ccedil;bir zaman Hristiyanların yaptıkları gibi, zul&uuml;mler yapmamıştır. İslamiyet&rsquo;te hi&ccedil;bir mahluka zul&uuml;m yapmak caiz değildir. M&uuml;sl&uuml;man din adamları zulme mani olmuştur.<br />
<br />
İngiliz ilim adamı Lord Davenport, <b>Hazret-i Muhammed ve Kur&rsquo;an-ı kerim </b>adındaki kitabında diyor ki:<br />
<br />
<b>(Ahlak &uuml;zerinde son derece titizliğidir ki, M&uuml;sl&uuml;manlığın az zamanda s&uuml;ratle yayılmasına sebep olmuştur. M&uuml;sl&uuml;manlar, muharebede kılınca boyun eğmiş olan başka din adamlarını, daima af ile karşılamışlardır.<br />
<br />
Juryo diyor ki:<br />
M&uuml;sl&uuml;manların Hristiyanlara karşı davranışı ile, papalığın ve kralların M&uuml;sl&uuml;manlara reva g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; muamele, asla birbirine benzetilemez. Mesela 1572 yılı Sent Bartelemi yortu g&uuml;n&uuml;, IX. Şarl ve Krali&ccedil;e Katerina&rsquo;nın emri ile Paris ve civarında 60 bin Protestan &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;. B&ouml;yle nice işkencelerde d&ouml;k&uuml;len Hristiyan kanları, M&uuml;sl&uuml;manların harp meydanlarında d&ouml;kt&uuml;kleri Hristiyan kanlarından kat kat fazladır. Bunun i&ccedil;indir ki, bir&ccedil;ok aldanmış insanı, İslamiyet&rsquo;in, bir zul&uuml;m dini olduğu zannından kurtarmak gerekir. Papalığın vahşet ve yamyamlık derecesine varan işkenceleri yanında, M&uuml;sl&uuml;manların gayrim&uuml;slimlere karşı davranışları, &ccedil;ok yumuşak olmuştur.<br />
<br />
Chatfeld diyor ki:<br />
(M&uuml;sl&uuml;manlar, Hristiyanlara karşı, Batılıların M&uuml;sl&uuml;manlara karşı uyguladıkları gaddar muameleyi uygulasalardı, bug&uuml;n Doğu&rsquo;da tek Hristiyan kalmazdı.)</b><br />
<br />
<b>İslamiyet, başka dinlerin hurafe ve ş&uuml;pheler bataklığı ortasında, &ccedil;i&ccedil;ek temizliği ile y&uuml;kselmiş, akli ve fikri asaletin sembol&uuml; olmuş bir dindir.<br />
<br />
İslamiyet, ilahlara insan kanı d&ouml;kmek facia ve felaketinden beşeriyeti kurtardı. Bunun yerine, ibadeti ve sadakayı getirmekle, insanlara iyiliği emir etti. Sosyal adaletin temelini kurdu. B&ouml;ylece, kanlı silahlara hacet bırakmadan d&uuml;nyaya kolayca yayıldı. </b>[İslam cihadı da bu demektir.]<br />
<br />
<b>İlim davasına M&uuml;sl&uuml;manlar kadar bağlı ve saygılı hi&ccedil; bir millet gelmemiştir denilebilir. Muhammed aleyhisselamın pek &ccedil;ok hadisleri, samimi bir ilim teşvik&ccedil;isidir ve ilme saygı ile doludur. İslamiyet, ilme maldan daha &ccedil;ok kıymet vermiştir. Muhammed aleyhisselam, daima ilim &ouml;ğrenmeyi ve yaymayı emretmiş, Eshabı da, bu yolda &ccedil;alışmışlardır.<br />
<br />
Bug&uuml;nk&uuml; fen ve medeniyetin, eski ve yeni eserlerin ve edebiyatın koruyucuları, Emeviler, Abbasiler, Gazneliler ve Osmanlılar zamanındaki M&uuml;sl&uuml;manlar olmuştur.)</b><br />
<br />
Buraya kadar bazı par&ccedil;alarını yazdığımız Davenport&rsquo;un İngilizce kitabı, misyonerler tarafından piyasadan toplanarak, yok edilmek istenmiştir.<br />
<br />
<b>Arapların M&uuml;sl&uuml;man oluşu </b><br />
İslamiyet&rsquo;ten &ouml;nce Arabistan &ccedil;&ouml;l&uuml;nde oturanlar, yarı vahşi bedevilerdi. Putperest idiler. Bir&ccedil;ok putlara taparlardı. İlkel bir hayat s&uuml;rerlerdi. Kız &ccedil;ocuklarını diri diri g&ouml;mmek gibi &acirc;detleri vardı. Bu yarımada, bir yol &uuml;zerinde olmadığı i&ccedil;in, ne B&uuml;y&uuml;k İskenderler, ne Persler, ne Romalılar Araplarla hi&ccedil; uğraşmamış, bir&ccedil;ok kavimlerle savaştıkları halde, Arapların yanından ge&ccedil;memişlerdi. Bu sebepten, İranlıların, Romalıların ahlaksızlıkları, zul&uuml;mleri, hilek&acirc;rlıkları Araplara bulaşmadı.<br />
<br />
İşte b&ouml;yle aciz, zavallı, fakat saf ve temiz olan bir kavim, onlara rehberlik eden Muhammed aleyhisselamın getirdiği İslam dini sayesinde birdenbire değişmiş, tam bir medeniyete kavuşmuş, harikul&acirc;de [olağan&uuml;st&uuml;] bir gayret ile 30 yıl i&ccedil;inde, şarkta T&uuml;rkistan, Hindistan; batıda İspanya olmak &uuml;zere akla hayret veren &ccedil;ok kudretli bir İslam devleti meydana getirmiştir.<br />
<br />
İlimde, fende ve medeniyette son derece ilerlemişler, o zamana kadar bilinmeyen bir&ccedil;ok şey keşfetmişlerdir.<br />
<br />
İlim, fen, tıp ve edebiyatta en y&uuml;ksek mertebeye varmışlardır. İlimde o kadar ileri gitmişlerdi ki, Papalar bile End&uuml;l&uuml;s &uuml;niversitelerinde okuyor, d&uuml;nyanın her tarafından koşup gelenler, bu &uuml;niversitelerde fen ve tıp tahsil ediyorlardı.<br />
<br />
O zamanın Avrupa&rsquo;sından bahseden <b>John W. Drapper </b>gibi tarafsız bir tarih&ccedil;i, <b>Avrupa&rsquo;nın manevi inkişafı </b>ismindeki eserinde ş&ouml;yle demektedir:<br />
<b>(O zamanki Avrupalılar, tamamen barbardı. Hristiyanlık onları barbarlıktan kurtaramamıştı. Hristiyan dininin başaramadığını, İslam dini başardı. İspanya&rsquo;ya gelen Araplar, &ouml;nce onlara yıkanmasını &ouml;ğrettiler. Sonra, onların &uuml;zerindeki par&ccedil;a par&ccedil;a olmuş, bitlenmiş hayvan postlarını &ccedil;ıkararak, temiz, g&uuml;zel elbiseler giydirdiler. Evler, konaklar, saraylar yaptılar. Onları okuttular. &Uuml;niversiteler kurdular. Hristiyan tarih&ccedil;iler İslam&rsquo;a karşı olan kinlerinden &ouml;t&uuml;r&uuml;, bu hakikati gizlemeye &ccedil;alışmakta, Avrupa&rsquo;nın medeniyette M&uuml;sl&uuml;manlara ne kadar bor&ccedil;lu olduğunu bir t&uuml;rl&uuml; itiraf edememektedirler.)</b><br />
<br />
30 yıl i&ccedil;inde bir vahşi kavmi, hem de k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir insan topluluğunu, d&uuml;nyanın en muazzam, en medeni, en y&uuml;ksek ahlaklı, en y&uuml;ksek seciyeli, en kahraman, en bilgili bir millet h&acirc;line getirmek, herhangi bir insanın, bir liderin, bir kumandanın yapacağı iş değildir. Bu, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;lemlere rahmet olarak g&ouml;nderdiği Peygamber efendimizin mucizesidir.<br />
<br />
<b>Fende ileri olmak<br />
Sual:</b> Fende ilerlemek medeniyette de ilerlemek sayılır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Medeniyet, sadece fende ilerlemek değildir, fen v&acirc;sıtalarını insanların hayrına kullanmaktır. Eğer insanların zararına kullanılıyorsa, ona medeniyet değil vahşet denir. G&uuml;&ccedil;l&uuml; bir &uuml;lke, atom bombası yapıp diğer &uuml;lkeleri yok ederse, bu medeniyet olmaz.</p>

<p align="left"><strong>İsl&acirc;miyet gelmeden &ouml;nce<br />
Sual: İsl&acirc;miyet gelmeden &ouml;nce bug&uuml;nk&uuml; Ortadoğu&rsquo;nun, Arap yarımadasının durumu nasıl idi?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Ahmet Cevdet Paşa, Kısas-ı Enbiy&acirc; kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;İsa aleyhisselam g&ouml;ğe &ccedil;ıkarıldıktan kırk sene sonra Romalılar Kud&uuml;s&rsquo;e h&uuml;cum ettiler. Yahudilerin kimini &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler, kimini esir aldılar. Kud&uuml;s&rsquo;&uuml; yağma ettiler, yakıp yıktılar. Tevratları ve başka kitapların hepsini yaktılar. Mescid-i aks&acirc;yı yerle bir ettiler. Yahudiler bundan sonra bir daha toplanamadı. Bir devlet kuramadılar. Dağıldıkları yerlerde hor ve hakir yaşadılar. İsa aleyhisselamın, otuz yaşında Peygamber olduğu bildirildi. Kendisine oniki kişi inandı. Bunlara <strong>Hav&acirc;riyy&ucirc;n</strong> denir. Otuz&uuml;&ccedil; yaşında diri olarak g&ouml;ğe kaldırılınca, Havariler dağılıp, bu yeni dini yaymaya &ccedil;alıştılar. Sonra, İncil diye &ccedil;eşitli kitaplar yazıldı. Bunlar İsa aleyhisselamı anlatan tarih kitapları idi. Asıl İncil ele ge&ccedil;memiştir. Her yer k&uuml;f&uuml;r ve şirk i&ccedil;inde idi. İsa aleyhisselamın dini &uuml;&ccedil;y&uuml;z sene gizli tutuldu. Ona inandığı &ouml;ğrenilen kimselere işkence ediliyordu. Roma İmparatoru Kostantin &uuml;&ccedil;y&uuml;zon senesinde, bu dine izin verdi. Kendi de Hristiyan oldu. İstanbul şehrini yaptı. Roma&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a taşındı. Fakat bu dinin esasları bozulmuş, unutulmuş olduğundan, papazların elinde oyuncak oldu. Miladın 395. senesinde, Roma devleti ikiye ayrıldı. Roma&rsquo;daki papaya tabi olanlara <strong>Katolik</strong>, İstanbul&rsquo;daki patrike tabi olanlara <strong>Ortodoks</strong> denildi. Kiliselere resimler, heykeller kondu. Başka milletler de k&uuml;f&uuml;r ve şirk i&ccedil;inde idi. Romalılar, b&uuml;t&uuml;n Avrupa&rsquo;yı, Mısır&rsquo;ı, Suriye&rsquo;yi, Irak&rsquo;ı aldılar. Fen ve sanatta ileri iseler de, ahlakları bozuktu. Keyfe, can yakmaya dalmışlardı. Aldıkları memleketlere fena ahlaklarını yerleştirdiler.</p>

<p align="left">Romalılar Arabistan yarım adasına saldırmadılar. Ancak Araplar cahil kalmıştı. Kimi Hristiyan, kimi Yahudi, &ccedil;oğu putperest olmuştu. Hazret-i İbrahim ve hazret-i İsmail&rsquo;den kalma adetlere bağlı olanlar da vardı. Mekke&rsquo;dekilerin &ccedil;oğu, putlara tapıyordu. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya da, zulmet ve dalalet i&ccedil;inde idi. Araplar fende geri iseler de, edebiyata &ccedil;ok ehemmiyet veriyorlardı. İ&ccedil;lerinde, kuvvetli hatipler ve şairleri vardı. Şiir s&ouml;ylemekle iftihar eder, &ouml;v&uuml;n&uuml;rlerdi. Arap lisanının kemale gelmesi, Allah tarafından bir kitap indirileceğine bir işaret idi.&rdquo;</p>

<p><i><strong>Sual: Değişik ırk ve dinden olan insanları, bir arada tutmak beraber yaşamalarını temin etmek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İnsanlık tarihinin başından itibaren, değişik zamanlarda, &ccedil;eşitli kavimlere mensup olan insanları, bir arada tutmak m&uuml;mk&uuml;n olmuştur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tarihin her devrinde, t&uuml;rl&uuml; kanı taşıyan, t&uuml;rl&uuml; dil konuşan, başka başka &acirc;det ve ananelere bağlı olan milyonlarca insanın, aralarındaki farkları bırakarak, bir inan&ccedil; veya fikir etrafında toplanıp, birer imparatorluk kurduklarını g&ouml;r&uuml;yoruz.</p>

<p>B&ouml;yle kurulan imparatorluk veya devletlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;ne, en g&uuml;zeline Orta &Ccedil;ağ&#39;da rastlıyoruz. Hi&ccedil; bozulmamış, değiştirilmemiş biricik din olan İslam dininin g&uuml;zel ahlakı ile bezenmiş, birbirlerini seven, yardımlaşan, &ccedil;eşitli ırklardan, b&uuml;y&uuml;k insan topluluklarının, birleştiklerini biliyoruz. Bu topluluğu ayakta tutan temel, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrettiği &ccedil;alışkanlık, adalet, iyilik, saygı gibi din esasları idi. Osmanlı T&uuml;rklerini, Sakarya kenarından, kısa bir zamanda, Viyana kapılarına g&ouml;t&uuml;ren kuvvet, Sultan Osman Beyin ve &ccedil;ocuklarının sımsıkı sarıldıkları İslam dininin, ruhu ve bedeni tekam&uuml;l ettiren, geliştiren ışıklı yolu idi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, İslamiyette M&uuml;sl&uuml;manlar birbirinin kardeşidir.</p>

<p>Hıristiyan Avrupanın tek kalesi Fransa kapılarını zorlamaya giden Attila idaresindeki Turan Hunları, herhangi bir hak dine mensup olsalardı ve oralara bu hak dinin ahlakını, ruhunu g&ouml;t&uuml;rm&uuml;ş olsalardı, Hazret-i &Ouml;mer&#39;in ordusundaki adalete, şefkate hayran olup, seve seve M&uuml;sl&uuml;man olan Şam Hıristiyanları gibi, papazların baskısından, kralların işkencesinden usanmış olan Batı Hıristiyanları da, onlara kucaklarını a&ccedil;maz mı idi ve bug&uuml;nk&uuml; Avrupa&#39;nın din &ccedil;ehresi ne olurdu?</p>

<p>Emeviler, İslam dinini, İspanya&#39;dan, Avrupaya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata &uuml;niversitelerini kurup, Batı&#39;ya ilim ve fen ışıklarını saldı. Hıristiyanlık &acirc;lemini uyandırıp, bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;sbet ilerlemenin temelini koydu. D&uuml;nya y&uuml;z&uuml;ndeki ilk &uuml;niversitenin, Fas&#39;ın Fez şehrinde bulunan Kureviyyin &Uuml;niversitesi olduğu b&uuml;t&uuml;n ansiklopedilerde yazılıdır. Bu &uuml;niversite m. 859 yılında kurulmuştur.</p>

<p><strong>Sual: Bazı tarih kitapları ilk insanların vahşi olduğunu, hi&ccedil;bir şey bilmediklerini yazmaktadır ger&ccedil;ekten bunların aslı var mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cenneti ve Cehennemi yaratmış, her ikisini de, cin ve insan ile dolduracağını haber vermiştir. Bunun i&ccedil;in, ilk insan olan &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, her zaman, yery&uuml;z&uuml;nde imanlılar ve dinsizler bulunmuş ve birbirleri ile atışmış, &ccedil;arpışmıştır. Dinsizler, Allah&#39;tan başka şeylere tapınmış, imanlılar ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği Peygamberlere ve kitaplara tabi olmuştur.</p>

<p>İlk insanlar, bazı tarih&ccedil;ilerin zannettiği gibi ve İslam dinine inanmayanların uydurduğu, filmlerde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, ilimsiz, fensiz, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z, &ccedil;ıplak, vahşi kimseler değildi. Evet bug&uuml;n, Asya, Afrika &ccedil;&ouml;llerinde ve Amerika ormanlarında Tun&ccedil; &Ccedil;ağı&#39;ndekilere benzeyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit yaşayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı, ne bug&uuml;nk&uuml;, ne de ilk insanların hepsi i&ccedil;in, vahşidir, hi&ccedil;bir şey bilmezlerdi denilemez.</p>

<p>&Acirc;dem aleyhissel&acirc;m ve ona iman edenler şehirlerde yaşardı. Okumak, yazmak bilirdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, &ccedil;ift&ccedil;ilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mın boyu ve &ouml;mr&uuml; kesin olarak bildirilmedi. Bir rivayette, bin sene yaşayıp, beş y&uuml;z yaşında iken Peygamber oldu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine on kitap g&ouml;nderdi. Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m, kendisine oniki kerre gelmişti.</p>

<p>Bu kitaplarda, iman edilecek şeyler, &ccedil;eşitli dillerde l&uuml;gatler, s&ouml;zl&uuml;kler, her g&uuml;n bir vakit namaz kılmak ki, bunun sabah namazı olduğu ibni &Acirc;bid&icirc;nde yazılıdır, gus&uuml;l abdesti almak, oru&ccedil; tutmak, leş, kan, domuz yememek, bir&ccedil;ok sanatlar, tıp, ila&ccedil;lar, hesap, hendese yani geometri gibi şeyler bildirilmişti. Altın &uuml;zerine para dahi basmış, maden ocakları işletilip aletler yapılmıştı.</p>

<p>N&ucirc;h aleyhissel&acirc;mın gemisinin, ateş yanarak, kazanı kaynayarak hareket etdiğini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. Bazı tarih&ccedil;iler, hi&ccedil;bir vesika ve incelemeye dayanmadan, yalnız dinleri ink&acirc;r etmek, Peygamberleri k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmek maksadı ile, ilk insanlar vahşi idi, bir şey bilmezdi diyerek, &Acirc;dem, Ş&icirc;t ve İdr&icirc;s aleyhim&uuml;ssel&acirc;m gibi Peygamberlerin birer masal, birer hurafe olduğunu g&ouml;stermek, b&ouml;ylece M&uuml;sl&uuml;man evlatlarını dinsiz, imansız yetiştirmek istiyorlar.</p>

<p><i><strong>Sual: İnsanların, Allah&uuml; tealanın emir ve yasaklarını dinlememesi, bunlardan uzaklaşması, bunların felaketi mi olmuştur?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda K&acirc;m&ucirc;s-&uuml;l-a&#39;l&acirc;mda deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;End&uuml;l&uuml;s Sultanı &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Abdurrahman, memleketini genişletti, kuvvetlendirdi. Fas&#39;ta h&uuml;k&ucirc;met s&uuml;ren İdr&icirc;s&icirc;leri, F&acirc;tım&icirc;lere karşı destekledi. Bunları h&uuml;km&uuml; altına aldı. M&uuml;kemmel donanma da yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edeb sahibi idiler. &Acirc;limlere ve ilme &ccedil;ok kıymet verirdi. Bunun i&ccedil;in, End&uuml;l&uuml;s&#39;te ilim ve fen &ccedil;ok ilerledi. Sarayı ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim &ouml;ğrenmek i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya akın akın toplandılar.</p>

<p>Kurtuba&#39;da b&uuml;y&uuml;k ve m&uuml;kemmel bir tıp fak&uuml;ltesi kurdu. Avrupa&#39;da ilk yapılan tıp fak&uuml;ltesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya gelir, g&ouml;rd&uuml;kleri medeniyete, g&uuml;zel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. Altıy&uuml;zbin kitap bulunan bir k&uuml;t&uuml;phane de yaptırdı. Kurtuba&#39;dan &uuml;&ccedil; saatlik mesafedeki V&acirc;di-y&uuml;l-keb&icirc;r kenarında, Ezzehra isminde pek b&uuml;y&uuml;k ve ince sanatlarla dolu bir saray ile m&uuml;kemmel bah&ccedil;eler ve b&uuml;y&uuml;k bir cami yaptırdı. Kurtuba&#39;da &ccedil;ok sayıda derin &acirc;limler yetişti. End&uuml;l&uuml;s&#39;teki Ben&icirc; &Uuml;meyye halifelerinin sekizincisi olan Abd&uuml;rrahman-ı s&acirc;lis, elli sene adalet ile h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;p, m. 961 senesinde yetmiş iki yaşında vefat etti.&rdquo;</p>

<p>Fakat sonra, İslam ahlakını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bozarak, İslamiyeti i&ccedil;eriden yıkmak al&ccedil;aklığı başladığından, Pirene dağlarını aşamadılar. m. 1031&#39;de &Uuml;meyye devleti &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Bunlardan sonra End&uuml;l&uuml;s&#39;e, &ouml;nce M&uuml;lessim&icirc;n veya Mur&acirc;bit&icirc;n denilen devlet, bundan sonra da, Muvahhid&icirc;n devleti h&acirc;kim oldu. Fakat İspanyollar, m. 1492 de, Gırnata şehrini de alıp M&uuml;sl&uuml;manları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler.</p>

<p>S&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man olup da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbn&uuml;rr&uuml;şd&#39;&uuml;n ve İbni Hazm&#39;ın bozuk fikirleri, belki din ve iman h&acirc;lini alıp d&uuml;nyaya yayılacak, bug&uuml;nk&uuml; hazin levha, y&uuml;zlerce sene &ouml;nce meydana &ccedil;ıkacaktı.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=550]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 22:58:35 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dert ve belaların geliş sebebi]]></title>
<description><![CDATA[<p>İmam-ı Rabbani hazretleri, insana belanın geliş sebeplerini sual ve cevaplarla ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:<br />
<br />
<b>Sual:</b> Enbiya ve evliya, hep dert ve bela i&ccedil;inde yaşadı. Halbuki, Şura suresinde, <b>(Size gelen belalar, kabahatlerinizin cezasıdır)</b> buyuruldu. Bu &acirc;yete g&ouml;re, dertlerin &ccedil;okluğu, g&uuml;nahın &ccedil;okluğunu g&ouml;steriyor. Enbiya ve evliya olmayanın, &ccedil;ok sıkıntı &ccedil;ekmesi gerekirken dostlarına, neden dert, bela veriyor? D&uuml;şmanları neden rahat ve nimet i&ccedil;inde yaşıyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&uuml;nya, zevk yeri değil. Ahiret, bunun i&ccedil;in yaratıldı. D&uuml;nya ile ahiret, birbirinin zıddı, tersidir. Birini sevindirmek, &ouml;tekinin g&uuml;cenmesine sebep olur. Yani, birinde zevk aramak, &ouml;tekinde elem &ccedil;ekmeye sebep olur. O halde, d&uuml;nyada nimetleri, lezzetleri &ccedil;ok olanlar, bunlara lazım olan ş&uuml;kr&uuml; yapmazlarsa, ahirette &ccedil;ok acı &ccedil;ekecektir. Bunun gibi, d&uuml;nyada, tehlikelerden sakındığı halde, &ccedil;ok acı &ccedil;eken m&uuml;min, ahirette &ccedil;ok lezzete kavuşacaktır. D&uuml;nyanın &ouml;mr&uuml;, ahiretin uzunluğu yanında, deniz yanında bir damla kadar bile değildir. Sonu olan, sonsuz ile &ouml;l&ccedil;&uuml;lebilir mi? Bunun i&ccedil;in dostlarına merhamet ederek, sonsuz nimetlere kavuşmaları i&ccedil;in, d&uuml;nyada birka&ccedil; g&uuml;n sıkıntı &ccedil;ektiriyor. D&uuml;şmanlarına, biraz lezzet verip, &ccedil;ok elemlere s&uuml;r&uuml;kl&uuml;yor.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeye kadirdir. Dostlarına, hem d&uuml;nyada, hem ahirette nimetler verseydi ve d&uuml;nyada verdiği lezzetler, ahirette, bunların elem &ccedil;ekmesine sebep olmasaydı, daha iyi olmaz mı idi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunun &ccedil;eşitli cevapları vardır. Yedisi ş&ouml;yledir:<br />
<b>1-</b> D&uuml;nyada, birka&ccedil; g&uuml;n dert, bela &ccedil;ekmeselerdi, Cennetin lezzetlerinin kıymetini anlamazlardı ve ebedi nimetlerin kıymetini bilmezlerdi. A&ccedil;lık &ccedil;ekmeyen, yemeğin lezzetini anlamaz. Acı &ccedil;ekmeyen, rahatlığın kıymetini bilmez. D&uuml;nyada bunlara elem vermek, sanki daimi lezzetleri arttırmak i&ccedil;indir. Bu elemler, bir nimet olup, cahil halkı denemek i&ccedil;in, b&uuml;y&uuml;klere verilen nimetler, elem olarak g&ouml;sterilmektedir. Yabancılara elem şeklinde g&ouml;sterilen, dostlar i&ccedil;in nimettir.<br />
<br />
<b>2-</b> Belalar, sıkıntılar, cahil i&ccedil;in sıkıntı ise de, bu b&uuml;y&uuml;klere, sevdiklerinden gelen her şey, tatlı olur. Nimetlerden lezzet aldıkları gibi, belalardan da lezzet duyarlar. Hatta, bela sadece sevgilinin arzusu olup, kendi istekleri karışmadığı i&ccedil;in, daha tatlı gelir. Nimetlerde bu lezzet bulunamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, nimetlerde, nefislerinin istekleri de vardır. Bela gelince, nefisleri ağlar, inler. Bu b&uuml;y&uuml;kler, belayı nimetten daha &ccedil;ok sever. Bela, bunlara, nimetten daha tatlı gelir. Bunların d&uuml;nyadan aldıkları lezzet, belalardan, musibetlerden gelir. D&uuml;nyada dert ve bela olmasaydı, bunların g&ouml;z&uuml;nde, d&uuml;nyanın hi&ccedil; değeri olmazdı. D&uuml;nyanın acı olayları olmasaydı, onu boş, abes g&ouml;r&uuml;rlerdi. O halde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostları, d&uuml;nyada da, ahirette de sevin&ccedil;lidir. Dertlerden aldıkları lezzetler, ahiret lezzetlerinin azalmasına sebep olmaz.<br />
<br />
Ahiret lezzetlerini gideren, cahillerin aradıkları lezzetlerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın başkalarına verdiği nimetler, dostlarına rahmettir. Onlara dert, elem olanlar da, dostlarına nimettir. Başkaları nimet gelince sevinir, dert gelince &uuml;z&uuml;l&uuml;r. Bu b&uuml;y&uuml;kler, nimette de, dertte de sevin&ccedil;lidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, işlerin g&uuml;zelliğine, &ccedil;irkinliğine bakmaz, işleri yapanın g&uuml;zelliğine bakar. İşleri yapan sevgili olduğu gibi, işleri de sevgili olur ve tatlı gelir. Bu d&uuml;nyada, her şey, g&uuml;zel olan yapıcının işi olduğundan, dert ve zarar verse de, bunlara, istedikleri ve sevdikleri şey olur. Kendilerine tatlı gelir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dostlarını her an, kendi arzusuna razı ettirip, zevk ve lezzet i&ccedil;inde tutuyor. Başkasına dert olan, dostlar i&ccedil;in, cemal ve kemal oluyor. Bunların arzularını, arzu edilmeyen şeyler i&ccedil;ine yerleştirdi. D&uuml;nya lezzetlerini, başkalarının aksine, ahiret derece ve lezzetlerinin artmasına sebep eyledi.<br />
<br />
<b>3-</b> Bu d&uuml;nya, imtihan yeridir. Burada hak ile b&acirc;tıl; haklı ile haksız karışıktır. Burada, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dostlarına sıkıntılar, belalar vermeseydi, yalnız d&uuml;şmanlarına verseydi, dost, d&uuml;şmandan ayrılır, belli olurdu. İmtihanın faydası kalmazdı. Halbuki, gayba iman etmek gerekir. D&uuml;nya ve ahiretin b&uuml;t&uuml;n saadetleri, g&ouml;rmeden inanmaya bağlıdır. Hadid suresinin, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamberlerine, gaybdan, g&ouml;rmeden, yardım edenleri bilmek i&ccedil;in...)</b> mealindeki 25. &acirc;yetinde, bu h&acirc;l bildirilmektedir. Dostlarını bela i&ccedil;inde g&ouml;stererek, d&uuml;şmanlarının g&ouml;z&uuml;nden sakladı. D&uuml;nya, imtihan yeri oldu. Dostları, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte belada, ger&ccedil;ekte ise, zevk ve sefada. Peygamberlerin, d&uuml;şmanlarla savaşması da b&ouml;yle olurdu. Bedir&rsquo;de M&uuml;sl&uuml;manlar, Uhud&rsquo;da k&acirc;firler galip gelmişti. <b>(Al-i İmran 140)<br />
<br />
4- </b>Evet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her şeye kadirdir. Dostlarına hem d&uuml;nyada, hem de ahirette rahatlık verebilir ama, &acirc;deti b&ouml;yle değildir. Kudretini, hikmeti ve &acirc;deti altına gizlemeyi sever. İşlerini, yaratmasını, sebepler altında gizlemiştir. O halde, d&uuml;nya ahiretin aksi olduğundan, dostların, ahiret nimetlerine kavuşmak i&ccedil;in, d&uuml;nyada sıkıntı &ccedil;ekmeleri gerekir. [Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostları, dertlere, belalara, tehlikelere karşı tedbir alır. Bunlardan kurtulmaya &ccedil;alışır. Dayanılamayacak şeylerden ka&ccedil;ınmak, Peygamberlerin s&uuml;nnetidir. Tedbirlere, &ccedil;alışmalara rağmen başa gelen belalardan zevk alırlar. Dertlerden zevk almak, y&uuml;ksek derecedir. &Ccedil;ok az se&ccedil;ilmişlerin yapacağı iştir.]<br />
<br />
<b>ASIL CEVAP</b><br />
Dertlerin, belaların gelmesine sebep, g&uuml;nah işlemektir. Fakat, belalar, sıkıntılar, g&uuml;nahların affedilmesine sebep olur. O halde, dostlara, belalar, sıkıntılar &ccedil;ok gelirse g&uuml;nahları kalmaz. [Ama tevbe, istigfar edince de, g&uuml;nahlar affolur. Dert ve bela gelmesine l&uuml;zum kalmaz. O halde, dert ve beladan kurtulmak i&ccedil;in, &ccedil;ok istigfar okumalı.] Dostların g&uuml;nahını, d&uuml;şmanların g&uuml;nahları gibi sanmamalı. <b>(İyilerin, iyilik sandıkları şeyleri, dostlar, g&uuml;nah bilir)</b> buyuruldu. Bunların g&uuml;nah ve kusurları olsa da, başkalarının g&uuml;nahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir. Taha suresinin, <b>(&Acirc;deme &ouml;nce s&ouml;yledik. Fakat unuttu. Azm ile, karar ile yapmadı)</b> mealindeki 115. &acirc;yet-i kerime bunu bildiriyor. O halde, dostlara gelen dertlerin, belaların, &ccedil;ok olması, g&uuml;nahların &ccedil;ok olduğunu g&ouml;stermez, g&uuml;nahların &ccedil;ok affedildiğini g&ouml;sterir. Dostlarına &ccedil;ok bela vererek, g&uuml;nahlarını affeder, temizler. B&ouml;ylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur.<br />
<br />
Cehennemdeki &ccedil;ok şiddetli azapların, birka&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k sıkıntı ile giderilmesi ve g&uuml;nahların temizlenmesi i&ccedil;in d&uuml;nyada sebepler g&ouml;nderilmesi ne b&uuml;y&uuml;k nimettir. Dostlara bu muamele yapılırken, başkalarının g&uuml;nahlarının hesabını ahirete bırakıyorlar. O halde dostlara, d&uuml;nyada &ccedil;ok dert ve bela vermesi lazımdır. Başkaları, bu ihsana layık değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işlerler, yalvarmaz, boyun b&uuml;kmez, ağlamaz ve Ona sığınmazlar. G&uuml;nahları sıkılmadan ve kasten işlerler. Hatta inat edercesine işlerler. Hatta, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ayetleri ile alay edecek, inanmayacak kadar ileri giderler. Ceza, su&ccedil;un b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne g&ouml;re değişir. G&uuml;nah k&uuml;&ccedil;&uuml;k olur ve su&ccedil;lu boynunu b&uuml;k&uuml;p yalvarırsa, bu su&ccedil;, d&uuml;nya dertleri ile affolunabilir. Fakat, g&uuml;nah b&uuml;y&uuml;k, ağır olur ve su&ccedil;lu inat&ccedil;ı, saygısız olursa, bunun cezası ahirette sonsuz ve &ccedil;ok acı olmak lazım gelir. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler)</b> buyuruldu. (Nahl 33)<br />
<br />
Cahiller, ahmaklar, (Allah, dostlarına ni&ccedil;in bela g&ouml;nderiyor da, nimet vermiyor) diyerek, bu sevgili kullara inanmıyorlar. K&acirc;firler, insanların en iyisine de b&ouml;yle s&ouml;ylerdi. <b>(K&acirc;firler, bu nasıl Peygamber, bizim gibi yiyip i&ccedil;iyor, sokakta geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine melek gelir, yardımcıları olur, bize onlar da haber verir, Cehennem ile korkuturlardı. Yahut, Rabbi, para hazineleri g&ouml;nderir veya meyve bah&ccedil;eleri, &ccedil;iftlikleri olur, istediğini yerdi dediler...)</b> [Furkan 7]<br />
<br />
B&ouml;yle s&ouml;zler, ahiret hayatına inanmayanların s&ouml;zleridir. Cennet nimetlerinin, Cehennem azaplarının sonsuz olduğunu bilen kimse, d&uuml;nyanın birka&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k belalarına, sıkıntılarına hi&ccedil; &ouml;nem verir mi? Bu dertlerin, sonsuz saadete sebep olacağını d&uuml;ş&uuml;nerek, bunları nimet olarak karşılar. Belalar, sıkıntılar, sevginin, şaşmayan şahitleridir. Ahmakların bunu anlamamasının ne &ouml;nemi olur.<br />
<br />
<b>6- </b>Bela, kemend-i mahbubdur [sevgilinin, &acirc;şıkını kendine &ccedil;ekmek i&ccedil;in g&ouml;nderdiği kemenddir.] &Acirc;şıkları, sevgiliden başka şeylere bakmaktan koruyan bir kam&ccedil;ı gibidir. &Acirc;şıkları, sevgiliye d&ouml;nd&uuml;r&uuml;r. O halde, dertlerin, belaların dostlara g&ouml;nderilmesi lazımdır. Belalar, dostları, sevgiliden başka şeylere d&uuml;şk&uuml;n olmak g&uuml;nahından korur. Başkaları, bu nimete layık değildir. Dostları, zorla sevgiliye &ccedil;ekerler. İstediklerini dert ve bela ile &ccedil;ekerler ve onu sevgili derecesine y&uuml;kseltirler. İstemediklerini başıboş bırakırlar. Bunların i&ccedil;inden, sonsuz saadete layık olan, kendisi doğru yola gelip, &ccedil;alışarak, uğraşarak, ihsana kavuşur.<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, se&ccedil;ilenlere, bela &ccedil;ok gelir. &Ccedil;alışanlara, uğraşanlara o kadar &ccedil;ok gelmez. Bunun i&ccedil;indir ki, se&ccedil;ilmişlerin, beğenilmişlerin ve sevilmişlerin baş tacı olan Peygamberimiz, <b>(Benim &ccedil;ektiğim acı gibi, hi&ccedil;bir Peygamber acı &ccedil;ekmedi)</b> buyurdu. O halde, dert ve belalar, &ouml;yle usta bir kılavuzdur ki, dostu dosta, şaşmadan kavuşturur. Sevgiliden başkasına bakmakla onu lekelemekten korur. Ne kadar şaşılır ki, &acirc;şıklar, hazinelere malik olsa, hepsini verip, dert ve bela satın alır. Aşk-ı ilahiden haberi olmayan, dert ve beladan kurtulmak i&ccedil;in, varını yoğunu harcar.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Dert ve bela gelince, dostların bazen &uuml;z&uuml;ld&uuml;kleri de g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Bunun sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O &uuml;z&uuml;nt&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;ştedir. Tabiattendir. Bu &uuml;z&uuml;nt&uuml;n&uuml;n faydaları vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu &uuml;z&uuml;nt&uuml; olmasa, nefis ile cihad edilemez. Peygamberimiz vefat edeceği zaman, g&ouml;r&uuml;len sıkıntısı, nefis ile cihadın son par&ccedil;aları idi. B&ouml;ylece, son nefesi de d&uuml;şman ile m&uuml;cadelede ge&ccedil;miş oldu. &Ouml;l&uuml;m anında en şiddetli m&uuml;cadeleyi yaptı. İnsanlık sıfatları, tabiat istekleri kalmadı. M&uuml;barek nefsini tam itaate, hakiki itminana getirdi.<br />
O halde, bela, aşk ve muhabbet pazarının tellalıdır. Muhabbeti olmayanın tellal ile ne işi olur. Tellalın buna ne faydası olur ve bunun g&ouml;z&uuml;nde tellalın ne kıymeti vardır?<br />
<br />
<b>7- </b>Bela gelmesinin bir sebebi de, doğru &acirc;şıkları, dost g&ouml;r&uuml;nen yalancılardan ayırmaktır. Doğru olan &acirc;şık, beladan lezzet alır, sevinir. Yalancı ise, acı duyar, sızlanır. Muhabbetin tadını tatmış ise, hakiki acı duymaz. Acı duyması g&ouml;r&uuml;n&uuml;ştedir. &Acirc;şıklar, bu iki acıyı birbirinden ayırır. Bunun i&ccedil;in, <b>(Veli, Veliyi tanır) </b>buyurmuşlardır.<br />
<br />
<b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kullarına zulmetmez<br />
Sual:</b> Deprem, trafik kazası gibi sebeplerle bir&ccedil;ok su&ccedil;suz kimse, ya &ouml;l&uuml;yor veya sakat kalıyor. Bazılarına da, hi&ccedil; su&ccedil;ları olmadığı halde &ccedil;eşitli belalar geliyor. Su&ccedil;suz insanlara b&ouml;yle bela ni&ccedil;in gelir?<br />
<b>CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani</b> hazretleri, (Mektubat)da buyuruyor ki:<br />
(Dertlerin, belaların gelmesine sebep g&uuml;nah işlemektir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Size gelen bela, musibet, kabahatlerinizin, g&uuml;nahlarınızın cezasıdır. Bununla beraber Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir &ccedil;oğunu da affederek musibete maruz bırakmaz.)</b> [Şura 30]<br />
<br />
<b>(Ey insan, sana gelen her iyilik, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ihsanı olarak, nimeti olarak gelmekte, her dert ve bela da k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerine karşılık olarak gelmektedir. Hepsini yaratan g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.)</b> [Nisa 79]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi su&ccedil;suz kimseye bela gelmiyor. Herkes kendi cezasını &ccedil;ekiyor.<br />
H&acirc;ş&acirc; zulmetmez kuluna H&uuml;dası, Herkesin &ccedil;ektiği kendi cezası.<br />
<br />
Peygamber efendimiz (sallallah&uuml; aleyhi ve sellem) buyurdu ki:<br />
<b>(&Uuml;mmetim şu on beş k&ouml;t&uuml; hasleti işlediği zaman &ccedil;eşitli belalara maruz kalır:<br />
1- Ganimet, &ccedil;ar&ccedil;ur edilir, yerinde harcanmaz.<br />
2- Emanete hıyanet edilir, ganimet kabul edilir.<br />
3- Zek&acirc;t cereme telakki edilir.</b> [Vermek istenmez, hile yolları aranır.]<br />
<b>4-</b> <b>Erkek karısının s&ouml;z&uuml;nden &ccedil;ıkmaz.</b> [Kılıbık olur.]<br />
<b>5</b>- <b>Ana babaya isyan edilir, s&ouml;zlerine itibar edilmez.</b> [Geri kafalı, bunak falan denir.]<br />
<b>6</b>- <b>Ana babaya sıkıntı verilir.<br />
7- K&ouml;t&uuml; arkadaşlara uyulur.</b> [Ayıp olur diye &ccedil;eşitli g&uuml;nah işlenir.]<br />
<b>8</b>- <b>Camilerde y&uuml;ksek sesle konuşulur.</b> [Hutbeyi nutuk &ccedil;eker gibi okumak da buna dahildir.]<br />
<b>9</b>- <b>K&ouml;t&uuml;ler, ehli olmayanlar idareci olur.</b><br />
<b>10- Şerrinden, zararından korkulanlara ikram edilir.<br />
11- İ&ccedil;ki i&ccedil;enler &ccedil;oğalır.<br />
12- Erkekler haram olan ipeği giyer.<br />
13- Şarkıcı kadınlar &ccedil;oğalır.<br />
14- &Ccedil;algı aletleri, m&uuml;zik her yere yayılır.<br />
15- &Ouml;nceki &acirc;limler k&ouml;t&uuml;lenir.</b> (Tirmizi)<br />
<br />
<b>Tatlı nimetler, acı ila&ccedil;larla kaplanmıştır<br />
Sual: </b>Bela ni&ccedil;in gelir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her izzet ve her nimet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ihlas ile itaat ve ibadet etmekten, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ve sıkıntı da, g&uuml;nah işlemekten hasıl olur. Herkese dert ve bela, g&uuml;nah yolundan, rahat ve huzur da, itaat yolundan gelir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;deti b&ouml;yledir. Cenab-ı Hak, hi&ccedil; kimseye, sebepsiz bela g&ouml;ndermez. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Bir millet, kendini bozmadık&ccedil;a, Allah onların hallerini değiştirmez.) </b>[Rad 11]<br />
<br />
<b>(Eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; insanları k&uuml;f&uuml;r ve g&uuml;nahlarından &ouml;t&uuml;r&uuml; d&uuml;nyada cezalandıracak olsaydı, yer &uuml;zerinde tek canlı kalmazdı.) </b>[Nahl 61]<br />
<br />
Demek ki m&uuml;stahak olduğumuz belaların hepsi gelse, yery&uuml;z&uuml;nde insan kalmaz. İşlediğimiz her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n cezasını d&uuml;nyada g&ouml;rm&uuml;yoruz. &Ccedil;oğunu da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; affediyor. İnsanlara bela, iki sebepten gelir. Ya işlediği g&uuml;nahlar y&uuml;z&uuml;nden veya g&uuml;nahsız da olsa derecesinin y&uuml;kselmesi i&ccedil;in. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(K&uuml;&ccedil;&uuml;k-b&uuml;y&uuml;k her musibet, affedilecek bir g&uuml;nah veya kavuşulacak bir derece i&ccedil;indir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
D&uuml;nya, ahirete g&ouml;re deniz yanında bir damla gibi bile değildir. D&uuml;nyada birka&ccedil; g&uuml;n dert bela &ccedil;ekilmese, Cennetin sonsuz lezzetlerinin kıymeti anlaşılmaz, ebedi sıhhat ve afiyet nimetlerinin kıymeti bilinmezdi. A&ccedil;lık &ccedil;ekmeyen, yemeğin lezzetini anlamaz, acı &ccedil;ekmeyen rahatlığın kıymetini bilemez. D&uuml;nya bir anlık r&uuml;ya gibidir.<br />
<br />
R&uuml;yada &ccedil;ok şeylere sahip olsak, uyanınca elimize bir şey ge&ccedil;mese ne kıymeti vardır? R&uuml;yada az bir sıkıntı &ccedil;ekersen, uyanınca &ouml;m&uuml;r boyu rahat edeceksin denilse, bir anlık sıkıntıya severek katlanılmaz mı?<br />
<br />
Sıkıntılar &ccedil;ok acı g&ouml;r&uuml;nse de, bunların nimet olduğu unutulmamalıdır. Bunun i&ccedil;in sevilenlere dert ve bela yağmuru eksik olmaz. Bu tatlı nimetler, acı ila&ccedil;larla kaplanmıştır. Akıllı kimse, bunun i&ccedil;indeki tatlı nimetleri g&ouml;r&uuml;r. &Uuml;zerindeki acı &ouml;rt&uuml;leri de tatlı gibi &ccedil;iğner. Acılardan da tat alır. Hasta olan onun tadını duyamaz. Hastalık Ondan başkasına g&ouml;n&uuml;l vermektir. Hep tatlı yemeğe alışan, şifa verici acı ila&ccedil;tan ka&ccedil;ar. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Nimete kavuşması i&ccedil;in insana musibet gelir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hayrını murat ettiği kul, belalara maruz kalır ve meşgul olacağı mal ve evladı kalmaz.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Musibetler y&uuml;zlerin karardığı g&uuml;nde, sahibinin y&uuml;z&uuml;n&uuml; ağartır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Hastanın g&uuml;nahları, ağa&ccedil;tan yaprakların d&ouml;k&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi d&ouml;k&uuml;l&uuml;r.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: &quot;G&ouml;nderdiğim belaya sabreden, nimete ş&uuml;kreden, sıddıklarla beraber olur. Bunları yapmayan kendine başka Rab arasın!&quot;) </b>[T. Gafilin]<br />
<br />
<b>(Allah yolundaki m&uuml;mine isabet eden her yorgunluk, hastalık, sıkıntı, &uuml;z&uuml;nt&uuml;, keder, hatta ayağına batan diken, g&uuml;nahlarına kefaret olur.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Belayı nimet, bolluk ve rahatlığı musibet saymayan, k&acirc;mil m&uuml;min değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; beladan sonra bolluk, bolluktan sonra bela gelir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir. Kişi imanının sağlamlığı nispetinde belaya maruz kalır. İmanı sağlam ise belası şiddetli, imanı zayıf ise hafif olur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Kişi, hep sıhhat ve selamette olsa idi, bu ikisi onun helakı i&ccedil;in k&acirc;fi gelirdi.) </b>[İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(Baş ağrısı veya herhangi bir hastalığı sebebiyle, m&uuml;minin Uhud dağı kadar g&uuml;nahı olsa da, hepsi affolur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Hak te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: &quot;İzzet ve celalim hakkı i&ccedil;in, dilediğim kulumun, malına darlık, bedenine hastalık vererek affetmedik&ccedil;e d&uuml;nyadan &ccedil;ıkarmam.&quot;) </b>[Ruzeyn]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minin g&uuml;nahları affoluncaya kadar bela ve hastalık gelir.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Hak te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: &quot;Bedenine, evladına veya malına bir musibet gelen, sabr-ı cemille karşılarsa, Kıyamette ona hesap sormaya hay&acirc; ederim.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Ş&uuml;phe edilen altını, ateşle muayene ettikleri gibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; insanları dert ile, bela ile imtihan eder.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Afiyette olan, kıyamette, belaya maruz kalanlara verilen sevapların &ccedil;okluğunu g&ouml;r&uuml;nce, </b>&quot;Keşke d&uuml;nyada iken derilerimiz, makasla kesilseydi&quot; <b>diyeceklerdir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Kul i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında &ouml;yle bir derece vardır ki, ameli ile o dereceye kavuşamaz. Belaya m&uuml;ptela olunca, o dereceye kavuşur.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>G&uuml;nahın cezası<br />
Sual:</b> Ne zaman bir g&uuml;nah işlesem, başıma bir bela geliyor. Belaya maruz kalmak neye alamettir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nah işlemek k&ouml;t&uuml;ye, belaya maruz kalmak iyiye alamettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kuluna hayır murat edince, g&uuml;nahlarının cezasını d&uuml;nyada verir. Şer murat edince g&uuml;nahlarının cezasını kıyamete bırakır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Belaya uğramış birini g&ouml;r&uuml;nce &quot;Bunu m&uuml;ptela kıldığı beladan beni koruyan ve bir &ccedil;ok kimseye vermediği nimeti bana veren Allah&rsquo;a hamd olsun!&quot; derse, kendine verilen nimetlere ş&uuml;kretmiş olur.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>Belaya sevinmek<br />
Sual:</b> Tedbir aldıktan, doğru sebebe yapıştıktan sonra irademiz dışında gelen belaya isyan etmek g&uuml;nah deniyor. Peki b&ouml;yle bir belaya sevinmek de g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Sevinmek g&uuml;nah olmaz.<b> </b>Hazret-i &Ouml;mer buyurdu ki:<br />
<br />
Bana bir bela gelirse, &uuml;&ccedil; t&uuml;rl&uuml; sevinirim:<br />
<b>1- </b>Belayı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; g&ouml;ndermiştir. Sevgili g&ouml;nderdiği i&ccedil;in tatlı olur.<br />
<b>2- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, bundan daha b&uuml;y&uuml;k bela g&ouml;ndermediği i&ccedil;in ş&uuml;krederim.<br />
<b>3- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanlara boş yere, faydasız bir şey g&ouml;ndermez. Bir belaya karşılık, ahirette &ccedil;ok nimetler ihsan eder. D&uuml;nya belaları az, ahiretin nimetleri ise, sonsuz olduğundan, gelen belalara sevinirim.<br />
<br />
<b>D&uuml;nyada rahat yaşamak<br />
Sual: </b>Allah sevdiği kullarına, dert ve bela vererek, onların g&uuml;nahlarını temizlediğine g&ouml;re, bu d&uuml;nyada hi&ccedil; dert bela g&ouml;rmeden rahat yaşayan, Cehenneme mi gidecek?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hi&ccedil; dert bela vermeden de g&uuml;nahları affedebilir. Dilediklerine, hem d&uuml;nyada, hem de &acirc;hirette rahatlık verir. Kur&rsquo;an-ı kerimde, m&uuml;minlere, hem d&uuml;nyada, hem de &acirc;hirette saadete kavuşmak i&ccedil;in &ccedil;alışmaları ve dua etmeleri emredilmektedir. Her namazda okuduğumuz Rabbena duası, bir &acirc;yet-i kerime olup, meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Ey Rabbimiz, bize d&uuml;nyada ve &acirc;hirette iyilik, g&uuml;zellik ver! Bizi Cehennem azabından koru!)</b> [Bekara 201]<br />
<br />
D&uuml;nyada mutlu olmak k&ouml;t&uuml; olsaydı, b&ouml;yle dua etmek emredilmezdi.<br />
<br />
<b>Nimet ve bela</b><br />
<b>Sual:</b> Nimet gelince sevinmek, bel&acirc; gelince &uuml;z&uuml;lmek g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nah değildir. Bel&acirc; gelince, (Benim ne su&ccedil;um var da, bunu bana g&ouml;nderdin) diye Allah&#39;a isyan etmek g&uuml;nahtır.<br />
<br />
<b>İsyan etmek ne demek?</b><br />
<b>Sual: </b>Bir belaya, bir hastalığa isyan etmek nasıl olur? (Hastayım) demek isyan mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İsyan etmek g&uuml;nah işlemek demektir. Her g&uuml;nah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyandır.<br />
<br />
(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu hastalığı bana niye g&ouml;nderdi?) diye bağırıp &ccedil;ağırmak isyan olur. Şakik-i Belh&icirc; hazretleri, <b>(Musibete sabretmeyip feryat eden, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan etmiş olur. Ağlamak, sızlamak, bela ve musibeti geri &ccedil;evirmez)</b> buyuruyor. &Uuml;&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın sevdikleri, belaya uğrar. Sabreden m&uuml;k&acirc;fata, sızlanan cezaya kavuşur.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Derdini a&ccedil;ıklayan sabretmiş olmaz.)</b> [İ. Maverd&icirc;]<br />
<br />
<b>(Uğradığı belayı gizleyenin g&uuml;nahları affolur.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
&Acirc;cizliğini belirtmek, dua istemek, doktora h&acirc;lini belirtmek gibi hususlar i&ccedil;in hasta olduğunu s&ouml;ylemek isyan olmaz.<br />
<br />
Belaya sabretmek, hatt&acirc; ş&uuml;kretmek lazımdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen her şeyi severek kabul etmeliyiz.<br />
<br />
<b>&Ouml;l&uuml;m acısı<br />
Sual:</b> &Ccedil;ekilen &ouml;l&uuml;m acısı ve d&uuml;nyada sevdiğimiz şeylerden ayrılmanın verdiği sıkıntı g&uuml;nahlarımıza kefaret olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, d&uuml;nyadaki musibetler, &ouml;l&uuml;m acısı, kabir azabı ve mahşerdeki sıkıntılar g&uuml;nahlara kefaret olur. Birka&ccedil; hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(M&uuml;mine isabet eden hi&ccedil;bir hastalık ve ağrı yoktur ki, onun g&uuml;nahlarına kefaret olmasın! Hatt&acirc; ayağına batan diken bile, g&uuml;nahına kefarettir.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;mine yorgunluk, ağrı, kaygı, h&uuml;z&uuml;n, gam, eza isabet etse, hatt&acirc; ayağına diken batsa, g&uuml;nahlarına kefaret olur.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;manın uğradığı her musibet, g&uuml;nahlarına kefarettir.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Bir diken batan veya daha k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir musibete veya ağrıya maruz kalan m&uuml;minin, bir derecesi y&uuml;kselir ve bir g&uuml;nahı silinir.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Kabrin m&uuml;mini sıkması, b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahlarına kefarettir.)</b> [İ. Rafi&icirc;]<br />
<br />
<b>(Hastalıkla ge&ccedil;en saatler, g&uuml;nah işlenen saatlere kefaret olur.) </b>[Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minin ailesi, malı, nefsi, &ccedil;ocuğu ve komşusundan kaynaklanan sıkıntılar g&uuml;nahlarına kefarettir.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
Sıkıntılar gibi, ibadetlerimiz de g&uuml;nahlara kefaret olur. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Kişinin orucu, namazı, zek&acirc;tı ve emr-i marufu g&uuml;nahlarına kefarettir.)</b> [Buhar&icirc;]<br />
<br />
<b>(Pişman olmak, g&uuml;nahlara kefarettir.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
&Ouml;lmek de, g&uuml;nahlarımıza kefaret olur. &Uuml;&ccedil; hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Ouml;lmek, g&uuml;nahlara kefarettir</b>.<b>)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(&Ouml;lmek, m&uuml;mine ganimettir.) </b>[Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(&Ouml;lmek, m&uuml;mine hediyedir.)</b> [D&acirc;re Kutn&icirc;]<br />
<br />
<b>Hasta olmak<br />
Sual: </b>Hastalığa &uuml;z&uuml;lmek mi, yoksa sevinmek mi gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hasta olmak iyi ise de, hasta olmak i&ccedil;in dua edilmez. Sağlığa kavuşmak i&ccedil;in dua edilir. İslam &acirc;limleri, (Hastalıkta şifa vardır. Beden ne kadar sıkıntı &ccedil;ekerse, ruh o kadar rahat eder. Bu v&uuml;cuda rahatsızlık veren her şey insanın &acirc;cizliğini anlamasına, Cenab-ı Hakk&rsquo;a d&ouml;nmesine sebep olur. Bu sebeple kalb i&ccedil;in şifadır) buyuruyorlar. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir.<br />
<b>(Hastanın inlemesi tesbih, bağırması tehlil, nefes alıp vermesi sadaka, uyuması ibadet, bir taraftan bir tarafa d&ouml;nmesi ise cihattır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, meleklere &ldquo;Kuluma sıhhatli iken yaptığı en iyi ameli yazın!&rdquo; buyurur. İyileşince g&uuml;nahsız olarak ayağa kalkar.)</b> [Hat&icirc;b]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, <b>(Allah&uuml;mme inn&icirc; es&rsquo;el&uuml;kessıhhate vel &acirc;fiyete)</b> buyuruyor. Yani (Y&acirc; Rabb&icirc;, bana sıhhat [sağlık] &acirc;fiyet ver) diye dua ediyor. (Taberan&icirc;)<br />
<br />
Demek ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan sıhhat ve &acirc;fiyet isteyeceğiz. Gelen sıkıntıya da, O g&ouml;nderdi diye sabredeceğiz, hatt&acirc; iyiliğimize olduğu i&ccedil;in ş&uuml;kredeceğiz. Sıhhatli olmak, hastalıktan; nimet i&ccedil;inde yaşamak, beladan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Resulullah efendimiz duasında, d&uuml;nya ve &acirc;hiret sıkıntısından Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sığınmıştır. Her peygamber ş&ouml;yle dua ederdi:<br />
<b>(Ey Rabbimiz, bize d&uuml;nyada ve &acirc;hirette de hasene ver!)</b> [Bekara 201] [Hasene iyilik, g&uuml;zellik, sağlık ve &acirc;fiyet i&ccedil;inde mutlu yaşamaktır.]</p>

<p><strong>Sıkıntıların artmasının sebebi<br />
Sual: Zamanımızda her insanın bir derdi, bir sıkıntısı var, sıkıntısız, dertsiz kimse yok gibidir. Bunun sebebi ne olabilir?<br />
Cevap:</strong> İnsanlar, İsl&acirc;miyeti terk ettikleri yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine ve yasaklarına uymadıkları, İsl&acirc;m dininin g&ouml;sterdiği rahat ve huzur yolundan ayrıldıkları i&ccedil;in, d&uuml;nyada bereket kalmadı. Rızıklar azaldı. T&acirc;h&acirc; s&ucirc;resinin 124. &acirc;yet-i kerimesinde mealen;<br />
<strong>(Beni unutursanız rızıklarınızı kısarım) </strong>buyuruldu.</p>

<p>Bunun i&ccedil;in, iman rızkı, sıhhat rızkı, gıda rızkı, insanlık ve merhamet rızkı ve daha nice rızıklar azaldı. <strong>&ldquo;H&acirc;ş&acirc;, zul&uuml;m etmez kuluna h&uuml;d&acirc;sı, herkesin &ccedil;ektiği kendi cezası&rdquo;</strong> s&ouml;z&uuml; Nahl s&ucirc;resinin 33. &acirc;yetinden alınmıştır. Bug&uuml;nk&uuml; k&uuml;f&uuml;r, inkar karanlıkları ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, Peygamberi, İsl&acirc;miyeti unutmanın bereketsizlikleri ve sıkıntıları i&ccedil;inde, insan gece g&uuml;nd&uuml;z, kadınlı erkekli &ccedil;alışıp, bir ailenin nafakasını, rahat yaşamasını temin edemez hale gelmiştir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya inanmadık&ccedil;a, Onun bildirdiği İsl&acirc;m dinine uymadık&ccedil;a, Onun Peygamberinin g&uuml;zel ahlakı ile bezenilmedik&ccedil;e, beş vakit namazı vaktinde kılmadık&ccedil;a, dalalet, felaket akıntısını durdurmak imkansızdır. Her asırda olduğu gibi, zamanımızda da, insanlığı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakka karşı isyan ve inkardır.</p>

<p><strong>Dertler, g&uuml;nahların affına sebeptir<br />
Sual: İman edenlere dertler, belalar, hastalıklar geliyor ve sıkıntı &ccedil;ekiyorlar, bunun bir sebebi bir hikmeti var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine, g&ouml;nderdiği Peygamberlerine iman edenlere, sevdiklerine, g&uuml;nahlarını affetmek i&ccedil;in veya Cennette vereceği nimetlerini, ihsanlarını, derecelerini arttırmak i&ccedil;in, dertler, hastalıklar veriyor. Bunların ibadetleri zahmetli, sıkıntılı oluyor. B&uuml;t&uuml;n bunlara karşılık olarak da, d&uuml;nya işlerinde, rahatlık, kolaylık ve rızıklarına bereket veriyor. İnk&acirc;r eden, iman etmeyen, ibadet yapmayanlara ise, bu rahatlığı, bu bereketi vermiyor. Bunlar, zahmet &ccedil;ekerek, hile ve hıyanet yaparak, &ccedil;ok kazanıp, zevk ve safa i&ccedil;inde yaşarlar ise de, bu zevkleri uzun s&uuml;rmez. Az zaman sonra, hastanelerde, hapishanelerde s&uuml;r&uuml;n&uuml;rler. Ahiretteki azapları da, &ccedil;ok şiddetli olur.</p>

<p align="left"><strong>Dertlerin, belaların gelmesinin sebebi<br />
Sual: D&uuml;nyanın bir imtihan yeri olduğunu &ccedil;ok kimse bilmektedir. Fakat burada, iman edip inananlara daha &ccedil;ok dert, bela, sıkıntı gelmekte, ink&acirc;r edenlere ise o kadar gelmemektedir. Bunun sebebi ne olabilir, hikmeti nedir?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Dertlerin, belaların gelmesine sebep, g&uuml;nah işlemektir. Fakat, belalar, sıkıntılar, g&uuml;nahların affedilmesine sebep olur. O h&acirc;lde, dostlara, belaları, sıkıntıları &ccedil;ok vermek lazımdır ki, g&uuml;nahları kalmasın.</p>

<p align="left">Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sevdiklerinin g&uuml;nahlarını affetmek i&ccedil;in, onlara dert, bela g&ouml;nderiyor. Tevbe, istiğfar edince de, g&uuml;nahlar affolur. Dert ve bela gelmesine l&uuml;zum kalmaz ve gelmiş dertler de gider. O h&acirc;lde, dert ve beladan kurtulmak i&ccedil;in, &ccedil;ok istiğfar okumalıdır.</p>

<p align="left">Dostların g&uuml;nahını, d&uuml;şmanların g&uuml;nahları gibi sanmamalıdır. <strong>(İyilerin, iyilik etmek olarak bildikleri şeyleri, dostlar, g&uuml;nah işlemek bilirler)</strong> buyuruldu. Bunlardan g&uuml;nah ve kusur sadır olsa da, başkalarının g&uuml;nahları gibi değildir. Yanılmak ve unutmak gibidir. Niyet ederek, karar vererek yapılmış değildir. T&acirc;h&acirc; s&ucirc;resi, 115. &acirc;yetinde mealen; <strong>(&Acirc;dem&#39;e &ouml;nce s&ouml;yledik. Fakat unuttu. Azim ile, karar ile yapmadı)</strong> buyuruldu. Bu &acirc;yet-i kerime &Acirc;dem aleyhissel&acirc;m i&ccedil;indir. O h&acirc;lde, dostlara gelen dertlerin, belaların, musibetlerin &ccedil;ok olması, g&uuml;nahların &ccedil;ok affedildiğini g&ouml;sterir. G&uuml;nahların &ccedil;ok olduğunu g&ouml;stermez. Dostlarına &ccedil;ok bela vererek, g&uuml;nahlarını affeder, temizler. B&ouml;ylece bunları, ahiret sıkıntılarından korur. Res&ucirc;lullah efendimiz &ouml;l&uuml;m h&acirc;linde, şiddet ve sıkıntıda iken, Hazret-i F&acirc;tıma, babasını &ccedil;ok sevdiği ve &ccedil;ok acıdığı i&ccedil;in ve Peygamber efendimiz; <strong>(F&acirc;tıma, benden bir par&ccedil;adır)</strong> buyurmuş olduğu i&ccedil;in, o da sıkılıyor, kıvranıyordu. Kızının bu h&acirc;lini g&ouml;r&uuml;nce, onu teselli etmek i&ccedil;in; <strong>(Babanın &ccedil;ekeceği sıkıntı, ancak bu kadardır. Başka hi&ccedil;bir sıkıntı g&ouml;rmez!)</strong> buyurdu.</p>

<p align="left">G&uuml;nah k&uuml;&ccedil;&uuml;k olur ve su&ccedil;lu boynunu b&uuml;k&uuml;p yalvarırsa, bu su&ccedil;, d&uuml;nya dertleri ile affolunabilir. Fakat, g&uuml;nah b&uuml;y&uuml;k, ağır olur ve su&ccedil;lu inat&ccedil;ı, saygısız olursa, bunun cezasının ahirette sonsuz ve &ccedil;ok acı olması lazım gelir. Nahl s&ucirc;resi, 33. &acirc;yetinde mealen; <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onlara zulmetmez. Onlar, kendi kendilerine zulmedip, ağır cezaları hak ettiler)</strong> buyuruldu.&rdquo;</p>

<p><b>Sual: </b>İnsanlardan gelen sıkıntılar, başa gelen dert ve belalar karşısında nasıl davranmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri talebelerine şu nasihatte bulunuyor:<br />
&ldquo;Dikkatle dinleyiniz! İyi d&uuml;ş&uuml;nceli olan kardeşlerimizin dertlerden kurtulmamız i&ccedil;in, her &ccedil;areye baş vurduklarını, hi&ccedil;birinin fayda vermediğini haber aldım.</p>

<p><b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattıklarında, g&ouml;nderdiklerinde hayır, iyilik vardır)</b>&nbsp;hadis-i şerifi meşhurdur. İnsan olduğumuz i&ccedil;in, başımıza gelenlerden, bir aralık &uuml;z&uuml;lm&uuml;şt&uuml;k. İ&ccedil;imiz sıkılmıştı. Birka&ccedil; g&uuml;n sonra, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ile, &uuml;z&uuml;nt&uuml; ve sıkıntılar gitti, hi&ccedil; kalmadı. Onların yerine sevin&ccedil;, genişlik geldi ki, bizimle uğraşanlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın istediğini istemekte ve yapmaktadırlar. B&ouml;yle olunca, sıkılmanın, &uuml;z&uuml;lmenin yersiz olduğu anlaşıldı.</p>

<p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml;, sevene, sevgilinin g&ouml;nderdiği acıların da, Ondan gelen iyilikler gibi sevgili ve tatlı olması lazımdır. Sevgilinin iyilikleri tatlı geldiği gibi, Onun acıtması da tatlı gelmelidir. Hatta, Ondan gelen acılarda, tatlılardan daha &ccedil;ok lezzet bulmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, acılar, sıkıntılar nefse tatlı gelmez. Nefis, b&ouml;yle şeyleri istemez. Her bakımdan g&uuml;zel olan, her şeyi g&uuml;zel olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kulunu incitmek dileyince, Onun iradesi, isteği, bu kula elbette g&uuml;zel gelmelidir. Bizimle uğraşanların diledikleri, istedikleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilediğine uygun olduğu i&ccedil;in ve bunların dilekleri, O sevgilinin dilediğini g&ouml;sterdiği i&ccedil;in, bunların diledikleri ve yaptıkları da, elbette g&uuml;zeldir ve tatlı gelmektedir.</p>

<p>Kardeşlerimize, dostlarımıza s&ouml;yleyiniz! Bizim i&ccedil;in &uuml;z&uuml;lmesinler, sıkılmasınlar. Bizi incitenleri k&ouml;t&uuml; bilmesinler. Onlara k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmasınlar! Bunların yaptıklarına sevinseler, yeridir.</p>

<p>Evet, dua etmekle emrolunduk. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dua edenleri, Ona boyun b&uuml;kenleri ve yalvaranları, sızlayanları sever. B&ouml;yle yapmak, Ona tatlı gelir. Belaların, sıkıntıların gitmesi i&ccedil;in dua ediniz! Af ve afiyet i&ccedil;in yalvarınız! Muhyidd&icirc;n-i Arab&icirc; hazretleri;</p>

<p>&ldquo;&Acirc;rifin niyeti, maksadı olmaz&rdquo; buyuruyor. Yani, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanıyan kimse, beladan kurtulmak i&ccedil;in bir şeye başvurmaz demektir. Bu s&ouml;z&uuml;n ne demek olduğunu iyi anlamalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, dert ve belaların, sevgiliden geldiğini, Onun dileği olduğunu bilmektedir.</p>

<p><b>Sual: </b>İnsanların, Allah&uuml; tealanın emir ve yasaklarını dinlememesi, bunlardan uzaklaşması, bunların felaketi mi olmuştur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda K&acirc;m&ucirc;s-&uuml;l-a&#39;l&acirc;mda deniyor ki:<br />
&ldquo;End&uuml;l&uuml;s Sultanı &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Abdurrahman, memleketini genişletti, kuvvetlendirdi. Fas&#39;ta h&uuml;k&ucirc;met s&uuml;ren İdr&icirc;s&icirc;leri, F&acirc;tım&icirc;lere karşı destekledi. Bunları h&uuml;km&uuml; altına aldı. M&uuml;kemmel donanma da yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edeb sahibi idiler. &Acirc;limlere ve ilme &ccedil;ok kıymet verirdi. Bunun i&ccedil;in, End&uuml;l&uuml;s&#39;te ilim ve fen &ccedil;ok ilerledi. Sarayı ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim &ouml;ğrenmek i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya akın akın toplandılar.</p>

<p>Kurtuba&#39;da b&uuml;y&uuml;k ve m&uuml;kemmel bir tıp fak&uuml;ltesi kurdu. Avrupa&#39;da ilk yapılan tıp fak&uuml;ltesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya gelir, g&ouml;rd&uuml;kleri medeniyete, g&uuml;zel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. Altıy&uuml;zbin kitap bulunan bir k&uuml;t&uuml;phane de yaptırdı. Kurtuba&#39;dan &uuml;&ccedil; saatlik mesafedeki V&acirc;di-y&uuml;l-keb&icirc;r kenarında, Ezzehra isminde pek b&uuml;y&uuml;k ve ince sanatlarla dolu bir saray ile m&uuml;kemmel bah&ccedil;eler ve b&uuml;y&uuml;k bir cami yaptırdı. Kurtuba&#39;da &ccedil;ok sayıda derin &acirc;limler yetişti. End&uuml;l&uuml;s&#39;teki Ben&icirc; &Uuml;meyye halifelerinin sekizincisi olan Abd&uuml;rrahman-ı s&acirc;lis, elli sene adalet ile h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;p, m. 961 senesinde yetmiş iki yaşında vefat etti.&rdquo;</p>

<p>Fakat sonra, İslam ahlakını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bozarak, İslamiyeti i&ccedil;eriden yıkmak al&ccedil;aklığı başladığından, Pirene Dağlarını aşamadılar. m. 1031&#39;de &Uuml;meyye Devleti &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Bunlardan sonra End&uuml;l&uuml;s&#39;e, &ouml;nce M&uuml;lessim&icirc;n veya Mur&acirc;bit&icirc;n denilen devlet, bundan sonra da, Muvahhid&icirc;n Devleti hakim oldu. Fakat İspanyollar, m. 1492&#39;de, Gırnata şehrini de alıp M&uuml;sl&uuml;manları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler.</p>

<p>S&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man olup da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbn&uuml;rr&uuml;şd&#39;&uuml;n ve İbni Hazm&#39;ın bozuk fikirleri, belki din ve iman h&acirc;lini alıp d&uuml;nyaya yayılacak, bug&uuml;nk&uuml; hazin levha, y&uuml;zlerce sene &ouml;nce meydana &ccedil;ıkacaktı.</p>

<p><b>Sual: </b>Allaha inanm&acirc;yanlardan bazıları; namaz kılanlarla, oru&ccedil; tutanlarla, İsl&acirc;miyete uyanlarla alay ediyor ve &quot;Allah, dostlarına ni&ccedil;in dertler, belalar g&ouml;nderiyor? İyilikler, nimetler vermiyor? Biz Onun emirlerini yapmıyoruz. Biz istediğimiz gibi zevk, safa ediyor, keyif s&uuml;r&uuml;yor, hile, yalanla, d&uuml;nyanın tadını &ccedil;ıkarıyoruz. Sizler, namazla, oru&ccedil;la vakit ge&ccedil;iriyor, d&uuml;nya zevklerinden ka&ccedil;ıyor, sıkıntı i&ccedil;inde yaşıyorsunuz! Ayrıca Rabbiniz, dertleri, belaları da size veriyor. M&uuml;sl&uuml;manlık saadet yolu olsaydı, siz bizden daha rahat, daha mesud yaşardınız&quot; diyorlar. B&ouml;ylelerine ne demelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&nbsp;K&acirc;firler, insanların en iyisine de b&ouml;yle s&ouml;ylerdi. Furk&acirc;n s&ucirc;resinin yedinci &acirc;yetinde me&acirc;len;<br />
<b>(K&acirc;firler; &quot;Bu nasıl Peygamberdir? Bizim gibi yiyip i&ccedil;iyor, sokaklarda geziyor. Peygamber olsaydı, kendisine melek gelirdi. Yardımcıları olur, bize onlar da haber verir, Cehennem ile korkuturlardı. Yahut, Rabbi, para hazineleri g&ouml;nderir, yahut, meyve bah&ccedil;eleri, &ccedil;iftlikleri olur, istediğini yerdi&quot; dediler...)</b>&nbsp; buyuruldu.</p>

<p>Bu gibi s&ouml;zler, &acirc;hırete, Cennete, Cehenneme inanmayanların, ilerisini g&ouml;remeyenlerin s&ouml;zleridir. Cennet nimetlerinin, Cehennem azablarının sonsuz olduğunu bilen kimse, d&uuml;nyanın birka&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k belalarına, sıkıntılarına hi&ccedil; ehemmiyet verir mi? Bu dertlerin, sonsuz saadete sebep olacağını d&uuml;ş&uuml;nerek, bunları nimet olarak karşılar. Cahillerin s&ouml;zlerine aldırış etmez. Dertler, belalar, sıkıntılar, muhabbetin, sevginin, şaşmayan şahitleridir. Ahmakların bunu anlamamasının ne ehemmiyeti olur.</p>

<p>Bu d&uuml;nya, &acirc;hıretin tarlasıdır. Burada tohumlarını ekmeyip yiyenler, b&ouml;ylece bir tohumdan kat kat meyve kazanmaktan mahrum kalanlar, ne kadar talihsiz ve ahmaktır. Kardeşin kardeşden ka&ccedil;acağı, ananın evladını tanımayacağı o g&uuml;n i&ccedil;in, hazırlanmıyorlar. B&ouml;yle kimseler, d&uuml;nyada da, &acirc;hırette de zarardadırlar.</p>

<p>Hem bu d&uuml;nyanın nimetleri ge&ccedil;icidir ve aldatıcıdır. Bug&uuml;n senin ise, yarın başkasınındır. &Acirc;hırette ele girecekler ise sonsuzdur ve d&uuml;nyada iken kazanılır. Bu birka&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k hayat, eğer d&uuml;nya ve &acirc;hıretin en kıymetli insanı olan, Muhammed aleyhissel&acirc;ma t&acirc;bi olarak ge&ccedil;irilirse, saadet-i ebediyye, sonsuz necat, kurtuluş umulur. Ona uymadık&ccedil;a, her yapılan hayır, iyilik, burada kalır, &acirc;hırette ele bir şey ge&ccedil;mez.</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2688]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 22:53:36 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’ın dinine uymak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Bazıları (Allah&rsquo;ın dini yoktur) diyorlar. Hazret-i &Acirc;dem&#39;den beri dinleri Allah g&ouml;ndermedi mi? Bu konuda &acirc;yet ve hadis yok mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&ouml;yle s&ouml;yleyenlerin niyeti iyi olsa da, b&ouml;yle şeyler s&ouml;ylemeleri asla uygun olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Resullere g&ouml;nderdiği dinler &ccedil;oktur. Birka&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(Fitne tamamen yok oluncaya ve Allah&#39;ın dini tatbik edilinceye kadar onlarla savaşın.)</b> [Bekara 193]<br />
<br />
<b>(Fitne kalmayıp, yalnız Allah&rsquo;ın dini kalana kadar onlarla savaşın.) </b>[Enfal 39]<br />
<br />
<b>(Allah katında hak din İslam&#39;dır.)</b> [Al-i imran 19]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın dininden başka bir din mi istiyorlar?)</b> [Al-i imran 83]<br />
<br />
<b>(G&ouml;klerde ve yerde ne varsa, Onundur, din de yalnız Onundur. O halde Allah&rsquo;tan başkasından mı korkuyorsunuz?)</b> [Nahl 52]<br />
<br />
<b>(Dikkat edin, halis din Allah&rsquo;ındır.)</b> [Z&uuml;mer 3]<br />
<br />
<b>(Allah, Resul&uuml;n&uuml;, hidayet ve hak din, İslamiyet&rsquo;le g&ouml;nderdi. İslam dinini, diğer dinler &uuml;zerine &uuml;st&uuml;n kıldı.</b> [Muhammed aleyhisselamın hak] <b>Peygamber olduğuna şahid olarak Allah yeter.)</b> [Feth 28]<br />
<br />
<b>(H&acirc;lbuki onlara ancak, dini yalnız Allah&rsquo;a has kılarak ve doğru olarak Allah&rsquo;a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekat vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.) </b>[Beyine 5]<br />
<br />
Bu konudaki hadis-i şeriflerden birka&ccedil;ının meali de ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(Kim Allah&rsquo;ın dininde ilim sahibi olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun sıkıntılarını yok eder ve ummadığı yerden rızıklandırır.) </b>[Hatib]<br />
<br />
<b>(Ş&uuml;phesiz Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dinini g&uuml;nahk&acirc;r kimse ile de kuvvetlendirir.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Cennete ancak M&uuml;sl&uuml;man girer. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dinini isterse facirle de kuvvetlendirir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her asırda dinini yenileyecek bir m&uuml;ceddid g&ouml;nderir.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimin en şefkatlisi Ebu Bekir&rsquo;dir. Allah&rsquo;ın dininde en kuvvetlisi &Ouml;mer&lsquo;dir. Hay&acirc;sı en &ccedil;ok olan Osman&rsquo;dır. En g&uuml;zel h&uuml;k&uuml;m vereni Ali&rsquo;dir. Fer&acirc;iz ilmini en iyi bileni Zeyd bin Sabit&rsquo;tir. Kur&lsquo;an-ı kerimi en g&uuml;zel okuyanı Ubey bin Ka&rsquo;bdır. Hel&acirc;l ve haramı en iyi bileni Muaz bin Cebel&rsquo;dir. Her &uuml;mmetin bir em&icirc;ni vardır; bu &uuml;mmetin em&icirc;ni ise Eb&ucirc; Ubeyde bin Cerr&acirc;h&rsquo;tır.) </b>[Ebu<b> </b>Ya&rsquo;la]<br />
<br />
Resulullah efendimiz en &ccedil;ok ş&ouml;yle dua ederdi:<br />
<b><a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/003.jpg " target="_blank">(Ya Mukallibel kul&ucirc;b, sebbit kalbi al&acirc; dinike</a> = Ey kalbleri &ccedil;eviren Rabbim, kalbimi kendi dinin &uuml;zerine sabit kıl.) </b>[Tirmizi]</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><i><strong>Sual: İnsanların, Allah&uuml; tealanın emir ve yasaklarını dinlememesi, bunlardan uzaklaşması, bunların felaketi mi olmuştur?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda K&acirc;m&ucirc;s-&uuml;l-a&#39;l&acirc;mda deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;End&uuml;l&uuml;s Sultanı &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Abdurrahman, memleketini genişletti, kuvvetlendirdi. Fas&#39;ta h&uuml;k&ucirc;met s&uuml;ren İdr&icirc;s&icirc;leri, F&acirc;tım&icirc;lere karşı destekledi. Bunları h&uuml;km&uuml; altına aldı. M&uuml;kemmel donanma da yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edeb sahibi idiler. &Acirc;limlere ve ilme &ccedil;ok kıymet verirdi. Bunun i&ccedil;in, End&uuml;l&uuml;s&#39;te ilim ve fen &ccedil;ok ilerledi. Sarayı ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim &ouml;ğrenmek i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya akın akın toplandılar.</p>

<p>Kurtuba&#39;da b&uuml;y&uuml;k ve m&uuml;kemmel bir tıp fak&uuml;ltesi kurdu. Avrupa&#39;da ilk yapılan tıp fak&uuml;ltesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya gelir, g&ouml;rd&uuml;kleri medeniyete, g&uuml;zel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. Altıy&uuml;zbin kitap bulunan bir k&uuml;t&uuml;phane de yaptırdı. Kurtuba&#39;dan &uuml;&ccedil; saatlik mesafedeki V&acirc;di-y&uuml;l-keb&icirc;r kenarında, Ezzehra isminde pek b&uuml;y&uuml;k ve ince sanatlarla dolu bir saray ile m&uuml;kemmel bah&ccedil;eler ve b&uuml;y&uuml;k bir cami yaptırdı. Kurtuba&#39;da &ccedil;ok sayıda derin &acirc;limler yetişti. End&uuml;l&uuml;s&#39;teki Ben&icirc; &Uuml;meyye halifelerinin sekizincisi olan Abd&uuml;rrahman-ı s&acirc;lis, elli sene adalet ile h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;p, m. 961 senesinde yetmiş iki yaşında vefat etti.&rdquo;</p>

<p>Fakat sonra, İslam ahlakını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bozarak, İslamiyeti i&ccedil;eriden yıkmak al&ccedil;aklığı başladığından, Pirene dağlarını aşamadılar. m. 1031&#39;de &Uuml;meyye devleti &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Bunlardan sonra End&uuml;l&uuml;s&#39;e, &ouml;nce M&uuml;lessim&icirc;n veya Mur&acirc;bit&icirc;n denilen devlet, bundan sonra da, Muvahhid&icirc;n devleti h&acirc;kim oldu. Fakat İspanyollar, m. 1492 de, Gırnata şehrini de alıp M&uuml;sl&uuml;manları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler.</p>

<p>S&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man olup da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbn&uuml;rr&uuml;şd&#39;&uuml;n ve İbni Hazm&#39;ın bozuk fikirleri, belki din ve iman h&acirc;lini alıp d&uuml;nyaya yayılacak, bug&uuml;nk&uuml; hazin levha, y&uuml;zlerce sene &ouml;nce meydana &ccedil;ıkacaktı.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3801]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 22:45:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Suçu kendimizde aramak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Su&ccedil;suz yere &ccedil;eşitli iftira ve hakaretlere uğruyorum. Su&ccedil;um yokken biri gelip sataşıyor. Kimi alacağımı vermiyor, kimi bor&ccedil;lu &ccedil;ıkartıyor. Dualarım kabul olmuyor. Sıkıntılar, belalar yakamı bırakmıyor. Bunların ger&ccedil;ek sebebi ne olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce sıkıntı, bela niye gelir? Bela, insana iki sebepten ileri gelir:<br />
<b>1-</b> G&uuml;nahsız kimselere, b&uuml;y&uuml;k zatlara gelir. Bu da onların derecelerinin y&uuml;kselmelerine sebep olur. Başka hikmetleri de olabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte, <b>(En şiddetli bela, enbiya, evliya ve benzerlerine gelir)</b> buyuruluyor. (Tirmizi)<br />
<br />
<b>2</b>- Dertlerin, belaların gelmesine sebep g&uuml;nah işlemek veya l&uuml;zumlu sebeplere yapışmakta kusur etmektir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Size gelen her musibet, kendi ellerinizle işleyip kazandığınız g&uuml;nahlar y&uuml;z&uuml;ndendir. Bununla beraber Allah bir &ccedil;oğunu da affeder, </b>[musibete uğratmaz.]<b>)</b> [Şura 30]<br />
<br />
&Ccedil;oluk &ccedil;ocukta, hayvanda, &acirc;mirde, memurda bir huysuzluk g&ouml;r&uuml;l&uuml;rse, kabahatin kendimizde olduğunu anlamalıyız. Salihlerden biri buyuruyor ki:<br />
(Eşim huysuzluk edince, yanlış bir iş yaptığımı anlardım. Hemen o işime tevbe edince, eşimin huysuzluğu da giderdi. B&ouml;ylece tevbemin kabul edildiği meydana &ccedil;ıkardı.)<br />
<br />
Demek ki belalar, kendi hatalarımız sebebiyle geliyor. Bizim su&ccedil;umuz, hatamızı g&ouml;rmemektir.<br />
<br />
&Uuml;st&uuml;m&uuml;ze tatlı s&uuml;r&uuml;yoruz, tatlıya gelen sinekleri su&ccedil;luyoruz. Kovana &ccedil;&ouml;p sokuyoruz, su&ccedil;u bize saldıran arılarda buluyoruz. Salihler, her sıkıntıda, kusuru kendisinde g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. B&uuml;y&uuml;k bir zat yolda giderken, bir kadın farkında olmadan pencereden &uuml;st&uuml;ne k&uuml;l d&ouml;ker. Daha kadın &ouml;z&uuml;r dilemeden, (Bu başa k&uuml;l değil ateş layıktı, ucuz atlattık) der. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştıran, kusuru hep başkasında bulan kimse, başına daha b&uuml;y&uuml;k bela gelmediğine ş&uuml;kretmelidir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hi&ccedil; kimseye zulmetmez, sebepsiz bela g&ouml;ndermez. Başımıza gelen her sıkıntı kendimizden, g&uuml;nahlarımızdan kaynaklanmaktadır. Belki o işte, su&ccedil;suz g&ouml;r&uuml;nsek de, başka bir iş sebebiyle bu sıkıntıların geldiğini anlamalıyız.<br />
<b>Mevla intikamını kul eli ile alır<br />
İlmihali bilmeyen bunu kul etti sanır.</b><br />
<br />
G&uuml;nahlardan tevbe edip, nefsi aşağılayarak terbiyeye &ccedil;alışmalı. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Nefsini zelil eden, dinini aziz etmiş, nefsini aziz eden dinini aşağılamış olur.)</b> [Ebu Nuaym] &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanıdır, hep zararlı iş yapmak ister. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen,<br />
<b>(Nefs hep k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; emreder)</b> buyuruluyor. (Yusuf 53)<br />
<br />
Şeytanın aldatması zayıftır. Nefsimiz daha tehlikelidir. Hadis-i şerifte,<b> (İnsanın en kuvvetli d&uuml;şmanı nefsidir)</b> buyuruldu. Dışarıdaki d&uuml;şman, bu i&ccedil; d&uuml;şmanın yardımı ile bize saldırıp, bizi yaralıyor. Nefsin her isteği, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yasak ettiği şeylerdir. Hep, kendi can d&uuml;şmanı olan şeytana uyar. Nefse uyan kimse de, hep İslamiyet&rsquo;in dışına &ccedil;ıkar.<br />
<br />
Dinin b&uuml;t&uuml;n emir ve yasakları nefsi ezmek, taşkınca isteklerini &ouml;nlemek i&ccedil;indir. Dine uyulduk&ccedil;a nefsin istekleri azalır. Nefs, temizlenmedik&ccedil;e, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k sevdasından, kendini beğenmekten vazge&ccedil;mez. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Nefse uymak ve kendini beğenmek felakete s&uuml;r&uuml;kler.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>Kendini beğenmek felakettir </b><br />
Yukarıdaki yazımızda, kabahati her zaman kendimizde bulmak gerektiğini bildirmiştik. Su&ccedil;u hep başkalarına y&uuml;klersek, kendimizi beğenirsek, başkalarını k&uuml;&ccedil;&uuml;msersek bunlar bizim felaketimiz olur. Kendimiz &ouml;v&uuml;lmeye takdir edilmeye layık biri olsak bile, kendimizi &ouml;vmemiz &ccedil;ok yanlış olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, (&Ccedil;irkin olan doğru, kişinin kendini &ouml;vmesidir) buyurmuşlardır. &Ouml;v&uuml;nmek, kibirden gelir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah, kendini beğenip &ouml;v&uuml;neni sevmez.) </b>[Lokman18]<br />
<br />
<b>(Allah, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k taslayanları sevmez.) </b>[Nahl 23]<br />
<br />
Hadis-i şerifde de buyuruluyor ki:<br />
<b>(Arkadaşını hakir g&ouml;rmek, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olarak yeter.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Kendini beğenen nasihat kabul etmez. Hep itiraz eder, &ouml;yle değil diyerek kendini haklı, karşısındakini haksız &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışır. Allah&rsquo;tan kork şunu yapma dense, hemen itiraz eder. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan kork diyene, sen &ouml;nce kendine bak diyeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sevmez.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
İtiraz etmeyi &acirc;det haline getirmek, &ldquo;Hayır &ouml;yle değildir&rdquo; demek, &ccedil;ok &ccedil;irkindir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&ouml;yle s&ouml;ylemek, (Sen bilmiyorsun, bu işten sen anlamazsın, sen ahmaksın, ben akıllı ve bilgiliyim) demektir. Bu ise, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarına h&uuml;cum etmektir. L&uuml;zum yokken, karşımızdaki şahsın kusurlarını bulup kendisine g&ouml;stermek g&uuml;nahtır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun hatasını s&ouml;ylemekle &uuml;zm&uuml;ş ve kalbini kırmış oluruz. Zaruretsiz incitmek haramdır. B&ouml;yle şeylerde başkasının hatasını s&ouml;ylemek gerekmez. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Din kardeşine itiraz etme.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İtiraz etmeyene, haklı iken, m&uuml;nakaşayı terk edene, Cennette bir k&ouml;şk verilir.) </b>[Taberani]<b> </b><br />
<br />
Hakkı, d&uuml;şman da s&ouml;ylese kabul etmeli. Hakkı kabul edememek kibirdendir. Kibir ise b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Doğruyu kabul etmemeye inat denir. İnat, karşısındakini aşağı g&ouml;rmekten ileri gelir.<br />
<br />
Fazilettir hatayı hep kabul etmek gerek,<br />
Hakkı kabul i&ccedil;in inat etmemek gerek.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Bekara suresinin <b>(Kalblerinde hastalık vardır)</b> mealindeki onuncu &acirc;yet-i kerimesi ile bildirilen hastalık, tedavi edilmedik&ccedil;e, hakiki iman ele ge&ccedil;mez. Kalbi hasta olanın imanı, imanın suretidir. Nefsini temizleyen hakiki imana kavuşur. Yunus suresinin, <b>(Allah&rsquo;ın evliyası i&ccedil;in korku ve &uuml;z&uuml;nt&uuml; yoktur)</b> mealindeki 62. &acirc;yet-i kerimesindeki m&uuml;jde, hakiki imana kavuşanlar i&ccedil;indir. <b>(1/46)</b><br />
<br />
Demek ki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostu olmak ve hakiki imana kavuşmak i&ccedil;in kalbdeki hastalıkları yani k&ouml;t&uuml; huyları temizlemek, kendini beğenmemek, su&ccedil;u kendinde bulmak, itirazcı olmamak, hakkı kim s&ouml;ylerse kabul etmek gerekir.</p>

<p><strong>Sual: &quot;İnsanlar ni&ccedil;in hakkı, doğruyu zor kabul ederler?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefislere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya &acirc;şıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Haklı olduğu h&acirc;lde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir)</strong> buyurmaktadır.</p>

<p>Res&ucirc;lullah Efendimiz bir g&uuml;n Mu&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki:</p>

<p><strong>(Y&acirc; Mu&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her M&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hesap g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!)</strong></p>

<p>Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi &quot;f&acirc;ni&quot; yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de &quot;diri&quot; ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1290]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 22:41:08 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Doğruluk]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Doğru olmanın dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yalancılık ne kadar k&ouml;t&uuml;yse, doğruluk da o kadar iyi, g&uuml;zel ve faziletlidir. Peygamber efendimize olgunluğun alameti sorulduğunda <b>(Doğru konuşmak ve doğrulukla iş yapmaktır) </b>buyurdu. (İmam-ı Gazali)<br />
<br />
Sadakat [doğruluk] hakkında İslam &acirc;limleri buyuruyorlar ki:<br />
(En g&uuml;zel amel doğruluk, en &ccedil;irkini de yalancılıktır.)<br />
(D&uuml;nyada doğru insan g&ouml;rmedim diyen; eğer kendisi doğru olsaydı, doğru olanları bulurdu.)<br />
(İslam dini, &uuml;&ccedil; temel &uuml;zerindedir. Bunlar; hak, sadakat ve adalettir.)<br />
(Bir insanda &uuml;&ccedil; şey bulunduğu vakit, onun salih bir insan olduğu anlaşılır. Bunlar, nefsani arzulardan uzak olmak, Allah rızası i&ccedil;in doğruluk, helal ve temiz yemektir.)<br />
(G&uuml;nahların i&ccedil;inde bocalayan kimsenin, doğruluğu bulması &ccedil;ok zordur.)<br />
<br />
Her şeyin başı doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Ş&uuml;phelilerden uzaklaş! Ş&uuml;phe vermeyene sarıl! Doğruluk, s&uuml;kun ve huzurdur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Tehlikenin doğruluk i&ccedil;inde olduğunu g&ouml;rseniz de, doğruyu arayınız! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; doğrulukta kurtuluş ve selamet vardır.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Doğru olan, iyi davranır, iyi davranan emindir. Emin olan Cennete girer.) </b>[İmam-ı Ahmed]<br />
<br />
<b>(Şu &uuml;&ccedil; şeyden biri kimde bulunursa, o kimse, namaz kılsa da, oru&ccedil; tutsa da m&uuml;nafıktır: Yalan s&ouml;ylemek, s&ouml;z&uuml;nde durmamak, emanete hıyanetlik.) </b>[Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Kıyamette f&acirc;sık-salih herkes pişman olacaktır. F&acirc;sıklar fıskı bırakıp doğruluk ve takva &uuml;zere bulunmadıklarına, salihler ise daha &ccedil;ok ibadet etmediklerine pişman olacaklardır.) </b>[Feraid-&uuml;l fevaid]<br />
<br />
Tam doğru, yani sıddık olabilmek i&ccedil;in:<br />
<b>1-</b> Doğru s&ouml;zl&uuml; olmalıdır. Zaruret olmadık&ccedil;a tarizli ve imalı konuşmamalıdır. B&uuml;y&uuml;klerden biri zalimlerden ka&ccedil;ıp, Habib-i Aceminin bir odasına girip saklandı. Zalimin zulm&uuml;nden kurtulmak i&ccedil;in yalan s&ouml;ylemek caiz olduğundan, (Soran olursa yok dersin) dedi. Biraz sonra zalimler gelip sordular: (İ&ccedil;erde...) diye cevap verdi. İ&ccedil;eriyi iyice aradılar. Bulamayıp oradan ayrıldılar. (Niye b&ouml;yle yaptın?) diye sordu. Habib-i Acemi, (Yalan s&ouml;yleseydim, ikimiz de helak olmuştuk. Doğru s&ouml;ylemenin bereketiyle ikimiz de kurtulduk) diye cevap verdi.<br />
<br />
<b>2-</b> Doğruluk i&ccedil;in niyette ihlas şarttır. Şayet davranışlarda nefsin arzuları karışırsa, bu niyetten ihlas kalkar. Bu kimse yalancı olur.<br />
<br />
<b>3-</b> Azminde doğru olmalıdır. Mesela, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bana şu malı verirse veya şu makama ge&ccedil;ersem, şu hizmeti yaparım) diyen kimse, o mala veya o makama sahip olunca, zaruretsiz s&ouml;z&uuml;nde durmazsa, azminde doğru değildir.<br />
<br />
<b>4-</b> Verdiği s&ouml;zde durmalıdır. Hazret-i Enes bin Malik anlatır: Amcam Nadr&rsquo;ın oğlu Enes, Bedir savaşında Resul-i Ekremin yanında savaşa katılamadığına &ccedil;ok &uuml;z&uuml;ld&uuml;. (Eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, beni bir savaşa kavuşturursa, b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;mle savaşacağım) diye karar verdi. Ertesi yıl Uhud savaşına katıldı. Sad bin Muaz bunu g&ouml;r&uuml;nce, (Ne o, nereye gidiyorsun?) diye sorduğunda, (Uhud dağının ardında Cennetin kokusunu aldım. Cennete gidiyorum) dedi. &Ouml;yle savaştı ki, şehit olduğunda v&uuml;cudunda seksenden fazla yara vardı. Bacısı, (Tanınacak h&acirc;li kalmamıştı. Ancak elbisesinden onu tanıyabildim) dedi.<br />
<br />
<b>5-</b> Doğru iş yapmalıdır. İ&ccedil;i ile dışının bir olması adalettir. İ&ccedil;inin dışından iyi olması fazilettir. İ&ccedil;i dışına uymayan insana doğru denmez.<br />
<br />
<b>6-</b> B&uuml;t&uuml;n işlerde doğru olmalıdır. Hadis-i şerifte, <b>(Kalbi doğru olmayanın imanı doğru olmaz. Dili doğru olmayanın da kalbi doğru olmaz)</b> buyuruldu. (İbni Ebidd&uuml;nya)<br />
<br />
<b>B&uuml;y&uuml;kler buyuruyor ki:</b><br />
Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. <b>(Hazret-i Ebu Bekir)</b><br />
<br />
Oğlum, yalandan sakın, o ser&ccedil;e eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. <b>(Lokman Hakim)</b><br />
<br />
Allah indinde en b&uuml;y&uuml;k hata, yalan konuşmaktır. <b>(Hazret-i Ali) </b><br />
<br />
Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisi daha derine atılır, bilmem. <b>(Şabi)</b><br />
<br />
Doğru ile yalan, biri diğerini &ccedil;ıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. <b>(Malik bin Dinar)</b><br />
<br />
İ&ccedil;i dışına, s&ouml;z&uuml; işine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. <b>(Hasan-ı Basri) </b><br />
<br />
Eshab-ı kiram indinde yalandan daha k&ouml;t&uuml; bir şey yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamıyacağını bilirlerdi. <b>(Hazret-i &Acirc;işe) </b><br />
<br />
İstikamet [her işte daimi doğruluk], kerametten &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. <b>(Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi)</b><br />
<br />
Hazret-i Lokmana, (Bu dereceye ne ile kavuştun?) diye sual ettiler. (Doğruluk, emanete riayet ve bana gerekmeyeni bırakmakla) diye cevap verdi.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lkadir Geylani hazretleri, &quot;Bu işe başladığınızda, temeli ne &uuml;zerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da b&ouml;yle y&uuml;ksek dereceye ulaştınız?&quot; diye soranlara buyurdu ki: (Temeli doğruluk &uuml;zerine attım. Hi&ccedil; yalan s&ouml;ylemedim. İ&ccedil;im ile dışım bir oldu. Bunun i&ccedil;in işlerim hep rast gitti.)<br />
<br />
B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmediği huydur. Yalan s&ouml;ylemek haramdır. Ancak &uuml;&ccedil; yerde caizdir. Harpte, iki m&uuml;sl&uuml;manı barıştırmak i&ccedil;in, hanımı ile iyi ge&ccedil;inmek i&ccedil;in.<br />
<br />
Din d&uuml;şmanlarının zararından korunmak veya m&uuml;sl&uuml;manları korumak i&ccedil;in yalan s&ouml;ylemek caizdir. Zalimden, bir m&uuml;sl&uuml;manın bulunduğu yeri, malını, g&uuml;nahını saklamak caizdir. İki m&uuml;sl&uuml;manın, karı-kocanın arasının a&ccedil;ılmasını &ouml;nlemek i&ccedil;in, malını korumak i&ccedil;in, m&uuml;sl&uuml;manın sırrını, aybını meydana &ccedil;ıkarmamak i&ccedil;in ve bunlar gibi haramları &ouml;nlemek i&ccedil;in yalan caiz olur, &ouml;lmemek i&ccedil;in leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalan, fitneye sebep olan doğrudan makbuld&uuml;r.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Yalan &uuml;&ccedil; yerde caizdir: Harpte, zira harp, hiledir. İki m&uuml;sl&uuml;manı barıştırmak i&ccedil;in, birinden diğerine iyi s&ouml;z getirmek. Hanımını idare etmek i&ccedil;in.) </b>[İbni Lal]<br />
<br />
<b>(K&ouml;t&uuml; şeyler irtikab eden, bunları gizlemeye &ccedil;alışsın!)</b> [Hakim]<br />
<br />
B&uuml;y&uuml;kler yalan s&ouml;ylemek icap ettiği yerde, s&ouml;z&uuml;n manasını değiştirerek, doğru s&ouml;ylemeyi tercih etmişlerdir. Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden d&ouml;n&uuml;nce, hanımı (Bu kadar &ccedil;alıştın, zekat topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni g&ouml;zeten vardı, bir şey getiremedim) dedi. O, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı kastetti. Hanımı ise, Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in onu kontrol eden birini g&ouml;nderdiğini sandı. Hanımı, Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddıkın yanında emin idi. Siz ni&ccedil;in onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hazret-i &Ouml;mer, Hazret-i Muaz&rsquo;dan işin aslını &ouml;ğrenince g&uuml;ld&uuml; ve hanımına vermesi i&ccedil;in ona bir miktar hediye verdi.<br />
<br />
<b>Her doğruyu her yerde s&ouml;ylememeli</b><br />
Doğruluk ve doğru s&ouml;z, dinimizin esasındandır. Fakat b&uuml;y&uuml;klerimiz, (S&ouml;z&uuml;n doğru olmalı, ama her doğruyu her yerde s&ouml;ylememelidir!) demişlerdir. Ulu orta, k&ouml;re k&ouml;r, sağıra sağır demek uygun olmaz. D&uuml;nya ve ahirete yaramayan doğruyu s&ouml;ylemekte ise zaten fayda yoktur. Denizde su, ormanda ağa&ccedil;, &ccedil;&ouml;lde kum olur) demek doğrudur. Fakat boş s&ouml;zd&uuml;r. Bu doğru s&ouml;z insanların i&ccedil;inde beş on kere tekrar edilirse ona deli derler. Dokuz k&ouml;yden kovulmamak i&ccedil;in doğruyu dinimizin emrine uygun s&ouml;ylemelidir! Mesela hırsız, ahlaksız, hain insan k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Bunu ıslah i&ccedil;in (Sen ahlaksızsın) denirse kabul etmez. Dokuz k&ouml;yde b&ouml;yle konuşursak, her k&ouml;yden kovuluruz. İyi ahlakın g&uuml;zelliği anlatılarak k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten vazge&ccedil;irmeye &ccedil;alışılır.<br />
<br />
(Yiğitlik ondur. Biri ka&ccedil;mak, dokuzu hi&ccedil; g&ouml;r&uuml;nmemek) s&ouml;z&uuml;nde bir pasiflik g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor gibi ise de, yiğitlik, kabadayılık değildir. Kavga &ccedil;ıkaran, baş yaran, belasından yanına varılmayan kimseye yiğit denmez. Yiğit, haklı olduğu, g&uuml;c&uuml; yettiği halde, affeden, intikam almayan, kavga etmeyen, iyi ge&ccedil;inen kimsedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Yiğitlik, kahramanlık, pehlivanlık hasmını yenen değil, &ouml;fkesini yenendir.)</b> [Buhari]<br />
Harpte d&uuml;şman karşısında cesur, fakat m&uuml;sl&uuml;manlar arasında m&uuml;tevazı olmalıdır!<br />
<br />
<b>Rızktan endişe etmemeli </b><br />
Her şeyin başı doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Doğru olunuz, doğruluk ger&ccedil;eği, ger&ccedil;ek de Cennet yolunu g&ouml;sterir. Bir kimse doğruluktan ayrılmaz, doğruluğu d&uuml;stur edinirse, Allah indinde o kimse sıddıklardan olur.)</b> [Buhari]<br />
<br />
Bir haramdan ka&ccedil;mak, milyonlarca nafile ibadetten evladır. G&uuml;nahtan ka&ccedil;mak ibadet yapmaktan &ouml;nce gelir. Bir hadis-i şerifte,<strong> (&Ccedil;ok az bir g&uuml;nahtan ka&ccedil;ınmak, b&uuml;t&uuml;n cin ve insanların&nbsp;</strong>[n&acirc;file]<strong> ibadetleri toplamından daha iyidir) </strong>buyuruluyor. Her g&uuml;nah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan olduğundan, b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r; fakat bazısı, bazısına g&ouml;re k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nahı yapmamak b&uuml;t&uuml;n cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; nafile ibadet yapmak farz değildir. G&uuml;nahlardan ka&ccedil;ınmaksa farzdır. <b>(Rıyad-un-nasıhin)</b><br />
<br />
Rızktan endişe etmemeli, bu y&uuml;zden doğruluktan ayrılmayıp haramlara d&uuml;şmemeli. Rızk mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir, artmaz eksilmez, rızkını almadan d&uuml;nyadan ayrılmaz. İsteyene helalden gelir, isteyene haramdan. Gelen miktar aynıdır. Ecel de mukadderdir. Yani herkesin &ouml;mr&uuml; bellidir, uzamaz kısalmaz, vakti dolunca d&uuml;nyadan ayrılır. Kaza ve kader, hayır ve şer, zaten imanın şartlarındandır. Peki, daha ne istiyoruz, niye ş&uuml;kretmiyoruz? Rızkımız belli, &ouml;mr&uuml;m&uuml;z belli, başımıza gelenler Allah&#39;tan. Artık dileyen ş&uuml;kretsin, dileyen de nank&ouml;rl&uuml;k.<br />
<br />
Gencin biri K&acirc;be&rsquo;de hep, <b>Ey doğruların yardımcısı olan Allah&rsquo;ım, ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah&rsquo;ım, sana hamd&uuml; sena ederim </b>diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini &ccedil;eker. Biri, (Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır:<br />
7-8 sene &ouml;nce yine K&acirc;be&rsquo;de iken i&ccedil;i altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın vardı. İ&ccedil;imden bir ses (Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın) diyordu. Hayır dedim kendi kendime, bu benim değil, başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada biri, (ş&ouml;yle bir torba bulan var mı?) diye bağırıyordu. &Ccedil;ağırdım onu, nasıl bir torbaydı, i&ccedil;inde ne vardı diye sordum. Torbayı tarif etti ve i&ccedil;inde 1000 altın vardı dedi. Al &ouml;yleyse torbanı diyerek verdim. Adam torbayı a&ccedil;ıp i&ccedil;inden bana 30 altın verdi.<br />
<br />
Pazara gittim. Temiz y&uuml;zl&uuml; gen&ccedil; bir esiri [k&ouml;leyi] &ouml;verek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi &ccedil;ekti. Yanlarına gittim, bu k&ouml;le i&ccedil;in ne istiyorsunuz dedim. 30 altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl ge&ccedil;ti. Gen&ccedil; &ccedil;ok &ccedil;alışkan, &ccedil;ok edepli idi. Onu aldığıma &ccedil;ok memnun olmuştum. Bir g&uuml;n onunla giderken karşıdan iki &uuml;&ccedil; kişi geliyordu. Gen&ccedil; bana dedi ki, (Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın, onlara 30 bin altından aşağıya satma) dedi.<br />
<br />
O kişiler yanıma geldi, bu esiri bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. &Ouml;yleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar &ccedil;ıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim. &Ccedil;aresiz kabul ettiler. Altınları verip, genci alıp gittiler. Ben o 30 bin altınla, işyerleri a&ccedil;tım, ticaret yaptım, daha &ccedil;ok zengin oldum. Bir g&uuml;n bana arkadaşlar, &ccedil;ok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim dediler. Ben de olur dedim. Nikah kıyıldı. Deve y&uuml;kleri &ccedil;eyizini getirdiler. &Ccedil;eyiz arasında bir torba dikkatimi &ccedil;ekti, kıza, bu nedir dedim. İ&ccedil;inde 970 altın var, babam K&acirc;be&rsquo;de bunu kaybetmiş, bulan gence 30 unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti, &ccedil;eyizine koyarsın dedi. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş, vermese idim haram yoldan gelecekti, şimdi helal yoldan yine bana geldi.<br />
<br />
&Ouml;yle ise, haramı ateş bilip ona uzanmamalı, g&uuml;nah kazanmamalı.<br />
<br />
<b>İslam&rsquo;ın adaleti </b><br />
Rum Kayseri Herakliyus&rsquo;un b&uuml;y&uuml;k ordularını perişan eden İslam askerlerinin başkumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri, zafer kazandığı her şehirde adamlarını bağırtarak, Rumlara, Halife Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in emirlerini bildirirdi. Humus şehrini alınca buyurdu ki:<br />
<br />
(Ey Rumlar! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımı ile ve Halifemiz &Ouml;mer&rsquo;in emrine uyarak bu şehri de aldık. Hepiniz ticaretinizde, işinizde, ibadetlerinizde serbestsiniz. Malınıza, canınıza, ırzınıza, kimse dokunmayacaktır. İslamiyet&rsquo;in adaleti aynen size de tatbik edilecek, her hakkınız g&ouml;zetilecektir. Dışardan gelen d&uuml;şmana karşı, m&uuml;sl&uuml;manları koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak &uuml;zere, m&uuml;sl&uuml;manlardan hayvan zekatı ve uşr aldığımız gibi, sizden de, senede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; emretmektedir.)<br />
<br />
Humus Rumları, cizyelerini seve seve getirip, Beyt-&uuml;l-mal emini Habib bin M&uuml;slime teslim ettiler.<br />
<br />
Herakliyus&rsquo;un, b&uuml;t&uuml;n &uuml;lkesinden asker toplayarak Antakya&rsquo;ya h&uuml;cuma hazırlandığı haberi alınınca Humus şehrindeki askerlerin de, Yerm&uuml;k&rsquo;deki kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebu Ubeyde hazretleri şehirde memurların ş&ouml;yle bağırmalarını emretti:<br />
<br />
(Ey Hristiyanlar! Size hizmet etmeye, sizi korumaya s&ouml;z vermiştim. Buna karşılık, sizden cizye almıştım. Şimdi ise, Halifeden aldığım emir &uuml;zerine, Herakliyus ile gaza edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim s&ouml;zde duramayacağım. Bunun i&ccedil;in hepiniz Beyt-&uuml;l-mala gelip, cizyelerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdikleriniz, defterimizde yazılıdır.)<br />
<br />
Suriye şehirlerinin &ccedil;oğunda da b&ouml;yle oldu. Hristiyanlar m&uuml;sl&uuml;manların bu adaletini, bu şefkatini g&ouml;r&uuml;nce, senelerden beri Rum imparatorlarından &ccedil;ektikleri zul&uuml;mlerden ve işkencelerden kurtuldukları i&ccedil;in bayram yaptılar. Sevin&ccedil;lerinden ağladılar. &Ccedil;oğu seve seve m&uuml;sl&uuml;man oldu. Kendi arzuları ile Rum ordularına karşı İslam askerine casusluk yaptılar.<br />
<br />
İslam devletlerinin meydana gelmesi, yayılması asla, saldırmakla olmadı. Bu devletleri ayakta tutan, yaşatan, b&uuml;y&uuml;k ve başlıca kuvvet, iman kuvveti idi ve İslam dininde &ccedil;ok kuvvetli bulunan adalet, iyilik, doğruluk ve fedak&acirc;rlık meziyeti idi. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah, adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder. Hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı men eder.)</b> [Nahl 90]<br />
<br />
<b>(Ey iman edenler! Bir millete olan &ouml;fkeniz, sizi adaletsizliğe s&uuml;r&uuml;klemesin. Adil olunuz!)</b> [Maide 8]<br />
<br />
<b>S&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri</b><br />
İbrahim aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir oğul verirse, onu Allah i&ccedil;in kurban edeceğini s&ouml;yledi. Dileği hasıl olunca, s&ouml;z&uuml;n&uuml; yerine getirmesi r&uuml;yada bildirildi.<br />
<br />
Hazret-i İbrahim, s&ouml;z&uuml;nde durup oğlunu kurban etmek istedi. Cenab-ı Hak, <b>(İbrahim, ger&ccedil;ekten r&uuml;yasına sadakat g&ouml;sterdi. Elbette bu a&ccedil;ık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona b&uuml;y&uuml;k bir kurbanlık ko&ccedil; fidye verdik. İhsan sahiplerini b&ouml;yle m&uuml;kafatlandırırız) </b>buyurdu.<br />
<br />
Hazret-i İbrahim, Nemrud tarafından ateşe atıldığında canı ile, Hazret-i İsmail&rsquo;i kurban etmesi emredildiğinde evladı ile, ovaları kaplayan b&uuml;t&uuml;n s&uuml;r&uuml;lerini bağışlamakla da malı ile imtihan edildi. &Uuml;&ccedil; imtihanı da kazandı. Kur&#39;an-ı kerimde, <b>(S&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri İbrahim) </b>diye &ouml;v&uuml;ld&uuml;. (Necm 37)<br />
<br />
B&ouml;yle s&ouml;z&uuml;nde durmak b&uuml;y&uuml;k fazilettir. Kur&#39;an-ı kerimde, s&ouml;z&uuml;nde duranlar &ouml;v&uuml;lmektedir:<br />
<b>(M&uuml;minler i&ccedil;inde Allah&rsquo;a verdiği s&ouml;zde duran nice erler var.) </b>[Ahzab 23]<br />
<br />
<b>(Elbette İbrahim, sadık bir Peygamberdi.) </b>[Meryem 41]<br />
<br />
<b>(İsmail, s&ouml;z&uuml;nde sadık resul bir nebi idi.)</b> [Meryem 54]<br />
<br />
Hadis-i şerifte ise buyuruldu ki:<br />
<b>(Doğruluk iyiliğe, iyilik Cennete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. İnsan doğruluk ile Allah indinde, sıddıklardan yazılır.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Hazret-i İbrahim, Cenab-ı Hakkın g&ouml;nderdiği ko&ccedil;u kurban etti. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kirama, <b>(Kurban kesmek, babanız İbrahim&rsquo;in s&uuml;nnetidir)</b> buyurdu. (Hakim)</p>

<p><strong>Sual: &quot;İnsanlar ni&ccedil;in hakkı, doğruyu zor kabul ederler?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefislere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya &acirc;şıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Haklı olduğu h&acirc;lde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir)</strong> buyurmaktadır.</p>

<p>Res&ucirc;lullah Efendimiz bir g&uuml;n Mu&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki:</p>

<p><strong>(Y&acirc; Mu&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her M&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hesap g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!)</strong></p>

<p>Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi &quot;f&acirc;ni&quot; yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de &quot;diri&quot; ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1223]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 22:38:02 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Nasihatin önemi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Nasihatin dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Nasihat, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir kimseye verdiği nimetin onda kalarak, dinine ve d&uuml;nyasına faydalı olmasını istemek demektir. İlim sahipleri, imkan nispetinde emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmalı, yani iyiliği yaymaya, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırmaya &ccedil;alışmalıdır! Nasihatten uzak kalan kalb kararır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Dinin temeli nasihattir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Duyduğu hak s&ouml;z&uuml;, bir m&uuml;sl&uuml;man kardeşine s&ouml;ylemek ne g&uuml;zel hediyedir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<strong>(Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir.)</strong> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Kendi i&ccedil;in istediğini din kardeşi i&ccedil;in de istemeyen, iman etmiş olmaz.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği kimse, &ccedil;ok nasihat edendir.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>Nasihatin edepleri<br />
Sual:</b> Vaaz ve nasihat ederken dikkat edilecek hususlar nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Vaaz ve nasihat eden şunlara dikkat etmelidir:<br />
<b>1- </b>Nasihat eden, yumuşak, m&uuml;tevazı olmalıdır! Kur&#39;an-ı kerimde, (&Acirc;l-i İmran suresinde) Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Peygamber aleyhisselamın yumuşak davrandığını, bilfarz kaba ve katı y&uuml;rekli olsaydı, etrafında kimse kalmayıp dağılmış olacaklarını bildirmektedir. Demek ki, s&ouml;ylenilen s&ouml;z, ne kadar kıymetli ve hikmetli olursa olsun, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, yumuşak olmadık&ccedil;a, s&ouml;zlerin tesiri olmaz. İnsanların hayırlısı, herkesle iyi ge&ccedil;inendir. İnsanların şerlisi ise ge&ccedil;imsiz olandır. Şu halde m&uuml;tevazı olup, herkesle iyi ge&ccedil;inmelidir!<br />
<br />
<b>2- </b>Daima doğru konuşmalı, yalandan uzak durmalı, ihtilaflı konulara girmemelidir! Hazret-i Lokman Hakim&#39;e bu dereceye ne ile &ccedil;ıktığı sual edildiğinde, (Doğru konuşmak, emanete riayet etmek ve bana gerekmeyeni bırakmakla) buyurdu.<br />
<br />
<b>3- </b>İnsanları yoracak kadar uzun anlatmamalıdır!<br />
<br />
<b>4- </b>Daha &ccedil;ok, kendisinin amel ettiği, tatbik ettiği hususları s&ouml;ylemelidir! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(İnsanları iyiliğe teşvik edip de kendinizi unutur musunuz? Ni&ccedil;in kendi yapmadıklarınızı başkalarına s&ouml;ylersiniz) </b>buyurmaktadır. (Bekara 44)<br />
<br />
Başkalarına, (Şunu yapmayın) der de, kendisi onu yaparsa, s&ouml;z&uuml; tesirli olmaz. Mesela gıybet etmeyin dediği halde, kendisi gıybet eden, hem insanların, hem de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yanında kıymetten d&uuml;şer.<br />
<br />
<b>5- </b>Umumi konuşmalı, herkese hitap etmeli, devamlı bir kişiye bakmamalıdır!<br />
<br />
<b>6- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;mit kesici, azabından emin olucu şekilde konuşmamalı, korku ile &uuml;midi bir arada s&ouml;ylemelidir! Bir g&uuml;n Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinin bolluğundan bahsederken, başka bir zaman da azabının şiddetinden bahsetmelidir!<br />
<br />
<b>7- </b>Eğer konuşmayı uzatacaksa, insanların hoşlandığı şeyleri, g&uuml;zel menkıbeleri anlatmalıdır! Hazret-i &Ouml;mer, ahiretten bahseder, dinleyenlere ağırlık &ccedil;&ouml;kt&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;nce, d&uuml;nya işlerinden bahsederdi. Onların a&ccedil;ıldıklarını g&ouml;r&uuml;nce, tekrar ahiret konusuna d&ouml;nerdi.<br />
<br />
<b>8- </b>İhsan sahibi olmalı, alıcı değil verici olmalıdır! Veren elin, alan elden &uuml;st&uuml;n olduğunu bilmelidir! Hazret-i Ali, (Her şeyin bir kıymeti vardır. İnsanın kıymeti ise, ihsanı ve edebidir) buyurdu. Her işte, her yerde edebi muhafaza etmelidir!<br />
<br />
<b>9- </b>Faydalı şey anlatmalıdır! Kulağa hoş gelse de, faydasız şeylerden uzak durmalıdır! Hikmet ehli diyor ki:<br />
(Faydalı ilim ve edep, &ouml;yle bir kazan&ccedil;tır ki, onları hi&ccedil;bir hırsız &ccedil;alamaz. Bunlar Cennetin ziynetidir. Din ve d&uuml;nya g&uuml;zelliği bunlardır.)<br />
<br />
<b>10- </b>&Ouml;ğrendiği ilmi k&acirc;fi g&ouml;rmemelidir! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&#39;an-ı kerimde, her ilim sahibinin &uuml;st&uuml;nde bir &acirc;lim bulunduğu bildirilmektedir. (Yus&uuml;f 76)<br />
<br />
&Ouml;ğrendiği ilimle, insanlara faydalı olabilmek i&ccedil;in, dinin yayılmasına hizmet etmelidir!<br />
<br />
<b>İyiliği tavsiye etmenin şartları<br />
Sual:</b> Kendisi iyi olmayan bir kimse, başkalarının iyi olmalarını tavsiye edebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazıları, bu husustaki &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflerden hakkı tavsiyeyi ancak g&uuml;nahsız insanın yapabileceğini zannetmişlerdir. Doğru olmayan kimsenin başkasını doğrultmaya &ccedil;alışmasının, salih olmayan kimsenin başkasını ıslah etmesinin doğru olmadığını sanmışlardır. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kendiniz tam yapamasanız da iyiliği emredin! Kendiniz tam sakınamasanız bile k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırınız!)</b> [İ.Gazali]<br />
<br />
Demek ki iyiliği tavsiye etmek i&ccedil;in g&uuml;nahsız olmak şart değildir. Sonra Peygamberler hari&ccedil; g&uuml;nahsız kul bulmak kolay mıdır? Yukarıda bildirilen &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şerif iyiliği emri ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; men etmeyi yasaklamıyor, iyiliği emrederken kendimizi unutmamamız bildirilmektedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin tehlikesini bilen &acirc;lime yapılacak azap daha şiddetlidir.<br />
<br />
&Acirc;lim g&uuml;nah işlerse, (Bilmiyordum) diye bir mazeret ileri s&uuml;remez. Fakat iyiliği tavsiye ettiği ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırdığı i&ccedil;in g&uuml;naha girmeyecektir. &Acirc;lim, kendisi yapmazsa bile iyiliği bildirmesi farzdır. Farzı yapan da ihlasına g&ouml;re ecir kazanacaktır.<br />
<br />
Vaaz yolu ile irşatta bulunan kimsenin f&acirc;sık olması, f&acirc;sıklığının bilinmesi, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n tesirsiz olmasına sebep olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ouml;nce kendimize &ouml;ğ&uuml;t vermemizi, eğer kendimiz yaparsak, başkalarına da tavsiye etmemizi bildiriyor. İyiliğe kendimizden başlamamız gerekir, kendimiz yapamazsak bile iyiliği tavsiye etmekten vazge&ccedil;memeliyiz.<br />
<br />
İyiliği tavsiye edecek kimsenin dikkat edeceği hususlar:<br />
<b>1-</b> Niyeti d&uuml;zg&uuml;n olmalıdır! Yalnız rıza-i ilahi i&ccedil;in iyiliği tavsiye etmeyi d&uuml;ş&uuml;nmelidir!<br />
<b>2-</b> Tavsiye edeceği iyiliğin iyi olduğuna, men edeceği k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n k&ouml;t&uuml; olduğuna dair muteber kitaplardan delili bulunmalıdır!<br />
<b>3-</b> Sabretmesini bilmelidir!<br />
<br />
Bu &uuml;&ccedil; şartın yanında iyiliği tavsiye edecek kimsede &uuml;&ccedil; haslet bulunmalıdır:<br />
<b>1-</b> Rıfk ile konuşmalıdır. Rıfk yumuşaklık demektir. Katılığın tersidir. Yumuşak yerine sert ve kaba konuşan fitneye sebep olur. Kur&#39;an-ı kerimde Firavuna yumuşak şekilde nasihat edilmesi emredilmiştir.<br />
<b>2-</b> İlim sahibi olmalı, doğru s&ouml;ylemelidir. İlmi olmayan iyiliği tavsiye edemez. Fayda yerine zarar verir.<br />
<b>3-</b> Hilm ile tatlılıkla s&ouml;ylemelidir. Hadis-i şerifte iyiliği tavsiye eden kimsenin, yumuşaklıkla, şefkatle muamele etmesi emredilmektedir.<br />
Bu şartları taşıyan akıllı kişi, g&uuml;c&uuml; nispetinde iyiliği tavsiye etmelidir. Akıllının kim olduğu hadis-i şerifte ş&ouml;yle bildirilmektedir:<br />
<b>(Aklın alameti, nefse hakim olup &ouml;ld&uuml;kten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allah&rsquo;tan af ve merhamet beklemektir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Bu hususların yanında, iyiliği tavsiye eden kimse, g&uuml;zel ahlak sahibi olmalıdır. G&uuml;zel ahlak sahibi olmayan kendini ıslaha &ccedil;alışmalıdır. <b>(İnsanlar, kendilerine iyilik edenleri sever)</b> ve <b>(Hediyeleşirseniz, birbirinizi seversiniz)</b> hadis-i şeriflerine uymaya &ccedil;alışmalıdır. Hediyenin en kıymetlisi g&uuml;ler y&uuml;z, tatlı dildir. Bid&#39;at sahiplerinden başka herkese, dost, d&uuml;şman, m&uuml;sl&uuml;man ve k&acirc;fire, daima g&uuml;ler y&uuml;z, tatlı dil g&ouml;stermelidir. Kimse ile m&uuml;nakaşa etmemelidir. M&uuml;nakaşa, dostluğu giderir, d&uuml;şmanlığı arttırır.<br />
<br />
<b>Nasihatin &ouml;nemi ve &ccedil;eşitleri<br />
Sual:</b> Nasihat nasıl olmalıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Nasihat d&ouml;rt &ccedil;eşittir:<br />
<strong>1-</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var olduğunu, bir olduğunu, b&uuml;t&uuml;n kemal ve cemal sıfatlarının Onda bulunduğunu, Ona layık olmayan sıfatların, ayıpların, kusurların Onda bulunmadığını, halis niyet ile Ona ibadet etmek gerektiğini, g&uuml;c&uuml; yettiği kadar Onun rızasını almaya &ccedil;alışmasını, Ona isyan edilmemesini, Onun dostlarına muhabbet, d&uuml;şmanlarına muhalefet edilmesini, Ona itaat edenleri sevmeyi ve isyan edenleri sevmemeyi, nimetlerini saymayı ve bunlara ş&uuml;kretmeyi, b&uuml;t&uuml;n mahluklarına acımayı, Onda bulunmayan sıfatları Ona s&ouml;ylememeyi bildirmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in nasihat etmek olur.<br />
<br />
<b>2-</b> Kur&#39;an-ı kerimde bildirilenlere inanmayı, emredilenleri yapmayı, kendi aklı ile, g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile uydurma terc&uuml;meler yapmamayı, onu &ccedil;ok ve doğru olarak okumayı, ona abdestsiz el s&uuml;rmenin caiz olmadığını, insanlara bildirmek, Kur&#39;an-ı kerim i&ccedil;in nasihat etmek olur.<br />
<br />
<b>3-</b> Muhammed aleyhisselamın bildirdiklerinin hepsine inanmak, hepsini beğenmek gerektiğini, Onun s&uuml;nnetlerini yapmayı ve yaymayı, Onun g&uuml;zel ahlakı ile huylanmayı, ehl-i beytini ve eshabını ve &uuml;mmetini sevmeyi bildirmek, Resulullah i&ccedil;in nasihat olur.<br />
<br />
<b>4-</b> İnsanlara d&uuml;nyada ve ahirette faydalı olan şeyleri yapmak ve zararlı olan şeyleri yapmamak gerektiğini ve kimseye eziyet etmemeyi, kalb kırmamayı, bilmediklerini &ouml;ğretmeyi, kusurlarını &ouml;rtmeyi, farzları emretmeyi, haramlardan nehyetmeyi, bunların hepsini tatlılıkla bildirmeyi, k&uuml;&ccedil;&uuml;klere merhamet, b&uuml;y&uuml;klere h&uuml;rmet edilmesini, kendilerine yapılmasını istemediklerini başkalarına da yapmamalarını, onlara bedenleri ile, malları ile yardım edilmesini bildirmek de, b&uuml;t&uuml;n insanlar i&ccedil;in nasihat etmek olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;manlara yardım etmeyen, onların iyilikleri ve rahatları i&ccedil;in &ccedil;alışmayan, onlardan değildir. Gece ve g&uuml;nd&uuml;z, Allah i&ccedil;in ve Kur&#39;an-ı kerim i&ccedil;in ve Resulullah i&ccedil;in ve devlet reisi i&ccedil;in ve b&uuml;t&uuml;n m&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;in nasihat etmeyen kimse de, bunlardan değildir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
İlmiyle amil olmayanın s&ouml;zleri her ne kadar tesirsiz olsa da, s&ouml;z&uuml; tesirli olan İslam &acirc;limlerinin hikmetli s&ouml;zlerini naklederek, iyiliği emredip k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırmak gerekir. Nasihati rıfk ile s&ouml;ylemeli, sert olmamalıdır. Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki:<br />
<b>(Emr-i maruf yapan, yumuşak ve şefkatle yapmalıdır.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
Ayrıca nasihati gizli yapmalıdır. Herkesin yanında yapmak, onu teşhir etmek ve el&acirc;leme rezil etmek olur. İmam-ı Şafii hazretleri buyurdu ki:<br />
(Arkadaşına gizli nasihat eden ger&ccedil;ek &ouml;ğ&uuml;t vermiş ve onu y&uuml;kseltmiş olur. Halk arasında nasihat vermeye kalkan onu r&uuml;svay ve perişan etmiştir.)<br />
<br />
Herkes doğruyu, doğru olan &ouml;ğ&uuml;d&uuml; kabul etmez. Doğru olan &ouml;ğ&uuml;d&uuml; kabul edenler iyi kimselerdir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan korkan &ouml;ğ&uuml;t kabul eder.)</b> [Ala 10]<br />
<br />
Herkes Allah&rsquo;tan hakkıyla korkmaz. Salih &acirc;limler daha &ccedil;ok korkar.<br />
<br />
Hadis-i şerifte, <b>(Hikmetin başı Allah korkusudur)</b> buyuruluyor. (Beyheki)<br />
<br />
Hikmetin bir &ccedil;ok manası vardır. Faydalı ilim, fen ve sanat, manevi ilim gibi manalara gelir. Şu halde Allah&rsquo;tan korkup haramlardan ka&ccedil;an ve ibadetleri yapan kimsenin hikmet sahibi, akıllı biri olduğu anlaşılır. Hadis-i şerifte, <b>(En akıllınız, Allah&rsquo;tan en &ccedil;ok korkan, dinimizin emir ve yasaklarına en g&uuml;zel şekilde riayet edendir)</b> buyuruldu. (İ. Gazali)<br />
<br />
S&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n tesir etmesi i&ccedil;in &ouml;nce o işleri kendimiz yapmamız gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(&Ouml;nce kendine, sonra başkalarına vaaz et! B&ouml;yle yapmayan benden utansın!)</b> buyuruyor. Nasihat, uygun şekilde yapılırsa tesir eder. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Onlara nasihat et, nasihat m&uuml;minlere elbette fayda verir.)</b> [Zariyat 55]<br />
<br />
G&uuml;nah işleyene tatlı s&ouml;zle nasihat edilir. Dinlemezse, fitne &ccedil;ıkacak ise edilmez, susulur. S&ouml;z&uuml; dinlenecek ise, sert s&ouml;ylenir. K&ouml;t&uuml; s&ouml;ylenmez. <b>(Hindiyye)<br />
<br />
Sual:</b> Arkadaşımın dinle alakalı kusurlarını s&ouml;ylemem lazım mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eğer s&ouml;ylediğinize memnun olacaksa s&ouml;ylersiniz, &uuml;z&uuml;lecekse, sen kim oluyorsun diyecekse s&ouml;ylenmez. Onu incitmeden s&ouml;yleme imkanı varsa s&ouml;ylenir. Kendi iyiliği i&ccedil;in s&ouml;ylendiğini bilmeli! Arkadaşımıza yardımcı olmalıyız. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;min, m&uuml;minin kardeşidir, ona nasihati terk etmemelidir!)</b> [İbni Neccar]<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bana bir nasihat verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Din kitaplarında bildirilen her şey nasihattir. Dinimizin emrine uymak, haramlardan ka&ccedil;mak, ne bildirilmişse hepsini beğenmek nasihatlerin başıdır. &Ouml;zel bir nasihat de yazalım. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Ouml;z&uuml;r dilemek zorunda kalacağın s&ouml;z ve hareketten uzak dur!)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>Sertlikten sakınmalıdır<br />
Sual: </b>Dinin emirlerini veya yasakladığı şeyleri anlatırken, sert bir &uuml;slup kullanmak doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinin emirlerini veya yasakladığı şeyleri anlatmaya emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker denir. Yani iyiliği yaymaya, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırmaya &ccedil;alışmaktır. Bunları sertlik kullanmadan, en g&uuml;zel şekilde &ouml;ğretmeye &ccedil;alışmak farzdır. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:<br />
<b>(Rabbinin yoluna hikmetle, g&uuml;zel &ouml;ğ&uuml;tle &ccedil;ağır! Onlarla en g&uuml;zel şekilde tartış!)</b> [Nahl 125]<br />
<br />
Birka&ccedil; hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İlim &ouml;ğretirken sert davranmayın.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah&nbsp;yumuşaklığı sever ve yumuşak olana verdiğini, sert olana vermez.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Şu kimselere Cehennem haram olur. Kibirsiz, yumuşak, cana yakın ve sert olmayan.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Yumuşak huyluluğa d&ouml;rt elle sarıl. Sertlikten uzak dur.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri, ancak rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar.)</b> [İ.Gazali] (Rıfk, yumuşaklık demektir, sertliğin, kaba konuşmanın zıttıdır. Hilm, tatlılıkla s&ouml;ylemek, şefkatle muamele etmek demektir.)<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;tan korkan kırıcı konuşmaz ve &ouml;fkesine hakim olur.)</b> [İbni Ebid-d&uuml;nya]<br />
<br />
O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile &acirc;mil olmalı, sert olmamalı, daima yumuşak olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İsr&acirc; gecesinde, </b>[Miraca &ccedil;ıktığım gece]<b> ateşten makaslarla, dudakları kesilen insanlar g&ouml;rd&uuml;m. Kim olduklarını sordum. Onlar da, &ldquo;İyiliği emreder, kendimiz yapmazdık. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık&rdquo; diye cevap verdiler.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
K&acirc;dı z&acirc;de Ahmed efendi buyuruyor ki:<br />
El ile, g&uuml;&ccedil; kullanarak emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmak, yani g&uuml;nah işleyene mani olmak; h&uuml;k&uuml;metin vazifesidir. S&ouml;z ile, yazı ile cihad etmek, &acirc;limlerin vazifesidir. Kalb ile dua etmek ise, her m&uuml;minin vazifesidir.<br />
<br />
<b>Vaaz ve hatim duası<br />
Sual:</b> Bir vaizimiz var, vaazları ve duaları &ccedil;ok uzun s&uuml;r&uuml;yor. Hatim duasını yarım saatte yaptı. Yaşlılar hastalar, abdesti daralanlar perişan oldu. İşi olanlar da oluyor. Bu kadar uzun dua yapmanın alemi ne? Bir amca torunu ile gelmiş, torunu kucağında uyuyup kaldı. Vaize sordum, niye bu kadar uzatıyorsun diye. &ldquo;Rahatsız oluyorsan &ccedil;ıkıp gidersin, seni iple bağlayan mı var?) dedi. B&ouml;yle durumlarda &ccedil;ıkıp gitmek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette işi olan, ihtiyacı olan &ccedil;ıkıp gidebilir. Cemaati rahatsız etmek de asla uygun değildir. Peygamber efendimiz b&ouml;yle yapan birine (Sen fitneci misin) buyurarak, onu azarlamıştır.<br />
<br />
Bizim Temel seyis imiş. Bir g&uuml;n camiye geliyor hi&ccedil; kimse yok. Hoca, buna diyor ki<br />
<b>- Senden başka kimse yok. Ne diyorsun vaaz etmesem uygun olmaz mı?</b><br />
<br />
Temel diyor ki:<br />
- Ben seyisim bu işlerden anlamam. Ama benim 20 atım var. Hepsi ka&ccedil;ıp gitse, biri kalsa, o birine yine bakarım. Senin de tek cemaatin olsa ona vaaz etmelisin.<br />
<br />
Hoca, birka&ccedil; saat vaaz ediyor, Temel&rsquo;in canı &ccedil;ıkıyor. Hoca Temel&rsquo;e soruyor:<br />
<b>- Nasıl vaazımı beğendin mi?</b><br />
- Ben seyisim, vaazdan anlamam. Nezaket icabı dinledim işte. Ancak ben bir atıma da bakarım dedim ama, yirmi atın suyunu yemini bir ata verip de onu &ccedil;atlatmam.<br />
<br />
Vaazları uzatıp da insanları nefret ettirmemelidir.<br />
<br />
<b>Bazı &ouml;ğ&uuml;tler</b><br />
<b>Sual: </b>&Ccedil;ocuklar ve gen&ccedil;ler i&ccedil;in pratik birka&ccedil; &ouml;ğ&uuml;t vermek m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Babamdan ve b&uuml;y&uuml;klerimizden duyduğum &ouml;ğ&uuml;tlerden bazıları ş&ouml;yledir:<br />
<b>1-</b> Her işe Besmeleyle başla! Peygamber efendimiz, <b>(Besmeleyle başlanmayan her &ouml;nemli iş noksan kalır)</b> buyurdu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İsa aleyhisselama, <b>(Yatarken, kalkarken, otururken, ayakta iken, inerken, &ccedil;ıkarken, dururken, y&uuml;r&uuml;rken Besmele oku! Kıyamette bir kimsenin amel defterinde, 800 Besmele varsa, o kimse bana inanmış ve benim Rab olduğumu tasdik etmiştir. Onu Cehennemden &ccedil;ıkarır, Cennetime koyarım)</b> buyurmuştur.<br />
<br />
<b>2</b>- Sabah erken kalk ve işe erken başla! Peygamber efendimiz, <b>(&Ccedil;alışmaya erken gidenin işi bereketli olur ve başarı kazanır) </b>buyurdu. İbni Abbas hazretleri, sabah vakti uyuyan oğluna, (Evladım rızıkların dağıtıldığı saatte uyunmaz. Bu saatte uyumak, tembellik alametidir, unutkanlığa sebep olur) buyurmuştur. Peygamber efendimiz de,<b> (Sabah uykusu, rızka manidir) </b>buyuruyor.<br />
<br />
<b>3-</b> &Ouml;ğle saatlerinde az da olsa uyu, sağlık a&ccedil;ısından iyidir. Buna kaylule denir, s&uuml;nnettir.<br />
<br />
<b>4- </b>Namazları vakti girince hemen kıl! Peygamber efendimizin son s&ouml;z&uuml;, <b>(Namaza dikkat edin!)</b> mealindeydi. B&uuml;y&uuml;klerimiz de, <b>(Namaza mani olan işte hayır yoktur)</b> buyurmuşlardır.<br />
<br />
<b>5-</b> B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı k&ouml;t&uuml; arkadaştır. Peygamber efendimiz, <b>(İnsanın dini arkadaşının dini gibidir. O h&acirc;lde kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin!) </b>buyuruyor. O h&acirc;lde salih kimselerle arkadaş ol! Atalarımız da, (Arkadaşını s&ouml;yle senin kim olduğunu s&ouml;yleyeyim) demişlerdir. İyi insan olmak i&ccedil;in, iyilerle beraber ol! B&uuml;y&uuml;klerimiz de, <b>(Kim olduğun değil, kiminle olduğun &ouml;nemlidir)</b> demişlerdir.<br />
<br />
<b>6-</b> Babamın iki nasihati beni mezhepsiz ve dinsiz olmaktan korumuştur:<br />
Birincisi, Mızraklı İlmihal&rsquo;i okumamı s&ouml;yler, &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflerde bildirildiği gibi, Eshabı kiramın tamamını istisnasız sevmek gerektiğini anlatırdı. &Ouml;zellikle hazret-i Muaviye&rsquo;ye dil uzatmamak gerektiğini belirtirdi. Bu, Ehl-i s&uuml;nnet olmama sebep oldu.<br />
<br />
Diğeri de, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k diye bilinen bazı kimselerin din d&uuml;şmanı olduklarını s&ouml;ylerdi. B&ouml;ylece, d&uuml;zen adamı bir dinsiz olmaktan kurtulmama sebep oldu.<br />
<br />
<b>7-</b> Bir şey alırken, pahalı da olsa, iyi ve kalitelisini al! (Ucuz etin yahnisi yenmez) ve (Ucuz mal alacak kadar zengin değilim) demişlerdir. Bilhassa ev ve vasıtanın iyisini almalı, suyun ve yağın iyisini tercih etmeli.<br />
<br />
<b>8-</b> Zaruretsiz hi&ccedil; kimseyi hi&ccedil; kimseye ve herhangi bir makama şik&acirc;yet etme!<br />
<br />
<b>9-</b> (Saatinizi bir dakika ileri alın) buyurulmuştur. Şahsen bunun &ccedil;ok faydasını g&ouml;rd&uuml;m. Namazı vaktinde kılmaya, randevuya, otob&uuml;se yetişmeye sebep olmuştur.<br />
<br />
<b>10-</b> Ayakkabı ve elbisenin biraz bolunu al!<br />
<br />
<b>11-</b> (Sana yapılan iyilikleri taşa, sana yapılan k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri kuma yaz!) demişlerdir. Hazret-i <b>Lokman</b> buyurdu ki:<br />
(İki şeyi unut, iki şeyi unutma! Yaptığın iyilikleri unut, sakın bir daha bahsetme! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her anlatışta, bir miktar daha sevabı azalır. O yazılmış bir sevab, onu unut! Sana yapılan k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri de unut! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sabrettin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sana ecrini verdi, her s&ouml;ylediğinde kaybediyorsun. İki şeyi de unutma! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı bir de &ouml;l&uuml;m&uuml;.)<br />
<br />
<b>12-</b> Akraba da olsa, kadın erkek karışık oturmamalı. Akrabası diye dikkati &ccedil;ekmezse de, baldız - enişte, kayın - yenge olayları &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Peygamber efendimiz, <b>(Kadınlarla yalnız kalmaktan sakının!)</b> buyurunca, oradakiler, bir kadının, kayınbirader, enişte gibi akrabalarla yalnız kalmasının da mı uygun olmayacağını sordular. <b>(Kayınbirader daha tehlikelidir, &ouml;l&uuml;m gibidir)</b> buyurdu.<br />
<br />
<b>13-</b> Abd&uuml;lkudd&uuml;s hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Vaktin kıymetini bil! Gece g&uuml;nd&uuml;z ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alış! İlim &ouml;ğrenmek ibadet yapmak i&ccedil;indir. Kıyamet g&uuml;n&uuml; işten sorulacak, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de ihl&acirc;s elde etmek i&ccedil;indir.)<br />
<br />
O h&acirc;lde, ilim, amel ve ihl&acirc;sın &uuml;&ccedil;&uuml; birlikte olmalıdır. Biri olmazsa, diğer ikisinin faydası olmaz.<br />
<br />
<b>Nasihatlerin başı<br />
Sual: </b>Bize bir nasihat yazar mısınız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdıklarının hepsi birer nasihattir. Başka bir şey s&ouml;ylemek uygun olmaz. Biz kitaplarda olanları yazıyor ve s&ouml;yl&uuml;yoruz. Bazı tanıdıklarımız, karşılaşınca ısrarla, (Kitaptan olsun, bir şey s&ouml;yle!) diyorlar. Biz de, &ccedil;ıkarıp bir <b>İslam Ahlakı </b>kitabı veriyoruz.<br />
<br />
İmam-ı Rabban&icirc; hazretleri, <b>(Nasihatlerin ilki, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında bildirdiklerine g&ouml;re itikadı d&uuml;zeltmektir)</b> buyuruyor. İşin başı budur. İtikat d&uuml;zg&uuml;n değilse, yapılan ibadetlerin hi&ccedil; kıymeti yoktur. Bu doğru imanı koruyabilmek i&ccedil;in de, k&uuml;fre d&uuml;şmekten &ccedil;ok sakınmalıdır.<br />
<br />
Yine İmam-ı Rabban&icirc; hazretleri, <b>(Dinimize tam uyabilmek i&ccedil;in ilim, amel ve ihl&acirc;s şarttır)</b> buyuruyor. Abd&uuml;l Kudd&uuml;s hazretleri de, (İlim &ouml;ğrenmek, ibadet i&ccedil;indir. Kıyamette, işten sorulur, &ldquo;&Ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi?&rdquo; diye sorulmaz. İş ve ibadet de, ihl&acirc;s elde etmek i&ccedil;indir. İhl&acirc;s da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek ve her şeyi onun rızası i&ccedil;in yapmaktır) buyuruyor. Demek ki, esas olan, ilim olarak, İslamiyet&rsquo;in emir ve yasak ettiği şeyleri &ouml;ğrenmek, &ouml;ğrendikleriyle amel etmek ve her amelini yalnız Allah i&ccedil;in yapmaktır. Bu &uuml;&ccedil;&uuml;nden biri noksan olursa yapılanlar bir işe yaramaz. Bildirilen bu nimetlere kavuşabilmek i&ccedil;in de, İmam-ı Rabbani hazretleri gibi bir Allah adamını tanıyıp sevmek ve yolunda gitmek gerekir. Bunları yapan kurtulur.<br />
<br />
B&uuml;t&uuml;n bunları g&uuml;zel ahlakla yapmaya &ccedil;alışmalı. G&uuml;zel ahlak, ilim ve edep &ouml;ğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. G&uuml;zel ahlaklı kimselere imrenip, onlar gibi olmaya gayret etmeli. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Nimete kavuşanlardan, tevazu g&ouml;sterene ve kendini hep kusurlu bilene, hel&acirc;lden kazanıp, hayırlı yerde harcayana, fıkıh bilgileriyle hikmeti </b>[tasavvufu] <b>birleştirene, hel&acirc;le harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası i&ccedil;in yapana, huyu g&uuml;zel olana, kimseye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmayana, ilmiyle amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana m&uuml;jdeler olsun.)</b> [Taberani]<br />
<br />
G&uuml;zel ahlaklı olmak i&ccedil;in, insanlara bakmalı, biri bir şey yapar da, dine uygun olmadığı i&ccedil;in hoşumuza gitmezse, biz de aynı şeyi yapmamalıyız. Bizim yaptığımız da başkasının hoşuna gitmez. Birinin yaptığı şeyi beğenirsek, biz de aynısını yapmaya &ccedil;alışmalıyız. Beğenip beğenmemekte de &ouml;l&ccedil;&uuml;, dinimize uygunluktur. İsa aleyhisselama, (Bu g&uuml;zel ahlakını kimden &ouml;ğrendin?) dediklerinde, <b>(İnsanlara baktım, hoşuma gitmeyen şeylerinden sakındım. Beğendiğimi ben de yaptım)</b> buyurdu. Hazret-i Lokman&rsquo;a, (Edebi kimden &ouml;ğrendin?) diye sorulduğunda, <b>(Edepsizlerden) </b>diye cevap verdi. Yani birinin yaptığı hareket bizim hoşumuza gitmiyorsa, edepsizlik olarak g&ouml;r&uuml;yorsak, onu biz de yapmamalıyız. Biri bizim bir kusurumuzu s&ouml;yleyince sevinmiyorsak, başkalarının da kusurlarını s&ouml;ylememeliyiz. Biri bizi tenkit edince hoşlanmıyorsak, biz de başkalarını tenkit etmemeliyiz. Kesinlikle, ne niyetle olursa olsun, tartışmadan uzak durmalıyız. (Tartışma dostların dostluğunu azaltır, d&uuml;şmanın d&uuml;şmanlığını artırır) buyurmuşlardır.<br />
<br />
<b>Kulağa k&uuml;pe olacak s&ouml;z</b><br />
<b>Sual:</b> &Ouml;m&uuml;r boyu uygulayacağım, kulağıma k&uuml;pe olacak bir nasihat bildirir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Gazal&icirc; hazretlerinin <b>Kıyamet ve &Acirc;hiret</b> kitabındaki hadis-i şerifte, <b>(Yapacağın bir işten, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olup olmadığını d&uuml;ş&uuml;n! Eğer Onun rızasına uygunsa yap, değilse yapma!) </b>buyuruluyor. Bu hadis-i şerif, kulağımıza k&uuml;pe olursa &ouml;m&uuml;r boyu bize yeter. Bu &ccedil;ok sağlam bir &ouml;l&ccedil;&uuml;d&uuml;r. Bu &ouml;l&ccedil;&uuml;ye uyarsak, yanlış iş yapmaktan ve g&uuml;naha girmekten korunmuş oluruz.</p>

<p align="left"><strong>Nasihat kabul etmek g&uuml;&ccedil;t&uuml;r<br />
Sual: Bazı kimselere doğru şeyler s&ouml;ylendiği, g&ouml;sterildiği ve kendisinin de bunların doğru olduğunu bildiği halde, doğru s&ouml;zlerin ona bir tesiri olmuyor. Bunun sebebi ne olabilir?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben ş&ouml;yle buyurmaktadır.<br />
&ldquo;Nasihat vermek kolaydır, nasihat kabul etmek g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, nefislerine uyanlara, d&uuml;nya zevklerinin peşinde koşanlara, nasihat acı gelir, haramlar ise tatlı gelir. Bunun i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde, me&acirc;len;<br />
<strong>(Kafirlerle harbediniz! Harp, size, acı ve sıkıntılı gelir. Size zor gelen şeyler, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirleri, sizin i&ccedil;in hayırlıdır, iyidir. Size iyi gelen, sevdiğiniz şeyler, yani haramlar, size zararlıdır, fenadır. Hayırlı olanları Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; biliyor, siz bilmiyorsunuz)</strong> buyurdu.</p>

<p align="left">Hele senin gibi, ilim ismi verilen ve ilim şekline sokulan, l&uuml;zumsuz şeyleri &ouml;ğrenenlere ve ilmi, d&uuml;nyada ve ahirette kendine ve insanlara faydalı olmak i&ccedil;in değil, herkese b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k satmak i&ccedil;in ve yalnız d&uuml;nyalık kazanmak i&ccedil;in okuyup, ahiretlerini d&uuml;ş&uuml;nmeyenlere nasihat tesir etmez. Amelsiz ilim, insanı kurtarır zannediyorsun ve ilim sahibi olunca, amel etmeden kurtuluruz sanıyorsun. Bu halinize &ccedil;ok şaşılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilmi olan kimsenin, amelsiz kuru ilmin kıyamette kendine zarar vereceğini, bilmiyordum, diye &ouml;z&uuml;r ve bahane yapamayacağını bilmesi lazımdır. Peygamber efendimizin şu had&icirc;s-i şerifini de işitmediniz mi, buyuruyor ki:<br />
<strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml; azapların en şiddetlisi, elbette, ilminin faydasını g&ouml;rmeyen alime olacaktır.)</strong></p>

<p align="left">B&uuml;y&uuml;klerden biri, C&uuml;neyd-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretlerini, r&uuml;yada g&ouml;r&uuml;p ne halde olduğunu sorunca, C&uuml;neyd-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;O kadar s&ouml;zlerim, keşf ve işaretlerim, yani zahiri ve batıni bilgilerim hep harap oldu, t&uuml;kendi; yalnız bir gece kıldığım iki rekat namaz imdadıma yetişti.&rdquo;</p>

<p align="left">Ameli, ibadeti elden bırakma! Kalbe ait halleri ve bilgileri unutma! Yani hareketlerin ilme, hallerin de, tasavvufa uygun olsun!</p>

<p align="left">Sen de şunu iyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtarmaz, kurtaramaz. Bunu sana bir misal ile anlatayım: Bir kimse, dağda bir arslana rastlasa, yanında t&uuml;feği ve kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesur olursa olsun, bu aletleri kullanmadık&ccedil;a, arslandan kurtulabilir mi? Sen de bilirsin ki, kurtulamaz. İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim sahibi olursa olsun, bildiğine g&ouml;re hareket etmezse, ilminin faydası olmaz.&rdquo;</p>

<p><strong>Nasihat, d&uuml;nyalık i&ccedil;in olmaz<br />
Sual: Dini konuları, dini sohbet ve nasihatleri &uuml;cret, menfaat karşılığında yapmak, dinimiz a&ccedil;ısından uygun olur mu?<br />
Cevap:</strong> D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in dinini vermek, aklı olanın yapacağı bir şey değildir. Din bilgilerini ve her ibadeti, Allah rızası i&ccedil;in değil de, mal, mevki, ş&ouml;hret kazanmak i&ccedil;in yapan kimse, ger&ccedil;ek anlamda hakiki, olgun bir M&uuml;sl&uuml;man değildir. Zira ilim ve amel, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası, Onun sevgisini kazanmak i&ccedil;in olmalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, ilim &ouml;ğrenen, d&uuml;nyada mal ve mevki elde eder. Ahiretteki kazancı ancak Cehennem ateşi olur.)</strong></p>

<p>İm&acirc;m-ı Evz&acirc;&icirc; hazretleri, kendisinden nasihat isteyen Halife Cafer&rsquo;e hitaben buyurur ki:<br />
&ldquo;Cebr&acirc;il aleyhisselam bir g&uuml;n Peygamber efendimizin huzuruna gelmişti. Resulullah efendimiz, Cebrail aleyhisselama;<br />
<strong>-Ya Cebrail! Bana Cehennemi anlat</strong> buyurunca, Cebrail aleyhisselam;<br />
-Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cehenneme emretti. Bin sene iyice kırmızılaşıncaya kadar yandı. Bundan sonra bin sene daha yandı, sapsarı oldu. Bin sene daha yanıp, simsiyah oldu. Onun i&ccedil;in Cehennem koyu ve siyahtır. Alevleri ve par&ccedil;aları parlamaz. Seni Peygamber olarak g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yemin ederim ki, Cehennem elbiselerinden birisi, d&uuml;nyadakilere g&ouml;sterilmiş olsaydı, hepsi &ouml;l&uuml;rlerdi. Eğer, Cehennemin i&ccedil;eceklerinden biri, d&uuml;nya suyuna d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş olsaydı, ondan tadan herkes &ouml;l&uuml;rd&uuml;. Şayet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bildirdiği zincirden, bir arşın, d&uuml;nyadaki dağlar &uuml;zerine konulsaydı, b&uuml;t&uuml;n dağlar erirdi. Bir kimse Cehenneme girip &ccedil;ıksaydı, yery&uuml;z&uuml;ndekiler onun kokusundan &ouml;l&uuml;rlerdi, buyurdu. Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz ağladı, Cebr&acirc;il aleyhisselam da ağladı ve;<br />
-Ya Muhammed! Sen de mi ağlıyorsun, halbuki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; seni g&uuml;nahtan muhafaza eyledi deyince, Resulullah efendimiz;<br />
<strong>-Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kredici bir kul olmayayım mı?</strong> buyurdu.<br />
-Ey m&uuml;minlerin emiri! En &uuml;st&uuml;n şey takvadır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kim Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya itaat i&ccedil;in şeref isterse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu y&uuml;kseltir. Kim de şerefi g&uuml;nah işlemek i&ccedil;in isterse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu al&ccedil;altır.&rdquo;</p>

<p>Halife, im&acirc;m-ı Evz&acirc;&icirc; hazretlerine, yaptığı bu nasihatlerden dolayı hediyeler vermek ister, fakat o, bu hediyeleri kabul etmez ve;<br />
&ldquo;Benim ona ihtiyacım yok. Ben bu nasihati, d&uuml;nyalık i&ccedil;in yapmadım&rdquo; buyurur.</p>

<p><strong>Sual: &quot;İnsanlar ni&ccedil;in hakkı, doğruyu zor kabul ederler?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefislere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya &acirc;şıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Haklı olduğu h&acirc;lde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir)</strong> buyurmaktadır.</p>

<p>Res&ucirc;lullah Efendimiz bir g&uuml;n Mu&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki:</p>

<p><strong>(Y&acirc; Mu&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her M&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hesap g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!)</strong></p>

<p>Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi &quot;f&acirc;ni&quot; yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de &quot;diri&quot; ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1274]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 21:57:12 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hubb-i fillah ve buğd-ı fillah]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Hubb-i fillah buğd-ı fillah ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sevdiklerini sırf Allah rızası i&ccedil;in sevmek, d&uuml;şmanlık ettiklerine de sırf Allah rızası i&ccedil;in d&uuml;şmanlık etmek demektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İbadetlerin en kıymetlisi, Allah i&ccedil;in sevmek ve Allah i&ccedil;in d&uuml;şmanlıktır.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(İnsan, d&uuml;nyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Cebrail aleyhisselam gibi ibadet etseniz, m&uuml;minleri, Allah i&ccedil;in sevmedik&ccedil;e ve k&acirc;firleri Allah i&ccedil;in k&ouml;t&uuml; bilmedik&ccedil;e, hi&ccedil;bir ibadetiniz, hayrat ve hasenatınız kabul olmaz!)</b> [Ey Oğul İlm.]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i Musa&rsquo;ya sordu:<br />
<b>- Ya Musa, benim i&ccedil;in ne işledin?</b><br />
- Ya Rabbi, senin i&ccedil;in namaz kıldım, oru&ccedil; tuttum, zek&acirc;t verdim, zikrettim.<br />
<br />
<b>- Ya Musa, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oru&ccedil;ların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zek&acirc;tlar, kıyamette, sana g&ouml;lgelik olur. Zikirlerin de, o g&uuml;n&uuml;n karanlığında, sana ışıktır. Bunların faydası sanadır. Benim i&ccedil;in ne yaptın?</b><br />
<br />
- Ya Rabbi, senin i&ccedil;in ne yapmak gerekirdi?<br />
<b>- Sırf benim i&ccedil;in dostlarımı sevip, d&uuml;şmanlarıma d&uuml;şmanlık ettin mi?</b><br />
<br />
Musa aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in&nbsp;yapılması gereken&nbsp;en kıymetli amelin, Hubb-i fillah ve Buğd-ı fillah olduğunu anladı. <b>(Mektubat-ı Masumiyye)</b><br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Muhammed aleyhisselama uymak i&ccedil;in, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de, onun d&uuml;şmanlarını d&uuml;şman bilip sevmemektir. Sevgiye m&uuml;dahene [gevşeklik] sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşemez. Cem-i zıddeyn muhaldir. Yani iki zıddan birini sevmek, diğerine d&uuml;şmanlığı gerektirir. <b>(1/165)</b><br />
<br />
Doğru imanın alameti, k&acirc;firleri d&uuml;şman bilip, onlara mahsus olan ve k&acirc;firlik alameti olan şeyleri yapmamaktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İslam ile k&uuml;f&uuml;r, birbirinin aksidir. Bunlardan birine kıymet vermek, diğerine hakaret ve k&ouml;t&uuml;lemek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, habibi olan Muhammed aleyhisselama, İslam d&uuml;şmanları ile savaşmayı ve onlara sertlik g&ouml;stermeyi emrediyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, k&acirc;firlerin, kendi d&uuml;şmanı ve Peygamberinin d&uuml;şmanı olduklarını bildiriyor. Allah&rsquo;ın d&uuml;şmanlarını sevmek ve onlarla kaynaşmak, insanı Allah&rsquo;a d&uuml;şman olmaya s&uuml;r&uuml;kler. Bir kimse, kendini M&uuml;sl&uuml;man zanneder, Kelime-i tevhidi s&ouml;yleyip, inanıyorum der. Namaz kılar ve ibadet yapar. Halbuki, bilmez ki, b&ouml;yle, [Allah&rsquo;ın dostlarını sevmemek veya Allah&rsquo;ın d&uuml;şmanlarını &ldquo;şu iyilikleri de var&rdquo; diye sevmek] gibi &ccedil;irkin hareketleri, onun imanını temelinden g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. <b>(1/163)</b><br />
<br />
Muhammed Masum hazretleri buyurdu ki:<br />
Sevgi, sevgilinin dostlarını sevmeyi, d&uuml;şmanlarına d&uuml;şmanlık etmeyi gerektirir. Bu sevgi ve d&uuml;şmanlık, &acirc;şıkların elinde ve iradesinde değildir. Seviyorum diyen bir kimse, sevgilisinin d&uuml;şmanlarından uzaklaşmadık&ccedil;a s&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri sayılmaz. Buna yalancı denir. Sevgi, sevgilinin her şeyini sevmeyi gerektirir. B&uuml;y&uuml;kler, (Sevdiğin zatı inciten kimseye g&uuml;cenmez isen, k&ouml;pek senden daha iyidir) demişlerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanlarını sevmek, insanı Allah&rsquo;tan uzaklaştırır. Onun d&uuml;şmanlarından uzaklaşmadık&ccedil;a, sevgiliye dost olunmaz. K&acirc;firleri sevmemek, Kur&rsquo;an-ı kerimde a&ccedil;ık&ccedil;a emredilmiştir. Kur&rsquo;an-ı kerime uymamız farzdır. <b>(1/29)</b><br />
<br />
K&acirc;firleri sevmeyi haram eden &acirc;yet-i kerimelerden birka&ccedil;ının meali ş&ouml;yle:<br />
<b>(Ey iman edenler, Yahudileri de, Hristiyanları da dost edinmeyin! Onlar, </b>[İslam&rsquo;a olan d&uuml;şmanlıklarında]<b> birbirinin dostudur. Onları dost edinen de onlardan </b>[k&acirc;fir]<b> olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, </b>[k&acirc;firleri dost edinip, kendine]<b> zulmedenlere hidayet etmez.)</b> [Maide 51]<br />
<br />
<b>(Ey iman edenler, benim ve sizin d&uuml;şmanınız olanları dost edinmeyin, onları sevmeyin!)</b> [M&uuml;mtehine 1]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Eshab-ı kiramı, <b>(K&acirc;firlere gadab ederler, birbirlerine merhametlidirler)</b> diye &ouml;vmektedir. (Feth 29)<br />
<br />
Halife &Ouml;mer&rsquo;e, (Hire&rsquo;li bir hristiyan var. &Ccedil;ok zeki, yazısı da &ccedil;ok g&uuml;zel, bunu kendine k&acirc;tip yap) dediler. Kabul etmedi. Aşağıdaki &acirc;yet-i kerimeyi okuyup, <b>(M&uuml;min olmayan birini dost edinemem) </b>dedi<br />
<br />
Ebu Musel Eşari hazretleri anlatır: Halife &Ouml;mer&rsquo;e dedim ki:<br />
- Hristiyan katibim &ccedil;ok işe yarıyor.<br />
- Ni&ccedil;in, bir M&uuml;sl&uuml;man katip kullanmıyorsun? <b>(Ey m&uuml;minler! Yahudi ve hristiyanları sevmeyin) </b>&acirc;yetini işitmedin mi?<br />
- Dini onun, katipliği benim.<br />
<b>- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hakir ettiğine ikram etme! Onun zelil ettiğini aziz eyleme! Allah&rsquo;ın uzaklaştırdığına yaklaşma!</b><br />
- Basra&rsquo;yı onunla idare edebiliyorum.<br />
<b>- Hristiyan &ouml;l&uuml;rse ne yapacaksan, şimdi onu yap! Hemen onu değiştir! </b><br />
<br />
K&acirc;firleri sevmemek gerekir ise de, dinimizin emri gereği, onlara eziyet etmek, kalblerini incitmek haramdır. Sevmemek ayrı, onları &uuml;zmek ayrı şeydir. Onlarla ticaret yapılır, aldatılmaz, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapılmaz. Herkese olduğu gibi onlara da iyi davranmak lazımdır. Hatta hidayete kavuşmaları, M&uuml;sl&uuml;man olmaları i&ccedil;in dua da edilir.<br />
<br />
Dinimizde ırk &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; yoktur. Bir hadis-i şerifte, <b>(İnsanlar</b> [insan olarak] <b>bir tarağın dişleri gibi eşittir)</b> buyurulmuştur. (İbni L&acirc;l)<br />
<br />
Bunun i&ccedil;in k&acirc;fir de olsa, bir kimseden kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek caiz değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&acirc;fir, M&uuml;sl&uuml;man olup ebedi saadete kavuşabilir, M&uuml;sl&uuml;man da, Allah korusun k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;p Cehennemlik olabilir.<br />
<br />
<b>Kişi sevdiği ile beraber olur<br />
Sual: </b>Ahirette, kişi sevdikleri ile beraber olacağına g&ouml;re, bir kimse, hem Cennete gidecek iyileri, hem de Cehenneme gidecek k&ouml;t&uuml;leri severse, nereye gider?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi ile k&ouml;t&uuml;y&uuml; sevmek, temiz ile pisliği karıştırmak demektir. Karışım pis olur. Bir kimse, hem Peygamber efendimizi, hem de Ebu Cehil&#39;in itikadını sevse Cehenneme gider.<br />
<br />
(Allah ve Resul&uuml;n&uuml; seviyorum) diyen bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Kıyamette sevdiklerinle beraber olursun.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
&Acirc;limler, <b>(Kişi sevdiği ile beraber olur)</b> hadis-i şerifini ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:<br />
<br />
Bir kimse, salih bir m&uuml;mini sever, onun gibi itikada sahip olup, onun gibi amel işlemeye gayret eder, Allah dostlarını dost, Allah d&uuml;şmanlarını da d&uuml;şman bilirse, ahirette sevdiği kimse ile birlikte Cennette olur.<br />
<br />
Bir kimse de hem M&uuml;sl&uuml;manları, hem de gayrim&uuml;slimleri sever, gayrim&uuml;slimlerin itikadlarını beğenirse, gayrim&uuml;slimlerle birlikte Cehenneme gider. (Kişi sevdiği ile birlikte olur) demek, sevdiği kimsenin derecesine kavuşur demek değildir. Fakat iyileri sevdiği i&ccedil;in, Cennette onlarla birlikte olur. Herkes imanının parlaklığına, kuvvetine g&ouml;re farklı derecelerde bulunur. <b>(Mektubat-ı Rabbani, Hadika)</b><br />
<br />
Ahirette iyilerle beraber olabilmek i&ccedil;in, d&uuml;nyada da onlarla beraber olmak, onları sevmek, onların yolundan gitmek gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Arşın etrafında nurdan k&uuml;rs&uuml;lerde, nur gibi parlayan zatlar bulunur. Peygamberler ve şehitler bunlara imrenir. Bunlar, Allah i&ccedil;in birbirini seven, Allah i&ccedil;in buluşan, Allah i&ccedil;in birbirini ziyaret edenlerdir.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurur ki: Benim i&ccedil;in birbirini ziyaret eden sevgimi kazanır. Benim i&ccedil;in birbirini seven sevgime mazhar olur. Benim i&ccedil;in veren, sevgimi hak eder. Benim i&ccedil;in birbirine yardım eden, muhabbetimi kazanır.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Birbirini Allah i&ccedil;in seven iki kişinin Allah katında en kıymetlisi, arkadaşını daha &ccedil;ok sevendir.) </b>[Hakim]<br />
<br />
İsa aleyhisselam, <b>(Allah d&uuml;şmanlarına buğzederek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisini kazanın! Onlardan uzaklaşarak Allah&rsquo;a yaklaşın! Onlara kızarak Allah&rsquo;ın sevgisini arayın! G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z zaman Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlatan, s&ouml;z&uuml; ile iyiliklerinizi artıran ve sizi iyiliğe teşvik edenlerle arkadaşlık ediniz!) </b>buyurdu.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Musa aleyhisselama: <b>(Herhangi bir arkadaşın, seni benim sevgime teşvik etmezse, o senin d&uuml;şmanındır) </b>buyurdu.<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &quot;Benim i&ccedil;in birbirini seven, benim i&ccedil;in toplanıp dağılan, benim i&ccedil;in birbirini ziyaret eden, benim i&ccedil;in birbirine yedirip i&ccedil;iren kimseleri severim&quot; buyurdu.) </b>[İ.Malik]<br />
<br />
<b>(Kıyamette Arşın g&ouml;lgesinde bulunacak yedi sınıf kimseden biri de Allah i&ccedil;in birbirini seven, Allah i&ccedil;in toplanıp Allah i&ccedil;in dağılan kimselerdir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>B&ouml;yle Allah sevgisi olur mu? </b><br />
<b>Sual: </b>Bazıları hem Allah&rsquo;ı seviyoruz diyorlar, hem de Allah&rsquo;a inanmayanlarla dostluk kurup, onlarla birlikte olmaktan rahatsız olmuyorlar. B&ouml;yle Allah sevgisi olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerim ve hadis-i şerifler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın k&acirc;firlere d&uuml;şman olduğunu, a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. Onun d&uuml;şmanlarını seven, Onu sevmiş olur mu? K&acirc;firler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanı olmasalardı, <b>(Buğd-ı fillah)</b> vacip olmazdı. İnsanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına kavuşturacakların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olmaz ve imanın kemaline sebep olmazdı.<br />
<br />
Sevenin, sevgilinin sevdiklerini sevmesi ve sevmediklerini sevmemesi gerekir. Bu sevgi ve d&uuml;şmanlık, insanın elinde değildir. Sevginin icabıdır. Burada, diğer işlerde gereken iradeye ve kesbe ihtiya&ccedil; yoktur. Kendiliğinden h&acirc;sıl olur. Dostun dostları, insana sevimli g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. D&uuml;şmanları, &ccedil;ok &ccedil;irkin g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Bir kimse, birini seviyorum derse, onun d&uuml;şmanlarından uzaklaşmadık&ccedil;a, s&ouml;z&uuml;ne inanılmaz. Ona m&uuml;nafık denir. Şeyh&uuml;l-isl&acirc;m Abdullah-ı Ensari diyor ki: (Ben Ebul-Hasen Semunu sevmiyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &uuml;stadım Hıdri&rsquo;yi &uuml;zm&uuml;şt&uuml;. Bir kimse, hocanı &uuml;zer, sen de ondan &uuml;z&uuml;lmezsen, k&ouml;pekten aşağı olursun.)<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, M&uuml;mtehine suresinin d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; &acirc;yetinde mealen,<b> (İbrahim&rsquo;in ve Onunla beraber olan m&uuml;minlerin s&ouml;zlerinden ibret alınız! Onlar, k&acirc;firlere dediler ki, biz sizden ve putlarınızdan uzağız. Dininizi beğenmiyoruz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya inanıncaya kadar, aramızda d&uuml;şmanlık vardır)</b> buyurdu. Bundan sonraki &acirc;yet-i kerimede mealen, <b>(Bu s&ouml;zlerinde sizin i&ccedil;in ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını ve ahiret g&uuml;n&uuml;n&uuml;n nimetlerini isteyenler i&ccedil;in, ibret vardır) </b>buyurdu.<br />
<br />
Buradan anlaşılıyor ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını kazanmak isteyenlere, bu teberri [uzaklaşmak] gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; mealen buyuruyor ki, <b>(K&acirc;firleri sevmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmemektir. İki zıt şey, birlikte sevilemez.)</b> Bir kimse, seviyorum dese, fakat Onun d&uuml;şmanlarından teberri etmese, bu s&ouml;z&uuml;ne inanılmaz. Al-i İmran suresinin 28. &acirc;yetinde mealen, <b>(K&acirc;firleri sevenleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, azabı ile korkutuyor) </b>buyurdu. Bu b&uuml;y&uuml;k tehdit, &ccedil;irkinliğin &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k olduğunu g&ouml;steriyor. <strong>(Mektubat-ı Masumiyye c.3, m.55)<br />
<br />
Sevginin icabını yapsın!</strong><br />
Bir &acirc;lim, &ccedil;arşıdan ge&ccedil;erken, &ccedil;ocuğun birinin bir ihtiyarın y&uuml;z&uuml;ne tokat vurduğunu g&ouml;r&uuml;r. Fakat ihtiyar, hi&ccedil; ses &ccedil;ıkarmaz. &Acirc;lim, hayret edip sebebini sorar. İhtiyar der ki:<br />
- Ben buna, hatta daha fazlasına layığım.<br />
- Ni&ccedil;in?<br />
- &Ccedil;ocuktan sor!<br />
&Acirc;lim &ccedil;ocuğa sorar:<br />
- Evladım ihtiyara ni&ccedil;in tokat attın!<br />
- Amca bu ihtiyar, bizi sevdiğini s&ouml;yl&uuml;yor. Fakat iki g&uuml;nd&uuml;r, bizi g&ouml;rmeye gelmedi. Ya seviyorum iddiasında bulunmasın! Yahut sevginin icabını yapsın!<br />
&Acirc;lim, ağlayarak der ki:<br />
(Bir mahl&ucirc;ku sevdiğini s&ouml;yleyip de, sevgisinin gereğini yapmayan tokat yerse, ya Halıkı sevdiğini s&ouml;yleyip sevginin hakkını vermeyenin hali nice olur? Elbette Rabbinden uzaklaşmak elemine maruz kalır.)<br />
<br />
İmanın sahih ve muteber olması i&ccedil;in gerekli şartlardan bazıları:<br />
<b>1-</b> Havf ve reca arasında olmak: Yani Allah&rsquo;ın azabından korkup, rahmetinden &uuml;mit kesmemek.<br />
<b>2-</b> Can boğaza gelmeden ve g&uuml;neş batıdan doğmadan &ouml;nce iman etmek.<br />
<b>3- </b>K&uuml;f&uuml;r alameti kullanmamak ve k&uuml;fr&uuml; gerektiren s&ouml;z s&ouml;ylememek.<br />
<b>4- </b>Sevgi ve buğzu yalnız Allah i&ccedil;in olmak. K&acirc;firleri dost edinmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<b>5- </b>Ehl-i s&uuml;nnet vel cemaate uygun itikad etmek. <b>(R. Nasıhin)</b><br />
<br />
<br<br><b>Allah&rsquo;a imanın şartı<br />
Sual:</b> Seadet-i Ebediyye&rsquo;de, <b>(M&uuml;sl&uuml;manları sevmek, k&acirc;firleri sevmemek, imanın şartıdır)</b> deniyor. İmanın altı şartı arasında, b&ouml;yle bir şart var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanın şartlarından ilki, Allah&rsquo;a imandır. İman etmek i&ccedil;in, sadece Allah var demek yetmez, Allah&rsquo;ı sevmek de şarttır. Bu sevginin şartı da, Allah i&ccedil;in sevmek ve Allah i&ccedil;in buğzetmektir. İmanın altı şartında Allah&rsquo;ı sevmek, onun sevdiklerini sevip, d&uuml;şmanlarını sevmemek de var. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&rsquo;a ve kıyamet g&uuml;n&uuml;ne iman edenler; babaları, kardeşleri ve akrabası olsa da, Allah&rsquo;ın ve Resul&uuml;n&uuml;n d&uuml;şmanlarını sevmez.) </b>[M&uuml;cadele 22]<br />
<br />
Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa&rsquo;ya buyurdu ki: <b>(Yer ve g&ouml;klerdeki b&uuml;t&uuml;n mahl&ucirc;katın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevip, d&uuml;şmanlarıma d&uuml;şmanlık etmedik&ccedil;e, faydası olmaz.) </b>[K. Saadet]<br />
<br />
Birka&ccedil; hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İmanın esası ve en kuvvetli alameti, hubb-i fillah, buğd-ı fillah, yani Allah i&ccedil;in sevgi, Allah i&ccedil;in buğzdur.) </b>[Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani]<br />
<br />
<b>(Din, Allah i&ccedil;in sevmek ve Allah i&ccedil;in buğz etmektir.)</b> [Ebu Nuaym, H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(&Uuml;&ccedil; şey imanın lezzetini artırır:<br />
1- Allah ve Resul&uuml;n&uuml; her şeyden &ccedil;ok sevmek,<br />
2- Kendisini sevmeyen M&uuml;sl&uuml;manı Allah rızası i&ccedil;in sevmek,<br />
3- K&acirc;firleri </b>[onlar kendisini sevseler de] <b>sevmemektir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>Sual:</b> Bir &acirc;lime (Hocandan ne &ouml;ğrendin?) diye soruyorlar. O da, (Hubb-i fillah, buğd-ı fillah, yani kimler sevilir, kimler sevilmez onu &ouml;ğrendim) diyor. Bu o kadar &ouml;nemli bir husus mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ok &ouml;nemli bir husustur. İmanın da, ibadetlerin de esası, temeli bu husustur. Elli d&ouml;rt farzdan biri de budur. <b>Hubb-i fillah,</b> Allah i&ccedil;in sevmek, Allah i&ccedil;in dost olmak, <b>buğd-ı fillah,</b> Allah i&ccedil;in buğzetmek, dargın durmak, sevmemek demektir. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birka&ccedil;ının meali:<br />
<br />
<b>(Allah i&ccedil;in seven, Allah i&ccedil;in d&uuml;şmanlık edenin imanı k&acirc;mildir.)</b> [Ebu Davud, Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İmanın temeli, M&uuml;sl&uuml;manları yani Allah&rsquo;ın dostlarını sevmek ve k&acirc;firleri yani Allah&rsquo;ın d&uuml;şmanlarını, din d&uuml;şmanlarını sevmemektir.)</b> [İ.Ahmed]<br />
<br />
İbadeti, takvası ihl&acirc;sı &ccedil;ok olan M&uuml;sl&uuml;manı, az olandan daha &ccedil;ok sevmek gerekir. Sevmek demek, onların yolunda bulunmak demektir. İsyanı daha &ccedil;ok olan, k&uuml;fr&uuml; ve fuhşu yayan k&acirc;firleri daha &ccedil;ok sevmemek gerekir. Allah i&ccedil;in d&uuml;şmanlık edilmesi gerekenlerin başında, insanın kendi nefsi gelir.<br />
<br />
<b>K&ouml;t&uuml;ye iyi demek<br />
Sual:</b> Enver, Talat ve Cemal paşalar gibi, Osmanlı devletinin son d&ouml;neminde yaşayan bazı kimselerin yaptığı k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri &ccedil;eşitli yayınlardan okuyoruz. Bunlardan mason olanları hakkında, (İyi paşaydı, iyi askerdi) demek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Askerlik y&ouml;n&uuml; başarılı bile olsa din d&uuml;şmanı olan birine (iyi paşa) demek, bunlara karşı sevgiye sebep olur. K&acirc;firleri sevmemek, imandandır. Mesela ittihat&ccedil;ı paşalara, (iyi paşa) demek tehlikelidir.<br />
<br />
Eskiden Vehhabilerin elinde olan &uuml;lkelere imrenip de, Vehhabilere sevgi beslemesinler diye, &acirc;limler, talebelerini umreye g&ouml;ndermemişlerdir. Hatt&acirc; hacca giderken de, onların yaptığı eserlere rağbet edilmemesini, d&uuml;nya işlerinde bile olsa yaptıklarını beğenmemelerini s&ouml;ylemişlerdir.<br />
<br />
<b>Allah i&ccedil;in sevmek<br />
Sual: </b>Bir arkadaşı, Allah i&ccedil;in sevmenin &ouml;nemi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sevdiğini Allah i&ccedil;in sevmek, imanın temelidir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Kıyamette buyurur ki: Benim azametim i&ccedil;in birbirini sevenleri, hi&ccedil;bir himayenin bulunmadığı bug&uuml;n, rahmetim altında himaye ederim.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Allah i&ccedil;in dost olan kimseyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Cennette hi&ccedil;bir ameliyle ulaşamayacağı y&uuml;ksek dereceye y&uuml;kseltir.)</b> [İ. Ebi-d-d&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Kıyamette Arş&rsquo;ın etrafında, y&uuml;zleri ayın on d&ouml;rd&uuml; gibi parlayan insanlar i&ccedil;in k&uuml;rs&uuml;ler kurulur. Herkes feryat ve figan ederken onlar sakindir. Herkes korku ve dehşet i&ccedil;indeyken onlar &uuml;z&uuml;lmez. Bunlar, Allah i&ccedil;in birbirini sevenlerdir.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Cennetin g&uuml;zel k&ouml;şkleri, Allah rızası i&ccedil;in birbirini sevenler i&ccedil;indir.)</b> [Ebu-ş-şeyh]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ya Davud, beni sevmekte sana uymayanla, arkadaşlık etme! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar senin d&uuml;şmanındır, kalbini karartır ve seni benden uzaklaştırmaya &ccedil;alışır) </b>buyurdu. <b>(İ. Gazali)</b><br />
<br />
Hadis-i kudside Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(Benim i&ccedil;in birbirini sevenler, kıyamette nurdan &ouml;yle minberler &uuml;zerinde bulunur ki, sıddıklar, şehitler ve peygamberler onların makamına imrenirler.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>Kendisi i&ccedil;in istemek</b><br />
<b>Sual: </b>Buhari&rsquo;deki, hadiste, <b>(Kendisi i&ccedil;in sevdiğini, din kardeşi i&ccedil;in de sevmeyen ger&ccedil;ek m&uuml;min olamaz)</b> deniyor. K&ouml;t&uuml; birini veya bir k&acirc;firi d&uuml;ş&uuml;nelim, kumarı sever, i&ccedil;kiyi sever, &ccedil;algıyı sever, haramları sever. Şimdi bu kimse, kendi sevdiği şeyleri, kardeşi i&ccedil;in sevmezse, ger&ccedil;ek m&uuml;min olamıyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Şartsız bildirilen h&uuml;k&uuml;mlerin, şartları olduğu bilinmelidir) buyuruyor. Yukarıda bildirilen hadis-i şerifin bazı şartları vardır. Hadis-i şerifte m&uuml;min kişiden bahsediliyor.<br />
<br />
M&uuml;min kendisi i&ccedil;in iyi şeyleri ister. Şehit olmak ister, Cennet&rsquo;e gitmek ister. Sağlıklı yaşamayı ister. Helal, temiz ve iyi mal ister. Kendisi i&ccedil;in istediği bu şeyleri m&uuml;min kardeşi i&ccedil;in de ister. İstemezse, hakiki iman sahibi olamaz. Kendisi i&ccedil;in istemediğini m&uuml;min kardeşi i&ccedil;in de istemez. Başka bir hadis-i şerifte de, <b>hubb-i fillah</b> ve <b>buğd-ı fillahın</b> bir anlamının da, kendisi i&ccedil;in sevdiğini, başkaları i&ccedil;in de sevmek, kendisi i&ccedil;in sevmediğini başkaları i&ccedil;in de sevmemek demek olduğu bildirilmiştir. Demek ki ger&ccedil;ek m&uuml;min, istediğini Allah i&ccedil;in isteyecek, istemediğini de Allah i&ccedil;in istemeyecek. Kendisi i&ccedil;in istediği nimetleri din kardeşi i&ccedil;in de isteyecek, kendi i&ccedil;in istemediği felaketleri din kardeşi i&ccedil;in de istemeyecektir.<br />
<br />
<b>Sevmek ve iman</b><br />
<b>Sual: (Birbirinizi sevmedik&ccedil;e iman etmiş olamazsınız)</b> hadisinden maksat nedir? Bir M&uuml;sl&uuml;manı sevmemek imansızlık mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;manı, M&uuml;sl&uuml;man olduğu i&ccedil;in sevmek zorundayız. Buna hubb-i fillah yani Allah i&ccedil;in sevmek denir. Bir M&uuml;sl&uuml;man bize zulmettiği i&ccedil;in, alacağımızı vermediği i&ccedil;in veya başka yanlış işlerinden dolayı sevmezsek imanımıza zararı olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; imanını değil, yanlış hareketlerini sevmiyoruz. Din kardeşlerimizi sevmek ve onlarla beraber olmak ise, iman alametidir.<br />
<br />
<b>Sevgide &ouml;l&ccedil;&uuml;<br />
Sual:</b> Bir kimsenin, Allah&#39;ı, Resul&uuml;n&uuml;, İsl&acirc;m &acirc;limlerini ve hocasını sevdiği nasıl anlaşılır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uyup, yasakladıklarından ka&ccedil;an kimse, Allah&#39;ı seviyor demektir. Onun emir ve yasaklarına riayet etmeyen de sevmiyor demektir. Mesela namaz kılmayan ve diğer ibadetleri yapmayan, i&ccedil;ki i&ccedil;en ve diğer haramlardan ka&ccedil;mayan kimsenin, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı seviyorum) demesi yalan olur.<br />
<br />
Diğerlerini sevmek de b&ouml;yledir. Mesela s&uuml;nnetlere riayet etmeyen, Resulullah&#39;ın bildirdiklerini yapmayan kimse, onu sevdiğini nasıl iddia edebilir ki?<br />
<br />
Hanef&icirc; mezhebinin bildirdiği h&uuml;k&uuml;mleri beğenmeyen ve o h&uuml;k&uuml;mlere uymayan kimsenin, İmam-ı a&#39;zam hazretlerini ve diğer Hanef&icirc; imamlarını sevdiğini s&ouml;ylemesinin ne &ouml;nemi olur? Bir mezhep mensubu olduğu h&acirc;lde, diğer mezhepleri hak bilmeyen, ihtiya&ccedil; h&acirc;linde onları taklit etmeyen, onların h&uuml;k&uuml;mlerini yanlış bilen, o &acirc;limleri sevdiğini nasıl s&ouml;yleyebilir ki?<br />
<br />
Hocasının bildirdiklerini yapmayanın ve onun talebelerini sevmeyenin, (Ben hocamı seviyorum) demesi s&ouml;zden &ouml;teye gidemez.<br />
<br />
&Ouml;zetle sevgi i&ccedil;in şu beş şart lazımdır:<br />
<b>1- </b>İtaat varsa, sevgi var; itaat yoksa sevgi de yoktur.<br />
<b>2-</b> Ondan &ccedil;ok bahseder, &ccedil;ok bahsedilmesini de ister. Hatırında hep o vardır, hep onu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Onu, dil ile, beden ile &ouml;ver. Malını o yolda harcar.<br />
<b>3-</b> Her zaman ona dua eder. Onun sıkıntısıyla &uuml;z&uuml;l&uuml;r, onun sevinciyle sevinir.<br />
<b>4-</b> Onu sevenleri sever, onun sevmediklerini sevmez.<br />
<b>5-</b> Onun her şeyi sevgili ve g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Hatt&acirc; sevgilinin k&ouml;y&uuml;n&uuml;n k&ouml;pekleri, diğer k&ouml;y&uuml;n k&ouml;peklerinden daha sevgili olmadık&ccedil;a o sevgide samimiyet yoktur.<br />
<br />
<b>Kişinin dini arkadaşının dini gibidir<br />
Sual: (Kişinin dini arkadaşının dini gibi olur. &Ouml;yle ise, kiminle arkadaşlık yaptığınıza dikkat edin!)</b> hadisi bana ters geldi. Biz bir ateistle veya bir Yahudi ile arkadaşlık ediyorsak, biz de onun gibi mi oluruz? Yahut o bizim gibi mi olur? O kendi dininde, biz kendi dinimizde kalamaz mıyız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
(Hadisin a&ccedil;ıklaması nedir?) diye sormalı, (Bana ters geldi) demek uygun olmaz. Seyredilen TV, dinlenen radyo, okunan internet sitesi, gazete ve kitap da birer arkadaştır. Bunlar k&ouml;t&uuml; olursa, insanın dinini de, d&uuml;nyasını da yıkar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ahlak, bulaşıcıdır. İyi ahlak da, k&ouml;t&uuml; ahlak da bulaşır. Bu y&uuml;zden, iyi arkadaş se&ccedil;emeyen, mahvolmaya mahk&ucirc;mdur. Arkadaş, bir aynadır. (Bana arkadaşını s&ouml;yle, kim olduğunu s&ouml;yleyeyim) s&ouml;z&uuml; meşhurdur.<br />
<br />
İyi arkadaş, dini ve maksadı aynı olan ve Allah rızası i&ccedil;in sevilen, s&acirc;lih kimse demektir. Yediği i&ccedil;tiği ondan ayrı gitmez. Onun i&ccedil;in malını, hatt&acirc; canını feda eder. Yoksa iş veya mesai arkadaşı demek değildir. İyi kimse k&ouml;t&uuml;y&uuml;, m&uuml;min k&acirc;firi sevemez. İyi ile k&ouml;t&uuml;, ateşle su veya ateşle barut arkadaş olamaz. Biri diğerine zarar verir. Ateş barutu yakar, su da ateşi s&ouml;nd&uuml;r&uuml;r. Hristiyan&rsquo;la M&uuml;sl&uuml;man da arkadaş olursa, ya M&uuml;sl&uuml;man dininden &ccedil;ıkar veya Hristiyan M&uuml;sl&uuml;man olur.<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;man biri, bir dinsizi veya başka gayrim&uuml;slimi kesinlikle sevemez. Sevebiliyorsa ya imanı &ccedil;ok zayıftır veya o da dinsizdir. Herkes, sevdiği kimselerle arkadaş olur. Bir M&uuml;sl&uuml;man, bir dinsizin dinsizliğini sevse, M&uuml;sl&uuml;manlıktan &ccedil;ıkar. Dinimizde <b>hubb-i fillah</b> ve <b>buğd-ı fillah</b> vardır. Yani sevmek de, sevmemek de Allah i&ccedil;in olmalı. M&uuml;sl&uuml;man, Allah d&uuml;şmanlarına d&uuml;şman, Allah dostlarına dost olur. Bir dinsiz, iş arkadaşımız olabilir, yol arkadaşımız olabilir, ama can dostumuz olamaz.<br />
<br />
<b>Sevgi ve iman<br />
Sual:</b> Bir cuma hutbesinde, Peygamber efendimizin, <b>(İman etmedik&ccedil;e Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedik&ccedil;e de iman etmiş olamazsınız) </b>buyurduğu bildirildi. Sevmekle iman arasında ne irtibat var? Ben M&uuml;sl&uuml;man olan bir&ccedil;ok arkadaşımı sevmiyorum, sevmediğim i&ccedil;in imansız mı oluyorum?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eğer M&uuml;sl&uuml;man arkadaşı, M&uuml;sl&uuml;man olduğu i&ccedil;in değil de, yanlış hareketlerinden dolayı sevmiyorsak k&uuml;f&uuml;r olmaz. M&uuml;sl&uuml;manı, M&uuml;sl&uuml;man olduğu i&ccedil;in sevmek şarttır. Buna hubb-i fillah yani Allah i&ccedil;in sevmek denir. K&acirc;firleri sevmemeye de buğd-ı fillah denir. Bir kimse, Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;le Hazret-i Ali&#39;yi sevmese, Ebu Cehil&rsquo;le, Firavun&rsquo;u sevse k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&#39;ın sevdiklerini sevmek, Allah&#39;ın d&uuml;şmanlarını sevmemek lazımdır.<br />
<br />
Eshab-ı kiramın herhangi birini sevmeyen de k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah onları sevdiğini Kur&#39;an-ı kerimde a&ccedil;ık&ccedil;a beyan ediyor, hepsinin cennetlik olduğunu bildiriyor. Sıradan bir M&uuml;sl&uuml;manı bile sevmemek k&uuml;f&uuml;r olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, M&uuml;sl&uuml;manı seviyor. Ama bir M&uuml;sl&uuml;manı, bize zulmettiği i&ccedil;in, alacağımızı vermediği i&ccedil;in veya başka yanlış işlerinden dolayı sevmezsek, imanımıza zararı olmaz, &ccedil;&uuml;nk&uuml; imanını, M&uuml;sl&uuml;manlığını değil, hatalarını sevmiyoruz. Din kardeşlerimizi sevmek ve onlarla beraber olmak ise, iman alametidir.</br<br></p>

<p><strong>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği sevilir<br />
Sual:</strong> Bazıları, &ldquo;İslamiyet ile alay eden, M&uuml;sl&uuml;manlara hakaret eden kimseleri de insan olduğu i&ccedil;in sevmek lazımdır&rdquo; diyorlar. B&ouml;yle kimseleri sevmek mi yoksa bunlara acımak mı gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Sevmek ayrıdır, acıyıp merhamet etmek ayrıdır. Bu ikisini birbirine karıştırmamalıdır. İmam-ı Gazali hazretleri, <strong>Kimya-i saadet</strong> kitabında, kimlerin sevileceği, kimlerin de sevilmeyeceği hususunda buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Resulullah efendimiz, <strong>(İmanın temeli ve en kuvvetli alameti, M&uuml;sl&uuml;manları sevmek ve M&uuml;sl&uuml;manlara d&uuml;şmanlık edenleri sevmemektir)</strong> buyurdu. Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselama vahyederek, <strong>(Eğer yerlerde ve g&ouml;klerde bulunan b&uuml;t&uuml;n mahlukların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedik&ccedil;e ve d&uuml;şmanlarıma d&uuml;şmanlık etmedik&ccedil;e hi&ccedil; faydası olmaz)</strong> buyurmuştur.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya d&uuml;şman olanları sevmemeli, İslamiyet&rsquo;e yapışanları sevmelidir. Bunu s&ouml;zlerinde, hareketlerinde belli etmelidir. &Acirc;si ve f&acirc;sıklarla arkadaşlık etmemeli, zalimlerden, M&uuml;sl&uuml;manlara eziyet edenlerden daha &ccedil;ok ka&ccedil;ınmalıdır.</p>

<p>İslamiyet&rsquo;e karşı duranları ve M&uuml;sl&uuml;manlara d&uuml;şman olanları sevmemenin lazım olduğu bildirildi. Nitekim M&uuml;c&acirc;dele suresinin son ayetinde mealen, <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve kıyamet g&uuml;n&uuml;ne iman edenler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n d&uuml;şmanlarını sevmezler. O k&acirc;firler ve m&uuml;nafıklar, m&uuml;minlerin anaları, babaları, oğulları, kardeşleri ve başka yakınları olsa da bunları sevmezler. B&ouml;yle olan m&uuml;minleri Cennete koyacağım)</strong> buyuruldu.&rdquo;</p>

<p><strong>&ldquo;Kişi, sevdiği ile beraber olur&rdquo;<br />
Sual: Dinin emirlerini yapmayan, yasaklarından sakınmayan bir kimse, &quot;ben Allahı ve Resul&uuml;n&uuml; seviyorum&quot; demekle kurtulmuş olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Had&icirc;ka&rsquo;da buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Resulullah efendimiz; <strong>(Kişi, sevdiği ile beraber olur)</strong> buyurdu. M&uuml;slim&rsquo;de bildirildiği &uuml;zere, bir kimse, Resulullah efendimize kıyameti sorunca;<br />
<strong>-Kıy&acirc;met i&ccedil;in ne hazırlık yaptın?</strong> buyurdu.<br />
<strong>-</strong>Allahın ve Resul&uuml;n&uuml;n sevgisini hazırladım dedi.<br />
<strong>-Sevdiklerinle ber&acirc;ber olursun</strong> buyurdu. İmam-ı Nevev&icirc; hazretleri, bu had&icirc;s-i şer&icirc;fi a&ccedil;ıklarken;<br />
&ldquo;Bu hadis-i şerif, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, Onun Resul&uuml;n&uuml;, salihlerin ve hayır sahiplerinin dirilerini ve &ouml;l&uuml;lerini sevmenin kıymetini, faydasını bildiriyor&rdquo; buyurdu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ve Onun Peygamberini sevmek demek, emirlerini yapmak, yasaklarından sakınmak, bunlara karşı edepli, saygılı olmak demektir. Salihleri severek onlardan faydalanmak i&ccedil;in, onların yaptıklarını yapmak lazım değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, onların yaptıklarını yaparsa, o da, onlardan olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Bir kimse, bir cemaati sever. Fakat onlardan olmaz.)</strong> Onlarla beraber olmak, onların derecesine y&uuml;kselmek demek değildir. Hadis-i şerifte; <strong>(Bir cemaati seven kimse, onların arasında haşr olunur) </strong>buyruldu. Eb&ucirc; Zer Gıf&acirc;r&icirc; hazretleri;<br />
<strong>-</strong>Ya Resulallah! Bir kimse, bir cemaati sevse, fakat onların yaptıklarını yapmasa, nasıl olur diye sual edince;<br />
<strong>-Ya Eb&acirc; Zer! Sevdiklerinle beraber olursun</strong> buyurdu.&rdquo;</p>

<p>Hasan-ı Basr&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Bu hadis-i şerifler seni yanıltmasın! Sen iyilere, ancak onların iyi amellerini yapmakla kavuşabilirsin! Yahudiler ve Hıristiyanlar, Peygamberlerini seviyorlar ise de, onlar gibi olmadıkları i&ccedil;in, onların yanına gidemeyeceklerdir.&rdquo;</p>

<p>İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri de bunun i&ccedil;in;<br />
&ldquo;Onların iyi amellerinden birka&ccedil;ını veya hepsini yapmadık&ccedil;a, yalnız sevmekle, onların yanına kavuşulamaz&rdquo; buyurdu.</p>

<p><strong>Seven, sevdikleri ile beraber olur<br />
Sual: </strong>Bir kimse, bir cemaati, bir topluluğu sevince, onlar gibi mi olur ve ahırette de birlikte mi olurlar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bir cemaati seven kimse, &uuml;&ccedil; şekilde olabilir: 1-Sevdiklerinin b&uuml;t&uuml;n amellerini ve ahlakını edinmiştir. 2-Yahut hi&ccedil;birini edinmemiştir. 3-Yahut da, birka&ccedil;ını yapmış, başkalarını yapmamış, bunların tersini yapmıştır. Hepsini yapabilen, onlardan olur ve onlarla olur. Sevdiklerine olan sevgisi, onu da tam onlar gibi yapmıştır. Muhabbetin en y&uuml;ksek derecesine erişmiştir ve elbette onlardan olur. Sevdiklerine hi&ccedil; uymayan, onlara hi&ccedil; benzemeyen kimse, onlardan hi&ccedil; olamaz. Sevgisi, s&ouml;zde kalır, kalbine girmez. B&ouml;yle sevgi, yalnız s&ouml;zde kalmaktadır. Yalnız s&ouml;zde kalan sevgiye, sevmek denilmez. Seviyorum demesi doğru olmaz. Sevdiklerinin birka&ccedil; ameline uyan kimseye gelince, imanda uymamış ise, onlardan olamaz. Onları seviyorum demesi hi&ccedil; doğru değildir. Onun kalbinde, onlara karşı sevgi değil, d&uuml;şmanlık vardır. Din d&uuml;şmanlığından daha b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şmanlık olmaz. Yahudilerin ve Hıristiyanların, Peygamberleri seviyoruz demeleri b&ouml;yledir. Kişi, sevdikleri gibi inanıp, ibadetlerde, onlara tam uymazsa, beğenmediği i&ccedil;in uymamış ise, seviyorum demesinin yine faydası olmaz, onlarla birlikte olamaz. G&uuml;c&uuml; yetmediği, nefsine h&acirc;kim olamadığı i&ccedil;in, hepsine uyamamış ise, onlarla birlikte olmasına mani olmaz. Hadis-i şerifler, bu ikinci kısmı bildirmektedir ki, bir cemaati seven, fakat tam onlar gibi olamayan kimseye karşı s&ouml;ylenmiştir. Eb&ucirc; Zer hazretlerinin bildirdiği hadis-i şerif, bunu a&ccedil;ık&ccedil;a bildirmektedir.</p>

<p><strong>Sevmemek, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmak değildir<br />
Sual: </strong>İnk&acirc;r edenleri, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenleri sevmemek, onlara k&ouml;t&uuml; davranmak, eziyet etmek mi demektir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Her M&uuml;sl&uuml;man, hem imanını korumaya, kaptırmamaya &ccedil;alışmalı, hem de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve Onun Peygamberine inanmayanları sevmemelidir. Fakat, sevmediklerine de, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k, zul&uuml;m yapmamalı, k&acirc;firlere ve bidat sahiplerine tatlı dil ve g&uuml;ler y&uuml;z ile nasihat etmelidir. Onların felaketten kurtulmalarına, saadete kavuşmalarına &ccedil;alışmalıdır. Mazher-i C&acirc;n-ı C&acirc;n&acirc;n hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;K&acirc;firleri, bidat sahiplerini ve a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işlemeye devam eden fasıkları sevmememiz emrolundu. Bunlarla konuşmamalı, evlerine, toplantılarına gitmemeli, selam vermemeli, arkadaşlık yapmamalıdır. Zaruret ve ihtiya&ccedil; olduğu zaman, zaruret miktarı kadar, bu yasaklara izin verilmiştir. Bu zaman, onlarla g&ouml;r&uuml;şmek caiz olur ise de, kalbin yine onları sevmemesi lazımdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in darılmak<br />
Sual: </strong>G&uuml;nah işleyenlere karşı mesafeli durmak, darılmak, dinimiz a&ccedil;ısından uygun olur mu?<br />
<strong>CEVAP<br />
Hicr</strong>, men etmek, dostluğu bırakmak, dargın olmak demektir. G&uuml;nah işleyene, ona nasihat olması niyeti ile hicr eylemek, caizdir, hatta m&uuml;stehaptır. Bu hal, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in darılmak olur. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Amellerin, ibadetlerin en kıymetlisi, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahtır)</strong> buyuruldu. Hubb-i fillah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in sevmek demektir. Buğd-ı fillah ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in sevmemek, dargın olmak demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Musa aleyhisselama;<br />
<strong>-Benim i&ccedil;in ne yaptın?</strong> buyurunca;<br />
<strong>-</strong>Ya Rabbi, senin i&ccedil;in namaz kıldım, oru&ccedil; tuttum, zekat verdim, ismini &ccedil;ok zikreyledim, diye arzedince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;;<br />
<strong>-Namaz, sana burhandır, k&ouml;t&uuml; iş yapmaktan korur. Oru&ccedil;, kalkandır, Cehennem ateşinden korur. Zekat da, mahşer yerinde g&ouml;lge verir, sana rahatlık verir. Zikir, mahşerde karanlıktan kurtarır, ışık verir. Benim i&ccedil;in ne yaptın? </strong>buyurdu.</p>

<p><strong>-</strong>Ya Rabbi! Senin i&ccedil;in olan işin ne olduğunu bana bildir, diye yalvarınca;<br />
<strong>-Ya Musa! Dostlarımı sevdin mi, d&uuml;şmanlarımdan kesildin mi? </strong>buyurdu. Musa aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği ibadetin, hubb-i fillah ve buğd-ı fillah olduğunu anladı.</p>

<p>G&uuml;nah işleyeni, kabahat yapanı uzun zaman hicr eylemek caizdir. Ahmed bin Hanbel hazretlerinin haramdan geldiği bilinen hediyeyi kabul ettikleri i&ccedil;in amcasını ve oğullarını hicr eylediği meşhurdur. Res&ucirc;lullah efendimiz, Teb&uuml;k gazasına gelemiyen &uuml;&ccedil; kişiyi hicr eylemiştir.</p>

<p><strong>İyiler iyileri, k&ouml;t&uuml;ler k&ouml;t&uuml;leri sever<br />
Sual: </strong>Her insan, kendi yaratılışına uygun olanları mı sevip onlarla dost olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifte; <strong>(Herkes, kendisine ihsan edeni sever. Bu sevgi, insanın cibilliyetinde, yaratılışında mevcuttur) </strong>buyuruldu. Nefsine d&uuml;şk&uuml;n olan, nefsinin arzularına kavuşmak i&ccedil;in kendisine yardım edenleri sever. Akıl ve ilim sahibi ise, medeni insan olmasına yardım edenleri sever. Kısacası, iyiler, iyileri sever. Fena, k&ouml;t&uuml; kimseler de, k&ouml;t&uuml;leri severler. Bir kimsenin sevdiklerine, arkadaşlarına bakarak, onun nasıl adam olduğu anlaşılır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Dinimizde değişiklik yapan bidat sahiplerine sevgi, muhabbet beslenebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimiz bidat sahiplerini sevmemeyi, onları aşağılamayı emretmektedir. Onlara saygı g&ouml;stermek haramdır. Şerh-i mek&acirc;sıd kitabında;<br />
&ldquo;Bidat sahiplerini sevmemek, onları aşağı tutmak, onları reddetmek lazımdır&rdquo; buyuruluyor. Had&icirc;s-i şerifte de;<br />
<strong>(Bidat sahibine h&uuml;rmet eden, dirilerini ve &ouml;l&uuml;lerini &ouml;ven, bunları b&uuml;y&uuml;k bilen, din-i isl&acirc;mı yıkmaya, d&uuml;nyadan kaldırmaya yardım etmiş olur)</strong> buyuruluyor.</p>

<p><strong>Sual:</strong> Din bilgilerine İslam &acirc;limlerine d&uuml;şman olmak insanın imanını tehlikeye sokar mı?&nbsp;<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İslam ilimleri ve İslam &acirc;limleri ile alay etmek k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir. İslam &acirc;limine s&ouml;ven, k&ouml;t&uuml;leyenin de imanı gider k&acirc;fir, m&uuml;rted olur. &Acirc;lim tanınan birini fıskı, g&uuml;nah ve bidat işlemesi sebebi ile sevmemek lazım olur. İslam &acirc;limlerini d&uuml;nya işleri sebebi ile sevmemek g&uuml;nah olur. Salihleri sevmemek de b&ouml;yledir. Hadis-i şeriflerde;</p>

<p>(&Uuml;&ccedil; şey imanın lezzetini arttırır: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ve Res&ucirc;l&uuml;n&uuml; her şeyden &ccedil;ok sevmek, kendisini sevmeyen M&uuml;sl&uuml;manı Allah rızası i&ccedil;in sevmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanlarını sevmemek) ve (İbadetlerin en kıymetlisi, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır) buyuruldu.</p>

<p>İbadeti &ccedil;ok olan m&uuml;mini, az olandan daha &ccedil;ok sevmek lazımdır. İsyanı daha &ccedil;ok olan, k&uuml;fr&uuml; ve fuhşu yayan k&acirc;firleri daha &ccedil;ok sevmemek lazımdır. Allah i&ccedil;in d&uuml;şmanlık edilmesi lazım gelenlerin başında, insanın kendi nefsi gelir.</p>

<p>Sevmek demek, onların yolunda bulunmak demektir. İmanın al&acirc;meti de; hubb-i fillah ve buğd-ı fillahtır. Bir hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bazı kulları vardır. Bunlar, Peygamber değildir. Peygamberler ve şehitler, kıyamet g&uuml;n&uuml; bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımayan, uzak yerlerde yaşayan, Allah i&ccedil;in birbirini seven m&uuml;minlerdir) </strong>buyuruldu. Bir hadis-i şerifte de;</p>

<p><strong>(İnsan, d&uuml;nyada kimi seviyorsa, ahirette onun yanında olacaktır) </strong>buyuruldu. Onun yolunda bulunmazsa, sevgisi sahih olmaz.</p>

<p>Yahudiler ve Hristiyanlar, Peygamberlerini sevdiklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Fakat, onların yolunda olmadıkları, uydurdukları yanlış yolda oldukları i&ccedil;in, ahirette Peygamberlerinin yanında olmayacaklardır.</p>

<p>Y&uuml;ksek ruhlar, sevdikleri ruhları yukarı &ccedil;ekerler. Al&ccedil;ak ruhlar da, aşağı &ccedil;eker. İnsan, &ouml;ld&uuml;kten sonra, ruhunun nereye gideceğini, d&uuml;nyada sevdiklerinin h&acirc;linden anlamalıdır.</p>

<p>İnsan, başkasını tabiat icabı, akıl icabı, kendisine yaptığı iyilikler icabı veya Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in sever. D&uuml;nyada birbirlerini sevenlerin ruhları birbirlerini cezbettiği gibi, kıyamette de birbirlerini cezbederler. K&acirc;firleri seven onlarla birlikte Cehenneme gidecektir. Sevdiğine tabi olmamak, insanın elinde değildir. Sevmenin en kuvvetli alameti, sevgilinin sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemektir.</p>

<p><strong>Sual:</strong><strong> Hazret-i Aliyi sevdiğini s&ouml;yleyen bazıları Esh&acirc;b-ı kiramın en &uuml;st&uuml;nlerine d&uuml;şmanlık etmektedirler. Esh&acirc;b-ı kirama d&uuml;şmanlık ederek hazret-i Ali efendimiz sevilmiş olur mu? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in olan en kıymetli şey, Hubb-i fillah ve Buğd-ı fillah değil midir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> B&uuml;y&uuml;k İsl&acirc;m alimi, Evliyanın baş tacı, zamanının kutbu, kayy&ucirc;m-i rabb&acirc;n&icirc; <strong>(Muhammed Ma&rsquo;s&ucirc;m-i F&acirc;r&ucirc;k&icirc;) </strong>Serhend&icirc; &ldquo;rahmetullahi aleyh&rdquo; hazretleri, <strong>(Mekt&ucirc;b&acirc;t) </strong>kitabının birinci cildi, yirmiikinci mektubunda buyuruyor ki:</p>

<p>Bazı kimseler, hazret-i Aliyi sevmiş olabilmek i&ccedil;in, Esh&acirc;b-ı kiramın en &uuml;st&uuml;nlerine d&uuml;şmanlık etmek l&acirc;zımdır diyorlar. Bu s&ouml;zleri ve anlayışları &ccedil;ok yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, sevmek i&ccedil;in, sevgilinin d&uuml;şmanlarına d&uuml;şman olmak l&acirc;zımdır. Dostlarına d&uuml;şmanlık l&acirc;zım değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Fetih s&ucirc;resinde <strong>(Esh&acirc;b-ı kiramın birbirlerine rah&icirc;m olduklarını), </strong>seviştiklerini bildiriyor. Rah&icirc;m, pek &ccedil;ok ve devamlı acımak, sevişmek demektir. Bu &acirc;yet-i kerime, Esh&acirc;b-ı kiramın &ldquo;radıyallah&uuml; te&acirc;l&acirc; anh&uuml;m ecma&rsquo;&icirc;n&rdquo; pek &ccedil;ok seviştiklerini haber vermektedir. Rah&icirc;m kelimesi, arab&icirc; gramerinde (sıfat-ı m&uuml;şebbehe)dir. Sıfat-ı m&uuml;şebbehe, devamlı, s&uuml;rekli olmayı bildirir. Bunun i&ccedil;in, Esh&acirc;b-ı kiramın pek &ccedil;ok sevişmelerinin devamlı, s&uuml;rekli olduğu anlaşılmaktadır. Merhamete, sevişmeğe sığmayan, &ccedil;ekememek, kin beslemek, haset etmek ve d&uuml;şmanlık gibi k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin, Esh&acirc;b-ı kiram arasında bulunamayacağını, bu &acirc;yet-i kerime bildirmektedir. Had&icirc;s-i şerifte, <strong>(&Uuml;mmetimin &uuml;mmetime karşı en merhametlisi, Eb&ucirc; Bekir&rsquo;dir) </strong>buyuruldu. &Uuml;mmetin en merhametlisi olan kimsede, bu &uuml;mmetten herhangi birine karşı kin ve d&uuml;şmanlık bulunabilir mi?</p>

<p>Had&icirc;s-i şerifte buyuruldu ki: <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, M&ucirc;s&acirc; aleyhisselama, yalnız benim i&ccedil;in ne yaptın dedi. Ya Rabbi! Senin i&ccedil;in namaz kıldım, oru&ccedil; tuttum, zek&acirc;t verdim ve zikir yaptım cevabını verince, kıldığın namazlar, seni Cennete kavuşturacak yoldur, kulluk vazifendir. Oru&ccedil;ların, seni Cehennemden korur. Verdiğin zek&acirc;tlar, kıyamet g&uuml;n&uuml;, sana g&ouml;lgelik olur. Zikirlerin de, o g&uuml;n&uuml;n karanlığında, sana ışık olur. Benim i&ccedil;in ne yaptın buyurdu. Ya Rabbi! Senin i&ccedil;in olan şeyi bana bildir deyince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ya M&ucirc;s&acirc;, sevdiklerimi sevdin mi ve d&uuml;şmanlarıma d&uuml;şmanlık ettin mi buyurdu. M&ucirc;s&acirc; aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in olan en kıymetli şeyin, Hubb-i fillah ve Buğd-ı fillah olduğunu anladı).</strong> <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=008&amp;bookPage=209"><strong>(F&acirc;ideli Bilgiler s. 209)</strong></a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3849]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 12:46:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Doğruyu bulmanın çaresi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Bug&uuml;n bir&ccedil;ok fırka, grup var. Hepsi doğru olan biziz, &ouml;tekiler yanlış yolda diyor. Hangisi doğru yoldadır? Bunu nasıl biliriz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
[Tirmizi&rsquo;nin bildirdiği] <b>(&Uuml;mmetim 73 fırkaya ayrılır, 72&rsquo;si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir)</b> hadis-i şerif, 72 fırkanın Cehennemde azap g&ouml;receğini fakat, Cehennemde sonsuz kalacağını bildirmiyor. Sonsuz kalmak, imansızlar yani k&acirc;firler i&ccedil;indir. 72 fırka, Cehennemde itikadlarının bozukluğu kadar yanar. Yalnız Ehl-i s&uuml;nnet Cehennemden kurtulur. Bunlardan k&ouml;t&uuml; iş yapanların g&uuml;nahları tevbe veya şefaat ile affolunmadı ise, bunlar da g&uuml;nahları kadar Cehennemde kalırlar. <b>(3/38)</b><br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnet itikadına uymayan bozuk, sapık inan&ccedil;lara bid&rsquo;at ve dalalet yolları denir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiğine uymayan, her mana yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her sapık, Kur&rsquo;ana ve hadise uyduğunu iddia eder. Kısa g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile, bunlardan yanlış manalar &ccedil;ıkarır, doğru yoldan kayar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Kur&rsquo;an-ı kerimde verilen misaller, &ccedil;ok kimseyi saptırır, &ccedil;ok kimseyi de doğru yola iletir) </b>buyurdu. (Bekara 26)<br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin anladıkları manalar doğrudur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu manaları, Eshab-ı kiramdan ve T&acirc;biinden almışlardır. Kurtuluş yolunu, yanlış yollardan ayıran onlardır. Onların hidayet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. İslamiyet&rsquo;i bozulmaktan koruyan onların &ccedil;alışmasıdır. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapıtır, herkesi de sapıtmaya &ccedil;alışır. <b>(m. 286)</b><br />
<br />
Bir hadis-i şerifte, <b>(Rabbim bana vahyetti ki: &ldquo;Ya Muhammed, eshabın g&ouml;kteki yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından daha parlaktır. Onlardan birine uyan hidayet &uuml;zeredir&rdquo;) </b>buyuruldu. (Deylemi)<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen, <b>(Her fırka, doğru yolda olduğunu zannederek sevinir)</b> buyuruldu. (Rum 32) <b>[m.80]</b><br />
<br />
Peygamber efendimiz ise, <b>(Kurtuluş fırkası, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır)</b> buyurdu. Resulullah efendimiz, kendini s&ouml;yledikten sonra, Eshab-ı kiramı da, s&ouml;ylemesine l&uuml;zum olmadığı halde, bunları da s&ouml;ylemesi, <b>(Eshabım benim yolumdadır, benim yolum, Eshabımın yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur)</b> demektir. Ancak Eshab-ı kiramın yolunda giden Ehl-i s&uuml;nnettir.<br />
<br />
Nisa suresinin 79. &acirc;yetinde, <b>(Resule itaat, Allah&rsquo;a itaattir)</b> buyuruldu. Allah&rsquo;a itaatin, Resul&uuml;ne itaatten başka olduğunu sananlar i&ccedil;in buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;ın yolu ile, peygamberlerin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler k&acirc;firdir.)</b> [Nisa 150,151]<br />
<br />
Resulullah efendimiz, <b>(Eshabımın yolundan gidin)</b> buyurduğu halde, Eshabın yolunda gitmeyip de, Peygambere uyduğunu s&ouml;yleyen, Ona uymuş olmaz. B&ouml;yle yol tutan kurtulamaz. M&uuml;cadele suresinin, <b>(Doğru bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Biliniz ki, onlar yalancıdır)</b> mealindeki 18. &acirc;yeti bu gibilerin halini g&ouml;steriyor. <b>(m. 80)</b><br />
<br />
İhtilafları &ccedil;&ouml;zmek i&ccedil;in de s&uuml;nnete ihtiya&ccedil; vardır. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Anlaşamadığınız bir işin h&uuml;km&uuml;n&uuml; Allah&rsquo;tan</b> [Kur&rsquo;andan] <b>ve Resul&uuml;nden</b> [hadisten] <b>anlayın.)</b> [Nisa 59] Buradaki <b>anlayın </b>emri, &acirc;limler i&ccedil;indir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde, <b>(Bilmiyorsanız &acirc;limlere sorun) </b>buyuruluyor. (Nahl 43)<br />
<br />
Kur&rsquo;ana, S&uuml;nnete ve eshaba uyabilmek i&ccedil;in d&ouml;rt mezhepten birine uymak gerekir.<b> (Mizan-&uuml;l-k&uuml;bra)</b><br />
<br />
Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyurdu ki:<br />
Bug&uuml;n her M&uuml;sl&uuml;manın 4 mezhepten birinde bulunması vaciptir. 4 mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i s&uuml;nnetten ayrılır. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar haşiyesi)</b><br />
<br />
<b>Kimlerle bulunduğumuz &ouml;nemli</b><br />
Bir&ccedil;ok k&uuml;lt&uuml;r dalında bilgisi olan aydın kimseye entellekt&uuml;el denir. Bir yabancı yazar ise, entellekt&uuml;eli, ihtisas alanına girmeyen her konuda konuşan ve s&ouml;zlerinde hi&ccedil; mesuliyet hissi duymayan sorumsuz kişi olarak tarif ediyor. B&ouml;yle kimselere, entellekt&uuml;el bozuntusu veya ukala da diyorlar. Kimi de yarım aydın, &ccedil;eyrek aydın diyor. Herkes, bildiği işte, ihtisas alanına giren konuda fikir y&uuml;r&uuml;t&uuml;r. Bu normaldir. Ama dini konu olunca, bilsin bilmesin herkes, ulu orta konuşur, m&uuml;ctehid kesilir. Dini, bir şahsın fikri gibi tenkide t&acirc;bi tutuyorlar. Mesela ş&ouml;yle diyorlar:<br />
<b>(Tek kaynak Kur&rsquo;andır, herkes Kur&rsquo;andan anladığı ile amel etmeli)<br />
(Namaz T&uuml;rk&ccedil;e kılınmalı)<br />
(Tesett&uuml;r teferruattır, ilim &ouml;ğrenmek i&ccedil;in, sa&ccedil;ları a&ccedil;malı)<br />
(Ehli kitapla iman birliğimiz var, onlara yaklaşmalıyız)<br />
(Horozdan, balıktan kurban olur)</b><br />
<br />
Herkes ancak ihtisas alanında konuşmalı, her işe burnunu sokmamalı. Maalesef bu fikirleri s&ouml;yleyenler arasında ilahiyat&ccedil;ı olanlar da vardır. Onlar da, (Biz Kur&rsquo;ana g&ouml;re konuşuyoruz) diyorlar. Her grup, (Bizim yolumuz doğru) diyor. Kur&rsquo;an-ı kerimde de, <b>(Her fırka, her grup doğru yolda olduğunu sanarak, sevinmektedir)</b> buyuruluyor. Hadis-i şerifte de, bu &uuml;mmetin 73 fırkaya ayrılacağı, sadece i&ccedil;lerinden bir fırkanın doğru olduğu bildiriliyor. Bunların arasında kurtuluş fırkasının alameti de bildirilmiş, <b>(Bu fırkada olanlar, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır)</b> buyurulmuştur. Peygamber efendimizin, kendini s&ouml;yledikten sonra, Eshabını da s&ouml;ylemesi gerekmezken, bunları s&ouml;ylemesi; <b>(Benim yolum, Eshabımın yoludur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur)</b> demektir.<br />
<br />
Akla uyarsak doğruyu bulmak &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur. Her fırkadaki insan, &ldquo;Bu fırka doğru yolda&rdquo; diyor. Bu işte selim olmayan akıl &ouml;l&ccedil;&uuml; olmaz. &Ouml;l&ccedil;&uuml; olsaydı, 72 sapık fırka meydana &ccedil;ıkmazdı. Her fırkaya girenler de, aklına g&ouml;re bu fırkaları tercih etmiştir. Akla uyulursa, insan sayısı kadar fırka meydana &ccedil;ıkar.<br />
<br />
Soracak &acirc;lim yoksa veya bir kimsenin ger&ccedil;ek &acirc;lim olup olmadığını bilmiyorsak ne yapacağız? Dinimiz, bunun da yolunu bildirmiştir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine s&ouml;z vermiştir. Rabbimiz s&ouml;z&uuml;nden d&ouml;nmez. Bunun i&ccedil;in dua etmelidir. Cenab-ı Hak ona doğru yolu g&ouml;sterir. Dua ederken, duanın şartlarını da g&ouml;zetmeli. Şartlarına uygun dua edilince, dua kabul olur. Dua kabul olunca da, doğru olan, hak olan bulunmuş olur.<br />
<br />
B&uuml;t&uuml;n kerametler bize verilse, fakat itikadımız d&uuml;zg&uuml;n değilse, halimiz haraptır. Eğer b&uuml;t&uuml;n dertler bize verilse, itikadımız doğru ise, &uuml;z&uuml;lmek gerekmez. Doğru itikad, ehl-i s&uuml;nnet itikadıdır. Felaketten kurtulmanın tek &ccedil;aresi, kurtulanlarla beraber olmaktır. Kıtmir, k&ouml;pek iken, Eshab-ı kehf ile beraber olduğu i&ccedil;in Cennete girdi. O halde kim olduğumuz değil, kimlerle bulunduğumuz &ouml;nemlidir.<br />
<br />
<b>Şaşmaz &ouml;l&ccedil;&uuml;<br />
Sual: </b>Piyasada bir&ccedil;ok kitap, bir&ccedil;ok grup var. Bunlar i&ccedil;in ne diyebiliriz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bizim iyi veya k&ouml;t&uuml; dememizin bir kıymeti yok. Yani bir insan biz iyi deyince iyi olmaz, biz k&ouml;t&uuml; deyince k&ouml;t&uuml; olmaz. Şahıs ismi kitap ismi &ouml;nemli değil. Binlerce &acirc;lim ve kitap var. Elimizde &ouml;l&ccedil;&uuml; olursa rahat ederiz, kendimiz anlarız. &Ouml;l&ccedil;&uuml;y&uuml; <b>imam-ı Rabbani</b> hazretleri veriyor:<br />
<br />
(Bir h&uuml;km&uuml;n doğru veya yanlış olduğu Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her sapık, Kur&#39;an ve s&uuml;nnete uyduğunu sanır, sapıklığının doğru olduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile, bu kaynaklardan yanlış manalar &ccedil;ıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayan yanlıştır.) [<b>1/ 286</b>]<br />
<br />
Demek ki doğru olmanın &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarına uymasıdır.<br />
<br />
Yine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri buyuruyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine s&ouml;z verdi. Allah s&ouml;z&uuml;nden d&ouml;nmez. Bunun i&ccedil;in, <b>Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak &ouml;ğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru </b>diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu g&ouml;sterir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venmeli, Ona sığınmalıdır. Kuran-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah asla verdiği s&ouml;zden d&ouml;nmez.)</b> [Z&uuml;mer 20]<br />
<br />
Şu anda &ccedil;eşitli gruplardaki insanların da, b&ouml;yle dua etmekten &ccedil;ekinmemeleri gerekir. H&acirc;ş&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yanlış bir iş yapmaz. Belki yanlış yolda olabilirim diye d&uuml;ş&uuml;nerek, <b>Ya Rabbi hangi grup doğru yolda ise, senin rızan hangi grupta ise, bana onu nasip eyle</b> diye dua etmelidir. Eğer grubu doğru ise, duanın bir zararı olmaz. Grubu yanlış ise doğruya kavuşmuş, kurtulmuş olur. Dua etmekten &ccedil;ekinmemeli, <b>Ya Rabbi, doğru olan hangi grup ise bize onu nasip eyle</b> demelidir.<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;a dua edince insan k&uuml;fre mi girer?<br />
Sual:</b> Fanatik gruplardan bir arkadaşa, yukarıdaki yazıyı okudum, İslam &acirc;limlerinin <b>(Ya Rabbi hangi grup doğru yolda ise, senin rızan hangi grupta ise, bana onu nasip eyle)</b> diye tavsiye ettiği duayı yapmasını s&ouml;yledim. <b>(İnsanlar, dinde &ccedil;eşitli gruplara b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ler. Her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinmektedir)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerimeyi g&ouml;sterdim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, samimi dua edene doğru yolu muhakkak g&ouml;stereceğini, buna kendisinin s&ouml;z verdiğini s&ouml;yledim.<br />
Fakat arkadaş, (Ben b&ouml;yle dua edemem, edersem, kendi inancımı, kendi yolumu, kendi rehberimi ink&acirc;r etmiş olur, k&uuml;fre girerim) dedi. Allah&rsquo;a dua edince insan k&uuml;fre mi girer?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bildirdiğiniz &acirc;yet-i kerimede, M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;eşitli gruplara ayrılacağı, her grubun kendisini doğru sanacağı bildiriliyor. Peygamber efendimiz de, &uuml;mmetinin 73 fırkaya ayrılacağını bildiriyor. Her grup ben doğru yoldayım diyerek, dua etmekten &ccedil;ekinirse, biri hari&ccedil; hepsi dalalete d&uuml;şm&uuml;ş olur. Dua etmekten ni&ccedil;in korkulur ki? H&acirc;ş&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yanlış iş yapmaz. M&uuml;sl&uuml;manlık mı hak, yoksa k&acirc;firlik mi hak diye bir istihare yapılmaz. Ama grubunun doğru olup olmadığı i&ccedil;in istihare yapılır ve dua edilir. B&ouml;yle bir dua etmemek ahmaklık, cahillik olur.</p>

<p><strong>Ameldeki d&ouml;rt mezhebin durumu<br />
Sual: Amelde, ibadetleri yerine getirmekte d&ouml;rt hak mezhebin, ictihadlarının farklı olmasının mesela Şafiide cemaatin Fatiha okumasının, Hanefide okumamasının sebebi, hikmeti nedir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, amelde hak olan d&ouml;rt mezhebin halini, ş&ouml;yle bir misal ile anlatmışlardır:<br />
&ldquo;Amelde hak olan d&ouml;rt mezhebin hali, bir şehir ahalisinin haline benzer ki, &ouml;nlerine &ccedil;ıkan bir işin nasıl yapılacağı kanunda bulunmazsa, o şehrin eşrafı, ileri gelenleri toplanıp, o işi kanunun uygun bir maddesine benzeterek yaparlar. Bazen uyuşamayıp, bazısı devletin maksadı, beldeleri tamir ve insanların rahatlığıdır der. O işi, rey ve fikirleri ile, kanunun bir maddesine benzetir. Bunlar, Hanefi mezhebine benzer. Bazıları da, devlet merkezinden gelen memurların hareketlerine bakarak, o işi, onların hareketine uydurur ve devletin maksadı, b&ouml;yle yapmaktır derler. Bunlar da, Maliki mezhebine benzer. Bazıları ise kanunun ifadesine, yazının gidişine bakarak, o işi yapma yolunu bulur. Bunlar da, Şafii mezhebi gibidir. Bir kısmı ise, kanunun başka maddelerini de toplayıp, birbiri ile karşılaştırarak, bu işi doğru yapabilmek yolunu arar. Bunlar da, Hanbeli mezhebine benzer. İşte şehrin ileri gelenlerinden her biri, bir yol bulur ve hepsi, yolunun doğru ve kanuna uygun olduğunu s&ouml;yler. Kanunun istediği ise, bu d&ouml;rt yoldan biridir. Fakat, kanundan ayrılmaları, kanunu tanımadıkları i&ccedil;in, devlete karşı gelmek i&ccedil;in olmayıp, hepsi kanuna uymak, devletin emrini yerine getirmek i&ccedil;in &ccedil;alıştıklarından, hi&ccedil;biri su&ccedil;lu g&ouml;r&uuml;lmez. Belki, b&ouml;yle uğraştıkları i&ccedil;in, beğenilir. Fakat, doğrusunu bulan daha &ccedil;ok beğenilip, m&uuml;kafat alır. D&ouml;rt mezhebin hali de b&ouml;yledir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın istediği yol, elbette birdir. D&ouml;rt mezhebin ayrıldığı bir işte, birinin doğru olması lazımdır. Fakat, her mezhep imamı, doğru yolu bulmak i&ccedil;in uğraştığından, yanılanlar da affolur. Hatta sevap kazanır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Peygamber efendimiz;<br />
<strong>(&Uuml;mmetime, yanıldığı ve unuttuğu i&ccedil;in ceza yoktur)</strong>&nbsp;buyurdu. Bu ayrılıkları bazı işlerde olup, ibadetlerin &ccedil;oğunda, yani Kur&#39;&acirc;n-ı kerimin ve had&icirc;s-i şeriflerin a&ccedil;ık olarak bildirdikleri ahkamda, h&uuml;k&uuml;mlerde ve inanılacak şeylerde, iman konusunda aralarında tam birlik bulunduğundan, birbirini k&ouml;t&uuml;lemezler.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Dinimizi, doğru kitaplardan &ouml;ğrenmeli</strong></p>

<p>D&uuml;nyanın neresinde olursa olsun, her insana &ouml;nce l&acirc;zım olan şey, d&icirc;nini, &icirc;m&acirc;nını &ouml;ğrenmektir. Din, eskiden İsl&acirc;m &acirc;limlerinden kolayca &ouml;ğrenilirdi. Şimdi, &acirc;hir zam&acirc;n olduğu i&ccedil;in, hak&icirc;k&icirc; din &acirc;limi bulmak &ccedil;ok zorlaştı. Kendini &acirc;lim zanneden c&acirc;hiller, din adamı olarak her tarafa yayıldı. Şimdi d&icirc;ni, &icirc;m&acirc;nı doğru olarak &ouml;ğrenmek i&ccedil;in tek &ccedil;&acirc;re, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kit&acirc;plarını okumaktır. Hadis-i şerifte;</p>

<p>(İlim &ouml;ğreniniz! İlim &ouml;ğrenmek ib&acirc;dettir. İlim &ouml;ğretene ve &ouml;ğrenene cih&acirc;d sev&acirc;bı vardır. İlim &ouml;ğretmek, sadaka vermek gibidir. &Acirc;limden ilim &ouml;ğrenmek, tehecc&uuml;d nam&acirc;zı kılmak gibidir) buyuruldu.</p>

<p>DİN &Acirc;LİMİ OLMAK İ&Ccedil;İN!..</p>

<p>Din &acirc;limi olmak yani dinde s&ouml;z s&acirc;hibi olmak i&ccedil;in, ictih&acirc;d derecesine y&uuml;kselmek l&acirc;zımdır. Zamanımızda b&ouml;yle bir &acirc;lim yok gibidir. Şimdi, &acirc;lim olmayanlar, &ccedil;eşitli maksatlarla, din kitapları yazıyor, &acirc;yet-i ker&icirc;me ve had&icirc;s-i şer&icirc;flere, &ccedil;ala kalem, m&acirc;n&acirc;lar verip, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; b&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yor, Peygamber b&ouml;yle emrediyor diyerek, İsl&acirc;miyyeti oyun h&acirc;line sokuyorlar. B&ouml;yle din kit&acirc;plarını almamalı, okumamalıdır. Din &acirc;limlerinin s&ouml;zlerini değiştirmeden yazan kit&acirc;p bulup okumak l&acirc;zımdır. B&ouml;yle din kit&acirc;bı da, yok değil ama yok gibi olmuştur. Din b&uuml;y&uuml;klerinin ismini koyarak, onlardan terc&uuml;me diyerek satılan kitapların &ccedil;oğunda, il&acirc;veler, değiştirmeler vey&acirc; &ccedil;ıkarmalar yapılmakta ve bu kit&acirc;plar da, zararlı şekle sokulmaktadır.</p>

<p>Bir odanın her tarafı raf olsa, raflarda da binlerce kitap bulunsa, bir kimse de, bu kitapların hepsini okusa, eğer bu doğru bu yanlış diyemiyorsa, bu kimse &acirc;lim değildir. İlim &ouml;ğrenmekten maksat, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu yani hakkı b&acirc;tıldan ayırmaktır. Bunu ancak ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri ve bu &acirc;limlerin kit&acirc;plarını okuyanlar yapabilir. Her ilim ve amel sahibi, hakkı b&acirc;tıldan ayıramaz. Bir kimse, kendi başına, &ccedil;eşitli kit&acirc;pları okuyarak, bir rehbere, yol g&ouml;sterene t&acirc;bi olmadan, doğruyu, yanlıştan ayıramaz.</p>

<p>Bir kit&acirc;ba g&uuml;venebilmek i&ccedil;in, yalnız ismine değil, kit&acirc;bı yazanın ismine de bakmalıdır. Vaktiyle evliy&acirc;yı kir&acirc;mdan bir z&acirc;t, derg&acirc;hında, talebelerine, sevenlerine sohbet ederken, i&ccedil;eriye bir talebesi girmiş. Talebe i&ccedil;eri girer girmez, i&ccedil;erinin havası değişmiş, değişik bir koku yayılmaya başlamış. O z&acirc;t, i&ccedil;eri yeni giren talebeyi &ccedil;ağırmış ve;</p>

<p>-Evl&acirc;dım, senin &uuml;zerinde ne var, senden leş gibi bir koku geliyor deyince, talebe;</p>

<p>-Efendim, sabah gus&uuml;l abdesti aldım, &ccedil;amaşırlarımı değiştirdim, buraya da abdestli geldim cevabını vermiş. Fakat o z&acirc;t;</p>

<p>-Evl&acirc;dım, senden gelen koku, kir kokusu değil, bu koku başka bir koku. Sen ceplerini bir boşalt, cebinde ne varsa şuraya koy buyurmuş.</p>

<p>Talebe, ceplerini boşaltırken bir tane de kit&acirc;p &ccedil;ıkarmış. Hocası hemen kit&acirc;bı alıp bakmış ve;</p>

<p>-Evl&acirc;dım, o pis koku işte bu kitaptan gelmektedir deyince talebe;</p>

<p>-Efendim, ben buraya gelirken bir arkadaşım benim dindar olduğumu bildiği i&ccedil;in bana bir din kit&acirc;bı verdi, ben de aldım cebime koydum cevabını vermiş. Bunun &uuml;zerine o z&acirc;t;</p>

<p>-Evl&acirc;dım, ş&ouml;yle yanıma gel ve kitaptaki şu isme bir bak. Kit&acirc;bı yazan bu şahıs, bid&acirc;t ehli bir kimsedir. Bunun kokusu, b&uuml;t&uuml;n kit&acirc;bı değil, hepimizi perişan etmektedir. Evet, kit&acirc;bın i&ccedil;indeki yazılar doğru olabilir, ama ondan gelen koku, bizi &ouml;ld&uuml;rmek, itik&acirc;dımızı bozmak i&ccedil;in yeter. &Ccedil;abuk bunu dışarıya bırak, b&ouml;yle bozuk kitapları okuyanlar zehirlenir buyurmuş.</p>

<p>KALP TEMİZLENMEZSE!..</p>

<p>Netice olarak, midemizi doyurmak i&ccedil;in gıd&acirc;nın temizini aradığımız gibi, kalbimizi doyurmak i&ccedil;in de, dinimizi &ouml;ğreten kitapların iyisini, doğrusunu aramalıyız. Pis borudan şif&acirc; gelmeyeceğini Din B&uuml;y&uuml;kleri buyurmuştur. Dolayısıyla kitap okumaktan esas maks&acirc;t, kalbi temizlemektir. Buna il&acirc;veten, kendimize l&acirc;zım olan şeyleri de &ouml;ğrenmektir. Kalb temizlenmezse, &ouml;ğrenilecek ilim, bilgi, insana zarar verir. Bu sebepten dolayıdır ki, her kitap okunmaz. Okunacak din kit&acirc;bı, nakli esas almalıdır. Ayrıca kitapta, doğru bilgilerin olmasının yanı sıra, bu kit&acirc;bı hazırlayanın da, itik&acirc;dının d&uuml;zg&uuml;n ve kendisinin de s&acirc;lih kimse olması l&acirc;zımdır...</p>

<p><strong>Sual: Din diye, sadece Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;nderilenlere mi denir, insanların uydurduklarına da din denir mi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;<strong>Din</strong>, insanları saadet-i ebediyyeye g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;sterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu eğri yollara din denmez, dinsizlik ve k&acirc;firlik denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, her bin senede, bir Peygamber vasıtası ile, insanlara bir din g&ouml;ndermiştir. Bu Peygamberlere&nbsp;<strong>Res&uuml;l</strong>&nbsp;denir. Her asırda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Res&uuml;llere tabi olan bu Peygamberlere de,&nbsp;<strong>Nebi</strong>&nbsp;denir.</p>

<p><strong>İtikadı bozuk olan, cehenneme gider<br />
Sual: İtikadında, iman ve inanışında bozukluk olanlar, cehennemde sonsuz olarak mı kalırlar?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;M&uuml;sl&uuml;manların 73 fırkaya ayrılacakları Peygamber Efendimiz tarafından haber verilmiştir. Nitekim had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Ben&icirc; İsrail yetmişiki millete ayrıldı. Benim &uuml;mmetim de yetmiş&uuml;&ccedil; millete ayrılacaktır. Bunlardan yetmişikisi cehenneme gidecek, yalnız biri kurtulacaktır. Bunlar, benim ve Esh&acirc;bımın yolunda olanlardır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>İsrail oğulları, Yahudiler, dinde yetmişiki fırkaya ayrıldı, M&uuml;sl&uuml;manlar da, dinde yetmiş&uuml;&ccedil; fırkaya yani &ccedil;ok fırkalara ayrılacaktır. Bunların hi&ccedil;biri k&acirc;fir değil ise de, cehennemde uzun zaman kalacaklardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;&nbsp;<strong>&ldquo;Yalnız benim ve Esh&acirc;bımın itikadında olan ve bizim gibi ibadet eden fırka Cehenneme girmeyecektir&rdquo;</strong>&nbsp;buyurulmuştur.</p>

<p>İtikat bilgilerinde ictihad ederken, Res&ucirc;lullah Efendimizin ve Esh&acirc;b-ı kiramın itikatlarından ayrılan din &acirc;limleri, dinde zaruri ve s&ouml;z birliği ile bilinen itikattan ayrılırlarsa, k&acirc;fir olurlar. Bunlara&nbsp;<strong>M&uuml;lhid</strong>&nbsp;denir. Bunların m&uuml;şrik oldukları, Bahrde ve Hindiyyede yazılıdır. Zaruri ve s&ouml;z birliği ile bildirilmemiş olan itikattan ayrılırlarsa, k&acirc;fir olmazlar, itikatta bidat sahibi olurlar. Bunlara&nbsp;<strong>Ehl-i kıble</strong>&nbsp;de denir.</p>

<p>Amel ve ibadet bilgilerinde ictihad ederken de, zaruri ve s&ouml;z birliği ile bilinen ibadetlere inanmayan k&acirc;fir olur. Fakat, zaruri ve s&ouml;z birliği ile bildirilmemiş olan ibadetlerden ayrılan &acirc;limler, eğer m&uuml;ctehid iseler, sevap kazanırlar. M&uuml;ctehid değilseler, amelde bidat sahibi, mezhepsiz olurlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;ctehid olmayanın ictihad etmesi caiz değildir. Bunun, bir m&uuml;ctehidin mezhebini taklit etmesi lazımdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(L&acirc; il&acirc;he illallah diyen kimseye, g&uuml;nah işlediği i&ccedil;in k&acirc;fir demeyiniz! Buna k&acirc;fir diyenin kendisi k&acirc;fir olur)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>İtikadı bozuk olmadığı i&ccedil;in, cehenneme girmeyecek olan kimse, yaptığı g&uuml;nahlar sebebi ile cehenneme girebilir. Eğer salih yani g&uuml;nahına tevbe etmiş yahut af veya şefaate kavuşursa, cehenneme hi&ccedil; girmez. Zaruri olarak yani cahillerin de bildiği ve s&ouml;z birliği ile bildirilmiş olan bir inanışı veya bir işi ink&acirc;r eden, k&acirc;fir ve m&uuml;rted olacağı i&ccedil;in, l&acirc; il&acirc;he illallah dese ve her ibadeti yapsa, her g&uuml;nahtan da sakınsa bile, buna l&acirc; il&acirc;he illallah ehli ve ehl-i kıble denmez.</p>

<p><strong>İnsanlığa hizmet i&ccedil;in &ccedil;alışmak<br />
Sual: Zamanımızda, insanlara ve insanlığa faydalı olmak i&ccedil;in &ccedil;eşitli hizmet yolları vardır. Bu hizmet yolları i&ccedil;inde, insanlara faydalı olan hizmetin en &ouml;nemlisi nedir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Herkes, insanlığa hizmet etmenin en şerefli vazife olduğunu ve bunun i&ccedil;in &ccedil;alıştığını s&ouml;yler. Kendi keyfi, zevki ve para kazanmak i&ccedil;in olan &ccedil;alışmalarını, didinmelerini, bu hizmet maskesi ile &ouml;rtenler pek &ccedil;oktur. İnsanlara hizmet, onları d&uuml;nyada ve ahirette rahata, huzura kavuşturmak demektir. Bunun da tek yolu, tek başarıcısı, insanları yaratan, yetiştiren, merhameti ve ihsanı sonsuz bol olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği, saadet yolu yani İsl&acirc;miyettir. O h&acirc;lde, insanlığa hizmet, İsl&acirc;ma hizmet ile olur. İsl&acirc;ma hizmet, insanlığa hizmettir. İnsanlığa d&uuml;şman olanlar, İsl&acirc;miyeti yok etmeye &ccedil;alışmıştır. Saldırmalarının en tesirlisi, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmak, i&ccedil;eriden yıkmak olmuştur. Onları b&ouml;lm&uuml;şler, birbirine d&uuml;şman etmişler, dinsizlerin pen&ccedil;esine d&uuml;şmelerine sebep olmuşlardır. İsl&acirc;miyete h&uuml;cum edenlerin başında, İngilizler ve casusları gelmektedir. Res&ucirc;lullah efendimiz, M&uuml;sl&uuml;manların başına gelecek bu felaketleri haber vermiş ve;<br />
<strong>(&Uuml;mmetim yetmiş &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılacak. Bunlardan yalnız, benim ve Esh&acirc;bımın izinde giden bir fırkası, Cehennemden kurtulacak)&nbsp;</strong>buyurmuştur. Bug&uuml;n, Cehenneme gidecek olan yetmiş iki fırkadan &ccedil;oğu kalmadı. Şimdi, yery&uuml;z&uuml;ndeki y&uuml;z milyonlarca M&uuml;sl&uuml;man, yalnız S&uuml;nni ile Şii ve Vehhabi denilen &uuml;&ccedil; fırkadır. Bug&uuml;n, M&uuml;sl&uuml;manların bu &uuml;&ccedil; fırkası birbirleri ile uyuşmazsa, el ele vermezse, birbirlerini k&ouml;t&uuml;lerlerse, İsl&acirc;mın d&uuml;şmanları yalanlarla, iftiralarla, İsl&acirc;mı bozacak, M&uuml;sl&uuml;manları par&ccedil;alayacak, gen&ccedil;leri aldatacak, dinden &ccedil;ıkaracaklardır. İnsanları bu facialardan kurtarmak, ancak İsl&acirc;ma hizmet ile, İsl&acirc;mı kurtarmakla olur. Bug&uuml;n Avrupa&rsquo;da, Amerika&rsquo;da insan haklarına malik olan h&uuml;r milletlerde bulunan bir kimse, bilerek veya bilmeyerek, İsl&acirc;miyete uyduğu kadar, rahata, huzura kavuşmaktadır. Bu hakikatlere inanmak ve uyanmak i&ccedil;in, zalimlerin pen&ccedil;esine d&uuml;şm&uuml;ş M&uuml;sl&uuml;manların ibretlik h&acirc;line bakmak yeterli olmaktadır.</p>

<p><strong>Ehl-i s&uuml;nnetin itikatta imamı<br />
Sual: Rusya&rsquo;da bulunan İtikat imamlarından Muhammed Maturidi hazretlerinin kabrini, İhlas Holding Yahudilerden satın alarak mı yaptırdı?<br />
Cevap:&nbsp;</strong>İmam-ı a&#39;zam Ebu Hanife hazretleri fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metotlar koyduğu gibi, Resulullah efendimizin ve Esh&acirc;b-ı kiramın bildirdiği itikat, iman bilgilerini de topladı ve y&uuml;zlerce talebesine bildirdi. Talebesinden, ilm-i kel&acirc;m yani iman bilgileri m&uuml;tehassısları yetişti. Bunlardan imam-ı Muhammed Şeyb&acirc;ni hazretlerinin yetiştirdiklerinden, Eb&ucirc; Bekr-i C&uuml;rc&acirc;n&icirc; meşhur oldu. Bunun talebesinden de, Eb&ucirc; Nasr-ı İy&acirc;d, kel&acirc;m ilminde, Eb&ucirc; Mens&ucirc;r-i M&acirc;t&uuml;r&icirc;d&icirc;yi yetişdirdi. Eb&ucirc; Mens&ucirc;r hazretleri, İmam-ı a&#39;zamdan gelen kelam bilgilerini kitaplara yazdı. Yoldan sapmış olanlarla &ccedil;arpışarak, Ehl-i s&uuml;nnet itikadını kuvvetlendirdi. Her tarafa yaydı. Miladi 944 senesinde, Semerkant&rsquo;ta vefat etti. Kabrini, bir Yahudi Ruslardan satın alarak, eğlence yeri yapmıştı. İhl&acirc;s Holding şirketi, bu &ccedil;irkin h&acirc;li g&ouml;r&uuml;nce, miladi 1996 senesinde, burasını Yahudi&#39;den 30.000 dolara satın alarak kıymetli h&acirc;le getirmiştir. Bu b&uuml;y&uuml;k &acirc;lim ile Eb&uuml;l-Hasen-i Eş&#39;ar&icirc; hazretlerine, Ehl-i s&uuml;nnetin itikatta mezhep imamları denir.</p>

<p><strong>Sual: İnananlar ve ink&acirc;r edenler arasındaki m&uuml;cadele asırlardır devam etmektedir. Peki b&ouml;yle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. M&uuml;sl&uuml;manlar ile dinsizler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cen&acirc;b-ı Hak, b&ouml;yle olmasını ezelde irade buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan &ouml;ğrendiler. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m da, Resulullah efendimizden aldılar. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m, İslamiyet&rsquo;i bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki y&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin &ccedil;ok tesiri oldu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a&nbsp;<strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong>&nbsp;ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in&nbsp;<strong>Estağfirullah</strong>&nbsp;okumalıdır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri a&ccedil;ık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip i&ccedil;enlerin İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manlar, iman bilgilerinde ve diğer din&icirc; konularda ş&uuml;pheye d&uuml;şerse nasıl hareket etmelidir ve b&ouml;yle bir duruma d&uuml;şmemek i&ccedil;in ne yapmalıdırlar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım&quot; demelidir. Hemen, ş&uuml;phesini giderecek bir din &acirc;limi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına g&uuml;venilir, zeki, &acirc;rif, haramlardan ka&ccedil;ınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, ş&uuml;phesini giderince, artık &ouml;ylece iman eder. B&ouml;yle bir z&acirc;tı aramak farzdır. Tesad&uuml;fe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa veya bulup da, ş&uuml;peden kurtulamazsa, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dilediği gibi inandım&quot; demeli ve ş&uuml;phesinin giderilmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua etmeli, yalvarmalıdır. İşte, bunun i&ccedil;in, her şehirde, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir z&acirc;tın bulundurulması farz-ı kif&acirc;yedir. Felsefecilerin iftir&acirc;larını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı ge&ccedil;inenlerin itirazlarını, fenn&icirc;&nbsp;metotlara dayanarak &ccedil;&ouml;zebilen, k&acirc;firlerin yanlış s&ouml;zlerini, dinlerindeki bozuk yerleri isbat ederek, reddedebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini s&ouml;nd&uuml;rebilen, d&uuml;nya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslam bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din &acirc;limi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslam devletleri b&ouml;yle &acirc;lim yetişdiriyordu. B&ouml;yle bir din &acirc;limi bulunmazsa, İslamiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gen&ccedil;lerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslamiyetin yerleşmesi i&ccedil;in, her şeyden &ouml;nce, hakiki din &acirc;limi yetiştirmek lazımdır. Din &acirc;limi bulunmazsa, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, konferanslar, dersler vererek milletin dinini, imanını &ccedil;alarlar.</p>

<p><br />
<br />
<strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Kitap dağıtmanın kıymeti</strong></p>

<p><strong>Sual:</strong> Dışarıda verdiğimiz veya sattığımız kitaplardan, parası olmadığı i&ccedil;in veya başka sebeple almak istemeyenler olabiliyor. Alsa da herkes okumayabilir. İnternetten okumak insanlara daha kolay geliyor. Dinimizislam sitesinin adresini yazılı olduğu kartvizit ve etiket bastırsak da, suali olanlar sorsun diye kitapların &uuml;st&uuml;ne bu etiketlerden yapıştırsak, kitap veremediklerimize de kartvizitlerden versek uygun olur mu?</p>

<p><strong>Cevap: </strong>Ehl-i s&uuml;nnet itikadından olan&nbsp;herkes bu kitapları alıp dağıtabilir, kitapları alanların okuyup okumaması, kendi tercihleridir. Maksat kitapların dağıtılmasıdır, şahsımız veya bir internet sitesi değildir. Bu internet sitelerinden maksat bu kitapları tanıtmak, bu kitaplara y&ouml;nlendirmektir. &Uuml;st&uuml;ne internet sitesinin etiketini yapıştırınca, sanki kitapların maksadı siteyi tanıtmakmış gibi ters bir mana &ccedil;ıkar. Suali olan, kitaplarda yazılı olan mail adresine sorabilir. Gerektiğinde, internet sitesi olarak sadece <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/"><strong>www.hakikatkitabevi.net</strong></a> adresi tavsiye edilebilir. Diğer b&uuml;t&uuml;n sitelerimizin maksadı, buraya havale etmek olmalıdır. Maksat ile vasıtayı, yani ama&ccedil; ile aracı karıştırmamalıdır. Esas hizmet ve H&uuml;seyin Hilmi efendinin (rahmetullahi aleyh) vasiyeti, bizzat kitap dağıtmaktır. Bu zat, vasiyetinde buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;k zatların kitaplarından hazırlanan bu kitaplarımızdan her g&uuml;n birka&ccedil; sayfa okursanız feyz alırsınız. Okuduk&ccedil;a kalbiniz nurlanır ve okuduğunuzu da anlamaya başlarsınız. Kitaplarımızın dağılmasına yardım eden kardeşlerimi &ccedil;ok seviyor ve onlara dua ediyorum. Yolunu şaşırmış bir kimseyi doğru yola &ccedil;evirmek, on k&acirc;firin imana gelmesinden daha sevabdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Merhum Enver abimiz de ş&ouml;yle anlatmışlardı:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;klerimizin kitapları raflarda beklesin diye yazılmadı. O kadar emek, o kadar zahmet, raflarda garip bir vaziyette beklesin diye sarf edilmedi. Bu kitaplar raflar i&ccedil;in değil insanlar i&ccedil;indir. Herkes okusun, d&uuml;nya ve &acirc;hiret saadetine kavuşsun diye yazılmıştır. O b&uuml;y&uuml;k zatlar yaşasalardı &uuml;z&uuml;l&uuml;rlerdi. Madem insanlar şu veya bu sebeple alamıyor, o zaman iş bize d&uuml;ş&uuml;yor, onlara hediye olarak biz vereceğiz. B&ouml;ylece &uuml;&ccedil; sevaba kavuşacağız. Birincisi <strong>hediye vermek</strong> sevabına kavuşuruz. İkincisi <strong>insanları sevindirmek</strong> sevabına kavuşuruz. Hediyeyi alan sevinir. Bu da duaya vesile olur, bize dua eder. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; <strong>emr-i maruf</strong> sevabıdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hususta<strong> Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Din-i İslam&rsquo;ın temeli, imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmediği zaman İslamiyet yıkılır, yok olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;manlara <strong>emr-i maruf</strong> yapmayı emrediyor, yani benim emirlerimi bildiriniz, &ouml;ğretiniz diyor. <strong>Nehy-i anil-m&uuml;nker</strong> emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretiniz. Emr-i marufu bırakısanız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında denize nazaran bir damla su gibidir.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbni &Acirc;bidin hazretleri de, (Fıkıh &acirc;liminin M&uuml;sl&uuml;manlara sağladığı fayda sevabı, cihad sevabından &ccedil;oktur) buyuruyor.&rdquo; (s. 35)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&ldquo;Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh &acirc;limleri &uuml;&ccedil;e ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri&hellip; Din bilgileri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitabından &ouml;ğrenilir. Bunlardan iman ve fıkıh bilgileri, her yerde vardır. Elhamd&uuml;lillah, Hakikat Kitabevi, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını bol bol bastırıp, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya g&ouml;ndermektedir. Bu kitaplar kalblere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak her yere yaymaktadır.&rdquo; (s. 588)</p>

<p><strong>Sual: &quot;İnsanlar ni&ccedil;in hakkı, doğruyu zor kabul ederler?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefislere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya &acirc;şıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Haklı olduğu h&acirc;lde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir)</strong> buyurmaktadır.</p>

<p>Res&ucirc;lullah Efendimiz bir g&uuml;n Mu&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki:</p>

<p><strong>(Y&acirc; Mu&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her M&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hesap g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!)</strong></p>

<p>Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi &quot;f&acirc;ni&quot; yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de &quot;diri&quot; ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kit&acirc;blarını, s&ouml;zlerini yaymak i&ccedil;in, ker&acirc;met s&acirc;hibi olmak, &acirc;lim olmak şart değildir. Her m&uuml;slim&acirc;nın bunu yapmak i&ccedil;in uğraşması l&acirc;zımdır. Fırsatı ka&ccedil;ırmamalıdır. Kıy&acirc;metde her m&uuml;slim&acirc;na, bunu soracaklar, isl&acirc;ma ni&ccedil;in hizmet etmedin diyeceklerdir. İlmih&acirc;l kit&acirc;blarını yaymak i&ccedil;in uğraşmıyanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmiyenlere, &ccedil;ok az&acirc;b yapılacakdır. &Ouml;zr, beh&acirc;ne, kab&ucirc;l edilmiyecekdir. Peygamberler &ldquo;aleyhim&uuml;ssel&acirc;m&rdquo;, insanların en &uuml;st&uuml;nleri, en kıymetlileri iken, hi&ccedil; r&acirc;hat oturmadı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nini, se&rsquo;&acirc;det-i ebediyye yolunu yaymak i&ccedil;in, gece g&uuml;nd&uuml;z uğraşdılar. Mu&rsquo;cize istiyenlere de, (Mu&rsquo;cizeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratır. Benim vaz&icirc;fem, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nini bildirmekdir) buyururlardı. Bu yolda &ccedil;alışırlarken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, bunlara yardım eder, mu&rsquo;cize yaratırdı. Bizim de, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin &ldquo;rahime-h&uuml;mullah&uuml; te&acirc;l&acirc;&rdquo; kit&acirc;blarını, s&ouml;zlerini yaymamız ve k&acirc;firlerin, d&uuml;şmanların, m&uuml;slim&acirc;nlara iftir&acirc; ve eziyyet edenlerin, k&ouml;t&uuml;, al&ccedil;ak, yalancı olduklarını, gen&ccedil;lere, dostlara bildirmemiz l&acirc;zımdır. [Bunları bildirmek, g&icirc;bet olmaz. Emr-i ma&rsquo;r&ucirc;f olur.] Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesleği ile &ccedil;alışmıyanlar, az&acirc;bdan kurtulamıyacaklardır. Bu yolda &ccedil;alışırken, sıkıntı, işkence &ccedil;ekmeği b&uuml;y&uuml;k se&rsquo;&acirc;det, b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil; bilmelidir.<br />
Peygamberler &ldquo;aleyhim&uuml;ssalev&acirc;t&rdquo;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrlerini bildirirken, c&acirc;hillerin, soysuzların h&uuml;c&ucirc;mlarına uğrardı. &Ccedil;ok sıkıntı &ccedil;ekerlerdi. O b&uuml;y&uuml;klerin en &uuml;st&uuml;n&uuml;, se&ccedil;ilmişi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgilisi olan Muhammed aleyhissel&acirc;m, (Benim &ccedil;ekdiğim eziyyet gibi, hi&ccedil;bir Peygamber eziyyet g&ouml;rmedi) buyurdu. (Mekt&ucirc;b&acirc;t)dan terceme tem&acirc;m oldu.</p>

<p><br />
[Her m&uuml;slim&acirc;nın, Ehl-i s&uuml;nnet i&rsquo;tik&acirc;dını &ouml;ğrenmesi ve s&ouml;z&uuml; ge&ccedil;enlere &ouml;ğretmesi l&acirc;zımdır. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin s&ouml;zlerini bildiren kit&acirc;bları ve gazeteleri bulup, almalı, bunları, gen&ccedil;lere tanıdıklara g&ouml;ndermeli. Okumaları i&ccedil;in &ccedil;alışmalıdır. İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarının i&ccedil; y&uuml;zlerini a&ccedil;ıklıyan kit&acirc;bları da yaymalıdır].</p>

<p>http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=54</p>

<p>&#128214; Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;nkitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</p>

<p><br />
&#127760; Dinimiz İslam<br />
https://dinimizislam.com</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=362]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 13:35:06 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Emr-i maruf nehy-i münker nedir]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri kimler, nasıl yapabilirler? Kimlere yapabilir? Ne zaman farz olur, ne zaman caiz olmaz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker, farz-ı kifayedir. Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. M&uuml;nker ise, dinimizin yasakladığı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olmadığı işlerdir.<br />
<br />
Emr-i maruf &ccedil;ok m&uuml;himdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yery&uuml;z&uuml;nde şehitlerden &uuml;st&uuml;n m&uuml;cahidleri vardır. Bunlar, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapanlardır.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
B&ouml;yle m&uuml;him olan emr-i marufun bazı şartları vardır. Mesela emr-i maruf yapan, aynı k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri kendisi işlememelidir. İşlerse s&ouml;z&uuml; tesirli olmaz. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?)</b> buyuruluyor. [Bekara 44]<br />
<br />
O halde emr-i maruf yapan, ilmi ile amil olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İsra gecesinde, ateşten makaslarla dudakları kesilen insanlar g&ouml;rd&uuml;m. Kim olduklarını sordum. Onlar da &quot;İyilikle emreder kendimiz yapmazdık. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık&quot; diye cevap verdiler.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri, rıfk ve hilm sahibi fakihler yapar.)</b> [İ.Gazali]<br />
<br />
Emr-i maruf &ccedil;ok m&uuml;him olduğu i&ccedil;in, insan, kendisi her iyiliği yapamazsa ve her k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten ka&ccedil;amazsa da, g&uuml;c&uuml; yetiyorsa, emr-i marufta bulunması gerekir. Hazret-i Enes, (Ya Resulallah, tamamen yapamadığımız bir şeyi emretmeyelim mi? Kendimiz tamamen sakınamadığımız bir şeyi nehy etmeyelim mi?) diye sual edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Her ne kadar iyiliğin hepsini yapamasanız ve her ne kadar k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakınamasanız da, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapınız!)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
Abd&uuml;lgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:<br />
(S&ouml;z ve yazı ile emr-i maruf &acirc;limlerin vazifesidir. Kalb ile, dua ederek g&uuml;nah işleyene mani olmaya &ccedil;alışmak da her m&uuml;minin vazifesidir. El ile m&uuml;dahale ise devletin vazifesidir.) <b>[Hadika] </b><br />
<br />
Faydası olmayacağı ve zarar geleceği bilindiği halde, her g&uuml;nah işleyene emr-i maruf yapmaya kalkmak doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kıyamet g&uuml;n&uuml;, bir kuluna, g&uuml;nah işleyeni g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; zaman ni&ccedil;in engel olmadığını soracak, o kimse de, &quot;Onun zararından, d&uuml;şmanlığından korktum, senin af ve mağfiretine g&uuml;vendim&quot; diyecek </b>[ve mazur g&ouml;r&uuml;lecek]<b>tir.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>Emr-i maruf farzdır<br />
Sual: </b>İmam-ı Rabbani, (Emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker Peygamber efendimizin s&uuml;nnetinden, belki İslamiyet&#39;in vaciblerinden ve farzlarındandır) diyor. Emr-i maruf s&uuml;nnet mi, vacib mi, farz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emr-i bil maruf ve nehy-i anil m&uuml;nker farzdır. Farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Yani, herkese farz değil, g&uuml;c&uuml; yetene farzdır. Her g&uuml;c&uuml; yetene de farz değildir. Bir yerde, bu işi yapanlar varsa, diğerlerine farz olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<br />
<b>(İ&ccedil;inizde, hayra &ccedil;ağıran, marufu emreden ve m&uuml;nkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerdir.)</b> [&Acirc;l-i İmran 104]<br />
<br />
<b>Maruf,</b> dinimizin emrettiği hususlardır. <b>M&uuml;nker</b> ise, dinimizin yasakladığı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olmadığı işlerdir.<br />
<br />
<b>Belki</b> kelimesi her zaman ihtimal manasında değildir. Bazen elbette &ouml;yle demektir, kesinlik ifade eder.<br />
<br />
<b>Vacib</b> de, yalnız kullanıldığı zaman genelde farzdır, şarttır anlamındadır. Mesela bu işi yapmak vacibdir demek şarttır, farzdır demektir. Farz ve vacib denilince, o zaman farz ile s&uuml;nnet arasındaki h&uuml;k&uuml;m anlaşılır. Mesela namazın farzları ve vacibleri var denince burada vacib, herkesin bildiği vacibdir.<br />
<br />
Yukarıda vaciblerinden ve farzlarından deniyor. Bu, şartlarından ve farzlarından demek oluyor. Birbirini kuvvetlendirmek i&ccedil;in s&ouml;ylenmiştir.<br />
<br />
<b>S&uuml;nnet</b> de, tek başına kullanılınca İslamiyet anlamına gelir. Mesela (S&uuml;nnetimi terk edene şefaat etmem) demek, M&uuml;sl&uuml;man olmayana şefaat etmem demektir. Yoksa b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenlere de şefaat vardır. Yukarıda emr-i maruf farzı i&ccedil;in, Peygamber efendimizin s&uuml;nnetinden demek, Peygamber efendimizin yaptığı farzlardan biridir demektir.<br />
<br />
Kelimenin tek manası ile hareket edilirse yanlış neticeye varılır.<br />
<br />
<b>Emr-i maruf nedir?</b><br />
<b>Sual:</b> (Emr-i maruf farzı kif&acirc;yedir, ama farz-ı ayn olduğu durumlar da vardır) deniyor. Emr-i maruf hangi durumlarda yapılır? Emr-i maruf tam olarak nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerime, hadis-i şeriflere ve akla uygun gelen, yani iyi şeylere <b>Maruf</b>, bunlara uymayan k&ouml;t&uuml; şeylere de <b>M&uuml;nker</b> denir. M&uuml;ctehidlerin s&ouml;zbirliğiyle yasak edilen şeylere de <b>M&uuml;nker </b>denir. Emr-i maruf; iyiliği emretmek, nehy-i m&uuml;nker de k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakındırmak demektir.<br />
<br />
İslamiyet&rsquo;in temeli; imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. B&uuml;t&uuml;n peygamberler bunun i&ccedil;in g&ouml;nderilmiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmezse, İslamiyet yıkılır, yok olur.<b> (Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Birka&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevab, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, Emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında, denize g&ouml;re bir damla su gibidir.) </b>[Deylem&icirc;]<br />
<br />
<b>(G&uuml;nahk&acirc;r bir toplumdaki iyi kimseler, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri d&uuml;zeltmeye g&uuml;&ccedil;leri yettiği h&acirc;lde, d&uuml;zeltmezlerse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ouml;l&uuml;mlerinden &ouml;nce onların hepsine şiddetli azap eder.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir meleğe, bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu beldede hi&ccedil; g&uuml;nah işlemeyen bir zatın da olduğunu bildirince, Cenab-ı Hak, &quot;Belde halkıyla onu da alt &uuml;st et! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o zat, g&uuml;nah işleyenlere y&uuml;z&uuml;n&uuml; ekşitmedi&quot; buyurdu.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Eski milletlerden bir kısmına depremle azap yapıldı. İyiler de helak oldu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; işlenen g&uuml;nahlar karşısında susup, imk&acirc;nları varken &ouml;nlememişlerdi.) </b>[Taberan&icirc;]<br />
<br />
(Y&acirc; Resulallah, i&ccedil;inde iyilerin de bulunduğu bir &uuml;lke helak olur mu?) diye soranlara,<b> (Evet g&uuml;nah işlenirken, iyiler s&uuml;k&ucirc;t ederse, hepsi helak olur) </b>buyurdu.<b> </b>(Bezzar)<br />
<br />
Emr-i maruf farzdır. Ancak, m&uuml;nkere, fitneye yol a&ccedil;an emr-i marufu yapmamak lazım olur <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lkadir-i Geylan&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Bir kimse, bir g&uuml;nah işleyeni g&ouml;r&uuml;p de men edince, kendine zarar gelme ihtimali olsa da, [Fitneye sebep olmayacaksa yani İslamiyet&rsquo;e ve M&uuml;sl&uuml;manlara zarar gelmeyecekse] men etmesi bize g&ouml;re &ccedil;ok kıymetli olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in k&acirc;firlerle cihad etmek gibi sevab verilir. <b>(Gunyet-&uuml;t-talibin)</b><br />
<br />
Peygambere t&acirc;bi olan, emr-i maruf, nehy-i m&uuml;nker etmekte de t&acirc;bi olur. Bunları yapmayan, Ona t&acirc;bi olmuş olmaz. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
Emr-i maruf iki suretle yapılır:<br />
<b>1-</b> <b>S&ouml;z, yazı ve medya ile:</b> Bunu yaparken, bilgi azsa ve şahsa, &acirc;detlere, kanunlara dikkat ve riayet edilmezse, fitneye sebep olabilir.<br />
<b>2-</b> <b>H&acirc;l ile:</b> İslam&rsquo;ın g&uuml;zel ahlakına uyarak, &ouml;rnek olmaktır. Herkese tatlı dil, g&uuml;ler y&uuml;z g&ouml;stermek, kimseyi incitmemek, kimsenin malına, ırzına g&ouml;z dikmemek, kanunlara uymak, vergilerini, bor&ccedil;larını &ouml;demek, en tesirli, en faydalı nasihat olur. Bunun i&ccedil;indir ki, <b>(Lisan-ı h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır)</b> demişlerdir. Yani, insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirli olur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, İslam&#39;ın g&uuml;zel ahlakına uygun yaşamak, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmanın en g&uuml;zel yoludur. M&uuml;him bir farzı yapmak, ibadet etmektir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>(G&uuml;nah işleyeni, elinizle men edin, buna kuvvetiniz yetmezse, s&ouml;zle m&acirc;ni olun! Bunu da yapamazsanız, kalbinizle beğenmeyin! Bu ise, imanın en aşağısıdır)</b> hadis-i şerifinin a&ccedil;ıklaması ş&ouml;yledir: Kadı zade Ahmed efendi buyuruyor ki:<br />
El ile, g&uuml;&ccedil; kullanarak nehy-i m&uuml;nker yapmak, yani g&uuml;nah işleyene m&acirc;ni olmak h&uuml;k&uuml;metin vazifesidir. S&ouml;zle, yazıyla cihad etmek, &acirc;limlerin vazifesidir. Kalble dua etmek ise, her m&uuml;minin vazifesidir. Etkili olacaksa, bu vazifeleri yapmak vacib olur. Fitneye sebep olacağı umulursa, terk etmek vacib olur. Fitne bulunan yere zaruretsiz gitmek caiz değildir. Eğer dinini korumak i&ccedil;in hicret ederse, g&uuml;zel olur, Cennete girmeye l&acirc;yık olur.<br />
<br />
Abd&uuml;lgani Nablus&icirc; hazretleri de buyuruyor ki:<br />
Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri el ile yapmak, h&uuml;k&uuml;mete, dille yapmak, din adamlarına, kalble yapmak da her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. Kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek işleri bırakmak vacib olur. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini bilenin cihad yapması caiz olmaz. Sultanın, kendi aklıyla, arzusuyla verdiği emirlerine itaat etmek gerekmez. Fakat sultan zalimse, eziyet ve işkence ediyorsa, onun emirlerine uymak gerekir. Hele, itaat etmeyenleri &ouml;ld&uuml;r&uuml;yorsa, kendini tehlikeye atmak, kimseye caiz olmaz. Emr-i maruf, fitneye yol a&ccedil;arsa yapılmaz. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Emr-i marufu ve Nehy-i m&uuml;nkeri elle yapmak [g&uuml;&ccedil; kullanarak polisle, askerle m&acirc;ni olmak] devlet adamlarına, dille yapmak [vaaz etmek ve kitap yazmak] din adamlarına, kalble yapmak [beğenmemek ve dua ederek m&acirc;ni olmak] da her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. El ile m&uuml;dahale etmek, din adamlarına farz değilse de, g&uuml;nah işlenirken m&acirc;ni olmaları caizdir, fakat fitneye sebep olmamalı. Yani, kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek olursa, terk etmesi vacib olur. Kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak d&uuml;ş&uuml;ncelerinin h&acirc;sıl olması ve M&uuml;sl&uuml;mana hakaret etmesi fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
İslamiyet&rsquo;in başlangıcında, insanların &ccedil;oğu, M&uuml;sl&uuml;manlığı yadırgadıkları gibi, &acirc;hir zamanda da, dini bilmeyenler, dinin emirlerini yadırgar. Dini bilenler bozulmuş olan dinin h&uuml;k&uuml;mlerini d&uuml;zeltmeye &ccedil;alışırlar, emr-i maruf yaparlar. Dinin emrine uymakta başkalarına &ouml;rnek olurlar. İslam bilgilerini doğru olarak yazıp, kitaplarını yaymaya &ccedil;alışırlar. Bunları dinleyenler az, karşı gelenler &ccedil;ok olur. Her M&uuml;sl&uuml;manın birbirine, m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar, emr-i maruf yapması yani nasihat etmesi farzdır. <b>(Faideli Bilgiler)</b><br />
<br />
İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan din bilgilerini &ouml;ğretmeye ve fıkıh ahk&acirc;mını yaymaya elden geldiği kadar &ccedil;alışmalı. Bu ikisi b&uuml;t&uuml;n saadetlerin başı, y&uuml;kselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmalıdır.<br />
<br />
Kul haklarından en &ouml;nemlisi ve azabı en &ccedil;ok olanı, akrabasına ve emri altındakilere emr-i maruf yapmamak, İslam bilgilerini &ouml;ğretmemektir. <b>(H. L. Olan İman)</b><br />
<br />
Emr-i maruf yapmanın &uuml;&ccedil; şartı vardır:<br />
<b>1-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrini ve yasağını bildirmeye niyet etmek.<br />
<b>2-</b> S&ouml;ylediğinin vesikasını, kaynağını bilmek.<br />
<b>3-</b> H&acirc;sıl olacak sıkıntılara sabretmek. Yumuşak s&ouml;ylemek, sertlik yapmamak lazımdır. Sert s&ouml;yleyen ve m&uuml;nakaşa eden fitne &ccedil;ıkmasına sebep olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Yuşa aleyhisselama, <b>(Kavminden kırk bin salih kimseye ve altmış bin f&acirc;sık kimseye azap yapacağım!)</b> diye vahyetti. (Ya Rabbi! Salihlere azap yapmanın sebebi nedir?) diye sual ettiğinde, <b>(Benim gazap ettiklerime, onlar gazap etmedi. Birlikte yiyip i&ccedil;tiler)</b> buyurdu. Malına, canına, evladına ve M&uuml;sl&uuml;manlara zarar geleceği, yani fitneye sebep olacağı zaman, bid&rsquo;at sahiplerine ve zalimlere emr-i maruf yapmak gerekmez. A&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyen f&acirc;sıkları, yalnız kalble sevmemek k&acirc;fidir. Tatlı ve yumuşak s&ouml;zlerle nasihat vermek lazım olur. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Emr-i maruf yaparken kendini tehlikeye sokmak emrolunmadı. Dine ve başkalarına zarar vererek d&uuml;nya fitnesine de sebep olmamalı. Kendine d&uuml;nyev&icirc; zararı olsa da emr-i marufu yapmak caiz olur, cihad olur. Sabredemeyecekse, bunu da yapmamalı. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Kıyamette bir kuluna, &ldquo;G&uuml;nah işleyeni g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman, ni&ccedil;in m&acirc;ni olmadın?&rdquo; diyecek. O kul, &ldquo;O kimsenin zararından, d&uuml;şmanlığından korktum ve senin affına, mağfiretine g&uuml;vendim&rdquo; diyecek)</b> hadis-i şerifi, d&uuml;şmanın kuvvetli olduğu zamanlarda, emr-i marufu ve nehy-i m&uuml;nkeri terk etmenin caiz olacağını g&ouml;stermektedir.<b> (İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Bu zamanda en b&uuml;y&uuml;k hizmet, fitneye sebep olmadan yapılandır. Yani, m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar, tepki vereceklere karışmamalı, onlarla tartışmamalı. Zamanın ve &uuml;lkenin şartlarına, kanunlara uygun hareket etmeli. Kur&#39;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, fitneye sebep olmanın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilmiş ve fitneden uzak durmak emredilmiştir. Bunun i&ccedil;in en iyi emr-i maruf, uygun bir din kitabını bir din kardeşine vermektir.<br />
<br />
Emr-i maruf &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk edilirse, dualar kabul olmaz. Hayr ve bereket kalmaz. G&uuml;nah işleyeni g&ouml;r&uuml;p de, g&uuml;c&uuml;, kudreti olduğu h&acirc;lde nehyetmemek, <b>(M&uuml;dahene) </b>olur. M&uuml;dahene edenlerin, kabirden maymun ve hınzır şeklinde kalkacakları, hadis-i şerifte bildirilmiştir. Emr-i maruf yapanı, arkadaşları sevmez, m&uuml;dahene yapanı severler. Emr-i marufu Allah rızası i&ccedil;in yapmak ve s&ouml;ylediğinin kitaptan vesikasını bilmek ve fitneye sebep olmamak lazımdır. S&ouml;z&uuml;n&uuml;n faydası olmayacağını ve fitneye sebep olacağını bilen kimsenin emr-i maruf yapması vacib olmaz. Hatt&acirc; bazen haram olur. <b>(Şir&rsquo;a)</b><br />
<br />
Kul haklarından en &ouml;nemlisi ve azabı en &ccedil;ok olanı, akrabasına ve emri altında olanlara emr-i maruf yapmamaktır. Bunlara din bilgisi &ouml;ğretmeyi terk etmektir. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Her salih M&uuml;sl&uuml;manın ve devletin; k&ouml;t&uuml;, fena kimselerin k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerine m&acirc;ni olmaları lazımdır. Mani olmazlar ise, o k&ouml;t&uuml;lerle beraber, iyiler de helak olurlar. Bunun i&ccedil;in, emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker, ehil olan b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların vazifesidir. <b>(Cevap Veremedi)</b><br />
<br />
Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara vacib ve k&acirc;firlerle cihad gibidir. (4/29)<br />
<br />
<b>Emr-i maruf yaparken</b><br />
Emr-i maruf yapacağım diye tartışmaya girmek caiz olmaz. M&uuml;nakaşayla, tartışmayla hi&ccedil; kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerin m&uuml;barek s&ouml;zleriyle hakkı kabul etmezse, bizim s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; nasıl kabul eder? Biz, yol g&ouml;steren trafik levhası gibi olmalıyız, b&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;zlerini yani kitaplarını, kendi s&ouml;z&uuml;m&uuml;ze tercih etmeliyiz. Sadece doğru kitapları g&ouml;stermeli, gerisine karışmamalıyız.<br />
<br />
Bid&rsquo;at ehli kimselerin kitaplarını okuyanlara, senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, d&uuml;şmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, mesela <b>Faideli Bilgiler</b> kitabı verilebilir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap vermektir. Nasibi var ise, okur &ouml;ğrenir. Nasibi yoksa, biz yine kitap verdiğimiz i&ccedil;in sevab kazanırız.<br />
<br />
Emr-i maruf yapmak i&ccedil;in g&uuml;nah işlemek, mesela karşı cinsle chat yapmak veya g&ouml;r&uuml;şmek de caiz olmaz. Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan &ouml;nce gelir. Mesela, &uuml;st&uuml;nde, namaza m&acirc;ni olacak kadar &ccedil;ok necaset bulunan kimse, avret yerini a&ccedil;madan veya başka bir sebeple temizlemesi m&uuml;mk&uuml;n değilse, başka elbisesi de yoksa, o h&acirc;liyle kılar, &ccedil;ıplak kılmaz. Hatt&acirc; temizleme imk&acirc;nı olsa, ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; başkalarının yanında avret yerini a&ccedil;mak yasak, necaseti temizlemek ise emirdir. Emir ile yasak bir araya gelince, &ouml;nce yasaktan sakınılır. Yani avret yeri a&ccedil;ılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek i&ccedil;in, o emir terk edilir. Bunun gibi, gayrim&uuml;slim bir kadın, (Benimle g&uuml;nah işlersen M&uuml;sl&uuml;man olacağım) dese, onun M&uuml;sl&uuml;man olmasını sağlamak i&ccedil;in bu g&uuml;nahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz. Hacca gitmesi farz olan bir kadın, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak i&ccedil;in hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, g&uuml;nah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Niyetinin iyi olması onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, d&icirc;n&icirc; bir kitap hediye etmek yeter.<br />
<br />
Forumlarda ve mail gruplarında her t&uuml;rl&uuml; insan, mesela bid&rsquo;at ehli veya başka fanatik kimseler bulunabilir. Tartışmaya sebep olabilecek işlerden uzak durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun d&icirc;n&icirc; site ve mail gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz&nbsp;<b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> </b>adresinde, her t&uuml;rl&uuml; d&icirc;n&icirc; bilgi mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun &uuml;yelerine de g&ouml;nderilmektedir.<br />
<br />
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kif&acirc;yedir. Kendimiz, dinimizin bildirdiği şekilde emr-i maruf yapamıyorsak, emr-i maruf yapanlara herhangi bir şekilde yardım etmelidir. Mesela, uygun bir din kitabını alıp başkasına vermek, emr-i maruf olur. Hi&ccedil;bir yardım yapamayan, dua ile yardım etmeye &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
Bir başka husus, ona buna nasihat vermeye &ccedil;alışmaktan &ccedil;ok, kendimize emr-i maruf yapmalıyız. Kendi hatamızı g&ouml;r&uuml;p, d&uuml;zeltmeye &ccedil;alışmalıyız. Dinimizin bildirdiği g&uuml;zel ahlak ile s&uuml;slenmeli, h&acirc;l ve hareketlerimizle &ouml;rnek olmaya &ccedil;alışmalıyız. (Lisan-ı h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır) s&ouml;z&uuml; meşhurdur. Yani, insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirli olur. M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;zel h&acirc;llerine bakıp, doğru yolu bulanlar &ccedil;oktur.<br />
<br />
Ben 70 yaşını ge&ccedil;tim, bu kadar zaman i&ccedil;inde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Yani bu bir nasip meselesidir. Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, d&uuml;şmanın ise d&uuml;şmanlığını artırır. Haklı yere de olsa, tartışmak g&uuml;nahtır. G&uuml;nah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(M&uuml;cadele ve m&uuml;nakaşayı terk edin, &ccedil;&uuml;nk&uuml; iki taraftan birinin s&ouml;ylediği yanlıştır. Neticede iki taraf da g&uuml;naha girer.)</b> [Ramuz]<br />
<br />
Tartışmaya sebep olmayacak olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir veya yanlış nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim s&ouml;ylediğimizi kabul etmek, karşıdakinin nefsine ağır gelebilir, ama kitaptan kendisi okursa, nasibi de varsa, kabul etmesi daha kolay olur, &ccedil;&uuml;nk&uuml; evliya zatların s&ouml;zlerinde rabb&acirc;n&icirc; tesir olur.<br />
<br />
Facebook, Twitter gibi sitelerde, dine ve kanuna aykırı olan bir&ccedil;ok sayfalar, yazı ve videolar olabiliyor. Yani oralara girmek, bir&ccedil;ok bakımdan uygun değildir. Dine hizmet etmek isteyenlerin, doğru yazılmış kitapları ve siteleri uygun g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; arkadaşlarına tavsiye etmeleri, b&ouml;yle kitap ve sitelerden yazı alıp, ilave yapmadan kendi grubundaki uygun arkadaşlara g&ouml;ndermeleri yeterlidir. S&ouml;ylediğimiz mutlaka doğru olmalı, ama herkese her doğru s&ouml;ylenmez. Uygunsuz kimselere g&ouml;nderilirse, fitneye sebep olunabilir. Din b&uuml;y&uuml;kleri, <b>(Bu zamanda en kıymetli hizmet, fitneye sebep olmamaktır) </b>buyuruyor. Hizmet ediyorum sanarak, bilmeden fitneye sebep olmamalıdır.</p>

<p><strong>G&uuml;nah işleyenlere mani olmak<br />
Sual: A&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenlere, g&uuml;c&uuml; yetse de, yetmese de mani olmaya &ccedil;alışmak, nasihat etmek, dinimiz a&ccedil;ısından şart mıdır?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan edene <strong>Fasık</strong>, k&ouml;t&uuml; kimse denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın, g&uuml;nahın yayılmasına sebep olana <strong>Facir </strong>denir. Haram işlediği bilinen fasık sevilmez. Bidati, yani bozuk inanışları yayanları ve dini &ouml;ğrenmeye mani olanları sevmek, g&uuml;nahtır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Fasıkın fıskına mani olmaya kudreti varken, kimse mani olmazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bunların hepsine, d&uuml;nyada ve ahirette azap yapar)</strong> buyuruldu. &Ouml;mer bin Abd&uuml;l&#39;az&icirc;z hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimse g&uuml;nah işlediği i&ccedil;in, başkalarına da azap yapmaz ise de, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenler g&ouml;r&uuml;l&uuml;p de, g&ouml;rebilenler mani olmadığı zaman, hepsine azap yapar.&rdquo;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Y&ucirc;şa Peygambere;<br />
<strong>(Kavminden kırkbin salih kimseye ve altmış bin fasık kimseye azab yapacağım!)</strong> buyurunca;<br />
-Y&acirc; Rabb&icirc;! Fasıklar, azabı hak etmiştir. Salihlere azap yapmanın sebebi nedir? diye arzedince;<br />
<strong>(Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Birlikte yediler, i&ccedil;tiler)</strong> buyurdu.</p>

<p>Malına, canına, evladına ve M&uuml;sl&uuml;manlara zarar geleceği, yani fitneye sebep olacağı zaman, bid&#39;at sahiplerine ve zalimlere emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapmak lazım olmaz. A&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyen fasıkları, yalnız kalp ile sevmemek k&acirc;fidir. Tatlı ve yumuşak s&ouml;zlerle nasihat vermek lazım olur.</p>

<p><strong>G&uuml;nah işleyene m&uuml;dahale etmek<br />
Sual: Bir had&icirc;s-i şerifte; (G&uuml;nah işleyeni g&ouml;ren, eli ile m&acirc;ni olsun. Buna g&uuml;c&uuml; yetmezse, dili ile m&acirc;ni olsun!) buyuruluyor. Bu had&icirc;s-i şerife g&ouml;re her M&uuml;sl&uuml;man, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyenlere m&uuml;dahale edebilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Had&icirc;kada dil afetlerini anlatırken deniyor ki:<br />
&ldquo;Emr-i ma&#39;r&ucirc;fu ve Nehy-i m&uuml;nkeri el ile yapmak, devlet adamlarına, dil ile yapmak, din adamlarına, kalp ile yapmak da her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. El ile yapmaya <strong>İhtis&acirc;b</strong> ve <strong>Hisbet</strong> denir. Dil ile yapmaya <strong>Vaaz</strong> ve <strong>Nasihat</strong> denir. Hisbet yaparak &ccedil;algıları, i&ccedil;ki şişelerini kırmak yalnız devlet memurlarının vazifesi olduğu i&ccedil;in, başkaları kırarsa tazmin eder, &ouml;derler. Hisbet yapmak, din adamlarına farz değil ise de, g&uuml;nah işlenirken m&acirc;ni olmaları caizdir. Fakat, din adamı hisbet yaparken fitne uyandırmamalıdır. Yani, kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek olursa, hisbeti terk etmesi vacip olur. Hisbet yaparken kendinde kibir, riya, suizan, meşhur olmak d&uuml;ş&uuml;ncelerinin hasıl olması ve M&uuml;sl&uuml;manı hakaret, techil etmesi, fitne olur. Caiz olan bir şeyi yapmak haram işlemeye sebep olursa, bunu yapmak da haram olur. Had&icirc;s-i şeriflere, kendine g&ouml;re mana vererek, vacib olmayan şeyi yapmaya kalkışmamalıdır. Fitne &ccedil;ıkarmamaya dikkat etmelidir. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini muhakkak bilenin cihat yapması caiz olmaz. &Ouml;ld&uuml;r&uuml;leceğini bilenin şartlarına uygun hisbet yapması caiz olur ve &ouml;l&uuml;nce şehit olur. Fakat, fitne &ccedil;ıkacağını bilenin hisbet yapması caiz olmaz. Zalim devlet adamlarına, Allah rızası i&ccedil;in, dil ile emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapmak da b&ouml;yledir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Hıristiyanlığı, ateistliği yayan kuruluşları yayınları ile g&ouml;rebiliyoruz. Peki İslamiyetin yayılmasına &ccedil;alışan kuruluşlar yok mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İslam dini, hak din olmasına rağmen, daha fazla yayılması i&ccedil;in, şimdi pek az gayret sarf edilmektedir. Hıristiyanların, Hıristiyanlığı yaymak i&ccedil;in kurdukları teşkilatlar, dernekler &ccedil;oktur ve b&uuml;y&uuml;kt&uuml;rler. Harputlu İshak Efendi Diy&acirc;-&uuml;l-Kul&ucirc;b kitabında şu bilgileri vermektedir:</p>

<p>&ldquo;Miladi 1804 senesinde kurulan&nbsp;<strong>İngiliz Bible House-İncil Evi</strong>&nbsp;ismindeki protestan cemiyeti, derneği, İncil&#39;i 204 lisana terc&uuml;me ettirmiştir. 1872 senesine kadar, bu cemiyet tarafından basılan kitapların adedi, 70 milyona varmıştır. O zamanda, bu cemiyetin Hıristiyanlığı yaymak i&ccedil;in sarf ettiği para, 205.313 İngiliz altını idi ki, bug&uuml;nk&uuml; para ile 45 milyar lirayı tutmaktadır.&rdquo;</p>

<p>Bu cemiyet, bug&uuml;n de faaliyette olup, d&uuml;nyanın bir&ccedil;ok yerlerinde hastahaneler, konferans salonları, k&uuml;t&uuml;phaneler, mektepler, hatta sinema salonları gibi eğlence yerleri, spor tesisleri kurmakta, buralara devam edenleri Hıristiyanlığa teşvik etmektedir. Katolikler de, aynı surette &ccedil;alışmaktadır.</p>

<p>Zamanımızda, bazı M&uuml;sl&uuml;man memleketlerinde olduğu gibi, Avrupa ve Amerika&#39;da da, k&uuml;&ccedil;&uuml;k İslam merkezleri vardır. Bunlar, İslami neşriyat yapmaktadır. Fakat &ccedil;eşitli fırkalarca desteklenen bu merkezlerin yayınları, birbirlerini k&ouml;t&uuml;lemekte, dinimizin emrettiği İslam birliğini bozmaktadır. T&uuml;rkiyede Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını neşreden Hakikat Kitabevi&#39;nin g&uuml;c&uuml; de, ancak bir miktar gencin okuyabilmesine kifayet etmektedir. Bir&ccedil;ok imk&acirc;nsızlıklara rağmen, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada,&nbsp;<strong>&quot;Hakikat Kitabevi&quot;</strong>nin m&uuml;tevazı neşriyatları okunmakta, bu sayede doğru yolda olan Ehl-i s&uuml;nnet itikadındaki M&uuml;sl&uuml;manların adedi her sene artmaktadır. Bundan y&uuml;z sene evvel M&uuml;sl&uuml;manlar Hıristiyanların ancak &uuml;&ccedil;te biri kadarken, bug&uuml;n bu miktar hemen hemen y&uuml;zde elliye varmıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; M&uuml;sl&uuml;manlar, inan&ccedil;larına sadık kalmakta ve evlatlarını M&uuml;sl&uuml;man olarak yetiştirmektedirler. Hıristiyan &acirc;leminde ise, gen&ccedil;ler, Hıristiyanlığın yeni buluşlara karşı olduğunu g&ouml;rerek, dinlerine g&uuml;venleri kalmamakta ve dinsiz olmaktadırlar. İngilterede, hi&ccedil;bir dine inanmayanların, n&uuml;fusun y&uuml;zde otuzunu bulduğunu, İngiliz neşriyatı haber vermektedir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>İsy&acirc;n, insanı ink&acirc;ra s&uuml;r&uuml;kler...</strong></p>

<p>İsy&acirc;n; karşı gelme, baş kaldırma, &acirc;s&icirc; olma gibi anlamlara gelmektedir. İsy&acirc;n kelimesi, ink&acirc;r karşılığı olarak kullanıldığı gibi, g&uuml;nah karşılığı olarak da kullanılmaktadır. Zira fıkıh kitaplarında fısk; &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarına uymama, isy&acirc;n etme, g&uuml;n&acirc;h&quot; diye tarif edilmektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n edene f&acirc;sık denir. Başkalarının isyan etmesine, fıskın yayılmasına sebep olana f&acirc;cir denir. Har&acirc;m işlediği bilinen f&acirc;sık sevilmez. Bid&#39;&#39;ati yayanları ve z&acirc;limleri sevmek, g&uuml;n&acirc;htır. Had&icirc;s-i şer&icirc;fte; (F&acirc;sıkın fıskına m&acirc;ni olmaya kudreti varken, kimse m&acirc;ni olmazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bunların hepsine, d&uuml;ny&acirc;da ve &acirc;hirette az&acirc;b yapar) buyuruldu.</p>

<p>Şumeyt bin Acl&acirc;n hazretleri buyurdu ki: &quot;Kim, fısktan g&uuml;nahtan r&acirc;zı olur beğenirse, onu yapanlardan olur. Kim de Allah&#39;&#39;a isy&acirc;n edenleri beğenirse, r&acirc;zı olursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun ib&acirc;detlerini kab&ucirc;l etmez.&quot; &Ouml;mer bin Abd&uuml;laz&icirc;z hazretleri buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir kimse g&uuml;n&acirc;h işlediği i&ccedil;in, başkalarına az&acirc;b yapmaz ise de, a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;n&acirc;h işleyenler g&ouml;r&uuml;l&uuml;p de, g&ouml;rebilenler m&acirc;ni olmadığı zam&acirc;n, hepsine az&acirc;b yapar.&quot;</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Y&ucirc;şa aleyhissel&acirc;ma vahyederek; -Kavminden kırkbin s&acirc;lih kimseye ve altmış bin f&acirc;sık kimseye az&acirc;b yapacağım! buyurunca Y&ucirc;şa aleyhissel&acirc;m; -Y&acirc; Rabb&icirc;! F&acirc;sıklar, az&acirc;bı hak etmiştir. S&acirc;lihlere az&acirc;b yapmanın sebebi nedir? diye arzetti. Cen&acirc;b-ı Hak da: -Benim gadab ettiklerime, onlar gadab etmedi. Birlikte yediler, i&ccedil;tiler buyurdu.</p>

<p>Doğru yolda olanlar... Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde Hucur&acirc;t s&ucirc;resinin 7. &acirc;yet-i kerimesinde me&acirc;len: (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; size &icirc;m&acirc;nı sevdirmiş ve onu kalblerinize z&icirc;net yapmıştır. K&uuml;fr&uuml;, fıskı ve isy&acirc;nı da size &ccedil;irkin g&ouml;stermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır) buyurulmaktadır. Peygamber efendimiz de; (Ana-babaya iyilik ve hizmet edenlerin &ouml;mr&uuml; bereketli ve uzun olur. Ana ve babasına isy&acirc;n edenlerin &ouml;mr&uuml; bereketsiz ve kısa olur. Ana ve babasına isy&acirc;n eden mel&#39;&#39;&ucirc;ndur) buyurmuşlardır. Ma&#39;&#39;r&ucirc;f-ı Kerh&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;D&uuml;ny&acirc; d&ouml;rt şeyden ib&acirc;rettir: Mal, s&ouml;z, uyku ve yemek. Mal; insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n ettirir. S&ouml;z, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan oyalar. Uyku, insana Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturur. Yemek ise insanın kalbini katılaştırır.&quot; İnsanın nefsi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n, can d&uuml;şmanı olan şeyt&acirc;na it&acirc;at dilemektedir. Bunun i&ccedil;in ib&acirc;detler, kalbin temizliğini, cil&acirc;sını artırır. G&uuml;n&acirc;hlar ise, kalbi karartır. K&uuml;f&uuml;r ve har&acirc;m al&acirc;metleri bulunan yemekler, kalbi karartır ve kabirde &ccedil;&uuml;r&uuml;meye sebep olur. Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Muhammed aleyhissel&acirc;mın &uuml;mmetinden &quot;Mesh&quot; y&acirc;ni s&ucirc;retinin değiştirilmesi, hayvan s&ucirc;retine d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lmesi kaldırılmıştır. Fakat b&acirc;tından yani m&acirc;nen s&ucirc;retin değişmesi kaldırılmamıştır. Manen hayvan s&ucirc;retine &ccedil;evrilmiş olmanın al&acirc;meti ise, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenin bu g&uuml;nahları işlemekten, elem duymaması, &uuml;z&uuml;lmemesi, fısk ve isy&acirc;n olan işlerde ısr&acirc;r etmesidir. İşlenen b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardan dolayı kalb o kadar kararır ki, artık ik&acirc;z ve nas&icirc;hat da yapılsa, o kimse gafletten uyanmaz.&quot; Bedendeki b&uuml;t&uuml;n uzuvlar birer em&acirc;nettir ve nimettir. Bu nimetleri, meşr&ucirc; şekilde ve meşr&ucirc; yerlerde kullanan kimse, em&icirc;n kimselerden olur ve b&ouml;ylece Cen&acirc;b-ı Hakka karşı tam ş&uuml;k&uuml;r yapılmış olur. Bu em&acirc;netleri, gayr-i meşr&ucirc; yerlerde kullanan kimse ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isy&acirc;n etmiş ve hiy&acirc;net etmiş olur. Nefsin arz&ucirc;larının, insanı Allah yolundan saptırıcı oldukları, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde haber verilmiştir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs, d&acirc;im&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ink&acirc;r, Ona in&acirc;d, isy&acirc;n etmek ister. Nefsine uyan, k&uuml;fre vey&acirc; bid&#39;&#39;at s&acirc;hibi olmaya y&acirc;hut fıska yani har&acirc;m işlemeye başlar. Eb&ucirc; Bekr Tamist&acirc;n&icirc; hazretleri buyurdu ki:</p>

<p>D&uuml;nya nimetlerinin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; &quot;Nefse uymaktan kurtulmak, d&uuml;ny&acirc; nimetlerinin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefs, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile kul arasındaki perdelerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r.&quot; Had&icirc;s-i şer&icirc;fte de; (&Uuml;mmetimin iki k&ouml;t&uuml; huya yakalanmalarından &ccedil;ok korkuyorum. Bunlar; nefse uymak ve &ouml;l&uuml;m&uuml; unutup, d&uuml;ny&acirc; arkasında koşmaktır) buyuruldu.</p>

<p>Nefse uymak, İsl&acirc;miyyete uymaya m&acirc;ni olur. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutmak ise, nefse uymaya sebep olur. Nefsin istekleri hep hayv&acirc;n&icirc; arz&ucirc;lardır. İnsan bu arz&ucirc;ları peşinde olduğu kadar, &acirc;hiret ihtiy&acirc;&ccedil;larını h&acirc;zırlamakta geri kalır. Nefs, mub&acirc;hlarla doymaz ve mub&acirc;hları kullanmayı artırdık&ccedil;a, isteklerini artırır. İnsanı har&acirc;mlara s&uuml;r&uuml;kler. Mub&acirc;hları aşırı kullanmak, elemlere, dertlere, hastalıklara sebep olur. B&ouml;yle insan, hep midesini, zevkini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Has&icirc;s ve rez&icirc;l olur. Ma&#39;&#39;r&ucirc;f-ı Kerh&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;Kim &ouml;ld&uuml;kten sonra unutulmak istemezse, g&uuml;zel amel işlesin ve isy&acirc;n etmesin.&quot;</p>

<p><strong>Kitap dağıtmanın kıymeti</strong></p>

<p><strong>Sual:</strong> Dışarıda verdiğimiz veya sattığımız kitaplardan, parası olmadığı i&ccedil;in veya başka sebeple almak istemeyenler olabiliyor. Alsa da herkes okumayabilir. İnternetten okumak insanlara daha kolay geliyor. Dinimizislam sitesinin adresini yazılı olduğu kartvizit ve etiket bastırsak da, suali olanlar sorsun diye kitapların &uuml;st&uuml;ne bu etiketlerden yapıştırsak, kitap veremediklerimize de kartvizitlerden versek uygun olur mu?</p>

<p><strong>Cevap: </strong>Ehl-i s&uuml;nnet itikadından olan&nbsp;herkes bu kitapları alıp dağıtabilir, kitapları alanların okuyup okumaması, kendi tercihleridir. Maksat kitapların dağıtılmasıdır, şahsımız veya bir internet sitesi değildir. Bu internet sitelerinden maksat bu kitapları tanıtmak, bu kitaplara y&ouml;nlendirmektir. &Uuml;st&uuml;ne internet sitesinin etiketini yapıştırınca, sanki kitapların maksadı siteyi tanıtmakmış gibi ters bir mana &ccedil;ıkar. Suali olan, kitaplarda yazılı olan mail adresine sorabilir. Gerektiğinde, internet sitesi olarak sadece <a href="http://www.hakikatkitabevi.net"><strong>www.hakikatkitabevi.net</strong></a> adresi tavsiye edilebilir. Diğer b&uuml;t&uuml;n sitelerimizin maksadı, buraya havale etmek olmalıdır. Maksat ile vasıtayı, yani ama&ccedil; ile aracı karıştırmamalıdır. Esas hizmet ve H&uuml;seyin Hilmi efendinin (rahmetullahi aleyh) vasiyeti, bizzat kitap dağıtmaktır. Bu zat, vasiyetinde buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;k zatların kitaplarından hazırlanan bu kitaplarımızdan her g&uuml;n birka&ccedil; sayfa okursanız feyz alırsınız. Okuduk&ccedil;a kalbiniz nurlanır ve okuduğunuzu da anlamaya başlarsınız. Kitaplarımızın dağılmasına yardım eden kardeşlerimi &ccedil;ok seviyor ve onlara dua ediyorum. Yolunu şaşırmış bir kimseyi doğru yola &ccedil;evirmek, on k&acirc;firin imana gelmesinden daha sevabdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Merhum Enver abimiz de ş&ouml;yle anlatmışlardı:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;klerimizin kitapları raflarda beklesin diye yazılmadı. O kadar emek, o kadar zahmet, raflarda garip bir vaziyette beklesin diye sarf edilmedi. Bu kitaplar raflar i&ccedil;in değil insanlar i&ccedil;indir. Herkes okusun, d&uuml;nya ve &acirc;hiret saadetine kavuşsun diye yazılmıştır. O b&uuml;y&uuml;k zatlar yaşasalardı &uuml;z&uuml;l&uuml;rlerdi. Madem insanlar şu veya bu sebeple alamıyor, o zaman iş bize d&uuml;ş&uuml;yor, onlara hediye olarak biz vereceğiz. B&ouml;ylece &uuml;&ccedil; sevaba kavuşacağız. Birincisi <strong>hediye vermek</strong> sevabına kavuşuruz. İkincisi <strong>insanları sevindirmek</strong> sevabına kavuşuruz. Hediyeyi alan sevinir. Bu da duaya vesile olur, bize dua eder. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; <strong>emr-i maruf</strong> sevabıdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hususta<strong> Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Din-i İslam&rsquo;ın temeli, imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmediği zaman İslamiyet yıkılır, yok olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;manlara <strong>emr-i maruf</strong> yapmayı emrediyor, yani benim emirlerimi bildiriniz, &ouml;ğretiniz diyor. <strong>Nehy-i anil-m&uuml;nker</strong> emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretiniz. Emr-i marufu bırakısanız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında denize nazaran bir damla su gibidir.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbni &Acirc;bidin hazretleri de, (Fıkıh &acirc;liminin M&uuml;sl&uuml;manlara sağladığı fayda sevabı, cihad sevabından &ccedil;oktur) buyuruyor.&rdquo; (s. 35)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&ldquo;Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh &acirc;limleri &uuml;&ccedil;e ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri&hellip; Din bilgileri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitabından &ouml;ğrenilir. Bunlardan iman ve fıkıh bilgileri, her yerde vardır. Elhamd&uuml;lillah, Hakikat Kitabevi, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını bol bol bastırıp, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya g&ouml;ndermektedir. Bu kitaplar kalblere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak her yere yaymaktadır.&rdquo; (s. 588)</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kit&acirc;blarını, s&ouml;zlerini yaymak i&ccedil;in, ker&acirc;met s&acirc;hibi olmak, &acirc;lim olmak şart değildir. Her m&uuml;slim&acirc;nın bunu yapmak i&ccedil;in uğraşması l&acirc;zımdır. Fırsatı ka&ccedil;ırmamalıdır. Kıy&acirc;metde her m&uuml;slim&acirc;na, bunu soracaklar, isl&acirc;ma ni&ccedil;in hizmet etmedin diyeceklerdir. İlmih&acirc;l kit&acirc;blarını yaymak i&ccedil;in uğraşmıyanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmiyenlere, &ccedil;ok az&acirc;b yapılacakdır. &Ouml;zr, beh&acirc;ne, kab&ucirc;l edilmiyecekdir. Peygamberler &ldquo;aleyhim&uuml;ssel&acirc;m&rdquo;, insanların en &uuml;st&uuml;nleri, en kıymetlileri iken, hi&ccedil; r&acirc;hat oturmadı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nini, se&rsquo;&acirc;det-i ebediyye yolunu yaymak i&ccedil;in, gece g&uuml;nd&uuml;z uğraşdılar. Mu&rsquo;cize istiyenlere de, (Mu&rsquo;cizeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratır. Benim vaz&icirc;fem, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nini bildirmekdir) buyururlardı. Bu yolda &ccedil;alışırlarken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, bunlara yardım eder, mu&rsquo;cize yaratırdı. Bizim de, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin &ldquo;rahime-h&uuml;mullah&uuml; te&acirc;l&acirc;&rdquo; kit&acirc;blarını, s&ouml;zlerini yaymamız ve k&acirc;firlerin, d&uuml;şmanların, m&uuml;slim&acirc;nlara iftir&acirc; ve eziyyet edenlerin, k&ouml;t&uuml;, al&ccedil;ak, yalancı olduklarını, gen&ccedil;lere, dostlara bildirmemiz l&acirc;zımdır. [Bunları bildirmek, g&icirc;bet olmaz. Emr-i ma&rsquo;r&ucirc;f olur.] Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesleği ile &ccedil;alışmıyanlar, az&acirc;bdan kurtulamıyacaklardır. Bu yolda &ccedil;alışırken, sıkıntı, işkence &ccedil;ekmeği b&uuml;y&uuml;k se&rsquo;&acirc;det, b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil; bilmelidir.<br />
Peygamberler &ldquo;aleyhim&uuml;ssalev&acirc;t&rdquo;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrlerini bildirirken, c&acirc;hillerin, soysuzların h&uuml;c&ucirc;mlarına uğrardı. &Ccedil;ok sıkıntı &ccedil;ekerlerdi. O b&uuml;y&uuml;klerin en &uuml;st&uuml;n&uuml;, se&ccedil;ilmişi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgilisi olan Muhammed aleyhissel&acirc;m, (Benim &ccedil;ekdiğim eziyyet gibi, hi&ccedil;bir Peygamber eziyyet g&ouml;rmedi) buyurdu. (Mekt&ucirc;b&acirc;t)dan terceme tem&acirc;m oldu.</p>

<p><br />
[Her m&uuml;slim&acirc;nın, Ehl-i s&uuml;nnet i&rsquo;tik&acirc;dını &ouml;ğrenmesi ve s&ouml;z&uuml; ge&ccedil;enlere &ouml;ğretmesi l&acirc;zımdır. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin s&ouml;zlerini bildiren kit&acirc;bları ve gazeteleri bulup, almalı, bunları, gen&ccedil;lere tanıdıklara g&ouml;ndermeli. Okumaları i&ccedil;in &ccedil;alışmalıdır. İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarının i&ccedil; y&uuml;zlerini a&ccedil;ıklıyan kit&acirc;bları da yaymalıdır].</p>

<p>http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=54</p>

<p>&#128214; Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;nkitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</p>

<p><br />
&#127760; Dinimiz İslam<br />
https://dinimizislam.com</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=580]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 13:22:52 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Din düşmanlarının taktikleri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Din d&uuml;şmanlarının taktikleri nelerdir? Bunları bilirsek daha dikkatli olabiliriz.<br />
<b>CEVAP</b><br />
Din d&uuml;şmanlarının [ateist, misyoner vesaire], yıllardır yaptığı saldırılar aşağıda maddeler halinde bildirilmektedir. Bazen mezhepsizler de kısmen aynı taktikleri uygulamaktadır. Bunların maksatları, M&uuml;sl&uuml;manları kendi uydurdukları hurafelerle uğraştırmak olduğu gibi, itikadlarını sarsmaktır. Asıl gizli maksatları ise kendi dinsizliklerini &ouml;rtbas etmek, g&uuml;ndeme bile getirmemektir. Kendi dinsizlikleri, bozuk itikadları hi&ccedil; g&uuml;ndeme bile gelmemektedir. M&uuml;sl&uuml;manlar, kendilerini ve mukaddes en son din olan İslamiyet&rsquo;i hesaba &ccedil;ekmeye &ccedil;alışan bu din d&uuml;şmanlarının tuzağına d&uuml;şmemelidir.<br />
<br />
Din d&uuml;şmanlarının bazı taktikleri:<br />
<b>1- </b>&Acirc;lemlerin rabbi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya inanmıyorlar, yaratıcı falan yoktur diyorlar. Evrimle &ccedil;oğaldık, ayıdan maymundan geldik diye insanlığı hazmedemiyorlar. Her şeyi cansız tabiat yapıyor diyorlar.<br />
<br />
<b>2-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya hesap sormaya &ccedil;alışıyorlar. Niye ş&ouml;yle yarattı, niye b&ouml;yle yarattı, b&ouml;yle yapması adaletli değil, mantıklı değil diye h&acirc;ş&acirc; Yaratana hesap sormaya &ccedil;alışıyorlar. Yaratılan, Yaratıcısını nasıl, ne ile, hangi kuvvetle hesaba &ccedil;ekebilir? Bir sivrisineği veya bir buğday tanesini bile yapmaktan aciz olan ahmak insan, h&acirc;ş&acirc; Rabbini nasıl hesaba &ccedil;ekebilir?<br />
<br />
<b>3-</b> Dinleri kabul etmiyorlar. Buna rağmen bozuk dinleri İslamiyet&rsquo;e tercih ediyorlar. Bazı saf M&uuml;sl&uuml;manlar da, madem &ouml;yle, gelin birlik olalım, ortak noktalar bulalım diye nefes t&uuml;ketiyorlar.<br />
<br />
<b>4-</b> &Acirc;lemlere rahmet olarak g&ouml;nderilen, son peygamber i&ccedil;in, h&acirc;ş&acirc; postacı idi, Kur&rsquo;anı getirdi, vazifesi bitti diyerek peygambersiz din meydana getirmeye &ccedil;alışıyorlar. &ldquo;Yalnız Kur&rsquo;an, Kur&rsquo;andaki din, Herkes Kur&rsquo;andan anladığına uysun&rdquo; diyerek dini değiştirmeye, yozlaştırmaya &ccedil;alışıyorlar.<br />
<br />
<b>5-</b> Bunlar, işlerine gelince hadisi delil g&ouml;sterirler, gelmeyince de hepsi uydurma derler. Bunların en bariz hile ve taktiği, olmuş bir olayı bozarak, Bektaşi gibi bir kısmını alıp diğer kısmını almayarak yarım anlatırlar, olayı değiştirerek, yarısını alıp yarısını gizleyerek M&uuml;sl&uuml;manların ş&uuml;pheye d&uuml;şmesine &ccedil;alışırlar. Bunları iyi tanıyıp tuzaklarına d&uuml;şmemeli.<br />
<br />
<b>6-</b> &Acirc;limler k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml; yıkmak istiyorlar. &Ccedil;oban da anlar diyorlar da, İmam-ı a&rsquo;zamın, İmam-ı Malikin, İmam-ı Rabbaninin, İmam-ı Gazalinin anladığını kabul etmiyorlar. Hak mezheplere b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;k diyerek yıkmaya ve herkesi mezhepsiz yapmaya &ccedil;alışıyorlar.<br />
<br />
<b>7- </b>Eshaba olan itimadı sarsarak, hadislerin ve Kur&#39;anın doğruluğundan ş&uuml;phe uyandırıyorlar.<br />
<br />
<b>8- </b>Ger&ccedil;ek halife olmadığını, onların hilafetinin sahih olduğunu s&ouml;yleyen binlerce &acirc;limin de ger&ccedil;ek &acirc;lim olmadığını, dolayısıyla bu &acirc;limlerin s&ouml;zlerine itimat edilemeyeceği fikrini yaymaya &ccedil;alışıyorlar.<br />
<br />
<b>9-</b> Geri kalışımızı ictihad yapılmayışına bağlamak, Kur&#39;an-ı kerimin yalan yanlış şekilde tevil ederek yeni ictihadlar &ccedil;ıkarmak suretiyle dini bozuyorlar.<br />
<br />
<b>10-</b> Resulullah Kur&#39;an-ı kerimi a&ccedil;ıklamış, onun hadis-i şeriflerini de &acirc;limler a&ccedil;ıklamıştır. Din d&uuml;şmanları bunları hi&ccedil;e sayarak herkesin bizzat Kur&#39;an-ı kerimden kendi anlayışının &ouml;l&ccedil;&uuml; alınmasını istiyorlar. B&ouml;ylece herkese g&ouml;re farklı din meydana &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışıyorlar.<br />
<br />
Bunları uzatmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. M&uuml;sl&uuml;manlar, bunlara dikkat etmelidir.</p>

<p align="left"><strong>İsl&acirc;m nimetinin elden &ccedil;ıkması<br />
Sual: İsl&acirc;miyet gibi, Allahın ihsan ettiği en kıymetli nimetlerin insanın elinden &ccedil;ıkmasının sebebi veya sebepleri nedir?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;m nimetlerinin elden &ccedil;ıkmasına sebep olanlar iki kısımdır:<br />
Birincileri, d&uuml;şmanlıklarını a&ccedil;ıklayan k&acirc;firler olup, bunlar b&uuml;t&uuml;n silahlı kuvvetleri, propaganda vasıtaları ve siyasi oyunları ile, İsl&acirc;miyeti yıkmaya uğraşıyorlar. M&uuml;sl&uuml;manlar, bunları biliyor ve onlardan &uuml;st&uuml;n olmaya &ccedil;alışıyor.</p>

<p align="left">İkinci kısım k&acirc;firler, kendilerine M&uuml;sl&uuml;man ismini ve s&uuml;s&uuml;n&uuml; verip, din adamı tanıttırıp, M&uuml;sl&uuml;manlığı, kendi akılları ile, keyiflerine uygun bir şekle &ccedil;evirmeye uğraşıyor, M&uuml;sl&uuml;manlık ismi altında, yeni, uydurma bir din kurmak istiyorlar. M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;oğu bu d&uuml;şmanları, bazı s&ouml;zlerinden ve İsl&acirc;miyeti yıkıcı davranışlarından seziyor ise de, &ccedil;ok kurnaz idare edildikleri i&ccedil;in, bir&ccedil;ok s&ouml;zleri reva&ccedil; bulup, M&uuml;sl&uuml;manlar arasında yerleşiyor. Bazıları da;<br />
&ldquo;Bu asırda yaşayabilmemiz i&ccedil;in, millet&ccedil;e, topluca garplılaşmalı, Batılılaşmalıyız&rdquo; diyor. Bu s&ouml;z&uuml;n iki manası vardır:<br />
Birincisi, Batılıların fende, sanatta, imar ve refah vasıtalarında bulduklarını &ouml;ğrenmek, yapmak, bunlardan istifadeye &ccedil;alışmaktır ki, bunu İsl&acirc;miyet de, zaten emretmektedir. Fen bilgilerini &ouml;ğrenmenin farz-ı kifaye olduğu, kitaplarda, vesikaları ile bildirilmiştir. Bir had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Hikmet yani fen ve sanat, m&uuml;minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!)</strong> buyuruldu. Fakat bu, Batı&#39;ya uymak değil, ilmi, fenni onlarda bile arayıp almak ve onların &uuml;st&uuml;nde olmaya &ccedil;alışmaktır.</p>

<p align="left">İkinci manada Batılılaşmak ise, ecdadımızın doğru ve mukaddes yolunu bırakıp, Batı&#39;nın b&uuml;t&uuml;n &acirc;detlerini, ahlaksızlıklarını ve hepsinden daha acı olarak, dinsizliklerini alıp, camileri kilise ve eski sanat eseri şekline sokmak, M&uuml;sl&uuml;manlığa gerilik dini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime &ccedil;&ouml;l kanunu, puta tapmaya, ibadete m&uuml;zik karıştırmaya modern ve medeni din demek, İsl&acirc;miyeti bırakıp, Hristiyanlığa, musiki aletleri ile ibadete d&ouml;nmeye, <strong>Dinde reform</strong> ismini vermektir.</p>

<p align="left">Herkes şunu iyi bilmelidir ki, bu milletin damarlarında dolaşan asil kan, ne bug&uuml;n, ne de, onların &uuml;mitle bekledikleri g&uuml;nlerde, bu manada asla Batılılaşmayacak, dinsiz olmayacak, zındıkların yalanlarına aldanmayacaktır. Ecdadının mukaddesatını ayaklar altında &ccedil;iğnetmeyecektir!</p>

<p><b>Sual: </b>&quot;Bir M&uuml;sl&uuml;man aynı zamanda kom&uuml;nist de olabilir&quot; diyenlere nasıl cevap vermelidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Seadet-i Ebediyye kitabında bu konuda deniyor ki:<br />
&ldquo;M&uuml;sl&uuml;man olan, M&uuml;sl&uuml;manlığı bilen ve benimseyen bir kimse, kom&uuml;nist olamaz. Kom&uuml;nistler, M&uuml;sl&uuml;manı aldatamaz. M&uuml;sl&uuml;manlıkta kom&uuml;nistlik yoktur. Kom&uuml;nist partisi reisi olan Lenin;</p>

<p>&ldquo;Her millet kom&uuml;nist olabilir. Fakat, M&uuml;sl&uuml;man kom&uuml;nist yapılamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, M&uuml;sl&uuml;manda tevekk&uuml;l, Allaha g&uuml;venmek vardır. Allaha g&uuml;venen, Allaha sığınan kimse, kom&uuml;nist yapılamaz&rdquo; demiştir.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;manları kom&uuml;nist yapabilmek i&ccedil;in, &ouml;nce, onların dinini, imanını almaya, M&uuml;sl&uuml;man &ccedil;ocuklarını dinsiz, imansız yapmaya uğraşırlar. Din adamlarını şehit, din bilgilerini, işkence ve &ouml;l&uuml;m cezası ile yasak ederler. Din kitaplarını yok ederek, İslamiyeti s&ouml;nd&uuml;rmeye, &ccedil;ocukları din bilgisinden habersiz yetiştirmeye &ccedil;alışırlar.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;man, canını verir, dinini, imanını, asla vermez. Bunu 1986 Afganistan faciasında Ruslar da iyi anladı. Y&uuml;z binlerce kızıl askerler, f&uuml;ze ve u&ccedil;aklarla saldırarak, k&ouml;yl&uuml;leri, kadınları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler. M&uuml;sl&uuml;man &ccedil;ocuklarını dinsiz yapmak i&ccedil;in Moskova&#39;ya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler. Camileri, mektepleri, evleri, gıda maddelerini yaktılar. 1979&#39;dan 1986&#39;ya kadar akıttıkları M&uuml;sl&uuml;man kanı bir milyonu ge&ccedil;ti. Fakat M&uuml;sl&uuml;man m&uuml;c&acirc;hitler, binlerle şehit verip, dinsizlere esir olmadı.</p>

<p>Ruslar, bu vahşetlerini saklamak i&ccedil;in, Rusya&#39;da din h&uuml;rriyeti olduğunu, İslam ilimlerinin ve ibadetlerin serbest olduğunu anlatan kitaplar hazırlayıp, İslam memleketlerinde dağıttılar. Bu kitaplardan, Rusya&#39;daki M&uuml;sl&uuml;manların haberleri bile olmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, yalnız dış memleketlere g&ouml;nderildi. Rusya&#39;da dağıtılması yasak idi. Kom&uuml;nizme hıyanet etmek olurdu.</p>

<p>Bu kitaplardan 1986&#39;da, Cezayir&#39;de halka dağıtılanlardan bir kısmı elimize ge&ccedil;ti. Devlet tarafından ofsetle basılmış, Arabi kitaplar. &Uuml;zerlerinde 1400 hicri tarihi ve Taşkent yazılı. İ&ccedil;lerinde, sarık ve c&uuml;bbe giydirilmiş, dinsiz birka&ccedil; kom&uuml;nistin resimleri, m&uuml;ft&uuml;, imam ve din idaresi reisi gibi isimlerle teşhir ediliyor. Afganistan&#39;da, M&uuml;sl&uuml;manlara yapılan Rus zulm&uuml; ile zıt bir kom&uuml;nist propagandası. İslam dinini ve kom&uuml;nizmin i&ccedil;y&uuml;z&uuml;n&uuml; bilmeyen, bu hileye ve yalanlara &ccedil;abuk aldanır. İslam d&uuml;şmanını dost sanarak, sonsuz felakete s&uuml;r&uuml;klenir.&rdquo;</p>

<p><b>Sual: </b>Bozulan semavi dinlerin mensupları, İslam dinini de bozmak i&ccedil;in uğraşmışlar mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
End&uuml;l&uuml;s M&uuml;sl&uuml;manlarından fen ilimlerini &ouml;ğrenen Avrupalı gen&ccedil;ler, akıl ve mantık dışı olan Hıristiyanlığa karşı isyan ettiler. Hıristiyanlığa karşı yapılmış olan h&uuml;cumlar, İslamiyete karşı yapılamadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İslam dininin i&ccedil;inde akla, mantığa ve ilme ters d&uuml;şecek hi&ccedil;bir fikir ve bilgi yoktur.</p>

<p>Başta İngilizler olmak &uuml;zere, Avrupalılar, Hıristiyanlık inancını yaymak ve başka milletleri Hıristiyanlaştırmak i&ccedil;in, misyoner teşkilatları kurdular. İktisadi, ekonomik bakımdan, d&uuml;nyanın en kuvvetli teşkilatı h&acirc;line gelen, kilise ve misyoner teşkilatları, akılalmaz bir faaliyetin i&ccedil;erisine girdiler. Hıristiyanlığı, İslam memleketlerinde yayabilmek i&ccedil;in, korkun&ccedil; bir İslam d&uuml;şmanlığı başlattılar. İslam memleketlerinin her yerine Hıristiyanlığı &ouml;ven binlerce kitap, dergi ve casuslar g&ouml;ndermeye başladılar. Bug&uuml;n de, g&uuml;zel memleketimizde, durmadan, Hıristiyanlığı anlatan kitap, dergi ve broş&uuml;rler dağıtılmakta, posta ile yurt dışından adreslere g&ouml;nderilmektedir.</p>

<p>İslam &acirc;limleri, İslam dinine zıt ne kadar g&ouml;r&uuml;ş, fikir, felsefi d&uuml;ş&uuml;nce ve inan&ccedil; varsa, hepsine cevaplar vermişlerdir. Bozulan &Icirc;seviliğin yanlışlıklarını da, a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarmışlardır. D&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşamak, ahirette de sonsuz saadete kavuşmak i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man olmanın lazım olduğunu a&ccedil;ıklamışlardır.</p>

<p>Papazlar, İslam &acirc;limlerinin kitaplarına cevap verememişlerdir. İslam &acirc;limlerinin, Hıristiyanlara cevap veren, Arab&icirc; ve T&uuml;rk&ccedil;e Tuhfet-&uuml;l-er&icirc;b, İngiliz Casusunun İtir&acirc;fları, T&uuml;rk&ccedil;e Dıy&acirc;-&uuml;l-kul&ucirc;b gibi kitapları meşhurdur. Harputlu İshak Efendi&rsquo;nin hazırladığı Dıy&acirc;-&uuml;l-kul&ucirc;bu, protestan papazlarının İslamiyete karşı yazmış oldukları haksız yazılarına ve iftiralarına cevaptır. Bunun i&ccedil;in bu kitaba Cev&acirc;b Veremedi ismi verilmiştir.</p>

<p>Bug&uuml;n ellerde bulunan Kit&acirc;b-ı mukaddeste mevcut ilim, akıl ve ahlak dışı yazılar meydandadır. Buna karşılık İslam &acirc;limlerinin akla, ilme, fenne ve medeniyete ışık tutan yazıları da d&uuml;nya k&uuml;t&uuml;phanelerini doldurmaktadır. Bu hakikati g&ouml;rmemek, bilmemek, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z insanı i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olamaz. Şimdi, Muhammed aleyhisselamın getirdiği İslam dininden başka din arayanlar, ahirette sonsuz azaptan kurtulamayacaklardır.</p>

<p><b>Sual: </b>Bizden &ouml;nce ve bizim zamanımızda da varlıklarını s&uuml;rd&uuml;ren bozuk fırkaların, g&ouml;r&uuml;şlerin &ccedil;ıkış zamanı, Peygamber efendimizin vefatından hemen sonra mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Daha Eshab-ı kiram zamanında, M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyerek, Abdullah bin Sebe adını alan bir Yemen Yahudisi, M&uuml;sl&uuml;manlar arasına ilk olarak fitne, ikilik soktu. Bozuk bir &ccedil;ığır a&ccedil;tı. Resulullah efendimizin Eshabını k&ouml;t&uuml;lemeye kalkıştı. Bu Yahudinin meydana &ccedil;ıkardığı bu bozuk yola R&acirc;fiz&icirc;lik denildi. Sonraları, nice nice din d&uuml;şmanları, M&uuml;sl&uuml;man adı alarak, hatta din adamı şekline b&uuml;r&uuml;nerek, bozuk, sapık yollar meydana &ccedil;ıkardı. Milyonlarca M&uuml;sl&uuml;manın doğru yoldan ayrılmasına sebep oldular. Resulullah efendimiz, &uuml;mmetinin başına gelecek bu acıklı h&acirc;li haber vererek;</p>

<p><b>(&Uuml;mmetim yetmiş&uuml;&ccedil; fırkaya ayrılacak. Bunlardan, yetmişikisi, doğru yoldan saparak, Cehenneme gidecek. Bir fırkası, benim ve Eshabımın izinde, doğru yolda kalacaktır)</b>&nbsp;buyurdu. Doğru yolda kalan bu fırkaya Ehl-i s&uuml;nnet denildi.</p>

<p>Bu fırkalardan en eskisi ve k&ouml;t&uuml;s&uuml; olan R&acirc;fiz&icirc;lik, zaman zaman, ahmaklar ve bilhassa din cahilleri arasında yayılmakta ve din d&uuml;şmanları tarafından da koz olarak kullanılmakta, Eshab-ı kiramdan bazıları k&ouml;r&uuml;klenmektedir. Son zamanlarda bastırdıkları, eskiden Yahudi d&uuml;zmesi olan H&uuml;sniyye kitabına ve ara sıra cami kapılarında cahil halka dağıttıkları broş&uuml;rlere ve s&ouml;zlerine dikkat edilirse, kitabın s&ouml;zlerinin ve yazılarının hi&ccedil;bir ilm&icirc; temele dayanmadığı, vaka, hadise ve olayları değiştirdikleri, &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflere yanlış, bozuk mana verdikleri g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Sa&ccedil;ma sapan s&ouml;zlerine inandırmak i&ccedil;in, kıymetli birka&ccedil; kitabın ismini veriyorlar. Bunlarda da b&ouml;yle yazılı diyorlar. Fakat, bu kıymetli kitaplardan bir satır yazı g&ouml;steremiyorlar. Cahiller, bu kitapların ismini duyunca, hepsini doğru ve haklı sanıyor. Bunların bozuk ve &ccedil;&uuml;r&uuml;k iftiraları ve Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim ile ve hadis-i şerifler ile bildirdikleri doğru inanışlar, Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretlerinin Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m risalesinde &ccedil;ok değerli vesikalarla a&ccedil;ıklanmıştır. Bu kitap, Hakikat Kitabevi tarafından basılıp yayınlanmıştır. M&uuml;sl&uuml;manlar, bu kitabı, dikkat ve insaf ile okurlarsa, işin doğrusunu anlamaları ve doğru yolu bulmaları nasip olur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>D&uuml;şmanını tanımayan dostunu bulamaz</strong></p>

<p>D&uuml;ny&acirc;yı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan, Rabbini bulur. Zira bir hadis-i şerifte; (Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyurulmuştur. D&uuml;ny&acirc;, insanı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran şeyler demektir. Kadın, &ccedil;ocuk, mal, r&uuml;tbe, mevki d&uuml;ş&uuml;ncesi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturacak kadar aşırı olursa, d&uuml;ny&acirc; olur. &Ccedil;algılar, oyunlar, f&acirc;idesiz, boş şeylerle vakit ge&ccedil;irmek, hep bunun i&ccedil;in d&uuml;ny&acirc; demektir. Hadis-i şerifte:</p>

<p>(D&uuml;ny&acirc; ile &acirc;hiret birbirinin zıddıdır, birbirine uymaz. Birini r&acirc;zı edersen, &ouml;teki g&uuml;cenir) buyurulmuştur.</p>

<p>Her insanda nefs vardır. Nefs, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanıdır. Hep k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmak ister. Emirlere uymak istemez. Bir had&icirc;s-i kuds&icirc;de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;; (Nefslerinizi, kendinize d&uuml;şman biliniz! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, nefsleriniz, bana d&uuml;şmandırlar!) buyurmaktadır.</p>

<p>En ahmak yaratık! Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri; &quot;Nefs, yaratıkların i&ccedil;inde en ahmak olanıdır. Hep kendi zararını ister. Onun yakasını bırakmaya gelmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman nefstir&quot; buyurmuştur. İnsan i&ccedil;in en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman, kendi nefsidir. Bunu d&uuml;şman bilmedik&ccedil;e, insanın kurtuluşu imkansızdır. Sehl bin Abdullah-ı T&uuml;ster&icirc; hazretleri; &quot;Her kim nefsini kendine dost edinirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı kendine d&uuml;şman etmiş olur&quot; buyurmuştur. Bir kalbde, iki sevgi olmaz. Ya Allah&uuml; tealanın sevgisi veya O&#39;&#39;nun d&uuml;şmanlarının sevgisi vardır. Kalb, hi&ccedil; boş kalmaz. Bunun i&ccedil;in hikmet ehli; &quot;Kalbini d&uuml;şmandan boşalt! Dostu kalbe &ccedil;ağırmaya l&uuml;zum kalmaz zira dostun muhabbeti, kendiliğinden kalbe gelir&quot; demişlerdir. Seven, sevdiğinin dostlarını sever, d&uuml;şmanlarına da d&uuml;şman olur. Sevgi bunu gerektirir. Abdullah M&uuml;rteiş hazretleri; &quot;Kul, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisini, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevmediklerine d&uuml;şman olmakla kazanır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevmedikleri ise, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran şeylerin hepsidir&quot; buyurmuştur. Nefs, şeytan ve k&ouml;t&uuml; arkadaş; bu &uuml;&ccedil; d&uuml;şmana karşı &ccedil;ok dikkatli ve uyanık olmak lazımdır. Zira bunlar, insanın imanını &ccedil;almak, yoketmek i&ccedil;in uğraşmaktadırlar. Din b&uuml;y&uuml;kleri; &quot;İm&acirc;nın d&uuml;şmanı d&ouml;rtt&uuml;r: Sağda k&ouml;t&uuml; arkadaş, solda nefsin hev&acirc;sı, istekleri, &ouml;nde d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmak ve arkada ise şeyt&acirc;n, &icirc;m&acirc;nı almak dilerler. K&ouml;t&uuml; arkadaş, yalnız insanın malını, parasını &ccedil;almak, d&uuml;ny&acirc;sını almak i&ccedil;in aldatanlar değildir. Arkadaşların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en zararlısı insanın d&icirc;nini, &icirc;m&acirc;nını, edebini, hay&acirc;sını, ahl&acirc;kını bozmaya uğraşanlar, b&ouml;ylece d&uuml;ny&acirc;sına ve &acirc;hiretine, ebed&icirc; sa&acirc;detine saldıranlardır&quot; buyurmaktadırlar.</p>

<p>İnsanın gizli d&uuml;şmanları! İsl&acirc;m &acirc;limlerinden Ahmed Siy&acirc;h&icirc; hazretleri oğluna nasihat olarak buyuruyor ki: &quot;Ey oğul! D&uuml;ny&acirc;ya sarılmış, ona g&ouml;n&uuml;l vermiş olanlarla bulunma. Onlarla sohbet ve ber&acirc;berlik gam, keder ve &uuml;z&uuml;nt&uuml; getirir. Bu, tecr&uuml;be ile s&acirc;bittir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarına uymayan, nefsinin arzu ve isteklerine uymuş kimselerle ber&acirc;ber olma. B&ouml;yle kimseler gizli d&uuml;şman olup, insanın y&uuml;z&uuml;ne karşı dalkavukluk yaparlar, gıyabında, arkadan ise aleyhinde bulunurlar.&quot; Nefis ve k&ouml;t&uuml; arkadaştan sonra, insan i&ccedil;in en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman şeytandır. Bu konuda Ahmed bin &Acirc;sım Ant&acirc;k&icirc; hazretleri; &quot;En tehlikeli d&uuml;şman, sana en yakın, en gizli ve kalbi devamlı k&ouml;t&uuml; vesveseleriyle meşg&ucirc;l eden şeytandır&quot; buyurmaktadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ibl&icirc;se, Res&ucirc;lullah efendimize giderek, soracağı b&uuml;t&uuml;n su&acirc;llere doğru cevap vermesini emretti. İbl&icirc;s yaşlı bir ihtiy&acirc;r şeklinde, Res&ucirc;lullah efendimizin huz&ucirc;runa geldi. Res&ucirc;lullah efendimiz ona;</p>

<p>-Sevmediğin ve d&uuml;şm&acirc;n olduğun kimseleri s&ouml;yle buyurunca, ibl&icirc;s;</p>

<p>-D&uuml;ny&acirc;da en sevmediğim kimse sensin ve &acirc;dil sult&acirc;nlar, tev&acirc;zu s&acirc;hibi zenginler, doğru s&ouml;zl&uuml; t&uuml;cc&acirc;rlar, ihl&acirc;s s&acirc;hibi ve ilmi ile amel eden &acirc;limler, d&icirc;n-i isl&acirc;mı yaymaya &ccedil;alışanlar, merhametli olanlar, t&ouml;vbe edenler, har&acirc;mdan ka&ccedil;ınanlar, d&acirc;im&acirc; abdestli bulunanlar, d&acirc;im&acirc; hayır ve h&acirc;sen&acirc;tta bulunanlar, g&uuml;zel huylu ve insanlara f&acirc;ideli olanlar, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mi tecv&icirc;de uygun okuyanlar ve herkes uyurken nam&acirc;z kılanlardır dedi. Res&ucirc;lullah efendimiz;</p>

<p>-D&uuml;ny&acirc;da sevdiğin, dost olduğun kimseleri s&ouml;yle buyurdu. İbl&icirc;s; -Z&acirc;lim sult&acirc;nlar, kibirli zenginler, h&acirc;in t&uuml;cc&acirc;rlar, i&ccedil;ki i&ccedil;enler, tegann&icirc; edenler, fuhuş yapanlar, yet&icirc;m malı yiyenler, nam&acirc;za ehemmiyet vermeyenler, uzun d&uuml;ny&acirc; arz&ucirc;larına s&acirc;hip olanlar, hemen &ouml;fkelenip, &ouml;fkesini yenemeyenler benim dostum, sevdiğim kimselerdir cev&acirc;bını verdi.</p>

<p>&quot;Kim sevilir, kim sevilmez&quot;&quot;</p>

<p>İbn-i Vef&acirc; hazretleri de, kendisinden nasihat isteyen bir kimseye ş&ouml;yle buyurur: &quot;D&icirc;ni d&uuml;ny&acirc; isteklerine &acirc;let eden, herkesin &icirc;m&acirc;nını bozan k&ouml;t&uuml; din adamı ibl&icirc;sten daha zararlıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, şeytan vesvese verdiği i&ccedil;in, m&uuml;min bir kimse onun d&uuml;şman olduğunu bilir. İbl&icirc;se uyduğu takdirde &acirc;s&icirc; bir kul olacağını anlar, g&uuml;n&acirc;hına derh&acirc;l t&ouml;vbe eder. K&ouml;t&uuml; din adamı ise, hak ile b&acirc;tılı karıştırarak, nefslerinin arzusuna g&ouml;re h&uuml;k&uuml;m verirler ve doğru yoldan ayrılırlar. K&ouml;t&uuml; din adamlarından Allah&#39;&#39;a sığın ve onlarla bir arada bulunmaktan sakın! S&acirc;dık, iyi ve sağlam din &acirc;limleriyle birlikte bulun.&quot; Hep hocasından nakil yapan bir z&acirc;ta; &quot;Sen hocandan ne &ouml;ğrendin?&quot; diye sual edilince; &quot;Ben hocamdan, kimi sevip, kimi sevmeyeceğimi &ouml;ğrendim&quot; cevabını vermiştir.</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3759]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:51:35 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tehevvür]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Tehevv&uuml;r nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Gadabın yani &ouml;fkenin, sertliğin aşırı ve zararlı olmasına (Tehevv&uuml;r), atılganlık denir. Tehevv&uuml;r sahibi hiddetli, sert olur. Bunun aksine kazm, hilm, yumuşaklık denir. Halim kimse, gadaba sebep olan şeyler karşısında kızmaz, heyecana gelmez. Korkak olan, kendine zarar verir. Gadaplı kimse ise, hem kendine, hem de başkalarına zarar verir.<br />
<br />
Tehevv&uuml;r, insanın aklını giderir, k&uuml;fre kadar g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Hadis-i şerifte, <b>(Gadap, imanı bozar)</b> buyuruldu. Resulullah efendimizin d&uuml;nya i&ccedil;in gadaba geldiği g&ouml;r&uuml;lmedi. Allah i&ccedil;in gadaba gelirdi. Gadap sahibi, karşısındakinin de kendisine karşılık yapacağını &ouml;nceden d&uuml;ş&uuml;nmelidir. Gadaba gelen kimsenin sinirleri bozulur, kalb hastası olur. Bu bozukluk, dışına da sirayet ederek, &ccedil;irkin ve korkun&ccedil; bir h&acirc;l alır.<br />
Gadabı yenmek &ccedil;ok sevaptır. Gadabını yenene, Cennet m&uuml;jdelendi. Allah rızası i&ccedil;in gadabını yenen kimse, karşısındakini af edip, ona karşılık yapmaz ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu &ccedil;ok sever, Cennetin, bunlar i&ccedil;in hazırlanmış olduğunu bildirmiştir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in gadabını def ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, ondan azabını def eder)<br />
<br />
(Bir M&uuml;sl&uuml;manda &uuml;&ccedil; şey bulunursa Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu muhafaza ve himaye eder, onu sever, merhamet eder. Nimete ş&uuml;k&uuml;r etmek, zalimi af etmek, gadaba gelince, gadabını yenmek) </b><br />
[Nimete ş&uuml;k&uuml;r etmek, onu İslamiyet&#39;e uygun olarak kullanmak demektir.]<br />
<br />
<b>(Gadaba gelen bir kimse, dilediğini yapmaya k&acirc;dir olduğu halde, yumuşak davranırsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onun kalbini, emniyet ve iman ile doldurur)<br />
<br />
(Bir kimse gadabını &ouml;rterse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun ayıplarını, kabahatlerini &ouml;rter) </b><br />
<br />
Abdullah ibni Abbas&rsquo;a bir kimse s&ouml;vd&uuml;. Buna karşılık olarak, bir ihtiyacın varsa, sana yardım edeyim, buyurdu. Adamcağız başını &ouml;ne eğerek ve utanarak &ouml;z&uuml;r diledi.<br />
<br />
Hazret-i H&uuml;seyin&rsquo;in oğlu Zeynel Abidin Ali&rsquo;ye bir kimse s&ouml;vd&uuml;. Elbisesini &ccedil;ıkarıp ona hediye etti.<br />
İsa aleyhisselam, Yahudilerin yanından ge&ccedil;erken, kendisine &ccedil;ok k&ouml;t&uuml; şeyler s&ouml;ylediler. Onlara iyi ve tatlı cevaplar verdi. Onlar, sana k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapıyor, sen onlara iyi s&ouml;yl&uuml;yorsun dediklerinde, (Herkes, başkasına, yanında bulunandan verir) buyurdu.<br />
<br />
İslamiyet&#39;ten, kitaptan almayıp da, kendi kafasından &ccedil;ıkarıp, sert, hiddetli vaaz vereni dinlememek de, bunun gadabına sebep olur. Bunun ilacı, doğruyu, yumuşak ve tatlı s&ouml;ylemektir. Hazret-i Hasan ve H&uuml;seyin &ccedil;&ouml;lde gidiyorlardı. Bir ihtiyarın abdest aldığını g&ouml;rd&uuml;ler. Abdesti doğru almıyor, şartlarına uymuyordu. Yaşlı olduğu i&ccedil;in, b&ouml;yle abdest sahih olmaz demeye sıkıldılar. Yanına giderek, m&uuml;barek efendim! Birbirimizden daha iyi abdest aldığımızı s&ouml;yl&uuml;yoruz. Bir abdest alalım. Hangimizin haklı olduğunu bize bildir, dediler. &Ouml;nce Hasan, sonra H&uuml;seyin g&uuml;zel bir abdest aldılar. İhtiyar, dikkatle baktı. Evlatlarım! Abdest almasını şimdi sizden &ouml;ğrendim, dedi.<br />
<br />
Haram işleyecek kimseye gizlice nasihat edilir. Haram işlemekte olana, tatlılıkla orada s&ouml;ylenir. Herkese &ouml;nce gizli, tenhada nasihat vermek, daha tesirli olur. <b>(İslam Ahlakı)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Sual: &quot;G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde insanlar birbirlerine &ccedil;ok sert davranıyorlar. Bu kul hakkına girmiyor mu?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> İnsan davranışlarında sertlik, iticilik ve korkuyu, yumuşaklık ise, sıcaklığı, şefkati, merhameti ve sevgiyi doğurur. Korkutarak elde edilen başarı, yıkılmaya, sevgi ile elde edilen muvaffakiyet ise, artmaya, b&uuml;y&uuml;meye mahk&ucirc;mdur. Bunun i&ccedil;in Res&ucirc;lullah efendimiz <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ref&icirc;ktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihs&acirc;n eder. Başkalarına vermez)</strong> buyurmuşlardır. Enes bin M&acirc;lik hazretleri, &quot;Res&ucirc;lullah efendimize on sene hizmet ettim. Bu zaman i&ccedil;inde bana incindiğini, sert s&ouml;ylediğini hi&ccedil; g&ouml;rmedim&quot; buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu g&uuml;zel h&acirc;li, &Acirc;l-i imr&acirc;n s&ucirc;resinin 159. &acirc;yetinde me&acirc;len; <strong>(Yanında bulunanlara yumuşaklık ve tatlılıkla mu&acirc;mele etmen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer k&ouml;t&uuml; ahl&acirc;klı olup, sert davransaydın etr&acirc;fındakiler dağılırlardı)</strong> buyurularak &ouml;v&uuml;lmektedir.</p>

<p>Sultan Yıldırım Bayezıd Han zamanında yaşa&shy;mış velilerden &Ccedil;elebi Cem&acirc;ledd&icirc;n Efendi, hi&ccedil; kızmaz, dostuna, d&uuml;şmanına aynı mu&acirc;melede bulunurdu. Onun bu geniş m&uuml;s&acirc;mahak&acirc;r h&acirc;lini anlayamayanlar;</p>

<p>-Bu kadar yumuşaklığın, insanlara karşı bu kadar tahamm&uuml;l ve sabır g&ouml;stermenin m&acirc;n&acirc;sı nedir? Diye su&acirc;l ettiklerinde;</p>

<p>-Hilm, yumuşaklık kılıcı, demir kılı&ccedil;tan, hatt&acirc; y&uuml;z zafere sebep olan kılı&ccedil;tan daha keskindir, diye cevap vermişlerdir.</p>

<p>İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmak ve yasaklarından ka&ccedil;mak l&acirc;zım olduğu gibi, insanların haklarını &ouml;demek ve onlarla iyi ge&ccedil;inmek de l&acirc;zımdır. <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini b&uuml;y&uuml;k bilmek ve O&#39;nun yarattıklarına acımak l&acirc;zımdır)</strong> had&icirc;s-i şer&icirc;fi, bu iki hakkı yerine getirmenin l&acirc;zım olduğunu g&ouml;stermektedir. Bu iki haktan yalnız birini g&ouml;zetmek kusur olur. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak l&acirc;zımdır. Onlarla iyi ge&ccedil;inmek v&acirc;cibdir. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz.&quot;</p>

<p>İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m, bir g&uuml;n 200 Mec&ucirc;s&icirc;ye ziy&acirc;fet vermişti. Ziy&acirc;fetten memnun kalan Mec&ucirc;s&icirc; topluluğu, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;ma;</p>

<p>-Bize ne emredersen yapalım dediler. İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m da;</p>

<p>-Sizden bir dileğim var, buyurdu.</p>

<p>-O nedir? dediklerinde,</p>

<p>-Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum dedi. Kendi aralarında m&uuml;zakere ettiler ve; &quot;Bu zatın ihs&acirc;nları, ziy&acirc;fetleri meşh&ucirc;rdur. Bunu kırmayıp, bunun Rabbine bir kere secde eder, sonra gidip yine tanrılarımıza tapınırız. Bir zararı olmaz&quot; diye karar verip secdeye gittiler. Onlar secdede iken, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;m; (Y&acirc; Rabb&icirc;! G&uuml;c&uuml;m&uuml;n yettiği bu kadar! Daha fazlasını yaptırmak benim elimden gelmiyor. Bunları hid&acirc;yete, sa&acirc;dete kavuşturmak, ancak senin kudretindedir. Bunlara iman nasip eyle!) diye dua etti ve du&acirc;sı kab&ucirc;l olup, hepsi iman ettiler.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1300]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:49:19 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Rıfk]]></title>
<description><![CDATA[<p>Rıfk yumuşaklık demektir. Katılığın, kabalığın tersidir. Rıfk, m&uuml;layimlik, naziklik, yavaşlılık, tatlılık, g&uuml;zellik, acımak, iyilik etmek, kısaca İslamiyet&rsquo;e uymaktır.<br />
<br />
Yumuşak yerine sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur. Her zaman yumuşak davranmaya &ccedil;alışmalı, sertlikten ka&ccedil;malıdır!</p>

<p><strong>Sual: &quot;G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde insanlar birbirlerine &ccedil;ok sert davranıyorlar. Bu kul hakkına girmiyor mu?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> İnsan davranışlarında sertlik, iticilik ve korkuyu, yumuşaklık ise, sıcaklığı, şefkati, merhameti ve sevgiyi doğurur. Korkutarak elde edilen başarı, yıkılmaya, sevgi ile elde edilen muvaffakiyet ise, artmaya, b&uuml;y&uuml;meye mahk&ucirc;mdur. Bunun i&ccedil;in Res&ucirc;lullah efendimiz <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ref&icirc;ktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihs&acirc;n eder. Başkalarına vermez)</strong> buyurmuşlardır. Enes bin M&acirc;lik hazretleri, &quot;Res&ucirc;lullah efendimize on sene hizmet ettim. Bu zaman i&ccedil;inde bana incindiğini, sert s&ouml;ylediğini hi&ccedil; g&ouml;rmedim&quot; buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu g&uuml;zel h&acirc;li, &Acirc;l-i imr&acirc;n s&ucirc;resinin 159. &acirc;yetinde me&acirc;len; <strong>(Yanında bulunanlara yumuşaklık ve tatlılıkla mu&acirc;mele etmen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer k&ouml;t&uuml; ahl&acirc;klı olup, sert davransaydın etr&acirc;fındakiler dağılırlardı)</strong> buyurularak &ouml;v&uuml;lmektedir.</p>

<p>Sultan Yıldırım Bayezıd Han zamanında yaşa&shy;mış velilerden &Ccedil;elebi Cem&acirc;ledd&icirc;n Efendi, hi&ccedil; kızmaz, dostuna, d&uuml;şmanına aynı mu&acirc;melede bulunurdu. Onun bu geniş m&uuml;s&acirc;mahak&acirc;r h&acirc;lini anlayamayanlar;</p>

<p>-Bu kadar yumuşaklığın, insanlara karşı bu kadar tahamm&uuml;l ve sabır g&ouml;stermenin m&acirc;n&acirc;sı nedir? Diye su&acirc;l ettiklerinde;</p>

<p>-Hilm, yumuşaklık kılıcı, demir kılı&ccedil;tan, hatt&acirc; y&uuml;z zafere sebep olan kılı&ccedil;tan daha keskindir, diye cevap vermişlerdir.</p>

<p>İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmak ve yasaklarından ka&ccedil;mak l&acirc;zım olduğu gibi, insanların haklarını &ouml;demek ve onlarla iyi ge&ccedil;inmek de l&acirc;zımdır. <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini b&uuml;y&uuml;k bilmek ve O&#39;nun yarattıklarına acımak l&acirc;zımdır)</strong> had&icirc;s-i şer&icirc;fi, bu iki hakkı yerine getirmenin l&acirc;zım olduğunu g&ouml;stermektedir. Bu iki haktan yalnız birini g&ouml;zetmek kusur olur. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak l&acirc;zımdır. Onlarla iyi ge&ccedil;inmek v&acirc;cibdir. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz.&quot;</p>

<p>İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m, bir g&uuml;n 200 Mec&ucirc;s&icirc;ye ziy&acirc;fet vermişti. Ziy&acirc;fetten memnun kalan Mec&ucirc;s&icirc; topluluğu, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;ma;</p>

<p>-Bize ne emredersen yapalım dediler. İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m da;</p>

<p>-Sizden bir dileğim var, buyurdu.</p>

<p>-O nedir? dediklerinde,</p>

<p>-Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum dedi. Kendi aralarında m&uuml;zakere ettiler ve; &quot;Bu zatın ihs&acirc;nları, ziy&acirc;fetleri meşh&ucirc;rdur. Bunu kırmayıp, bunun Rabbine bir kere secde eder, sonra gidip yine tanrılarımıza tapınırız. Bir zararı olmaz&quot; diye karar verip secdeye gittiler. Onlar secdede iken, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;m; (Y&acirc; Rabb&icirc;! G&uuml;c&uuml;m&uuml;n yettiği bu kadar! Daha fazlasını yaptırmak benim elimden gelmiyor. Bunları hid&acirc;yete, sa&acirc;dete kavuşturmak, ancak senin kudretindedir. Bunlara iman nasip eyle!) diye dua etti ve du&acirc;sı kab&ucirc;l olup, hepsi iman ettiler.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2654]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:47:12 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Rıfk (Yumuşaklık)]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Hep yumuşak hareket edilmesini bildiriyorsunuz. Neden hakkı mert&ccedil;e ve sert&ccedil;e s&ouml;ylemekten &ccedil;ekiniyorsunuz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yumuşak olmayı emretmektedir:<br />
<b>(Rabbinin yoluna, hikmetle, g&uuml;zel &ouml;ğ&uuml;tle davet et, onlarla en g&uuml;zel şekilde tartış!)</b> [Nahl 125]<br />
<br />
<b>(</b>[Ey Resul&uuml;m] <b>etrafındakilere yumuşak davranman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer k&ouml;t&uuml; huylu olup, sert davransaydın hepsi dağılıp giderlerdi.)</b> [&Acirc;l-i imran159]<br />
<br />
Bir vaiz, (Zalim sultan karşısında doğruyu s&ouml;ylemek cihad olur) diye, Halife Memun&rsquo;a, sert s&ouml;zlerle nasihat etmeye başladı. Halife, (Ey vaiz, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, senden iyisini, benden k&ouml;t&uuml;s&uuml;ne g&ouml;nderdiği halde, o, yumuşak konuştu) dedi. Vaiz, (Benden iyi ve senden k&ouml;t&uuml; olan kim?) dedi. Halife, (Benden k&ouml;t&uuml; olan Firavun&rsquo;dur, senden iyi olan da Hazret-i Musa&rsquo;dır) dedi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i Musa&rsquo;ya, Firavun&rsquo;a yumuşak şekilde nasihat etmesini emretmiştir. (<b>T&acirc;h&acirc;</b> 44)<br />
<br />
Yarın ahirette Firavun, (Bana sert hareket edildiği i&ccedil;in hakkı kabul edemedim) diyemeyecektir. O halde &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;z, daima yumuşak hareket etmek olmalı. Rıfk yumuşaklık demektir. Katılığın, kabalığın tersidir. Rıfk, m&uuml;layimlik, naziklik, yavaşlılık, tatlılık, g&uuml;zellik, acımak, iyilik etmek, kısaca İslamiyet&rsquo;e uymaktır. Hilm de yumuşaklık demektir. Yumuşak yerine sert ve kaba konuşan, fitneye sebep olur. Her zaman yumuşak davranmaya &ccedil;alışmalı, sertlikten ka&ccedil;malıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Rıfk, hikmetin başıdır.) </b>[Haraiti]<br />
<br />
<b>(Rıfk ile bereket hasıl olur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Rıfkı olmayanın hayrı yoktur.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; refiktir her işte rıfkı sever.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Emr-i marufu ancak rıfk sahibi fakihler yapar.) </b>[İ.Gazali]<br />
<br />
<b>(Rıfk, insana ziynet verir, kusurlarını giderir.) </b>[İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(Rıfktan mahrum olan b&uuml;t&uuml;n hayırlardan mahrum olur.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Uygun sual sormak ilmin yarısı, rıfk, ge&ccedil;inmenin yarısıdır.) </b>[Askeri]<br />
<br />
<b>(Rıfk sahibi olan, d&uuml;nya ve ahiret iyiliklerine kavuşur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İnsanlara kolaylık ve rıfk g&ouml;steren m&uuml;min, Cehenneme girmez.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min &ouml;yle yumuşaktır ki, yumuşaklığından dolayı ahmak sanılır.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Hilm </b>[rıfk]<b> sahibi, g&uuml;nd&uuml;zleri oru&ccedil; tutan, geceleri namaz kılan kimsenin derecesine kavuşur.) </b>[Mekt.Masumiyye]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hilmi sever.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Hilm sahibi olmak Peygamberlerin s&uuml;nnetidir.)</b> [Beyheki]</p>

<p><strong>Sual: &quot;G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde insanlar birbirlerine &ccedil;ok sert davranıyorlar. Bu kul hakkına girmiyor mu?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> İnsan davranışlarında sertlik, iticilik ve korkuyu, yumuşaklık ise, sıcaklığı, şefkati, merhameti ve sevgiyi doğurur. Korkutarak elde edilen başarı, yıkılmaya, sevgi ile elde edilen muvaffakiyet ise, artmaya, b&uuml;y&uuml;meye mahk&ucirc;mdur. Bunun i&ccedil;in Res&ucirc;lullah efendimiz <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ref&icirc;ktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihs&acirc;n eder. Başkalarına vermez)</strong> buyurmuşlardır. Enes bin M&acirc;lik hazretleri, &quot;Res&ucirc;lullah efendimize on sene hizmet ettim. Bu zaman i&ccedil;inde bana incindiğini, sert s&ouml;ylediğini hi&ccedil; g&ouml;rmedim&quot; buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu g&uuml;zel h&acirc;li, &Acirc;l-i imr&acirc;n s&ucirc;resinin 159. &acirc;yetinde me&acirc;len; <strong>(Yanında bulunanlara yumuşaklık ve tatlılıkla mu&acirc;mele etmen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sana bir kerem ve rahmetidir. Eğer k&ouml;t&uuml; ahl&acirc;klı olup, sert davransaydın etr&acirc;fındakiler dağılırlardı)</strong> buyurularak &ouml;v&uuml;lmektedir.</p>

<p>Sultan Yıldırım Bayezıd Han zamanında yaşa&shy;mış velilerden &Ccedil;elebi Cem&acirc;ledd&icirc;n Efendi, hi&ccedil; kızmaz, dostuna, d&uuml;şmanına aynı mu&acirc;melede bulunurdu. Onun bu geniş m&uuml;s&acirc;mahak&acirc;r h&acirc;lini anlayamayanlar;</p>

<p>-Bu kadar yumuşaklığın, insanlara karşı bu kadar tahamm&uuml;l ve sabır g&ouml;stermenin m&acirc;n&acirc;sı nedir? Diye su&acirc;l ettiklerinde;</p>

<p>-Hilm, yumuşaklık kılıcı, demir kılı&ccedil;tan, hatt&acirc; y&uuml;z zafere sebep olan kılı&ccedil;tan daha keskindir, diye cevap vermişlerdir.</p>

<p>İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri de buyuruyor ki: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmak ve yasaklarından ka&ccedil;mak l&acirc;zım olduğu gibi, insanların haklarını &ouml;demek ve onlarla iyi ge&ccedil;inmek de l&acirc;zımdır. <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini b&uuml;y&uuml;k bilmek ve O&#39;nun yarattıklarına acımak l&acirc;zımdır)</strong> had&icirc;s-i şer&icirc;fi, bu iki hakkı yerine getirmenin l&acirc;zım olduğunu g&ouml;stermektedir. Bu iki haktan yalnız birini g&ouml;zetmek kusur olur. Bundan anlaşılıyor ki, insanlardan gelen sıkıntılara katlanmak l&acirc;zımdır. Onlarla iyi ge&ccedil;inmek v&acirc;cibdir. Kızmak iyi olmaz. Sert davranmak yakışmaz.&quot;</p>

<p>İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m, bir g&uuml;n 200 Mec&ucirc;s&icirc;ye ziy&acirc;fet vermişti. Ziy&acirc;fetten memnun kalan Mec&ucirc;s&icirc; topluluğu, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;ma;</p>

<p>-Bize ne emredersen yapalım dediler. İbr&acirc;h&icirc;m aleyhissel&acirc;m da;</p>

<p>-Sizden bir dileğim var, buyurdu.</p>

<p>-O nedir? dediklerinde,</p>

<p>-Benim Rabbime bir kere secde etmenizi istiyorum dedi. Kendi aralarında m&uuml;zakere ettiler ve; &quot;Bu zatın ihs&acirc;nları, ziy&acirc;fetleri meşh&ucirc;rdur. Bunu kırmayıp, bunun Rabbine bir kere secde eder, sonra gidip yine tanrılarımıza tapınırız. Bir zararı olmaz&quot; diye karar verip secdeye gittiler. Onlar secdede iken, İbr&acirc;him aleyhissel&acirc;m; (Y&acirc; Rabb&icirc;! G&uuml;c&uuml;m&uuml;n yettiği bu kadar! Daha fazlasını yaptırmak benim elimden gelmiyor. Bunları hid&acirc;yete, sa&acirc;dete kavuşturmak, ancak senin kudretindedir. Bunlara iman nasip eyle!) diye dua etti ve du&acirc;sı kab&ucirc;l olup, hepsi iman ettiler.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1280]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 11:32:15 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hak Yoldakiler]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Bid&#39;atlerin yayıldığı şu ortamda acaba hak &uuml;zere olan bir grup var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Beyheki hazretleri, (Hak &uuml;zere olan bir toplum bulunmazsa, [yani olduğu halde bilinmezse] İslam &acirc;limlerinin bildirdiği yola t&acirc;bi olan kurtulur) buyuruyor. Hak &uuml;zere olan yola, fırka-i naciyye denir. D&ouml;rt hak mezhepten birine uyan fırka-i naciyye i&ccedil;indedir.<br />
<br />
Bir toplum ne kadar bozulursa bozulsun, i&ccedil;inde hak &uuml;zere olan bir taife bulunur. Nitekim hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Uuml;mmetimden bir taife, hak &uuml;zere cihaddadır. Kıyamete kadar galip olarak devam eder.)</b> [İbni Asakir]<br />
<br />
<b>(Hakkın yardımı &uuml;mmetimden bir taife &uuml;zerine kıyamete kadar devam eder. Bunları terk edip ayrılanların bu taifeye bir zararı olmaz.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimden bir taife, d&uuml;şmanlara galip olarak hak &uuml;zere cihad ederler. Hatta sonuncu taife, Deccal ile savaşır.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimden bir taife, Allah&rsquo;ın emriyle hak &uuml;zere hareket etmekte devam eder.) </b>[Buhari]<br />
<br />
Mişkat-&uuml;l-mesabihdeki, <b>(Bir zaman gelir, &uuml;mmetimin bir kısmı m&uuml;şrik olur, puta tapar, peygamberim diyen &ccedil;ıkar. Ben son Peygamberim. Benden sonra peygamber gelmez. &Uuml;mmetim arasında, doğru yolda olanlar, her zaman bulunur. Onlara karşı &ccedil;ıkanlar, Allah&rsquo;ın emri gelene kadar, doğru yolda olan bu kimselere zarar yapamaz)</b> hadis-i şerifi de g&ouml;steriyor ki, bid&#39;at ehli, dinimizi, Kıyamete kadar asla bozamaz. K&uuml;t&uuml;phane ve kitap&ccedil;ılarda bulunan İslam kitapları arasında bozuk olanları pek &ccedil;ok ise de, doğru olanları da vardır. Bu doğru kitaplar hi&ccedil;bir zaman yok olmaz ve hi&ccedil;bir kimse yok edemez. Bunların koruyucusu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bu kitapları arayıp, bulup, okuyup saadete kavuşanlara m&uuml;jdeler olsun! <b>(Faideli Bilgiler)</b><br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri diyor ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğini vaat buyurdu. Rabbimiz vaadinden d&ouml;nmez. Bunun i&ccedil;in, <b>Ya Rabbi, sana inanıyorum, seni ve Peygamberlerini seviyorum. İslam bilgilerini doğru olarak &ouml;ğrenmek istiyorum. Bunu bana nasip et ve beni, yanlış yollara gitmekten koru</b> diye dua etmeli, istihare yapmalı! Cenab-ı Hak ona doğru yolu g&ouml;sterir.<br />
<br />
Şu anda herhangi bir gruba mensup olan insanların da, aynı şekilde dua etmekten &ccedil;ekinmemeleri, gerekir. H&acirc;ş&acirc; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yanlış bir iş yapmaz. Belki i&ccedil;inde bulunduğu grup yanlış yoldadır. Bunun i&ccedil;in her m&uuml;sl&uuml;man, <b>Ya Rabbi hangi gruptaki m&uuml;sl&uuml;manlar doğru yolda ise, senin rızan hangi grupta ise, bana onu nasip eyle</b> diye dua etmelidir. Eğer bulunduğu grup doğru yolda ise, bir zararı olmaz. Ancak yanlış yolda ise doğruya kavuşmuş, kurtulmuş olur.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>Sual: &quot;İnsanlar ni&ccedil;in hakkı, doğruyu zor kabul ederler?&quot;</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Hak ağırdır; ağır olduğu kadar da acıdır... Ve aynı zamanda faydalıdır. Hak s&ouml;z&uuml; kabul etmek, nefislere ağır gelir. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler, davetlerine başladıkları zaman, hep itirazla karşılaşmışlardır. İsl&acirc;m &acirc;limlerine itiraz edilmesinin sebebi de, yine nefse, hak s&ouml;z&uuml;n ağır gelmesindendir. B&acirc;tıl ise, hafif ve aynı zamanda bel&acirc;lı ve zararlıdır. B&acirc;tıl olan s&ouml;zler ve işler, nefislere tatlı gelir. Nefislerine tabi olanlar, sonu zararlı ve belalı olan b&acirc;tıl yollara maalesef iltifat etmektedirler. M&uuml;sl&uuml;man, hakka ve doğruya &acirc;şıktır. Bunun i&ccedil;in kendini hep kusurlu ve hatalı kabul eder. Zaten mertlik de, su&ccedil;u kendinden bilmektir. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Haklı olduğu h&acirc;lde dahi, m&uuml;n&acirc;kaşa etmeyen kimseye, Cennette bir k&ouml;şk verilecektir)</strong> buyurmaktadır.</p>

<p>Res&ucirc;lullah Efendimiz bir g&uuml;n Mu&acirc;z ibni Cebel hazretlerine hitaben buyurdu ki:</p>

<p><strong>(Y&acirc; Mu&acirc;z! Sana vasiyyet ederim ki, takv&acirc; &uuml;zere ol! Hep doğru s&ouml;yle. Ahdine s&acirc;dık ol. Em&acirc;nete hıy&acirc;net etme. Yet&icirc;mlere merhamet et. Komşunun hakkını g&ouml;zet. Kimseye kızma. Hep tatlı konuş. Her M&uuml;sl&uuml;m&acirc;na sel&acirc;m ver. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min yolu olan fıkıh bilgilerini &ouml;ğren ve bu bilgilerden ayrılma. Her işinde &acirc;hireti d&uuml;ş&uuml;n. Hesap g&uuml;n&uuml;ne h&acirc;zırlan. D&uuml;ny&acirc;ya g&ouml;n&uuml;l bağlama. Hep g&uuml;zel, f&acirc;ideli işler yap. Hi&ccedil;bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı k&ouml;t&uuml;leme. Yalancı ş&acirc;hidlik yapma. Doğru s&ouml;z&uuml; kab&ucirc;l eyle!)</strong></p>

<p>Hak, doğru tektir. Bunu kabul etmek ise g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Hakkı kabul ettirmek i&ccedil;in zorlamak da, doğru değildir &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;nakaşa &ccedil;ıkar. Fizikte bir kaide vardır. Artı artıyı, eksi eksiyi iter. Zıt kutuplar ise, birbirini &ccedil;eker. İki taraf da ben haklıyım derse, neticede kavga &ccedil;ıkar, ge&ccedil;im olmaz. Bir evde bile, karı kocadan birisi &quot;f&acirc;ni&quot; yani yok olursa, o evde ge&ccedil;im olur. İkisi de &quot;diri&quot; ise ge&ccedil;im olmaz.</p>

<p>Hakkın, doğrunun kabul edilmemesi, kibirdendir. Kibir ve bunu benden başkası bilmemelidir iddiası ise, insanları daima yalnız bırakır ve sevimsiz kılar.</p>

<p>Herkes konuşurken hep &quot;ben&quot; der. Benim dediğim, benim d&uuml;ş&uuml;ncem, benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m diyerek kendini beğenir. Kendini beğenen kimsenin hakkı kabul etmesi ise &ccedil;ok &ccedil;ok zordur ama imk&acirc;nsız değildir. Zira her insanda şef olmak arzusu vardır. Bu, insanın tabiatında vardır. Bu h&acirc;l yalnız y&uuml;z&uuml; &acirc;hirete d&ouml;n&uuml;k olanlarda olmaz.</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=596]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 15:11:18 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Aşağılık zina]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> (Nik&acirc;hsız yaşamak, aşağılık bir zinadır) deniyor. Aşağılık olmayan zina da mı olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;yle anlamak yanlıştır. Aşağılık olmayan zina da vardır denmiyor. Zina k&ouml;t&uuml;lenip, aşağılık bir iş deniyor. Bu şekilde s&ouml;ylenenlere birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- </b>(Necis olan şarap d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş bir elbise ile namaz kılınmaz) dense, (Necis olmayan şarap da mı vardır?) denmesi, yanlış olur. Şarabın necis olduğunu bildirmek i&ccedil;in s&ouml;ylenmiştir.<br />
<br />
<b>2- </b>(Pis idrar s&uuml;te d&ouml;k&uuml;lse, o s&uuml;t i&ccedil;ilmez) dense, (Temiz idrar da mı olur?) demek yanlıştır. İdrarın pis olduğu vurgulanmak isteniyor.<br />
<br />
<b>3- </b>(B&uuml;y&uuml;k Allah&rsquo;ımız g&uuml;nahımızı affeder) denince h&acirc;ş&acirc;, (K&uuml;&ccedil;&uuml;k Allah da mı vardır?) demek &ccedil;ok yanlıştır. Y&uuml;ce Allah denince de, y&uuml;cesi olmayan da var anlaşılmaz. Burada Allah&rsquo;ın b&uuml;y&uuml;k, y&uuml;ce olduğu anlatılmak isteniyor.</p>

<p><strong>Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru</strong></p>

<p>Bir g&uuml;n bir gen&ccedil;, Res&ucirc;lullahın &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; huz&ucirc;runa gelip; y&acirc; Res&ucirc;lallah! Zin&acirc; etmem i&ccedil;in bana izn ver, dedi. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m hayrete d&uuml;ş&uuml;p, bağrışmağa başladı. Res&ucirc;lullah &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; o gence yanıma yaklaş buyurdu. Gen&ccedil; yaklaşıp huz&ucirc;runda oturdu. Başkalarının annen ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, buyurdu. Gen&ccedil;, h&acirc;yır dedi. Senin gibi hi&ccedil; kimse istemez, buyurdu. Sonra kızınla başkalarının zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, diye sordu. H&acirc;yır, r&acirc;zı olmam, dedi. Yine başkalarının kız kardeşin ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, dedi. H&acirc;yır olmam, diye cev&acirc;b verdi. Dah&acirc; sonra amcasının, halasının ve diğer akrab&acirc;larının kızları i&ccedil;in de ayrı ayrı sordu. Hepsine h&acirc;yır, başkalarının onlarla zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olmam diye cev&acirc;b verdi. Bunun &uuml;zerine Res&ucirc;lullah mub&acirc;rek elini o gencin g&ouml;ğs&uuml;ne koydu ve &ldquo;Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru&rdquo; diye d&uuml;&acirc; buyurdu. O gen&ccedil; artık hi&ccedil; har&acirc;ma meyl etmedi.</p>

<p><br />
<br />
http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=54</p>

<p>&#128214; Şev&acirc;hid-&uuml;n N&uuml;b&uuml;vve kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6435]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:38:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Amellerin en kıymetlisi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Amellerin en kıymetlisi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zamana ve şahsın haline g&ouml;re değişir. Nitekim hadis-i şerifte, <b>(En kıymetli amel, vaktinde kılınan namaz, sonra ana-babaya iyilik etmek, sonra da Allah yolunda cihaddır)</b> buyurulduğu gibi, <b>(Amellerin en iyisi yemek yedirmektir), (Gece herkes uykuda iken namaz kılmaktır), (Selam vermeyi yaymaktır), (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı anmaktır), (Elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir), (Az da olsa devamlı olan ameldir)</b> diye bildirilmiştir. <b>(Berika)</b><br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. <b>Fetava-yı Hindiyye</b>&rsquo;de diyor ki:<br />
(Hayrat, hasenat yapmak isteyen kimsenin, [hastane gibi] umuma yarayan bina yapması, k&ouml;le azat etmesinden daha efdaldir, daha iyidir. Din, fen, ahlak gibi faydalı kitaplar neşretmek, her şeyden daha efdaldir. Fıkıh kitapları hazırlamak, neşretmek, nafile ibadetler yapmaktan daha sevaptır.)<br />
<br />
<b>İslam&rsquo;a hizmet ederken </b><br />
M&uuml;sl&uuml;man olarak yaşayan, İslam&rsquo;a hizmet ederken sıkıntı &ccedil;eken, eza ve cefaya katlanan ve bu yolda sa&ccedil;ı sakalı ağaran kimse Cennete gider. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Ayakları Allah yolunda tozlanana, Cehennem haramdır.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Sa&ccedil;ını, sakalını m&uuml;sl&uuml;man olarak ağartan affolunur.) </b>[M&uuml;j. Mek.]<br />
<br />
M&uuml;sl&uuml;manın tek gayesi ahirete hazırlanmak olmalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kaygısı yalnız ahiret olanın diğer kaygılarına Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; k&acirc;fi gelir. Kaygısı d&uuml;nya olana ise, sahip &ccedil;ıkmaz.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri, (Ahireti isteyene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, keremi ile, d&uuml;nyasını da verir. Ahireti verip d&uuml;nyayı almak delilik ve akılsızlıktır) buyuruyor.<br />
<br />
Allah rızası i&ccedil;in &ccedil;alışan, d&uuml;nya nimetlerine de kavuşur. Ama d&uuml;nya i&ccedil;in &ccedil;alışan, ahiret nimetlerinden mahrum kalabilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ahiret i&ccedil;in &ccedil;alışana d&uuml;nyayı verir, fakat d&uuml;nya i&ccedil;in &ccedil;alışana, ahireti vermez.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Ahiret i&ccedil;in yatırım<br />
Sual:</b> Ahirete yatırım i&ccedil;in, hangi cins hayır hasenata ağırlık vermeli?<br />
<b>CEVAP<br />
İmam-ı Rabbani</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
Farz ibadetin yanında nafile ibadetlerin hi&ccedil; kıymeti yoktur. Deniz yanında, damla kadar bile değildir. Melun şeytan, m&uuml;minleri aldatarak, farzları k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;steriyor. Nafilelere yol g&ouml;steriyor. Zek&acirc;t yerine nafile sadakaları g&uuml;zel g&ouml;steriyor. Halbuki, zek&acirc;t niyeti ile fakire bir altın vermek, y&uuml;z bin altın sadaka vermekten daha sevabdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; zek&acirc;t vermek, farzı yapmaktır. Zek&acirc;t niyeti olmadan verilenler ise, nafile ibadettir. <b>(1/29)</b><br />
<br />
Farzın &ouml;nemi, hi&ccedil;bir s&uuml;nnetle, nafile ibadetle asla mukayese kabul etmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz buyuruyor ki:<br />
<br />
<b>(Ramazanda bir g&uuml;n oru&ccedil; tutmayan, onun yerine b&uuml;t&uuml;n yıl oru&ccedil; tutsa, o bir g&uuml;nk&uuml; sevaba kavuşamaz.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Dikkat edin, farz orucu kaza ediyor, oru&ccedil; borcundan kurtuluyor; ama farzı zamanında yapma sevabına kavuşamıyor. Hatta &ouml;m&uuml;r boyu nafile oru&ccedil; tutsa da, bir farzı zamanında yapma sevabına kavuşamıyor. Farzın ne kadar &ouml;nemli olduğunu bu hadis-i şerif a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. O halde nafile değil de, farz olan bir ibadeti tercih etmek gerekir. Mesela, dinin doğru olarak &ouml;ğrenilmesine vesile olmak, &ouml;nemli bir farzı yerine getirmek olur. Bunun en kolay yolu da, sevdiklerimize, yakınlarımıza, <a href="http://www.hakikatkitabevi.com">http://www.hakikatkitabevi.com</a>&nbsp;adresindeki, nakli esas alan, doğru kitaplardan hediye etmektir.</p>

<p><strong>Kitap dağıtmanın kıymeti</strong></p>

<p><strong>Sual:</strong> Dışarıda verdiğimiz veya sattığımız kitaplardan, parası olmadığı i&ccedil;in veya başka sebeple almak istemeyenler olabiliyor. Alsa da herkes okumayabilir. İnternetten okumak insanlara daha kolay geliyor. Dinimizislam sitesinin adresini yazılı olduğu kartvizit ve etiket bastırsak da, suali olanlar sorsun diye kitapların &uuml;st&uuml;ne bu etiketlerden yapıştırsak, kitap veremediklerimize de kartvizitlerden versek uygun olur mu?</p>

<p><strong>Cevap: </strong>Ehl-i s&uuml;nnet itikadından olan&nbsp;herkes bu kitapları alıp dağıtabilir, kitapları alanların okuyup okumaması, kendi tercihleridir. Maksat kitapların dağıtılmasıdır, şahsımız veya bir internet sitesi değildir. Bu internet sitelerinden maksat bu kitapları tanıtmak, bu kitaplara y&ouml;nlendirmektir. &Uuml;st&uuml;ne internet sitesinin etiketini yapıştırınca, sanki kitapların maksadı siteyi tanıtmakmış gibi ters bir mana &ccedil;ıkar. Suali olan, kitaplarda yazılı olan mail adresine sorabilir. Gerektiğinde, internet sitesi olarak sadece <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/"><strong>www.hakikatkitabevi.net</strong></a> adresi tavsiye edilebilir. Diğer b&uuml;t&uuml;n sitelerimizin maksadı, buraya havale etmek olmalıdır. Maksat ile vasıtayı, yani ama&ccedil; ile aracı karıştırmamalıdır. Esas hizmet ve H&uuml;seyin Hilmi efendinin (rahmetullahi aleyh) vasiyeti, bizzat kitap dağıtmaktır. Bu zat, vasiyetinde buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;k zatların kitaplarından hazırlanan bu kitaplarımızdan her g&uuml;n birka&ccedil; sayfa okursanız feyz alırsınız. Okuduk&ccedil;a kalbiniz nurlanır ve okuduğunuzu da anlamaya başlarsınız. Kitaplarımızın dağılmasına yardım eden kardeşlerimi &ccedil;ok seviyor ve onlara dua ediyorum. Yolunu şaşırmış bir kimseyi doğru yola &ccedil;evirmek, on k&acirc;firin imana gelmesinden daha sevabdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Merhum Enver abimiz de ş&ouml;yle anlatmışlardı:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;klerimizin kitapları raflarda beklesin diye yazılmadı. O kadar emek, o kadar zahmet, raflarda garip bir vaziyette beklesin diye sarf edilmedi. Bu kitaplar raflar i&ccedil;in değil insanlar i&ccedil;indir. Herkes okusun, d&uuml;nya ve &acirc;hiret saadetine kavuşsun diye yazılmıştır. O b&uuml;y&uuml;k zatlar yaşasalardı &uuml;z&uuml;l&uuml;rlerdi. Madem insanlar şu veya bu sebeple alamıyor, o zaman iş bize d&uuml;ş&uuml;yor, onlara hediye olarak biz vereceğiz. B&ouml;ylece &uuml;&ccedil; sevaba kavuşacağız. Birincisi <strong>hediye vermek</strong> sevabına kavuşuruz. İkincisi <strong>insanları sevindirmek</strong> sevabına kavuşuruz. Hediyeyi alan sevinir. Bu da duaya vesile olur, bize dua eder. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; <strong>emr-i maruf</strong> sevabıdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hususta<strong> Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Din-i İslam&rsquo;ın temeli, imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmediği zaman İslamiyet yıkılır, yok olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;manlara <strong>emr-i maruf</strong> yapmayı emrediyor, yani benim emirlerimi bildiriniz, &ouml;ğretiniz diyor. <strong>Nehy-i anil-m&uuml;nker</strong> emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretiniz. Emr-i marufu bırakısanız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında denize nazaran bir damla su gibidir.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbni &Acirc;bidin hazretleri de, (Fıkıh &acirc;liminin M&uuml;sl&uuml;manlara sağladığı fayda sevabı, cihad sevabından &ccedil;oktur) buyuruyor.&rdquo; (s. 35)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&ldquo;Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh &acirc;limleri &uuml;&ccedil;e ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri&hellip; Din bilgileri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitabından &ouml;ğrenilir. Bunlardan iman ve fıkıh bilgileri, her yerde vardır. Elhamd&uuml;lillah, Hakikat Kitabevi, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını bol bol bastırıp, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya g&ouml;ndermektedir. Bu kitaplar kalblere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak her yere yaymaktadır.&rdquo; (s. 588)</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=599]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:35:46 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Herkese aynı şeyi söylemek doğru mu?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Emr-i maruf yaparken herkese aynı şeyi s&ouml;ylemek doğru mu?<br />
<b>CEVAP </b><br />
İnsanlar farklıdır. Herkese aynı şeyi s&ouml;ylemek yanlışlığa yol a&ccedil;ar. Kimine azimetle, kimine ruhsatla amel edilmesi s&ouml;ylenmelidir! Nabza g&ouml;re şerbet verilmelidir! Yani aynı hastalıktan muzdarip hastalarını, b&uuml;nyelerine ve hastalığın derecesine g&ouml;re &ccedil;eşitli metotlarla tedavi eden doktor gibi olmalıdır.<br />
<br />
<b>(Amellerin en faziletlisi, nefse en zor geleni yapmaktır)</b> hadis-i şerifine uyup, iman-ı k&acirc;mil sahibi olan m&uuml;minler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını ve sevgisini kazanmak i&ccedil;in, nefslerine zor gelen, g&uuml;&ccedil; şeyleri yapmayı se&ccedil;erler. B&ouml;ylece ahirette y&uuml;ksek derecelere kavuşmak isterler. Fakat bir insanın nefsi, kolaylıkları yapmak istemezse, bunun azimetleri bırakıp, ruhsat ile amel etmesi efdal olur.<br />
<br />
Havf, Allah&rsquo;tan korkmak, reca da Allah&rsquo;ın rahmetini &uuml;mit etmek demektir. Hep Allah&rsquo;ın azabından bahsedip insanları korkutmak doğru olmadığı gibi, azaptan hi&ccedil; bahsetmeyip hep Allah&rsquo;ın rahmetinin bolluğundan bahsetmek de isabetli olmaz. M&uuml;min ikisi arasında olmalıdır! Yaşarken, havfı, &ouml;l&uuml;rken recası daha fazla olmalıdır! Azimetle hareket etmek elbette &ccedil;ok iyidir. Ancak azimeti yapamadığı i&ccedil;in ruhsatı bile terk edene azimetten bahsetmek yanlış olur. Mesela vesvese sahibi olan, ruhsat ile amel etmelidir!<br />
<br />
Necm&uuml;ddin-i Gazzi hazretleri, (Şeytan insana, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bildirdiği kolaylıkları yaptırmaz. Mesela mest &uuml;zerine mesh ettirmeyip ayaklarını yıkattırır. Ruhsat ile amel etmelidir) buyurmuştur. İmam-ı Rabbani hazretleri de, (Gerektiğinde en kolay fetvaya uymalıdır! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanlara g&uuml;&ccedil; gelen şeyleri değil, kolay olanların yapılmasını istiyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan zayıf, dayanıksız yaratılmıştır) buyuruyor.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, emrettiği şeyler gibi, ruhsat verdiği şeyleri yapmanızı da sever.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın size verdiği kolaylık ve ruhsatlardan istifade edin!) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Ruhsatlardan istifade etmeyen, Arafat dağı kadar g&uuml;nah işlemiş olur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Peygamber efendimiz, m&uuml;barek ayakları şişinceye kadar geceleri, &ccedil;ok namaz kılmıştır. Fakat, &uuml;mmetine &ccedil;ok merhamet ettiği i&ccedil;in, onların b&ouml;yle sıkıntı &ccedil;ekmelerini istemezdi. &Uuml;mmetine ruhsat ile emrederdi. Kendisi azimet ile ibadet yapardı. Din, yalnız emir demek değildir. Ruhsat ile azimetin ikisi de dindir.<br />
<br />
Tahrim suresinde, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın helal ettiklerini kendinize haram etmeyiniz) </b>mealindeki &acirc;yet-i kerime, (Ruhsat, izin verilen şeyleri ink&acirc;r etmeyiniz! Bunları haram etmeyip de, terk eder, &ccedil;ekinirseniz z&uuml;hd olur, iyi olur. Yapması ise, g&uuml;nah olmaz)<b> </b>demektir. <b>(S&uuml;nnetimi kabul etmeyen benden değildir)</b> hadis-i şerifi de, (Ruhsat, izin verdiğim şeyleri kabul etmeyip, kendine sıkıntı veren benim s&uuml;nnetime uymamış olur)<b> </b>demektir. <b>(M&uuml;slim)</b></p>

<p><strong>G&uuml;nah işleyene nasihat etmek<br />
Sual: G&uuml;nah işleyene, herkesin i&ccedil;inde, sert bir şekilde o g&uuml;nahtan vazge&ccedil;mesini s&ouml;ylemek, dinen uygun mudur?<br />
Cevap:</strong> Haram, g&uuml;nah işleyecek kimseye gizlice nasihat edilir. Haram işlemekte olana, tatlılıkla orada s&ouml;ylenir. Herkese &ouml;nce gizli, tenhada nasihat vermek, daha tesirli olur. Emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapmanın &uuml;&ccedil; şartı vardır:<br />
Birincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrini ve yasağını bildirmeye niyet etmektir.<br />
İkincisi, s&ouml;ylediğinin vesikasını, kaynağını bilmektir.<br />
&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;, hasıl olacak sıkıntılara sabretmektir. Yumuşak s&ouml;ylemek, sertlik yapmamak lazımdır. Sert s&ouml;yleyen ve m&uuml;nakaşa eden fitne &ccedil;ıkmasına sebep olur.</p>

<p><strong>Kitap dağıtmanın kıymeti</strong></p>

<p><strong>Sual:</strong> Dışarıda verdiğimiz veya sattığımız kitaplardan, parası olmadığı i&ccedil;in veya başka sebeple almak istemeyenler olabiliyor. Alsa da herkes okumayabilir. İnternetten okumak insanlara daha kolay geliyor. Dinimizislam sitesinin adresini yazılı olduğu kartvizit ve etiket bastırsak da, suali olanlar sorsun diye kitapların &uuml;st&uuml;ne bu etiketlerden yapıştırsak, kitap veremediklerimize de kartvizitlerden versek uygun olur mu?</p>

<p><strong>Cevap: </strong>Ehl-i s&uuml;nnet itikadından olan&nbsp;herkes bu kitapları alıp dağıtabilir, kitapları alanların okuyup okumaması, kendi tercihleridir. Maksat kitapların dağıtılmasıdır, şahsımız veya bir internet sitesi değildir. Bu internet sitelerinden maksat bu kitapları tanıtmak, bu kitaplara y&ouml;nlendirmektir. &Uuml;st&uuml;ne internet sitesinin etiketini yapıştırınca, sanki kitapların maksadı siteyi tanıtmakmış gibi ters bir mana &ccedil;ıkar. Suali olan, kitaplarda yazılı olan mail adresine sorabilir. Gerektiğinde, internet sitesi olarak sadece <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/"><strong>www.hakikatkitabevi.net</strong></a> adresi tavsiye edilebilir. Diğer b&uuml;t&uuml;n sitelerimizin maksadı, buraya havale etmek olmalıdır. Maksat ile vasıtayı, yani ama&ccedil; ile aracı karıştırmamalıdır. Esas hizmet ve H&uuml;seyin Hilmi efendinin (rahmetullahi aleyh) vasiyeti, bizzat kitap dağıtmaktır. Bu zat, vasiyetinde buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;k zatların kitaplarından hazırlanan bu kitaplarımızdan her g&uuml;n birka&ccedil; sayfa okursanız feyz alırsınız. Okuduk&ccedil;a kalbiniz nurlanır ve okuduğunuzu da anlamaya başlarsınız. Kitaplarımızın dağılmasına yardım eden kardeşlerimi &ccedil;ok seviyor ve onlara dua ediyorum. Yolunu şaşırmış bir kimseyi doğru yola &ccedil;evirmek, on k&acirc;firin imana gelmesinden daha sevabdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Merhum Enver abimiz de ş&ouml;yle anlatmışlardı:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;klerimizin kitapları raflarda beklesin diye yazılmadı. O kadar emek, o kadar zahmet, raflarda garip bir vaziyette beklesin diye sarf edilmedi. Bu kitaplar raflar i&ccedil;in değil insanlar i&ccedil;indir. Herkes okusun, d&uuml;nya ve &acirc;hiret saadetine kavuşsun diye yazılmıştır. O b&uuml;y&uuml;k zatlar yaşasalardı &uuml;z&uuml;l&uuml;rlerdi. Madem insanlar şu veya bu sebeple alamıyor, o zaman iş bize d&uuml;ş&uuml;yor, onlara hediye olarak biz vereceğiz. B&ouml;ylece &uuml;&ccedil; sevaba kavuşacağız. Birincisi <strong>hediye vermek</strong> sevabına kavuşuruz. İkincisi <strong>insanları sevindirmek</strong> sevabına kavuşuruz. Hediyeyi alan sevinir. Bu da duaya vesile olur, bize dua eder. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; <strong>emr-i maruf</strong> sevabıdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hususta<strong> Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Din-i İslam&rsquo;ın temeli, imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmediği zaman İslamiyet yıkılır, yok olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;manlara <strong>emr-i maruf</strong> yapmayı emrediyor, yani benim emirlerimi bildiriniz, &ouml;ğretiniz diyor. <strong>Nehy-i anil-m&uuml;nker</strong> emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretiniz. Emr-i marufu bırakısanız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında denize nazaran bir damla su gibidir.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbni &Acirc;bidin hazretleri de, (Fıkıh &acirc;liminin M&uuml;sl&uuml;manlara sağladığı fayda sevabı, cihad sevabından &ccedil;oktur) buyuruyor.&rdquo; (s. 35)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&ldquo;Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh &acirc;limleri &uuml;&ccedil;e ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri&hellip; Din bilgileri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitabından &ouml;ğrenilir. Bunlardan iman ve fıkıh bilgileri, her yerde vardır. Elhamd&uuml;lillah, Hakikat Kitabevi, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını bol bol bastırıp, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya g&ouml;ndermektedir. Bu kitaplar kalblere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak her yere yaymaktadır.&rdquo; (s. 588)</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=592]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:29:04 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Zina]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Y&uuml;z&uuml;mdeki sivilcelerimin ge&ccedil;mesi i&ccedil;in evlenmemi veya geneleve gitmemi s&ouml;ylediler. Hatta, (Evlenmeden &ouml;nce mutlaka geneleve gitmek gerektir) diyorlar. &nbsp;Bekara da zina haram değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunları din cahilleri s&ouml;yler. Zina bekar evli herkes i&ccedil;in &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Birka&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Zinaya yaklaşmayın! O; hayasızlık, &ccedil;irkin, aşağı bir iş, k&ouml;t&uuml; bir yoldur.) </b>[İsra 32]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minlere s&ouml;yle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar!) </b>[Nur 31, 32]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minler, namazlarını huşu i&ccedil;inde kılar, boş, l&uuml;zumsuz şeylerden y&uuml;z &ccedil;evirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.)</b> [M&uuml;minun 1-8]<br />
<br />
<b>(Fuhşun a&ccedil;ığına da, gizlisine de yaklaşmayın!) </b>[Enam 151]<br />
Buradaki <b>yaklaşmayın </b>demek, zinaya g&ouml;t&uuml;recek sebeplerden, hareket ve işlerden sakının, yabancı kadınları d&uuml;ş&uuml;nmeyin, onlarla konuşmayın, onların seslerini dinlemeyin, onlara bakmayın, onlarla tokalaşmayın demektir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah indinde zinadan b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur.) </b>[R. Nasıhin]<br />
<br />
<b>(Sizin i&ccedil;in en &ccedil;ok korktuğum şey zinadır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Zina etmeyin, kadınlarınızın cazibesi </b>[g&uuml;zelliği, &ccedil;ekiciliği, albenisi]<b> ve sevgisi gider, soğukluk başlar.) </b>[İ. Neccar]<br />
<br />
<b>(R&uuml;yamda, heladaki necaset gibi pis kokan kimseler g&ouml;rd&uuml;m. Sonradan bunların zina edenler olduğunu &ouml;ğrendim.) </b>[İ.Hibban]<br />
<br />
<b>(Zina fakirliğe yol a&ccedil;ar.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Gen&ccedil;liğini zinadan koruyan </b>[m&uuml;min] <b>Cennete girer.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Bir kadın, beş vakit namazını kılar, namusunu korur, kocası ile iyi ge&ccedil;inirse, dilediği kapıdan Cennete girer.) </b>[İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(Bir yerde, zina ve riba &ccedil;oğalırsa, o yerin halkı, belaya maruz kalır.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Zina fakirlik getirir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Zinaya devam eden, putperest gibidir.) </b>[Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>(Zina edenin y&uuml;z&uuml; Cehennemde ateşle yanar.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Yedi kat g&ouml;k ve yer, zina eden ihtiyarlara devamlı lanet eder.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(Zina edenlerin avretlerinin kokusu, b&uuml;t&uuml;n Cehennem halkına eza verir.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(K&ouml;t&uuml; kadınlar, &ccedil;oğalıp, zina toplum i&ccedil;inde yayılırsa, halk, daha &ouml;nce g&ouml;r&uuml;lmemiş bulaşıcı hastalıklara maruz kalır)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Bir facire </b>[k&ouml;t&uuml;] <b>kadının f&uuml;curu </b>[k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;]<b> bin erkeğin f&uuml;curu gibi ve bir iyi kadının iyiliği, yetmiş sıddıkın iyiliği gibidir.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Namusunuzu koruyun, zina etmeyin! Namusunu koruyana Cennet vardır.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(K&ouml;t&uuml;l&uuml;kten korunmak i&ccedil;in, nikahlı yaşayın ve iffetli olun!) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
<b>(Onun bunun karısını, kızını ayartan bizden değildir.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Zina eden, aynı şeye maruz kalır.) </b>[İ.Neccar]<br />
[&quot;&Ccedil;alma elin kapısını, &ccedil;alarlar kapını&quot;, &quot;Eden bulur&quot; denmiştir.]<br />
<br />
<b>G&ouml;z zinası</b><br />
<b>Sual: </b>Zaruretsiz kadınlara bakmak<b> </b>ve tokalaşmak g&uuml;nah mıdır?<b> </b><br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Evet g&uuml;nahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kadına, şehvetle bakanın, g&ouml;zlerine erimiş kurşun d&ouml;k&uuml;l&uuml;p, Cehenneme atılır.) </b>[M. Enh&uuml;r]<b> </b><br />
<br />
<b>(Azab-ı İlahiden korkarak, başını yabancı kadından &ccedil;evirene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ibadetin tadını duyurur.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Harama bakmayan g&ouml;zler, Cehennem ateşi g&ouml;rmez.) </b>[İsfehani]<br />
<br />
<b>(Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvet ile bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha g&uuml;nahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan bin kat daha g&uuml;nahtır. Zina g&uuml;nahları da b&ouml;yledir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Avret yerini a&ccedil;ana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Kadının y&uuml;z&uuml;nden ve iki eli ayasından başka b&uuml;t&uuml;n bedeni avrettir.) </b>[M. Enh&uuml;r]<br />
<br />
<b>(Kadınlarla bir arada yalnız kalmaktan sakının. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yemin ederim ki, bir kişi bir kadınla yalnız kalınca, aralarına şeytan girer. Bir kimsenin &ccedil;amurlu bir domuzla sıkışmış durumda olması, o kimse i&ccedil;in kendine hel&acirc;l olmayan bir kadına dokunmasından daha hafif kalır.)</b> [Taberani]<br />
<br />
Hazret-i &Acirc;işe validemiz buyurdu ki:<br />
<b>(Peygamber efendimiz, kendisine hel&acirc;l olan kadınlardan başka, hi&ccedil;bir kadınla tokalaşmadı.)</b> [Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
Kadınların, Kur&#39;an-ı kerim, mevlid, ilahi okuyarak seslerini erkeklere duyurmaları haramdır. [Hoparl&ouml;r, radyo ve TV ile duyurmaları ise mekruh olur.] <b>(Tergib&uuml;ssalat, Hadika)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> Mealden okudum, zina etmiş bir bayanla hi&ccedil; mi evlenilmez?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mealden tefsirden din &ouml;ğrenilmez. Zina etmiş bayanla evlenmek caizdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; <b>(Zina eden kadını, başka erkekler nikah edemez)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerime nesh edilmiştir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> AIDS hakkında hadis-i şerif var diyorlar doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Frengi ve Aids gibi bulaşıcı hastalıklar, Avrupa&rsquo;dan, [Frenkten] gelmiştir. Eskiden Avrupa&rsquo;dan gelen şeylere <b>frenk malı</b> denirdi. Frenk &uuml;z&uuml;m&uuml;, frenk g&ouml;mleği gibi. Fuhuşla yayılan hastalığa da, onlardan geldiği i&ccedil;in <b>frengi</b> denmiştir. Bir hadis-i şerifte, <b>(K&ouml;t&uuml; kadınlar, &ccedil;oğalıp, zina toplum i&ccedil;inde yayılırsa, halk, daha &ouml;nce g&ouml;r&uuml;lmemiş bulaşıcı hastalıklara maruz kalır)</b> buyuruluyor. Frengi gibi, Aids de daha &ouml;nce g&ouml;r&uuml;lmemişti. Şimdiye kadar g&ouml;r&uuml;lmemiş daha başka hastalıklar da &ccedil;ıkabilir. Onun i&ccedil;in bu hadis-i şerifte bildirilen hastalığa sadece Aids demek yanlış olur. Avrupa&rsquo;dan gelen Frengi, bel soğukluğu da sonradan meydana &ccedil;ıkmıştır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Zina edenin, zina ettiğiyle evlenme mecburiyeti var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, yoktur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Zina edenin nik&acirc;hına zararı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Nik&acirc;hına zararı olmaz. Fakat zina, en b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardandır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Zinanın zararları nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zinanın zararları &ccedil;oktur. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Zinanın d&uuml;nyada &uuml;&ccedil; zararı vardır:<br />
1- G&uuml;zelliği ve parlaklığı giderir,<br />
2- Fakirliğe yol a&ccedil;ar,<br />
3- &Ouml;mr&uuml;n kısalmasına sebep olur.<br />
&Acirc;hiretteki &uuml;&ccedil; zararı:<br />
1- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazap eder.<br />
2- Sorgu suali, hesabı &ccedil;etin ge&ccedil;er.<br />
3- Cehennem ateşinde azap &ccedil;ekmeye sebep olur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>G&ouml;z zinası<br />
Sual:</b> Zina, gayrimeşru ilişki demek değil midir? G&ouml;z zinası da deniyor. G&ouml;zle ilişki olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zina, haram olan ilişki demekse de, harama bakmak da g&ouml;zle işlenen haram oluyor. Bu harama g&ouml;z zinası deniyor. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(G&ouml;zlerin zinası harama bakmak, kulakların zinası m&uuml;stehcen s&ouml;z dinlemek, dilin zinası fuhuş konuşmak, ellerin zinası namahremi tutmak, ayakların zinası g&uuml;nah olan yerlere gitmektir.)</b> [Buhari]<br />
<br />
Demek ki her uzvun bir zinası oluyor. Burnun da zinası olur. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Koku s&uuml;r&uuml;n&uuml;p dışarı &ccedil;ıkan ve kokusunu duyurmak i&ccedil;in bir topluluğun yanından ge&ccedil;en kadına ve ona bakana </b>[onu koklayana]<b> zina g&uuml;nahı yazılır.) </b>[Nesai]<br />
<br />
Buradaki de burnun işlediği koklama zinası oluyor. Bir de, kadına bakmışsa, g&ouml;z zinası da oluyor. &Ouml;perse dudak zinası işlemiş oluyor. Şehvetle veya l&uuml;zumsuz konuşursa dil zinası olur. Dokunursa veya zaruretsiz tokalaşırsa el zinası olur. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Kişinin başına demir bir şişin saplanması, yabancı kadına dokunmasından daha hafif kalır.)</b> [Taberani, Beyheki]<br />
<br />
O halde zinanın her &ccedil;eşidinden uzak durmalıdır. Kur&rsquo;an-ı kerimde, <b>(Zinaya yaklaşmayın)</b> buyuruluyor. Bu, zinaya g&ouml;t&uuml;recek b&uuml;t&uuml;n işlerden uzak durun demektir.<br />
<br />
<b>Savaş bahanesiyle<br />
Sual:</b> Suriye&rsquo;de Esad&rsquo;ın askerleri, muhalifleri olan S&uuml;nn&icirc;lerin kadınlarına tecav&uuml;z ediyormuş. Muhalifler de, (Esad taraftarlarının kadınları savaş esiridir) diye cariye olarak kullanıyorlarmış. Bunlar uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Haber doğruysa, her iki tarafın yaptıkları da dinimize aykırıdır.</p>

<p><strong>Sual: Ayakların, g&ouml;zlerin de zinası olur mu?<br />
Cevap:</strong> Din kitaplarında; &ldquo;Ayakların zinası, İsl&acirc;miyetin yasak ettiği yerlere, haramlara gitmek, elin zinası, haramları tutmaktır, g&ouml;zlerin zinası ise, İsl&acirc;miyetin yasakladığına, haramlara bakmaktır&rdquo; diye ge&ccedil;mektedir.<br />
<br />
<strong>Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru</strong></p>

<p>Bir g&uuml;n bir gen&ccedil;, Res&ucirc;lullahın &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; huz&ucirc;runa gelip; y&acirc; Res&ucirc;lallah! Zin&acirc; etmem i&ccedil;in bana izn ver, dedi. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m hayrete d&uuml;ş&uuml;p, bağrışmağa başladı. Res&ucirc;lullah &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; o gence yanıma yaklaş buyurdu. Gen&ccedil; yaklaşıp huz&ucirc;runda oturdu. Başkalarının annen ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, buyurdu. Gen&ccedil;, h&acirc;yır dedi. Senin gibi hi&ccedil; kimse istemez, buyurdu. Sonra kızınla başkalarının zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, diye sordu. H&acirc;yır, r&acirc;zı olmam, dedi. Yine başkalarının kız kardeşin ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, dedi. H&acirc;yır olmam, diye cev&acirc;b verdi. Dah&acirc; sonra amcasının, halasının ve diğer akrab&acirc;larının kızları i&ccedil;in de ayrı ayrı sordu. Hepsine h&acirc;yır, başkalarının onlarla zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olmam diye cev&acirc;b verdi. Bunun &uuml;zerine Res&ucirc;lullah mub&acirc;rek elini o gencin g&ouml;ğs&uuml;ne koydu ve &ldquo;Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru&rdquo; diye d&uuml;&acirc; buyurdu. O gen&ccedil; artık hi&ccedil; har&acirc;ma meyl etmedi.</p>

<p><br />
<br />
http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=54</p>

<p>&#128214; Şev&acirc;hid-&uuml;n N&uuml;b&uuml;vve kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1314]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:12:54 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Zina edenle evlenmek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Nur s&ucirc;resinin, <b>(Zina eden ancak zina edenle veya m&uuml;şrikle evlenir)</b> mealindeki 3. &acirc;yeti, <em><b>(Yalnız Kur&rsquo;an)</b></em> diyen bir hocaya soruluyor. O da, <em><b>(Zina eden, zina edenle veya m&uuml;şrikle evlenmek zorundadır, bunlardan başkasıyla evlenemez)</b> </em>diyor. M&uuml;şrikle evlenen k&acirc;fir olmuyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, k&acirc;fir olur. M&uuml;şrik; kitapsız, dinsiz, ateist k&acirc;fir demektir. B&ouml;yle bir k&acirc;firle evlenen M&uuml;sl&uuml;man, k&acirc;fir olur. O &acirc;yet-i kerime nesh edilmiştir. Aşağıda delilleriyle a&ccedil;ıklaması vardır. İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(İmanlı kadınların k&acirc;firlerle evli kalmaları hel&acirc;l değildir.)</b> [M&uuml;mtehine 10]<br />
<br />
<b>(İman etmedik&ccedil;e, m&uuml;şrik </b>[dinsiz, putperest k&acirc;fir]<b> kadınlarla evlenmeyin! İmanlı bir cariye, beğendiğiniz, imrendiğiniz m&uuml;şrik bir kadından elbette daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Kadınlarınızı da, iman edinceye kadar m&uuml;şrik erkeklerle evlendirmeyin! M&uuml;min bir k&ouml;le, m&uuml;şrik bir erkekten elbette daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.) </b>[Bekara 221]<br />
<br />
Bu iki &acirc;yet m&uuml;şrikle evlenmeyi yasaklıyor. Nur s&ucirc;resinde ise, evlenilebileceği bildiriliyor. &Acirc;yetler birbirine zıt olmayacağına g&ouml;re, &acirc;limlerimiz, Nur s&ucirc;resindeki &acirc;yetin nesh edildiğini bildiriyorlar. İbni &Acirc;bidin hazretleri buyuruyor ki:<br />
Nur s&ucirc;resinin,<b> (Zina eden ancak zina edenle evlenir)</b> mealindeki 3. &acirc;yeti, Nisa s&ucirc;resinin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &acirc;yeti ile nesh edilmiştir. <b>(Redd-&uuml;l muhtar)</b><br />
<br />
<b>Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de ise, (&ldquo;<b>Zina eden kadını, başka erkekler nik&acirc;h edemezler</b>&rdquo; mealindeki &acirc;yet-i kerime, Nisa s&ucirc;resinin &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; &acirc;yetiyle nesh edilmiş ve hadis-i şerifle bildirilmiştir) deniyor.<br />
<br />
Kurtub&icirc; tefsirinde de, (Bu &acirc;yet nesh edilmiştir ve d&ouml;rt mezhebin h&uuml;km&uuml; de b&ouml;yledir) deniyor. <b>(Cami&rsquo;u li-Ahk&acirc;m)</b><br />
<br />
İmam-ı Ahmed bin Ali bin Ebu Bekir Razi Cess&acirc;s, (D&ouml;rt mezhepte de, zina eden, zina etmeyenle ve zina etmeyen, zina edenle evlenebilir) buyuruyor. <b>(Ahkam-&uuml;l Kur&rsquo;an)</b><br />
<br />
Mezhepsizlerin &ccedil;ok değer verdiği Zuhayl&icirc; bile, bu &acirc;yetin nesh edildiğini bildirip, Peygamber efendimize, (Bir erkek, zina ettiği kadınla evlenebilir mi?) diye sorulunca, Resulullah&#39;ın, <b>(Haram bir şey, hel&acirc;l olanı haram etmez. </b>[Haram olan zina, hel&acirc;l olan nik&acirc;hlanmayı haram kılmaz]<b>) </b>buyurduğunu yazmaktadır. <b>(İ. Fıkhı Ans.)</b><br />
<br />
<b>Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de, (M&uuml;sl&uuml;man kızın k&acirc;fir erkekle evlenmesi caiz değildir. K&acirc;fir erkekle evlenmeye niyet edince m&uuml;rted olur. İki k&acirc;fir birbiriyle evlenmiş olur) deniyor. Yine <b>Seadet-i Ebediyye</b>&rsquo;de namazı bozan şeylerin 21. maddesinde, (Bir kız, bir k&acirc;firle evlenmeye karar verirse, hemen k&acirc;fir olur) deniyor. Demek ki, m&uuml;şrikle yani k&acirc;firle evlenmek k&uuml;f&uuml;r oluyor.<br />
<br />
Zina eden kadınla evlenmek sahihtir. Kadın da kocası da başka biriyle zina etseler, nik&acirc;hları bozulmuş olmaz. Zina ettiği kadınla da evlenmek caizdir. Mesela bir adam birinin bah&ccedil;esinden meyve &ccedil;alar, sonra bah&ccedil;e sahibine gider, &ouml;z&uuml;r dileyip &ccedil;aldığı meyveyi satın alır. &Ccedil;alması haram, satın alması hel&acirc;ldir. <b>(Camiu li-Ahkami&rsquo;l-Kur&rsquo;an)</b><br />
<br />
Nur s&ucirc;resinin 26. &acirc;yetinde, <b>(K&ouml;t&uuml; kadınlar k&ouml;t&uuml; erkeklere, k&ouml;t&uuml; erkekler k&ouml;t&uuml; kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır)</b> buyurulduğu gibi, (Zina eden bir erkek, ancak zina eden kadınla ilişki kurar) şeklinde a&ccedil;ıklayanlara g&ouml;re de, o &acirc;yet nesh edilmiştir.<br />
<br />
Neshi kabul etmeyen bir mezhepsiz, (Kur&rsquo;an&rsquo;da nesh olmaz) dedi. Ona, Bekara s&ucirc;resinin, <b>(Biz, daha iyisini veya onun gibisini getirmeden bir &acirc;yeti nesh etmez veya unutturmayız)</b> mealindeki 106. &acirc;yeti i&ccedil;in ne dediğini sordum. (Nesh olmadığı h&acirc;lde, &ouml;yle s&ouml;ylenmiştir) dedi. Mr. Hamidullah da, Hazret-i Musa ile ilgili Kehf s&ucirc;resindeki hadise i&ccedil;in, <em>(Din kitapları temsiller getirir. Bunların tarihi hadiseler olması zaruri değildir)</em> diyor. Yani h&acirc;ş&acirc; Allah&rsquo;ın uydurduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Mezhepsiz de, nesh ile ilgili &acirc;yetin [h&acirc;ş&acirc;] l&uuml;zumsuzluğundan bahsediyor. Şu iki hadis-i şerif b&ouml;yle sapıkları bildiriyor:<br />
<b>(En k&ouml;t&uuml; insan, d&icirc;n&icirc; konularda kendi d&uuml;ş&uuml;ncesiyle h&uuml;k&uuml;m verir de, haramı hel&acirc;l, hel&acirc;li haram sayar.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(Dini aklıyla &ouml;l&ccedil;en kadar zararlı kimse yoktur. Allah&#39;ın hel&acirc;l ettiğine haram, haram ettiğine de hel&acirc;l der.)</b> [Hat&icirc;b]<br />
<br />
İşte bir &acirc;yetin m&acirc;n&acirc;sı i&ccedil;in hadis-i şeriflere ve muteber tefsirlere bakmadan kendi anladığına uyan, b&ouml;yle b&uuml;y&uuml;k hatalara sebep olur. Zina edeni m&uuml;şrikle, ateistle evlendirir, onu da, kendini de k&uuml;fre sokar. Mektubat-ı Rabb&acirc;n&icirc;&rsquo;deki hadis-i şerifte, <b>(Kur&#39;an&rsquo;ı kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;ne g&ouml;re tefsir eden k&acirc;fir olur)</b> buyuruldu. (Deylem&icirc;)<br />
<br />
K&uuml;fre girmemek i&ccedil;in, &acirc;yetlerin m&acirc;n&acirc;sını muteber kitaplardan &ouml;ğrenmelidir.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru</strong></p>

<p>Bir g&uuml;n bir gen&ccedil;, Res&ucirc;lullahın &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; huz&ucirc;runa gelip; y&acirc; Res&ucirc;lallah! Zin&acirc; etmem i&ccedil;in bana izn ver, dedi. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m hayrete d&uuml;ş&uuml;p, bağrışmağa başladı. Res&ucirc;lullah &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; o gence yanıma yaklaş buyurdu. Gen&ccedil; yaklaşıp huz&ucirc;runda oturdu. Başkalarının annen ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, buyurdu. Gen&ccedil;, h&acirc;yır dedi. Senin gibi hi&ccedil; kimse istemez, buyurdu. Sonra kızınla başkalarının zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, diye sordu. H&acirc;yır, r&acirc;zı olmam, dedi. Yine başkalarının kız kardeşin ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, dedi. H&acirc;yır olmam, diye cev&acirc;b verdi. Dah&acirc; sonra amcasının, halasının ve diğer akrab&acirc;larının kızları i&ccedil;in de ayrı ayrı sordu. Hepsine h&acirc;yır, başkalarının onlarla zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olmam diye cev&acirc;b verdi. Bunun &uuml;zerine Res&ucirc;lullah mub&acirc;rek elini o gencin g&ouml;ğs&uuml;ne koydu ve &ldquo;Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru&rdquo; diye d&uuml;&acirc; buyurdu. O gen&ccedil; artık hi&ccedil; har&acirc;ma meyl etmedi.</p>

<p><br />
http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=014&amp;bookPage=230</p>

<p><br />
Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=17</p>

<p><br />
&#128214; Şev&acirc;hid-&uuml;n N&uuml;b&uuml;vve kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; *Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı*<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14590]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:11:43 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Aşk, sevgi ve heves]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Aşka ge&ccedil;ici heves, sevgiye ger&ccedil;ek duygu denebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sevgiyle aşk aynı şeydir. Sevgi, g&ouml;nl&uuml;n zevk aldığı şeye meyletmesi demektir. Kuvvetli sevgiye <b>aşk</b> denir. Sevgi, hi&ccedil;bir karşılık beklemeden sevgiliye t&acirc;bi olmak, Ona itaat etmek, Onun her işini g&uuml;zel, her eziyetini, her iyilikten daha tatlı g&ouml;rmek ve Onun [Allah&rsquo;ın] dostlarını dost, d&uuml;şmanlarını d&uuml;şman bilmektir. Buna, <b>hubb-i fillah buğd-ı fillah</b> da denir. Allah i&ccedil;in olan sevgi değerlidir.<br />
<br />
Nefsin şehvani, hayvani arzularına, ge&ccedil;ici hevese yanlış olarak sevgi veya aşk deniyor. Kavram karışıklığına sebebiyet veriliyor.<br />
<br />
Heves rezalettir, sevgi fazilettir.<br />
Heves uyutmaz, sevgi unutmaz.<br />
Heves aklı mantığı alt&uuml;st eder, sevgi akılla hedefe gider.<br />
Heves tuzak kurar, sevgide işler aşik&acirc;r.<br />
Heves gafilce işlere girişir, sevgi kutsal menzile erişir.<br />
Heves sık&ccedil;a oynaş değiştirir, sevgi ayırmaz, birleştirir.<br />
Heves iffeti giderir, sevgi iffet i&ccedil;inde erir.<br />
Heves uyuşturur, gizli buluşturur; sevgi şehveti yatıştırır.<br />
Heves g&uuml;veni sarsar ve kandırır, sevgi itimat kazandırır.<br />
Heves &ccedil;i&ccedil;ek koklar, doyar başka arar; sevgi &ccedil;i&ccedil;eği sular, b&uuml;y&uuml;t&uuml;r, adam yapar.<br />
Heves ge&ccedil;er yalan olur, sokar yılan olur; sevgi ger&ccedil;ek olur, arar bulur, tehlikeden korur.<br />
Heves kısa s&uuml;rer, sevgi &ouml;m&uuml;r boyu gider.<br />
Heves aldatır, bunaltır; sevgi rahatlatır.<br />
Heves nefret sa&ccedil;ar, sevgi kucak a&ccedil;ar.<br />
Heves doymaz bir a&ccedil;tır, sevgi derde ila&ccedil;tır.<br />
Heves riyak&acirc;rdır, pastır; sevgi ihl&acirc;stır.<br />
Heves ezer ge&ccedil;er, yeni av se&ccedil;er; sevgi onu muhafaza eder, onunla gider.<br />
Heves kısa vade der, sevginin hedefi sonsuza gider.<br />
Heves ge&ccedil;icidir, se&ccedil;icidir; sevgi kalıcıdır, g&ouml;n&uuml;l alıcıdır.<br />
Heves kudurur, vurur; sevgi akıllı durur.<br />
<br />
Heves sultanı k&ouml;le, sevgi ise k&ouml;leyi sultan eder. Hazret-i Z&uuml;leyha, sevgisi uğruna, b&uuml;t&uuml;n servetini feda etti. Yusuf&rsquo;u g&ouml;rd&uuml;m diyene altınlar sa&ccedil;tı. Hazret-i Yusuf&rsquo;la evlenince yanına gitmedi. <b>(Rabbimin sevgisi bana yeter!)</b> dedi. Ger&ccedil;ek aşka kavuşmuştu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da Resul&uuml;n&uuml; &ccedil;ok seviyor, yani ona &acirc;şık olmuş ve <b>(Ey Resul&uuml;m, İbrahim peygamberi halil </b>[dost], <b>seni ise habib </b>[sevilen, m&acirc;şuk] <b>edindim) </b>[Mevahib-i led&uuml;nniyye]<b> </b>demiş, Mevlitte de, <b>(Habibim, sana &acirc;şık oldum) </b>ifadesi ge&ccedil;iyor.<br />
<br />
Bu aşk ne işe benzer?<br />
S&ouml;nmez g&uuml;neşe benzer,<br />
Aşkı olmayan g&ouml;n&uuml;l,<br />
Kırılmaz taşa benzer.<br />
<br />
<b>Sevdiğini s&ouml;ylemek<br />
Sual: (Birini seven, ona sevdiğini bildirsin) </b>hadisine uyarak bir kızı veya kadını seviyorsak ona s&ouml;ylememiz gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Burada bildirilen nefsan&icirc; sevgi değildir. Aynı cinsten birinin diğerine duyduğu Allah i&ccedil;in olan sevgidir. Bu manadaki başka bir hadis-i şerif de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Din kardeşini seven, onun evine gitsin ve &ldquo;Seni Allah i&ccedil;in seviyorum&rdquo; desin!)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
Bir erkek bir kadını veya bir kadın bir erkeği Allah rızası i&ccedil;in sevse bile, y&uuml;z&uuml;ne karşı s&ouml;ylemesi doğru değildir. Bu sevgi nefsan&icirc; sevgiye d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. Onun i&ccedil;in dinimiz, yabancı erkekle yabancı kadının birbirinin y&uuml;z&uuml;ne karşı dua etmesini, selam vermesini bile yasaklıyor, &ccedil;&uuml;nk&uuml; selam da bir duadır. Karşı cinse dua edince, (Bu beni seviyor ki, bana dua ediyor) diye d&uuml;ş&uuml;nebilir. Dinimiz, buna fırsat vermemek i&ccedil;in namahrem kimselerle zaruretsiz konuşmayı, merhaba iyi g&uuml;nler demeyi, selamlaşmayı, y&uuml;z&uuml;ne karşı dua etmeyi, mesela (Allah razı olsun) demeyi, teşekk&uuml;r etmeyi de yasaklamıştır.<br />
<br />
Elbette bunların istisnaları vardır. Telefonla veya d&uuml;kk&acirc;nımıza girince selam veren kadınların selamlarını almak, ihtiya&ccedil; kadar konuşmak g&uuml;nah değildir.</p>

<p><em><strong>Sual: Her insan, kendi yaratılışına uygun olanları mı sevip onlarla dost olabilir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hadis-i şerifte;&nbsp;<strong>(Herkes, kendisine ihsan edeni sever. Bu sevgi, insanın cibilliyetinde, yaratılışında mevcuttur)&nbsp;</strong>buyuruldu. Nefsine d&uuml;şk&uuml;n olan, nefsinin arzularına kavuşmak i&ccedil;in kendisine yardım edenleri sever. Akıl ve ilim sahibi ise, medeni insan olmasına yardım edenleri sever. Kısacası, iyiler, iyileri sever. Fena, k&ouml;t&uuml; kimseler de, k&ouml;t&uuml;leri severler. Bir kimsenin sevdiklerine, arkadaşlarına bakarak, onun nasıl biri olduğu anlaşılır.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru</strong></p>

<p>Bir g&uuml;n bir gen&ccedil;, Res&ucirc;lullahın &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; huz&ucirc;runa gelip; y&acirc; Res&ucirc;lallah! Zin&acirc; etmem i&ccedil;in bana izn ver, dedi. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m hayrete d&uuml;ş&uuml;p, bağrışmağa başladı. Res&ucirc;lullah &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; o gence yanıma yaklaş buyurdu. Gen&ccedil; yaklaşıp huz&ucirc;runda oturdu. Başkalarının annen ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, buyurdu. Gen&ccedil;, h&acirc;yır dedi. Senin gibi hi&ccedil; kimse istemez, buyurdu. Sonra kızınla başkalarının zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, diye sordu. H&acirc;yır, r&acirc;zı olmam, dedi. Yine başkalarının kız kardeşin ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, dedi. H&acirc;yır olmam, diye cev&acirc;b verdi. Dah&acirc; sonra amcasının, halasının ve diğer akrab&acirc;larının kızları i&ccedil;in de ayrı ayrı sordu. Hepsine h&acirc;yır, başkalarının onlarla zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olmam diye cev&acirc;b verdi. Bunun &uuml;zerine Res&ucirc;lullah mub&acirc;rek elini o gencin g&ouml;ğs&uuml;ne koydu ve &ldquo;Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru&rdquo; diye d&uuml;&acirc; buyurdu. O gen&ccedil; artık hi&ccedil; har&acirc;ma meyl etmedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><br />
http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=014&amp;bookPage=230<br />
<br />
Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=17<br />
<br />
&#128214; Şev&acirc;hid-&uuml;n N&uuml;b&uuml;vve kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; *Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı*<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4351]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 14:09:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Edep - Haya - İffet]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Edebin dinimizdeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Edep, g&uuml;zel terbiye, iyi davranış, g&uuml;zel ahlak, haya, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. Mesela terbiyeli &ccedil;ocuk, edepli &ccedil;ocuk demektir. Hadis-i şerifte, <b>(Evladınızı edepli, terbiyeli yetiştirin)</b> buyuruluyor. Dinimiz, baştan başa edeptir. Edep, kulun kendisini Cenab-ı Hakkın iradesine t&acirc;bi kılması, g&uuml;zel ahlaklı olmasıdır. Hadis-i şerifte, <b>(Sizin en iyiniz, ahlakı en g&uuml;zel olandır)</b> buyuruldu.<br />
<br />
Hazret-i &Ouml;mer, (Edep, ilimden &ouml;nce gelir) buyurdu. &Ccedil;ok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayasından Resulullahın huzurunda &ccedil;ok yavaş konuşurdu. Peygamber efendimiz de, bir kimsenin yanında iki diz &uuml;zerine oturur, ona saygı olmak i&ccedil;in m&uuml;barek bacağını dikip oturmazdı. Ebu Said Hudri hazretleri, <b>(Resulullahın hayası, bakire İslam kızlarının hayasından &ccedil;oktu)</b> buyurdu.<br />
<br />
İbni M&uuml;barek hazretleri, (B&uuml;t&uuml;n ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla g&ouml;r&uuml;şmediğime &uuml;z&uuml;lmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile g&ouml;r&uuml;şemesem &uuml;z&uuml;l&uuml;r&uuml;m) buyurdu<br />
<br />
Her zaman her yerde edepli, hayalı olmaya &ccedil;alışmalıdır! Hadis-i şerifte, <b>(Hayasızlık insanı k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r)</b> buyuruldu. Haya, bir binayı tutan direk gibidir. Direksiz binanın durması kolay olmadığı gibi, hayasız kimsenin de imanını muhafaza etmesi zordur.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan haya edin! Allah&rsquo;tan haya eden, k&ouml;t&uuml; d&uuml;ş&uuml;nceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, &ouml;l&uuml;m&uuml; hatırlar.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Haya, baştan başa hayırdır.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Her dinin bir ahlakı vardır. İslamiyet&rsquo;in ahlakı da hayadır.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Hayasız olan hep k&ouml;t&uuml;l&uuml;k eder.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Hayasız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Haya ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min, ayıplamaz, lanet etmez, &ccedil;irkin s&ouml;z s&ouml;ylemez ve hayasız değildir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Haya imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca, par&ccedil;aları da bozulur.) </b>[İ.Maverdi]<br />
<br />
<b>(Haya imandandır. Hayasızın imanı yok demektir.)</b> [İbni Hibban]<br />
<br />
<b>(İnsan, salih iki komşusundan utandığı gibi, gece g&uuml;nd&uuml;z kendisiyle beraber olan yanındaki iki melekten de utanmalıdır!)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Hayasızın dini olmaz ve hayasız kişi Cennete giremez.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(İman &ccedil;ıplaktır, s&uuml;s&uuml; haya, elbisesi takva, sermayesi fıkıh, meyvesi ameldir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Haya insan olsaydı, salih biri, fuhuş insan olsaydı, k&ouml;t&uuml; biri olurdu.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Haya ile iman bir aradadır. Biri giderse, &ouml;teki de durmaz.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Dinimizde hayanın yeri &ccedil;ok m&uuml;himdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan utanmak, imanın kuvvetli olduğuna, hayasızlık da imanın zayıf olduğuna alamettir. Hadis-i şerifte, <b>(Hayanın azlığı k&uuml;f&uuml;rdendir)</b> buyuruldu. Hayasız kimse, zamanla k&uuml;fre kadar gidebilir. Haya, imanın esasındandır. Hayası olan Allah&rsquo;tan utandığı i&ccedil;in g&uuml;nahtan &ccedil;ekinir. İnsanlardan utanmayan Allah&rsquo;tan da utanmaz. İnsanlardan utanarak g&uuml;nahı gizlemek de hayadandır. İnsanlardan utananın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan da utandığı anlaşılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte, <b>(Allah&rsquo;tan sakınan, insanlardan da sakınır)</b> buyuruluyor. Hayasız olan m&uuml;r&uuml;vvetsiz olur. Hazret-i Ebu Bekir, (Hayasız insan, halk i&ccedil;inde &ccedil;ıplak oturan gibidir) buyurdu.<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(İman edenler arasında k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n, hayasızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler i&ccedil;in d&uuml;nyada da ahirette de elim bir azap vardır.)</b> [Nur 19]<br />
<br />
Kadın erkek ilişkilerinde ve tuvalet i&ccedil;in kullanılan kelimeleri aynen s&ouml;ylemek insanlığa uygun değildir, hayayı yok eder ve iyileri g&uuml;cendirir. B&ouml;yle kelimeleri s&ouml;ylemek gerekince, a&ccedil;ık olarak değil, kinaye olarak s&ouml;ylenir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nimetinde, nimeti vereni g&ouml;rmeli, daima Onun huzurunda olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeli, mesela otururken, yatarken edebe riayet etmelidir. Yerken, i&ccedil;erken, konuşurken, okurken, yazarken ve her &ccedil;eşit iş yaparken, b&uuml;t&uuml;n bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudretiyle yapıldığını, b&uuml;t&uuml;n işlerde Onun emrine uyup yasak ettiklerinden sakınmayı d&uuml;ş&uuml;nmelidir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek &ccedil;ok &uuml;st&uuml;n bir ibadettir.<br />
<br />
<b>Mahrem konuları edeple sormak lazım </b><br />
Bir kız, mahrem konuları annesine sorar. O da bilmezse, annesine, (Babamdan &ouml;ğren) der. Babası da bilmezse, babasının, bilen birine sorması gerekir. Babası yoksa, ağabey, amca, dayı gibi mahrem akrabalarından &ouml;ğrenir. Bunlar da &ouml;ğrenip bildirmezse, o zaman mektupla veya telefonla, kendinden değil de, (Bir kadının muayyen h&acirc;li şu kadar devam edip kesilse, ne gerekir) şeklinde sormak daha uygun olur. Bir kadının kocası, bu bilgileri &ouml;ğrenip hanımına anlatmazsa, kadın, en uygun bir yolla bunları &ouml;ğrenebilir. Bilenlerden bu konuları edep dairesinde sorması ayıp olmaz.<br />
<br />
Hazret-i Esma&rsquo;nın Peygamber efendimize nasıl gusledileceğini sorarken utanması &uuml;zerine, Hazret-i &Acirc;işe validemiz, (Ensar kadınları ne iyidir; utanmaları, dinlerini &ouml;ğrenmekten men etmiyor) buyurdu. <b>(Buhari)</b><br />
<br />
Demek ki, ayıp olur diye kendisine farz olan bilgileri &ouml;ğrenmemek yanlıştır. Peygamber efendimiz, mahrem konuları anlatırken, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hakkın anlatılmasından &ccedil;ekinmez) </b>buyurmaktadır. (Tirmizi)<br />
<br />
Aynı anlamda &acirc;yet-i kerime de vardır:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ger&ccedil;eği s&ouml;ylemekten &ccedil;ekinmez.)</b> [Ahz&acirc;b 53]<br />
<br />
<br<br><b>Aşık olmak g&uuml;nah mı?<br />
Sual:</b> G&uuml;nah işlememek şartı ile birini sevmekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sevgi, insanın elinde olmayan bir duygudur. İffeti, yani namusu korumak ve g&uuml;nah olan işlerden ka&ccedil;mak şartı ile birine karşı sevgi duymakta mahzur yoktur. Hatta iffetini koruyarak sevgisini gizlemek &ccedil;ok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek &ouml;len şehittir.) </b>[Hakim, Hatib]<br />
<br />
<b>(Aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek, sabredenin g&uuml;nahlarını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; affedip Cennetine koyar.) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
Demek ki, dinimizde iffeti muhafaza etmek ve sevgisi sebebiyle g&uuml;nah işlememeye sabretmek, &ccedil;ok sevaptır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; genel olarak sevgi insanı k&ouml;r ettiği i&ccedil;in, insanın kendisini g&uuml;nah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da b&uuml;y&uuml;k olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Uuml;mmetimin &uuml;st&uuml;n olan kimseleri, aşk belasına maruz kalınca iffetini muhafaza edenlerdir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>İffetlinin eşi de iffetlidir</b><br />
İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Aklı dinlemeyen, en &ccedil;ok ona isyan eden şehvettir. İnsanların, başkalarının ayıplamaları gibi sebeplerle bu şehvetten ka&ccedil;ınmaları faydalı ise de, b&uuml;y&uuml;k sevap alamazlar. Fakat g&uuml;nah işlemek i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n imkanlara sahipken, ortada hi&ccedil;bir korku yok iken, sırf Allah rızası i&ccedil;in, Allah&rsquo;tan korktuğu i&ccedil;in şehvetine esir olmazsa, ona mani olursa, en b&uuml;y&uuml;k fazilete kavuşur. Bu derece sıddıklar, şehitler makamıdır.) Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Haya, iffet, dile hakimiyet ve akıl, imandandır. B&ouml;yle kimselerin ahiret arzusu &ccedil;oğalır, d&uuml;nya hırsı azalır. Cimrilik, m&uuml;stehcenlik, &ccedil;irkin s&ouml;zl&uuml;l&uuml;k, hayasızlıktan, nifaktan ileri gelir. B&ouml;ylelerinde d&uuml;nya hırsı &ccedil;oğalır, ahiret arzusu azalır.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Erkekler, iffetsiz olursa, yakınları da k&ouml;t&uuml; yola d&uuml;şebilir. Peygamber efendimiz, <b>(Siz iffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur) </b>buyurdu. (Taberani)<br />
<br />
<b>İbni Neccar&#39;</b>ın bildirdiği<b> (Zina eden, aynı şeye maruz kalır) </b>mealindeki hadis-i şerif, iffetli olmayanın yakınlarının da, iffetsiz olabileceğini g&ouml;stermektedir. İffetli olmaya gayret eden bunu başarır. <b>(İffetli olmak isteyeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; iffetli kılar) </b>hadis-i şerifi buna delildir. (Hakim)<br />
<br />
Gayrı meşru işler, d&uuml;nyada insan i&ccedil;in y&uuml;zkarasıdır. Ahirette ise, azabı &ccedil;ok şiddetlidir. &ldquo;Ben &ouml;lmem&rdquo; veya &ldquo;Cehennem ateşi bana zarar vermez&rdquo; diyen varsa, dilediği k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; işlesin! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(D&uuml;nya i&ccedil;in, d&uuml;nyada kalacağın kadar &ccedil;alış! Ahiret i&ccedil;in, orada sonsuz kalacağına g&ouml;re &ccedil;alış! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, muhta&ccedil; olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar g&uuml;nah işle!) </b>[Eyy&uuml;hel veled]<br />
<br />
&Ouml;leceğine inanan ve &ouml;ld&uuml;kten sonra başına gelecekleri d&uuml;ş&uuml;nen, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k işleyebilir mi?<br />
<br />
<b>İffetli olmak i&ccedil;in</b><br />
İnsana en b&uuml;y&uuml;k zarar, k&ouml;t&uuml; arkadaştan gelir. K&ouml;t&uuml; arkadaşlarla d&uuml;ş&uuml;p kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz olabilir?<br />
<br />
İyi insanlarla beraber olan kimse, bir m&uuml;ddet onlar gibi iyi iş yapmasa bile, onların yanında k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edemez. Hadis-i şerifte,<br />
<b>(İnsanın dini arkadaşının dini gibidir)</b> buyuruluyor. (Tirmizi)<br />
<br />
Şu halde yapılacak iş, arkadaşlık edilen kimselere dikkat etmek ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan uzak durmaktır. Namuslu, iffetli yaşamak isteyene cenab-ı Hakkın bunu nasip edeceği din kitaplarında yazılıdır. Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İffet talep edeni, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; iffetli kılar.) </b>[Hakim]<br />
<br />
İffetli olan, aile efradının da iffetli olmasını ister. Onları da k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten korur. Kendisi k&ouml;t&uuml; olursa, bir g&uuml;n &ccedil;oluk &ccedil;ocuğu da Allah saklasın k&ouml;t&uuml; yollara d&uuml;şebilir. &Ccedil;ocuklarının iffetsiz olmasını hangi ana-baba isteyebilir?<br />
<br />
&Ccedil;ocuklara iyi &ouml;rnek olmak gerekir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur. Ana-babanıza ihsan ederseniz, &ccedil;ocuklarınız da size ihsan eder!) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(K&ouml;t&uuml;l&uuml;kten korunmak i&ccedil;in, nikahlı yaşamak ve iffetli olmak gerekir.) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
<b>Asaletin &ouml;nemi </b><br />
Asalet, diğer hasletlerle birlikte olursa kıymetlidir. Herkes &Acirc;dem aleyhisselamdan gelmiştir. Her iyi kimsenin &ccedil;ocukları iyi olur, her k&ouml;t&uuml;n&uuml;n &ccedil;ocukları da k&ouml;t&uuml; olur diye bir kaide yoktur.<br />
<br />
Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;in ve Hazret-i Nuh&rsquo;un oğlunun biri k&acirc;fir olmuştur. Nuh aleyhisselam ile Lut aleyhisselamın hanımı k&acirc;fir idi. Ebu Cehil k&acirc;firinin oğlu ise, insanların en &uuml;st&uuml;nlerinden, yani sahabi idi. Peygamber efendimizin &ouml;z amcası Ebu Leheb k&acirc;fir idi.<br />
<br />
Ana-babanın g&uuml;nahk&acirc;r olmasından dolayı, &ccedil;ocukların da iyi bir insan olamıyacağı anlamını &ccedil;ıkarmak &ccedil;ok yanlıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, k&ouml;t&uuml;den iyi, iyiden k&ouml;t&uuml; yaratır. Kur&#39;an-ı kerimde birka&ccedil; yerde,<br />
<b>(&Ouml;l&uuml;den diri, diriden &ouml;l&uuml; &ccedil;ıkarır) </b>buyuruyor. (A.İmran 27)<br />
<br />
İslam &acirc;limleri bu &acirc;yet-i kerimeyi a&ccedil;ıklarken, <b>(K&acirc;firden m&uuml;sl&uuml;man, m&uuml;sl&uuml;mandan k&acirc;fir yaratır) </b>buyurmuşlardır. Bunun i&ccedil;in, soyundaki kimselerin k&ouml;t&uuml; olması, kendisinin de k&ouml;t&uuml; olacağını asla g&ouml;stermez. Hepimiz &Acirc;dem aleyhisselamdan geldik. Dinimizde ırk &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; yoktur. Allah indinde &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ancak takva iledir.<br />
<b>(Allah indinde en &uuml;st&uuml;n&uuml;n&uuml;z, Ondan en &ccedil;ok korkanınızdır) </b>buyuruluyor. (Hucurat 13)<br />
<br />
[Takva ehli olmak, Allah&rsquo;tan korkup dinin emirlerine uymak ve yasak ettiklerinden ka&ccedil;mak demektir.]<br />
<br />
<b>G&uuml;zel huy bir asalettir</b><br />
Muteber olmayan bir kitapta diyor ki:<br />
(Asalet olmayınca, verilen terbiyenin fazla tesiri olmaz. Bakırı ne kadar silip parlatsanız, &uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra gene kararmaya başlar. Suni parlaklık kısa bir zaman devam edebilir. Altın hi&ccedil;bir zaman pas tutmaz. Silmezseniz bile parlaklığını yine muhafaza eder. Şu hadise, asaletin ne kadar &ouml;nemli olduğunu a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;stermektedir.)<br />
<br />
Kitap muteber olmadığı gibi, bu fikir de, Kur&#39;an-ı kerime ve hadis-i şeriflere aykırıdır.<br />
<br />
Bir kimse, asil bir aileye mensup olmasa da, g&uuml;zel huylu ise, dindar ise, onun i&ccedil;in g&uuml;zel huyu ve dindarlığı asaletten &ccedil;ok kıymetlidir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(G&uuml;zel huy gibi asalet olmaz.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Kadın, malı, g&uuml;zelliği, asaleti ve dindarlığı i&ccedil;in nikah edilir. Sen dindar olanı se&ccedil; ki, maddi ve manevi nimete kavuşasın!) </b>[Buhari]<br />
<br />
Nasihat ile asaletsiz insan da terbiye edilebilir. Onun i&ccedil;in Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Nasihat et, nasihat m&uuml;minlere elbette fayda verir.) </b>[Zariyat 55]<br />
<br />
Asaletsiz olanı da terbiye etmek m&uuml;mk&uuml;n olmasaydı, Peygamber efendimiz, <b>(Ahlakınızı g&uuml;zelleştirin) </b>buyurur muydu? (İbni Lal)<br />
<br />
Hazret-i Lokman&rsquo;a sordular:<br />
- Edep, asalet, mal ve ilimden hangisi daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r?<br />
<b>- Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır. </b><br />
Oğlu, Hazret-i Lokmana sorar:<br />
- En iyi haslet nedir?<br />
<b>- Dindar olmaktır.</b><br />
- Peki babacığım, bu haslet iki olursa?<br />
<b>- Dindarlık ve mal sahibi olmak.</b><br />
- &Uuml;&ccedil; olursa?<br />
<b>- Dindarlık, mal ve haya.</b><br />
- D&ouml;rt olursa?<br />
<b>- Dindarlık, mal, haya ve g&uuml;zel ahlak.</b><br />
- Beş olursa?<br />
<b>- Dindarlık, mal, haya, g&uuml;zel ahlak ve c&ouml;mertliktir.</b><br />
- Altı olursa?<br />
<b>- Oğlum, bu beş haslet kimde olursa, o kimse takva ehli, temiz bir kimsedir, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostudur, şeytandan uzaktır.</b><br />
<br />
<b>İffetin &ouml;nemi</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insan neslini devam ettirmek i&ccedil;in, erkek ve kadınları birbirlerine cazip kılmıştır. Aynı zamanda, bu duygu karşısında, insanları d&uuml;nyada &ccedil;etin bir imtihana t&acirc;bi tutmuştur. Bu imtihanı kazanan, d&uuml;nya ve ahiretin kahramanıdır. İnsanların iyi veya k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, daha &ccedil;ok iffet işinde belli olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&#39;an-ı kerimin bir&ccedil;ok yerinde, iffetini koruyabilene, b&uuml;y&uuml;k m&uuml;kafatlar vaat etmiş, iffetini korumayana da, Cehennem azabını g&ouml;stermiştir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, iffetsizleri, adam &ouml;ld&uuml;ren bir katil ile bir tutmaktadır. M&uuml;minlerin vasfını anlatırken de buyuruyor ki:<br />
<b>(M&uuml;minler, namazlarını huşu i&ccedil;inde kılar, boş, l&uuml;zumsuz şeylerden y&uuml;z &ccedil;evirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet eder.)</b> [M&uuml;minun 1-8]<br />
<br />
İffetsiz olan, Allah katında g&uuml;nahk&acirc;r, halkın yanında da itibarsızdır. Bir namussuzun toplumdaki iyilerin yanında itibarı [saygınlığı], bir k&ouml;peğin itibarı kadar yoktur. Zengin ve &ccedil;ok g&uuml;zel bir kadın, eğer iffetsiz ise, itibarsızdır. Fakir ve namuslu bir kadın ise, her zaman itibarlıdır, saygıya layıktır.<br />
<br />
D&uuml;nyadaki pek &ccedil;ok rezaletler, cinayetler, kavgalar, kıskan&ccedil;lıklar, &ouml;zetle b&uuml;t&uuml;n fenalıklar, iffetsizlik y&uuml;z&uuml;nden meydana gelmektedir. İnsanların pek &ccedil;oğu, iffetsizliğin k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerini bildikleri halde, kendilerini bu k&ouml;t&uuml; yollara sapmaktan alıkoyamaz. Bu kuvvetli duygu karşısında, insanları alıkoyacak &ccedil;areler vardır. Bu; terbiye ve ahlak meselesidir.<br />
<br />
Allah&rsquo;tan korkan bir insan iffetsiz olamaz. O halde, &ccedil;ocuklarımıza Allah korkusunu &ouml;ğretmeye &ccedil;alışmak, bizim i&ccedil;in en başta gelen g&ouml;rev oluyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak i&ccedil;in, Allah&rsquo;ı iyi bilmek lazımdır. Allah&rsquo;ı bilmek i&ccedil;in, Onun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve sıfatlarını &ouml;ğrenmek zorundayız. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeyen bir topluluk i&ccedil;in, Allah korkusuna sahip olmak kolay değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak da, bir bilgi, bir &ccedil;alışma ve bir gayret işidir. Durup dururken, Allah korkusu meydana gelmez. Dinin emir ve yasaklarına riayet edene kolay gelir.<br />
<br />
&Ouml;zellikle b&uuml;y&uuml;k şehirlerde iffet işi tehlikeli bir yoldadır. Bir gen&ccedil; kızın, kendi başına yalnız kendi aklı ve anlayışı ile iffetini muhafaza etmesi, cidden g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. O gen&ccedil; kız, eğer biraz da g&uuml;zelse, hatıra ve hayale gelmeyen tehlikelerle &ccedil;evrilmiş demektir. Bu tehlike, okulda, yollarda, otob&uuml;ste, komşularda, hatta evinin i&ccedil;inde, telefonda, internette yakasını bırakmaz.<br />
<br />
Kızlarımız, tehlikeler karşısında aciz bir mahluk olarak, ahlaksızların elinde bir oyuncak olmamalıdır. Bu devirde herkesten, her yerde ona zarar gelebilir. Bu zarar, onun parasına, puluna değil, şeref ve haysiyetinedir. Paraya olan zarar telafi edilebilir. Manevi zarar, yerine konamaz. Ahlaksızların i&ccedil;inde gen&ccedil; kız i&ccedil;in şerefle yaşamak &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. İffetli bir kız, diğer bazı kızlar gibi, fl&ouml;rt yapmaya heveslenmemeli. Bu tehlikeli bir tecr&uuml;bedir. Esasen fl&ouml;rtle yapılan evlilik, &ccedil;ok zaman mutluluk getirmez.<br />
<br />
İffeti muhafaza i&ccedil;in, gen&ccedil;leri zamanında evlendirmeli, iffeti zedeleyecek yerlerden uzak durmalıdır. Gen&ccedil;liğin hakkı adı altında &ccedil;eşitli eğlenceler, gen&ccedil; kızı elde etmek i&ccedil;in birer tuzaktır. Bunun tuzak olduğuna inanmayan bir kız, tuzağın i&ccedil;ine d&uuml;şt&uuml;kten sonra, aklı başına gelir. Fakat iş işten ge&ccedil;miştir. Tuzağın g&ouml;r&uuml;n&uuml;şteki cazibesine kapılan kızlar, erkeklerin elinde &ccedil;abucak birer oyuncak h&acirc;line gelir. Kendine g&uuml;venen bir kız bile, onların karşısında sonuna kadar dayanamaz. Yakışıklı bir erkeğin aldatıcı g&uuml;l&uuml;msemesi karşısında, yenilebilir. Artık o kız, tuzağa d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. O tuzaktan kurtulan pek az veya hi&ccedil; yoktur. Halbuki, o tuzak dediğimiz eğlence yerlerine gitmemek daha kolay bir iştir. <b>(G&ouml;z g&ouml;rmeyince, g&ouml;n&uuml;l katlanır)</b> diye bir atas&ouml;z&uuml; vardır. Oraya gitmeyen bir gen&ccedil; kız, oranın tehlikesinden kurtulmuş olur. Giderse, kurtulması zordur.<br />
<br />
İffet; bir gen&ccedil; kızın veya kadının, değer bi&ccedil;ilemeyen bir m&uuml;cevheridir. Bu m&uuml;cevheri ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmayan her erkek b&uuml;t&uuml;n şeytanlığını kullanır. Ele ge&ccedil;irdikten sonra, maksadına erişmiştir. Artık o, m&uuml;cevherlikten &ccedil;ıkmış, &acirc;di bir taş olmuştur. Sokağa atılıverir. Bu alışverişte, erkek, bir namus hırsızı, kadın ise, m&uuml;cevherini &ccedil;aldırmış, bir zavallıdır.<br />
<br />
Resulullah efendimiz buyurdu ki:<br />
<b>(Bir kızın k&uuml;fv&uuml;n&uuml; </b>[dengini] <b>bulunca, hemen evlendiriniz!) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, kadını, kızı k&uuml;fv&uuml;ne, yani dengine vermek gerekir. <b>K&uuml;fv</b>,<b> </b>erkeğin soyda, malda, din işlerinde ve şerefte kadına uygun olması demektir.<br />
<br />
K&uuml;fv demek, zengin olmak, maaşı &ccedil;ok olmak demek değildir. K&uuml;fv olmak, erkeğin salih m&uuml;sl&uuml;man olması, namaz kılması, i&ccedil;ki i&ccedil;memesi, yani İslamiyet&rsquo;e uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sahibi olması demektir. Erkeğin, yalnız zengin olmasını, apartman sahibi olmasını isteyenler, kızlarını felakete s&uuml;r&uuml;klemiş, Cehenneme atmış olurlar. Kızın da namaz kılması, başı, kolu a&ccedil;ık sokağa &ccedil;ıkmaması gerekir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Hadis-i şerifte <b>&quot;Haya imandandır&quot; </b>buyurulmaktadır. İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermekten de haya etmek b&ouml;yle midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermekten haya etmek caiz değildir. Haya, g&uuml;nahlarını, kabahatlerini g&ouml;stermemeye denir. Bunun i&ccedil;in, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yapmaktan [ehl-i s&uuml;nnet kitaplarını yaymaktan] ve imamlık, m&uuml;ezzinlik yapmaktan, Kur&#39;an ve mevlid okumaktan haya etmek caiz değildir. <b>(Haya imandandır) </b>hadis-i şerifinde, haya, k&ouml;t&uuml;, g&uuml;nah şeyleri g&ouml;stermekten utanmak demektir. M&uuml;minin, &ouml;nce Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan haya etmesi gerekir. Bunun i&ccedil;in, ibadetlerini sıdk ile, ihlas ile yapmalıdır.<br />
<br />
<b>Edebi g&ouml;zetmek<br />
Sual: </b>İmam-ı Rabbani hazretleri,<b> (Edebi g&ouml;zetmek, zikirden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Edebi g&ouml;zetmeyen Allah&rsquo;a kavuşamaz)</b> buyuruyor. Burada Allah&rsquo;a kavuşmak nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evliya olamaz demektir. Din b&uuml;y&uuml;klerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın s&uuml;nnet ve edeplerinden birini g&ouml;zetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikir, fikirden [tefekk&uuml;rden] &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.<br />
<br />
<b>Haddini bilmek</b><br />
<b>Sual: </b>Edep ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Edep, haddini bilmek, sınırı aşmamak demektir. Ailede, iş yerinde, toplumda herkesin bir sınırı vardır. B&uuml;t&uuml;n sıkıntı ve ge&ccedil;imsizlikler, hep haddi aşmaktan kaynaklanır. Herkes haddini bilip, sınırı aşmazsa, mesela, evin hanımı da, erkek de, kendi sınırını bilip ona g&ouml;re hareket ederse, o ev Cennet gibi olur. Cennet gibi olan evden ahirete gidenler de, elbette Cennete gider. Her hususta dinimiz ne emrediyor, onu &ouml;ğrenip, ona g&ouml;re hareket eden, haddini bilmiş, sınırı aşmamış olur. O zaman ne kavga, ne ge&ccedil;imsizlik, ne de savaş olur. D&uuml;nya, g&uuml;ll&uuml;k g&uuml;listanlık olur. Herkesin sınırını ise, dinimiz bildirmektedir.<br />
<br />
<b>Eden bulur<br />
Sual:</b> Bir tanıdık, bir arkadaşının eşini ka&ccedil;ırıp evlendi. Dinen bu uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Uuml;&ccedil; y&ouml;nden uygunsuzdur:<br />
<b>1- </b>Başkasının eşini ayartmak &ccedil;ok g&uuml;nahtır. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Birinin karısını ayartıp aldatan bizden değildir.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>2- </b>Kocası, o kadını boşamadan hi&ccedil; kimse onunla evlenemez. Yaptıkları zina olur.<br />
<br />
<b>3-</b> Kocası, eşinin ka&ccedil;tığını duyunca hemen boşasa bile, iddet m&uuml;ddeti bitmeden kesinlikle evlenemezler. Evlenirlerse zina olur.<br />
<br />
Biri, birinin eşini ayartırsa, başkası da onun eşini ayartabilir. <b>(Eden bulur)</b> demişlerdir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Siz namuslu olursanız, kadınlarınız da namuslu olur.)</b> [H&acirc;kim]<br />
<br />
Kocasına ihanet edip başkasına ka&ccedil;an kadın, ka&ccedil;tığı erkeğe de ihanet edebilir. O erkeğe ni&ccedil;in ka&ccedil;tı? Ya malı i&ccedil;in veya yakışıklı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in yahut gen&ccedil; g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in ka&ccedil;tı. Hangi sebep olursa olsun, ondan daha zengini, ondan daha g&uuml;zeli, ondan gencini bulunca ona da ka&ccedil;mayacağını kim garanti edebilir? Allah korkusu olmayan, her şeyi yapabilir.<br />
<br />
<b>Aşkını gizleyen şehit olur mu?<br />
Sual:</b> Ben namaz kılmam, tesett&uuml;re riayet etmem, başka g&uuml;nahları da işlerim, fakat <b>(&Acirc;şık olup, aşkını gizleyip, iffetini muhafaza ederek &ouml;len şehit olur)</b> hadisi gereğince, aşkımla g&uuml;nah işlesem, durumu &ccedil;ok kimse bilse, yine şehit olarak &ouml;lmez miyim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce şunu bildirelim: Doğru iman sahibi olmayan ve namazlarını kılmayan kimse şehit olamaz. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
Bu hadis-i şerifte &uuml;&ccedil; husus belirtiliyor:<br />
<b>1-</b> Bug&uuml;n aşk denince şehevi duygular anlaşılıyor. Aşk ayrı, nefsan&icirc;, şehvan&icirc; arzular ayrıdır. Nefsine t&acirc;bi olan Cehenneme gider. Nefsan&icirc; duygulara aşk denmez. Sevgi &ccedil;ok olunca, buna aşk denir. Mevlid kitabında, <b>(Habibim sana &acirc;şık oldum)</b> deniyor. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Resulullah&rsquo;ı &ccedil;ok seviyor demektir. Bu aşkı g&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n gen&ccedil;leri gibi d&uuml;ş&uuml;nen bir yazar, (Mevlid kitabının burası yanlış) diyor. Esas yanlış kendisindedir. Evlenmekten maksat, kendini g&uuml;nahlardan korumak ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını kazanmak olmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in olmayan şehevi duygulara aşk dememeli.<br />
<br />
<b>2-</b> Aşkının gizli kalması deniyor. Hem &acirc;şık olduğunu kimse bilmeyecek, hem de kimse duymayacak. Hi&ccedil; kimse bilmeden yanıp tutuşacak. Aşkı y&uuml;z&uuml;nden g&uuml;nah da işlemeyecek.<br />
<br />
<b>3-</b> İffetini, yani namusunu koruyarak &ouml;lmek deniyor. Mesela karşı cinsin elini tutmuşsa haram işlenmiş olur, iffet korunmamış olur. Hadis-i şerifte iffeti koruma şartı var. İffet korunmayınca nasıl şehit olunur ki?<br />
<br />
Aşkla şehevi duyguları karıştıran gen&ccedil;ler, bu s&ouml;ylenenlere kulak asmıyorlar. Atalarımız boşuna<b>, (Cahile kelam, nafile kelam)</b> dememişler.</br<br></p>

<p><strong>İnsanlardan utanarak g&uuml;nahı terk etmek<br />
Sual: G&uuml;nah işlemeyi, insanların ayıplamalarından korkulduğu i&ccedil;in mi yoksa Allah i&ccedil;in mi terk etmelidir?<br />
Cevap:</strong> G&uuml;nah işleyecek kimsenin, bu g&uuml;nahtan vazge&ccedil;mesi, ya Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korktuğu veya insanlardan hay&acirc; ettiği, utandığı yahut da başkalarının yapmasına sebep olmamak i&ccedil;in olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkarak terk etmenin alameti, o g&uuml;nahı gizli olarak da işlememektir. İnsanlardan hay&acirc; etmek, utanmak, onların k&ouml;t&uuml;lemelerinden korkmak demektir. Başkalarının g&uuml;nah işlemelerine sebep olmak, yalnız yapmaktan daha &ccedil;ok g&uuml;nahtır. Başkalarının bu g&uuml;nahı işlemelerinin g&uuml;nahları da, kıyamete kadar bunlara sebep olana yazılır. Bir hadis-i şerifte;<br />
<strong>(İnsan g&uuml;nahını d&uuml;nyada gizlerse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, kıyamet g&uuml;n&uuml;, bu g&uuml;nahı kullarından saklar)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Herkese vera sahibi olduğunu bildirmek i&ccedil;in, g&uuml;nahını saklamak ve gizli olarak devam etmek, riya olur.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin, yaptığı ibadetleri başkalarına g&ouml;stermekten veya onların duymasından haya etmesi, utanması doğru bir şey midir?<br />
Cevap:</strong> İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermekten haya etmek, utanmak caiz değildir. Haya, g&uuml;nahlarını, kabahatlerini g&ouml;stermemeye denir. Bunun i&ccedil;in, vaaz vermekten, ilmihal kitabı yazmaktan, satmaktan, imamlık, m&uuml;ezzinlik yapmaktan, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okumaktan haya etmek caiz değildir.</p>

<p><strong>(Haya imandandır)</strong> hadis-i şerifindeki haya, k&ouml;t&uuml;, g&uuml;nah şeyleri g&ouml;stermekten utanmak demektir. M&uuml;minin, &ouml;nce Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan haya etmesi lazımdır. Bunun i&ccedil;in, ibadetlerini ihlas ile yapmalıdır.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru</strong></p>

<p>Bir g&uuml;n bir gen&ccedil;, Res&ucirc;lullahın &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; huz&ucirc;runa gelip; y&acirc; Res&ucirc;lallah! Zin&acirc; etmem i&ccedil;in bana izn ver, dedi. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m hayrete d&uuml;ş&uuml;p, bağrışmağa başladı. Res&ucirc;lullah &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; o gence yanıma yaklaş buyurdu. Gen&ccedil; yaklaşıp huz&ucirc;runda oturdu. Başkalarının annen ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, buyurdu. Gen&ccedil;, h&acirc;yır dedi. Senin gibi hi&ccedil; kimse istemez, buyurdu. Sonra kızınla başkalarının zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, diye sordu. H&acirc;yır, r&acirc;zı olmam, dedi. Yine başkalarının kız kardeşin ile zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olur musun, dedi. H&acirc;yır olmam, diye cev&acirc;b verdi. Dah&acirc; sonra amcasının, halasının ve diğer akrab&acirc;larının kızları i&ccedil;in de ayrı ayrı sordu. Hepsine h&acirc;yır, başkalarının onlarla zin&acirc; etmesine r&acirc;zı olmam diye cev&acirc;b verdi. Bunun &uuml;zerine Res&ucirc;lullah mub&acirc;rek elini o gencin g&ouml;ğs&uuml;ne koydu ve &ldquo;Allahım bunun g&uuml;n&acirc;hını afv eyle, kalbini temizle ve zin&acirc;dan koru&rdquo; diye d&uuml;&acirc; buyurdu. O gen&ccedil; artık hi&ccedil; har&acirc;ma meyl etmedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><br />
http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=014&amp;bookPage=230<br />
<br />
Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;<br />
https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=17<br />
<br />
&#128214; Şev&acirc;hid-&uuml;n N&uuml;b&uuml;vve kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;<br />
https://hakikatkitabevi.net/books.php</p>

<p>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı<br />
https://youtube.com/@dinimizislamtv</p>

<p>&#128153; *Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı*<br />
https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1225]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 22:42:34 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hatasız âlim kimdir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>&Acirc;limlerin birinin ak dediğine, &ouml;teki &acirc;lim kara diyor. Kusursuz insan olmaz. &Acirc;limler de, insan olduğuna g&ouml;re, onların da hatası ni&ccedil;in olmasın? Onların s&ouml;zleri niye dinde senet oluyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
(M&uuml;ctehid bir &acirc;lim, hata etmez) dense yanlış olmaz; &ccedil;&uuml;nk&uuml; birinin ak dediğine, &ouml;tekinin kara deme yetkisini, onlara dinimiz vermiştir. Burada kastedilen, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z yazarları ve profes&ouml;rleri değil, yetkili &acirc;limler, m&uuml;ctehidlerdir. &Acirc;limin ictihadı hatalı bile olsa senettir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ahirette onun ictihadına g&ouml;re amel edip etmediğimizi soracaktır. Hanef&icirc;lere Hanef&icirc; mezhebindeki h&uuml;k&uuml;mlere, Şafi&icirc;lere de Şafi&icirc; mezhebindeki h&uuml;k&uuml;mlere uyup uymadığı sorulacaktır. Dinimizde &acirc;limlerin yeri b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. &Uuml;&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Bilmiyorsanız &acirc;limlere sorun!) </b>[Nahl 43]<br />
<br />
<b>(Bu misalleri ancak &acirc;lim olanlar anlar.) </b>[Ankebut 43]<br />
<br />
<b>(Bunun h&uuml;km&uuml;n&uuml; Resule ve &uuml;l&uuml;l-emre</b> [&acirc;limlere] <b>sorsalardı, &ouml;ğrenirlerdi.)</b> [Nisa 83]<br />
<br />
&Acirc;yet-i kerimede ge&ccedil;en &uuml;l&uuml;l-emrin &acirc;lim demek olduğu tefsirlerde yazılıdır. Peygamber efendimiz de, <b>(&Uuml;l&uuml;l-emr, fıkıh &acirc;limleridir)</b> buyurdu. (Darimi)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limler, Peygamberlerin v&acirc;risleridir)</b> [Tirmizi, İbni Mace, Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimin &acirc;limleri, beni İsrail&rsquo;in peygamberleri gibidir.)</b> [İmam-ı Y&acirc;fi&icirc;, İmam-ı Rabbani, Abd&uuml;lgani Nablusi, Neşr-&uuml;l-mehasin]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limlere tabi olun! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar, d&uuml;nya ve ahiretin ışıklarıdır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) </b>[İ. Maverdi]<br />
<br />
<b>(Bilmediklerinizi salih </b>[&acirc;lim]<b>lerden sorup &ouml;ğrenin!)</b> [Taberani]<br />
<br />
Peki, bu kadar kıymetli olan &acirc;limler hata ederse ne olacak? Dinimiz, onların hatasına uyanların da kurtulacağını bildirmiştir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Acirc;lim, ictihadında hata ederse bir, isabet ederse iki sevap alır.) </b>[Buhari]<br />
<br />
Sevab olan bir şey i&ccedil;in mezhepsizlerin hata demesi &ccedil;ok yanlıştır. B&ouml;yle farklı ictihadlar da Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir rahmetidir. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Uuml;mmetimin </b>[&acirc;limlerin]<b> ihtilafı </b>[farklı ictihadları] <b>rahmettir.) </b>[Beyheki, İ. M&uuml;navi, İbni Nasr, Deylemi]<br />
<br />
İşte bu rahmetten dolayı mezhepler meydana &ccedil;ıkmıştır. (Bu d&ouml;rt hak mezhepten biri doğru diğer &uuml;&ccedil;&uuml; yanlıştır) denemez; &ccedil;&uuml;nk&uuml; bir m&uuml;ctehid, başka m&uuml;ctehidin ictihadının hatalı olduğunu s&ouml;yleyemez. (Benimki doğru, seninki yanlıştır) diyemez; &ccedil;&uuml;nk&uuml;<b> Mecelle</b>&rsquo;de (İctihad, başka ictihadla nakzedilemez yani bozulamaz, ge&ccedil;ersiz hale getirilemez) buyuruluyor. (Madde 16)<br />
<br />
Mesela Hanef&icirc; ve Hanbel&icirc;&rsquo;de gus&uuml;lde ağzın i&ccedil;ini yıkamak farz iken, Malik&icirc; ve Şafi&icirc;&rsquo;de farz değildir. Bunun i&ccedil;in mezhebin birine doğru, &ouml;tekine yanlış denemez. Yanlış da olsa m&uuml;ctehidin ictihadıyla amel eden kurtulur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;ctehide bu yetkiyi dinimiz vermiştir. Farklı ictihadda bulunmak gibi, her m&uuml;ctehidin bir hadisten h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarması da farklıdır. Hatta bir m&uuml;ctehidin sahih dediği bir hadis-i şerife, başka bir m&uuml;ctehid sahih değildir diyebilir. O sahih değildir dedi diye, o hadis uydurma olmaz. Sahih değildir diyen &acirc;lim, kendisi bu hadise g&ouml;re amel edemez; ama sahih diyen &acirc;lim de, ona t&acirc;bi olanlar da, bu hadis-i şerife g&ouml;re amel eder.<br />
<br />
Mezhepsizler ve ona uyan cahiller, bu inceliği bilmedikleri i&ccedil;in, (Falanca &acirc;limin kitabında uydurma hadisler vardır) diyebiliyorlar. Mesela (İmam-ı Gazali&rsquo;nin kitaplarında uydurma hadis &ccedil;oktur) diyen mezhepsiz az değildir.<br />
<br />
Seyyid <b>Abd&uuml;lhakim Arvasi</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Us&ucirc;l-i hadis ilminde m&uuml;ctehid olan bir &acirc;lim, bir hadisin mevdu olduğunu ispat edince, bu ilmin b&uuml;t&uuml;n &acirc;limlerinin de, mevdu demesi lazım gelmez; &ccedil;&uuml;nk&uuml; mevdu diyen m&uuml;ctehid, bir hadisin sahih olması i&ccedil;in l&uuml;zum g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şartları taşımayan bir hadis i&ccedil;in, benim mezhebimin usul&uuml;n&uuml;n kaidelerine g&ouml;re mevdudur der. Yoksa &ldquo;Resulullahın s&ouml;z&uuml; değildir&rdquo; demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu s&ouml;z&uuml;n hadis olması, bence anlaşılmadı demektir. Bu &acirc;lime g&ouml;re hadis olmaması, hakikatte hadis olmadığını g&ouml;stermez.<br />
<br />
Hadis usul&uuml; ilminin başka bir m&uuml;ctehidi de, hadisin doğru olması i&ccedil;in aradığı şartları bu s&ouml;zde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. D&ouml;rt mezhep arasında ayrılık bulunması, s&ouml;zlerinin yanlış olacağını g&ouml;stermediği gibi, hadisler i&ccedil;in de b&ouml;yledir. B&ouml;yle şeyler ictihad işi olduğundan, bir m&uuml;ctehidin mevdu demesiyle, ger&ccedil;ekte mevdu olması gerekmez.)<br />
<br />
Şu halde, (Falanca &acirc;limin kitaplarında uydurma hadis vardır) demeye yetkimiz olmadığı gibi, yetkili &acirc;limler, m&uuml;ctehidler i&ccedil;in (&Acirc;limler de insandır, onların hataları olur) dememiz de asla caiz olmaz</p>

<p><strong>Hak&icirc;k&icirc; din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur</strong></p>

<p>B&uuml;y&uuml;klerden biri şeyt&acirc;nı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor g&ouml;r&uuml;p, sebebini sorar. Şeyt&acirc;n cev&acirc;b olarak, (Zem&acirc;nın din adamı ge&ccedil;inen, k&ouml;t&uuml; &acirc;limleri, insanları yoldan &ccedil;ıkarmakda, bana o kadar yardım ediyor ki, bu m&uuml;him işi yapmama l&uuml;z&ucirc;m kalmıyor) demişdir. Doğrusu, zem&acirc;nımızda isl&acirc;miyyetin emrlerini yapmakdaki gevşeklikler ve insanların dinden y&uuml;z &ccedil;evirmesi, hep din adamı perdesi altında s&ouml;ylenen s&ouml;zlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyyetlerinden dolayıdır. [Hak&icirc;k&icirc; din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur: Akl s&acirc;hibi, ilm s&acirc;hibi, din s&acirc;hibi. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı da birlikde taşıyan din adamına (Din &acirc;limi) denir. Bir sıfatı noks&acirc;n olursa, onun s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venilmez. İlm s&acirc;hibi olmak i&ccedil;in, akl ve nakl ilmlerinde m&uuml;tehassıs olmak l&acirc;zımdır.]</p>

<p><strong><a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=126" target="_blank">(Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n s. 126)</a></strong></p>

<p><br />
<strong>&#128214; Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;</strong><br />
<a href="https://hakikatkitabevi.net/books.php" target="_blank">https://hakikatkitabevi.net/books.php</a></p>

<p><strong>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;</strong><br />
<a href="https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8" target="_blank">https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5889]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 22:38:10 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Âlim övünmez]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> &Acirc;lim olan kimsenin &ouml;v&uuml;nmesi uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Genelde &ouml;v&uuml;nmek iyi değildir. &Acirc;limin &ouml;v&uuml;nmesi de caiz değildir. Lokman suresi 18. &acirc;yet-i kerimesinde mealen,<b> (Allah, kendini beğenip &ouml;v&uuml;neni sevmez) </b>buyurulmaktadır.<br />
<br />
&Ouml;v&uuml;nmek, b&uuml;y&uuml;klenmenin alametidir. M&uuml;min suresinin 35. &acirc;yet-i kerimesinde, b&uuml;y&uuml;klenenlerin kalblerinin m&uuml;h&uuml;rlendiği bildirilmektedir.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri, Necm suresinin,<b> (Nefsinizi tezkiye etmeyiniz) </b>me&acirc;lindeki 32. &acirc;yet-i kerimesinin tefsirinde, (Bir iyilik yapınca, bunu ben yaptım deme. Onu bir iyilik sanma! Onu iyilik olarak kabul etmek, kendini beğenmektir)<b> </b>buyurdu.<br />
<br />
Beydavi tefsirinde, İblis&#39;in, (&Acirc;dem &ccedil;amurdandır, cismanidir. Ben ruhaniyim. &Ccedil;amur unsurların en aşağısıdır. Ben ise en şerefli olan ateşten yaratıldım)<b> </b>diyerek kibirlendiği bildirilmektedir. &Ouml;v&uuml;nmek yasak edilmiştir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Ecdadı ile &ouml;v&uuml;nen, rahmet-i ilahiden uzaktır, Cehennem odunudur.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, cahiliyet &ouml;v&uuml;nmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz &Acirc;dem aleyhisselamın evlatlarısınız. &Acirc;dem ise topraktan yaratıldı.) </b>[Ebu Davud]<br />
<br />
&Ouml;v&uuml;nmek, başkasını hakir, aşağı g&ouml;rmekten ileri gelir. Halbuki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Din kardeşini hakir g&ouml;rmek, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olarak yeter.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(İnsanlar helak oldu diyenin kendisi helak olmuştur.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, m&uuml;sl&uuml;man kardeşine tevazu g&ouml;stereni y&uuml;kseltir, ona karşı &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslayanı da al&ccedil;altır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &quot;m&uuml;tevazı olun, b&uuml;y&uuml;klenmeyin, zulmetmeyin&quot; diye bana vahyetti.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
İnsan, ilim sahibi olunca kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmeye başlar. Halbuki Kur&#39;an-ı kerimde mealen,<b> (Her ilim sahibinden &uuml;st&uuml;n bir &acirc;lim vardır) </b>buyurulmaktadır.<b> </b>(Yusuf 76)<br />
<br />
<b>(&Acirc;limlerin &acirc;feti, kendilerini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmeleridir) </b>hadis-i şerifi, ilim sahiplerinden kibirlenenlerin olabileceğini g&ouml;stermektedir. &Ouml;v&uuml;nmek i&ccedil;in hi&ccedil; kimse kendisinin &acirc;lim olduğunu s&ouml;ylememelidir! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limim diyen cahildir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
İlmi, yalnız Allah rızasını kazanmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek gerekir. Başka maksatlarla &ouml;ğrenmek, caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limlere &ouml;v&uuml;nmek, cahillerle, aklı noksan olanlarla m&uuml;nakaşa etmek, onları susturmak, insanların tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml; kazanmak i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenen, Cehenneme gider.) </b>[Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Toplantılarda ilimle &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslamayın! B&ouml;yle yapanın gideceği yer, Cehennemdir.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Allah rızasından başka maksat i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenen veya ilmini d&uuml;nya menfaatine alet eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın!) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
İlmi b&ouml;yle maksatlarla &ouml;ğrenmek caiz olmadığı gibi; Allah rızası i&ccedil;in &ouml;ğrenip de, k&ouml;t&uuml; maksatlar i&ccedil;in kullanmak da caiz değildir. İlmi ile &ouml;v&uuml;nmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur&#39;anı &ouml;ğrenip okuyacaklar. Sonra, &quot;Biz &ouml;ğrenip okuduk, bizden daha iyisi var mı?&quot; diyecekler. İşte onlar Cehennem odunudur.) </b>[Taberani] Bu hadis-i şerif, ilmi ile &ouml;v&uuml;nmenin caiz olmadığını g&ouml;stermektedir. İlmi ile &ouml;v&uuml;nen kimselerle tartışmak asla uygun değildir. İnsanın &ouml;mr&uuml; kısadır. M&uuml;nakaşa ile zaman &ouml;ld&uuml;rmek asla caiz değildir.<br />
<br />
Abd&uuml;lkudd&uuml;s hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Vaktin kıymetini bil! Gece g&uuml;nd&uuml;z ilim &ouml;ğrenmeye &ccedil;alış! İlim &ouml;ğrenmek ibadet yapmak i&ccedil;indir. Kıyamet g&uuml;n&uuml; işten sorulacak, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de ihlas elde etmek i&ccedil;indir.)<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette herkes, şu d&ouml;rt şeyden soruluncaya kadar yerinden ayrılamaz:<br />
1- &Ouml;mr&uuml;n&uuml; nerede t&uuml;kettin?<br />
2- Gen&ccedil;liğini nerede ge&ccedil;irdin?<br />
3- Malını nerede kazandın, nereye harcadın?<br />
4- İlmin ile ne amel ettin?)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Bazıları, Peygamber efendimizin <b>Ben Peygamberlerin efendisiyim</b> gibi s&ouml;zlerini &ouml;v&uuml;nmek olarak g&ouml;steriyorlar. Bu yanlıştır. B&ouml;yle demek, &ouml;ğ&uuml;nmek değil, ger&ccedil;eği bildirmektir. (Ben evliyayım) demek &ouml;ğ&uuml;nmek olur. Fakat (Ben Peygamberim) demek b&ouml;yle değildir. Ger&ccedil;eği bildirmek vazifesi olduğu ve vazifesini yapmak mecburiyetinde de olduğu i&ccedil;in b&ouml;yle buyurmuştur. Nitekim imam-ı Rabbani hazretlerinin, <b>M&uuml;jdeci Mektublar</b> kitabında bildirdiği hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette, &ouml;nce ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Ger&ccedil;eği bildiriyorum, &ouml;ğ&uuml;nm&uuml;yorum.)<br />
<br />
(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın habibi, Peygamberlerin reisiyim. &Ouml;ğ&uuml;nmek i&ccedil;in s&ouml;ylemiyorum.)<br />
<br />
(Peygamberlerin sonuncusuyum, &ouml;ğ&uuml;nm&uuml;yorum, ben Abdullah&rsquo;ın oğlu Muhammed&rsquo;im </b>[sallallah&uuml; aleyhi ve sellem].<b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; insanları yarattı. Beni insanların en iyisinden yarattı, insanları fırkalara</b> [milletlere, ırklara] <b>ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra bu en iyi fırkayı cemaatlere ayırdı. Beni, en iyisinde bulundurdu. Sonra, bu cemaati evlere ayırdı. Beni, en iyi evden </b>[aileden]<b> d&uuml;nyaya getirdi. İnsanların en iyisiyim. En iyi ailedenim. Kıyamette, herkes sustuğu zaman, ben konuşurum. Kimsenin kımıldayamadığı vakitte, onlara şefaat ederim. Kimsede &uuml;mit kalmadığı bir zamanda, onlara m&uuml;jde veririm. O g&uuml;n her iyilik, her t&uuml;rl&uuml; yardım, her kapının anahtarı bendedir. Liva-i hamd benim elimdedir. İnsanların en hayırlısı, en c&ouml;merdi, en iyisiyim. Kıyamet g&uuml;n&uuml;, Peygamberlerin imamı, hatibi ve hepsine şefaat edici benim. Bunu &ouml;ğ&uuml;nmek i&ccedil;in s&ouml;ylemiyorum.)</b> [Hakikati bildiriyorum. Hakikati bildirmek vazifemdir. Bunları s&ouml;ylemezsem, vazifemi yapmamış olurum.]<br />
<br />
<b>&Acirc;lim, kibirden kurtulmak i&ccedil;in ne yapmalı</b><br />
İlim silah gibidir. D&uuml;şman elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. İlim yağmur gibidir. Yağmur, temiz olarak yağar, bitkilerin k&ouml;kleri bu suyu emer, kendi vasfına &ccedil;evirir. Aynı yağmur suyu, biberi acılaştırırken, karpuzu tatlılaştırır. Temiz olan ilim de, kibirliyi azdırır, m&uuml;tevazıının da tevazuunu artırır.<br />
<br />
Kab&uuml;l Ahbar hazretleri &quot;Malın azdırdığı gibi ilim de azdırabilir&quot; buyuruyor. Az da olsa, bir şey bilen insan cahillerin yanlışlıklarını g&ouml;r&uuml;nce, ben onlar gibi değilim diye kendini beğenir. İlim sahibi de, ekseriya, kendini cahilden &uuml;st&uuml;n g&ouml;r&uuml;r. &Acirc;lim, kibirden kurtulmak i&ccedil;in şu iki şeyi bilip ona g&ouml;re amel etmelidir:<br />
<br />
<b>Birincisi: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında &acirc;limin mesuliyetinin daha fazla olduğunu bilmesidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, g&uuml;nah olduğunu bilerek isyan eden ile, bilmeyerek o g&uuml;nahı işleyenin cezası elbette bir olmaz.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları ona,</b> &quot;Sen d&uuml;nyada dinin emirlerini bildirirdin. Ni&ccedil;in bu azaba d&uuml;şt&uuml;n?&quot; <b>derler. O da, </b>&quot;İnsanlara, g&uuml;nahtır, yapmayın&quot; <b>der, kendim yapardım. </b>&quot;Şu ibadeti yapın&quot; der, kendim yapmazdım. Bunun cezasını &ccedil;ekiyorum&quot; <b>der.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Mirac gecesi ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar g&ouml;rd&uuml;m. Cebrail aleyhisselama bunların kim olduğunu sordum. </b>&quot;Kendileri yapmadıkları halde &quot;yapın&quot;<b> </b>diyen vaizlerdir&quot; <b>dedi.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
İblis, &acirc;lim idi. Fakat ilmi ile amel etmedi. Dağda kalan kimsenin yanında, &ccedil;eşitli silahlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi bilse ve &ccedil;ok cesur olsa, kendine h&uuml;cum eden aslana karşı kullanmadık&ccedil;a, bu silahların faydası olur mu? Elbette olmaz. Bunun gibi, din bilgilerinden y&uuml;z bin mesele &ouml;ğrense, bunları kullanmadık&ccedil;a faydalarını g&ouml;rmez. Bir hasta, derdine en faydalı ilacı bulsa, kullanmadık&ccedil;a faydasını g&ouml;rmez.<br />
<br />
Bilip de amel etmeyenler, Cuma suresi 5. &acirc;yetinde eşeğe, Araf suresi<b> </b>175. ve 176. &acirc;yetlerinde ise k&ouml;peğe benzetilmiştir. Ne zaman ki, bir &acirc;lim, cahile nispetle kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmeye başlarsa, i&ccedil;inde bulunduğu bu b&uuml;y&uuml;k tehlikeyi d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Bunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;nce, cahile g&ouml;re mevkii &uuml;st&uuml;n olduğu gibi, tehlikesinin de o nispette b&uuml;y&uuml;k olduğunu anlar. Bu &acirc;lim, hayatı tehlikede olan h&uuml;k&uuml;mdar gibidir. H&uuml;k&uuml;mdarı yakalayıp &ouml;ld&uuml;recekleri zaman <b>Keşke bir hizmet&ccedil;i olsaydım da bu tehlike ile karşılaşmasaydım </b>der. Nice &acirc;limler var ki, kıyamette, ilmi ile kibirlenmenin cezasını g&ouml;r&uuml;nce, keşke cahil olsaydım diyecektir. İşte bu tehlikeleri d&uuml;ş&uuml;nmesi, &acirc;limi kibirden korur.<br />
<br />
<b>İkincisi: </b>Kibrin b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah olduğunu, insan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde kıymetinin o kadar y&uuml;kseleceğini, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymetinin olmayacağını bilmesidir. İlmi olduğu halde, kibrin zararını bilmeyene &acirc;lim demek yanlış olur. İnsanın ilmi arttık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkması da artar, g&uuml;nah işlemeye cesaret edemez.</p>

<p><strong>&ldquo;&Acirc;lim olduğunu s&ouml;yleyen, cahildir&rdquo;<br />
Sual: Bazı din adamları, hep ben bilirim, benim dediğim doğru diyerek hep kendilerini &ouml;ne &ccedil;ıkarıyorlar. Bir din adamının bu şekilde hep ben diyerek kibirlenmesi, kendini b&uuml;y&uuml;k bilmesi, dinen doğru mudur?<br />
Cevap:</strong> Din adamı olduğu i&ccedil;in tekebb&uuml;r etmek, kibirlenmek, cahil olmanın alametidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, ilim, tevazuya sebep olur, kibirden men eder. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Alim olduğunu s&ouml;yleyen kimse, cahildir)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Her sorulana cevap veren, her g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nden mana &ccedil;ıkaran ve her yerde bilgi satan kimse, cahilliğini ortaya koyar. Bilmiyorum, &ouml;ğrenip de s&ouml;ylerim diyen kimsenin, derin alim olduğu anlaşılır. Res&ucirc;lullah efendimize, en kıymetli yer neresidir, denildikte;<br />
<strong>(Bilmiyorum, Rabbim bildirirse s&ouml;ylerim)</strong> demiştir. Bunu Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;ma sormuş, ondan da, aynı cevabı almıştır. O da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sormuş;<br />
<strong>(Mescitler)</strong>dir cevabını almıştır. A&#39;r&acirc;f s&ucirc;resinin;<br />
<strong>(Affet ve marufu emir et)</strong> mealindeki 198. &acirc;yet-i kerimesi gelince, Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;mdan bunu a&ccedil;ıklamasını istemiş, o da, Rabbimden &ouml;ğreneyim, diyerek gitmiştir. Tekrar geldiğinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;;<br />
<strong>(Senden uzaklaşana yaklaş! Senden esirgeyene ihsan et! Sana zul&uuml;m edenleri affet!)</strong> emrini verdi dedi. İmam-ı Şa&#39;b&icirc; hazretleri, kendisine sorulanlardan birine bilmiyorum deyince;<br />
<strong>-</strong>Sen Irak memleketinin m&uuml;ft&uuml;s&uuml;s&uuml;n, bilmiyorum demek, sana yakışır mı? dediklerinde;<br />
<strong>-</strong>Meleklerin &uuml;st&uuml;nleri bilmiyoruz dediler. Benim s&ouml;ylememden ne &ccedil;ıkar, buyurdu. İm&acirc;m-ı Eb&ucirc; Yusuf hazretleri, bir suale bilmiyorum deyince;<br />
<strong>-</strong>Hem Beyt-&uuml;l-maldan maaş alıyorsun, hem de cevap vermiyorsun, dediler.</p>

<p><strong>-</strong>Beyt-&uuml;l-maldan, bildiklerim kadar &uuml;cret alıyorum. Bilmediklerim i&ccedil;in alsaydım, Beyt-&uuml;l-malda bulunanların hepsi yetişmezdi dedi.</p>

<p>Nefsine uymayan cahil ile arkadaşlık etmek, nefsinin esiri olan din adamı ile arkadaşlık etmekten iyidir. Din adamı olduğu i&ccedil;in tekebb&uuml;r etmek, cahil olmanın alametidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilim, tevazuya sebep olur, kibirden, b&uuml;y&uuml;klenmekten meneder.</p>

<p><strong>Hak&icirc;k&icirc; din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur</strong></p>

<p>B&uuml;y&uuml;klerden biri şeyt&acirc;nı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor g&ouml;r&uuml;p, sebebini sorar. Şeyt&acirc;n cev&acirc;b olarak, (Zem&acirc;nın din adamı ge&ccedil;inen, k&ouml;t&uuml; &acirc;limleri, insanları yoldan &ccedil;ıkarmakda, bana o kadar yardım ediyor ki, bu m&uuml;him işi yapmama l&uuml;z&ucirc;m kalmıyor) demişdir. Doğrusu, zem&acirc;nımızda isl&acirc;miyyetin emrlerini yapmakdaki gevşeklikler ve insanların dinden y&uuml;z &ccedil;evirmesi, hep din adamı perdesi altında s&ouml;ylenen s&ouml;zlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyyetlerinden dolayıdır. [Hak&icirc;k&icirc; din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur: Akl s&acirc;hibi, ilm s&acirc;hibi, din s&acirc;hibi. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı da birlikde taşıyan din adamına (Din &acirc;limi) denir. Bir sıfatı noks&acirc;n olursa, onun s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venilmez. İlm s&acirc;hibi olmak i&ccedil;in, akl ve nakl ilmlerinde m&uuml;tehassıs olmak l&acirc;zımdır.]</p>

<p><strong><a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=126" target="_blank">(Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n s. 126)</a></strong></p>

<p><br />
<strong>&#128214; Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;</strong><br />
<a href="https://hakikatkitabevi.net/books.php" target="_blank">https://hakikatkitabevi.net/books.php</a></p>

<p><strong>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;</strong><br />
<a href="https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8" target="_blank">https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=505]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 22:33:49 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Âlimin de kötüsü olur]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İmam-ı Rabbani, <b>(Mehdi, Medine&rsquo;deki bid&rsquo;at ehli olan &acirc;limi &ouml;ld&uuml;recektir)</b> diyor. Bid&rsquo;at ehli olana &acirc;lim denir mi hi&ccedil;? Bir de Seyyid Abd&uuml;lhakim efendi diyor ki: <b>(Zemahşer&icirc;, tefsir, fıkıh ve l&uuml;gat &acirc;limi idi. Mutezile mezhebinde idi. &Ouml;l&uuml;rken tevbe ettiği s&ouml;ylenmektedir. Kur&rsquo;an-ı az&icirc;m&uuml;şşanın muciz olduğunu anlatmakta; esas, senet olan bel&acirc;gat ilminin &acirc;limlerinin en y&uuml;ksek derecesinde olduğundan, Ehl-i s&uuml;nnetin tefsir &acirc;limleri, Kur&rsquo;an-ı kerimin bel&acirc;gatini anlatan kısımları, onun tefsirinden almışlardır.)</b> Mutezile olan birine &acirc;lim demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her &acirc;lim, Cennetlik demek değildir. Onlardan da Cehenneme giden olacaktır. Kur&rsquo;anda, k&ouml;t&uuml; &acirc;limler, dilini sarkıtıp soluyan k&ouml;peğe, kitap y&uuml;kl&uuml; merkebe benzetilmiştir. <b>(Cuma 5, Araf 176)</b><br />
<br />
K&ouml;t&uuml; &acirc;limler hakkında hadis-i şeriflerden bazıları da ş&ouml;yledir:<br />
<b>(&Acirc;limlerin iyisi, insanların en iyisi, k&ouml;t&uuml;s&uuml; de, insanların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(Yazıklar olsun k&ouml;t&uuml; &acirc;limlere ki, ilmi ticarete alet ederler.)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(Amelsiz &acirc;lim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetim, k&ouml;t&uuml; &acirc;limler, cahil abidler y&uuml;z&uuml;nden helak olur.)</b> [Darimi]<br />
<br />
<b>(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen &acirc;lime olur.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(İlmini, insanlara &ouml;ğretmeyen &acirc;lime, kıyamette ateşten yular bağlanır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Kıyamette bir din adamı Cehenneme atılır. Tanıdıkları ona, &quot;Sen d&uuml;nyada dinin emirlerini bildirirdin. Ni&ccedil;in bu azaba d&uuml;şt&uuml;n?&quot; derler. O da, </b>&quot;İnsanlara, g&uuml;nahtır, yapmayın&quot;<b> der, kendim yapardım. </b>&quot;Yapın&quot; <b>dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını &ccedil;ekiyorum&quot; der.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(&Ouml;yle bir zaman gelir ki, &acirc;limler fitne unsuru olur.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
Demek ki &acirc;limlerin iyisi de, k&ouml;t&uuml;s&uuml; de oluyor.<br />
<br />
Hakiki İslam &acirc;limleri elbette &ccedil;ok kıymetlidir. İslamiyet&rsquo;in temeli &uuml;&ccedil;t&uuml;r: 1-İlim, 2- Amel 3- İhlas.<br />
<b>1-</b> İlim, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarından &ouml;ğrenilir.<br />
<br />
<b>2-</b> İlme uygun olan ameldir. İlmi ile amel etmeyen hakiki &acirc;lim olamaz. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(&Acirc;lim, ilmi ile amel edendir.)</b> [Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>3-</b> İlimde ve amelde ihlas sahibi olmaktır. İhlas, ilmin ve amelin Allah rızası, Allah sevgisi ile olmasıdır. İhlas yoksa ilim de amel de makbul değildir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ancak ihlasla yapılan ameli kabul eder.)</b> [D&acirc;re Kutni]<br />
<br />
İlim, amel ve ihlas sahibi olana ancak <b>İsl&acirc;m &acirc;limi</b> denir. Hakiki &acirc;lim, Kur&#39;an-ı kerimi, hadis-i şerifleri a&ccedil;ıklayan salahiyetli, y&uuml;ksek insandır. S&uuml;nneti, bid&#39;ati bilir. Hakkı b&acirc;tıldan ayırır. İlmi &ccedil;ok olduğu halde, hakkı b&acirc;tıldan ayıramayan, hakiki &acirc;lim değildir. 72 sapık fırkanın &ouml;nderleri de &acirc;lim idi, hakkı b&acirc;tıldan ayıramadıkları, Ehl-i s&uuml;nnetten ayrıldıkları i&ccedil;in dalalete d&uuml;şm&uuml;şlerdir. Yalnız akla uyup, yalnız ona g&uuml;venip yanılan kimseye felsefeci denir. Aklın erdiği şeylerde ona g&uuml;venen, aklın ermediği yanıldığı yerlerde, İslam ışığı altında akla doğruyu g&ouml;steren b&uuml;y&uuml;klere İslam &acirc;limi denir.<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(D&uuml;nyalık peşinde olan din adamlarının s&ouml;zlerini dinlemek, kitaplarını okumak zehir yemek gibi zararlıdır. K&ouml;t&uuml; din adamlarının zararları bulaşıcıdır. Toplumları bozar. Tarihte İslam devletlerinin başlarına gelen felaketlere hep k&ouml;t&uuml; din adamları sebep oldu. Devlet adamlarını doğru yoldan bunlar saptırdı. 72 sapık fırkanın reisleri, hep k&ouml;t&uuml; din adamları idi.) <b>[1/47]</b><br />
<br />
<b>K&ouml;t&uuml; &acirc;limler</b><br />
<b>Sual: </b>Dini anlatıp da kendileri uygulamayan &acirc;limler, ilimleri sayesinde kurtuluşa ererler mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aksine daha b&uuml;y&uuml;k azaplara maruz kalırlar. Kur&#39;an-ı kerimde, k&ouml;t&uuml; din adamları, <b>kitap y&uuml;kl&uuml; merkebe</b> benzetilmiştir. (Cuma 5)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(İlmiyle amel etmeyen &acirc;lim, Kıyamette en şiddetli azaba d&uuml;&ccedil;ar olur.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Miraca &ccedil;ıkınca, ateşten makaslarla dudaklarını kesenleri g&ouml;rd&uuml;m. Her kesilişte dudakları yeniden tamamlanıyordu. Cebrail aleyhisselam, </b>&ldquo;Bunlar, din g&ouml;revlisidir, yapmadıklarını s&ouml;ylerler ve Allah&#39;ın kitabıyla amel etmezler&rdquo;<b> dedi.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Cehennemde azap &ccedil;ekenlerden bazılarının yaydıkları k&ouml;t&uuml; kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. </b>&ldquo;Sen ne g&uuml;nah işledin ki, &ouml;yle pis koku &ccedil;ıkarıyorsun?&rdquo;<b> diye sorulunca, </b>&ldquo;Ben din g&ouml;revlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım&rdquo; <b>der.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(İnsanlara hayrı &ouml;ğretip de kendisini, kendi kusurunu g&ouml;rmeyen &acirc;lim, tıpkı başkalarını aydınlattığı h&acirc;lde kendisini yakıp bitiren kandile benzer.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Kıyamette, ilmiyle amel etmeyen &acirc;limin Cehennemde &ccedil;ıkardığı k&ouml;t&uuml; kokudan, Cehennem halkı rahatsız olarak, </b>&ldquo;Ey k&ouml;t&uuml; kişi, &ccedil;ektiğimiz azap yetmez gibi, bir de senin &ccedil;ıkardığın k&ouml;t&uuml; kokuya mı katlanalım? Sen ne yaptın da, bu duruma d&uuml;şt&uuml;n?&rdquo; <b>derler. &Acirc;lim ise, </b>&ldquo;İlim sahibi idim, fakat ilmimle amel etmezdim&rdquo; <b>diye cevap verir.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Zebaniler Cehennemde g&uuml;nahk&acirc;r h&acirc;fızlara, puta tapanlardan &ouml;nce azap yapar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilerek yapılan g&uuml;nah, bilmeyerek yapılandan daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.)</b> [Taberan&icirc;] (Buradaki h&acirc;fızlar, haramlardan sakınmaya &ouml;nem vermeyip, k&uuml;fre giren hafızlardır.) [İslam Ahlakı]<br />
<br />
<b>(Amelsiz &acirc;lim mum gibidir, insanları aydınlatırken kendini yakar.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limlerin en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, insanların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r.)</b> [Bezzar]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetim, k&ouml;t&uuml; din g&ouml;revlilerinden &ccedil;ok zarar g&ouml;recektir.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
Resulullah,<b> (H&uuml;z&uuml;n kuyusundan Allah&rsquo;a sığının!) </b>buyurdu. Bu kuyunun ne olduğu sorulunca, buyurdu ki:<b> (Cehennemdeki bir kuyudur ki, Cehennem, her g&uuml;n d&ouml;rt y&uuml;z defa o kuyunun dehşetinden Allah&rsquo;a sığınır. Oraya en &ccedil;ok, m&uuml;rai &acirc;limler girer.) </b>[Buh&acirc;r&icirc;] M&uuml;rai, riya yapan, g&ouml;steriş i&ccedil;in ibadet eden demektir.</p>

<p><strong>Din adamının sapıtmasının alameti<br />
Sual: Bir kimsenin din ilimlerini tahsil ettiği h&acirc;lde, yanlış yollara sapmasının, hatta hainlik etmesinin ne gibi alametleri vardır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Muhammed bin Fadl Belh&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İsl&acirc;miyet nurlarının kalplerden ayrılıp, kalplerin kararmasına d&ouml;rt şey sebep oldu. Bildikleri ile amel etmemek. Bilmeyerek yapmak. Bilmediklerini &ouml;ğrenmemek. Başkalarının &ouml;ğrenmelerine m&acirc;ni olmak.&rdquo;</p>

<p>&Ouml;nceki devirlerde ve zamanımızda bazı kimseler, din ilimlerini, ilim adamı tanınmak veya mala yahut bir makama kavuşmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmişlerdir. Din adamı olmayı, ge&ccedil;ime ve siyasete vasıta yapmışlardır. Bunlar, din ilimlerini amel etmek i&ccedil;in &ouml;ğrenmiyorlardı. İsimleri din adamıdır, gittikleri yol ise, cahillerin yoludur. Allah rahimdir, affı sever diyerek, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işliyorlar. Akıllarına, keyiflerine g&ouml;re hareket ediyorlar. Başkalarının da b&ouml;yle yapmalarını istiyorlar. Kendilerine uymayan hakiki M&uuml;sl&uuml;manları k&ouml;t&uuml;l&uuml;yorlar. Kendilerinin, doğru yolda olduklarını, huzura kavuşacaklarını zan ediyorlar. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarından derlenmiş olan doğru kitapları okumuyorlar, &ccedil;ocuklarına da okutmuyorlar. İ&ccedil;leri k&ouml;t&uuml;, s&ouml;zleri yaldızlı ve yalandır. Her g&uuml;n başka şekle girerler. İnsanların y&uuml;zlerine g&uuml;lerler, arkalarından k&ouml;t&uuml;lerler. Bidat karışmamış olan doğru kitapların okunmasına m&acirc;ni olurlar. Bu kitapları okumayın, bozuktur derler. Bunları neşredenleri ve okuyanları tehdit ederler. Mezhepsizlerin zararlı kitaplarını, yaldızlı reklamlarla &ouml;verler. İsl&acirc;miyet bilgilerine hakaret ederler. Kısa akılları ile yazdıkları şeyleri ilim ve fen diyerek gen&ccedil;lerin &ouml;n&uuml;ne s&uuml;rerler. H&acirc;lbuki, İsl&acirc;m &acirc;limleri ve tasavvuf b&uuml;y&uuml;kleri hep İsl&acirc;miyete yapışmışlardır. Bunun neticesi olarak, y&uuml;ksek derecelere kavuşmuşlar ve insanlara faydalı olmuşlardır. Bunlara dil uzatanların din cahili oldukları anlaşılır. Bu cahillerin yaldızlı s&ouml;zlerine aldanmamalıdır. Bunlar, din hırsızlarıdır. Saadet yolunu kesici zındık veya mezhepsizdirler.</p>

<p><strong>&Acirc;lim g&ouml;r&uuml;nenlere aldanmamalıdır<br />
Sual: Bazı kimseler, Kazanlı M&ucirc;s&acirc; Beykiyef gibilerinin fikirlerini savunarak İsl&acirc;ma hizmet ettiklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. Dinde değişiklik yapmak isteyen b&ouml;yle kimselerin kitapları okunur mu?<br />
Cevap:</strong> &Acirc;lim g&ouml;r&uuml;nen ve din adamı denilen herkesin s&ouml;z&uuml;ne veya kitabına uyarak amel etmek caiz değildir. Kıymetli kitaplardan toplanmış, terc&uuml;me edilmiş Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdıkları ilmih&acirc;l kitaplarını okumalıdır. B&ouml;yle terc&uuml;me edilmemiş, kafadan yazılmış ilmih&acirc;l kitaplarını ve uydurma tefsirleri okumak, insanı d&uuml;nya ve ahiret felaketlerine s&uuml;r&uuml;kler. Kazanlı M&ucirc;s&acirc; Beykiyef, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime ve hadis-i şeriflere inanmayıp, yeni bir din uydurup, buna İsl&acirc;miyet demektedir. Yaldızlı kelimelerle, M&uuml;sl&uuml;manlara gerici, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerine yobaz demektedir. Kur&#39;&acirc;n ve hadisler, bug&uuml;nk&uuml; fen bilgileri ile yetişmiş olan gen&ccedil;lerin uyacakları bir din değildir diyerek, uydurduğu d&uuml;ş&uuml;ncelerine din demekte, kitapları ile gen&ccedil;leri aldatmaktadır. Buna aldananlar, &ccedil;ıkardıkları dergilerde bozuk, al&ccedil;ak yalanlarla Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerine saldırmaktadırlar. B&ouml;ylelerinin Ehl-i s&uuml;nnet kitaplarını okuyarak, doğru yola kavuşmalarını temenni ederiz.</p>

<p><strong>Mason olan din adamları<br />
Sual: Mason olan din adamı olmuş mudur mesela Mısırlı Abduh bunlardan mıdır?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Beyrut&rsquo;taki mason locasının başkanı Hann&acirc; Eb&icirc; R&acirc;şid, D&acirc;ire-t&uuml;l-me&#39;&acirc;rif-&uuml;l-masoniyye kitabında diyor ki:</p>

<p>&ldquo;Cem&acirc;ledd&icirc;n-i Efg&acirc;n&icirc;, Mısır&#39;da mason locası reisi idi. &Acirc;limlerden ve devlet adamlarından &uuml;&ccedil; y&uuml;ze yakın &uuml;yesi vardı. Ondan sonra, Muhammed Abduh reis oldu. Abduh, b&uuml;y&uuml;k bir mason idi. Bunun, masonluk ruhunu Arap memleketlerine yaydığını kimse ink&acirc;r edemez.&rdquo;</p>

<p>Abduh&#39;un yaptığı reformları, değişiklikleri g&ouml;rerek onu İsl&acirc;m &acirc;limi sananlar az değildir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, onun yazılarına cevap yazmış, maskesini yırtmışlardır. Elmalılı Hamdi Efendi, Fil suresinin tefsirinde, bunun bozuk yazılarından bir kısmını ortaya koymaktadır. İsl&acirc;miyet ve nasr&acirc;niyyet kitabında;<br />
&ldquo;Bir kimseden, y&uuml;z bakımdan k&acirc;firliği, bir bakımdan imanı bildiren bir s&ouml;z işitilse, o kimse imanlı kabul edilir. Herhangi bir filozofun, fikir adamının y&uuml;z bakımdan k&acirc;firliği g&ouml;sterdiği h&acirc;lde, bir bakımdan imanı g&ouml;stermeyen s&ouml;z s&ouml;ylemesini d&uuml;ş&uuml;nmek, ahmaklıktır. O h&acirc;lde, herkes imanlı bilinmelidir. İsl&acirc;miyette zındık kelimesi yoktur. Sonradan meydana &ccedil;ıkmıştır&rdquo; demektedir. K&uuml;fr&uuml; a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;lmeyen bir M&uuml;sl&uuml;manın s&ouml;z&uuml;ndeki bir iman, onu k&uuml;f&uuml;rden kurtarır, kaidesini yanlış anlatarak, b&uuml;t&uuml;n k&acirc;firlere, filozoflara m&uuml;min demektedir. Kendi de zındık olduğu i&ccedil;in, bu kelimenin s&ouml;ylenmesini istememektedir. K&uuml;n&ucirc;z-&uuml;d-dek&acirc;ikda ve Deylem&icirc;de yazılı;<br />
<strong>(&Uuml;mmetim arasında zındıklar &ccedil;oğalacaktır)</strong> hadis-i şerifini ink&acirc;r etmektedir.</p>

<p>Zilz&acirc;l suresindeki; <strong>(Zerre ağırlığında hayır işleyen, karşılığına elbet kavuşur)</strong> mealinde olan &acirc;yet-i kerimeyi a&ccedil;ıklarken;<br />
&ldquo;M&uuml;slim olsun, k&acirc;fir olsun, salih amel işleyen herkes Cennete girecektir&rdquo; diyor. En cahillerin bile g&uuml;leceği bu yanlış ve haksız savunmasını, onun hayranları, izinde gidenleri bile kabul etmemiştir. Bunlardan, Abduhcu Seyyid Kutb, Nis&acirc; suresinin 124. &acirc;yet-i kerimesini a&ccedil;ıklarken;<br />
&ldquo;&Uuml;stat Muhammed Abduh, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml; nakzeden &acirc;yet-i kerimelerin sarahatini hi&ccedil; hatırlamıyor. Bu &acirc;yetler Abduh&#39;un g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; nakzetmektedir&rdquo; demek zorunda kalmıştır. Evet, Abduh&#39;a Paris&rsquo;te yutturulan masonluk afyonunun dozu, o kadar &ccedil;oktu ki, aklı ve şuuru, &acirc;yet-i kerimeler arasındaki bağlantıları g&ouml;remeyecek kadar alt&uuml;st olmuştu.</p>

<p><strong>Saadetin yolu, İsl&acirc;miyete uymaktır<br />
Sual: Din adamı olduğunu s&ouml;yleyen bir kimse, farzlarda gevşek davrandığı, haramlardan sakınmadığı h&acirc;lde, kendisinde olağan&uuml;st&uuml; h&acirc;ller olduğunu s&ouml;ylese, bu kimseye ve s&ouml;ylediklerine itibar edilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Muhammed Ma&rsquo;s&ucirc;m hazretleri bir talebesine yazdığı mektubunda buyuruyor ki:<br />
Res&ucirc;lullah efendimize uymakta gevşek olanları, Onun ışıklı yolundan ayrılanları din adamı sanmayınız! Onların yaldızlı s&ouml;zlerine ve ateşli yazılarına aldanmayınız! Yahudiler, Hristiyanlar, Brehmenler ve mezhepsizler, tatlı ve yanık s&ouml;zlerle, hileli mantıklarla, kendilerinin doğru yolda olduklarını, insanları iyiliğe, saadete &ccedil;ağırdıklarını bildiriyorlar. Eb&ucirc; Amr bin Nec&icirc;d hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;Kendisi ile amel olunmayan ilmin, sahibine zararı, faydasından daha &ccedil;oktur.&rdquo;</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n saadetlerin yolu İsl&acirc;miyete uymaktır. Kurtuluş yolu, Res&ucirc;lullahın izinde olmaktır. Hak ile batılı ayıran alamet, Res&ucirc;lullah aleyhisselama uymaktır. Onun dinine uymayan her s&ouml;z, her yazı ve her iş kıymetsizdir. Harika, a&ccedil;lıkla ve riyazet &ccedil;ekmekle hasıl olur, yalnız M&uuml;sl&uuml;manlara mahsus değildir. Abdullah ibni M&uuml;b&acirc;rek hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;M&uuml;stehabları yapmakta gevşek davranan, s&uuml;nnetleri yapamaz. S&uuml;nnetleri yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda gevşek davranan da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına kavuşamaz.&rdquo; Bunun i&ccedil;indir ki, hadis-i şerifte;<br />
<strong>(G&uuml;nah işlemek, insanı k&uuml;fre s&uuml;r&uuml;kler)</strong> buyuruldu. Evliyanın b&uuml;y&uuml;klerinden Eb&ucirc; Sa&#39;&icirc;d Eb&uuml;lhayr Hazretlerine;<br />
-Filanca kimse su &uuml;st&uuml;nde y&uuml;r&uuml;yor, buna ne dersiniz?<br />
-Bunun kıymeti yoktur. &Ouml;rdek ve kurbağa da suda y&uuml;zer dedi.<br />
-Filan adam havada u&ccedil;uyor, dediler.<br />
-Sinek ve &ccedil;aylak da u&ccedil;uyor, sinek kadar kıymeti var, dedi.<br />
-Filan kimse, bir anda şehirden şehre gidiyor, dediler.<br />
-Şeytan da, bir solukta şarktan garba gidiyor. B&ouml;yle şeylerin dinimizde kıymeti yoktur. Mert olan, herkesin arasında bulunur. Alışveriş yapar, evlenir. Fakat, bir an Rabbini unutmaz, buyurdu.</p>

<p>Şeyh ibni Eb&icirc; Bekir Muhammet bin Muhammed End&uuml;l&uuml;s&icirc; hazretleri, Me&#39;&acirc;ric-&uuml;l-hid&acirc;ye kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;Kamil, olgun insanın her işi, d&uuml;ş&uuml;nceleri, s&ouml;zleri, ahlakı, Res&ucirc;lullah efendimize tam uygun olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, b&uuml;t&uuml;n saadetlere, Ona uymakla kavuşulur. Ona uymak, İsl&acirc;miyete yapışmak demektir.&quot;</p>

<p><strong>Sual: Mal, m&uuml;lk, makam, mevki elde etmek i&ccedil;in dini kullanmak, dindar g&ouml;r&uuml;nmek, dinimiz a&ccedil;ısından uygun olur mu?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Riya, bir şeyi olduğunun tersine g&ouml;stermektir ki kısaca, g&ouml;steriş demektir. Ahiret amellerini yaparak ahiret yolunda olduğunu g&ouml;stererek, d&uuml;nya arzularına kavuşmak demektir ki kısaca, d&uuml;nya kazancına dini alet etmektir. İbadetlerini g&ouml;stererek, insanların sevgisini kazanmaktır. S&ouml;zleri veya ibadetleri riya ile olan kimsenin, din bilgisi varsa, buna&nbsp;<strong>M&uuml;nafık</strong>&nbsp;denir. Din bilgisi yoksa, buna&nbsp;<strong>Din yobazı</strong>&nbsp;denir. Fen bilgisi olmayıp da, kendisini fen adamı tanıtıp, kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, fen bilgisi olarak s&ouml;yleyip, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya, bunların dinlerini, imanlarını bozmaya &ccedil;alışan İsl&acirc;m d&uuml;şmanlarına&nbsp;<strong>Zındık</strong>&nbsp;veya&nbsp;<strong>Fen yobazı</strong>&nbsp;denir. Din yobazlarına ve fen yobazlarına aldanmamalıdır.</p>

<p>Başkalarının sevgisine ve methetmelerine, &ouml;vmelerine kavuşmak i&ccedil;in, d&uuml;nya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya olur. İbadet ile olan riya bundan daha fenadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yapılan riya, hepsinden daha fenadır. İbadet yaparak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan d&uuml;nya menfaatlerini istemek, riya olmaz. Yağmur duasına &ccedil;ıkmak, istihare yapmak, b&ouml;yledir. &Uuml;cret ile imamlık, hatiplik, muallimlik yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak i&ccedil;in &acirc;yet-i kerimeler okumak da, b&ouml;yledir denildi. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. Ticaret maksadı ile hacca gitmek de b&ouml;yledir. İbadet niyeti hi&ccedil; bulunmazsa riya olurlar. İbadet niyeti &ccedil;ok olursa, sevap hasıl olur. İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermek, onlara &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyeti ile olursa, yine riya olmaz ve &ccedil;ok sevap olur. Ramazan orucunu tutmakta riya olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan hasıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile yapılan farzlar sahih olur, ibadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Meşhur olmak, d&uuml;nyalık toplamak i&ccedil;in vaaz vermenin, nasihat yapmanın, dindeki yeri nedir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Ş&ouml;hret i&ccedil;in, meşhur olup tanınmak i&ccedil;in vaaz vermek, nasihat etmek, kitap yazmak riya olur. Vaaz, emr-i ma&#39;r&ucirc;f ve nehy-i m&uuml;nker demektir. M&uuml;nakaşa etmek, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;r&uuml;nmek ve &ouml;v&uuml;nmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek de, riya olur. D&uuml;nyalık elde etmek, yani mal, mevki elde etmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek de, riya olur. Riya ise haramdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in olan ilim, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmayı arttırır. Kendi ayıplarını g&ouml;rmeye sebep olur. Şeytanın aldatmasına mani olur. İlmini d&uuml;nya kazancına, mala ve mevkiye kavuşmaya vasıta eden din adamlarına,&nbsp;<strong>ulem&acirc;-i s&ucirc;</strong>, yani k&ouml;t&uuml; din adamları denir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.<br />
<br />
<br />
<strong>Hak&icirc;k&icirc; din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur</strong></p>

<p>B&uuml;y&uuml;klerden biri şeyt&acirc;nı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor g&ouml;r&uuml;p, sebebini sorar. Şeyt&acirc;n cev&acirc;b olarak, (Zem&acirc;nın din adamı ge&ccedil;inen, k&ouml;t&uuml; &acirc;limleri, insanları yoldan &ccedil;ıkarmakda, bana o kadar yardım ediyor ki, bu m&uuml;him işi yapmama l&uuml;z&ucirc;m kalmıyor) demişdir. Doğrusu, zem&acirc;nımızda isl&acirc;miyyetin emrlerini yapmakdaki gevşeklikler ve insanların dinden y&uuml;z &ccedil;evirmesi, hep din adamı perdesi altında s&ouml;ylenen s&ouml;zlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyyetlerinden dolayıdır. [Hak&icirc;k&icirc; din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur: Akl s&acirc;hibi, ilm s&acirc;hibi, din s&acirc;hibi. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı da birlikde taşıyan din adamına (Din &acirc;limi) denir. Bir sıfatı noks&acirc;n olursa, onun s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venilmez. İlm s&acirc;hibi olmak i&ccedil;in, akl ve nakl ilmlerinde m&uuml;tehassıs olmak l&acirc;zımdır.]</p>

<p><strong><a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=010&amp;bookPage=126" target="_blank">(Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n s. 126)</a></strong></p>

<p><br />
<strong>&#128214; Herkese L&acirc;zım Olan &Icirc;m&acirc;n kitabını sipariş vermek i&ccedil;in;</strong><br />
<a href="https://hakikatkitabevi.net/books.php" target="_blank">https://hakikatkitabevi.net/books.php</a></p>

<p><strong>Kitabın tamamını dinlemek i&ccedil;in;</strong><br />
<a href="https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8" target="_blank">https://m.hakikatkitabevi.com/playlist.asp?id=8</a></p>

<p><strong>&#127909; Dinimiz İslam YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@dinimizislamtv" target="_blank">https://youtube.com/@dinimizislamtv</a></p>

<p><strong>&#128153; Osman &Uuml;nl&uuml; ile Huzura Doğru YouTube Kanalı</strong><br />
<a href="https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv" target="_blank">https://youtube.com/@osmanunluhuzuradogrutv</a></p>

<p><br />
&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=515]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 12:02:03 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Sadakat göstermek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İnsanlarda sadakat da kalmadı. Yalvara yakara bir işe giriyor. Yerini biraz sağlamlaştırınca, &ccedil;alıştığı kurumun aleyhine konuşuyor. Bir k&ouml;pek kadar sadakat g&ouml;steremiyor. Sadakat da mı &ouml;ld&uuml;?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bozulma her sahada oluyor. Ancak herkesin bozuk, herkesin k&ouml;t&uuml; olduğunu s&ouml;ylemek doğru olmaz. Dinimizde, sadakatin &ouml;nemi &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Her işin nizam ve intizamı sadakat iledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Sadakat iyiliğe, iyilik Cennete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
Bir kurum, işsiz bir kimseyi işe almakla, ona bir iyilik etmiş olur. İşe girmesine vesile olanlara dua ve teşekk&uuml;r etmek gerekir. Teşekk&uuml;r etmeyen nank&ouml;rd&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>(Ş&uuml;krederseniz, nimetlerimi artırırım. Nank&ouml;rl&uuml;k ederseniz, azabım &ccedil;ok şiddetlidir)</b> buyuruyor. (İbrahim 7)<br />
<br />
Peygamber efendimiz de, <b>(Kendisine yapılan iyiliği anmak ş&uuml;k&uuml;r, gizlemek ise nank&ouml;rl&uuml;k olur) </b>buyuruyor. (Ebu Davud)<br />
<br />
&Ccedil;alıştığı yerin idarecilerini k&ouml;t&uuml;lemek, dedikodu etmek nank&ouml;rl&uuml;k olur. Yemek yediği sofraya bı&ccedil;ak saplamak kadirşinas bir kimseye yakışmaz. İşinden veya idarecilerinden memnun olmayan ayrılabilir. Kıtmir isimli bir k&ouml;pek, sahibine sadakatinden dolayı, bir&ccedil;ok insanın mahrum kaldığı nimete kavuşuyor, Cennetlik oluyor.</p>

<p><strong>Sual: &quot;Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir&quot; deniyor. Bu ne demektir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> D&uuml;nya lezzetlerine aldanmayan, Cennet nimetlerine kavuşur. İki &acirc;lemde az&icirc;z ve muhterem olur. Aksi olursa, insan zelil olur. Zira hazret-i &Ouml;mer, bir h&acirc;dise &uuml;zerine; &quot;Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem ş&acirc;hlarının elinde es&icirc;r idik. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n yapmakla bizleri şereflendirdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bizi yine zel&icirc;l eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İsl&acirc;mdadır. İsl&acirc;mın ahk&acirc;mına uyan, az&icirc;z olur. Bu ahk&acirc;mı beğenmeyip, izzeti, huz&ucirc;ru, sa&acirc;deti başka şeylerde arayan zel&icirc;l olur&quot; buyurmuştur. Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Peygamber efendimiz <strong>(Veren el, alandan y&uuml;ksektir)</strong> buyurmuşlardır.</p>

<p>Bir şeyler koparabilmek, d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek, insanların zaaflarından istifade ederek onların sırtından ge&ccedil;inmek i&ccedil;in yaltaklanmak yani temelluk etmek, k&ouml;t&uuml; bir huydur. Zira had&icirc;s-i şer&icirc;fte <strong>(Temelluk, M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n ahl&acirc;kından değildir)</strong> buyurulmuştur. Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak ederek;</p>

<p>&quot;Başkasına el a&ccedil;ıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona d&uuml;ny&acirc;da da &acirc;hirette de şef&acirc;at etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize d&acirc;im&acirc; vermeyi, ihs&acirc;n ve ikr&acirc;mlarda bulunmayı, herkese karşı tev&acirc;zu &uuml;zere bulunmayı, tatlı s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayı tavsiye ediyoruz. El a&ccedil;ıp istemek bizim yolumuzda yoktur&quot; buyururlardı.</p>

<p>Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri de;</p>

<p>&quot;Tasavvuf, herkesin y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmek ve kimseye kendi y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektirmemektir&quot; buyurmuştur. İzzet ve şerefi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nine uygun olmayan h&acirc;llerde arayan kimseyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hor-hak&icirc;r ve zel&icirc;l eder. Peygamber Efendimiz, M&uuml;sl&uuml;manı; (M&uuml;sl&uuml;man, diğer M&uuml;sl&uuml;manların elinden ve dilinden zarar g&ouml;rmediği kimsedir) buyurarak tarif etmişlerdir. Ayrıca Resulullah Efendimiz; (Kendin i&ccedil;in istediğini, insanlar i&ccedil;in de istemek, kendin i&ccedil;in istemediğini insanlar i&ccedil;in de istememek) buyurarak, nasıl olmamız gerektiğini bildirmişlerdir.</p>

<p>Sen&acirc;ullah-i P&acirc;n&icirc; P&uuml;t&icirc; hazretleri:</p>

<p>&quot;Ne istersen yap, fakat, insanlara eziyet ve sıkıntı verme yolunu se&ccedil;me. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dinde bunun gibi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur&quot; buyurmuştur.</p>

<p>D&uuml;nyada ve ahirette aziz olmak isteyen, kimseye sıkıntı vermez, y&uuml;k olmaz; herkesin sıkıntısını ve y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmeye, g&uuml;c&uuml; nisbetinde gayret g&ouml;sterir. Kısacası: &quot;Y&uuml;k &ccedil;eken aziz, y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektiren ise, zelil olur.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1284]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:58:04 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İnsanlara iyilik etmenin önemi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İyilik etmenin dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:<br />
&Ouml;m&uuml;r kısadır. Sonsuz olan ahiret hayatında, insanın karşılaşacağı şeyler, d&uuml;nyada yaşadığı h&acirc;le bağlıdır. Akıllı olan, ileriyi g&ouml;rebilen bir kimse, kısa olan d&uuml;nyada, hep, ahirette iyi ve rahat yaşamaya sebep olan şeyleri yapar. İnsanlara hizmet etmek i&ccedil;in &ccedil;alışır. İnsanlara iyilik etmek, ahirette azaptan kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man, m&uuml;sl&uuml;manın kardeşidir. Onu incitmez, &uuml;zmez. Bir kimse bir m&uuml;sl&uuml;manın aybını, kusurunu &ouml;rterse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kıyamette onun ayıplarını, kabahatlerini &ouml;rter.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Bazı kimseler, başkalarının ihtiya&ccedil;larını karşılamak, onlara yardımcı olmak i&ccedil;in yaratılmıştır. İhtiya&ccedil; sahipleri bunlara başvurur. Bunlar i&ccedil;in ahirette azap korkusu olmaz.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bazılarına &ccedil;ok nimet vermiştir. Bunları, herkese faydalı olmak i&ccedil;in yaratmıştır. Bu nimetleri dağıtırlarsa, azalmaz, dağıtmazlarsa bunlardan alıp, başkalarına verir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;manın, din kardeşinin bir ihtiyacını karşılaması on yıl itik&acirc;ftan iyidir. Allah rızası i&ccedil;in bir g&uuml;n itik&acirc;f ise, insanı Cehennem ateşinden pek &ccedil;ok uzaklaştırır.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Din kardeşinin bir işini yapana, melekler dua eder. O işi yapmaya giderken, her adımı i&ccedil;in bir g&uuml;nahı af olur ve kıyamette &ccedil;eşitli nimetlere kavuşur.)</b> [İbni Mace)<br />
<br />
<b>(Din kardeşinin rahata kavuşması veya sıkıntıdan kurtulması i&ccedil;in idarecilere gidip uğraşana, sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml;nden, herkesin ayağı kaydığı zaman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ona yardım eder.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en sevdiği iş, elbise vererek veya yedirip i&ccedil;irerek yahut başka bir ihtiyacını karşılayarak, bir m&uuml;mini sevindirmektir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Saygısızlık edene yumuşak davranan, zulmedeni affeden, vermeyene veren, kendisini arayıp, sormayan ahbabını, akrabasını g&ouml;zeten,</b> <b>Cennette y&uuml;ksek derecelere kavuşur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Din kardeşine g&uuml;ler y&uuml;z g&ouml;stermek, iyi şeyler &ouml;ğretmek, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmasını &ouml;nlemek, sorana yol g&ouml;stermek, sokaktaki pis ve zararlı şeyleri temizlemek, birer sadakadır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Selam verirken g&uuml;l&uuml;mseyen, sadaka sevabına kavuşur.)</b> [İ.E.d&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Seferde, topluluğun efendisi, onlara hizmet edendir. Şehitlik hari&ccedil;, hi&ccedil;bir amel onun sevabına erişemez.)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(Kim, bir m&uuml;sl&uuml;manın sıkıntısını giderip, onu sevindirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kıyamette en sıkıntılı anlarda, onu sıkıntılardan kurtarır.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Din kardeşine yardım edenin yardımcısı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(İnsanların en iyisi, onlara faydası &ccedil;ok olanıdır.)</b> [Kudai]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın farzlardan sonra en &ccedil;ok sevdiği iş, bir m&uuml;mini sevindirmektir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(İmanı en kuvvetli olan, ahlakı en g&uuml;zel ve hanımına karşı en yumuşak olandır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(S&ouml;z veriyorum, tartışmayan, haklı da olsa, kimseyi incitmeyen Cennete girer.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, bir v&uuml;cut gibidir. V&uuml;cudun bir yeri rahatsız olunca, b&uuml;t&uuml;n v&uuml;cut huzursuz olur. Oranın tedavisi ile meşgul olurlar. M&uuml;sl&uuml;manlar da b&ouml;yle birbirine yardıma koşar.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;evrendekilerle g&uuml;zel komşuluk et ve kendin i&ccedil;in sevdiğini, başkaları i&ccedil;in de sev ki m&uuml;sl&uuml;man olasın.)</b> [Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>İyiliği sayarak değil sa&ccedil;arak yapmalı</b><br />
İslam &acirc;limleri buyuruyor ki:<br />
(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın size nasıl muamele etmesini istiyorsanız, Onun kullarına &ouml;yle muamele ediniz.)<br />
(İyiliği sayarak değil, sa&ccedil;arak yapınız.)<br />
(C&ouml;mert verene değil, verdiğine sevinene denir.)<br />
(B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler, hırlaşmalar almak &uuml;zerinedir. B&uuml;t&uuml;n iyilikler, vermek &uuml;zerinedir.)<br />
<br />
Herkese iyilik etmek, &ouml;d&uuml;n&ccedil; veya sadaka vermek &ccedil;ok sevaptır. Akrabaya yapılan iyilik daha sevaptır. Bir kadın, Resulullah efendimize, (Fakir kocama yardımda bulunsam, sadaka yerine ge&ccedil;er mi?) diye sual ettirdiğinde Peygamber efendimiz,<b> (İki sevap vardır. Biri sadaka, diğeri de sıla-i rahim sevabı) </b>buyurdu.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Senden y&uuml;z &ccedil;eviren akrabana verilen sadaka daha faziletlidir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Yakın akraba ve komşuya verilen sadakanın sevabı iki misli fazladır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Paranızı &ouml;nce kendi ihtiya&ccedil;larınıza, artarsa &ccedil;oluk &ccedil;ocuğunuzun ihtiya&ccedil;larına sarf edin! Bundan da artarsa akrabalarınıza yardım edin!) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Bir kimseden amcasının oğlu yardım ister de, o da g&uuml;c&uuml; yettiği halde, vermezse, kıyamet g&uuml;n&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın fazlından mahrum kalır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;mana &ouml;d&uuml;n&ccedil; veren iki misli sadaka sevabı kazanır.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man kardeşini sevindirmek mağfirete sebep olur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;manın sıkıntısını giderene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; iki nur verir. Bu iki nurla Sıratta o kadar &ccedil;ok kimse aydınlanır ki sayısını ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bilir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Duasının kabul, kederinin yok olmasını isteyen, darda kalanı ferahlandırsın!) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Kim, arkadaşının ihtiyacını g&ouml;r&uuml;rse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da onun ihtiyacını karşılar.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Hayra vesile olan, hayır işlemiş gibidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sıkıntıya d&uuml;şene yardım edeni sever.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
<b>(Cehennemlik biri, Cennetlik birine rastlayınca ona der ki:</b><br />
- Beni tanıdın mı?<br />
- Sen kimsin?<br />
- Benden abdest suyu istemiştin, ben de onu sana hediye etmiştim.<br />
<b>Cennetlik olan, ona şefaat eder. Yine Cehennemlik biri Cennetlik olana ş&ouml;yle der:</b><br />
- Beni tanıdın mı?<br />
- Sen kimsin?<br />
- Bana bir iş s&ouml;ylemiştin, ben de o işini yapmıştım.<br />
<b>Bunun &uuml;zerine ona şefaat eder ve şefaati kabul edilir.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Fakire verilen bir lokma, sahibine beş şeyi m&uuml;jdeler:<br />
1- Bir tane iken beni &ccedil;oğalttın.<br />
2- K&uuml;&ccedil;&uuml;k idim, b&uuml;y&uuml;tt&uuml;n.<br />
3- D&uuml;şman iken, beni dost ettin.<br />
4- F&acirc;ni, yok olmak &uuml;zere iken, beni sonsuz kalıcı ettin.<br />
5- Bug&uuml;ne kadar sen beni muhafaza ettin, artık ben seni muhafaza ederim.)</b> [Ey Oğul İlmih&acirc;li]<br />
<br />
<b>M&uuml;sl&uuml;mana yardım etmenin fazileti<br />
Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;mana yardım etmenin, onu sevindirmenin fazileti nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi kimse, hem kendisi iyi olan, hem de başkalarının iyi olmasına &ccedil;alışan kimsedir. Bu husustaki hadis-i şeriflerden bazıları ş&ouml;yle:<br />
<b>(Bir m&uuml;mini sevindiren, beni sevindirmiş olur.)</b> [Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;mana s&ouml;zle yardım eden veya onun i&ccedil;in bir adım y&uuml;r&uuml;yen, kıyamette Peygamberlerle emin olarak haşrolur ve 70 şehit sevabına kavuşur.)</b> [Hatib]<br />
<br />
<b>(Kim bir m&uuml;mini ferahlatırsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da kıyamette onu ferahlatır.)</b> [İ.M&uuml;barek]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın kullarını &uuml;zmeyin. Onları ayıplamayın, gizli kusurlarını araştırmayın. Kim m&uuml;sl&uuml;man kardeşinin aybını ararsa Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da onun aybını arar. Hatta &ouml;yle ki, evinden &ccedil;ıkmasa da onu rezil eder.)</b> [İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>(En iyi kimse, kendisi ile alakasını kesenle ilgilenir, kendisini mahrum edene verir ve kendisine zulmedeni de affeder.)</b> [Begavi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man, m&uuml;sl&uuml;manın kardeşidir, onu &uuml;zmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Kardeşine yardım edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yardım eder. Kardeşinin sıkıntısını giderenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kıyamet sıkıntısını giderir. Bir m&uuml;sl&uuml;manı sevindireni, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kıyamette sevindirir.)</b> [Nesai]<br />
<br />
<b>(İki şey var ki, ondan daha iyisi yoktur: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya iman ve Onun kullarına iyilik etmek, şefkatli olmak. İki şey var ki, ondan daha k&ouml;t&uuml; iki şey yoktur: Şirk ve insanlara k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etmek.)</b> [İ.Askalani]<br />
<br />
<b>(Hasene yapınca sevinen, seyyie yapınca &uuml;z&uuml;len m&uuml;mindir.)</b> [Ebu Ya&rsquo;la]<br />
<br />
<b>(Hasenen seni sevindiriyor, seyyien de seni &uuml;z&uuml;yorsa, sen m&uuml;minsin.)</b> [Diy&acirc;] [Hasene; iyilik, g&uuml;zellik, sevap. Seyyie; g&uuml;nah, k&ouml;t&uuml; iş]<br />
<br />
<b>Layık olana da, olmayana da iyilik et!</b><br />
<b>Sual:</b> (İyilik ettiğin kimsenin şerrinden sakın) buyuruluyor. Dinimiz ise, herkese iyilik etmeyi emrediyor. Bu hadis-i şerifin a&ccedil;ıklaması nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Genel olarak k&ouml;t&uuml; kimseler, kadirşinas değildir, nank&ouml;rd&uuml;r. Nitekim Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen, <b>(Allah ve Resul&uuml; kendi l&uuml;tuflarından onları</b> [k&ouml;t&uuml;leri] <b>zenginleştirdiği i&ccedil;in &ouml;&ccedil; almaya kalkıştılar) </b>buyuruluyor. (Tevbe 74) Demek ki k&ouml;t&uuml; kimselerin, kendilerine iyilik edenlere zararları dokunabilir. Bunun i&ccedil;in atalarımız ş&ouml;yle demişlerdir:<br />
(İyilikten maraz doğar)<br />
(İyilik et kele, duyursun seni ele)<br />
(İyiliğe iyilik olsaydı, kara &ouml;k&uuml;ze bı&ccedil;ak &ccedil;almazlardı)<br />
<br />
Bu s&ouml;zler, iyiliğin mutlaka zararlı olduğunu g&ouml;stermiyor. Bazı k&ouml;t&uuml; kimselere iyilik edince onlardan bazı uygunsuz hareketlerin, zararların gelebileceğini g&ouml;steriyor. En hafif ve leziz kuş etinin bile bazı hastalara dokunması gibidir. Bu anlamda hadis-i şerifler hatta &acirc;yet-i kerime bile vardır. Hazret-i Ali, <b>(K&ouml;t&uuml; kimse, kendisine iyilik yapılınca katılaşır, iyilik edene bir zarar verebilir)</b> buyuruyor. Yine b&uuml;y&uuml;k bir zat,<b> (K&ouml;t&uuml;ye iyilik edince, ahmaka acıyınca, onlardan gelecek k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakının!) </b>buyuruyor.<br />
<br />
Demek ki birine iyilik ettik, ondan k&ouml;t&uuml;l&uuml;k gelirse, o kimsenin k&ouml;t&uuml; biri olduğu anlaşılıyor. Mesela bayramlaşmaya gelen bir şeker hastasına, onun hastalığını bilmeden baklava versek, onun hastalığı artar. Kabahat baklavada ve baklava ikram edende değildir. K&ouml;t&uuml; kimse de iyiliğe tepki olarak k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapıyorsa, kabahat iyilikte değildir. K&ouml;t&uuml; kimseler, m&uuml;r&uuml;vvetsizdir, kadirşinas değildir, nank&ouml;rd&uuml;r.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, <b>(Kendisine iyilik edene k&ouml;t&uuml;l&uuml;k eden, benim nimetime nank&ouml;rl&uuml;k etmiş olur, kendisine k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edene iyilik eden de, bana ş&uuml;kretmiş olur)</b> buyurduğu bildirilmiştir. Bir menfaat elde etmek i&ccedil;in seninle arkadaşlık edenin şerrinden sakın! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; beklediği şey kesilince; &ouml;z&uuml;r kabul etmez. (Şu&rsquo;&acirc;b-&uuml;l-iman)<br />
<br />
Yine genel olarak bir kimse, hi&ccedil;bir menfaat beklemeden Allah rızası i&ccedil;in, k&ouml;t&uuml; birine de iyilik ederse, ondan zarar gelmez. Eğer, bir menfaat karşılığı iyilik ediyorsa, iyilik ettiği kimseden zarar gelebilir. Hi&ccedil;bir menfaat beklemeden, sırf Allah rızası i&ccedil;in iyilik etmekten korkmamalıdır. K&ouml;t&uuml; kimse, buna zarar vermeye kalksa da, fazla başarılı olamaz. İyilik eden, kendine iyilik etmiş olur. Onun i&ccedil;in atalarımız, <b>(İyilikten k&ouml;t&uuml;l&uuml;k gelmez), (İyilik eden iyilik bulur), (İyilik et, denize at, balık bilmezse H&acirc;lık bilir)</b> demişlerdir. Demek ki, iyilik balık i&ccedil;in değil, H&acirc;lık i&ccedil;in, yani Allah rızası i&ccedil;in yapılırsa zararı olmaz.<br />
<br />
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:<br />
İhsan eden, iyilik eden sevilir. Hadis-i şerifte, <b>(İhsan sahibi kimseyi sevmek, insanların yaratılışında vardır)</b> buyuruldu. (Deylemi)<br />
<br />
İnsan, ihsanın, iyiliğin k&ouml;lesidir. G&ouml;n&uuml;l, kendine iyilik edeni sever, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edenden nefret eder. İnsan, ister istemez iyilik edene karşı sevgi duyar. Bunun i&ccedil;in Peygamber efendimiz ş&ouml;yle dua ederdi:<br />
<b>(Ya Rabbi, k&ouml;t&uuml; birinin, bana iyilik etmesini nasip etme!)</b> [Deylemi]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarına hizmet etmekle, d&uuml;nya ve ahirette &ccedil;eşitli nimetlere kavuşulur. İnsanlara iyilik etmek, onların işlerini g&uuml;ler y&uuml;zle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmak, insanı Allah sevgisine kavuşturur. Ahiret azaplarından kurtulmaya ve Cennet nimetlerinin artmasına sebep olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği kulu, Onun nimetlerinin, kullarına ulaşmasına vasıta olandır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Her iyilik sadakadır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İnsanların iyisi, insanlara iyilik eden kimsedir.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Arkadaşın iyisi, arkadaşına, komşunun iyisi ise komşusuna iyilik eden kimsedir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve şerrinden emin olunandır. En k&ouml;t&uuml;n&uuml;z, kendisinden iyilik beklenilmeyen ve şerrinden emin olunmayandır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İnsan, kendine iyilik edene sevgi, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edene de nefret duyacak şekilde yaratılmıştır.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(İyilikler fenalıkları giderir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(İyilik z&acirc;yi olmaz, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k unutulmaz, herkes ettiğini bulur.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
O halde, maddi bir menfaat beklemeden herkese iyilik etmeye &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
<b>İyilikte yarış<br />
Sual:</b> Hizmet eden insanlara gıpta ederek, onlarla yarış olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yarış, yardımlaşma iyilikte olur. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kte, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;kte yardımlaşma, yarış olmaz. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(İyilik etmekte, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &ouml;nlemekte birbirinizle yardımlaşın! G&uuml;nah işlemekte, zul&uuml;mde, haddi aşmakta yardımlaşmayın!)</b> [Maide 2]<br />
<br />
<b>(İyi işler i&ccedil;in yarışanlar bunun</b> [iyiliğe koşmak, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğe mani olmak, ibadete devam etmek] <b>i&ccedil;in yarışsınlar) </b>[Mutaffıfin 26]<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Şu iki kişiye gıpta edilir: Bunlardan biri, ilmi ile amel eden ve başkalarına da &ouml;ğreten, diğeri de, meşru yolda kazandığını, meşru yolda sarfeden.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Ani &ouml;l&uuml;m, m&uuml;mine rahmet, facire nedamettir.)</b> [İ.Ahmed]<br />
<br />
S&uuml;fyan-ı Sevri hazretleri, (Ani &ouml;l&uuml;m&uuml; istemezdim. Ama fitnelerden korktuğum i&ccedil;in ani &ouml;l&uuml;m&uuml; istiyorum) buyurdu. Orada bulunan Yus&uuml;f bin Esbat hazretleri, (Hayır ben ani &ouml;l&uuml;m&uuml; istemiyorum. Hatta fazla yaşamayı istiyorum. Belki g&uuml;nahlarıma tevbe eder, salih ameller işlerim) buyurdu. Orada bulunan Hazret-i V&uuml;heyb de, (Ben her ikisini de istemem. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hangisinin hakkımda hayırlı olduğunu bilemem. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hakkımda neyi takdir etti ise, onu sever, onu kabul ederim) buyurdu. S&uuml;fyan-ı Sevri hazretleri bu s&ouml;z&uuml; duyunca, (K&acirc;be&rsquo;nin Rabbine yemin ederim ki, bu Allah adamlarındandır. Doğrusunu bu s&ouml;yledi) diyerek onu alnından &ouml;pt&uuml;. Bayezid-i Bistami hazretleri de, (Ya Rabbi senin g&uuml;zel g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n şeyi senden isterim) diye dua ederdi.<br />
<br />
<b>İnsanlığa hizmet nasıl olur<br />
Sual:</b> Kimi kumarhane a&ccedil;ıyor. Bunu bir hizmet olarak g&ouml;steriyor. Hatta dini yıkıcı faaliyetlerine &quot;insanlığa hizmet&quot; diyorlar. İnsanlığa hizmet nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Herkes, insanlığa hizmet etmenin en şerefli vazife olduğunu ve bunun i&ccedil;in &ccedil;alıştığını s&ouml;yler. Kendi keyfi, zevki i&ccedil;in ve para kazanmak i&ccedil;in olan &ccedil;alışmalarını, didinmelerini, bu hizmet maskesi ile &ouml;rtenler pek &ccedil;oktur. İnsanlara hizmet, onları d&uuml;nyada ve ahirette, huzura kavuşturmak demektir. Bunun da tek yolu, tek başarıcısı, insanları yaratan, yetiştiren, merhameti ve ihsanı sonsuz bol olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği saadet yolu, yani İslamiyet&rsquo;tir. O halde, insanlığa hizmet, İslam&rsquo;a hizmet ile olur. İslam&rsquo;a hizmet, insanlığa hizmettir. İnsanlığa d&uuml;şman olanlar, İslamiyet&rsquo;i yok etmeye &ccedil;alışmıştır. Saldırmalarının en tesirlisi, m&uuml;sl&uuml;manları aldatmak, i&ccedil;erden yıkmak olmuştur. Onları b&ouml;lm&uuml;şler, birbirine d&uuml;şman etmişler, dinsizlerin pen&ccedil;esine d&uuml;şmelerine sebep olmuşlardır.<br />
<br />
<b>Hizmetlerdeki sıkıntı<br />
Sual:</b> Bu zamanda İslam&rsquo;a hizmet nasıl olur? M&uuml;sl&uuml;man olarak ne yapmamız gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını, s&ouml;zlerini yaymak i&ccedil;in, keramet sahibi olmak, &acirc;lim olmak şart değildir. Her m&uuml;sl&uuml;manın bunu yapmak i&ccedil;in uğraşması gerekir. Fırsatı ka&ccedil;ırmamalıdır. Kıyamette her m&uuml;sl&uuml;mana bunu soracaklar, &quot;İslam&rsquo;a ni&ccedil;in hizmet etmedin?&quot; diyeceklerdir. Dine hizmet i&ccedil;in uğraşmayanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmeyenlere, &ccedil;ok azap yapılacaktır. &Ouml;z&uuml;r, bahane kabul edilmeyecektir.<br />
<br />
Peygamberler, insanların en &uuml;st&uuml;nleri, en kıymetlileri iken, hi&ccedil; rahat oturmadı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinini, seadet-i ebediyye yolunu yaymak i&ccedil;in, gece g&uuml;nd&uuml;z uğraştılar. Mucize isteyenlere de, <b>(Mucizeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratır. Benim vazifem, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinini bildirmektir)</b> buyurdu. Bu yolda &ccedil;alışırlarken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da bunlara yardım eder, mucize yaratırdı.<br />
<br />
Bizim de, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını, s&ouml;zlerini yaymamız ve k&acirc;firlerin, d&uuml;şmanların, m&uuml;sl&uuml;manlara iftira ve eziyet edenlerin, k&ouml;t&uuml;, al&ccedil;ak, yalancı olduklarını, gen&ccedil;lere, dostlara bildirmemiz gerekir. Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesleği ile &ccedil;alışmayanlar, azaptan kurtulamayacaklardır. Bu yolda &ccedil;alışırken, sıkıntı &ccedil;ekmeyi b&uuml;y&uuml;k saadet, b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil; bilmelidir.<br />
<br />
Peygamberler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bildirirken, cahillerin, soysuzların h&uuml;cumlarına uğrardı. &Ccedil;ok sıkıntı &ccedil;ekerlerdi. O b&uuml;y&uuml;klerin en &uuml;st&uuml;n&uuml;, se&ccedil;ilmişi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın habibi olan Muhammed aleyhisselam, <b>(Benim &ccedil;ektiğim eziyet gibi, hi&ccedil;bir Peygamber eziyet g&ouml;rmedi) </b>buyurdu. <b>[c.1, m.193]</b><br />
<br />
Her m&uuml;sl&uuml;manın, Ehl-i s&uuml;nnet itikadını &ouml;ğrenmesi ve s&ouml;z&uuml; ge&ccedil;enlere &ouml;ğretmesi gerekir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin s&ouml;zlerini bildiren kitapları ve gazeteleri bulup almalı, bunları gen&ccedil;lere, tanıdıklara g&ouml;ndermeli, okumaları i&ccedil;in &ccedil;alışmalıdır! İnsanlara, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarını bildirmek, kıymetli bir hizmettir. Ancak cenab-ı Hakkın sevdikleri bu hizmet ile şereflenir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Otob&uuml;ste hi&ccedil; kimseye yer vermesek kul hakkı yemiş olur muyuz veya kimlere yer vermek gereklidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yer vermemekle kul hakkı ge&ccedil;mez. Kim olursa olsun iyilik etmek sevaptır. İyi kimseye iyilik daha &ccedil;ok sevaptır.<br />
<br />
<b>Herkese yumuşak davranmalı<br />
Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;manlara iyilik etmeye &ccedil;alışırken neye dikkat etmeli?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her zaman yumuşak davranmaya &ccedil;alışmalı, sertlikten ka&ccedil;malıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; refiktir. Yumuşaklığı sever. Sertlik edenlere vermediği şeyleri yumuşak davrananlara ihsan eder. Başkalarına vermez.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Yumuşak davran! Sertlikten ve &ccedil;irkin şeyden sakın! Yumuşaklık insanı s&uuml;sler, &ccedil;irkinliği giderir.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Kendisine yumuşaklık verilene d&uuml;nya ve ahiret iyilikleri verilmiştir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse, insanlara kolaylık, yumuşaklık g&ouml;steren m&uuml;mindir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>İhsan sahibini sevmek</b><br />
Muhammed Masum<b> </b>hazretleri buyuruyor ki:<br />
İhsan eden, iyilik eden sevilir. Hadis-i şerifte, <b>(İhsan sahibini sevmek, insanların yaratılışında vardır) </b>buyuruldu. B&uuml;t&uuml;n iyilikleri yaratan, insana can, mal, sıhhat veren, zararlardan, korkulardan koruyan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı sevmek, insanlık icabıdır.<br />
<br />
Sevmenin &uuml;&ccedil; alameti vardır:<br />
<b>1- </b>Onu sevenleri sevmek,<br />
<b>2- </b>Ona itaat etmek,<br />
<b>3- </b>Onu, dil ile, beden ile &ouml;vmek.<br />
Bunlardan ikincisine <b>Ş&uuml;k&uuml;r</b>,<b> </b>&uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;ne <b>Hamd </b>etmek denir. Onu sevenleri, O da sever. İhsanlarını arttırır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisini kazanmaya &ccedil;alışana<b> Salih kul </b>denir. Bu sevgiyi kazanmış olana <b>Veli </b>denir.<br />
<br />
Başkalarının da kazanması i&ccedil;in &ccedil;alışan Veliye, <b>Vesile </b>denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&#39;an-ı kerimin Maide suresinde, <b>(Vesile arayınız!) </b>buyuruyor. Vesilenin bu iyiliği, bu ihsanı, d&uuml;nya ve ahiret nimetlerinin en kıymetlisidir. O halde, onu sevmek, hem bu ihsanın sahibi olduğu i&ccedil;in, hem de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgili kulu olduğu i&ccedil;in, &ccedil;ok gerekir ve insanın birinci vazifesidir. Hakiki vesileye kavuşmak, en b&uuml;y&uuml;k saadettir. <b>(C.1, m.27) </b><br />
<br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;man olmayanlara da, merhamet etmek, saygı g&ouml;stermek gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah indinde herkes, insan olarak eşittir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(İnsanlar </b>[insan olarak]<b> bir tarağın dişleri gibi eşittir.) </b>[İbni Lal]<br />
<br />
<b>(Rabbiniz bir, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, Acemin Araba &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; yoktur. Hi&ccedil;bir milletin diğerine &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; yoktur. Ancak takva bakımından biri diğerinden &uuml;st&uuml;n olabilir.) </b>[İbni Neccar] [Acem, Arap olmayan milletler demektir.]<br />
<br />
Bunun i&ccedil;in m&uuml;min olsun, k&acirc;fir olsun, bir kimseden kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek kibirdir. Kibir ise &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Başkalarının kendisine saygı g&ouml;stermelerini sevmek de doğru değildir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kendisi i&ccedil;in ayağa kalkılmasından hoşlanan, Cehenneme gidecektir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>Gayrı m&uuml;slim de olsa</b><br />
İkram i&ccedil;in, iyi ge&ccedil;inmek i&ccedil;in, m&uuml;dara i&ccedil;in gayrı m&uuml;slim olsa da ayağa kalkmak caizdir. Buradaki &ouml;l&ccedil;&uuml;, m&uuml;sl&uuml;man olmayanlara sevgi beslememektir. Merhamet ile sevmeyi karıştırmamalıdır. Hazret-i &Acirc;işe validemiz bildirir:<br />
<br />
Bir g&uuml;n i&ccedil;eri girmek i&ccedil;in biri geldi. Resul-i ekrem, <b>(M&uuml;saade edin, i&ccedil;eri girsin! O kabilesinin en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r) </b>buyurdu. O kimse, odaya girince g&uuml;lerek karşılayıp iltifat etti. O kimse gidince merak edip sordum, ya Resulallah, <b>k&ouml;t&uuml; insan </b>dediğiniz halde ona iltifat etmenizin sebebi nedir? Buyurdu ki:<br />
<b>(İnsanların k&ouml;t&uuml;s&uuml;, zararından korunmak i&ccedil;in kendisine ikram edilendir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
K&acirc;fir-m&uuml;min herkese, hatta b&uuml;t&uuml;n hayvanlara merhamet etmek gerekir! Peygamber efendimiz, <b>(Merhametli olmayan imanlı olmaz) </b>buyurunca, Eshab-ı kiram sual etti:<br />
- Ya Resulallah, hepimiz merhametliyiz.<br />
<b>- Bir arkadaşa merhamet k&acirc;fi değildir. B&uuml;t&uuml;n mahlukata merhametli olmak gerekir. </b>[Taberani]<br />
<br />
Dinimizde merhametin, saygının yeri b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bu husustaki hadis-i şeriflerden bazıları ş&ouml;yle:<br />
<b>(B&uuml;y&uuml;ğ&uuml;n&uuml; saymayan, k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;ne acımayan bizden değildir.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Yerdekilere merhametli olmayana, g&ouml;ktekiler merhamet etmez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(İnsanlara merhamet etmeyene, Allah da merhamet etmez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, m&uuml;sl&uuml;manlara denmiyor. (İnsanlara) deniyor. O halde b&uuml;t&uuml;n insanlara ve hayvanlara acımak gerekir. &quot;K&acirc;fire, zalime nasıl acınır ki?&quot; denebilir. K&ouml;t&uuml;l&uuml;k etmelerini &ouml;nleyip iyi bir insan, yani salih bir m&uuml;sl&uuml;man olmaları i&ccedil;in &ccedil;alışmakla onlara merhamet edilmiş olur. Kim olursa olsun yaşlıya saygı g&ouml;stermelidir! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Yaşlılara saygı g&ouml;stermek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tazimdendir.) </b>[Ebu Davud]<br />
Yaşlı kimse gayrı m&uuml;slim ise, ona yapılan saygı dini i&ccedil;in değil, insan olduğu i&ccedil;indir.<br />
<br />
<b>&Ouml;rnek insanlar</b><br />
Lisan-ı h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır. Yani insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirlidir. Hakiki m&uuml;sl&uuml;manların h&acirc;llerine bakıp m&uuml;sl&uuml;man olanlar &ccedil;oktur. Bunlardan biri ş&ouml;yle:<br />
Gayrı m&uuml;slimlere ait bir ticaret kervanı gelip, gece Medine&rsquo;nin dışına kondu. Yorgunluktan hemen uyudular. Halife Hazret-i &Ouml;mer, şehri dolaşırken bunları g&ouml;rd&uuml;. Abdurrahman bin Avf&rsquo;ın evine gelip, <b>(Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi k&acirc;firdir. Fakat bize sığınmıştır. Eşyaları &ccedil;oktur ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım)</b> dedi. Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında mescide gittiler.<br />
<br />
Kervandakilerden bir gen&ccedil; uyumamıştı. Arkalarından gitti. Soruşturup, kendilerine bek&ccedil;ilik eden iki şahıstan birinin <b>Halife &Ouml;mer</b> olduğunu &ouml;ğrendi. Gelip, arkadaşlarına anlattı. Roma ve İran ordularını perişan eden, adaleti ile meşhur, y&uuml;ce halifenin, bu merhamet ve şefkatini g&ouml;rerek, İslamiyet&rsquo;in hak din olduğunu anladılar ve seve seve m&uuml;sl&uuml;man oldular. <b>(Menakıb-ı &Ccedil;ihar-ı Y&acirc;r-ı G&uuml;zin)</b><br />
<br />
<b>İhtiya&ccedil; arzetmek<br />
Sual:</b> İhtiyacını her zaman insanlara arz etmekte mahzur var mıdır? Sık sık ihtiyacını arz eden birine yardım etmemekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zaruret ve fazla bir ihtiya&ccedil; hasıl olmadık&ccedil;a ihtiya&ccedil;larını insanlara bildirmek doğru değildir. M&uuml;mk&uuml;n mertebe ihtiyacını bildiren kimselere malı ile, dili ile yardım etmek &ccedil;ok sevaptır. M&uuml;kaşefet&uuml;l-kulubda diyor ki:<br />
<br />
İhtiyacını gidermesi i&ccedil;in sık sık m&uuml;sl&uuml;man kardeşine gitme! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; buzağı anasını emerken ifrata ka&ccedil;arsa, anası onu s&uuml;sebilir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:<br />
<b>(İyilik etmek ve fenalıktan sakındırmak hususunda birbirinizle yardımlaşın!) </b>[Maide 2]<br />
<br />
Hazret-i Ali buyurdu ki:<br />
(Kim bir kalbe sevin&ccedil; verirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o sevin&ccedil;ten bir l&uuml;tuf yaratır. O kimseye bir musibet geldiği zaman, bu l&uuml;tuf o kimsenin kalbine su gibi akar. Suyun kirleri temizlediği gibi, l&uuml;tuf da, kalbdeki kederleri siler.)<br />
<br />
<b>Her iyilik sevaptır<br />
Sual:</b> Otob&uuml;ste birine yer versek, g&ouml;rmeyen birini yoldan ge&ccedil;irsek sevap olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah rızası i&ccedil;in yapılan her iyiliğe sevap verilir. Hadis-i şerifte, <b>(Her iyilik sadakadır) </b>buyuruldu. Her iyiliği Allah rızası i&ccedil;in yapınca sevap alınır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(M&uuml;min, </b>[Allah rızası i&ccedil;in] <b>yaptığı her işten sevap alır. Yoldaki bir şeyi kaldırsa, birine yol tarif etse, s&ouml;z&uuml;n&uuml; anlatamayana yardım etse, birine ke&ccedil;isini sağarak yardım etse, sevap alır.)</b> [Ebu Ya&rsquo;la]<br />
<br />
Hele g&ouml;rmeyenlere [a&rsquo;malara] yardım etmek elbet daha sevaptır. Hadis-i şerifte, <b>(A&rsquo;mayı kırk adım g&ouml;t&uuml;ren Cenneti hak eder) </b>buyuruldu. (Beyheki)<br />
<br />
Yemek yedirerek veya başka iyilik ederek insanları sevindirmek de b&uuml;y&uuml;k sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Darda kalana kolaylık g&ouml;sterene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da d&uuml;nya ve ahirette kolaylık g&ouml;sterir. Kim de bir m&uuml;sl&uuml;manın aybını &ouml;rterse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da d&uuml;nya ve ahirette onun aybını &ouml;rter. Kul, kardeşine yardım ettiği m&uuml;ddet&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da kendisine yardım eder.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Duasının kabul olmasını ve kederinin giderilmesini isteyen, darda kalanı feraha kavuştursun!)</b> [İ. Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Allah katında amellerin en sevimlisi, bir m&uuml;sl&uuml;manı sevindirmek yahut bir sıkıntısını gidermek veya sabrını taşıran bir kederini ortadan kaldırmak yahut borcunu &ouml;demektir.) </b>[Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;mana elbise veren, o elbiseden bir par&ccedil;a kalsa da, Allah&rsquo;ın hıfzı emanında olur.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>&Uuml;zerek sevindirmek<br />
Sual:</b> Bir arkadaşın kalemini sakladım. Arkadaş, kaybettim diye epey aramış, &ccedil;ok &uuml;z&uuml;lm&uuml;ş. Fakat kalemini verince sevindi. Arkadaşları b&ouml;yle sevindirmek sevap olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Birinin malını, parasını şaka olarak alıp saklamak caiz değildir. B&ouml;yle yapmakla o kimse &uuml;z&uuml;lm&uuml;ş olur. Başkasını &uuml;zmek ise haramdır. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Diyelim ki; arkadaşa aldığınız kalemi vermekle on sevap yazılmışsa, onu &uuml;zd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z i&ccedil;in y&uuml;z g&uuml;nah yazılmıştır.<br />
<br />
Neticede k&acirc;rda değil, zarardasınız. Sizin arkadaşa yaptığınız iyilik şuna benziyor:<br />
Cemaatle nafile namaz kılmanın mekruh olduğunu bilen bazı kimseler, cemaatle nafile kılmayı adıyorlar. Sonra da cemaatle nafile kılıyorlar. Bu &ccedil;ok yanlıştır. G&uuml;nah olan bir şey adansa da yapılmaz.<br />
<br />
Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Az bir haramdan ka&ccedil;mak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
Bir hadis-i şerifte,<strong> (&Ccedil;ok az bir g&uuml;nahtan ka&ccedil;ınmak, b&uuml;t&uuml;n cin ve insanların </strong>[n&acirc;file]<strong>&nbsp;ibadetleri toplamından daha iyidir) </strong>buyuruluyor. Her g&uuml;nah, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya isyan olduğundan, b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r; fakat bazısı, bazısına g&ouml;re k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nahı yapmamak b&uuml;t&uuml;n cihanın nafile ibadetlerinden daha sevabdır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; nafile ibadet yapmak farz değildir. G&uuml;nahlardan ka&ccedil;ınmaksa farzdır. <b>(Rıyad-un-nasıhin)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> &Ouml;lmek &uuml;zere olan bir hristiyana su vermek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. Susamış bir k&ouml;peğe bile su vermek &ccedil;ok sevaptır.<br />
<br />
<b>İnsanları sevindirmek<br />
Sual:</b> Bir M&uuml;sl&uuml;mana iyilik etmek mi daha sevaptır, yoksa zikir ve benzeri ibadetlerle meşgul olmak mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İkisini de yapmaya &ccedil;alışmalıdır. (Bir m&uuml;mini sevindirmek bir yıllık nafile ibadetten hayırlıdır) buyuruluyor. Ubeydullah-i Ahrar hazretleri de, (Zikir ve murakabe, bir M&uuml;sl&uuml;mana hizmet yapılamadığı zamanda olur. Birinin g&ouml;nl&uuml;n&uuml; alacak, onu sevindirecek bir hizmet, zikir ve murakabeden &ouml;nce gelir) buyururdu. <b>Murakabe</b>, nafile ibadet yapmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, her an, her şeyi g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, bildiğini d&uuml;ş&uuml;nmektir.<br />
<br />
Demek ki insanlara yardım ve hizmet ederek onları sevindirmek daha sevaptır. Ne şekilde olursa olsun, dine uygun olarak insanları sevindirmek &ccedil;ok sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(En kıymetli amel, bir m&uuml;minin sıkıntısını gidermek, borcunu &ouml;demek veya karnını doyurmak suretiyle sevindirmektir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Sıkıntıya d&uuml;şene, &ccedil;aresize yardım edeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
<b>(Din kardeşinin bir işini yapmak i&ccedil;in gidenin, her adımında 70 g&uuml;nahı affedilir ve 70 sevap verilir. O iş bitene kadar, b&ouml;yle devam eder. İşi yapılınca, b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahları affedilir. O işi yaparken &ouml;l&uuml;rse, sorgusuz sualsiz Cennete gider.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Duam kabul olsun, sıkıntım gitsin diyen, darda kalanı ferahlandırsın!) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>İyi haber getirmek<br />
Sual:</b> Sevdiğimiz kimseye sevdiğimizi, sevmediğimize de sevmediğimizi s&ouml;ylemek gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi şeyler bildirilir, k&ouml;t&uuml; şeyler bildirilmez. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Sevdiğinize sevdiğinizi s&ouml;yleyin, nefret ettiğinizden de uzak durun.)</b> [Nevafi-ul-atıra]<br />
<br />
<b>(İyi kişi, iyi haber getirir. K&ouml;t&uuml; de k&ouml;t&uuml; haber.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
Sevgi ile ilgili bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Din kardeşini seven, ona sevdiğini bildirsin.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>Zalime yardım etmek</b><br />
<b>Sual:</b> Birine iyilik ettinizse ondan k&ouml;t&uuml;l&uuml;k bekleyin deniyor. B&ouml;yle bir şey olabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyilere iyilik etmek iyidir, onlardan zarar gelmez. Fakat k&ouml;t&uuml;lere iyilik edince onlardan zarar gelebilir. K&ouml;t&uuml;l&uuml;k eden z&acirc;limdir. Z&acirc;lime yardım edince, ondan zarar g&ouml;receği hadis-i şerif ile bildiriliyor. Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Kim bir z&acirc;lime yardım ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o z&acirc;limi ona musallat eder.) </b>[İ.Asakir]<br />
<br />
<b>İyilik etmeli<br />
Sual:</b> Teşekk&uuml;r etmeyene,<b> </b>nank&ouml;re de iyilik etmek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette, herkese iyilik etmek iyidir. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Layık olana da, olmayana da iyilik et! İyilik ettiğin kimse, buna layıksa ne iyi. Layık değilse, sen iyilik edicilerden olursun.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
<b>(İyilik zayi olmaz, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k unutulmaz, herkes ettiğini bulur.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Atalarımız da<b>, (İyilikten k&ouml;t&uuml;l&uuml;k gelmez), (İyilik eden iyilik bulur), (İyilik et, denize at, balık bilmezse H&acirc;lık bilir) </b>demişlerdir. Demek ki, iyilik balık i&ccedil;in değil, H&acirc;lık i&ccedil;in, yani Allah rızası i&ccedil;in yapılırsa zararı olmaz.<br />
<br />
Allah i&ccedil;in &ouml;mr&uuml;nde bir kere olsun iyilik eden mahrum kalmaz. Bir M&uuml;sl&uuml;man, bir İslam &acirc;liminin veya evliyanın ruhuna, &ouml;mr&uuml;nde bir kere, bir Fatiha okuyup hediye etse, o zat, bu iyiliğin altında kalmaz. Mutlaka o kimseye şefaat eder. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, zerre kadar hayır işleyeni rezil etmez.)</b> [İ. Adiy]<br />
<br />
<b>(&Ouml;mr&uuml;nde hi&ccedil; hayır yapmayan bir M&uuml;sl&uuml;manın, </b>[başka M&uuml;sl&uuml;manlara zarar vermesin diye]<b> bir dikeni yoldan kaldırması, Allah indinde makbul g&ouml;r&uuml;lerek Cennete gitmesine sebep oldu.) </b>[Ebu Davud]<br />
<br />
Bir hadis-i kudsi de şu mealdedir:<br />
<b>(Ya Musa, &ouml;mr&uuml;nde bir kere &icirc;s&acirc;r edene, &icirc;s&acirc;r ahlakı ile bana kavuşana hesap sormaktan haya ederim.)</b> [Şir&rsquo;a &ndash; şerh-i Hutab]<br />
<br />
&Icirc;s&acirc;r, muhta&ccedil; olduğu bir şeyi kendi kullanmayıp, muhta&ccedil; olana vermek, m&uuml;min kardeşlerinin işlerini bitirmek demektir. Kendi muhta&ccedil; olduğu malın hepsini, muhta&ccedil; olanlara verip, yokluğuna kendisi sabr etmektir. İyi huyların &ccedil;ok kıymetlisidir. &Acirc;yet-i kerimeler ile &ouml;v&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Allah indinde bir m&uuml;mine yapılacak en kıymetli şey nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir iyilik ederek, onu sevindirmektir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Farzlardan sonra en kıymetli amel, bir m&uuml;mini sevindirmektir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(En faziletli amel, bir m&uuml;minin ayıbını &ouml;rtmek, karnını doyurmak veya bir ihtiya</b><b>cını karşılamak suretiyle onu sevindirmektir.) </b>[İsfehani]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;mini sevindiren, beni sevindirmiş olur.</b> <b>Beni sevindiren de, Allah indinde bir ahit almış olur. Allah&rsquo;tan ahit alana da, ateş asla dokunmaz.) </b>[Ebu-ş-şeyh]<br />
<br />
<b>(Din kardeşini sevindirmek kadar, Allah katında kıymetli bir şey yoktur.)</b> [İ. Neccar]<br />
<br />
<b>(Bir M&uuml;sl&uuml;manı sevindiren, kabrimde beni sevindirmiş olur. Beni sevindireni de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kıyamette sevindirir.)</b> [İ. Neccar]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir M&uuml;sl&uuml;manın sıkıntısını giderip, onu sevindireni, kıyamette en sıkıntılı anlarda sıkıntılardan kurtarır.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man, M&uuml;sl&uuml;manın kardeşidir, onu &uuml;zmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Kardeşinin sıkıntısını giderenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kıyamet sıkıntısını giderir. )</b> [Nesai]<br />
<br />
<b>(Her şeyin bir anahtarı vardır, Cennetin anahtarı da yoksulları sevmektir.) </b>[İbni Lal]<br />
<br />
<b>(Cennetteki sevin&ccedil; sarayına, ancak &ccedil;ocukları sevindirenler girer.) </b>[İ. Adiy, İ. Neccar]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, m&uuml;min kardeşini sevindirince, bir melek, bu kimseye hep dua eder. &Ouml;l&uuml;p kabre konunca, yanına gelip, </b>&ldquo;Beni tanıyor musun?&rdquo;<b> der. &Ouml;l&uuml;, </b>&ldquo;Hayır&rdquo;<b> deyince, </b>&ldquo;Ben, bir M&uuml;sl&uuml;mana verdiğin sevincim. Bug&uuml;n seni sevindirmek i&ccedil;in geldim. Kabirde yanındayım, kıyamette de, sana şefaat edip Cennetteki makamını g&ouml;stereceğim&rdquo;<b> der.)</b> [İ. Ebi-d-d&uuml;nya]<br />
<br />
<b>G&uuml;&ccedil;s&uuml;zlerin g&uuml;c&uuml;<br />
Sual:</b> Sakat, engelli, d&uuml;şk&uuml;n ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;zlere yardım eden rızka kavuşur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, kavuşur. Birka&ccedil; hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Siz, g&uuml;&ccedil;s&uuml;zleriniz sayesinde rızka ve zafere kavuşuyorsunuz.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Aranızdaki zayıflar sebebiyle yardıma ve rızka kavuşuyorsunuz.)</b> [Buhar&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah bu &uuml;mmete, ancak zayıfların duaları, namazları ve ihl&acirc;sları sayesinde yardım ediyor.)</b> [Nesa&icirc;, Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(Nice </b>[kıymetsiz ve hakir g&ouml;r&uuml;lerek]<b> kapılardan kovulan, pejm&uuml;rde kılıklı kimseler vardır ki, </b>[onlar Allah yanında &ccedil;ok kıymetlidir, şu ş&ouml;yle olacak diye]<b> yemin etseler, Allah </b>[onlara ikram i&ccedil;in, dediklerini yaratır]<b> yeminlerini doğru &ccedil;ıkarır.)</b> [M&uuml;slim] (Bazı &acirc;limler bu hadis-i şerifi, &ldquo;G&uuml;&ccedil;s&uuml;z kimseler dua etse, Allah dualarını kabul eder&rdquo; diye a&ccedil;ıklamışlardır.)<br />
<br />
<b>Eden bulur<br />
Sual:</b> <b>(Etme bulma)</b> deniyor. Bu iyi şeyler i&ccedil;in de ge&ccedil;erli mi? Yoksa sadece k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edenler i&ccedil;in mi ge&ccedil;erlidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyilik edenler i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir. Mesela bir gen&ccedil;, bir ihtiyara yaşından dolayı h&uuml;rmet ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o gence uzun &ouml;m&uuml;r verir, kendisine hizmet edecek gen&ccedil;ler yaratır. Birka&ccedil; hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Bir gen&ccedil;, bir ihtiyara yaşından dolayı h&uuml;rmet ederse, o gen&ccedil; ihtiyarlayınca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ona hizmet edecek gen&ccedil;ler yaratır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Ana babasına hizmet edenin &ouml;mr&uuml;, bereketli ve uzun olur.) </b>[İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı]<br />
<br />
<b>(Men hadime hudime.)</b> = Hizmet eden hizmet g&ouml;r&uuml;r.<br />
<br />
B&uuml;y&uuml;klerimiz de, <b>(M&uuml;minlere hizmet eden muhta&ccedil; duruma d&uuml;ş&uuml;nce, ona da hizmet eden &ccedil;ok olur)</b> buyuruyor. Demek ki, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k eden k&ouml;t&uuml;l&uuml;k bulduğu gibi, iyilik eden de iyilik buluyor.<br />
<br />
<b>Hizmet nimeti<br />
Sual:</b> Dedem, <b>(Hizmette lezzet olmamak olmaz) </b>diye &ccedil;ok eski bir şiir okurdu. Hizmet nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hizmet, insanlara madd&icirc; veya manev&icirc; y&ouml;nden yardımcı olmak, onlara iyilik etmektir. Hizmet edenin Allah katında değeri diğerlerinden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İnsanların efendisi onlara hizmet edendir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
Bir toplumda en &ccedil;ok hizmet eden, en &ccedil;ok sevabı alır. Seferde ve savaşta hizmet, başka zamanlardakine g&ouml;re daha kıymetlidir. İki hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Seferdekilerin efendisi, onlara hizmet edendir. Hizmette &ouml;nde olan kişiyi, o topluluk, şehit olma durumu hari&ccedil;, hi&ccedil;bir amelle ge&ccedil;emez.)</b> [H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Allah yolunda savaşanların en &uuml;st&uuml;n&uuml;, savaşanlara hizmet edendir. Sonra da onlara haber getirendir.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
Evlada hizmet, babaya hizmettir. Babaya hizmet, evlada hizmettir. Bir zatın sevdiklerine hizmet, o zata hizmet etmek olur. Resulullah, Eshabını [arkadaşlarını] &ccedil;ok severdi. Eshabından birine hizmet edeni g&ouml;r&uuml;nce ona dua ederdi.<b> (Ramuz)</b><br />
<br />
Bir b&uuml;y&uuml;k zatın talebelerine hizmet edilirse, o b&uuml;y&uuml;k zat da elbette &ccedil;ok sevinir.<br />
<br />
Muhta&ccedil;lara hizmet ve iyilik etmek daha &ccedil;ok sevab olur. Bir hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dul ve yoksullara hizmet eden, fi-sebilillah cihad eden gibidir.)</b> [Buhar&icirc;]<br />
<br />
Hizmette, ana baba daha &ouml;nemlidir. Bir hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Ana babasına hizmet edenin &ouml;mr&uuml;, bereketli ve uzun olur.) </b>[İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı]<br />
<br />
Allah i&ccedil;in hizmet edene, muhakkak hizmet edenler bulunur. <b>(Bir gen&ccedil;, bir ihtiyara yaşından dolayı h&uuml;rmet ederse, o gen&ccedil; ihtiyarlayınca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ona hizmet edecek gen&ccedil;ler yaratır)</b> hadis-i şerifi, (<b>Men hadime hudime=</b>Hizmet eden hizmet g&ouml;r&uuml;r) hadis-i şerifine bir &ouml;rnektir.<br />
<br />
Her ne şekilde olursa olsun, yardım ve hizmet &ccedil;ok sevabdır. İki hadis-i şerif:<br />
<b>(Bir m&uuml;mini sevindirene, madd&icirc; veya m&acirc;nev&icirc; bir hacetini g&ouml;rene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kıyamette ona hep hizmet edecek birini yaratır.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın farzlardan sonra en &ccedil;ok sevdiği iş, bir m&uuml;mini sevindirmektir.) </b>[Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Şu &uuml;&ccedil; şeyi yapan, tam m&uuml;mindir: Ailesine hizmet eden, fakirlerle oturup kalkan ve hizmet&ccedil;isiyle birlikte yiyen.) </b>[Deylem&icirc;]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, din kardeşinin bir işine yardım etse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da onun işini kolaylaştırır. Bir kimse, bir M&uuml;sl&uuml;manın sıkıntısını giderir, onu sevindirirse, kıyamette en sıkıntılı zamanlarında, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu sıkıntıdan kurtarır. Bir M&uuml;sl&uuml;manın ayıbını, kusurunu &ouml;rtenin, ayıplarını, kabahatlerini de kıyamette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; &ouml;rter.) </b>[Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Bir kimse, din kardeşine yardım ettik&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da ona yardım eder.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, başkalarına da versin diye nimet verdiği kulları vardır. Onlar bu hizmeti y&uuml;ks&uuml;n&uuml;rlerse, Allah o nimeti onlardan alır, başkasına verir.)</b> [Ramuz]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, başkalarına da versin diye, bazı kullarına &ccedil;ok nimet vermiştir. Bu nimetleri Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarına dağıtırlarsa, nimetleri azalmaz. Bu nimetleri onlara ulaştırmazlarsa, Allah nimetlerini bunlardan alır, başkalarına verir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Madd&icirc; y&ouml;nden iyilik etmek &ccedil;ok sevabsa da, manev&icirc; y&ouml;nden iyilik etmek daha b&uuml;y&uuml;k sevabdır. Birinin hidayetine sebep olmak, ona Ehl-i s&uuml;nneti &ouml;ğretmek, doğru bir kitap vermek &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k sevabdır. Bir hadis-i şerif ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Kim, hidayete </b>[Ehl-i s&uuml;nnete] <b>davet ederse, o yola girenlerin b&uuml;t&uuml;n sevabları ona da yazılır.)</b> [Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>M&uuml;mine hizmet<br />
Sual: </b>İyi veya k&ouml;t&uuml; kimseye yahut iyi olanla daha iyi olana hizmet etmek sevab bakımından farklı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette farklıdır. M&uuml;mbit toprağa ekilen tohumla, kıra&ccedil; veya &ccedil;orak toprağa ekilen tohumdan aynı &uuml;r&uuml;n alınmaz. Dine hizmet edene hizmet edilirse daha &ccedil;ok sevab alınır. <b>(Men hademe hudime)</b> buyuruluyor. Hizmet edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; başkalarını da hizmet ettirir. Hem d&uuml;nyada hem &acirc;hirette karşılığı verilir. M&uuml;minlere hizmet eden, ihtiya&ccedil; sahibi olunca, ona da hizmet edenler &ccedil;ok olur.<br />
<br />
Dinimize hizmet edene bir bardak su verenin kabir azabı, &ouml;l&uuml;m acısı ve mahşer azabı g&ouml;rmeyeceği, Arş&rsquo;ın altında g&ouml;lgeleneceği din kitaplarında yazılıdır. Dine hizmet edene bir kalem, bir kitap veren cihad sevabı alır.<br />
<br />
Hele seyyidlere yani Resulullah efendimizin soyundan gelenlere hizmet etmek daha b&uuml;y&uuml;k sevabdır. Bir seyyide yol g&ouml;sterdiği i&ccedil;in Yahudi&rsquo;nin parmağının azap g&ouml;rmediği kitaplarda yazılıdır. Seyyidler &ccedil;ok kıymetlidir. G&uuml;nahk&acirc;r da olsalar onlara hizmeti b&uuml;y&uuml;k şeref bilmelidir. Seyyidlere hizmet eden son nefeste imanla &ouml;l&uuml;r.<br />
<br />
<b>İyilikten maraz doğar mı?<br />
Sual: </b>(İyilikten maraz doğar) diyorlar. İyilik ettiklerimden k&ouml;t&uuml;l&uuml;k g&ouml;r&uuml;yorum. Kimseye iyilik etmemek mi gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyilere iyilik etmek iyidir, onlardan zarar gelmez. Fakat k&ouml;t&uuml;lere iyilik edince onlardan zarar gelebilir. K&ouml;t&uuml;l&uuml;k etmek de zul&uuml;md&uuml;r. Z&acirc;lime yardım edince, ondan zarar g&ouml;r&uuml;lebilir. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Kim bir z&acirc;lime yardım ederse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; o z&acirc;limi ona musallat eder.)</b> [İ. Asakir]<br />
<br />
İyiliğe layık olmayana iyilik etmek pişmanlık doğurur. İmam-ı Ş&acirc;fi&icirc; hazretleri, (Aşağı kimselere iyilik etmek d&uuml;şmanlığa sebep olur) buyurdu. <b>(Mizan)</b><br />
<br />
Bazı k&ouml;t&uuml;lere iyilik edilirse d&uuml;şman olabilir, dikkat etmek gerekir. Bir kimse, Hazret-i Ali&rsquo;ye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k ediyor, o da, (Ben ona hi&ccedil; iyilik etmemiştim, o niye bana k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etti?) buyuruyor. Buradan, k&ouml;t&uuml;lere iyilik edilirse, dikkat etmek gerektiği, onlardan bir zarar gelebileceği anlaşılmaktadır.<br />
<br />
<b>(İyilik edene iyilik et, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edeni affet!)</b> hadis-i şerifi d&uuml;sturumuz olmalıdır. Bir başka hadis-i şerifte de, <b>(Sizin en iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etmeyeceğinden emin olunandır)</b> buyuruluyor. (Tirmiz&icirc;)<br />
<br />
Başkaları k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etse de biz iyilik etmeliyiz. Madd&icirc; zararımız olsa da, biz iyilik ehli olmuş oluruz.<br />
<br />
<b>Fedak&acirc;r olmak</b><br />
<b>Sual: </b><em>(Bize iyilik etmeyene, iyilik etmeye devam etmek enayilik olur) </em>deniyor. Mutlaka onlardan iyilik beklemek mi gerekiyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Makbul olan iyilik, karşılık beklemeden Allah rızası i&ccedil;in yapılandır. Karşılık beklenirse alışveriş olur. <b>(İyilik et, at denize, balık bilmezse H&acirc;lık bilir) </b>demişler. Yani (Balık i&ccedil;in değil, Allah rızası i&ccedil;in yap!) demektir. G&uuml;zel ahlak sahibi olan iyilik eder. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(G&uuml;zel ahlak, gelmeyene gitmek, vermeyene vermek, zulmedeni affetmektir.)</b> [H&acirc;kim]<br />
<br />
(Enayilik olur) s&ouml;z&uuml; yanlıştır. İyilik etmekten geri kalmamalı. Asıl enayilik, iyilikten ka&ccedil;mak ve b&ouml;ylece &acirc;hiretteki b&uuml;y&uuml;k nimetlerden mahrum kalmaktır. Dinimizin emrine uymalı, fedak&acirc;r olmalı, gelmeyen M&uuml;sl&uuml;mana gitmeli, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edene iyilik etmeli, vermeyene vermeli. Bir hadis-i şerif:<br />
<b>(Veren el, alan elden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.)</b> [Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
Hep veren el olmaya &ccedil;alışmalı. İyi insan, sadece başkalarına sıkıntı vermeyen değil, başkalarından gelen sıkıntılara da katlanandır. İyi komşu da b&ouml;yledir. Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, kendi rahatını, arkadaşının rahatı i&ccedil;in terk eder, başkalarının enayi demesine aldırış etmez, hep fedak&acirc;r olur. Deniyor ki: Taşlı yolda, yayan gelsin, / Hak yola baş koyan gelsin! / Rahatını d&uuml;ş&uuml;nmeyen, / Tatlı cana kıyan gelsin!</p>

<p><strong>Menfaat karşılığında iyilik yapmak<br />
Sual: Başkasının sevgisine kavuşmak ve onların kendisini &ouml;vmelerine sebep olmak i&ccedil;in, onlara iyilik yapmak, g&ouml;steriş yapmak mı olur?<br />
Cevap:</strong> Başkalarının sevgisine ve &ouml;vmelerine kavuşmak i&ccedil;in, d&uuml;nya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya yani g&ouml;steriş olur. İbadet ile olan riya bundan daha fenadır, k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yapılan riya ise, hepsinden daha fenadır, k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. İbadet yaparak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan d&uuml;nya menfaatlerini istemek, riya olmaz. Mesela yağmur duasına &ccedil;ıkmak, istih&acirc;re yapmak, b&ouml;yledir. &Uuml;cret ile imamlık, hatiplik, muallimlik yapmak, sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak i&ccedil;in ayet-i kerimeler okumak da, b&ouml;yledir denildi. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. Ticaret maksadı ile hacca gitmek de b&ouml;yledir. İbadet niyeti hi&ccedil; bulunmazsa riya olurlar. İbadet niyeti &ccedil;ok olursa, sevap hasıl olur. İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermek, onlara &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyeti ile olursa, yine riya olmaz ve &ccedil;ok sevap olur. Ramazan orucunu tutmakta riya olmaz.&nbsp;</p>

<p><strong>İnsanların ge&ccedil;imlerine yardımcı olmak<br />
Sual: İnsanların terbiyesi ile meşgul olmak, nafakalarını temin etmekte yardımcı olmak da, sevap mıdır?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, bir kuluna, faydalı, g&uuml;zel işler yapmayı, &ccedil;ok kimsenin ihtiya&ccedil;larını sağlamasını nasip etmesi, &ccedil;ok kimsenin ona sığınması, bu kul i&ccedil;in pek b&uuml;y&uuml;k bir nimettir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına ıy&acirc;lim demiş, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, herkesin rızkını, nafakasını kendi &uuml;zerine almıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ıy&acirc;linden, kullarından birka&ccedil;ının rızıkları, nafakaları i&ccedil;in ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları i&ccedil;in bir kulunu g&ouml;revlendirirse, bu kuluna b&uuml;y&uuml;k ihsan etmiş olur. Bu b&uuml;y&uuml;k nimete kavuşup da, bunun i&ccedil;in ş&uuml;kretmesini bilen kimse, &ccedil;ok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, ş&uuml;kretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıy&acirc;line, kullarına hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle &ouml;v&uuml;nmek, akıl icabıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: &ldquo;Başkasını kendisine tercih etmek&rdquo; g&uuml;zel huylardandır deniyor. Bu tercih, ibadetler d&acirc;hil, her konuda ge&ccedil;erli midir?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Eşb&acirc;hda deniyor ki:<br />
&ldquo;Başkasını kendine tercih etmek, is&acirc;rdır ve g&uuml;zel huylardandır. İs&acirc;r, muhta&ccedil; olduğu bir şeyi almayıp, muhta&ccedil; olan din kardeşine bırakmak, vermektir. İnsana lazım olan şeylerde is&acirc;r yapılır, ibadetlerde is&acirc;r yapılmaz. Mesela, taharetlenecek kadar suyu, setr-i avret edecek kadar &ouml;rt&uuml;s&uuml; olan bir kimse, bunları kendisi kullanır. Bunları muhta&ccedil; olana vermez. Cemaatle namaz kılarken, birinci saftaki yerini başkasına vermez. Namaz vakti gelince abdestsiz kimsenin abdest suyunu başkasına &icirc;s&acirc;r etmesi, vermesi caiz değildir.&rdquo;</p>

<p><strong>İnsanların iyisi, faydası &ccedil;ok olanıdır<br />
Sual: İnsanların iyileri, insanlara ve b&uuml;t&uuml;n yaratılanlara karşı iyiliği &ccedil;ok olanlar mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben yazdığı mektupta buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, bir kuluna, faydalı, g&uuml;zel işler yapmayı, &ccedil;ok kimsenin ihtiya&ccedil;larını sağlamasını nasib etmesi, &ccedil;ok kimsenin ona sığınması, bu kul i&ccedil;in pek b&uuml;y&uuml;k bir nimettir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına ıy&acirc;lim demiş, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, herkesin rızkını, nafakasını kendi &uuml;zerine almıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ıy&acirc;linden birka&ccedil;ının rızıkları, nafakaları i&ccedil;in ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları i&ccedil;in bir kulunu g&ouml;revlendirirse, bu kuluna b&uuml;y&uuml;k ihsan etmiş olur. Bu b&uuml;y&uuml;k nimete kavuşup da, bunun i&ccedil;in ş&uuml;kretmesini bilen kimse, &ccedil;ok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, ş&uuml;kretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıy&acirc;line hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle &ouml;ğ&uuml;nmek, akıl icabıdır.&rdquo;</p>

<p>Mal, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bir nimettir. D&uuml;nya ve ahiret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihad sevabı mal ile kazanılır. Başkasına muhta&ccedil; olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, fakirlere yardım etmek, mescitler, mektepler, hastahaneler, &ccedil;eşmeler, k&ouml;pr&uuml;ler yaparak, insanlara hizmet mal ile olur. Dinimiz;<br />
<strong>(İnsanların en iyisi, onlara faydası &ccedil;ok olanıdır)</strong> buyuruyor.</p>

<p>İnsanlara yardım etmek i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha &ccedil;ok sevaptır. Abdullah ibni Mes&#39;&ucirc;d hazretlerinin haber verdiği had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(İki şeyden birine kavuşan insana gıpta etmek, buna imrenmek yerinde olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kimseye İsl&acirc;m ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, birine &ccedil;ok mal verir. Bu kimse de malını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu, beğendiği yerlere harceder)</strong> buyuruldu.</p>

<p>İhtiya&ccedil;larını karşılamak, fakirlere yardım etmek, fasıklara muhta&ccedil; olmamak, M&uuml;sl&uuml;manlara hizmet etmek, İsl&acirc;m ilimlerini yaymak ve bunları yapanlara yardım etmek i&ccedil;in lazım olan parayı, malı kazanmak, &ccedil;ok sevaptır. Birbirlerine yardımcı olan insanlar arasında &ccedil;ekişme olmadığı kitaplarda yazılıdır. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:<br />
<strong>(Bir kimse, din kardeşine yardımcı olduk&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da ona yardımcı olur.)</strong></p>

<p><b>Sual: </b>Bir M&uuml;sl&uuml;man ile bir gayrim&uuml;slimin, İslamiyet hakkındaki davranışlarının farkı nasıl anlaşılır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
M&uuml;sl&uuml;manlar, birbirine h&uuml;rmet eder, yardıma koşar. Din ve d&uuml;nya işlerinde sıkıntıda olanları kurtarırlar. Oru&ccedil; tutanlara, camilere, ezana, namaz kılanlara, Allah yolunda y&uuml;r&uuml;yenlere sevgi ve saygı g&ouml;sterir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okunurken, saygı ile dinlerler. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi her kitabın &uuml;st&uuml;nde bulundurup, &uuml;st&uuml;ne bir şey koymazlar.</p>

<p>&Ccedil;algı ve i&ccedil;ki &acirc;lemlerinde, oyun arasında, eğlence yerlerinde okumazlar. Uygunsuz okunurken, susturamazlar ise, dinlemeyip uzaklaşırlar. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi veya b&uuml;t&uuml;n muhterem ve m&uuml;barek isimleri, yazıları, aşağı yerlerde g&ouml;r&uuml;nce, kalpleri sızlayıp hemen kaldırırlar. Kul ve hayvan haklarını g&ouml;zetirler. K&acirc;firlerin, turistlerin de mallarına, canlarına ve ırzlarına saldırmazlar. Kanunlara karşı gelmezler. İslamın g&uuml;zel ahlakı ile yaşayarak herkesin sevgi ve saygısını toplarlar...</p>

<p>Kafirler ise, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve b&uuml;t&uuml;n m&uuml;barek isimleri ve yazıları, h&uuml;rmetten, kıymetten d&uuml;ş&uuml;rmeye &ccedil;alışır. Bunları, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yasak ettiği yerlerde ve şekillerde okurlar ve okuturlar. M&uuml;sl&uuml;manlığın pis dediği şeyler arasına yazarlar. Paketlerde, eğlence masalarında, &ouml;rt&uuml; olarak kullanılmaları ve yerlerde s&uuml;r&uuml;klenmeleri i&ccedil;in, dergilere, gazetelere basarlar.</p>

<p>Temsillerde, mizahlarda, komedilerde, karikat&uuml;rlerde, filmlerde, televizyonlarda ve radyolarda, M&uuml;sl&uuml;manlarla ve din b&uuml;y&uuml;kleri ile ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirleri ile alay ederler. B&uuml;t&uuml;n buralarda M&uuml;sl&uuml;man olarak pis, g&uuml;l&uuml;n&ccedil; bir serseriyi g&ouml;sterirler, M&uuml;sl&uuml;manları ve M&uuml;sl&uuml;manlığı tahkir ederek, onu sevimsiz ve nefrete şayan olarak tanıtırlar. M&uuml;sl&uuml;man b&uuml;y&uuml;klerine ve M&uuml;sl&uuml;manlığın b&uuml;y&uuml;k tanıdığı şeylere &ccedil;irkin isimler takarlar... M&uuml;sl&uuml;manlar, bunlara aldanmamalı ve imanlarını &ccedil;aldırmamak i&ccedil;in, &ccedil;ok uyanık olmalıdır.</p>

<p>Bir din &acirc;limini beğenmeyen veya bir din kitabını kusurlu, hatalı bulan bir kimse, eğer namaz kılıyor, oru&ccedil; tutuyor, haramlardan sakınıyor ise, bu kimsenin s&ouml;z&uuml; veya yazısı incelenmeye, o &acirc;lim veya kitap &uuml;zerinde durulmaya değer. Din kitabına, din adamına, dil uzatan kimse, ibadet yapmıyor ve haramdan sakınmıyor ise, onun s&ouml;z&uuml;n&uuml;n bir iftira, bir din d&uuml;şmanlığı olduğunu anlamalı ve inanmamalıdır.</p>

<p><strong>Sual: Herhangi bir kimseye, onun kendisini &ouml;vmesi veya ondan bir şeyler elde etmek niyeti ile iyilik yapmanın dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Başkalarının sevgisine ve &ouml;vmelerine kavuşmak i&ccedil;in, d&uuml;nya işleri ile, onlara iyilik yapmak, riya olur. İbadet ile olan riya bundan daha fenadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasını hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nmeden yapılan riya, hepsinden daha fenadır. İbadet yaparak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan d&uuml;nya menfaatlerini istemek, riya olmaz. Yağmur duasına &ccedil;ıkmak, istihare yapmak, b&ouml;yledir. Sıkıntıdan, hastalıktan ve fakirlikten kurtulmak i&ccedil;in &acirc;yet-i kerimeler okumak da, b&ouml;yledir denildi. Bunlarda hem ibadet, hem de menfaat niyetleri bulunmaktadır. Ticaret maksadı ile hacca gitmek de b&ouml;yledir. İbadet niyeti hi&ccedil; bulunmazsa riya olurlar. İbadet niyeti &ccedil;ok olursa, sevap hasıl olur. İbadetlerini başkalarına g&ouml;stermek, onlara &ouml;ğretmek ve teşvik etmek niyeti ile olursa, yine riya olmaz ve &ccedil;ok sevap olur. Ramazan orucunu tutmakta riya olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan hasıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile yapılan farzlar sahih olur, ibadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz. Et ihtiyacını karşılamak niyeti ile kurban kesmek caiz olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in ve bir insan i&ccedil;in birlikte niyet ederek kurban kesmek caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in olmayıp, yalnız hacdan, gazadan gelen ve gelen emiri, reisi karşılamak i&ccedil;in kesilen hayvan leş olur, yemesi haram olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep d&uuml;nya işlerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, namazı sahih olur. Ş&ouml;hrete sebep olacak şekilde giyinmek de riya olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza başlayıp, sonradan hasıl olan riyanın zararı olmaz. Riya ile yapılan farzlar sahih olur, ibadet borcu &ouml;denmiş olur ise de, sevabı olmaz. Et ihtiyacını karşılamak niyeti ile, kurban kesmek caiz olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in ve bir insan i&ccedil;in birlikte niyet ederek kurban kesmek caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in olmayıp, yalnız hacdan, gazadan gelen i&ccedil;in ve gelen emiri, reisi karşılamak i&ccedil;in kesilen hayvan leş olur. Kesmesi ve yemesi haram olur. Riyadan korkarak ibadeti terk etmek caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in namaza durup, namazı bitirinceye kadar hep d&uuml;nya işlerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, namazı sahih olur. Ş&ouml;hrete sebep olacak şekilde giyinmek de riya olur. Din adamlarının, temiz, kıymetli elbise giymeleri lazımdır. Bunun i&ccedil;in, imamların, cuma ve bayram g&uuml;nleri ziynetli elbise giymeleri s&uuml;nnettir.</p>

<p><strong>Sual: &quot;Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir&quot; deniyor. Bu ne demektir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> D&uuml;nya lezzetlerine aldanmayan, Cennet nimetlerine kavuşur. İki &acirc;lemde az&icirc;z ve muhterem olur. Aksi olursa, insan zelil olur. Zira hazret-i &Ouml;mer, bir h&acirc;dise &uuml;zerine; &quot;Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem ş&acirc;hlarının elinde es&icirc;r idik. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n yapmakla bizleri şereflendirdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bizi yine zel&icirc;l eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İsl&acirc;mdadır. İsl&acirc;mın ahk&acirc;mına uyan, az&icirc;z olur. Bu ahk&acirc;mı beğenmeyip, izzeti, huz&ucirc;ru, sa&acirc;deti başka şeylerde arayan zel&icirc;l olur&quot; buyurmuştur. Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Peygamber efendimiz <strong>(Veren el, alandan y&uuml;ksektir)</strong> buyurmuşlardır.</p>

<p>Bir şeyler koparabilmek, d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek, insanların zaaflarından istifade ederek onların sırtından ge&ccedil;inmek i&ccedil;in yaltaklanmak yani temelluk etmek, k&ouml;t&uuml; bir huydur. Zira had&icirc;s-i şer&icirc;fte <strong>(Temelluk, M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n ahl&acirc;kından değildir)</strong> buyurulmuştur. Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak ederek;</p>

<p>&quot;Başkasına el a&ccedil;ıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona d&uuml;ny&acirc;da da &acirc;hirette de şef&acirc;at etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize d&acirc;im&acirc; vermeyi, ihs&acirc;n ve ikr&acirc;mlarda bulunmayı, herkese karşı tev&acirc;zu &uuml;zere bulunmayı, tatlı s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayı tavsiye ediyoruz. El a&ccedil;ıp istemek bizim yolumuzda yoktur&quot; buyururlardı.</p>

<p>Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri de;</p>

<p>&quot;Tasavvuf, herkesin y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmek ve kimseye kendi y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektirmemektir&quot; buyurmuştur. İzzet ve şerefi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nine uygun olmayan h&acirc;llerde arayan kimseyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hor-hak&icirc;r ve zel&icirc;l eder. Peygamber Efendimiz, M&uuml;sl&uuml;manı; (M&uuml;sl&uuml;man, diğer M&uuml;sl&uuml;manların elinden ve dilinden zarar g&ouml;rmediği kimsedir) buyurarak tarif etmişlerdir. Ayrıca Resulullah Efendimiz; (Kendin i&ccedil;in istediğini, insanlar i&ccedil;in de istemek, kendin i&ccedil;in istemediğini insanlar i&ccedil;in de istememek) buyurarak, nasıl olmamız gerektiğini bildirmişlerdir.</p>

<p>Sen&acirc;ullah-i P&acirc;n&icirc; P&uuml;t&icirc; hazretleri:</p>

<p>&quot;Ne istersen yap, fakat, insanlara eziyet ve sıkıntı verme yolunu se&ccedil;me. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dinde bunun gibi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur&quot; buyurmuştur.</p>

<p>D&uuml;nyada ve ahirette aziz olmak isteyen, kimseye sıkıntı vermez, y&uuml;k olmaz; herkesin sıkıntısını ve y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmeye, g&uuml;c&uuml; nisbetinde gayret g&ouml;sterir. Kısacası: &quot;Y&uuml;k &ccedil;eken aziz, y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektiren ise, zelil olur.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1243]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:54:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kimseye yük olmamak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Dost ve arkadaşlarla nasıl ge&ccedil;inmeli? İnsanlara y&uuml;k olmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Arkadaşla iyi ge&ccedil;inmek i&ccedil;in ona y&uuml;k olmamak gerekir. İmkan dahilinde ihtiya&ccedil;ları ondan gizlemeli, yardım talebinde bulunmamaya gayret etmelidir! Mal, para gibi şeyler de istememelidir! Bir makama ge&ccedil;mek i&ccedil;in ondan yardım talebinde de bulunmamalıdır!<br />
<br />
Fazla h&uuml;rmet, ikram ve l&uuml;zumsuz hizmetlerle ona ağırlık vermemelidir! Kendisinin yapmak istemediği bir şeyi arkadaşından beklemek, ona zulmetmek demektir. Arkadaşa bir iş yapma teklifinde bulunmayan fazilet g&ouml;stermiş olur. &Acirc;limler buyuruyor ki:<br />
<br />
Dostların k&ouml;t&uuml;s&uuml;, senin i&ccedil;in k&uuml;lfete giren, seni &ouml;z&uuml;r dilemeye mecbur bırakandır. <b>(Hazret-i Ali)</b><br />
<br />
İki arkadaşın aralarının a&ccedil;ılması, fuzuli k&uuml;lfetler y&uuml;z&uuml;ndendir. Ziyaretine gittiği arkadaşı, l&uuml;zumsuz bir s&uuml;r&uuml; zahmete, k&uuml;lfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez. <b>(Fudayl bin Iyad)</b><br />
<br />
İki arkadaştan birinin diğerinden &ccedil;ekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır. <b>(C&uuml;neyd-i Bağdadi)</b><br />
<br />
Arkadaşlarından bana en &ccedil;ok ağırlık vereni benim i&ccedil;in k&uuml;lfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden &ccedil;ekindiğim kimsedir. Yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulunduğum zaman da davranışımı değiştirmediğim kimseyi ise &ccedil;ok severim. <b>(İmam-ı Cafer-i Sadık)</b><br />
<br />
&Ccedil;eşitli zahmetlere giren bir kimse, arkadaşına ağırlık vermiş olur. Bu suretle kendisinden &ccedil;ekinilir. Yalnız iken nasıl hareket ediyorsa, arkadaşı varken de &ouml;yle hareket eden kimse ile arkadaşlık kolay olur. Yanımızda ev kıyafeti ile duramayan arkadaş bizden &ccedil;ekiniyor demektir. Bu ise samimi olamamanın alametidir. İki arkadaştan biri diğerinden &ccedil;ekiniyorsa, biri kusurlu demektir.<b> </b><br />
<br />
&Uuml;lfetin şartı, k&uuml;lfeti terk etmektir. K&uuml;lfeti olmayanın &uuml;lfeti ve sevgisi artar. Hadis-i şerifte<b>, (Kendine reva g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, sana reva g&ouml;rmeyenin arkadaşlığında hayır yoktur)</b> buyuruldu. (İ. Adiy)<br />
<br />
Arkadaşlarla iyi ge&ccedil;inmek, sadece onlara y&uuml;k olmamak, onlara sıkıntı vermemek değil, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmak demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Musa aleyhisselama, <b>(Beni seven, arkadaşının eziyetine katlanır)</b> diye vahyetti. (İmam-ı Gazali)<br />
<br />
İhtiya&ccedil;larımızı g&ouml;recek, sıkıntılarımıza katlanacak arkadaş arıyorsak, arkadaş değil, bir hizmet&ccedil;i arıyoruz demektir. İhtiya&ccedil;larına koşacağımız, eziyetlerine katlanacağımız, dertlerine ortak olacağımız insanlarla Allah i&ccedil;in arkadaş olmalıyız. Hazret-i &Acirc;işe validemiz, <b>(M&uuml;min, m&uuml;minin kardeşidir, onu ne ganimet bilir, ne de ondan &ccedil;ekinir)</b> buyurdu. L&uuml;zumsuz tekliflerde bulunarak arkadaşa y&uuml;k olmamalıdır! M&uuml;mk&uuml;n mertebe ihtiyacını arkadaştan gizlemelidir! Ondan mal ve mevki istememelidir!<br />
<br />
Hazret-i Ebu Bekir, deve ile giderken, yular d&uuml;şt&uuml;, inip yuları aldı. Oradakiler, (Bize izin verseydin de biz alıp sana verseydik) dediler. Hazret-i Ebu Bekir dedi ki: (Resulullah &quot;<b>Halktan bir şey isteme</b>&quot; buyurdu.)<br />
<br />
Eshab-ı kiramdan Hazret-i Sevbanın, deve &uuml;zerinde iken kırbacı yere d&uuml;şerdi de hi&ccedil; kimseye, (Şunu bana verir misiniz) demez, deveden iner, kendisi alırdı. [Deveye inip binmek &ccedil;ok zahmetlidir.] Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Salihler, iyiler, k&uuml;lfet ve zahmet vermez.) </b>[Dare Kutni]<br />
<br />
<b>(Halktan bir şey istemeyeceğine s&ouml;z verenin Cennete girmesine kefilim.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Sakın kimseden bir şey isteme! Kırbacın d&uuml;şse bile, başkasından isteme, inip kendin al! Emanet bir şey de almamaya gayret et!) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Veren el, alan elden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.) </b>[Buhari]<br />
<br />
İyi bir arkadaş olmak i&ccedil;in, arkadaşımız, g&uuml;nah işleyince bizim istigfar etmemiz, hata edince bizim &ouml;z&uuml;r dilememiz, sıkıntılı anlarında yardımına koşmamız ve hi&ccedil;bir surette ona y&uuml;k olmamamız lazımdır<br />
.<br />
Arkadaşımıza daima iyi haber vermeli, &uuml;z&uuml;c&uuml; olanları s&ouml;ylememeliyiz!<br />
<br />
<b>Halkın efendisi<br />
Sual: </b>&Uuml;l&uuml;lazm bir Peygamberin,<b> (Biz hizmet edilmek i&ccedil;in değil, hizmet etmek i&ccedil;in geldik) </b>dediği bildiriliyor. Bir Peygamberin hizmet etmesi uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimiz de hizmet etmiştir. Bir yolculukta, bir koyun kebabı yapılacağı zaman, biri ben keserim dedi. Biri de, ben derisini y&uuml;zerim dedi. Diğeri de, ben pişiririm dedi. Resulullah efendimiz de, ben de odun toplarım deyince, &ldquo;Ya Resulallah, sen istirahat buyur, biz toplarız&rdquo; dediler. <b>(Evet sizin her şeyi yapacağınızı biliyorum. Fakat, iş g&ouml;renlerden ayrılarak oturmam. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, arkadaşlarından ayrılıp oturanı sevmez)</b> buyurdu. Kalkıp odun toplamaya gitti.<br />
<br />
Medine valisi olan Ebu H&uuml;reyre hazretleri, odun taşıyordu. Muhammed bin Ziyad, bunu tanıyarak, yanındakilere, yol verin, vali geliyor dedi. Gen&ccedil;ler hayret ettiler.<br />
<br />
Evliyanın b&uuml;y&uuml;klerinden olan İbrahim bin Edhem, &ouml;nce Belh padişahı idi. Saltanatı bırakıp, Mekke&rsquo;ye geldi. Sırtında odun taşıyarak ekmek parasını kazanırdı.<br />
<br />
Hizmet etmekle ilgili d&ouml;rt hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Halkın efendisi onlara hizmet edendir.)</b> [Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Seferde bir topluluğun efendisi onlara hizmet edendir. O topluluk, en &ccedil;ok hizmet edeni, şehitlik hari&ccedil; hi&ccedil;bir amelle ge&ccedil;emez.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Allah yolunda savaşanların en &uuml;st&uuml;n&uuml;, savaşanlara hizmet edendir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Misafire hizmet ettirmek akıl noksanlığıdır.) </b>[Deylemi]</p>

<p><strong>Sual: &quot;Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir&quot; deniyor. Bu ne demektir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> D&uuml;nya lezzetlerine aldanmayan, Cennet nimetlerine kavuşur. İki &acirc;lemde az&icirc;z ve muhterem olur. Aksi olursa, insan zelil olur. Zira hazret-i &Ouml;mer, bir h&acirc;dise &uuml;zerine; &quot;Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem ş&acirc;hlarının elinde es&icirc;r idik. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n yapmakla bizleri şereflendirdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bizi yine zel&icirc;l eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İsl&acirc;mdadır. İsl&acirc;mın ahk&acirc;mına uyan, az&icirc;z olur. Bu ahk&acirc;mı beğenmeyip, izzeti, huz&ucirc;ru, sa&acirc;deti başka şeylerde arayan zel&icirc;l olur&quot; buyurmuştur. Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Peygamber efendimiz <strong>(Veren el, alandan y&uuml;ksektir)</strong> buyurmuşlardır.</p>

<p>Bir şeyler koparabilmek, d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek, insanların zaaflarından istifade ederek onların sırtından ge&ccedil;inmek i&ccedil;in yaltaklanmak yani temelluk etmek, k&ouml;t&uuml; bir huydur. Zira had&icirc;s-i şer&icirc;fte <strong>(Temelluk, M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n ahl&acirc;kından değildir)</strong> buyurulmuştur. Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak ederek;</p>

<p>&quot;Başkasına el a&ccedil;ıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona d&uuml;ny&acirc;da da &acirc;hirette de şef&acirc;at etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize d&acirc;im&acirc; vermeyi, ihs&acirc;n ve ikr&acirc;mlarda bulunmayı, herkese karşı tev&acirc;zu &uuml;zere bulunmayı, tatlı s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayı tavsiye ediyoruz. El a&ccedil;ıp istemek bizim yolumuzda yoktur&quot; buyururlardı.</p>

<p>Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri de;</p>

<p>&quot;Tasavvuf, herkesin y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmek ve kimseye kendi y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektirmemektir&quot; buyurmuştur. İzzet ve şerefi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nine uygun olmayan h&acirc;llerde arayan kimseyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hor-hak&icirc;r ve zel&icirc;l eder. Peygamber Efendimiz, M&uuml;sl&uuml;manı; (M&uuml;sl&uuml;man, diğer M&uuml;sl&uuml;manların elinden ve dilinden zarar g&ouml;rmediği kimsedir) buyurarak tarif etmişlerdir. Ayrıca Resulullah Efendimiz; (Kendin i&ccedil;in istediğini, insanlar i&ccedil;in de istemek, kendin i&ccedil;in istemediğini insanlar i&ccedil;in de istememek) buyurarak, nasıl olmamız gerektiğini bildirmişlerdir.</p>

<p>Sen&acirc;ullah-i P&acirc;n&icirc; P&uuml;t&icirc; hazretleri:</p>

<p>&quot;Ne istersen yap, fakat, insanlara eziyet ve sıkıntı verme yolunu se&ccedil;me. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dinde bunun gibi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur&quot; buyurmuştur.</p>

<p>D&uuml;nyada ve ahirette aziz olmak isteyen, kimseye sıkıntı vermez, y&uuml;k olmaz; herkesin sıkıntısını ve y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmeye, g&uuml;c&uuml; nisbetinde gayret g&ouml;sterir. Kısacası: &quot;Y&uuml;k &ccedil;eken aziz, y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektiren ise, zelil olur.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1252]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:33:56 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Ahlak ilmini öğrenmek ve güzel ahlak]]></title>
<description><![CDATA[<p><strong>Sual: Dinin emir ve yasaklarını &ouml;ğrenmek lazım olduğu gibi, iyi ve k&ouml;t&uuml; huyları da &ouml;ğrenmek ve hayatımıza ge&ccedil;irmek, dinin emri midir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Kalbe ait bilgileri, yani ahlak ilmini &ouml;ğrenmek, her M&uuml;sl&uuml;man erkek ve kadına farz-ı ayndır. Mesela <strong>Hıkd</strong> yani kin bağlamak, <strong>Haset</strong> başkasında bulunan nimetin onda olmayıp, kendinde olmasını istemek, <strong>Kibir</strong> kendini b&uuml;y&uuml;k bilmek, &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek, <strong>Suizan etmek</strong> iyi insanı fena, k&ouml;t&uuml; bilmek gibi şeylerin haram olduğunu &ouml;ğrenmek, her m&uuml;mine farz-ı ayndır.</p>

<p>Bir kimsede bulunan nimetin, onda olduğu gibi, kendisinde de olmasını istemek haset değildir, buna <strong>Gıpta etmek</strong>, imrenmek denir ki sevaptır. Kibirli olana karşı kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;stermek, kibir olmaz, sadaka vermek gibi sevap olur.&rdquo;</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, imanı, yani Ehl-i s&uuml;nnet itikadını kısaca &ouml;ğrendikten sonra, iyi ve k&ouml;t&uuml; huyları &ouml;ğrenmek de, farz-ı ayndır, her M&uuml;sl&uuml;manın &ouml;ğrenmesi lazımdır. Abdesti, gusl&uuml;, namazı, orucu ve haramları da, her M&uuml;sl&uuml;manın &ouml;ğrenmesi farz-ı ayndır. Cenaze namazını, &ouml;l&uuml;ye hizmeti, sanat ve ticaret bilgilerini, bug&uuml;n&uuml;n silahlarını yapmak ve kullanmak i&ccedil;in, fen bilgilerini iyi &ouml;ğrenmek farz-ı kif&acirc;yedir. Yani lazım olan kimselerin &ouml;ğrenmesi farz olup, başkalarına farz olmaz. Fakat, l&uuml;zumu kadar kimse &ouml;ğrenmezse, b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;naha girer. Doktor olacak kimsenin lise ve tıp fak&uuml;ltesinde okuması farz olup, m&uuml;hendis olacak kimsenin tıp fak&uuml;ltesinde okuması farz değildir. İbni &Acirc;bid&icirc;n hazretleri, D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;r şerhinde diyor ki:<br />
Ul&ucirc;m-i nakliyyeden yani din bilgilerinden kendine lazım olanları &ouml;ğrenmek farz-ı ayndır. Bundan fazlasını &ouml;ğrenmek ve ul&ucirc;m-i akliyyeden faydalı olanları &ouml;ğrenmek farz-ı kif&acirc;yedir. Bir &acirc;yet ezberlemek, herkese farz-ı ayndır. Fatihayı ve &uuml;&ccedil; &acirc;yet veya bir kısa s&ucirc;re ezberlemek vaciptir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin hepsini ezberlemek farz-ı kif&acirc;yedir. Kendine lazım olmayan fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmek, hafız olmaktan daha iyidir. Başkalarına &ouml;ğretmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, kendi işlemesi i&ccedil;in &ouml;ğrenmekten daha sevaptır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sekiz ana k&ouml;t&uuml; huy<br />
Sual: Din kitaplarında, iyi ve g&uuml;zel huyların yanı sıra k&ouml;t&uuml; huylardan da bahsedilmektedir. Bu k&ouml;t&uuml; huyların esası, temeli nelerdir?<br />
Cevap:</strong> Bu konu, <strong>İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı</strong> kitabında ş&ouml;yle a&ccedil;ıklanmaktadır:<br />
&ldquo;D&ouml;rt esas iyi huya karşılık, sekiz ana k&ouml;t&uuml; huy olur ki bunlar:<br />
<strong>1-</strong> Cerbeze olup, hikmetin aşırı olmasına denir. Ahlakı ve işleri incelemek, anlamak kuvvetini, l&uuml;zumsuz yerlerde kullanmaktır. Hile yapmak, aldatmak, haram işleri neşretmek, yaymak gibi. Ruhun fen kuvvetini yani aklı, aşırı kullanmak cerbeze olmaz. K&ouml;t&uuml; olmaz. Din bilgilerini, fen bilgilerini ve matematiği ilerletmek i&ccedil;in, ne kadar &ccedil;ok &ccedil;alışır, inceler, araştırırsa, o kadar &ccedil;ok iyi olur.<br />
<strong>2- </strong>Bel&acirc;det, eblehliktir. Aklı kullanmamaktır. Ahmaklık da denir. Kalın kafalılıktır. &Ouml;ğrenmesi ve işlemesi, yapması kusurlu olur. İyiyi k&ouml;t&uuml;den ayıramaz.<br />
<strong>3-</strong> Tehevv&uuml;rd&uuml;r. &Ccedil;abuk kızmak demektir. Şecaat, kahramanlık iyi huyunun aşırı olmasıdır. Akıllı tanınan kimselerin beğenmeyeceği işler yapmaya kalkışmaktır. Ruhunu veya bedenini boş yere yorar.<br />
<strong>4-</strong> C&uuml;bnd&uuml;r. Korkaklık demektir. Şecaatin l&uuml;zumundan az olmasıdır. Korkmak caiz olmayan yerde korkaklık g&ouml;sterir.<br />
<strong>5-</strong> F&uuml;c&ucirc;rdur. İffetin aşırı olmasıdır. D&uuml;nya lezzetlerine d&uuml;şk&uuml;n olur. İsl&acirc;miyetin ve aklın beğenmediği taşkınlıkları yapar.<br />
<strong>6-</strong> İffetin az olmasıdır. Humud, yani miskinliktir. İsl&acirc;miyetin ve aklın izin verdiği arzularını bırakmaktır. Bedeni zayıflar, kuvveti gider, hasta olur, nesli t&uuml;kenir.<br />
<strong>7-</strong> Zul&uuml;md&uuml;r. Adaletin sınırını aşmaktır. Başkasının hakkına tecav&uuml;z etmektir. Başkasının malına, canına, namusuna zarar verir.<br />
<strong>8-</strong> Haysiyetsizliktir. Kendisine karşı yapılan zul&uuml;m, işkence ve hakaretleri kabul eder. Adaletin noksan olmasıdır. Adalette b&uuml;t&uuml;n iyilikler toplandığı gibi, zul&uuml;mde de, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler toplanmıştır.&rdquo;</p>

<p><b>Sual:</b> İyi m&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in g&uuml;zel ahlaklı olmak gerektiğini bildirdiniz. G&uuml;zel ahlaka nasıl sahip olunur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet iyi bir m&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in g&uuml;zel ahlaka sahip olmak, k&ouml;t&uuml; ahlaktan uzak durmak gerekir. Ancak bununla d&uuml;nya ve ahiret saadeti elde edilir.<br />
<br />
G&uuml;zel ahlak, ilim ve edep &ouml;ğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. K&ouml;t&uuml; ahlak da bunun tersidir. Yani cahil kalmak, edepsiz olmak, k&ouml;t&uuml; insanlarla arkadaşlık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi &ouml;verken <b>(Ger&ccedil;ekte sen b&uuml;y&uuml;k bir ahlak &uuml;zeresin)</b> buyuruyor. (Kalem 4)<br />
<br />
İyi insan, iyi ahlaklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, k&ouml;t&uuml; huylardan ka&ccedil;ınmamızı emretmektedir.<br />
<br />
G&uuml;zel ahlaka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Nimete kavuşmuş olanlardan, tevazu g&ouml;sterene ve kendini hep kusurlu bilene, helalden kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti</b> [tasavvufu] <b>birleştirene, helale harama dikkat edene, fakirlere acıyana, işlerini Allah rızası i&ccedil;in yapana, huyu g&uuml;zel olana, kimseye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını dağıtıp, lafının fazlasını saklayana m&uuml;jdeler olsun.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>G&uuml;zel s&ouml;zler</b><br />
Ahlak hakkında İslam &acirc;limleri buyuruyor ki:<br />
&quot;K&ouml;t&uuml; ahlaklı, par&ccedil;alanmış testiye benzer. Ne yamanır, ne de eskisi gibi &ccedil;amur olur.&quot;<br />
&quot;Her binanın bir temeli vardır. İslam&rsquo;ın temeli de g&uuml;zel ahlaktır.&quot;<br />
<br />
&quot;K&ouml;t&uuml; ahlak, &ouml;yle bir fenalıktır ki, onunla yapılan bir&ccedil;ok iyilikler fayda vermez. G&uuml;zel ahlak, &ouml;yle bir iyiliktir ki, onunla yapılan g&uuml;nahlar bile affa uğrar.&quot;<br />
<br />
&quot;Y&uuml;kselen b&uuml;t&uuml;n insanlar ancak g&uuml;zel ahlakları sayesinde y&uuml;kselmişlerdir.&quot;<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;l&uuml;k, c&ouml;mertlik ve kimseyi &uuml;zmemek demektir.&quot;<br />
<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak, kimseyle &ccedil;ekişmemek ve kimseyi &ccedil;ekiştirmemektir.&quot;<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak, eziyet vermemek ve meşakkatlere katlanmaktır.&quot;<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak, genişlikte ve darlıkta insanları razı etmeye &ccedil;alışmak demektir.&quot;<br />
<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak, Allah&rsquo;tan razı olmak demektir. Yani hayrı ve şerri Allah&rsquo;tan bilmek, nimetlere ş&uuml;k&uuml;r, belalara sabretmektir.&quot;<br />
<br />
&quot;G&uuml;zel ahlakın en azı, meşakkatlere g&ouml;ğ&uuml;s germek, yaptığı iyiliklerden karşılık beklememek, b&uuml;t&uuml;n insanlara karşı şefkatli olmaktır.&quot;<br />
<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak, haramlardan ka&ccedil;ıp helali aramak, diğer insanlarla olduğu gibi aile efradıyla da iyi ge&ccedil;inip onların maişetlerini temin etmektir.&quot;<br />
<br />
&quot;G&uuml;zel ahlak, Yaratanı d&uuml;ş&uuml;nerek, yaratılanları hoş g&ouml;rmek, onların eziyetlerine sabretmektir.&quot;<br />
<br />
Bir m&uuml;sl&uuml;mana &ccedil;atık kaşla bakmak haramdır. G&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayan kimse m&uuml;min sıfatlı değildir. Herkese karşı g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmalıdır.<br />
<br />
Hadis-i şerifte, Allah&rsquo;a ve ahiret g&uuml;n&uuml;ne iman edenin, misafirine ve komşusuna ikram etmesi, ya hayır s&ouml;ylemesi veya susması emredilmiştir. (Buhari)<br />
<br />
Başkasının k&ouml;t&uuml; ahlakından şikayet eden kimsenin kendisi k&ouml;t&uuml; ahlaklıdır. Başkalarının k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerinden bahsediyorsak, bu kendimizin k&ouml;t&uuml; olduğunun alametidir. G&uuml;zel ahlak, eziyetleri sineye &ccedil;ekmektir.<br />
<br />
<b>G&uuml;zel ahlaklı olmanın alameti şunlardır </b><br />
İnsaflı olmak, arkadaşlarının hatasını g&ouml;rmemek, h&uuml;sn&uuml; zan etmek, suizandan [k&ouml;t&uuml; zandan] ka&ccedil;ınmak, arkadaşlarının eziyetlerine g&ouml;ğ&uuml;s germek, onlardan şikayet&ccedil;i olmamak, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla meşgul olmak, kendi nefsini kınamak, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olup, herkesle yumuşak konuşmaktır.<br />
G&uuml;zel ahlaklı kimse, edeplidir az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah i&ccedil;in sever, Allah i&ccedil;in buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. B&uuml;t&uuml;n hasletlerin başı ise hayadır.<br />
<br />
Hazret-i Hızır buyurdu ki:<br />
(G&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; ol, hiddetlenme! Hep faydalı iş yap, az da olsa zararlı iş yapma! L&uuml;zumsuz dolaşma, boş yere g&uuml;lme, hi&ccedil; kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, g&uuml;nahların i&ccedil;in ağla!)<br />
<br />
B&uuml;y&uuml;klerden Ebu Osman El-Hayri&rsquo;yi ziyafete davet ettiler. Davet yerine vardığı zaman kendine (Kusura bakma, &ccedil;ok insan geldi seni kabul edemeyeceğiz) dediler. Az gidince tekrar &ccedil;ağırdılar. Gelince tekrar, kabul edemeyeceklerini bildirdiler. B&ouml;yle birka&ccedil; defa &ccedil;ağırıp geri d&ouml;nd&uuml;rd&uuml;kten sonra (Biz seni denemek i&ccedil;in bunu yaptık. Ger&ccedil;ekten g&uuml;zel ahlaklıymışsın) dediler. Cevabında buyurdu ki: (Bu ahlak o kadar g&uuml;zel midir? Bir k&ouml;peği de &ccedil;ağırsanız gelir, kovsanız gider.)<br />
<br />
<b>Ahlakı g&uuml;zelleştirmek </b><br />
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Sizin imanca en g&uuml;zeliniz, ahlak&ccedil;a en g&uuml;zel olanınızdır.)</b> [Hakim]<br />
<br />
<b>(Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve g&uuml;zel ahlak dilerim.)</b> [Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>(Ben ancak g&uuml;zel ahlakı tamamlamak i&ccedil;in g&ouml;nderildim.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(G&uuml;zel ahlak, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. K&ouml;t&uuml; ahlak ise, salih amelleri, sirkenin balı bozduğu gibi bozar.)</b> [İ. Hibban]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde k&ouml;t&uuml; ahlaktan b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, k&ouml;t&uuml; ahlaklı bir g&uuml;nahtan tevbe edip kurtulursa, bir başka g&uuml;naha d&uuml;şer. Hi&ccedil;bir vakit g&uuml;nahtan kurtulamaz.)</b> [İsfehani]<br />
<br />
<b>(Bir kimse tevbe ederse, tevbesini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul eder. K&ouml;t&uuml; ahlaklı kimsenin tevbesi makbul olmaz. Zira bir g&uuml;nahtan tevbe ederse k&ouml;t&uuml; ahlakı sebebiyle, daha b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işler.) </b><br />
[Taberani]<br />
<br />
<b>(G&uuml;zel ahlak, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Din, g&uuml;zel ahlaktır.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minlerin iman y&ouml;n&uuml;nden en faziletlisi ahlak&ccedil;a en iyi olanıdır.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Ş&uuml;phesiz g&uuml;zel ahlak, g&uuml;neşin buzu erittiği gibi g&uuml;nahları eritir.)</b> [Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>(Bir m&uuml;sl&uuml;man g&uuml;zel ahlakı sayesinde, g&uuml;nd&uuml;zleri oru&ccedil; tutan, geceleri ibadet eden kimselerin derecesine kavuşur.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Bir insan az ibadet etse de, g&uuml;zel ahlakı sayesinde en y&uuml;ksek dereceye kavuşur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Yumuşak davran! Sertlikten sakın! Yumuşaklık insanı s&uuml;sler, &ccedil;irkinliği giderir.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Yumuşak davranmayan, hayır yapmamış olur.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(En &ccedil;ok sevdiğim kimse, huyu en g&uuml;zel olandır.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(Yumuşak olan kimseye, d&uuml;nya ve ahiret iyilikleri verilmiştir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Yumuşak olanlar ve kolaylık g&ouml;sterenler, hayvanın yularını tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse hayvan ona uyar. Taşın &uuml;zerine s&uuml;rmek isterse hayvan oraya koşar.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Cennete g&ouml;t&uuml;ren sebeplerin başlıcası, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak ve iyi huylu olmaktır. Cehenneme g&ouml;t&uuml;ren sebeplerin başlıcası da, d&uuml;nya nimetlerinden ayrılınca &uuml;z&uuml;lmek, bu nimetlere kavuşunca sevinmek, azgınlık yapmaktır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İmanı en kuvvetli kişi, ahlakı en g&uuml;zel ve hanımına en yumuşak olandır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(İnsan, g&uuml;zel huyu ile, Cennetin en &uuml;st&uuml;n derecelerine kavuşur. </b>[Nafile] <b>İbadetlerle bu derecelere kavuşamaz. K&ouml;t&uuml; huy, insanı Cehennemin en aşağısına s&uuml;r&uuml;kler.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(İbadetlerin en kolayı, az konuşmak ve iyi huylu olmaktır.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Şu &uuml;&ccedil; şey bulunan kimsenin imanı k&acirc;mildir: Herkesle iyi ge&ccedil;inen g&uuml;zel ahlak, kendini haramlardan alıkoyan vera, cehlini &ouml;rten hilm.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(D&uuml;nyada veya ahirette &ouml;z&uuml;r dilemek zorunda kalacağın s&ouml;z ve hareketten uzak durmaya &ccedil;alış!) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(S&ouml;z veriyorum ki, m&uuml;nakaşa etmeyen, haklı olsa da, dili ile kimseyi incitmeyen, şaka ile veya yanındakileri g&uuml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in, yalan s&ouml;ylemeyen, iyi huylu olan m&uuml;sl&uuml;man Cennete girecektir.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki: &ldquo;Size g&ouml;nderdiğim İslam dininden razıyım,</b> [bu dini kabul edip, bu dinin emir ve yasaklarına riayet edenlerden razı olur, onları severim.] <b>Bu dinin tamam olması, ancak c&ouml;mertlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dininizin tamam olduğunu her g&uuml;n, bu ikisi ile belli ediniz!)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi huylu olmak, g&uuml;nahları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez h&acirc;le soktuğu gibi, k&ouml;t&uuml; huylu olmak, ibadetleri bozup yok eder.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Hak te&acirc;l&acirc; yumuşak huyluya yardım eder, sert ve &ouml;fkeliye yardım etmez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Yumuşak olan, kızmayan m&uuml;sl&uuml;manın Cehenneme girmesi haramdır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Yavaş, yumuşak davranmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kuluna verdiği b&uuml;y&uuml;k bir ihsandır. Aceleci olmak, şeytanın yoludur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği şey, yumuşak ve ağırbaşlı olmaktır.) </b>[E.Ya&rsquo;la]<br />
<br />
<b>(Kişi, yumuşaklığı, tatlı dili ile, g&uuml;nd&uuml;zleri oru&ccedil; tutanın ve geceleri namaz kılanın derecesine kavuşur.) </b>[İ. Hibban]<br />
<br />
<b>(Kızınca, &ouml;fkesini yenerek yumuşak davrananı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever.) </b>[İsfehani]<br />
<br />
<b>(G&uuml;ler y&uuml;zle selam veren, sadaka verenin sevabına kavuşur.)</b> [İ.E.d&uuml;nya]<br />
<br />
Bir kimse Resulullah efendimizden nasihat istedi, <b>(Kızma, sinirlenme) </b>buyurdu. Birka&ccedil; kere sordu, hepsine de <b>(Kızma, sinirlenme) </b>buyurdu. (Buhari)<br />
<br />
<b>Sual:</b> İyi insan olmak i&ccedil;in ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi insan olmak i&ccedil;in k&acirc;mil yani olgun m&uuml;sl&uuml;man olmak gerekir. Zaten m&uuml;sl&uuml;man, iyi insan demektir.<br />
Allah indinde m&uuml;min &ccedil;ok kıymetlidir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(M&uuml;minler, &ouml;yle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, Allah&rsquo;ın &acirc;yetleri okununca, imanları kuvvetlenir ve yalnız Rablerine dayanıp g&uuml;venirler, namazı doğru kılar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden</b> [Allah&rsquo;ın razı olduğu yerlere] <b>harcarlar.)</b> [Enfal 2-3]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minler, muhakkak kurtuluşa ermiştir. Namazlarını huşu i&ccedil;inde kılar, boş ve l&uuml;zumsuz şeylerden y&uuml;z &ccedil;evirir, zekatlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.)</b> [M&uuml;minun 1-8]<br />
<br />
<b>(Onlar, Allah&rsquo;ın ahdini yerine getirir, verdikleri s&ouml;z&uuml; bozmaz, Rablerinin rızasını isteyip sabreder ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; iyilikle savarlar.)</b> [Rad 20-22]<br />
<br />
<strong>(</strong>[M&uuml;minler] <strong>b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardan ve hayasızlıktan sakınır, &ouml;fkelendikleri zaman da kusurları bağışlar ve işlerini aralarında istişare ederler.)</strong> [Şura 37,38]<br />
<br />
<b>(İnanıp hayırlı iş işleyen</b> [m&uuml;min]<b>lerin k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerini, and olsun, &ouml;rteriz, onları yaptıklarının en g&uuml;zeli ile m&uuml;kafatlandırırız.)</b> [Ankebut 7]<br />
<br />
<b>(Allah onların</b> [m&uuml;minlerin] <b>k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerini &ouml;rter, onlara işledikleri şeylerin en g&uuml;zellerinin karşılığını verir.) </b>[Z&uuml;mer 35]<br />
<br />
<b>(Allah, inanıp emirlerini yapan m&uuml;minlere mağfiret ve b&uuml;y&uuml;k ecir vaad etmiştir.)</b> [Feth 29]<br />
<br />
<b>(Elbette m&uuml;minler kardeştir.)</b> [Hucurat 10]<br />
<br />
M&uuml;minlerle ilgili hadis-i şeriflerden bazıları da ş&ouml;yle:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man, elinden ve dilinden m&uuml;sl&uuml;manların emin olduğu kimsedir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min akıllı, basiretli, uyanıktır. Her işte Allah&rsquo;ın rızasını g&ouml;zetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan ka&ccedil;ar.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min, koku satan kimse gibidir. Yanında otursan i&ccedil;in a&ccedil;ılır. Onunla gezsen veya ortak iş yapsan faydasını g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n. Onun her işi faydalıdır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minler, birbirine karşı sevgi ve merhamette, bir v&uuml;cut gibidir. V&uuml;cudun bir yeri rahatsız olunca, b&uuml;t&uuml;n v&uuml;cut huzursuz olup onun tedavisi ile meşgul olunduğu gibi, m&uuml;sl&uuml;manlar da b&ouml;yle birbirine yardıma koşmalıdır.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min &uuml;lfet eder </b>[iyi ge&ccedil;inir],<b> &uuml;lfet etmeyen ve &uuml;lfet edilmeyende hayır yoktur.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(M&uuml;minin yanına giren, g&uuml;zel bir bah&ccedil;eye girmiş gibi ferahlık duyar.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min lanet etmez, k&ouml;t&uuml;lemez, m&uuml;stehcen konuşmaz ve hayasız olmaz.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min arıya benzer; konduğu dalı kırmaz, oraya zarar vermez. Toplayıp bıraktığı eseri de g&uuml;zeldir.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min, yumuşaktır, hafiftir. Munis bir deve gibi boyun eğer, &quot;Ih&quot; denince, yer sert olsa da &ccedil;&ouml;ker.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min sert değildir. Yumuşaklığından dolayı ahmak zannedilir.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min ge&ccedil;im ehlidir. Arkadaşına rahatlık verir. M&uuml;nafık ise ge&ccedil;imsizdir, arkadaşına sıkıntı verir.) </b>[Dare Kutni]<br />
<br />
<b>(Halkın elindekine g&ouml;z dikmemek, m&uuml;minin alametlerindendir.) </b>[Dare Kutni]<br />
<br />
<b>(Komşusu k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;nden emin olmayan, m&uuml;min olamaz.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;evrendekilerle g&uuml;zel komşuluk et ve kendin i&ccedil;in sevdiğini, başkaları i&ccedil;in de sev ki m&uuml;sl&uuml;man olasın.)</b> [Har&acirc;iti]<br />
<br />
Kime dinin emirlerini yapmak kolay gelirse, onun salih biri olduğu anlaşılır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Ahirete ait istediğine kolayca kavuşur, d&uuml;nyaya ait olana kavuşman zorlaşırsa, bil ki sen iyi bir h&acirc;l &uuml;zerindesin. Bunun tersi olursa k&ouml;t&uuml; haldesin!)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>M&uuml;sl&uuml;manın vasıfları nelerdir<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;tan korkan m&uuml;sl&uuml;manın vasıfları nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&rsquo;tan korkan bir kimse, Onun emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya titizlikle &ccedil;alışır. Hi&ccedil; kimseye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaz. Kendine k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapanlara sabreder. Yaptığı kusurlara tevbe eder. S&ouml;z&uuml;n&uuml;n eri olur. Her iyiliği Allah i&ccedil;in yapar.<br />
<br />
Kimsenin malına, canına, namusuna g&ouml;z dikmez. &Ccedil;alışırken, alışveriş ederken, kimsenin hakkını yemez. Herkese iyilik eder. Ş&uuml;pheli şeylerden ka&ccedil;ınır. Makam sahiplerine, zalimlere yaltaklanmaz. İlim ve ahlak sahiplerine saygı g&ouml;sterir.<br />
<br />
Arkadaşlarını sever ve kendini sevdirir. K&ouml;t&uuml; kimselere nasihat verir. Onlara uymaz. K&uuml;&ccedil;&uuml;klerine merhametli ve şefkatli olur. Misafirlerine ikram eder. Kimseyi &ccedil;ekiştirmez. Keyfi peşinde koşmaz. Zararlı ve hatta faydasız bir şey s&ouml;ylemez. Kimseye sert davranmaz. C&ouml;mert olur. Malı ve mevkii herkese iyilik etmek i&ccedil;in ister.<br />
<br />
Riyak&acirc;rlık, iki y&uuml;zl&uuml;l&uuml;k yapmaz. Kendini beğenmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın her an g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ve bildiğini d&uuml;ş&uuml;nerek hi&ccedil; k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaz. Onun emirlerine sarılır. Yasaklarından ka&ccedil;ar. İşte, Allah&rsquo;tan korkanlar milletine, &uuml;lkesine faydalı olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;an-ı kerimde, inananları ş&ouml;yle tarif etmektedir:<br />
<b>(Rahim olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kulları, yery&uuml;z&uuml;nde g&ouml;n&uuml;l al&ccedil;aklığı ile vakar ve tevazu ile y&uuml;r&uuml;rler. Cahiller, onlara sataşacak olursa, bunlara </b>[sağlık ve selamet sizin &uuml;zerinize olsun gibi]<b> g&uuml;zel s&ouml;z s&ouml;yler, </b>[b&uuml;y&uuml;k bir yumuşaklık g&ouml;sterirler.]<b> Onlar geceleri secde yapar ve kıy&acirc;mda dururlar </b>[namaz kılarlar.] <b>Onlar, &ldquo;y&acirc; Rabbi, Cehennem azabını bizden uzaklaştır. Cehennem azabı devamlıdır ve &ccedil;ok şiddetlidir. Orası ş&uuml;phesiz k&ouml;t&uuml; bir yer ve k&ouml;t&uuml; bir duraktır&rdquo; derler. Bir şey verdikleri zaman, israf etmez, cimrilik de yapmazlar, ikisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemez, Allah&rsquo;a şerik koşmaz, Ondan başkasına yalvarmazlar. Allah&rsquo;ın dokunulmasını haram ettiği cana kıyıp, haksız olarak kimseyi &ouml;ld&uuml;rmez, zina etmezler. Bunlardan birini yapanın Kıyamette azabı kat kat olur, orada zelil ve hakir olarak ebedi bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve doğru iman eden ve ibadet ve faydalı iş yapanların k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerini iyiliğe &ccedil;evirir. Allah, af ve merhamet sahibidir. Tevbe edip, amel-i salih işleyen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya </b>[tevbesi makbul ve Onun rızasına kavuşmuş olarak] <b>d&ouml;ner. Onlar yalan yere şahitlik yapmaz, faydasız ve zararlı işlerden ka&ccedil;ınırlar. Kendilerine &acirc;yetler okunduğu zaman, k&ouml;r ve sağır davranmazlar</b>, [dikkat ile dinleyip bu &acirc;yetlerle kendilerine yapılması emredilen şeyleri yaparlar.]<b>) </b>[Furkan 63-73]<br />
<br />
<b>İyi huylu olmanın ve bunu muhafazanın yolu<br />
Sual:</b> İyi huylu olmak ve bunu muhafaza edebilmek i&ccedil;in ne yapmalı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi huylu olmak i&ccedil;in ve iyi ahlakını muhafaza edebilmek i&ccedil;in, salih kimselerle, iyi huylularla arkadaşlık etmelidir. İnsanın ahlakı, arkadaşının huyu gibi olur. Hadis-i şerifte, <b>(İnsanın dini, arkadaşının dini gibi olur)</b> buyuruldu. Ahlakı bozan, şehveti harekete getiren kitapları okumamalı, b&ouml;yle radyo ve TVden sakınmalıdır.<br />
<br />
İyi huyların faydaları ve haramların zararları ve Cehennemdeki azapları, hep hatırlanmalıdır. Mal, mevki arkasında koşanlardan hi&ccedil;biri muradına kavuşamamıştır. Malı, mevkii hayır i&ccedil;in arayan ve hayır işlerde kullanan, rahata, huzura kavuşmuştur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak, bu deryanın gemisidir. Hadis-i şerifte, <b>(D&uuml;nyada, kalıcı değil, yolcu gibi yaşa! &Ouml;leceğini hi&ccedil; unutma) </b>buyuruldu.<br />
<br />
Faydasız şeylerden, oyunlardan, zararlı şakalaşmak ve m&uuml;nakaşa etmekten sakınmalıdır. İlim &ouml;ğrenmeli ve faydalı işler yapmalıdır. Vaktin kıymetini bilip gece-g&uuml;nd&uuml;z ilim &ouml;ğrenmelidir! İlim, ibadet i&ccedil;indir. Kıyamette işten, ibadetten sorulur, &ccedil;ok ilim &ouml;ğrendin mi diye sorulmaz. İş ve ibadet de ihlas elde etmek i&ccedil;indir. <b>(İslam Ahlakı)<br />
<br />
Sert miza&ccedil;lı olmak<br />
Sual:</b> Haksızlık olunca dayanamıyorum. &Ccedil;ok sert miza&ccedil;lıyım. Sert miza&ccedil;lı olmak dinen kusur mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Sert miza&ccedil;lı olmak kusur değildir. Ancak dine aykırı olarak sertlik yapmak kusurdur. Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in sert mizacı &ouml;v&uuml;lm&uuml;ş, takdir edilmiştir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(İki melek var, biri sert, biri yumuşak miza&ccedil;lıdır. Bunlar, Cebrail ile Mikail&rsquo;dir. Peygamberlerden biri yumuşak, diğeri sert miza&ccedil;lıdır. Bunlar İbrahim ile Musa&rsquo;dır. Benim de iki arkadaşımdan biri yumuşak, diğeri sert miza&ccedil;lıdır. Bunlar, Ebu Bekir ile &Ouml;mer&rsquo;dir.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>K&acirc;firlere karşı da iyi huylu olmalı<br />
Sual:</b> İslamiyet&rsquo;in g&uuml;zel ahlakını g&ouml;stermek i&ccedil;in, k&acirc;firlere karşı da iyi huylu olmak ve onları incitmemek gerekmez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;manların k&acirc;firlere karşı da iyi huylu olmaları, onları incitmemeleri gerekir. B&ouml;ylece İslam dininin, iyi huylu olmayı, kardeş&ccedil;e yaşamayı, &ccedil;alışmayı emrettiği onlara da g&ouml;sterilmiş olur. B&ouml;ylece iyiliği seven insanlar, seve seve m&uuml;sl&uuml;man olurlar. Cihad etmek farzdır. Cihadı devlet topla, silahla yapacağı gibi, soğuk harp ile, propaganda, neşriyat ile de yapar. Her m&uuml;sl&uuml;man da, iyi huyları ile, iyilik yapmakla cihad yapar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; cihad etmek, insanları m&uuml;sl&uuml;man yapmaya davet etmek demektir. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, k&acirc;firlere karşı da, iyi huylu olmak, onları incitmemek, cihad etmek oluyor. Cihad ise her m&uuml;sl&uuml;mana g&uuml;c&uuml; nispetinde farzdır.<br />
<br />
<b>Allah&rsquo;ın ahlakı ile ahlaklanmak<br />
Sual:</b> İyi bir m&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in Allah&rsquo;ın ahlakı ile ahlaklanmak gerekiyormuş. Bu nasıl olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
(Bir kimse, bir zat ile konuşunca, eğer kalbinde, d&uuml;nya sevgisi azalıp, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya bağlılığı artarsa, onun keramet sahibi, evliyadan bir zat olduğu anlaşılır. Eğer b&ouml;yle olmazsa, o zatın istidrac g&ouml;steren bir yalancı olduğu meydana &ccedil;ıkar. (Evliya olmak i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ahlakı ile ahlaklanmak gerek) buyurulmuştur. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarına uygun sıfatlar, evliyada hasıl olur. Fakat bu benzerlik sadece isimdedir. Yoksa sıfatların &ouml;zelliğinde beraberlik olmaz. <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ahlakı ile ahlaklanın) </b>emrini anlatırken Hace M. Parisa hazretleri, <b>Tahkikat </b>kitabında buyuruyor ki:<br />
<br />
&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatı <b>Basir</b>dir. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; her şeyi g&ouml;r&uuml;r. Bir kimsenin kalb g&ouml;z&uuml; a&ccedil;ılır, firaset ışığı ile, kendi ayıplarını ve başkalarının iyi huylarını g&ouml;r&uuml;rse, yani başkalarını kendinden &uuml;st&uuml;n g&ouml;r&uuml;rse ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın her an g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurarak hep Onun beğendiği şeyleri yaparsa, bu sıfatla huylanmış olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatı da <b>M&uuml;mit</b>tir. Yani &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml; demektir. Bir kimse, s&uuml;nnetler yerine yerleşmiş olan bid&#39;atleri yok ederse, bu sıfatla sıfatlanmış olur. B&uuml;t&uuml;n sıfatlar, bunlar gibidir.&quot;<br />
<br />
Cahiller, bu ahlaklanmayı başka t&uuml;rl&uuml; anlamış ve yoldan &ccedil;ıkmıştır. Evliyanın &ouml;l&uuml;leri dirilteceğini, kaybolan şeyleri bileceğini sanmışlar, g&uuml;naha girmişlerdir.) <b>[M&uuml;j. Mekt. </b>107<b>] </b><br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarından biri <b>Settar</b>dır. Yani g&uuml;nahları &ouml;rt&uuml;c&uuml;d&uuml;r. M&uuml;sl&uuml;man da, din kardeşinin kusurunu &ouml;rtmelidir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; <b>Kerim</b>dir. <b>Rahim</b>dir. Yani l&uuml;tfu, ihsanı bol ve merhameti &ccedil;oktur. M&uuml;sl&uuml;man da, c&ouml;mert ve merhametli olmalıdır!<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, <b>Gaffar</b>dır, yani kullarının g&uuml;nahlarını affedicidir. M&uuml;sl&uuml;manlar da birbirlerinin kusurlarını affetmelidir!<br />
<br />
Af, hak ettiği bir şeyi almayıp sahibine bağışlamak demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; affedicidir, affedenleri sever. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Affet, marufu emret ve cahillerden y&uuml;z &ccedil;evir!)</b> buyuruluyor. (Araf 199)<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:<br />
<b>(Affedin ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da sizi affetsin ve şerefinizi y&uuml;kseltsin!) </b>[İsfehani]<br />
<br />
<b>(Allah i&ccedil;in affedeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; y&uuml;kseltir, aziz eder.) </b>[Berika]<br />
<br />
<b>(Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere ihsan etmek, g&uuml;zel huylu olmaktır.) </b>[İ.Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana k&ouml;t&uuml;l&uuml;k edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş.) </b>[Ruzeyn]<br />
<br />
<b>(Musa aleyhisselam, </b>&quot;Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?&quot; <b>diye sordu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, </b>&quot;İntikam almaya g&uuml;c&uuml; yeterken affedendir&quot; <b>buyurdu.) </b>[Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, merhameti olmayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez.) </b>[İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>(Affedin ki affa kavuşasınız!) </b>[İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>Sual:</b> En makbul amel nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimiz, en makbul amelin g&uuml;zel ahlak olduğunu bildirmiş, <b>(İman y&ouml;n&uuml;nden m&uuml;minlerin en faziletlisi, ahlakı g&uuml;zel olanlardır) </b>buyurmuştur. (Hakim)<br />
Bir kimse Peygamber efendimizden nasihat istedi. Dedi ki:<br />
- Ya Resulallah bana &ouml;ğ&uuml;t ver!<br />
<b>- Nerede olursa olsun Allah&rsquo;tan kork!</b><br />
- Yine buyur ya Resulallah!<br />
<b>- Her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n akabinde bir iyilik yap! İyilikler g&uuml;nahları giderir.</b><br />
- Yine buyur!<br />
<b>- Herkesle g&uuml;zel ge&ccedil;in! </b>(Tirmizi)<br />
<br />
Oğlu, Lokman aleyhisselama sorar:<br />
- En iyi haslet nedir?<br />
- Dindar olmaktır.<br />
- Peki babacığım, bu haslet iki olursa?<br />
- Dindarlık ve mal sahibi olmak.<br />
- &Uuml;&ccedil; olursa?<br />
- Dindarlık, mal ve haya.<br />
- D&ouml;rt olursa?<br />
- Dindarlık, mal, haya ve g&uuml;zel ahlak.<br />
- Beş olursa?<br />
- Dindarlık, mal, haya, g&uuml;zel ahlak ve c&ouml;mertliktir.<br />
- Altı olursa?<br />
- Oğlum bu beş haslet kimde olursa, o kimse takva ehli, temiz bir kimsedir, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dostudur, şeytandan uzaktır.<br />
<br />
Kur&#39;an-ı kerimde ise mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Allah indinde en şerefliniz, takva ehli olanınızdır.) </b>[H&uuml;curat 13]<br />
<br />
Bir kimse, asil bir aileye mensup olmasa da, g&uuml;zel huylu ise, onun i&ccedil;in g&uuml;zel huyu, iyi bir asalettir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(G&uuml;zel huy gibi asalet, tedbirli olmak gibi akıllılık olmaz.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
G&uuml;zel huylu kimse, insanların takdirini kazanır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. G&uuml;ler y&uuml;z ve tatlı dil ile, g&uuml;zel ahlakla memnun etmeye &ccedil;alışınız!) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>Sual:</b> G&uuml;zel ahlaka sahip olmak i&ccedil;in ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;zel ahlaka sahip olmak i&ccedil;in iyi ve k&ouml;t&uuml; huyları bilmek gerekir. Ayrıca kendi k&ouml;t&uuml; huylarını teşhis etmek gerekir. Bu teşhisi kendi yapar. Yahut bir &acirc;limin, rehberin bildirmesi ile anlar. İnsan kendi kusurlarını zor anlar. G&uuml;vendiği arkadaşına sorarak da, kusurunu &ouml;ğrenir. Sadık olan dost onu tehlikelerden, korkulardan koruyan kimsedir. D&uuml;şmanlarının kendisine karşı kullandıkları kelimeler de, insana ayıplarını tanıtmaya yarar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;şman, insanın ayıplarını arayıp, y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;arpar. Arkadaş ise, insanın ayıplarını pek g&ouml;rmez.<br />
<br />
Biri İbrahim Ethem hazretlerine, aybını, kusurunu bildirmesi i&ccedil;in yalvarınca, (Seni dost edindim. Her halin bana g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Aybını başkasına sor) dedi.<br />
<br />
Başkasında bir ayıp g&ouml;r&uuml;nce, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa, bundan kurtulmaya &ccedil;alışmak gerekir. <b>(M&uuml;min m&uuml;minin aynasıdır) </b>hadis-i şerifinin manası budur. Yani, başkasının ayıplarında, kendi ayıplarını g&ouml;r&uuml;r. İsa aleyhisselama, bu g&uuml;zel ahlakını kimden &ouml;ğrendin, dediklerinde, (Birinden &ouml;ğrenmedim. İnsanlara baktım. Hoşuma gitmeyen şeylerinden sakındım. Beğendiğimi ben de yaptım) buyurdu. Hazret-i Lokman&rsquo;a, (Edebi kimden &ouml;ğrendin) denince, (Edepsizden) dedi.<br />
<br />
Selef-i salihinin, Eshab-ı kiramın, evliyanın menkıbelerini okumak da, iyi huylu olmaya sebep olur. Kendinde k&ouml;t&uuml; huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeye, bunun zıddını yapmaya &ccedil;alışmalıdır. K&ouml;t&uuml; huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak i&ccedil;in &ccedil;ok uğraşmak gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanın alıştığı şeyden kurtulması g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. K&ouml;t&uuml; şeyler nefse tatlı gelir.<br />
<br />
<b>&Ccedil;ocukları ihmal etmeyelim</b><br />
Bug&uuml;n, b&uuml;t&uuml;n hristiyan &uuml;lkelerinde, bir &ccedil;ocuk d&uuml;nyaya gelir gelmez, buna bozuk dinlerinin icaplarını yapıyorlar. Her yaştaki insanlara, yahudiliği ve hristiyanlığı titizlikle aşılıyorlar. M&uuml;sl&uuml;manların imanlarını, dinlerini &ccedil;almak ve yok etmek ve onları da, hristiyan yapmak i&ccedil;in, İslam &uuml;lkelerine paket paket kitap, broş&uuml;r ve sinema filmleri g&ouml;nderiyorlar.<br />
<br />
O halde m&uuml;sl&uuml;manlar, din cahillerinin hilelerine, yalanlarına aldanmamalı, bize emanet edilen &ccedil;ocuklarımıza sahip olmalıyız. Onlara sahip olmak da, dinimizin emirlerine uygun olarak yetiştirmekle olur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Ahlakınızı g&uuml;zelleştirin!)</b> [İbni Lal]<br />
<br />
En vahşi hayvan bile terbiye ile ehlileştiriliyor. Hi&ccedil;bir zaman elma &ccedil;ekirdeğinden portakal olmaz. Fakat elma fidanını b&uuml;y&uuml;terek, l&uuml;zumlu aşı ve k&uuml;lt&uuml;rel tedbirlerle kaliteli elma veren bir ağa&ccedil; olarak yetiştirmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bunun gibi insan tabiatında bulunan bazı arzular yok edilemez, fakat terbiye edilebilir.<br />
<br />
Her şeyi, zıddı kırar. K&ouml;t&uuml; huyları, iyi huylar yok eder. Bu bakımdan kendini zorla da olsa iyi işler yapmaya alıştırmalı, onları &acirc;det haline getirmelidir. &Ccedil;ocuk, işleri ve ahlakı iyi olan insanlarla arkadaşlık ettirilirse, g&uuml;zel huylar kendiliğinden onun tabiatı olur. Bu esaslar dahilinde &ccedil;ocuklar yetiştirilirse d&uuml;nya ve ahiret saadeti elde edilir. Kıyamet g&uuml;n&uuml;, ana-baba, &ccedil;ocuğuna &ouml;ğretmesi gereken ilimlerden mesul olacak, vazifesini yapmamış ise, yahut kusur etmiş ise cezaya &ccedil;aptırılacaktır. &Ccedil;ocuklarını İslam terbiyesi &uuml;zerine yetiştirmeyenler, d&uuml;nya ve ahiret felaketine maruz kalacaklardır.<br />
<br />
Ne mutlu &ccedil;ocuğunu İslam ahlakı ile yetiştirenlere.<br />
<br />
<b>G&uuml;zel ahlaklı olmak<br />
Sual:</b> G&uuml;zel ahlaklı olmak i&ccedil;in, &ouml;zet h&acirc;linde birka&ccedil; prensip bildirilebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İyi ve k&ouml;t&uuml; huyları bilmek ve tatbik etmek gerekir. <b>İslam Ahlakı </b>kitabını okuyup, oradaki bilgilerle amel eden, g&uuml;zel ahlaklı olur. Bu kitapta yazılı olan şu iki prensibi esas alan da g&uuml;zel ahlaklı olur:<br />
<b>1- </b>D&uuml;şmanlarımız, muhaliflerimiz, bizi &ccedil;ekemeyenler, hep ayıplarımızı araştırır. Onlardan kusurlarımızı &ouml;ğrenip g&uuml;zel ahlaka sahip olabiliriz. Biri, ahlakını d&uuml;zeltmek i&ccedil;in İbrahim Ethem hazretlerine, ayıbını, kusurunu bildirmesi i&ccedil;in yalvarınca, (Seni dost edindim. Her h&acirc;lin bana g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Ayıbını başkasına sor) dedi.<br />
<br />
<b>2-</b> Başkasında bir ayıp g&ouml;r&uuml;nce, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa bundan kurtulmaya &ccedil;alışmak gerekir. <b>(M&uuml;min, m&uuml;minin aynasıdır)</b> hadis-i şerifinin m&acirc;n&acirc;sı budur. Yani, başkasının ayıplarında, kendi ayıplarını g&ouml;r&uuml;r. İsa aleyhisselama, bu g&uuml;zel ahlakı kimden &ouml;ğrendiği sorulunca, <b>(İnsanlara baktım. Hoşuma gitmeyen şeylerinden sakındım. Beğendiğimi ben de yaptım) </b>buyurdu. Hazret-i Lokman&rsquo;a, (Edebi kimden &ouml;ğrendin?) denince,<b> (Edepsizden)</b> buyurdu. Yani birinin yaptığı hareket bizim hoşumuza gitmiyorsa, edepsizlik olarak g&ouml;r&uuml;yorsak, onu biz de yapmamalıyız. Biri bizim bir kusurumuzu s&ouml;yleyince sevinmiyorsak, başkalarının da kusurlarını s&ouml;ylememeliyiz. Biri bizi tenkit edince hoşlanmıyorsak, biz de başkalarını tenkit etmemeliyiz.<br />
<br />
İnsan bu prensipleri uygularsa, g&uuml;zel ahlaklı olur. O h&acirc;lde, bir s&ouml;z s&ouml;ylerken, kendimizi karşımızdakinin yerine koymalıyız. B&ouml;yle bir s&ouml;ze tepkimiz ne olur diye d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz. Bunun da istisnaları &ccedil;ıkarsa da, azdır. Zaten istisna genel kaideyi bozmaz.</p>

<p><strong>K&ouml;t&uuml; huyu olan ne yapmalıdır?<br />
Sual: Kendinde k&ouml;t&uuml; huy bulunan bir kimse, bunu gidermek, yok etmek i&ccedil;in ne yapmalı, nasıl hareket etmelidir?<br />
Cevap:</strong> Kendinde k&ouml;t&uuml; huy bulunan bir kimse, &ouml;ncelikle bu k&ouml;t&uuml; huya yakalanmasının sebebini araştırmalı, bu sebebi yok etmeye, bunun zıddını yapmaya &ccedil;alışmalıdır. K&ouml;t&uuml; huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak i&ccedil;in &ccedil;ok uğraşmak lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanın alıştığı şeyden kurtulması &ccedil;ok zordur. Zira k&ouml;t&uuml; şeyler, nefse tatlı gelir. İnsanın, k&ouml;t&uuml; bir şey yapınca, arkasından nefse g&uuml;&ccedil; gelen şeyleri yapmayı &acirc;det edinmesi, faydalı bir ila&ccedil;tır. Mesela, &ldquo;bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yaparsam, şu kadar sadaka vereceğim&rdquo; veya &ldquo;oru&ccedil; tutacağım, gece namazları kılacağım&rdquo; diye yemin etmelidir. Nefis, bu g&uuml;&ccedil; şeyleri yapmamak i&ccedil;in, onlara sebep olan k&ouml;t&uuml; &acirc;detini yapmaz. K&ouml;t&uuml; ahlakın, huyların zararlarını okumak, işitmek de, faydalı bir ila&ccedil;tır. K&ouml;t&uuml; huyun zararlarını bildiren hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(İnsanların hi&ccedil; &ccedil;ekinmeden, sıkılmadan yaptıkları g&uuml;nah, k&ouml;t&uuml; huylu olmaktır.)</strong></p>

<p><strong>(Her g&uuml;nahın t&ouml;vbesi vardır. K&ouml;t&uuml; ahlakın t&ouml;vbesi olmaz. İnsan, k&ouml;t&uuml; huyunun t&ouml;vbesini yapmayıp, daha k&ouml;t&uuml;s&uuml;n&uuml; yapar.)</strong></p>

<p><strong>(Sıcak su buzu erittiği gibi, iyi ahlak da, hataları eritir. Sirke balı bozduğu gibi, k&ouml;t&uuml; ahlak, hayratı, hasenatı, iyilikleri mahveder.)</strong></p>

<p><strong>Hakiki M&uuml;sl&uuml;man demek<br />
Sual: İman edip, elinde geldiği kadar ibadetlerini yapan her M&uuml;sl&uuml;man, hakiki M&uuml;sl&uuml;man mıdır?<br />
Cevap:</strong> Hakiki M&uuml;sl&uuml;man olmak demek, yalnız adete tabi olarak ibadet etmek değil, İsl&acirc;mın emir ettiği g&uuml;zel ahlakı edinerek, insanlık vazifelerini yaparak, ruhen de tertemiz olmak demektir. İbadet eden, fakat hileyi zeka eseri sayan, insanları aldatan, hatta bazen zararlı propagandalara aldanarak insan &ouml;ld&uuml;ren, ortalığı yakıp yıkan, yalan s&ouml;yleyen bir kimse, M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;ylese de, hakiki M&uuml;sl&uuml;man değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&#39;&acirc;n-ı kerimde <strong>Furk&acirc;n</strong> s&ucirc;resinde, bir M&uuml;sl&uuml;manın nasıl olması icap ettiğini beyan buyurmuş, a&ccedil;ık&ccedil;a bildirmiştir. Bunu tefsir etmek i&ccedil;in, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri fazlasıyla kitap yazmışlardır. Fakat biz, kendimizi hal&acirc; fena, k&ouml;t&uuml; huylardan kurtaramıyor, Kur&#39;&acirc;n-ı kerimde bildirildiği gibi &ccedil;alışmıyor, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yapmıyor, s&ouml;z&uuml;ne sadık olamıyor, sokaklarımızı pislik i&ccedil;inde bir harabeye &ccedil;eviriyor, ruhen ve bedenen temizlenemiyoruz. Halbuki, elimizde bize b&uuml;t&uuml;n bu g&uuml;zel şeyleri emir eden, ne yapmamız lazım geldiğini a&ccedil;ık a&ccedil;ık bildiren, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kel&acirc;mı <strong>Kur&#39;&acirc;n-ı kerim</strong>, Peygamber efendimizin s&ouml;zleri, emirleri ve Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitapları vardır.</p>

<p align="left"><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ş&uuml;kredenlerin m&uuml;kafatını verecektir)</strong> buyuruluyor. Bunu Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; vadediyor.</p>

<p align="left">Burada ş&uuml;kretmek demek, Kur&#39;&acirc;n-ı kerimin istediği gibi, tam M&uuml;sl&uuml;man olmak demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri, Onun emrine uygun olarak kullanmak demektir. Bug&uuml;n d&uuml;nyada bir milyardan fazla M&uuml;sl&uuml;man olduğu bildirilmektedir. D&uuml;nyada her 4 kişiden biri M&uuml;sl&uuml;mandır. Eğer bu M&uuml;sl&uuml;manlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ettiği gibi, ruhen ve bedenen tertemiz insanlar olur, birbirlerine kardeş&ccedil;e bağlanır, &ccedil;alışır, her sahada ilerlemeye başlarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, onlara m&uuml;kafatını verecek, o zaman M&uuml;sl&uuml;manlar, tıpkı orta &ccedil;ağda olduğu gibi, medeniyetin en &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;eceklerdir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bize bunu vadediyor. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hi&ccedil;bir zaman vadinden d&ouml;nmez.</p>

<p><strong>Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;manın, kendi hatalarını, işlediği g&uuml;nahları d&uuml;ş&uuml;nmesi ve bunları d&uuml;zeltmesi gerekmez mi?<br />
Cevap: </strong>Herkes, kendi kusurlarını g&ouml;rmeli, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı yaptığı kabahatleri d&uuml;ş&uuml;nmelidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, kendisine ceza vermekte acele etmediğini, rızkını kesmediğini bilmelidir. Ananın, babanın, dine uygun emirlerine itaat etmeli, dine uygun olmayanlara karşı gelmemeli, fitneye sebep olmamalıdır. Hakiki M&uuml;sl&uuml;man b&ouml;yle olur.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Eliyle, diliyle kimseyi incitmemek</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, peygamberleri v&acirc;sıtasıyla g&ouml;nderdiklerine ve Muhammed aleyhissel&acirc;ma &icirc;m&acirc;n edip, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini yerine getiren, yasaklarından ka&ccedil;an kimseye, M&uuml;sl&uuml;man denir. M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, iyi insan, aklı başında kimse demek olup, hem kendine, hem de başkalarına zararı dokunmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine it&acirc;at ve kul haklarına riayet eder. Herkese iyilik edip, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapanlara nas&icirc;hat verir. Dolayısı ile M&uuml;sl&uuml;man, g&uuml;nah da, su&ccedil; da işlemez. B&ouml;yle olan bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;nı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, Onun kulları da sever. D&uuml;nyada, rahat ve huz&ucirc;r i&ccedil;inde yaşadığı gibi, &acirc;hirette de, ebedi saadete kavuşur. Zaten Peygamber efendimiz M&uuml;sl&uuml;manı; (M&uuml;sl&uuml;man demek, M&uuml;sl&uuml;manlara eli ile, dili ile zarar vermeyen kimse demektir) buyurarak tarif etmişlerdir. İbr&acirc;him Hav&acirc;s hazretleri; &quot;Bir M&uuml;sl&uuml;man, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarına ne kadar dikkat edip tatbik ediyorsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da onu, o mikt&acirc;rda az&icirc;z eder. Diğer M&uuml;sl&uuml;manların kalbine de onun sevgisini verir&quot; buyurmuştur. M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, vak&ucirc;rdur, kib&acirc;rdır, son derece m&uuml;tev&acirc;zı yani al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml;d&uuml;r. Kendisine başvuran herkesi dinler ve imk&acirc;n bulduk&ccedil;a da yardım eder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz; (İnsanlara merhamet edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhamet eder) buyurmuştur.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak İyi bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, d&icirc;nine, anasına, babasına, hocasına, &acirc;mirine, b&uuml;y&uuml;klerine son derece saygılıdır. L&uuml;z&ucirc;msuz şeylerle uğraşmaz, faydalı şeylerle meşg&ucirc;l olur, vaktini boş ge&ccedil;irmez. İb&acirc;detlerini vaktinde ve tam yapar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya olan ş&uuml;kr&acirc;n borcunu &ouml;der. İb&acirc;detini, yalnız l&acirc;f olsun vey&acirc; yasak ortadan kalksın diye değil, b&uuml;y&uuml;k bir arz&ucirc;, istek ve sevgi ile yapar.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak, Onu &ccedil;ok sevmek demektir. İnsan, nasıl &ccedil;ok sevdiği bir kimsenin &uuml;z&uuml;lmesini istemez ve onu &uuml;zeceğim diye korkarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ib&acirc;det de, Ona olan sevgimizi ispatlayacak bir şekilde yapılmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bize verdiği nimetler o kadar &ccedil;oktur ki, Ona olan ş&uuml;kr&acirc;n borcumuzu ancak, Onu &ccedil;ok severek ve Ona candan ib&acirc;det ederek &ouml;demeye &ccedil;alışmalıyız.</p>

<p>Başkasının hakkına ri&acirc;yet etmek de ib&acirc;dettir. Başkalarına fen&acirc;lık edenleri ve &uuml;zerinde başkasının hakkı bulunanları, hak s&acirc;hipleri affetmedik&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; asla affetmez. Seyyid Ahmed Rıf&acirc;&icirc; hazretlerine, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man nasıl olmalıdır, diye sorulunca, cevaben buyurdu ki: &quot;S&acirc;lih, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın h&uuml;km&uuml;ne boyun eğer, gelen şiddet ve bel&acirc;lara sabreder, aza kan&acirc;at eder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başkasından korkmaz ve Ondan başka kimseden bir şey beklemez. İnsana, y&uuml;ksek makamları veren, aşağı d&uuml;ş&uuml;ren, az&icirc;z ve zel&icirc;l edenin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; olduğunu bilir. S&acirc;lih M&uuml;sl&uuml;man, Peygamber efendimizin s&uuml;nnet-i seniyyesine tam uyar. B&ouml;yle olanların korkusu, son nefes i&ccedil;indir. Onlar, az konuşur, &ouml;fkelerini tutar ve şehvetlerini yenerler. Nefslerinin arzularını yapmazlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturacak b&uuml;t&uuml;n engelleri ortadan kaldırarak, hep O&#39;&#39;nunla ber&acirc;ber olmaya bakarlar. B&ouml;ylece nefslerini al&ccedil;altıp, ruhlarını y&uuml;kseltirler. Nefse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kaz&acirc; ve kaderine rız&acirc; g&ouml;stermek kadar zor gelen bir şey yoktur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kadere r&acirc;zı olmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın h&uuml;km&uuml;ne boyun eğmek, nefsin isteklerine zıttır. Nefs, bunları istemez. Sa&acirc;dete kavuşmak, nefsin rız&acirc;sını terk edip, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rız&acirc;sına koşmakla m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r...&quot;</p>

<p>Fel&acirc;ketlere g&ouml;ğ&uuml;s germek Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kaderine inanan hakiki bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, d&uuml;ny&acirc;da, d&acirc;im&acirc; huz&ucirc;r i&ccedil;indedir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, şuna inanmıştır: Kendisine gelen hayır ve şer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dandır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takd&icirc;ridir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen her şeyin, kendisi i&ccedil;in iyi olduğunu, fen&acirc; zannettiği şeyin sonunun, iyi olacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r ve b&ouml;ylelikle i&ccedil; r&acirc;hatlığını bozmaz. Fel&acirc;ketlere de, kolaylıkla g&ouml;ğ&uuml;s gerer. İşte b&ouml;yle bir insan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgili kuludur. Bu s&ucirc;retle, o insan, &acirc;hiret sa&acirc;detine de ulaşmış olur. Aziz Nesef&icirc; hazretleri buyuruyor ki: &quot;Her kim şunlara uyarsa, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man olur: 1- Helal lokma, 2- Doğru s&ouml;z, 3- Doğru iş, 4- Evliy&acirc;nın sohbetinde bulunmak, 5- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını birliğini tasdik etmek, 6- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı kulluk vaz&icirc;felerini yerine getirmek, 7-Kimseye eziyet vermemek, 8- Herkese rahatlık vermek, 9-İlim &ouml;ğrenmek.&quot; İyi bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, iyilik yapmak vey&acirc; sadaka vermek isterse, bunu gizli olarak ve iyilik yaptığı vey&acirc; sadaka verdiği insanın kalbini kırmadan, onu incitmeden, yaptığı iyiliği başına kakmadan yapar. Kısaca iyi bir M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n, b&uuml;t&uuml;n iyi huylara s&acirc;hip, vakarlı, seciyeli, bedenen ve r&ucirc;hen tertemiz, her t&uuml;rl&uuml; itim&acirc;da l&acirc;yık, m&uuml;kemmel bir insandır. Netice olarak C&uuml;neyd-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretlerinin buyurduğu gibi; &quot;M&uuml;sl&uuml;man, temiz toprağa benzer. Temiz toprağa her şey atılır. Ezilip, hak&acirc;ret g&ouml;r&uuml;r. L&acirc;kin ondan hep g&uuml;zel, temiz, faydalı şeyler &ccedil;ıkar.&quot;</p>

<p><strong>Sual: İyi, hakiki bir M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ın &ouml;zellikleri, h&acirc;lleri nasıl olmalıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, dinine, anasına, babasına, hocasına, amirine, memleketin b&uuml;y&uuml;klerine ve kanunlara karşı son derecede saygılıdır. L&uuml;zumsuz şeylerle uğraşmaz, faydalı şeylerle meşgul olur. Kumar oynamaz, vaktini boş ge&ccedil;irmez.</p>

<p>Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, ibadetini tam yapar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya olan ş&uuml;kran borcunu &ouml;der. İbadetini, yalnız laf olsun veya yasak ortadan kalksın diye yapmaz. İbadetini, b&uuml;y&uuml;k bir arzu, istek, sevgi ile yapar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak demek, Onu &ccedil;ok sevmek demektir. İnsan, nasıl &ccedil;ok sevdiği bir kimsenin &uuml;z&uuml;lmesini istemez ve onu &uuml;zeceğim diye korkarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ibadet de, ona olan sevgimizi ispatlayacak bir şekilde yapılmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bize verdiği nimetler o kadar &ccedil;oktur ki, ona olan ş&uuml;kran borcumuzu ancak, onu &ccedil;ok severek ve ona candan ibadet ederek &ouml;demeye &ccedil;alışmalıyız. İbadetin, farklı &ccedil;eşitleri vardır. Bir kısmı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile kul arasındadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine ibadette kusur edenleri belki affeder. Başkasının hakkına riayet etmek de ibadettir. Başkalarına fenalık edenleri ve &uuml;zerinde başkasının hakkı bulunanları, hak sahipleri affetmedik&ccedil;e asla affetmez.</p>

<p>Mişk&acirc;t-&uuml;l-mes&acirc;bih kitabının faris&icirc; şerhi olan Eşi&#39;at-&uuml;l-leme&acirc;t kitabındaki hadis-i şeriflerde, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in ş&ouml;yle buyuruluyor:</p>

<p><strong>(İnsanlara merhamet etmeyene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhamet etmez.)</strong></p>

<p><strong>(Zulme m&acirc;ni olarak, zalime de mazluma da yardım ediniz!)</strong></p>

<p><strong>(Satın alınan bir g&ouml;mleğe verilen paranın onda dokuzu helal ve onda biri haram olsa, bu g&ouml;mlekle kılınan namazı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez.)</strong></p>

<p><strong>(M&uuml;sl&uuml;man, M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onun yardımına koşar. Onu k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve kendinden aşağı g&ouml;rmez. Onun kanına, malına, ırzına, namusuna zarar vermesi haramdır.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&rsquo;a yemin ederim ki, bir kimse kendisi i&ccedil;in sevdiğini, din kardeşi i&ccedil;in de sevmedik&ccedil;e imanı tamam olmaz.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&rsquo;a yemin ederim ki, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;nden komşusu emin olmayanın, imanı yoktur. Yani, hakiki m&uuml;min değildir.)</strong></p>

<p><strong>(İnsanlara merhamet edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhamet eder.)</strong></p>

<p><strong>(K&uuml;&ccedil;&uuml;klerimize acımayan ve b&uuml;y&uuml;klerimize saygılı olmayan, bizden değildir.)</strong></p>

<p><strong>(İhtiyarlara saygı g&ouml;steren ve yardım eden ihtiyarlayınca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ona da yardımcılar nasip eder.)</strong></p>

<p align="left"><strong>Sual: Peygamber Efendimiz, her bakımdan &uuml;st&uuml;n olduğu gibi, ahlaken de &uuml;st&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Sevgili Peygamberine verdiği iyilikleri, ihsanları sayarak, Onun m&uuml;barek kalbini okşarken, kendine g&uuml;zel huylar verdiğini,&nbsp;<strong>(Sen g&uuml;zel huylu olarak yaratıldın)</strong>&nbsp;mealindeki &acirc;yet-i kerime ile bildirmektedir. Hazret-i Akreme;<br />
&ldquo;Abdullah ibni Abbas&#39;tan işittim. Bu &acirc;yet-i kerimedeki Huluk-ı azim yani g&uuml;zel huylar, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin bildirdiği ahlaktır&rdquo; buyuruyor. Had&acirc;ik-ul-hak&acirc;yık kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;&Acirc;yet-i kerimede,&nbsp;<strong>(Sen huluk-ı azim &uuml;zeresin)</strong>&nbsp;buyuruldu. Huluk-ı azim demek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile sır, gizli şeyleri bulunmak, insanlar ile g&uuml;zel huylu olmak demektir. &Ccedil;ok kimsenin M&uuml;sl&uuml;man olmasına, Res&ucirc;lullah Efendimizin g&uuml;zel ahlakı sebep oldu.&rdquo;</p>

<p align="left">Muhammed aleyhisselamın bin mucizesi g&ouml;r&uuml;nd&uuml;, dost d&uuml;şman herkes de bunu s&ouml;yledi. Bu kadar mucizelerin en kıymetlisi, edepli olması ve g&uuml;zel huyları idi. Kimy&acirc;-i Se&#39;&acirc;det kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;Eb&ucirc; Sa&#39;&icirc;d-i Hudr&icirc; hazretleri buyurdu ki: Res&ucirc;lullah Efendimiz, hayvana ot verir, deveyi bağlardı. Evini s&uuml;p&uuml;r&uuml;r&uuml;r, koyunun s&uuml;t&uuml;n&uuml; sağardı. Ayakkabısının s&ouml;k&uuml;ğ&uuml;n&uuml; diker, &ccedil;amaşırını yamardı. Hizmet&ccedil;isi ile birlikte yer, hizmet&ccedil;isi el değirmeni &ccedil;ekerken yorulunca, ona yardım ederdi. Pazardan &ouml;teberi alıp torba i&ccedil;inde eve getirirdi. Fakirle, zenginle, b&uuml;y&uuml;kle, k&uuml;&ccedil;&uuml;kle karşılaşınca, &ouml;nce selam verir, bunlarla m&uuml;safeha etmek i&ccedil;in, m&uuml;barek elini &ouml;nce uzatırdı. K&ouml;leyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun, &ccedil;ağırılan yere giderdi. &Ouml;n&uuml;ne konulan şeyi, az olsa da, hafif, aşağı g&ouml;rmezdi. Akşamdan sabaha ve sabahtan akşama yemek bırakmazdı. G&uuml;zel huylu idi. İyilik etmesini severdi. Herkesle iyi ge&ccedil;inirdi. G&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, tatlı s&ouml;zl&uuml; idi. S&ouml;ylerken g&uuml;lmez, &uuml;z&uuml;nt&uuml;l&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;, fakat, &ccedil;atık kaşlı değildi. Aşağı g&ouml;n&uuml;ll&uuml; idi, fakat, al&ccedil;ak tabiatlı değildi. Heybetli idi, yani saygı ve korku hasıl ederdi, fakat, kaba değildi, nazik idi. C&ouml;mert idi, fakat, israf etmez, faydasız yere bir şey vermezdi. Herkese acırdı. M&uuml;barek başı hep &ouml;n&uuml;ne eğik idi. Kimseden bir şey beklemezdi. Saadet, huzur isteyen, Onun gibi olmalıdır.&rdquo;</p>

<p align="left">Esh&acirc;b-ı kiramdan Enes bin M&acirc;lik hazretleri de;<br />
&ldquo;Res&ucirc;lullah Efendimiz insanların en g&uuml;zel huylusu idi. Beni bir g&uuml;n, bir yere g&ouml;nderdi. Emrini yapmak i&ccedil;in dışarı &ccedil;ıktım. &Ccedil;ocuklar sokakta oynuyordu. Onların yanından ge&ccedil;erken arkama baktım. Res&ucirc;lullah efendimiz arkamdan geliyor, m&uuml;b&acirc;rek y&uuml;z&uuml; g&uuml;l&uuml;yordu.&nbsp;<strong>(Y&acirc; Enes! Dediğim yere gittin mi?)&nbsp;</strong>buyurdu. (Evet gidiyorum y&acirc; Res&ucirc;lallah) dedim. Res&ucirc;lullah efendimize on sene hizmet&ccedil;ilik yaptım. Bana bir kere &uuml;f demedi. Şunu ni&ccedil;in b&ouml;yle yaptın, bunu ni&ccedil;in yapmadın buyurmadı.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: Peygamber efendimizin evdekilere, hizmet&ccedil;ilerine bile yardım ettiği anlatılıyor. Ger&ccedil;ekten b&ouml;yle midir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin&nbsp;<strong>Kimya-i Saadet</strong>&nbsp;kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Ebu Said-i Hudri hazretleri buyurdu ki: Resulullah efendimiz, hayvana ot verir, deveyi bağlardı. Evini s&uuml;p&uuml;r&uuml;r, koyunun s&uuml;t&uuml;n&uuml; sağardı. Ayakkabısının s&ouml;k&uuml;ğ&uuml;n&uuml; diker, &ccedil;amaşırını yamardı. Hizmet&ccedil;isi ile birlikte yer, hizmet&ccedil;isi el değirmeni &ccedil;ekerken yorulunca ona yardım ederdi. Pazardan &ouml;teberi alıp torba i&ccedil;inde eve getirirdi. Fakirle, zenginle, b&uuml;y&uuml;kle, k&uuml;&ccedil;&uuml;kle karşılaşınca &ouml;nce selam verirdi. Bunlarla m&uuml;safeha etmek i&ccedil;in m&uuml;barek elini &ouml;nce uzatırdı. K&ouml;leyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun &ccedil;ağırılan yere giderdi. &Ouml;n&uuml;ne konulan şeyi, az olsa da haf&icirc;f, aşağı g&ouml;rmezdi. Akşamdan sabaha ve sabahtan akşama yemek bırakmazdı. G&uuml;zel huylu ve iyilik etmesini severdi. Herkesle iyi ge&ccedil;inir, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, tatlı s&ouml;zl&uuml; idi. S&ouml;ylerken g&uuml;lmez, &uuml;z&uuml;nt&uuml;l&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;. Fakat &ccedil;atık kaşlı değildi. Aşağı g&ouml;n&uuml;ll&uuml; idi, fakat al&ccedil;ak tabiatlı değildi. Heybetli idi yani saygı ve korku hasıl ederdi. Fakat kaba değil, nazikti. C&ouml;mert idi, fakat israf etmez, faydasız yere bir şey vermezdi. Herkese acırdı. M&uuml;barek başı hep &ouml;n&uuml;ne eğikti. Kimseden bir şey beklemezdi. Saadet, huzur isteyen, Onun gibi olmalıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Peygamber efendimizin, yaratılanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olduğu, dost ve d&uuml;şman tarafından bilinmektedir. Peki bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler ana hatları ile nelerdir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Res&ucirc;lullah efendimizin &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerinden, faziletlerinden bazısı, kitaplarda ş&ouml;yle bildirilmektedir:<br />
Mahluklar i&ccedil;inde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratılmıştır.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Onun ismini Arş&#39;a, Cennetlere ve yedi kat g&ouml;klere yazmıştır.<br />
<br />
Meleklerin &Acirc;dem aleyhisselama karşı secde etmelerinin emredilmesi, &Acirc;dem aleyhisselamın alnında Muhammed aleyhisselamın nuru bulunduğu i&ccedil;in idi.</p>

<p>Peygamber efendimizin d&uuml;nyaya geleceği zaman, g&ouml;r&uuml;len alametler ve h&acirc;ller tarih kitaplarında yazılıdır.<br />
<br />
Peygamber efendimiz, &uuml;&ccedil; ve kırk yaşında Peygamber olduğu kendisine bildirildiği vakit ve elliiki yaşında miraca g&ouml;t&uuml;r&uuml;l&uuml;rken, melekler g&ouml;ğs&uuml;n&uuml; yardı ve Cennet suyu ile kalbini yıkadılar.<br />
<br />
Her Peygamberin sağ eli &uuml;st&uuml;nde n&uuml;b&uuml;vvet m&uuml;hr&uuml; vardı. Muhammed aleyhisselamın n&uuml;b&uuml;vvet m&uuml;hr&uuml; ise, sol k&uuml;rekteki deri &uuml;zerinde, kalbi hizasında idi.<br />
<br />
Res&ucirc;lullah efendimiz, &ouml;n&uuml;nde olanları g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi, arkasında olanları da g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. Ayrıca Res&ucirc;lullah efendimiz, aydınlıkta g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi, karanlıkta da g&ouml;r&uuml;rd&uuml;.</p>

<p>Peygamber efendimizin m&uuml;barek teri de, g&uuml;l gibi g&uuml;zel kokardı.<br />
<br />
Res&ucirc;lullah efendimiz, orta boylu olduğu h&acirc;lde, uzun kimselerin yanında iken, onlardan y&uuml;ksek g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;.<br />
<br />
Res&ucirc;lullah efendimiz, ne zaman y&uuml;r&uuml;se, arkasından melekler gelirdi. Bunun i&ccedil;in, Esh&acirc;bını &ouml;n&uuml;nden y&uuml;r&uuml;t&uuml;r ve;&nbsp;<strong>(Arkamı meleklere bırakınız)</strong>&nbsp;buyururdu.<br />
<br />
Fahr-i k&acirc;inat efendimiz, taş &uuml;st&uuml;ne basınca, taşta ayağının izi kalırdı. Kum &uuml;st&uuml;nde giderken ise, hi&ccedil; iz bırakmazdı.</p>

<p>Peygamber efendimizin en b&uuml;y&uuml;k mucizesi, miraca g&ouml;t&uuml;r&uuml;lmesidir ki, başka hi&ccedil;bir Peygambere verilmedi.<br />
<br />
Peygamber efendimiz &uuml;mmi olduğu yani kimseden bir şey &ouml;ğrenmemiş iken, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Ona, her şeyi bildirmiştir.<br />
<br />
Res&ucirc;lullah efendimizin aklı, b&uuml;t&uuml;n insanların aklından daha &ccedil;oktur. İnsanlarda bulunabilecek b&uuml;t&uuml;n iyi huyların hepsi, Ona ihsan olundu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Muhammed aleyhisselamın ismini kendi isminin yanına koymuş ve Ona, Habibim buyurmuştur. Bu ise, &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerinin en &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Onu kendisine sevgili, dost yapmış ve had&icirc;s-i kudside de;<br />
<strong>(İbrahim&rsquo;i Halil yaptım ise, seni kendime Habib yaptım)</strong>&nbsp;buyurmuştur...</p>

<p><strong>Sual: İnsanların iyileri, insanlara ve b&uuml;t&uuml;n yaratılanlara karşı iyiliği &ccedil;ok olanlar mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben yazdığı mektupta buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, bir kuluna, faydalı, g&uuml;zel işler yapmayı, &ccedil;ok kimsenin ihtiya&ccedil;larını sağlamasını nasip etmesi, &ccedil;ok kimsenin ona sığınması, bu kul i&ccedil;in pek b&uuml;y&uuml;k bir nimettir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına ıy&acirc;lim demiş, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, herkesin rızkını, nafakasını kendi &uuml;zerine almıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ıy&acirc;linden birka&ccedil;ının rızıkları, nafakaları i&ccedil;in ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları i&ccedil;in bir kulunu g&ouml;revlendirirse, bu kuluna b&uuml;y&uuml;k ihsan etmiş olur. Bu b&uuml;y&uuml;k nimete kavuşup da, bunun i&ccedil;in ş&uuml;kretmesini bilen kimse, &ccedil;ok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, ş&uuml;kretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıy&acirc;line hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle &ouml;v&uuml;nmek, akıl icabıdır.&rdquo;</p>

<p>Mal, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bir nimettir. D&uuml;nya ve ahiret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihat sevabı mal ile kazanılır. Başkasına muhta&ccedil; olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, fakirlere yardım etmek, mescitler, mektepler, hastaneler, &ccedil;eşmeler, k&ouml;pr&uuml;ler yaparak, insanlara hizmet mal ile olur. Dinimiz;</p>

<p><strong>(İnsanların en iyisi, onlara faydası &ccedil;ok olanıdır)</strong>&nbsp;buyuruyor.</p>

<p>İnsanlara yardım etmek i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha &ccedil;ok sevaptır. Abdullah ibni Mes&#39;&ucirc;d hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(İki şeyden birine kavuşan insana gıbta etmek, buna imrenmek yerinde olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kimseye İslam ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, birine &ccedil;ok mal verir. Bu kimse de malını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu, beğendiği yerlere harcar)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>İhtiya&ccedil;larını karşılamak, fakirlere yardım etmek, fasıklara muhta&ccedil; olmamak, M&uuml;sl&uuml;manlara hizmet etmek, İslam ilimlerini yaymak ve bunları yapanlara yardım etmek i&ccedil;in lazım olan parayı, malı kazanmak, &ccedil;ok sevaptır. Birbirlerine yardımcı olan insanlar arasında &ccedil;ekişme olmadığı kitaplarda yazılıdır. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi:</p>

<p><strong>(Bir kimse, din kardeşine yardımcı olduk&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da ona yardımcı olur.)</strong></p>

<p><strong>Sual: &quot;Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir&quot; deniyor. Bu ne demektir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> D&uuml;nya lezzetlerine aldanmayan, Cennet nimetlerine kavuşur. İki &acirc;lemde az&icirc;z ve muhterem olur. Aksi olursa, insan zelil olur. Zira hazret-i &Ouml;mer, bir h&acirc;dise &uuml;zerine; &quot;Biz aşağı, bayağı insanlardık. Acem ş&acirc;hlarının elinde es&icirc;r idik. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n yapmakla bizleri şereflendirdi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bizi yine zel&icirc;l eder. Her şeyden aşağı eder. İzzet, İsl&acirc;mdadır. İsl&acirc;mın ahk&acirc;mına uyan, az&icirc;z olur. Bu ahk&acirc;mı beğenmeyip, izzeti, huz&ucirc;ru, sa&acirc;deti başka şeylerde arayan zel&icirc;l olur&quot; buyurmuştur. Dinimiz, almayı değil vermeyi, y&uuml;k olmayı değil, y&uuml;k &ccedil;ekmeyi emir ve tavsiye etmektedir. Peygamber efendimiz <strong>(Veren el, alandan y&uuml;ksektir)</strong> buyurmuşlardır.</p>

<p>Bir şeyler koparabilmek, d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek, insanların zaaflarından istifade ederek onların sırtından ge&ccedil;inmek i&ccedil;in yaltaklanmak yani temelluk etmek, k&ouml;t&uuml; bir huydur. Zira had&icirc;s-i şer&icirc;fte <strong>(Temelluk, M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n ahl&acirc;kından değildir)</strong> buyurulmuştur. Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri, başkalarından bir şey istemeyi talebelerine yasak ederek;</p>

<p>&quot;Başkasına el a&ccedil;ıp bir şey isteyen, bizim talebemiz değildir. Ona d&uuml;ny&acirc;da da &acirc;hirette de şef&acirc;at etmeyiz ve ondan uzak dururuz. Biz, talebelerimize d&acirc;im&acirc; vermeyi, ihs&acirc;n ve ikr&acirc;mlarda bulunmayı, herkese karşı tev&acirc;zu &uuml;zere bulunmayı, tatlı s&ouml;zl&uuml;, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml; olmayı tavsiye ediyoruz. El a&ccedil;ıp istemek bizim yolumuzda yoktur&quot; buyururlardı.</p>

<p>Ubeydullah-ı Ahr&acirc;r hazretleri de;</p>

<p>&quot;Tasavvuf, herkesin y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmek ve kimseye kendi y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektirmemektir&quot; buyurmuştur. İzzet ve şerefi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&icirc;nine uygun olmayan h&acirc;llerde arayan kimseyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hor-hak&icirc;r ve zel&icirc;l eder. Peygamber Efendimiz, M&uuml;sl&uuml;manı; (M&uuml;sl&uuml;man, diğer M&uuml;sl&uuml;manların elinden ve dilinden zarar g&ouml;rmediği kimsedir) buyurarak tarif etmişlerdir. Ayrıca Resulullah Efendimiz; (Kendin i&ccedil;in istediğini, insanlar i&ccedil;in de istemek, kendin i&ccedil;in istemediğini insanlar i&ccedil;in de istememek) buyurarak, nasıl olmamız gerektiğini bildirmişlerdir.</p>

<p>Sen&acirc;ullah-i P&acirc;n&icirc; P&uuml;t&icirc; hazretleri:</p>

<p>&quot;Ne istersen yap, fakat, insanlara eziyet ve sıkıntı verme yolunu se&ccedil;me. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; dinde bunun gibi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah yoktur&quot; buyurmuştur.</p>

<p>D&uuml;nyada ve ahirette aziz olmak isteyen, kimseye sıkıntı vermez, y&uuml;k olmaz; herkesin sıkıntısını ve y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ekmeye, g&uuml;c&uuml; nisbetinde gayret g&ouml;sterir. Kısacası: &quot;Y&uuml;k &ccedil;eken aziz, y&uuml;k&uuml;n&uuml; &ccedil;ektiren ise, zelil olur.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1230]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:28:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İmanın ve İslam'ın şartları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Her m&uuml;sl&uuml;manın bilmesi gereken zaruri iman bilgilerini kısaca bildirir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Zaruri gereken iman bilgisi, imanın ve İslam&rsquo;ın şartlarıdır. Kısaca aşağıda bildiriyoruz. Geniş olarak <b>Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n esasları</b> kısmında bilgi var.<br />
<br />
<b>İmanın şartları şunlardır:<br />
1- Allah&rsquo;a inanmak </b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, vacib-&uuml;l-v&uuml;cud [varlığı lazım olan] ve hakiki mabud ve b&uuml;t&uuml;n varlıkların yaratıcısıdır. Ondan başka ilah yoktur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zamandan, mekandan m&uuml;nezzehtir. Hi&ccedil;bir şeye benzemez.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sıfat-ı zatiyyesi altıdır:<br />
<b>V&uuml;cud</b>,<br />
<b>Kıdem</b>,<br />
<b>Beka</b>,<br />
<b>Vahdaniyyet</b>,<br />
<b>Muhalefet-&uuml;n lil-havadis</b>,<br />
<b>Kıyam bi-nefsihi.</b><br />
<br />
[<b>V&uuml;cud</b> var olmak, <b>Kıdem</b> varlığının &ouml;ncesi olmamak, <b>Beka</b> varlığı sonsuz olmak, hi&ccedil; yok olmamak, <b>Vahdaniyyet</b> ortağı, benzeri olmamak, <b>Muhalefet-&uuml;n lil-havadis</b> hi&ccedil;bir şeyinde, hi&ccedil;bir mahluka, hi&ccedil;bir bakımdan benzememek, <b>Kıyam bi-nefsihi </b>varlığı kendinden olmak, hep var olması i&ccedil;in, hi&ccedil;bir şeye muhta&ccedil; olmamaktır.]<br />
<br />
Sıfat-ı s&uuml;butiyyesi de sekizdir:<br />
<b>Hayat</b>,<br />
<b>İlm</b>,<br />
<b>Sem&#39;</b>,<br />
<b>Basar</b>,<br />
<b>Kudret</b>,<br />
<b>İrade</b>,<br />
<b>Kelam</b>,<br />
<b>Tekvin.</b><br />
[<b>Hayat</b> diri olmak, <b>ilm</b> bilmek, <b>sem&#39;</b> işitmek, <b>basar</b> g&ouml;rmek, <b>kudret </b>g&uuml;c&uuml; yetmek, <b>irade</b> istemek, <b>kelam </b>s&ouml;ylemek, <b>tekvin</b> yaratmaktır.] Bu sıfatları da kadimdir.<br />
<br />
<b>2- Meleklere inanmak</b><br />
Melekler, hayat sahibi, diri, nurani yaratıklar olup, akıl sahibidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgili ve kıymetli kullarıdır, ortakları ve kızları değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine itaat ederler, isyan etmezler. G&uuml;nah işlemezler. Kendilerine verilen emirleri yapmaktan başka işleri yoktur. Erkek ve dişi değildir. Evlenmezler, doğurmazlar, &ccedil;oğalmazlar, &ccedil;ocukları olmaz, yiyip i&ccedil;mezler. Meleklerin kanatları var, ama, nasıl olduğunu bilemeyiz.<br />
<br />
Her insanın b&uuml;t&uuml;n işlerini yazan meleklere, Kiramen katibin denir. Sual meleklerine M&uuml;nker ve Nekir denir. Meleklerin en &uuml;st&uuml;nleri şunlardır: Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail.<br />
<br />
<b>3- Kitaplara inanmak</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği kitaplar &ccedil;oktur. Din kitaplarımızda bildirilen ise, 104 kitaptır. Bunlardan 100&rsquo;&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;k kitaptır. Bu k&uuml;&ccedil;&uuml;k kitaplara <b>suhuf </b>denir.<br />
<br />
100 suhuf şu Peygamberlere inmiştir:<br />
10 suhufu, &Acirc;dem aleyhisselama,<br />
50 suhufu, Şit aleyhisselama,<br />
30 suhufu, İdris aleyhisselama,<br />
10 suhufu, İbrahim aleyhisselama.<br />
<br />
D&ouml;rt b&uuml;y&uuml;k kitap ise şu Peygamberlere inmiştir:<br />
<b>Tevrat</b>, Musa aleyhisselama,<br />
<b>Zebur</b>,<b> </b>Davud aleyhisselama,<br />
<b>İncil</b>,<b> </b>İsa aleyhisselama,<br />
<b>Kur&#39;an-ı kerim</b>, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselama.<br />
<br />
<b>4- Peygamberlere inanmak</b><br />
Peygamberlerin ilki &Acirc;dem aleyhisselam ve sonuncusu, bizim Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamdır. Bu ikisinin arasında, &ccedil;ok Peygamber gelmiş ve ge&ccedil;miştir. Sayıları belli değildir. 124 binden &ccedil;ok oldukları meşhurdur.<br />
<br />
Peygamberlere iman etmek, aralarında hi&ccedil;bir fark g&ouml;rmeyerek, hepsinin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından se&ccedil;ilmiş sadık, doğru s&ouml;zl&uuml; olduklarına inanmak demektir. Onlardan birine inanmayan kimse, hi&ccedil;birine inanmamış olur.<br />
<br />
&Acirc;dem aleyhisselamdan, son Peygamber Muhammed aleyhisselama kadar b&uuml;t&uuml;n Peygamberler, hep aynı imanı bildirmiş, &uuml;mmetlerinden aynı şeylere iman etmelerini istemişlerdir. Yahudiler, Musa aleyhisselama inanıp, İsa aleyhisselama ve Muhammed aleyhisselama inanmazlar. Hristiyanlar, İsa aleyhisselama inanıp, Muhammed aleyhisselama inanmazlar. M&uuml;sl&uuml;manlar ise, b&uuml;t&uuml;n Peygamberlere inanırlar yani kabul ederler.<br />
<br />
Peygamberlerin sıfatları şunlardır:<br />
<b>Emanet </b>[emindir],<br />
<b>Sıdk</b> [her işi doğrudur, yalan s&ouml;ylemez],<br />
<b>Tebliğ </b>[Dini eksiksiz bildirir],<br />
<b>Adalet</b> [her işte hakkı g&ouml;zetir],<br />
<b>İsmet </b>[g&uuml;nah işlemez],<br />
<b>Fetanet</b> [&ccedil;ok akıllı, anlayışlı, zeki],<br />
<b>Emn&uuml;l-azl</b> [peygamberlikten azledilmez yani peygamberlik ellerinden alınmaz.]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ilk insan ve ilk Peygamber olan &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, her bin senede din sahibi yeni bir Resul vasıtası ile, insanlara dinler g&ouml;ndermiştir. Bunlar aracılığı ile, insanların d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Kendileri ile yeni bir din g&ouml;nderilen Peygamberlere <b>(Resul)</b> denir. Resullerin b&uuml;y&uuml;klerine <b>(&Uuml;l&uuml;lazm)</b> Peygamberler denir. Bunlar, <b>&Acirc;dem</b>,<b> Nuh</b>,<b> İbrahim</b>,<b> Musa</b>,<b> İsa </b>ve<b> Muhammed</b> aleyhim&uuml;ssalat&uuml; vesselamdır. Yeni bir din getirmeyip, insanları, daha &ouml;nceki dine davet eden Peygambere <b>Nebi </b>denir.<br />
<br />
Peygamber efendimizden sonra, hi&ccedil; Peygamber gelmeyecektir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Muhammed </b>[aleyhisselam]<b>, Allah&rsquo;ın Resul&uuml; ve Peygamberlerin sonuncusudur.) </b>[Ahzab 40]<b> </b><br />
<br />
<b>5- Ahiret g&uuml;n&uuml;ne inanmak</b><br />
Herkes &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilecek, hesaptan sonra Cennet veya Cehenneme gidecektir. Cennet ve Cehennem şimdi vardır. İkisi de sonsuzdur. M&uuml;sl&uuml;manlar Cennette ebedi, k&acirc;firler de Cehennemde ebedi kalacaklardır.<br />
<br />
Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi. Fakat, Peygamber efendimiz kıyametin bir&ccedil;ok alametlerini ve başlangı&ccedil;larını haber verdi:<br />
<br />
Hazret-i Mehdi gelecek, İsa aleyhisselam g&ouml;kten inecek, Deccal &ccedil;ıkacak. Yec&uuml;c Mec&uuml;c denilen kimseler her yeri karıştıracak. G&uuml;neş batıdan doğacak. B&uuml;y&uuml;k depremler olacak. Din bilgileri unutulacak, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k &ccedil;oğalacaktır.<br />
<br />
<b>6- Kadere, hayır ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna inanmak</b><br />
İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdir etmesi iledir.<br />
Kader, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir.<br />
<br />
Her şeyi ve insanların iyi, k&ouml;t&uuml; her işini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratıyor ise de, insanlara <b>İrade-i c&uuml;ziyye</b> vermiştir. İnsan, irade-i c&uuml;ziyyesini kullanarak iyilik yaratılmasını isterse sevap, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yaratılmasını isterse g&uuml;nah kazanır. İnsan g&uuml;nah işlerse cezasını, sevap işlerse m&uuml;kafatını g&ouml;r&uuml;r. Yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hi&ccedil; kimseye zorla g&uuml;nah işletmez.<br />
<br />
<b>İslam&rsquo;ın Şartları<br />
<br />
1- Kelime-i şehadet getirmek</b><br />
[Eşhed&uuml; en la ilahe illallah ve eşhed&uuml; enne Muhammeden abd&uuml;h&uuml; ve resul&uuml;h&uuml;] demek. Manası şudur:<br />
(Ben şehadet ederim ki, [Yani g&ouml;rm&uuml;ş gibi bilirim ve bildiririm ki] Allah&rsquo;tan başka ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed aleyhisselam Onun kulu ve resul&uuml;d&uuml;r.) <b>[Resulullaha inanmak demek, Onun bildirdiklerinin tamamını kabul etmek, inanmak ve hepsini beğenmek demektir.]<br />
<br />
2- Namaz kılmak</b><br />
Akıl baliğ olmuş yani ergenliğe girmiş akıllı her m&uuml;sl&uuml;mana g&uuml;nde beş vakit namaz kılmak &ccedil;ok &ouml;nemli bir farzdır. Namaz dinin direğidir. Namaz kılmamak en b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlardan biridir. Kılmayanın imanla &ouml;lmesi &ccedil;ok zordur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Namaz kılan kıyamette kurtulur, kılmayan perişan olur.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>3- Zek&acirc;t vermek</b><br />
Nisap miktarı yani bor&ccedil;larını d&uuml;şt&uuml;kten sonra alacaklarıyla beraber elinde 96 gram altın veya bu değerde, para veya ticaret malı olanın kırkta birini zek&acirc;t vermesi farzdır. Meyve ve tarla mahsul&uuml;n&uuml;n de onda birini fakire vermek farzdır. Bu onda bir zek&acirc;ta da uşur denir.<br />
<strong>(Zek</strong>&acirc;<strong>t vermeyene Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; lanet eder.)</strong> [Nesai]<br />
<br />
<b>4- Oru&ccedil; tutmak</b><br />
Ramazan ayında, bir ay oru&ccedil; tutmak farzdır. Tutmamak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır.<br />
<br />
<b>5- Hac etmek</b><br />
Mekke-i m&uuml;kerreme şehrine gidip gelinceye kadar, geride bıraktığı &ccedil;oluk-&ccedil;ocuğunu ge&ccedil;indirmeye yetişecek maldan fazla kalan para ile oraya gidip gelebilecek kimsenin, &ouml;mr&uuml;nde bir kere, K&acirc;be-i şerifi tavaf etmesi ve Arafat&rsquo;ta durması farzdır.<br />
<br />
<b>İnandım demek yeter mi?<br />
Sual:</b> Hadis-i şeriflerde Kelime-i şehadeti getiren M&uuml;sl&uuml;man olur deniyor. Bir kimse, inanmadan kelime-i şehadet s&ouml;ylese veya inansa, ancak Ament&uuml;&rsquo;deki esaslara inanmasa yine M&uuml;sl&uuml;man mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman tarif edilirken, dil ile ikrar kalb ile tasdik deniyor. Kalb ile tasdik etmedik&ccedil;e M&uuml;sl&uuml;man olamaz.<br />
<br />
Kelime-i şehadet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var ve bir olduğuna, Ondan başka ilah olmadığına ve Muhammed aleyhisselamın Allah Resul&uuml; ve son Peygamberi olduğuna ve bildirdiklerinin hepsine inanmak, hepsini beğenmek demektir. Yoksa, tarihi bir olayı anlatır gibi, &ouml;yle bir Peygamber vardır demek değildir. Ben O y&uuml;ce Peygambere ve bildirdiklerinin hepsine iman ettim, hepsini beğendim, hepsi doğrudur, yanlış olma ihtimali yoktur diye kesin inanmak demektir. Dolayısıyla, Ament&uuml;&rsquo;deki b&uuml;t&uuml;n esaslara inanması gerekir. İnanmadık&ccedil;a, hatta inanıp da beğenmezse yine M&uuml;sl&uuml;man olamaz. İmanın şartlarının birini kabul etmeyen veya dindeki meşhur bir farzı, bir s&uuml;nneti veya bir haramı kabul etmeyen, beğenmeyen de M&uuml;sl&uuml;man olamaz. İslamiyet&rsquo;i bir b&uuml;t&uuml;n olarak kabul etmesi ve beğenmesi gerekir.<br />
<br />
Hadis-i şerifler, İslam &acirc;limlerinin a&ccedil;ıklaması olmadan okunup anlamaya &ccedil;alışılırsa tehlikeli olur, insanı k&uuml;fre kadar g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Mesela aşağıdaki hadis-i şerifi, yukarıdaki a&ccedil;ıklamalar dahilinde anlamak gerekir:<br />
<b>(Rab olarak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, din olarak İsl&acirc;m&#39;a, </b>[son]<b> Resul olarak Muhammed aleyhisselama </b>[Onun bildirdiklerinin hepsine]<b> inanıp razı olan, beğenen kimse </b>[M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;dır ve bu imanla &ouml;l&uuml;rse]<b> Cenneti hak eder.) </b>[M&uuml;slim, Nesai]<br />
<br />
<b>İnanmak, sevmek ve beğenmek<br />
Sual: </b>Bir kimse, Ament&uuml;&rsquo;deki imanın şartlarına inansa ve dille de s&ouml;ylese, ama bazı M&uuml;sl&uuml;manları sevmese, bazı gayrim&uuml;slimleri sevse veya dinin emirlerinden bazılarını, kabul etmekle beraber beğenmese, imanına zararı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunları yapan kimse, M&uuml;sl&uuml;mansa k&acirc;fir olur. Mesela, <em>(Kapanmanın Allah&#39;ın emri olduğunu biliyorum, ama bu h&uuml;k&uuml;m eski asırlar i&ccedil;in ge&ccedil;erliydi, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tesett&uuml;re gerek yok)</em> demek veya <em>(Hristiyanların k&acirc;fir olması, o zamana aittir, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdekiler k&acirc;fir değildir)</em> demek yahut <em>(Hazret-i Osman&rsquo;ı sevmem, ama Ebu Leheb k&acirc;fir de olsa, Peygamber efendimizin amcası olduğu i&ccedil;in onu severim)</em> demek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, &ccedil;&uuml;nk&uuml; imanın esası, temeli Allah&#39;ın dostlarını [M&uuml;sl&uuml;manları] sevmek ve d&uuml;şmanlarını [k&acirc;firleri] sevmemektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Peygamber efendimiz, <b>(İmanın temeli, Allah&rsquo;ın dostlarını sevmek ve Onun d&uuml;şmanlarını sevmemektir) </b>buyuruyor. (İ. Ahmed)<br />
<br />
Hadis-i şerifte bildirilenin aksini yapan yani, Ebu Leheb&rsquo;i seven, Hazret-i Osman&rsquo;ı sevmeyen, imanın temelini dinamitlemiş ve İsl&acirc;m binasını yıkmış olur.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dinimizde eksiklik bırakmadığını, Kur&#39;an-ı kerimdeki h&uuml;k&uuml;mlerin Kıyamete kadar devam edeceğini bildirirken, <em>(Tesett&uuml;r, eski insanlar i&ccedil;indi)</em> ve <em>(Eski Hristiyanlar k&acirc;firdi, şimdikiler M&uuml;sl&uuml;mandır) </em>demek, Allah&#39;ın emrini beğenmemek olur. Bu ise k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>Peygamberler &uuml;st&uuml;nd&uuml;r</b><br />
<b>Sual: </b>Din kitaplarında, meleklere iman anlatılırken, peygamberlerden &ouml;nce bildiriliyor. Bu, meleklerin peygamberlerden &uuml;st&uuml;n olduğunu g&ouml;stermez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, g&ouml;stermez. Melekler, her canlıdan &ouml;nce yaratıldığı i&ccedil;in, &ouml;nce meleklere iman edilmesi bildirildi. Kitaplara iman da, peygamberlerden &ouml;nce bildiriliyor. Kur&rsquo;an-ı kerimde de, inanılacak şeylerin ismi, bu sırayladır. <b>(Herkese Lazım Olan İman)</b><br />
<br />
Peygamberler, meleklerden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. İslamiyet&rsquo;e uyan M&uuml;sl&uuml;man, y&uuml;kselir, meleklerden &uuml;st&uuml;n olur. Nefsine ve k&ouml;t&uuml; arkadaşa uyarak, İslamiyet&rsquo;ten uzaklaşan, al&ccedil;alır, hayvanlardan daha aşağı olur. <b>(İslam Ahlakı)</b><br />
<br />
Aşağıdaki &acirc;yet-i kerimede de, melekler, kitaplardan ve peygamberlerden &ouml;nce bildirilmiştir.<br />
<b>(Asıl iyilik, Allah&rsquo;a, &acirc;hiret g&uuml;n&uuml;ne, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanmak&hellip;)</b> [Bekara 177]<br />
<br />
<strong>Herkese ilk lazım olan şey...</strong><br />
Herkese ilk lazım olan şey, Kelime-i tevh&icirc;d s&ouml;ylemek ve bunun m&acirc;n&acirc;sına inanmaktır. Kelime-i tevh&icirc;d; <strong>&ldquo;L&acirc; il&acirc;he illallah Muhammed&uuml;n res&ucirc;lullah&rdquo;</strong>tır. Bunun m&acirc;n&acirc;sı; &ldquo;Allah vardır ve birdir. Muhammed aleyhissel&acirc;m, Onun Peygamberidir&rdquo; demektir. Buna inanmaya, &icirc;m&acirc;n etmek ve M&uuml;sl&uuml;m&acirc;n olmak denir. İm&acirc;nın devamlı olması l&acirc;zımdır. Bunun i&ccedil;in, &icirc;m&acirc;nın gitmesine sebep olan şeyleri yapmaktan, s&ouml;ylemekten ve k&uuml;f&uuml;r al&acirc;meti olan şeyleri kullanmaktan sakınmak lazımdır.</p>

<p>Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m Allah kel&acirc;mıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m ismindeki melek ile Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mi Muhammed aleyhissel&acirc;ma g&ouml;ndermiştir. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min kelimeleri Arab&icirc;dir. Fakat bu kelimeleri yan yana dizen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mdeki Arab&icirc; kelimeler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından dizilmiş &acirc;yetler h&acirc;linde, harf ve kelime olarak gelmiştir. Bu harf ve kelimelerin m&acirc;n&acirc;sı kel&acirc;m-ı il&acirc;h&icirc;yi taşımaktadır. Bu harflere, kelimelere Kur&#39;&acirc;n denir. Kel&acirc;m-ı il&acirc;h&icirc;yi g&ouml;steren m&acirc;n&acirc;lar da Kur&#39;&acirc;ndır. Bu kel&acirc;m-ı il&acirc;h&icirc; olan Kur&#39;&acirc;n mahluk, yaratılmış değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın başka sıfatları gibi ezel&icirc; ve ebed&icirc;dir. Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m her sene bir kere gelip, o &acirc;na kadar inmiş olan Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mi, Levh-il mahf&ucirc;zdaki sırasına g&ouml;re okur, Peygamber efendimiz de tekrar ederdi. &Acirc;hırete teşrif edeceği sene, iki kere gelip, tamamını okudular.</p>

<p>Peygamber efendimiz ve Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mın &ccedil;oğu, Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;min tamamını ezberlemişlerdi. Hazret-i Eb&ucirc; Bekir, ezber bilenleri toplayıp, yazılı olanları getirtip, bir heyete b&uuml;t&uuml;n Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mi yazdırdı. B&ouml;ylece <strong>Mushaf</strong> denilen bir kitap meydana geldi. Otuz&uuml;&ccedil; bin sah&acirc;b&icirc;, bu mushafın her harfinin tam yerinde olduğuna s&ouml;z birliği ile karar verdi.</p>

<p>Muhammed aleyhissel&acirc;mın s&ouml;zlerine <strong>Had&icirc;s-i şer&icirc;f</strong> denir. Bunlardan, m&acirc;n&acirc;sı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından, kelimeleri Muhammed aleyhissel&acirc;m tarafından olan had&icirc;s-i şer&icirc;flere <strong>Had&icirc;s-i kuds&icirc;</strong> denir.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerinden, inanılacak bilgilere <strong>im&acirc;n</strong>, yapılacak olanlara <strong>farz</strong>, sakınılacak olanlara <strong>har&acirc;m</strong> denir. Farzlara ve har&acirc;mlara <strong>Ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyye</strong> denir. İsl&acirc;m bilgilerinden birine bile inanmayana <strong>k&acirc;fir</strong> denir...</p>

<p>İnsana ikinci l&acirc;zım olan şey, kalbini temizlemektir. Kalb, y&uuml;rekte bulunur ki, buna g&ouml;n&uuml;l denir. İsl&acirc;m bilgilerinin yeri bu kalbdir. İnanan ve inanmayan da bu kalbdir. İnanan kalb, temizdir, inanmayan, ink&acirc;r eden kalb ise, pistir, &ouml;l&uuml;d&uuml;r. Kalbin temiz olması i&ccedil;in &ccedil;alışmak, birinci vaz&icirc;fedir. İb&acirc;det yapmak, bilhassa namaz kılmak ve istiğf&acirc;r s&ouml;ylemek kalbi temizler. Har&acirc;m, g&uuml;n&acirc;h işlemek ise, kalbi bozar...</p>

<p><strong>Sual: İbadetler i&ccedil;inde, beş vakit namaz kılmak da, imanın şartlarından mıdır?<br />
Cevap:</strong> Namaz kılmak, imanın şartı değil ise de, namazın farz olduğuna inanmak, imanın şartıdır.</p>

<p align="left"><strong>İmanın da sureti, hakikati vardır<br />
Sual: İman eden herkesin, her M&uuml;sl&uuml;manın, imanı aynı mıdır, eğer aynı ise neden her iman eden olgun bir M&uuml;sl&uuml;man olamıyor, bunun sebebi nedir?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İsl&acirc;miyetin bir sureti, dış g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;, bir de hakikati, aslı, &ouml;z&uuml; vardır. İsl&acirc;miyetin sureti, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve Onun Res&ucirc;l&uuml;ne ve bu Res&ucirc;l&uuml;n Ondan getirdiği bilgilere inanmak ve İsl&acirc;miyetin ahkamına uymaktır. Ahkama uymak demek, emir edilen şeyleri yapmak, yasak edilen şeylerden ka&ccedil;ınmaktır. İnsanın nefsi iman etmez ve İsl&acirc;miyetin suretine uymak istemez. Onun yaratılışı b&ouml;yledir. Bundan dolayı İsl&acirc;miyetin suretine uyanların imanı, imanın suretidir. Yani, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte imandır. Namazları, oru&ccedil;ları ve b&uuml;t&uuml;n ibadetleri, ibadetlerin suretidir. Yani, hep g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte ibadettirler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insan deyince, insanın nefsi anlaşılır. Herkes <strong>Ben</strong> deyince nefsini bildirmektedir. İnsan ibadet yaparken, nefsi k&uuml;f&uuml;r, inkar halindedir. Yaptıklarının yerinde bir iş olduğunu inkar etmektedir. B&ouml;yle bir insanın imanı ve ibadetleri, hakiki ve doğru olabilir mi? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in imanın ve ibadetlerin suretlerini, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şlerini, hakiki olarak, doğru olarak kabul buyuruyor. B&ouml;yle kullarını Cennete koyacağını s&ouml;z veriyor, m&uuml;jdeliyor. Cenneti ve Cennette olan kullarını Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever. Onlardan razıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sonsuz ihsan sahibi olduğu i&ccedil;in, yalnız kalbin tasdik etmesini, inanmasını iman olarak kabul buyurmuştur. Nefsin, anlamasını, inanmasını istememiştir. B&ouml;yle olmakla beraber Cennetin de hem sureti, hem de hakikati vardır. D&uuml;nyada İsl&acirc;miyetin yalnız suretine kavuşanlar, Cennetin de yalnız suretine kavuşacaklar, yalnız onun zevkini, tadını alacaklardır. D&uuml;nyada İsl&acirc;miyetin hakikatine kavuşanlar ise, Cennetin de hakikatine kavuşacaklardır.</p>

<p align="left">Cennetin yalnız suretine ve yalnız hakikatine kavuşanlar, aynı nimetlerden mesela aynı meyvesinden yedikleri halde, başka başka lezzet duyacaklardır. Res&ucirc;lullahın zevceleri, hanımları, m&uuml;minlerin anneleri olup, Cennette Res&ucirc;lullah efendimizin yanında bulunacaklar, aynı meyveyi yiyecekler ise de, başka başka tat alacaklardır. İsl&acirc;miyetin suretine uyanlar, ahirette azaptan kurtulacak, sonsuz saadete kavuşacaklardır.&rdquo;</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=233]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:23:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tasavvuf ve felsefe]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Tasavvuf ehlinin felsefi fikirleri var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tasavvuf ehli, felsefeye bulaşmadı. (Kur&rsquo;an-ı kerimi tam anlayabilmek ve hakiki m&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in Peygamber efendimizin yalnız emir ve yasaklarına değil, ahlakına ve her h&acirc;line uymalıdır) derlerdi.<br />
<br />
<b>Tasavvuf ehlinin yollarının esası şunlardır:<br />
1) Fakirlik:</b> Her işte, her şeyde Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya muhta&ccedil; olduğunu bilmektir.<br />
<br />
<b>2) Z&uuml;hd ve takva:</b> Her işte İslamiyet&rsquo;e uymaktır. Dinin b&uuml;t&uuml;n ahkamına tamamen uyarak &ccedil;alışmak, iyilik yapmak ve boş zamanlarını ibadet ile ge&ccedil;irmektir.<br />
<br />
<b>3) Tefekk&uuml;r, s&uuml;kut ve zikir:</b> Hep Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, nimetlerini d&uuml;ş&uuml;nmek, l&uuml;zumsuz konuşmamak, hi&ccedil; kimse ile m&uuml;nakaşa etmemek ve daima Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ismini zikretmektir.<br />
<br />
<b>4) H&acirc;l ve mak&acirc;m:</b> Kalbe gelen nurlarda, kalbin, ruhun temizlenme derecesini anlamak, kendini ve haddini bilmektir.<br />
<br />
En meşhur ve ilk tasavvuf ehli <b>Hasan-ı Basri</b> hazretleridir. Bu zat, &ouml;yle b&uuml;y&uuml;k bir din &acirc;limidir ki, b&uuml;y&uuml;k bir imam [m&uuml;ctehid] idi. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile meşhurdur. Vaazlarında herkesin g&ouml;nl&uuml;ne Allah korkusu telkin etmeye &ccedil;alışmıştır. Kendisinden bir&ccedil;ok hadis-i şerif rivayet edilen b&uuml;y&uuml;k bir hadis &acirc;limidir.<br />
<br />
Mutezile felsefesinin kurucusu (V&acirc;sıl bin At&acirc;), bu zatın talebesi iken, sonradan onun dersinden ayrıldı. Mutezil, ayrılan demektir. Mutezile&rsquo;ye Kaderiyye de denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, kaderi ink&acirc;r edip, (Kul kendi yaptıklarının yaratıcısıdır. Allah hi&ccedil;bir zaman fenalık yaratmaz) derler.<br />
<br />
Tasavvufun gayesi, insanı Marifet-i ilahiyye&rsquo;ye kavuşturmak, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarını tanıtmaktır. Onun zatını, yani kendisini tanımak m&uuml;mk&uuml;n değildir. Peygamber efendimiz (sallallah&uuml; aleyhi ve sellem), <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatını d&uuml;ş&uuml;nmeyiniz. Onun nimetlerini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n&uuml;z)</b> buyurdu. Yani, Onun kendisinin nasıl olduğunu değil, sıfatlarını ve insanlara verdiği nimetleri d&uuml;ş&uuml;nmelidir. Bir defasında da, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nasıl olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n zaman, hatırına her ne gelirse, bunların hi&ccedil;biri, Allah değildir)</b> buyurdu.<br />
<br />
İnsan aklının kapasitesi, sahası sınırlıdır. Bu sınırın dışında olanları anlayamaz. Bunları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, yanılır. İnsan aklı, insan d&uuml;ş&uuml;ncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlayamaz. Bunun i&ccedil;in, din bilgilerine felsefe karıştıranlar, dinimizin g&ouml;sterdiği doğru yoldan ayrılır, bid&rsquo;at ehli veya k&acirc;fir olur.<br />
İslam felsefesi diye bir şey yoktur. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, <b>(İslam bilgilerinin &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml;, insan aklı, insanın d&uuml;ş&uuml;ncesi değil, muhkem olan</b> [manaları a&ccedil;ık olan] <b>&acirc;yet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerdir)</b> buyuruyorlar.<br />
<br />
Tasavvufun esası, insanın kendini (aczini, zavallılığını) tanımasıdır. Tasavvuf, sırf Allah sevgisi, y&uuml;ce [ulvi] aşk esası &uuml;zerine kurulmuştur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselama uymakla kavuşulabilir. Kur&rsquo;an-ı kerimde beyan buyurulduğu gibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanın kalbine tecelli eder. Fakat, bu tecelli yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarının tecellisidir. Akıl ile alakası yoktur. Tasavvuf ehli, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın tecellisini kalbinde duyar. Onun i&ccedil;in tasavvuf ehline &ouml;l&uuml;m bir felaket değil, g&uuml;zel ve tatlı bir şeydir.<br />
<br />
Tasavvuf ehlinden <b>Mevlana Celaleddin-i Rumi</b>, &ouml;l&uuml;me, <b>Şeb-i arus = D&uuml;ğ&uuml;n gecesi</b> adını vermiştir. Tasavvufta, keder ve &uuml;mitsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecelliler vardır. <b>Hazret-i Mevlana</b>, <b>(Gel, gel, her kim olursan ol gel, m&uuml;şrik, mecusi, puta tapan da olsan gel! Bizim dergahımız &uuml;mitsizlik dergahı değildir. Tevbeni y&uuml;z defa bozmuş olsan da, gel)</b> diyor. [Bu, gel de &ouml;yle kal demek değildir. M&uuml;sl&uuml;man değilsen m&uuml;sl&uuml;man ol, g&uuml;nahk&acirc;r isen tevbe et, &ouml;nceki halinden dolayı &uuml;mitsiz olma, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tevbe edilip bir daha yapılmayan her g&uuml;nahı affeder demektir.] Bu s&ouml;zler, başka zatlara da nispet edilmektedir.<br />
<br />
Tasavvuf ehli arasında, <b>imam-ı Rabbani, C&uuml;neyd-i Bağdadi, Seyyid Abd&uuml;lkadir-i Geylani, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi</b> gibi b&uuml;y&uuml;k veliler, <b>Sultan Veled, Yunus Emre, Mevlana Halid-i Bağdadi </b>gibi Hak aşıkları vardır.<br />
<br />
Vahdet-i v&uuml;cud, tasavvufun gayesi değildir. Gayeye g&ouml;t&uuml;ren yolculuklarda, kalbde hasıl olan ve akıl ile, fikir ile, madde ile ilgisi olmayan bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Onun i&ccedil;in, vahdet-i v&uuml;cud yerine Vahdet-i ş&uuml;hud demelidir. Kalb, temizlenince, ayna gibi olur. Kalbde g&ouml;r&uuml;nenler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın zatı da, sıfatları da değildir. Sıfatlarının suretleridir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kendi, g&ouml;rme, işitme, bilme gibi sıfatlarının suretlerini, benzerlerini, insanlara vermiştir. Verdikleri Onunkiler gibi değildir. Onun g&ouml;rmesi, ezelidir, ebedidir. Her zaman, her şeyi g&ouml;r&uuml;r. Vasıtasız, &acirc;letsiz devamlı g&ouml;r&uuml;r. İnsanın g&ouml;rmesi b&ouml;yle değildir. İnsanın g&ouml;rmesi, o g&ouml;rmenin sureti, zıllidir. G&ouml;rmesinin zılli g&ouml;zde, işitmesinin zılli kulakta tecelli ettiği gibi, sevmesi, bilmesi ve başka bir&ccedil;ok sıfatlarının zılleri de, insanın kalbinde tecelli eder, hasıl olur.<br />
<br />
G&ouml;z&uuml;n g&ouml;rebilmesi i&ccedil;in, hasta, bozuk olmaması gerektiği gibi, kalbin de, bu tecelliye kavuşabilmesi i&ccedil;in, hasta olmaması gerekir. Kalbin hasta olması, g&uuml;nahlar ile kararmasıdır. G&uuml;nahlardan ka&ccedil;ıp ibadet ederek kalbi temizlemelidir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong><br />
<br />
<b>(İc&acirc;zet) </b>ve <b>(Hil&acirc;fet), </b>t&acirc;liblerin kalblerine ihl&acirc;s yerleşdirmesi i&ccedil;in, olgun birisine izn vermek demekdir. Kendisine izn verilen z&acirc;ta <b>(Hal&icirc;fe) </b>vey&acirc; <b>(Ves&icirc;le) </b>denir. Kendisine izn verilecek z&acirc;tın b&acirc;tınının [ya&rsquo;n&icirc; kalbi ve diğer d&ouml;rt lat&icirc;fesinin] nisbete ve h&acirc;llere kavuşmuş olması, k&ouml;t&uuml; huylardan temizlenmiş, iyi huylarla s&uuml;slenmiş olması ve sabr, tevekk&uuml;l, kan&acirc;&rsquo;at, rız&acirc;, tesl&icirc;m s&acirc;hibi olması, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmaması l&acirc;zımdır. Bu y&uuml;ksek mertebe, ancak <b>(Selef-i s&acirc;lih&icirc;n)</b>e uymakla ele ge&ccedil;ebilir. [Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m ile T&acirc;bi&rsquo;&icirc;n-i ız&acirc;ma <b>(Selef-i s&acirc;lih&icirc;n) </b>denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; asrlarda gelen isl&acirc;m &acirc;limlerine, <b>(Halef-i s&acirc;dık&icirc;n) </b>denir.] Bu h&acirc;ller ve keyfiyyetler kalbde h&acirc;sıl olmadan, va&rsquo;z etmesi i&ccedil;in izn vermek har&acirc;mdır. Tesavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin yolunu bozmak olur. Birisini mağr&ucirc;r yapmak [kendini beğenmesine sebeb olmak], bir t&acirc;libi, bir &acirc;şıkı da acemi ellere d&uuml;ş&uuml;rerek mahr&ucirc;m etmek, akla da, isl&acirc;miyyete de uygun değildir. [Şimdi T&uuml;rkiyede hak&icirc;k&icirc; tar&icirc;kat, m&uuml;rşid, m&uuml;r&icirc;d, şeyh yokdur. Vardır diyenlere, şeyh olduğunu s&ouml;yliyenlere inanmamalıdır. Sahte şeyhlerin, c&acirc;hil tar&icirc;katcıların tuzaklarına d&uuml;şmemek i&ccedil;in uyanık olmalıdır.]</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001&amp;bookPage=768" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001&amp;bookPage=768</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=534]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:04:02 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Mezhebsizlikte birleşme olmaz]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b>&nbsp;Mezhepsizler diyor ki:&nbsp;&ldquo;Bid&rsquo;at ehlinin hatalarını biz de kabul ediyoruz. Ancak şimdi zamanı değildir.&nbsp;Dinsizler dururken din g&ouml;revlilerinin hataları ile uğraşmak gıybettir. Hatasız kul olmaz. Hatalı da olsa bid&rsquo;at ehlinin kitaplarından faydalanmalı. İslamiyet yalnız Ehl-i s&uuml;nnetten ibaret değildir.&nbsp;Vehhabi, Mutezile, Cebriye, Rafızi gibi gruplarla birleşerek&nbsp;<b>İslam birliği</b>&nbsp;ger&ccedil;ekleştirilmeli. Hatta Hristiyanlarla, Yahudilerle irtibat kurulup, &ouml;nce dinsizlik yok edilmeli.&rdquo;</p>

<p>&ldquo;Din g&ouml;revlilerinin c&uuml;z&rsquo;i yanılgılarıyla uğraşmak yanlış olur. Mesela adam &ouml;m&uuml;r boyu cihad etmiş, hapislerde yatmış, s&uuml;rg&uuml;nlere gitmiş. Neymiş de, mason Abduh&rsquo;a m&uuml;ctehid demiş. Neymiş de uşur vermek farz değil demiş. Bunlar İslam birliğini baltalamak olur. Bu kitaplardaki c&uuml;z&rsquo;i hataları s&ouml;ylememeli.&nbsp;<b>İslam birliği</b>&nbsp;i&ccedil;in yanılgıları ile birlikte kabul etmeli.&rdquo;<br />
<b>CEVAP</b></p>

<p>O zaman ortada din kalır mı? Hak ile b&acirc;tıl nasıl belli olur? Bir kimse, bahsedilen yazarların kitaplarını okuyup, c&uuml;z&rsquo;i yanılgı denilen şeyleri doğru kabul etse h&acirc;li ne olur?</p>

<p>İslam birliği adına c&uuml;z&rsquo;i sanılan b&ouml;yle cinayetleri işleyen kimse, m&uuml;sl&uuml;man kalır mı? Bunları &ouml;rtmeye &ccedil;alışmanın &acirc;lemi nedir? Sonra bunları bilip de, susmak caiz mi? Bir hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Yalanlar yazılır, &acirc;detler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılınca, doğruyu bilenler herkese bildirsin! Allah&rsquo;ın, meleklerin ve b&uuml;t&uuml;n insanların laneti, doğruyu bilip de, g&uuml;c&uuml; yettiği halde bildirmeyene olsun.)</b>&nbsp;[Ebu Nuaym, Deylemi]<br />
Bu lanete m&uuml;stahak olmamak i&ccedil;in, susmamak gerekir.</p>

<p>Din &acirc;limlerini k&ouml;t&uuml;lemek &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. İbni Asakir hazretleri,<b>&nbsp;(Din &acirc;limlerinin etleri zehir gibidir. Koklayan&nbsp;</b>[tenkide y&ouml;nelen]<b>&nbsp;hastalanır, tadan&nbsp;</b>[k&ouml;t&uuml;leyen]<b>&nbsp;&ouml;l&uuml;r)&nbsp;</b>buyuruyor. Ancak, k&ouml;t&uuml; olan kimseleri, mezhepsizleri teşhir etmeli. Kitaplarından misaller vererek hatalarını a&ccedil;ıklamalı. Bu hatalara aldanmamaları i&ccedil;in m&uuml;sl&uuml;manları ikaz etmeli.<br />
<br />
Elbette İslam &acirc;limlerini gıybet etmek haramdır. Ama gıybet nedir? Gıybet, bir m&uuml;sl&uuml;manın veya bir zimminin gizli bir kusurunu, arkasından s&ouml;ylemek olup, harbilerin ve a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işleyen m&uuml;sl&uuml;manların bu g&uuml;nahlarını bildirmek, m&uuml;sl&uuml;manlara zulmedenlerin ve alışverişte onları aldatanların yaptıkları bu fenalıkları duyurmak, m&uuml;sl&uuml;manları bunların şerrinden sakındırmak, M&uuml;sl&uuml;manlığı yanlış anlatanların ve yazanların bu iftiralarını s&ouml;ylemek lazım olduğundan gıybet olmaz.&nbsp;<b>(Redd-&uuml;l Muhtar)</b><br />
<br />
Mezhepsizlerin g&ouml;r&uuml;şleri,&nbsp;<b>Kul hatasız olmaz</b>&nbsp;kabilinden basit hatalar değildir, imanı ilgilendirmektedir. Bir kısmı bid&rsquo;at, bir kısmı ise k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
Bunları bilip de, g&uuml;c&uuml; yettiği halde, susmanın vebali b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Bid&rsquo;atler yayılıp, sonra gelenler, &ouml;ncekilere lanet ettiği zaman, doğruyu bilenler herkese s&ouml;ylesin! Eğer s&ouml;ylemeyip gizlerse, Allah&rsquo;ın indirdiği Kur&rsquo;an-ı kerimi gizlemiş olur.)</b>&nbsp;[İbni Asakir]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bildirmek ve yasak ettiklerinden sakındırmak &ccedil;ok m&uuml;him bir vazifedir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretin! Emr-i marufu bırakırsanız, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, en k&ouml;t&uuml;lerinizi başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)&nbsp;</b>[Bezzar]<br />
<br />
Emr-i marufu ve nehy-i m&uuml;nkeri el ile yapmak h&uuml;k&uuml;mete, dil ile yapmak din adamlarına, kalb ile yapmak her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır.&nbsp;<b>(Hadika)</b><br />
<br />
Din adamının iyisi, k&ouml;t&uuml;s&uuml; olur mu? Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Cehennemde din g&ouml;revlisine, &quot;Sen d&uuml;nyada dinin emirlerini bildirirdin. Ni&ccedil;in bu azaba d&uuml;şt&uuml;n?&quot; derler. O da, &quot;G&uuml;nahtır, yapmayın&quot; der, kendim yapardım. &quot;Yapın&quot; dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını &ccedil;ekiyorum&quot; der.)&nbsp;</b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Mirac gecesi ateşten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar g&ouml;rd&uuml;m. Bunların kim olduğunu sordum. &quot;Kendilerinin yapmadıklarını &quot;yapın&quot; diyen vaizlerdir&quot; dendi.)&nbsp;</b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din g&ouml;revlisinedir.)&nbsp;</b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Cehennemde azap &ccedil;ekenlerden bazılarının yaydıkları k&ouml;t&uuml; kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. &quot;Sen ne g&uuml;nah işledin ki, &ouml;yle pis koku sa&ccedil;ıyorsun?&quot; denildiğinde, &quot;Ben din g&ouml;revlisi idim. Bildiklerimi yapmazdım&quot;der.)</b>&nbsp;[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Yazıklar olsun k&ouml;t&uuml; &acirc;limlere ki, ilmi ticarete alet ederler. Menfaat i&ccedil;in devlet adamlarına yaklaşırlar, bunların yaptıkları ticaret, kesada&nbsp;</b>[darlığa, kıtlığa]<b>&nbsp;uğrasın!)</b>&nbsp;[Hakim]<br />
<br />
<b>(Bir zaman gelir ki, din g&ouml;revlisi fitne unsuru olur, camiler ve h&acirc;fızlar &ccedil;oğalır, ama,</b>&nbsp;[hakiki]&nbsp;<b>&acirc;lim hi&ccedil; bulunmaz.)</b>&nbsp;[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(Ahir zamanda cahil din g&ouml;revlileri ve f&acirc;sık h&acirc;fızlar &ccedil;oğalır. O zamanın din g&ouml;revlisi, eşek leşinden daha bozuk ve daha kokmuş olacaktır.)&nbsp;</b>[Tezkire-i kurtubi muhtasarı]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetimdeki m&uuml;nafıkların &ccedil;oğu Kur&rsquo;an-ı kerim okuyanlardan olacaktır.)</b>&nbsp;[İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>(Ahir zamanda, &acirc;lim azalır, cahil artar. &Acirc;lim kalmayınca da, cahil ve sapık din g&ouml;revlisi, yanlış fetva vererek fitne &ccedil;ıkarır, kendisi sapar, başkalarını da saptırır.)</b>&nbsp;[Buhari]<br />
<br />
<b>(Bir zaman gelir ki din g&ouml;revlisi, en şerli olur; fitne onlardan başlar, onlara d&ouml;ner.)</b>&nbsp;[Hakim]<br />
<br />
<b>(Sizin i&ccedil;in Deccalden daha &ccedil;ok, sapık &ouml;nderlerden korkuyorum.)</b>&nbsp;[İ.Ahmed]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetim, k&ouml;t&uuml; &acirc;limler, cahil abidler y&uuml;z&uuml;nden helak olur.)</b>&nbsp;[Darimi]<br />
<br />
<b>(&Uuml;mmetim, k&ouml;t&uuml; din g&ouml;revlilerinden &ccedil;ok zarar g&ouml;recektir.)</b>&nbsp;[Hakim]<br />
<br />
Bu hadis-i şeriflerden, dini i&ccedil;ten yıkmaya &ccedil;alışanların bulunacakları anlaşılmaktadır. B&ouml;yle kimselerin ihanetlerini a&ccedil;ıklamak gerekmez mi? &ldquo;İ&ccedil; m&uuml;cadeleye şimdilik l&uuml;zum yok&rdquo; demek b&uuml;y&uuml;k gaflettir.<br />
<br />
Aslında i&ccedil; d&uuml;şman, dış d&uuml;şmandan, i&ccedil;teki yara dıştaki yaradan daha tehlikelidir. Ayaktaki bir yaranın tedavisi, kalbdeki bir yaranın tedavisinden daha kolay olur. Sırlarımızı, cephanemizi ve zayıf noktalarımızı bilen bir d&uuml;şmanın zararı dıştaki d&uuml;şmandan daha tehlikelidir.<br />
<br />
Mezhepsizlerin, &ldquo;Biz imam-ı a&#39;zamı da, Abduh&#39;u da severiz&rdquo; demeleri yanlıştır. Abduh sevilirse, imam-ı a&#39;zam sevilmemiş olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz t&acirc;bi olabilmek i&ccedil;in, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de Onun d&uuml;şmanlarını d&uuml;şman bilmek, dinini beğenmeyenleri sevmemektir. Sevgiye gevşeklik sığmaz. İki zıt şeyin sevgisi bir kalbde, bir arada yerleşmez. İki zıttan birini sevmek, diğerine d&uuml;şmanlığı gerektirir.&nbsp;<b>(m. 165)</b><br />
<br />
Yabancılar, İslamiyet&rsquo;i par&ccedil;alamak i&ccedil;in&nbsp;<b>İslam birliği</b>&nbsp;maskesini taktılar. Mezhepler İslam birliğine mani oluyor diye mezhepleri kaldırmaya &ccedil;alıştılar. Bal ile sirke, s&uuml;t ile idrar, zemzem ile şarap birleşmeyeceği gibi hak ile b&acirc;tıl da birleşmez. Birleştirilmeye kalkılırsa hepsi de b&acirc;tıl olur.<br />
Ehl-i s&uuml;nneti par&ccedil;alamak i&ccedil;in birleşme maskesi takılmaktadır. Temiz su ile necasetli su birleşirse bir birleşme olur, ancak bu suya artık temiz su denmez, hepsi de necasetli su olur. Ehl-i s&uuml;nnet, vehhabi ile, rafızi ile birleşirse hepsi necis olur. B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manların birleşeceği yer Ehl-i s&uuml;nnet yoludur.<br />
<br />
Cenab-ı Hak, hakkı hak, b&acirc;tılı b&acirc;tıl olarak, sevdiklerini dost, sevmediklerini de d&uuml;şman olarak tanıtsın. &Acirc;min.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=814]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 11:01:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İslamiyet’i yıkma yolları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İslamiyet&rsquo;i yıkmak i&ccedil;in hangi oyunlar oynanıyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Planları ve oyunları &ccedil;oktur, fakat &ouml;zellikle, eski &acirc;limlere olan itimadı yıkıp, sonra bu &acirc;limlerin naklettikleri hadisleri uydurma sayıp, daha sonra da, Kur&rsquo;an-ı kerimi yanlış yorumlayıp dini yıkmaya &ccedil;alışıyorlar. İ&ccedil; ve dış d&uuml;şmanların ilk hedefi eski &acirc;limlere olan g&uuml;veni yıkmaktır. Bu yıkılırsa, <em>(Hadisleri zaten onlar nakletti, onlar cahildi, teknolojiden haberleri yok)</em> diyerek hadislere olan itimadı da yıkacaklar. Hadislere olan itimat yıkılınca, Kur&rsquo;an-ı kerime olan itimadı yıkmak artık kolaylaşır. Mezhepleri birleştirip herkesi mezhepsiz yapmak, Eshab-ı kirama olan itimadı sarsmak, halifeleri g&ouml;zden d&uuml;ş&uuml;rmek, ictihad kapısını kırarak a&ccedil;mak, hadislere olan itimadı sarsmak, meal okumayı teşvik gibi işler yapılmaktadır.<br />
<br />
Misyonerlerin ve din d&uuml;şmanlarının ilk hedefi, &acirc;limler k&ouml;pr&uuml;s&uuml;n&uuml; yıkmaktır. Bu k&ouml;pr&uuml; yıkılınca, &ouml;teki k&ouml;pr&uuml;leri ge&ccedil;mek zaten imk&acirc;nsızdır. Medyada durmadan, eski &acirc;limlerin cahil oldukları, teknolojiyi bilmedikleri i&ccedil;in yanlış h&uuml;k&uuml;mler verdikleri vurgulanmaya &ccedil;alışılıyor. H&acirc;lbuki eski &acirc;limlerin, kendilerinden sonrakilerden daha bilgili olacağını bizzat Peygamber efendimiz bildirmiştir:<br />
<b>(En iyi insanlar benim asrımdaki M&uuml;sl&uuml;manlar </b>[Eshab-ı kiram]<b>dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler </b>[T&acirc;bi&icirc;n]<b>dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler </b>[Tebe-i T&acirc;bi&icirc;n]<b>dir. Onlardan sonra gelenlerde yalan yayılır.) </b>[Buh&acirc;r&icirc;] Bu &uuml;&ccedil; asırdan sonrakiler, bunlardan nakil yapmadık&ccedil;a, onlara itibar edilmez.<br />
<br />
<b>(Her asır, &ouml;ncekinden daha bozuk olur. B&ouml;ylece Kıyamete kadar hep bozulur.) </b>[Hadika] G&uuml;n g&uuml;n&uuml; aratıyor, gittik&ccedil;e bozuluyor. İlk asırların gelmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;ın salih kulları birbiri ardından &acirc;hirete g&ouml;&ccedil;er, geride arpa ve hurmanın d&ouml;k&uuml;nt&uuml;leri gibi değersizler kalır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onlara hi&ccedil; kıymet vermez.)</b> [Buhari] Bunun i&ccedil;in, sonrakilerin, &ouml;ncekilerden nakil yapmaları gerekir.<br />
<br />
<b>(Bir &acirc;lim &ouml;l&uuml;rse, İslam&rsquo;da bir gedik a&ccedil;ılır. Kıyamete kadar bu boşluk doldurulamaz.) </b>[Deylem&icirc;] Bir &acirc;limin boşluğu doldurulamazsa, o devrin h&acirc;li ne olur?<br />
<br />
<b>(Kıyamete yakın ilim azalır, cehalet artar.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
Resulullah &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo;, sonraki gelen hainlerin, &ouml;nceki &acirc;limleri k&ouml;t&uuml;leyeceklerini mucizeyle bildiği i&ccedil;in, <b>(&Acirc;hir zamanda, sonra gelenler, &ouml;nceki &acirc;limleri cahillikle su&ccedil;layacak)</b> buyurdu. (İbni Asakir)<br />
<br />
&Ouml;nceki &acirc;limler &ccedil;ok kıymetlidir. &Uuml;&ccedil; &acirc;yet meali:<br />
<b>(Bu misalleri ancak &acirc;limler anlar.) </b>[Ankebut 43]<br />
<br />
<b>(Bilmiyorsanız &acirc;limlerden sorun!) </b>[Nahl 43]<br />
<br />
<b>(Bilenle bilmeyen bir olur mu?) </b>[Z&uuml;mer 9]<br />
<br />
&Uuml;&ccedil; hadisi şerif daha:<br />
<b>(&Acirc;limlere t&acirc;bi olun!)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limler, benim ve diğer nebilerin v&acirc;risleridir.) </b>[Ebu Nuaym]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limler, kurtuluş rehberleridir.) </b>[İbni Neccar]<br />
<br />
&Acirc;limlerin başında Eshab-ı kiram gelir. Eshab-ı kiram k&ouml;t&uuml;lenince, hadis-i şerifleri toplayan onlar olduğu i&ccedil;in, hadis-i şeriflere g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş olur. Kur&rsquo;an-ı kerimi de onlar topladığı i&ccedil;in aynı g&ouml;lge Kur&rsquo;an-ı kerime de d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş oluyor. Nitekim <em>(Bazı &acirc;yetleri ke&ccedil;i yedi) </em>diyenler olduğu gibi, <em>(Hazret-i Ali&rsquo;deki Mushaf &ccedil;ok daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r) </em>diyen İbni Sebeciler de az değildir.<br />
<br />
&Acirc;yet ve hadislere g&ouml;lge d&uuml;ş&uuml;rmek i&ccedil;in, Eshab-ı kirama dil uzatılıyor. H&acirc;lbuki Eshab-ı kiram, her bakımdan &uuml;st&uuml;n, her bakımdan &acirc;lim ve hepsi de cennetliktir. Bir &acirc;yet-i kerime meali: <b>(Mekke&rsquo;nin fethinden &ouml;nce, Allah i&ccedil;in mal veren ve savaşan Eshab-ı kiramın, fetihten sonra Allah i&ccedil;in veren ve savaşan Eshab-ı kiramdan dereceleri daha y&uuml;ksektir. Hepsinin derecesi eşit değildir, ama hepsi i&ccedil;in H&uuml;sna&rsquo;yı </b>[Cenneti]<b> s&ouml;z veriyorum.) </b>[Hadid 10]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif: <b>(Eshabım, cin ve insanların hepsinden daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.)</b> [Bezzar] B&uuml;t&uuml;n insanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; olan bu b&uuml;y&uuml;k zatlara, nasıl dil uzatılabilir?<br />
<br />
İbni Sebeciler, <em>(M&uuml;sl&uuml;man M&uuml;sl&uuml;manla savaşmaz)</em> diyerek, Hazret-i Ali ile savaşan Eshab-ı kirama k&acirc;fir diyorlar. H&acirc;lbuki iki M&uuml;sl&uuml;man ordunun savaşabileceği Kur&rsquo;an-ı kerimde bildiriliyor. İki tarafa da k&acirc;fir denmez, &ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen, <b>(Eğer m&uuml;minlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa, aralarını d&uuml;zeltin!) </b>buyurulmuştur. (H&uuml;curat 9)<br />
<br />
B&acirc;tıl g&uuml;&ccedil;ler, Eshab-ı kirama ve &acirc;limlere olan itimadı yıkmakta epey yol aldıkları i&ccedil;in, hadis-i şeriflerin &ccedil;oğuna uydurma diyorlar. Bir&ccedil;ok hadis-i şerife uydurma damgasını basıyorlar. B&ouml;ylece onları nakleden &acirc;limlere de dil uzatmış oluyorlar, &ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis uydurmanın vebali &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bir hadis-i şerifte, <b>(Hadis uyduran Cehennemdeki yerine hazırlansın) </b>buyuruluyor. Uydurma dedikleri hadisleri nakleden hadis &acirc;limlerinin h&acirc;ş&acirc; cehennemlik olduğunu s&ouml;ylemiş oluyorlar.<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimin a&ccedil;ıklaması olan hadisler b&ouml;yle damgalanınca, Kur&rsquo;an-ı kerimi istedikleri gibi yorumlayabiliyorlar. (Namaz iki vakittir, &uuml;&ccedil; vakittir, altı vakittir, tesett&uuml;r farz değildir, tavuktan, balıktan kurban olur) gibi sa&ccedil;malıklar ortaya atıyorlar. (Oru&ccedil; kefareti diye bir şey yok) diyebiliyorlar. Herkesin meal okumasını teşvik ediyorlar. B&ouml;ylece farklı g&ouml;r&uuml;şlerin meydana &ccedil;ıkmasına, yani dinde anarşiye &ccedil;alışıyorlar. B&ouml;ylece dini yıkmaya &ccedil;alışıyorlar. Bu oyunlara gelinmemeli.<br />
<br />
Hadis-i şeriflere aykırı ne varsa, rahat&ccedil;a s&ouml;yleyebiliyorlar. Kur&rsquo;an-ı kerimi yanlış şekilde tevil edip, yeni g&ouml;r&uuml;şler &ccedil;ıkarmak s&ucirc;retiyle dini bozmaya ve yıkmaya &ccedil;alışıyorlar. Bu t&uuml;redilerin bir kısmı da, mezhepleri birleştirerek herkesi mezhepsiz yapmak istiyorlar. Mason <b>Abduh</b>&rsquo;un &ccedil;&ouml;mezi <b>Reşit Rıza</b> ile onları taklit eden mezhepsizler, mezheplere saldırıyorlar. H&acirc;lbuki d&ouml;rt hak mezhep kardeştir. Birinde yapılması g&uuml;&ccedil; olan şey, &ouml;tekine g&ouml;re yapılır. Bunun i&ccedil;in Peygamber efendimiz, <b>(&Acirc;limlerin farklı ictihadları </b>[amelde mezheplere ayrılmaları]<b> rahmettir) </b>buyuruyor. (Beyhek&icirc;)<br />
<br />
T&uuml;redilerin bir kısmı da, asırlardır gelen halifelerin ger&ccedil;ek halife olmadığı, onların hilafetinin sahih olduğunu s&ouml;yleyen binlerce &acirc;limin de, ger&ccedil;ek &acirc;lim olmadığı, dolayısıyla bu &acirc;limlerin s&ouml;zlerine itimat edilemeyeceği gibi yıkıcı s&ouml;zleri yaymak istiyorlar. &Acirc;limlere itimat sarsılınca, onların bildirdikleri dine de itimat kalmaz.<br />
<br />
Modern mezhepsizler de, geri kalışımızı yeni ictihadlar yapılmayışına bağlamaya &ccedil;alışıyorlar. <em>(G&uuml;n&uuml;n gelişen şartlarına g&ouml;re, ibadetleri yeniden g&ouml;zden ge&ccedil;irmek gerekir)</em> diyorlar. H&acirc;lbuki dinimiz eksik değildir. Kur&#39;an-ı kerimde mealen, <b>(Dininizi tamamladım)</b> buyuruluyor. (Maide 3)<br />
<br />
Din, ibadet g&uuml;n&uuml;n şartlarına g&ouml;re değişmez. Din eksik değildir. Eksik denirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>(Dininizi tamamladım)</b> kelamı h&acirc;ş&acirc; yalanlanmış olur. Mezhepsizler, dinimizi, g&uuml;n&uuml;n şartlarına g&ouml;re değiştirmeye kalkıyorlar.<br />
<br />
Misyoner kılıklı kimseler de, <em>(Kur&rsquo;anın indiği d&ouml;nemde Yahudi ve Hristiyanlar k&acirc;fir olduklarından dolayı, M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah demek şarttı, şimdi sadece La ilahe illallah demek yeter. B&ouml;yle inanana İsevi M&uuml;sl&uuml;man, Musevi M&uuml;sl&uuml;man denir)</em> diyorlar. İslamiyet&rsquo;i i&ccedil;ten yıkmak i&ccedil;in, &ccedil;eşitli oyunlar oynanıyor.<br />
<br />
Din d&uuml;şmanlarının bu oyunlarına bilmeden alet olmak gaflet, bilerek alet olmaksa hainlik olmaz mı?<br />
<br />
<b>İslam ş&ucirc;rası mı?</b><br />
<b>Sual:</b> <em>(&Ccedil;ok sayıda din g&ouml;revlilerinden teşekk&uuml;l edecek bir İslam ş&ucirc;rası veya ictihad ş&ucirc;rası kurulmalı. Ş&ucirc;ra &uuml;yesi fazla olursa, h&uuml;k&uuml;mler daha isabetli olur. Alınacak kararlarla, din&icirc; h&uuml;k&uuml;mlere yeni yorumlar getirilmeli, teknolojik şartlara uyularak farzlar azaltılmalı, mezhepleri taklit devri kapanmalı, İsl&acirc;m &acirc;limlerinin bin yıl &ouml;nce verdiği fetvalar insanları bağlamamalıdır)</em> diyen yazarlar &ccedil;ıkıyor. B&ouml;yle bir ş&ucirc;ra faydalı olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu, dinde reformcuların d&uuml;ş&uuml;ncesidir. Dinde bir eksiklik yok ki tamamlansın? Dinde eksiklik var demek, <b>(Dininizi tamamladım)</b> &acirc;yet-i kerimesine aykırıdır.<br />
<br />
<em>(Mezhepleri taklit devri kapanmalı)</em> demek, mezhepsizlik esas alınmalı demektir. Herkes &acirc;yetten ve hadisten ne anlıyorsa &ouml;yle hareket etmeli demektir. Mezhepsizliğin dinsizliğe k&ouml;pr&uuml; olduğunu &acirc;limlerimiz bildirmiştir.<br />
<br />
Din&icirc; h&uuml;k&uuml;mlere yeni yorum getirmek de, din&icirc; değiştirmek demektir. <em>(Farzlar azaltılmalı)</em> demek ise, a&ccedil;ık&ccedil;a dini yıkmalı demektir.<br />
<br />
Ş&ucirc;ra&rsquo;daki &uuml;ye sayısının fazla olması neyi h&acirc;lleder? Yani kemiyetin &ccedil;ok olması keyfiyete tesir etmez. İnşaata taş taşınmıyor ki, (&Ccedil;ok kişi olursa, &ccedil;ok taş taşınır) diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ls&uuml;n. Kur&rsquo;an-ı kerimde, <b>(İnsanların &ccedil;oğuna uyarsan, seni Allah&rsquo;ın yolundan saptırırlar)</b> buyuruluyor. B&ouml;yle bir ş&ucirc;rada, ittifakla namaz vakitleri &uuml;&ccedil;e indirilse veya altıya &ccedil;ıkarılsa, zek&acirc;t kırkta bir iken yirmide bir veya y&uuml;zde bir olarak tespit edilse, yapılan bu reform, dine hizmet mi, yoksa dini yıkmak mı olur?<br />
<br />
Meşhur S&uuml;nn&icirc; bir yazar da, <em>(İcazetli ulema ve fukaha ş&ucirc;rası kurulmalıdır)</em> diyor. B&ouml;yle bir ş&ucirc;ranın i&ccedil;inde mezhepsiz ulema olmaz mı? Hi&ccedil; değilse, (Ehl-i s&uuml;nnet ş&ucirc;rası) dense belki daha az hatalı olurdu. Bug&uuml;n Vehhabiler bile kendilerine Ehl-i s&uuml;nnet diyorlar. Her grup kendine Ehl-i s&uuml;nnet diyor. Yani adı Ehl-i s&uuml;nnet ş&ucirc;rası da olsa, yine maksat h&acirc;sıl olmaz. Ehl-i s&uuml;nnet ş&ucirc;rasına ne ihtiya&ccedil; var ki? Namaz vakitleri mi belli değil? Oru&ccedil; mu belli değil? Zek&acirc;t mı belli değil? Hac mı belli değil? Bu ş&ucirc;ra ne iş yapacak sayın yazar?<br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnete uymayan kitapların basılmasını &ouml;nleyebilecek bir ş&ucirc;ra kurulsa elbette &ccedil;ok iyi olur, ama bu devirde b&ouml;yle bir şeyi d&uuml;ş&uuml;nmek fazla iyimserlik olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nyada &ccedil;oğunluk mezhepsizlerin elindedir. Kendi kendilerine icazet veriyorlar. Onun i&ccedil;in adı Ehl-i s&uuml;nnet bile olsa, ş&ucirc;radan bahsetmek isabetli olmaz.<br />
<br />
<b>Din nasıl yıkılır?<br />
Sual:</b> Dini i&ccedil;ten yıkmaya &ccedil;alışanların &ccedil;oğaldığı s&ouml;yleniyor. Dinin i&ccedil;ten yıkılması nasıl oluyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinimizin h&uuml;k&uuml;mleri teker teker sorgulanır. Bug&uuml;nk&uuml; dinin bozuk olduğu s&ouml;ylenir. Yayın yoluyla her g&uuml;n dinin bir h&uuml;km&uuml;n&uuml;n yanlış olduğunu vurgulamaya &ccedil;alışırlar. Eski &acirc;limleri, eski diye, g&uuml;n&uuml;n şartlarından habersiz diye k&ouml;t&uuml;lemeye &ccedil;alışırlar. Eski &acirc;limlerin eskimediklerini, yepyeni olduklarını bilemezler. Kanı bozuk, dini bozuk, aklı bozuk kimseler ş&ouml;yle g&ouml;r&uuml;şler ileri s&uuml;rerler:<br />
<b>1-</b> İnsan kaderini kendi &ccedil;izer.<br />
<br />
<b>2-</b> Amel, imandan c&uuml;zd&uuml;r.<br />
<br />
<b>3-</b> İman artıp eksilir.<br />
<br />
<b>4-</b> Kur&rsquo;an-ı kerim mahl&ucirc;ktur.<br />
<br />
<b>5-</b> Allah g&ouml;ktedir.<br />
<br />
<b>6-</b> Kabir suali ve kabir azabı yoktur.<br />
<br />
<b>7-</b> Şefaat ve sırat k&ouml;pr&uuml;s&uuml; yoktur.<br />
<br />
<b>8-</b> Keramet diye bir şey yoktur.<br />
<br />
<b>9-</b> Eshab-ı kiramın hepsi cennetlik iken, herhangi birini k&ouml;t&uuml;lemek.<br />
<br />
<b>10-</b> Mirac mucizesinin aslı yoktur. R&uuml;yada olmuştur.<br />
<br />
<b>11-</b> Peygamberler de g&uuml;nah işler.<br />
<br />
<b>12- </b>Dinde delil yalnız Kur&rsquo;andır.<br />
<br />
<b>13-</b> Dinde delil yalnız Kitap ve S&uuml;nnet&rsquo;ir, başka delil yoktur. (İcma ve kıyas-ı fukahayı ink&acirc;r ederler.)<br />
<br />
<b>14-</b> B&uuml;t&uuml;n mezhepleri tahkik ederim, doğru olanı alırım. Bir mezhebe bağlı kalmam.<br />
<br />
<b>15-</b> Resulullah&rsquo;tan sonra, nebi gelmez, ama resul gelir. Hocamız resuld&uuml;r.<br />
<br />
<b>16- </b>Mehdi, Deccal diye bir şey yoktur. İsa g&ouml;kten inmeyecektir.<br />
<br />
<b>17-</b> &Ouml;ld&uuml;r&uuml;len, intihar eden eceliyle &ouml;lmemiştir.<br />
<br />
<b>18-</b> &Acirc;hirette de Allah g&ouml;r&uuml;lmez.<br />
<br />
<b>19-</b> Yahudiler de, Hristiyanlar da Cennete girecektir.<br />
<br />
<b>20-</b> K&acirc;firler Cehennemde sonsuz kalmaz, Cehennem ebedi değildir.<br />
<br />
<b>21-</b> G&uuml;nahk&acirc;r m&uuml;min Cehenneme girmez, Cehenneme giren hi&ccedil; &ccedil;ıkmaz.<br />
<br />
<b>22-</b> Mest &uuml;zerine mesh caiz değildir.<br />
<br />
<b>23- </b>Hazret-i İsa gelince, hakiki Hristiyanlığı yayacaktır.<br />
<br />
<b>24-</b> Abduh ve Efgani b&uuml;y&uuml;k &acirc;limdir.<br />
<br />
<b>25-</b> Evliyanın t&uuml;rbelerine gidip onların h&uuml;rmetine dua etmek ve onlardan yardım istemek şirktir.<br />
<br />
<b>26- </b>Kurban balıktan da olur.<br />
<br />
<b>27-</b> Ruh &ouml;l&uuml;r, ruhlar işitmez.<br />
<br />
<b>28-</b> Naylon &ccedil;oraba mesh caizdir.<br />
<br />
<b>29-</b> İslam halifeleri saray mollalarıdır, padişahın kullarıdır.<br />
<br />
<b>30-</b> Hadislerin &ccedil;oğu uydurmadır, uydurma olmayanlar da zayıftır.<br />
<b>31-</b> Teravih diye bir namaz yoktur<br />
<br />
<b>32-</b> Mezhep b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;kt&uuml;r, herkes Kur&#39;andan anladığına uymalıdır.<br />
<br />
<b>33</b>- Zamanın gereklerine g&ouml;re, dinde reform şarttır.<br />
<br />
Bu g&ouml;r&uuml;şlerin birini veya birka&ccedil;ını savunan kimsenin mezhepsiz olduğu veya dini i&ccedil;ten yıkmaya &ccedil;alıştığı anlaşılır. B&ouml;yle kimselerin tavsiye ettiği kitapları bile okumak zararlıdır.<br />
<br />
<b>Zındığın yalanı<br />
Sual: </b>Dinimizi yıkıcı g&ouml;r&uuml;şleri olan bir ilahiyat profes&ouml;r&uuml;n&uuml;n namaz kılıp kılmadığını &ouml;ğrenmek i&ccedil;in iki arkadaşla bir toplantısında onu takip ettik. Biz n&ouml;betleşe &ouml;ğleyi kılıp geldik. &Ouml;ğle vakti &ccedil;ıkmak &uuml;zere, o h&acirc;l&acirc; namaza gitmiyor. &Ouml;ğle vakti &ccedil;ıktıktan sonra, yanına yaklaştım. (&Ouml;ğle namazını ka&ccedil;ırdınız) dedim. (Ben ikindiyle cem edeceğim) dedi. Biz yine n&ouml;betleşe ikindiyi kıldık. Nihayet akşam ezanı da okundu. Biz akşamı da kılıp geldik. O h&acirc;l&acirc; onunla bununla konuşuyor. Arkadaşa, (Bu beni tanır. Sen git! Akşam vaktinin &ccedil;ıkmak &uuml;zere olduğunu s&ouml;yle!) dedim. O da gidip s&ouml;yledi. (Gece eve gidince yatsıyla beraber cem edeceğim) dedi. Bizi kandırmaktaki maksadı ne olabilir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p İslamiyet&rsquo;i yıkmaya &ccedil;alışan b&ouml;ylelerine zındık denir. Zındıkların tek maksadı m&uuml;minlerin imanlarını &ccedil;almaktır.</p>

<p><strong>Sual:</strong> Bazı ateistler, &quot;dinleri, tanrı fikrini insanlar siyasi sebeplerle, insanlara h&uuml;kmedebilmek i&ccedil;in kendileri uydurmuştur&quot; diyorlar, b&ouml;yle diyenlere ne demelidir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bu konuda Seadet-i Ebediyye kitabında ş&ouml;yle denmektedir:</p>

<p>Kom&uuml;nist memleketlerde &#39;tanrısızlar&#39;, &#39;ateistler&#39; dernekleri kurarak, yalanlar ve iğren&ccedil; iftiralarla İslamiyeti k&ouml;t&uuml;lemeye uğraşıyorlardı. Buna karşılık, M&uuml;sl&uuml;manlara s&ouml;z hakkı tanımıyorlardı. Cevap vermeyi, İslamiyetin kudsiyetini, y&uuml;celiğini ve tarih boyunca medeniyete ışık tuttuğunu, vesikalarla bildirmeyi yasak ederlerdi. B&ouml;yle davranışları, akıl, ilim ve adalet karşısında haksız olduklarını g&ouml;steren en değerli bir vesikadır. Moskova&#39;da yayınlanan bir dergide;</p>

<p>&ldquo;Cahil insanları ilahlara taptırmak ve ilahların adetlerini azaltarak &uuml;&ccedil;e, nihayet bire indirmek, siyasetin bir oyunudur. Allah yaratan değil, siyasi sebeplerle insanların yarattığı bir fikirdir. Ahiret, Cennet, Cehennem laflarını da, Mısır&#39;daki firavunların papazları ortaya &ccedil;ıkardı. Muhammed (aleyhissel&acirc;m) Peygamber olarak ortaya &ccedil;ıkmadı. Bu fikri senelerce m&uuml;cadeleden sonra, kendisinde hasıl olmuştu. Kur&#39;&acirc;n, Onun dini d&uuml;ş&uuml;ncelerini bildiren bir kitaptır&rdquo; diyor.</p>

<p>Kom&uuml;nistlerin bu yalan ve iftiralarının din ve tarih bilgilerine uymadığı meydandadır. Tek Allah dinini, ilk Peygamber olan &Acirc;dem aleyhisselam getirdi. &Ccedil;ok tanrı ve putlara tapınmanın, İdris aleyhisselamdan sonra meydana &ccedil;ıktığı Eyy&ucirc;b Sabri P&acirc;şa&#39;nın Mir&#39;&acirc;t-&uuml;l-Haremeyn kitabında uzun yazılıdır.</p>

<p>Ahirete, Cennete, Cehenneme iman etmek, Mısırlılardan asırlarca &ouml;nce, ta hazret-i &Acirc;dem ve hazret-i Nuh ve diğer Peygamberlerin zamanlarında vardı. Muhammed aleyhissel&acirc;m, ilk olarak Peygamber olduğunu bildirdi ve insanları bir Allaha inanmaya davet etti.</p>

<p>Aklı ve bilgisi olan herkes, İslam d&uuml;şmanlarının b&ouml;yle cahilce ve ahmak&ccedil;a sa&ccedil;malarına ancak g&uuml;ler.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong><br />
<br />
<b>(İc&acirc;zet) </b>ve <b>(Hil&acirc;fet), </b>t&acirc;liblerin kalblerine ihl&acirc;s yerleşdirmesi i&ccedil;in, olgun birisine izn vermek demekdir. Kendisine izn verilen z&acirc;ta <b>(Hal&icirc;fe) </b>vey&acirc; <b>(Ves&icirc;le) </b>denir. Kendisine izn verilecek z&acirc;tın b&acirc;tınının [ya&rsquo;n&icirc; kalbi ve diğer d&ouml;rt lat&icirc;fesinin] nisbete ve h&acirc;llere kavuşmuş olması, k&ouml;t&uuml; huylardan temizlenmiş, iyi huylarla s&uuml;slenmiş olması ve sabr, tevekk&uuml;l, kan&acirc;&rsquo;at, rız&acirc;, tesl&icirc;m s&acirc;hibi olması, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmaması l&acirc;zımdır. Bu y&uuml;ksek mertebe, ancak <b>(Selef-i s&acirc;lih&icirc;n)</b>e uymakla ele ge&ccedil;ebilir. [Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m ile T&acirc;bi&rsquo;&icirc;n-i ız&acirc;ma <b>(Selef-i s&acirc;lih&icirc;n) </b>denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; asrlarda gelen isl&acirc;m &acirc;limlerine, <b>(Halef-i s&acirc;dık&icirc;n) </b>denir.] Bu h&acirc;ller ve keyfiyyetler kalbde h&acirc;sıl olmadan, va&rsquo;z etmesi i&ccedil;in izn vermek har&acirc;mdır. Tesavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin yolunu bozmak olur. Birisini mağr&ucirc;r yapmak [kendini beğenmesine sebeb olmak], bir t&acirc;libi, bir &acirc;şıkı da acemi ellere d&uuml;ş&uuml;rerek mahr&ucirc;m etmek, akla da, isl&acirc;miyyete de uygun değildir. [Şimdi T&uuml;rkiyede hak&icirc;k&icirc; tar&icirc;kat, m&uuml;rşid, m&uuml;r&icirc;d, şeyh yokdur. Vardır diyenlere, şeyh olduğunu s&ouml;yliyenlere inanmamalıdır. Sahte şeyhlerin, c&acirc;hil tar&icirc;katcıların tuzaklarına d&uuml;şmemek i&ccedil;in uyanık olmalıdır.]</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001&amp;bookPage=768" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001&amp;bookPage=768</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=6290]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 14:38:52 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Dinimizle ilgili çeşitli sorular]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İslam&rsquo;ın beş şartı, ne zaman farz oldu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Şu zamanlarda oldu:<br />
1- <b>Kelime-i şehadet:</b> M&uuml;sl&uuml;manlığın başlangıcında farz oldu. Beş şarttan ilk farz olan budur.<br />
2- <b>Beş vakit namaz:</b> Hicretten bir yıl &ouml;nce mirac gecesinde farz oldu.<br />
3- <b>Ramazan-ı şerif orucu:</b> Hicretin ikinci yılında, Şaban ayında farz oldu.<br />
4- <b>Zek&acirc;t vermek:</b> Orucun farz olduğu yıl, Ramazan ayında farz oldu.<br />
5- <b>Hac:</b> Hicretin dokuzuncu yılında farz oldu.<br />
<br />
<b>D&ouml;rt temel hadis-i şerif<br />
Sual: </b>İslamiyet&rsquo;in temelini bildiren d&ouml;rt hadis-i şerif hangisidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslamiyet&rsquo;in d&ouml;rt temeli, şu d&ouml;rt hadis-i şerifle bildirilmiştir:<br />
<b>1- (Ameller niyetlere g&ouml;redir.)</b> [Buhari]<br />
<br />
<b>2- (Helal ve haram meydandadır.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>3- (Davacının şahit g&ouml;stermesi ve davalının yemin etmesi lazımdır.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>4- (Kendi i&ccedil;in istediğini, din kardeşi i&ccedil;in de istemeyen, imanı k&acirc;mil olmaz.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
Bu hadis-i şeriften birincisi ibadet bilgilerinin, ikincisi muamelat bilgilerinin, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; adalet bilgilerinin, d&ouml;rd&uuml;nc&uuml;s&uuml; de ahlak bilgilerinin temelidir. <b>(Herkese Lazım Olan İman)</b><br />
<br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;manlık gelmeden &ouml;nce, o zamanki insanlar, bakamayız diyerek fakirlik sebebiyle &ccedil;ocuklarını &ouml;ld&uuml;r&uuml;yorlarmış. Kız &ccedil;ocuklarını da diri diri g&ouml;m&uuml;yorlarmış. İslamiyet gelince bu durumu yasaklamış mıdır? Yasaklamışsa bu konudaki &acirc;yet ve hadisler nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konudaki bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(&Ccedil;ocuklarınızı yoksulluk korkusuyla, ge&ccedil;im endişesiyle &ouml;ld&uuml;rmeyin. Onların da, sizin de rızkınızı biz veririz. Onları &ouml;ld&uuml;rmek elbette &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;nahtır.)</b> [İsra 31]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ana babayı &uuml;zmeyi, kız &ccedil;ocuklarını diri diri g&ouml;mmeyi, dilenmeyi haram kıldı. Dedikoduyu, &ccedil;ok sual sormayı ve malı israf etmeyi &ccedil;irkin buldu.) </b>[Buhari, M&uuml;slim, Ebu Davud]<br />
<br />
<b>Sual: </b>Yabancılar, m&uuml;sl&uuml;manlıkta sevginin olmadığını, sevgi hakkında Kur&#39;anda hi&ccedil;bir &acirc;yet bulunmadığını s&ouml;yl&uuml;yorlar. Bu hususta bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;manlık, sevgi, kardeşlik, af, mağfiret ve g&uuml;zel ahlak dinidir. Kur&#39;an-ı kerim, hadis-i şerifler ve İslam tarihi bunun sayısız &ouml;rnekleriyle doludur.<br />
<br />
Sevgi hakkındaki sayısız &acirc;yet-i kerimelerden birka&ccedil;ı mealen ş&ouml;yle:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; şunları sever:<br />
<b>(İyilik edenleri sever.) </b>[Bekara 195]<br />
<br />
<b>(Sabredenleri sever.) </b>[A.İmran 146]<br />
<br />
<b>(İhsan edenleri sever.) </b>[A.İmran 134]<br />
<br />
<b>(Adalet edenleri sever.) </b>[Maide 42]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; şunları sevmez:<br />
<b>(Zalimleri sevmez.) </b>[A. İmran 57]<br />
<br />
<b>(Fesat&ccedil;ıları sevmez.) </b>[Maide 64]<br />
<br />
<b>(İsraf edenleri sevmez.) </b>[Enam 141]<br />
<br />
<b>(Kibirlenenleri sevmez.) </b>[Nahl 23]<br />
<br />
<b>(&Ccedil;irkin s&ouml;z&uuml;n a&ccedil;ıklanmasını sevmez.) </b>[Nisa 148]<br />
<br />
<b>Hadis-i şeriflerde sevgi<br />
<br />
(Kendi i&ccedil;in sevdiğini arkadaşı i&ccedil;in sevmeyen, m&uuml;min olamaz.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah indinde en sevgili kimseler, ahlak&ccedil;a en g&uuml;zel olanlardır. Bunlar, başkaları ile &uuml;lfet ederler, kendileri ile de kolayca &uuml;lfet olunur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevmediği kimseler ise, laf taşıyanlar, kusur araştıranlar, iki kişinin arasını a&ccedil;anlardır.) </b>[Hatib]<br />
<br />
<b>(İyiliği, iyilik edeni sevin! ) </b>[Ebuşşeyh]<br />
<br />
<b>(Allah tektir, teke riayet edeni sever.) </b>[Beyheki]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, komşusuna ve zimmilere zulmedeni sevmez.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı seven haya sahibi olur.) </b>[Ramuz]<br />
<br />
<b>(M&uuml;min olmadık&ccedil;a Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedik&ccedil;e de m&uuml;min olamazsınız.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Aşık olup, sevgisini gizleyen ve iffetini muhafaza eden, şehit olarak &ouml;l&uuml;r.) </b>[Hatib]<br />
<br />
<b>(Seven sevdiği ile beraberdir.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>Hazret-i &Acirc;dem&#39;e secde<br />
Sual: </b>Allah&rsquo;tan başkasına secde edilmediğine g&ouml;re, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i &Acirc;dem&#39;e secde edilmesini ni&ccedil;in emretmiştir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>&Acirc;dem&#39;e secde edin </b>emri, <b>&Acirc;dem&#39;e doğru secde edin </b>demektir. Nasıl biz, K&acirc;be i&ccedil;in değil de, K&acirc;be istikametine secde ediyorsak, melekler de &Acirc;dem aleyhisselama doğru secde ettiler. Fakat İblis secde etmedi. Halbuki <b>İblis</b>,<b> </b>daha &ouml;nce hep secde ederdi. Kendini Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;den &uuml;st&uuml;n g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in ona doğru secde etmedi. <b>(Mektubat-ı Rabbani)</b><br />
<br />
&Acirc;dem aleyhisselamdan, İbrahim<b> </b>aleyhisselama kadar, selamlaşma, birbirine secde etmekle olurdu. Sonra, bunun yerine boynuna sarılmakla oldu. Muhammed aleyhisselam zamanında, el ile m&uuml;safeha s&uuml;nnet oldu.<br />
<br />
<b>Araplar ve bedeviler<br />
Sual: </b>Tevbe suresinin 97. &acirc;yetinde, <b>(A&rsquo;rabiler</b> [bedeviler] <b>k&uuml;f&uuml;r ve nifakta daha beter)</b> deniyor. Bunun a&ccedil;ıklaması nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tefsirlerde, <b>A&rsquo;rab </b>kelimesi, <b>bedevi</b> olarak ge&ccedil;mektedir. K&acirc;dı Beydavi tefsirinde, bu &acirc;yetin a&ccedil;ıklamasında buyuruluyor ki:<br />
Şehirden uzak, &ccedil;&ouml;lde yaşayan bedeviler, k&uuml;f&uuml;r ve nifak y&ouml;n&uuml;nden şehir halkından daha ileridedir. Bedevilerin şehir medeniyetinden uzak kalışları, kalblerinin kasvetli oluşu, ilim ehli ile az g&ouml;r&uuml;şmeleri, kitap ve s&uuml;nneti az bilmeleri sebebiyle onlar bu duruma d&uuml;şm&uuml;şlerdir.<br />
<br />
Bu tefsirin Şeyhz&acirc;de haşiyesinde de ş&ouml;yle buyuruluyor:<br />
Buradaki A&rsquo;rab kelimesi Arap milleti değildir. A&rsquo;rab şehir dışında, &ccedil;&ouml;lde yaşayan b&acirc;diye halkıdır. <b>(Arabı sevmek imandandır)</b> hadis-i şerifi, A&rsquo;rabi ile Arabın farklı olduğuna delildir. Zira <b>Arap</b> &ouml;v&uuml;l&uuml;yor, <b>A&rsquo;rab </b>ise k&ouml;t&uuml;leniyor. A&rsquo;rabiler, yani bedeviler, terbiye altına girmek istemeyen, isyank&acirc;r ve kalbleri kararmış vahşi kimselerdir. İlim ehli ile g&ouml;r&uuml;şmezler, Allah&rsquo;ın kitabını, Resulullahın kalblere şifa veren s&ouml;zlerini dinlemezler. Bunlar, elbette sabah akşam ilim ve hikmet ehlinin ve Resulullahın sohbetini dinleyenlerle aynı olamaz. Şehirde yaşayanla b&acirc;diyede yaşayan arasındaki fark, dağda yetişen meyve ile bah&ccedil;ede [tekniğe uygun olarak] yetiştirilen meyveye benzer. <b>(2/448)</b><br />
<br />
Bedevilerin M&uuml;sl&uuml;manları da elbette vardır. Fakat h&uuml;k&uuml;m ekseriyete g&ouml;re verilir. <b>(Bu &acirc;yet-i kerimedeki A&rsquo;rabilerden maksat, M&uuml;sl&uuml;manların arasında yetişen m&uuml;rtedler ve m&uuml;nafıklardır. Bunların k&acirc;firlik ve nifakları, diğer k&acirc;firlerden daha şiddetlidir)</b> diyen &acirc;limler de olmuştur.<br />
<br />
<b>Sual: </b>İslam huzurlu olmaya yeterli mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette.<br />
Yetmez diyen, h&acirc;ş&acirc;, eksik g&ouml;ndermiş diye Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya kusur isnat etmiş olur. İslam&rsquo;a tam uyan tam huzurlu olur. İslamiyet, insanların d&uuml;nya ve ahiret saadetine kavuşmaları i&ccedil;in ihsan edilmiştir. Ama insanın itikadda ve amelde noksanı olursa huzursuz olabilir.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Hristiyanın m&uuml;rtedi ile m&uuml;sl&uuml;manın m&uuml;rtedi aynı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, k&acirc;firlerin hepsi bir dinden sayılır.<br />
<br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;manlığın gayesi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İslam dininin gayesi, <b>(Dini, aklı, nesli, bedeni ve malı korumak) </b>olarak bildirilmiştir.<br />
<br />
Bu beş esasın gayesi de, imanı muhafaza ederek M&uuml;sl&uuml;man olarak &ouml;lmektir. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;man olarak can veriniz!) </b>[&Acirc;l-i İmran 102]<br />
<br />
<b>Sual: </b>Bilmeden İslamiyet&rsquo;e uygun yaşayan, d&uuml;nyada faydasını g&ouml;r&uuml;r m&uuml;?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına &ccedil;ok acıdığı i&ccedil;in, rahat ve saadet menbaı olan dinlerini g&ouml;nderdi. Dinlerin sonuncusu İslam dinidir. Diğer dinler, k&ouml;t&uuml; insanlar tarafından değiştirildi. M&uuml;sl&uuml;man olsun, k&acirc;fir olsun, herhangi bir insan, bilerek veya bilmeyerek İslamiyet&rsquo;e uygun yaşarsa, d&uuml;nyada hi&ccedil; sıkıntı &ccedil;ekmez. Rahat ve neşe i&ccedil;inde yaşar. Avrupa&rsquo;da ve Amerika&rsquo;da İslamiyet&rsquo;e uygun &ccedil;alışan k&acirc;firler b&ouml;yledir. Fakat, k&acirc;firlere ahirette hi&ccedil; sevap ve m&uuml;kafat verilmez. B&ouml;yle &ccedil;alışan, eğer m&uuml;sl&uuml;man ise, ahirette de sonsuz saadete kavuşacaktır.<br />
<br />
<b>Sual: </b>Şemsi ve Kameri yıl başlangıcı neye g&ouml;re oldu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimiz 622 yılında Mekke&rsquo;den Medine şehrine hicret eyledi. Eyl&uuml;l ayının yirminci pazartesi g&uuml;n&uuml;, Medine&rsquo;nin Kuba k&ouml;y&uuml;ne geldi. Bu tarih m&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;in <b>Şemsi </b>yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci g&uuml;n&uuml; de, <b>Kameri </b>yılbaşı oldu.<br />
<br />
<b>Kiliseye gitmek<br />
Sual:</b> Gezmek i&ccedil;in, kiliseye gitmekte, mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İbni Abidin hazretleri, (Kilisede şeytanlar toplanır) buyuruyor. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
Bir ihtiya&ccedil; olmadan, şeytanların toplandığı yere gidilmez. Hele, oradaki &acirc;yinlere katılmak ve papazdan dua etmesini istemek, hi&ccedil; caiz olmaz. Onların &acirc;yinlerini beğenmek ise k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Mısır&rsquo;daki firavunların mezarlarını, merak edildiğinde, m&uuml;ze gezer gibi gidip gezmekte bir mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Caizdir.<br />
<br />
<b>&ldquo;Muhakkak kurtuldu&rdquo; ne demek?<br />
Sual: </b>&Acirc;yet ve hadislerde (Şunu yapan kurtuldu) gibi mazi fiili, yani ge&ccedil;miş zaman ifadeleri kullanılıyor. Kurtulma işi, gelecekte yani &acirc;hirette olmayacak mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Allah indinde zaman yoktur. Bir de bir şey muhakkak olacaksa, onu olmuş bilmek gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; <b>(Kurtuldu) </b>diyorsa, o iş kesindir, mutlaka olacak demektir. Kur&#39;an-ı kerimde (Kad eflaha=Muhakkak kurtuldu) ifadesi ge&ccedil;en iki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(M&uuml;minler, muhakkak kurtuldu.)</b> [M&uuml;minun 1]<br />
<br />
<b>(Nefsini tezkiye eden kurtuldu.) </b>[Şems 9]<br />
<br />
Tezkiye, g&uuml;nahtan, k&uuml;f&uuml;rden temizlenmek demektir. Demek ki g&uuml;nahtan, k&uuml;f&uuml;rden temizlenen kimse muhakkak kurtulmuştur. &Uuml;&ccedil; hadis-i şerif:<br />
<b>(Susan kurtuldu.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kıyamette ilk sual, namazdan olacaktır. Namazı doğru kılan kurtuldu.)</b> [Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(Men terekes-sal&acirc;te m&uuml;teammiden fekad kefere</b>=Namazı kasten terk eden k&acirc;fir oldu.<b>)</b> [Taber&acirc;n&icirc;]<br />
<br />
Hanef&icirc; mezhebinde, namaz kılmayana k&acirc;fir denmez. Hanef&icirc; &acirc;limleri, bu hadis-i şerifi, (Namaz kılmayan kimse, zamanla namaza &ouml;nem vermez, &ouml;nem vermeyince de, imanını kaybedip k&acirc;fir olur) diye a&ccedil;ıklamışlardır.<br />
<br />
<b>Allah isteyene verir<br />
Sual:</b> (Allah, ilmi isteyene, malı istediğine verir) deniyor. Malı da, ilim gibi isteyene vermez mi? İstemediği h&acirc;lde verdiği de olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, ilim gibi, malı da isteyene verir. İstemediği h&acirc;lde verdiği de olur. İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(İsteyene &acirc;hiret nimetlerini, isteyene de d&uuml;nya nimetlerini veririz.) </b>[Şura 20]<br />
<br />
<b>(Yalnız d&uuml;nya i&ccedil;in yaşamak, eğlenmek isteyenlerin &ccedil;alışmalarının karşılığını, hi&ccedil;bir şey esirgemeden </b>[sağlık, mal, para, makam, ş&ouml;hret gibi] <b>bol bol veririz. Bunlara &acirc;hirette yalnız Cehennem ateşi vardır. Emekleri boşa gider.) </b>[Hud 15, 16]<br />
<br />
İstemek, sebebe yapışmak, yani &ccedil;alışmak gerekir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, d&uuml;nya nimetlerine ve &acirc;hiret nimetlerine kavuşmak i&ccedil;in &ccedil;alışanlara, dilediklerini vereceğini v&acirc;dediyor. <b>(M&uuml;sl&uuml;man olmasa da, d&uuml;nya nimetlerini &ccedil;alışan herkese veririm)</b> buyuruyor. O h&acirc;lde, ilim olsun, mal olsun, &ccedil;alışan karşılığına kavuşur. Fetih s&ucirc;resinin son &acirc;yet-i kerimesinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, inanıp iyi işler yapanlara b&uuml;y&uuml;k m&uuml;k&acirc;fat vereceğini bildiriyor. Bir kimse, bilerek istemediği h&acirc;lde, ona hidayet verebilir, mal verebilir, makam verebilir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>(Her isteyene veririm)</b> buyurması adalettir. <b>(İstediğime veririm) </b>buyurması da ihsandır.<br />
<br />
<b>G&uuml;n&uuml; değerlendirmek</b><br />
<b>Sual: </b>Bir g&uuml;n&uuml; değerlendirmek i&ccedil;in ne yapmalı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri buyuruyor ki: Ecel gelince, bir g&uuml;n izin istense de, ele ge&ccedil;mez. Bug&uuml;n, bu nimet elimizdedir. Bug&uuml;n, ecelin geldiğini, şimdi, o g&uuml;nde bulunduğunu, sana bir g&uuml;n izin verildiğini farz et! O h&acirc;lde, bug&uuml;n&uuml; elden ka&ccedil;ırmaktan, bununla, ebed&icirc; saadete kavuşmamaktan daha b&uuml;y&uuml;k ziyan olur mu?<br />
<br />
Adev&icirc;ye Hatun, sabah uyanınca <b>(Bug&uuml;n &ouml;leceğim g&uuml;nd&uuml;r)</b> der, akşama kadar g&uuml;nahlardan ka&ccedil;ar, ibadetlerini yapardı. Akşam olunca da, <b>(Bu gece, &ouml;leceğim gecedir) </b>der geceyi de değerlendirirdi.<br />
<br />
<b>Farzları &ouml;ğrenmek farzdır</b><br />
<b>Sual:</b> Ailesi d&ouml;nme olan bir hoca, <em>(32 Farz, 54 Farz diye bir şey yoktur. Bu farzlar bid&rsquo;attir, dine d&uuml;şmanlık i&ccedil;in &ccedil;ıkarılmıştır</em>) diyor. Farzları &ouml;ğrenmenin dine d&uuml;şmanlıkla ne ilgisi var?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&ouml;nmelerin i&ccedil;inde samimi d&ouml;nenler azdır. 360 derece d&ouml;nenlerine crypto [kripto] da deniyor. Bunlar, takıyye yapıp, yani inan&ccedil;larını gizleyip, İslam &acirc;limlerini, dolayısıyla İslamiyet&rsquo;i k&ouml;t&uuml;lemek i&ccedil;in b&ouml;yle saldırılarda bulunuyorlar. Bid&rsquo;at, dinde olmayan bir şeyi din diye ortaya &ccedil;ıkarmaktır. Farzlar, sonradan &ccedil;ıkarılmış bir şey değil ki bid&rsquo;at olsun. Kolay &ouml;ğrenilmesi i&ccedil;in tasnif edilmiş. Dinde değişiklik yok. Hele, <em><b>(Dine d&uuml;şmanlık)</b></em> demek, bunu meydana &ccedil;ıkaran Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerine yapılmış &ccedil;ok &ccedil;irkin bir hakarettir.<br />
<br />
T&acirc;bi&icirc;n&rsquo;in en b&uuml;y&uuml;klerinden, Eshab-ı kiramı g&ouml;rmekle şereflenen Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi, fak&icirc;h, z&acirc;hid ve m&uuml;cahid bir zat olan Hasan-i Basr&icirc; hazretlerinin, <b>(Risale-i Erbaa ve Hamsin Fariza) </b>isimli eseri,<b> </b>54 farzın &ouml;nemini anlatan bir risaledir.<br />
<br />
Hanef&icirc; &acirc;limleri, namazın 12, abdestin 4, gusl&uuml;n 3, teyemm&uuml;m&uuml;n 2 veya 3 farzı olduğunu, İmanın şartının 6, İslam&rsquo;ın şartının da 5 olduğunu bildirmişlerdir. Bunların hepsi 32 farz etmektedir. 32 farzın &ouml;nemi hakkında bir&ccedil;ok kitap yazılmıştır. Mesela <b>Mızraklı İlmih&acirc;l</b>&rsquo;de, bu husus g&uuml;zel a&ccedil;ıklanmaktadır.<br />
<br />
Bunlara orucun ve haccın farzları da ilave edilse, bid&rsquo;at veya dine d&uuml;şmanlık mı olur? Kriptoların b&ouml;yle iddialarına itibar etmemelidir.<br />
[<b>Kripto</b>; d&icirc;n&icirc; ve siy&acirc;s&icirc; inancını gizleyen, M&uuml;sl&uuml;man, hatt&acirc; dindar g&ouml;r&uuml;n&uuml;p, takıyye yapan hain kimse yani m&uuml;nafık demektir.]<br />
<br />
<b>İslamiyet sevgi dinidir</b><br />
<b>Sual: </b>Hristiyan bir tanıdık, Kur&rsquo;anda ge&ccedil;en azap &acirc;yetlerini ve Cehennem kelimelerini teker teker saymış. Bunlar &ccedil;ok olduğu i&ccedil;in M&uuml;sl&uuml;manlığın sevgiden uzak olduğunu s&ouml;yledi. Cehennem kelimesi ve azap &acirc;yetleri niye &ccedil;oktur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Azap &acirc;yetleri ile, (Şu g&uuml;nahları işlerseniz Cehenneme gidersiniz) gibi ifadelerin &ccedil;ok olması, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhametinin &ccedil;ok olmasından dolayıdır. İnsanları sevmesi ve merhameti o kadar &ccedil;ok ki, (Aman Cehenneme d&uuml;şmeyin, Cehennemin azabı &ccedil;ok şiddetlidir) diye hep tekrar ediyor. &Ccedil;ok tekrar etmesi merhametinin &ccedil;okluğundandır. Yoksa bir kere denirdi. Aynı şeylerin hep tekrar edilmesi, (Akıllı olun, kendinize zulmetmeyin, yoksa Cehenneme gidersiniz) anlamında bir ikazdır.<br />
<br />
Bir anne, &ccedil;ok sevdiği &ccedil;ocuğuna da b&ouml;yle ikazlarda bulunur. (Aman evladım şunu yapma, şuraya gitme. &Ccedil;ukura d&uuml;şersin. Elindeki bı&ccedil;akla oynama, bir yerini kesersin. K&ouml;t&uuml; insanlarla gezme, uyuşturucuya alışırsın. Denizde fazla a&ccedil;ılma, boğulursun. K&ouml;pekle oynama, hastalık bulaşır) der. K&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuğuna da, (Şunu yapma d&ouml;verim ha, o pistir, ona dokunma) gibi s&ouml;zler s&ouml;ylemesi, &ccedil;ocuğuna olan merhametinden, şefkatinden dolayıdır. &Ccedil;ocuğuna zarar gelecek diye korkmaktadır. &Ccedil;ocuğu ikaz etmemek, başıboş bırakmak ona k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da, yanlış işlere d&uuml;şmememiz i&ccedil;in sık sık bizi ikaz ediyor. Bu ikazların &ccedil;okluğu, İslamiyet&rsquo;in sevgi dini olduğunu g&ouml;sterir. Bir de M&uuml;sl&uuml;manlıkta işlenen g&uuml;nahların nasıl affolacağının yolu da g&ouml;steriliyor. (Nefsinize, şeytana uyup g&uuml;nah işlemişseniz, namaz kılar, oru&ccedil; tutar ve dinin diğer emirlerini yerine getirirseniz g&uuml;nahlarınız affolur, Cennete girersiniz) deniyor. Bundan daha iyisi olmaz. Serbest, başıboş bırakmak, iyilik değil, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olur.<br />
<br />
<b>Oylamaya katılmak gerekir mi?</b><br />
<b>Sual:</b> D&uuml;nya tarihinin en &ouml;nemli 100 lideri diye oylama yapılıyor. Peygamber efendimizin kazanması i&ccedil;in oy vermek gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, oy vermek gerekmez. Aksine M&uuml;sl&uuml;manlar hi&ccedil; oy kullanmamalı. Oy kullanmamakla, b&ouml;yle bir şeyin yanlış olduğunu g&ouml;stermeli. Oylamada başkası kazanırsa, &acirc;lemlere rahmet olarak g&ouml;nderilen Peygamber efendimizden h&acirc;ş&acirc; &uuml;st&uuml;n m&uuml; olacak? Peygamber efendimizi, başka insanlarla kıyaslamak, bunun i&ccedil;in oylama yapmak hi&ccedil; caiz olmaz.<br />
<br />
Başka bir g&uuml;n de, <em>(Allah var mı?)</em> diye oylama yapsalar, &ccedil;oğunluk yok dese, h&acirc;ş&acirc; doğrusu o mu olacak? İyi k&ouml;t&uuml;, doğru yanlış, oy &ccedil;okluğu ile nasıl tespit edilir? K&ouml;t&uuml;lerin h&acirc;kim olduğu &ccedil;oğunluğa uymak yanlış olur. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Yery&uuml;z&uuml;ndeki insanların &ccedil;oğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar.)</b> [Enam 116]<br />
<br />
<b>Herkese L&acirc;zım Olan İman</b> kitabında, (Amerika&rsquo;da, en b&uuml;y&uuml;k insan yarışmasında, en &ccedil;ok oy alan Muhammed &ldquo;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&rdquo; olmuştur) deniyor. Burada, k&acirc;firlerin bile Peygamber efendimizi, takdir ettikleri anlatılıyor. Yoksa (M&uuml;sl&uuml;manlar b&ouml;yle bir oylamaya katılmalı) denmiyor. Onlar ne yaparsa yapsın, M&uuml;sl&uuml;manlar, b&ouml;yle anketlere katılmamalı ve oy vermesi i&ccedil;in hi&ccedil; kimseyi teşvik de etmemelidir.<br />
<br />
<b>Dine uymak din istismarı mı?</b><br />
<b>Sual:</b> Batı hayranı biri diyor ki:<br />
<em>(Biz tesett&uuml;re karşı değiliz, fakat kapalı gezen kadınlar, d&icirc;n&icirc; siyasete alet ediyorlar. D&icirc;n&icirc; ve d&icirc;n&icirc; değerleri prim toplamak i&ccedil;in kullanıyorlar. Namaza da karşı değiliz, fakat namaz kılanlar, din istismarı yapıp, dinden prim toplamaya &ccedil;alışıyorlar. Hacca da karşı değiliz. Fakat hacca gidip kendilerine hacı baba, hacı amca dedirtiyorlar, b&ouml;ylece dini istismar edip prim kazanmaya &ccedil;alışıyorlar. Biz Abd&uuml;lkadir-i Geyl&acirc;n&icirc; ve diğer zatlara karşı değiliz, fakat onları istismar edenlere, &ouml;l&uuml;lerinden yardım bekleyenlere karşıyız. Onlardan himmet geliyor diye, onları putlaştırıyorlar. B&ouml;ylece istismardan prim topluyorlar. &Ouml;l&uuml; yardım edemez, Allah&#39;tan istemeli.)</em><br />
Bu kimse, dinin emrine uymayı din istismarı olarak mı g&ouml;r&uuml;yor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Dinin emrine uymayı sadece din istismarı olarak g&ouml;rmekle kalmıyor, din istismarcılığı olarak da su&ccedil;luyor. Hangi konuda olursa olsun, dine uyanların dini istismar ettiklerini, prim topladıklarını s&ouml;ylemek art niyetli olmaktır. Yapılan şey, madd&icirc; bir menfaat i&ccedil;in yapılıyorsa, ancak o zaman din istismarından bahsedilebilir. Namaz kılan, oru&ccedil; tutan kimselerin bir menfaat i&ccedil;in art niyetle yaptığı nasıl s&ouml;ylenir? Her tesett&uuml;rl&uuml;ye, namaz kılana veya hacca giden herkese dini istismar ediyor denir mi? Gayrim&uuml;slimlerde olduğu gibi, i&ccedil;imizdeki batı hayranlarında da bir <b>İslamofobi </b>var. M&uuml;sl&uuml;manın yaptığı her ibadette bir art niyet aranır mı?<br />
<br />
Vefat etmiş evliya zatları vasıta kılarak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan yardım istemenin dine aykırı bir y&ouml;n&uuml; yoktur. Bu kimse, Vehh&acirc;b&icirc;lerden etkilenmiş olabilir. Onlar tasavvufa, yani evliyalığa d&uuml;şman oldukları i&ccedil;in keramete inanmazlar. Evliya zatları put kabul ederler. Bir de, (Senin &ouml;lm&uuml;ş evliyadan istediğin oldu mu? Falanca arkadaşını hapisten &ccedil;ıkarabildin mi? &Ouml;l&uuml; olduğu i&ccedil;in yardım edemedi) diyorlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua edince de, yine arkadaş hapisten &ccedil;ıkmıyor. H&acirc;ş&acirc; Allah diri değil mi? Demek ki duamızın kabul edilmemesinin bir sebebi vardır. B&uuml;y&uuml;k zatları vesile kılıp dua edince, duamız kabul olmamışsa, bunun da bir sebebi vardır. Vefat etmiş evliya zata yardım ettiren de, yine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın izni olmadan kimse, kimseye yardım ve şefaat edemez.<br />
<br />
<b>K&acirc;fire de farz var mı?</b><br />
<b>Sual: </b>Kitaplarda, <b>(Şunları yapmak herkese farzdır)</b> deniyor. Herkes denince bir ayrım yapılmamış oluyor. Buna, kadın erkek, zengin fakir, m&uuml;min k&acirc;fir herkes d&acirc;hil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunlar konusuna g&ouml;re değişir, d&acirc;hil olduğu yer olur, d&acirc;hil olmadığı yer olur. Mesela, <b>(G&uuml;nahlarına tevbe etmek, herkese farzdır) </b>denince, kadın erkek, zengin fakir her M&uuml;sl&uuml;man anlaşılır, k&acirc;fir anlaşılmaz. Hanef&icirc;&rsquo;de, k&acirc;fire iman etmekten başka farz yoktur. Hi&ccedil;bir ibadet ona farz değildir. Hi&ccedil;bir g&uuml;nahtan sorumlu olmaz. &Acirc;hirette niye namaz kılmadın, niye oru&ccedil; tutmadın denmez. Sadece<b> (Niye inanmadın?)</b> diye sorulur. M&uuml;sl&uuml;mana ise, yapmaya mecbur olduğu her ibadet sorulur. Fakir M&uuml;sl&uuml;mana, <b>(Niye zek&acirc;t vermedin?) </b>diye sorulmaz.<br />
<br />
<b>(K&acirc;inattaki hesaplı nizama bakmak ve bunlardaki incelikleri d&uuml;ş&uuml;nmek, herkese farzdır)</b> denince, <b>herkes</b> kelimesinin i&ccedil;ine aklı olmayanlar girmez. Fakat k&acirc;firler girer. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; k&acirc;firden iman etmesi isteniyor. Mesela g&ouml;kler direksiz duruyor, G&uuml;neş asırlardır ısı ve ışık veriyor, Ay ve gezegenler d&ouml;n&uuml;yor. Bunların kendiliğinden olmadığını d&uuml;ş&uuml;nmek gerekir. Bunu d&uuml;ş&uuml;nmek de bir yaratıcıya inanmaya g&ouml;t&uuml;r&uuml;r. Bu bakımdan buradaki <b>(Herkese farzdır)</b> ifadesinin i&ccedil;ine k&acirc;firler de girer.<br />
<br />
<b>İmanlıya farklı hitap</b><br />
<b>Sual: </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, m&uuml;mine ve k&acirc;fire hitabı ve farz ettiği şeyler farklı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, hitabı da farklı, farz ettiği şeyler de farklıdır. M&uuml;mine, amel ve ibadeti, k&acirc;fire de iman etmesini emrediyor. M&uuml;nafıklara da ikiy&uuml;zl&uuml; olmaktan vazge&ccedil;melerini, iman edip ihl&acirc;slı olmalarını emrediyor. Yani m&uuml;mine ibadeti, k&acirc;fire imanı, m&uuml;nafığa da imanı ve ihl&acirc;sı farz etmiştir.<br />
<br />
M&uuml;minlere ameli emreden iki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Ey iman edenler, Kıyamet gelmeden &ouml;nce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın!) </b>[Bekara 254]<br />
<br />
<b>(Ey iman edenler, yaptığınız hayırlarınızı başa kakmak ve incitmek s&ucirc;retiyle boşa &ccedil;ıkarmayın!) </b>[Bekara 264]<br />
<br />
K&acirc;firlere iman etmeyi, Allah&#39;ın varlığına inanmayı bildiren iki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Ey k&acirc;firler, Allah&rsquo;ı bırakıp da taptığınız putlar sizin gibi yaratıktır. </b>[Putların ilahlığı hakkındaki davanızda] <b>doğru iseniz </b>[putlara ve kendinize g&uuml;veniyorsanız], <b>onları &ccedil;ağırın da, size cevap versinler </b>[ihtiya&ccedil;larınızı g&ouml;rs&uuml;nler, size yardım etsinler!]<b>)</b> [Araf 194]<br />
<br />
<b>(Ey k&acirc;firler, &ouml;l&uuml; iken sizi diriltti, sonra &ouml;ld&uuml;recek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O&#39;na d&ouml;neceksiniz. </b>[Orada hesaba &ccedil;ekileceksiniz.]<b> &Ouml;yleyken Allah&#39;ı nasıl ink&acirc;r edersiniz?) </b>[Bekara 28]<br />
<br />
İkinci dirilme kabirde olacaktır. İmam-ı Nesef&icirc; de bu &acirc;yetin kabir azabı ve nimetine işaret ettiğini bildirmiştir. <b>(Tefsir-i Şeyhzade)</b><br />
<br />
M&uuml;nafıkların ikiy&uuml;zl&uuml; oldukları hakkında iki &acirc;yet-i kerime:<br />
(<b>Bu m&uuml;nafıklar, m&uuml;minlerle karşılaşınca, &ldquo;Biz de iman ettik&rdquo; derler. H&acirc;lbuki şeytanlarıyla </b>[Kendilerini aldatan liderleriyle, elebaşlarıyla]<b> beraber iken, &ldquo;Biz sizdeniz, biz inananlarla alay ediyoruz&rdquo; derler.)</b> [Bekara 14]<br />
<br />
<b>(M&uuml;nafıklar, </b>[Kalblerindeki k&uuml;fr&uuml; gizleyip imanlı g&ouml;r&uuml;nerek] <b>Allah&rsquo;a hile yapmaya,</b> <b>oyun oynamaya kalkışıyorlar; h&acirc;lbuki Allah, onların oyunlarını başlarına ge&ccedil;irir.)</b> [Nisa142]</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin, din, iman bilgilerini &ouml;ğrenmeden, mal, m&uuml;lk, makam sahibi olmak i&ccedil;in &ccedil;alışması, dinimizce uygun mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İman edilecek şeyleri akla uydurmaya, beğendirmeye uğraşmak, cahillerle m&uuml;nakaşa edip, onların bozuk d&uuml;ş&uuml;nceleri ile uğraşmak ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi &ouml;ğrenmeden, namazı, abdesti, orucu, farzları, haramları bilmeden para kazanmaya kalkışmak, herkesten fazla zengin olmak i&ccedil;in doktorluk, m&uuml;hendislik, edebiyat, hukuk ilimleriyle uğraşmak, &ouml;mr&uuml; boş yere harcamak olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yemin ederim ki, İsa aleyhisselamın hİncilinde okudum; bir kimseyi tabuta koyduktan mezara bırakıncaya kadar; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ona kırk sual soracaktır. Birincisi, <strong>(Ey kulum! Yaşadığın kadar hep d&uuml;nya i&ccedil;in s&uuml;slendin, herkesin beğenmesi, h&uuml;rmet etmesi i&ccedil;in bir&ccedil;ok şeyler &ouml;ğrendin. Benim emrettiğim şeyleri de &ouml;ğrendin mi, istediklerimi yapıp, haram ettiklerimden ka&ccedil;ındın mı?)</strong>dır.&rdquo;</p>

<p><strong>İmanın</strong> <strong>sureti</strong> <strong>ve</strong> <strong>hakikati</strong> <strong>vardır<br />
Sual: Din kitaplarında, imanın da, ibadetlerin de hem sureti hem de hakikati var deniyor. Bu ne demektir ve imanın, ibadetlerin suretine kavuşanlar da ahirette kurtulacak, Cennete girecek midir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İslam dininin bir sureti, bir de hakikati, &ouml;z&uuml; vardır. Sureti, &ouml;nce iman etmek, sonra, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine ve yasaklarına uymaktır. İslam dininin suretine kavuşanların nefisleri ink&acirc;r ve isyan etmektedir. Bunların imanı, imanın suretidir. Kıldıkları namaz, namazın suretidir. Oru&ccedil; ve başka ibadetleri de b&ouml;yledir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nefis, insan varlığının temelidir. Herkes, &#39;ben&#39; deyince, nefsini g&ouml;stermektedir. İşte, bunların nefisleri iman etmemiş, inanmamıştır. B&ouml;yle kimselerin imanları ve ibadetleri hakiki, doğru olabilir mi? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, yalnız surete kavuşmayı kabul buyurmuştur. Bunları, razı olduğu Cennetine sokacağını m&uuml;jdelemiştir. Yalnız kalbin inanmasını kabul buyurması, nefsin inanmasını da şart koşmaması, Onun b&uuml;y&uuml;k ihsanıdır. Evet, Cennet nimetlerinin de, hem suretleri, hem hakikatleri vardır. İslam dininin suretine kavuşanlar, Cennetin suretinden pay alacaklardır. D&uuml;nyada, İsl&acirc;m dininin hakikatine kavuşanlar, Cennetin hakikatine kavuşacaklardır. Surete kavuşmuş olanlarla hakikate kavuşmuş olanlar, Cennetin aynı bir meyvesini yiyecek fakat, her biri başka tat alacaktır. İslam dininin suretine kavuşanlar, buna uydukları zaman, ahirette kurtulabileceklerdir. Buna uyanlar, umumi evliyalığa, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasına, sevgisine ermiş demektir. Bununla şereflenen, tasavvuf yoluna girebilecek, Vil&acirc;yet-i h&acirc;ssa denilen &ouml;zel evliyalığa kavuşabilecek kimse demektir. Bunlar, nefislerini itminana ulaştırabilirler. Şunu iyi bilmelidir ki, bu vilayette, yani İsl&acirc;m dininin hakikatinde ilerleyebilmek i&ccedil;in, İsl&acirc;m dininin suretini elden bırakmamak lazımdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual:</strong> <strong>Rabbimiz &ccedil;ok nimetler vermiş deniyor ve diyoruz da. Nimet deyince ne kastedilmekte, nimetten neyi anlamalıyız?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İnsanların, sıhhatli, sağlam, rahat yaşamalarına ve ahirette sonsuz saadete kavuşmalarına sebep olan faydalı şeylere <strong>Nimet</strong> denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına l&acirc;zım olan b&uuml;t&uuml;n nimetleri yaratmıştır. Bunlardan nasıl istifade edileceğini, nasıl kullanılacağını, Peygamberleri ile g&ouml;nderdiği kitaplarında bildirmiştir ki buna <strong>Din</strong> denir. Herhangi bir insan, bu kitaplara uygun yaşarsa, d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde olur. Eczanelerde y&uuml;zlerce ila&ccedil; vardır. Her ilacın kutusunda, nasıl kullanılacağının tarifi vardır. İlacı, tarif edilen şekle uygun kullanan, faydasını g&ouml;r&uuml;r. Tarifeye uymayan kimse, ila&ccedil;tan zarar g&ouml;r&uuml;r. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime uygun yaşayan da, nimetlerden fayda g&ouml;r&uuml;r.</p>

<p><strong>İnsan,</strong> <strong>bir</strong> <strong>topluluk</strong> <strong>numunesidir<br />
Sual: İnsan, birbirine zıt olan &ccedil;eşitli maddelerden meydana gelmiş olan bir varlıktır deniyor, bu doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bu konu hakkında Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İnsan, on par&ccedil;adan meydana gelmiş bir topluluk numunesidir. Bu on par&ccedil;a, An&acirc;sır-ı erbea dedikleri, normal fizik şartları altında, sulb, mayi ve gaz h&acirc;linde bulunan maddeler, enerji ve insanın nefsi, kalbi, ruhu, sır, hafi ve ahfa denilen latifeleridir. Abdullah bin &Ouml;mer hazretlerinin <strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, mahlukları, su, hava, nur ve zulmetten yarattı)</strong> dediği, Taber&acirc;n&icirc;de yazılıdır. Buradaki nur, felsefecilerin ateş dedikleri ısı enerjisidir ki, başka enerjilere d&ouml;nebilir. Zulmet dediği de, toprak maddeleridir. Bundan anlaşılıyor ki, b&uuml;t&uuml;n cisimler, katı, sıvı ve gaz h&acirc;lindeki maddelerle enerjiden yapılmıştır. İnsanda bulunan b&uuml;t&uuml;n organlar, hep bu on şeyden hasıl olmaktadır. Bu on par&ccedil;a birbirine benzemez, birbirlerini kendi şekline sokmak isterler. Baştan beş par&ccedil;ası, &Acirc;lem-i halktan yani maddedirler. Bunlar, birbirlerine zıt oldukları gibi, &Acirc;lem-i emirden olan diğer beş par&ccedil;a da birbirlerine zıt olup her birinin başka vazifesi vardır. Bu on par&ccedil;adan biri olan nefis, hep kendi isteklerinin yapılmasını ister, başka hi&ccedil;bir şeye boyun b&uuml;kmez.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, birbirine zıt olan bu on par&ccedil;ayı bir araya toplamış, yeni bir &ouml;zellik sahibi, bir birlik meydana getirmiştir. Buna insan şeklini vermiştir. İnsan bu on par&ccedil;adan hasıl olmuş bir birlik olduğu i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yery&uuml;z&uuml;nde halifesi olmak şerefine malik olmuştur. &Acirc;lem-i keb&icirc;r denilen, insandan başka b&uuml;t&uuml;n varlıklar, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k oldukları h&acirc;lde, hi&ccedil;birinde bu on par&ccedil;a bir araya toplanmış değildir. &Acirc;lem-i keb&icirc;rdeki mahlukların en şereflisi Arş&#39;tır. Ona olan tecelli, başka mahluklara olan tecellilerden &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Arş&#39;a olan tecelli, daimi, kesiksiz tecellidir. Arifin kalbine olan tecelli ise, bundan bir par&ccedil;adır. Fakat, kalpte, Arş&#39;ta olmayan bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;k vardır. Bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, tecelli edeni tanımaktır. Kalp, tecelli edene tutulur, onu sever. Arş&#39;ta b&ouml;yle sevgi yoktur. Kalpte bu tanıma ve bu sevgi bulunduğu i&ccedil;in, kalp ilerleyebilir, y&uuml;kselebilir. Hem de y&uuml;kselmektedir. <strong>(İnsan, sevdiği ile beraber olur)</strong> hadis-i şerifi bunu bildirmektedir.&rdquo;</p>

<p><strong>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kullarına &uuml;&ccedil; vazife verdi<br />
Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;man, sadece kendini mi d&uuml;ş&uuml;nmelidir, ailesine, topluma, i&ccedil;inde yaşadığı devletine karşı da sorumluluğu yok mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;manın birinci vazifesi, nefsine, şeytana uymayıp ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlara, azgın, asi kimselere, anarşistlere aldanmayıp, kanuna karşı su&ccedil;lu olmaktan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı da g&uuml;nah işlemekten sakınmaktır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kullarına &uuml;&ccedil; vazife verdi:<br />
Birincisi, şahsi vazifesidir. Her M&uuml;sl&uuml;man, kendini iyi yetiştirecek, sıhhatli, edepli, iyi huylu olacak, ibadetlerini yapacak, ilim ve g&uuml;zel ahlak &ouml;ğrenecek, helal lokma kazanmak i&ccedil;in &ccedil;alışacaktır.</p>

<p>İkinci vazifesi, aile i&ccedil;indeki vazifesidir. Hanımına, ana, babasına, &ccedil;ocuklarına, kardeşlerine olan haklarını yapacaktır.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; vazifesi, cemiyet, toplum i&ccedil;indeki vazifeleridir. Komşularına, hocalarına, talebesine, ailesine, emrinde olanlara, devlete, b&uuml;t&uuml;n vatandaşlara, dini ve milleti başka olanlara karşı vazifeleridir. Herkese iyilik etmesi, eli ile, dili ile kimseyi incitmemesi, kimseye zarar vermemesi, hıyanet, hainlik etmemesi, herkese faydalı olması, devlete, kanunlara karşı, hi&ccedil; isyan etmemesi, herkesin hakkını &ouml;demesi lazımdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, devlet işlerine karışmayı değil, devlete yardım etmeyi, fitne &ccedil;ıkarmamayı emretti.</p>

<p><strong>Ge&ccedil;mişte de ihanet &ccedil;ok olmuştur<br />
Sual: &Ouml;nceki asırlarda da, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nerek, M&uuml;sl&uuml;manlık adı altında, dinine, vatanına ve devletine ihanet edenler olmuş mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Her asırda, iyiler iyi, k&ouml;t&uuml;ler de k&ouml;t&uuml; işlere sebep olmuşlardır. Moğolların, İsl&acirc;m memleketlerine yayılmaları hakkında Kısas-ı enbiy&acirc; kitabında, &ouml;zetle şu bilgiler verilmektedir:<br />
&ldquo;Abbasi devletinin son halifesi M&uuml;stasım, dinine &ccedil;ok bağlı ve itikadı d&uuml;zg&uuml;n bir kimse idi. Veziri olan ibni Alkami ise, itikadı bozuk, mezhepsiz olup, halifeye sadık değildi. Devlet idaresi ise, bunun elinde idi. Abbasileri devirip, başka devlet kurmak istiyordu. Moğol h&uuml;k&uuml;mdarı H&uuml;lagu&rsquo;nun Bağdad&#39;ı almasını, kendisinin de ona vezir olmasını istiyordu. Onun Irak&rsquo;a gelmesini teşvik etmeye başladı. Hatta H&uuml;lagu&rsquo;dan gelen mektuba sert cevap yazarak onu kızdırdı. Şii olan Nas&icirc;r-&uuml;d-d&icirc;n-i T&ucirc;s&icirc; de, H&uuml;lagu&rsquo;nun danışmanı idi. Bu da, onu Bağdad&#39;ı almaya teşvik ederdi. İşler, iki sapık elinde d&ouml;n&uuml;yordu. H&uuml;lagu, Bağdad&rsquo;a y&uuml;r&uuml;t&uuml;ld&uuml;. Yirmi bine yakın halife ordusu, ikiy&uuml;z bin Moğol oklarına karşı duramadı. H&uuml;lagu, Bağdad&#39;a, naft ateşleri ve mancınık taşları ile saldırdı. Elli g&uuml;n muhasaradan sonra, Abbasi halifesi M&uuml;stasım&rsquo;ın veziri olan İbni Alkami, barış i&ccedil;in diyerek, H&uuml;lagu&rsquo;nun yanına gitti ve onunla anlaştı. Halifeye gelip, teslim olursak, serbest bırakılacağız dedi. Halife de buna aldandı. Miladi 1258 senesinin, muharrem ayında H&uuml;lagu&rsquo;ya gidip teslim oldu ve yanındakilerle beraber idam edildi. 800 binden fazla M&uuml;sl&uuml;man kılı&ccedil;tan ge&ccedil;irildi. Milyonlarca İsl&acirc;m kitabı Dicle&rsquo;ye atıldı. G&uuml;zel şehir, harabeye d&ouml;nd&uuml;. Hırka-i saadet ve As&acirc;-yı nebev&icirc; yakılıp k&uuml;lleri Dicle&rsquo;ye atıldı. B&ouml;ylece 524 senelik Abb&acirc;s&icirc; devleti yok oldu.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyetin emir ve yasaklarına değer, kıymet vermeyenlere karşı nasıl hareket etmelidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Her M&uuml;sl&uuml;man, hem imanını korumaya, kaptırmamaya &ccedil;alışmalı, hem de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve Onun Peygamberine inanmayanları sevmemelidir. Fakat, sevmediklerine de, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k, zul&uuml;m yapmamalı, k&acirc;firlere ve bidat sahiplerine tatlı dil ve g&uuml;ler y&uuml;zle nasihat etmelidir. Onların felaketten kurtulmalarına, saadete kavuşmalarına &ccedil;alışmalıdır. Mazher-i C&acirc;n-ı C&acirc;n&acirc;n hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Kafirleri, bidat sahiplerini ve a&ccedil;ık&ccedil;a g&uuml;nah işlemeye devam edenleri sevmememiz emrolundu. Bunlarla konuşmamalı, toplantılarına gitmemeli, arkadaşlık yapmamalıdır. Zaruret ve ihtiya&ccedil; olduğu zaman, zaruret miktarı kadar, bu yasaklara izin verilmiştir.&rdquo;</p>

<p><strong>B&uuml;t&uuml;n iyilikler, İsl&acirc;miyetin i&ccedil;indedir<br />
Sual: B&uuml;t&uuml;n g&uuml;zellikler, iyilikler, insanlara faydalı olan şeylerin hepsi, İsl&acirc;m dininin i&ccedil;inde var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretleri R&acirc;bıta-i şer&icirc;fe kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İsl&acirc;m dini, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama g&ouml;nderdiği, insanların, d&uuml;nyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan, us&uuml;l ve kaidelerdir. B&uuml;t&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler, faydalı şeyler, İsl&acirc;miyetin i&ccedil;indedir. Eski dinlerin, g&ouml;r&uuml;n&uuml;r, g&ouml;r&uuml;nmez b&uuml;t&uuml;n iyiliklerini, İsl&acirc;miyet, kendinde toplamıştır. B&uuml;t&uuml;n saadetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan akılların kabul edeceği esaslardan ve ahlaktan ibarettir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Din diye, sadece Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;nderilenlere mi denir, insanların uydurduklarına da din denir mi?<br />
Cevap:</strong> <strong>Din</strong>, insanları saadet-i ebediyyeye g&ouml;t&uuml;rmek i&ccedil;in Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından g&ouml;sterilen yol demektir. Din ismi altında insanların uydurduğu eğri yollara din denmez, dinsizlik ve k&acirc;firlik denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, her bin senede, bir Peygamber vasıtası ile, insanlara bir din g&ouml;ndermiştir. Bu Peygamberlere <strong>Res&uuml;l</strong> denir. Her asırda, en temiz bir insanı Peygamber yaparak, bunlar ile dinleri kuvvetlendirmiştir. Res&uuml;llere tabi olan bu Peygamberlere de, <strong>Nebi</strong> denir.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, kendisine bir tek hadis-i şerifi rehber edinip ona g&ouml;re amel edebilir mi?<br />
Cevap: </strong>Bu konuda İm&acirc;m-ı Şibl&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;D&ouml;rty&uuml;z hocadan ders okudum. Bunlardan d&ouml;rt bin hadis-i şerif &ouml;ğrendim. B&uuml;t&uuml;n bu hadislerden bir tanesini se&ccedil;ip kendimi ona uydurdum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; kurtuluşu ve saadet-i ebediyyeye kavuşmayı bunda buldum ve b&uuml;t&uuml;n nasihatleri hep bunun i&ccedil;inde g&ouml;rd&uuml;m. Se&ccedil;tiğim hadis-i şerifte, Peygamber efendimiz bir Sahabiye buyuruyor ki:<br />
<strong>(D&uuml;nya i&ccedil;in, d&uuml;nyada kalacağın kadar &ccedil;alış! Ahiret i&ccedil;in, orada sonsuz kalacağına g&ouml;re &ccedil;alış! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, muhta&ccedil; olduğun kadar itaat et! Cehenneme dayanabileceğin kadar g&uuml;nah işle!)</strong>&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man, &uuml;lkesine, kanunlara isyan edip su&ccedil; işler mi?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;sl&uuml;man, iyi, akıllı kimse demektir. Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine itaat eder, zira itaat etmemek g&uuml;nah olur. Kul haklarını, devlete olan bor&ccedil;larını &ouml;der, kanunlara karşı gelmez. Kanuna karşı gelmek de su&ccedil; olur. M&uuml;sl&uuml;man g&uuml;nah yapmaz ve su&ccedil; işlemez. Vatanını, milletini sever. Herkese iyilik eder. B&ouml;yle olan M&uuml;sl&uuml;manı Allah da, kullar da sever. Rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar.</p>

<p><strong>İsl&acirc;miyete uyan herkes rahat eder<br />
Sual: M&uuml;sl&uuml;man olmayan bir kimse, İsl&acirc;miyet&#39;in bildirdiği h&uuml;km&uuml; yerine getirse, bunun karşılığını d&uuml;nyada g&ouml;r&uuml;r m&uuml;?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhameti, ihsanı, nimetleri, sonsuzdur. Kullarına &ccedil;ok acıdığı i&ccedil;in, onların d&uuml;nyada rahat, huzur i&ccedil;inde yaşamaları, ahirette de, sonsuz saadete, t&uuml;kenmez nimetlere kavuşmaları i&ccedil;in, yapılması lazım olan iyilikleri ve sakınılması lazım olan k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri, Peygamberlerine, melek vasıtası ile bildirmiş, bunları bildiren bir &ccedil;ok kitap da g&ouml;ndermiştir. Bu kitaplardan, yalnız Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim bozulmamış, diğerlerinin hepsi değiştirilmiştir. İnansın inanmasın, herhangi bir kimse, bilerek veya bilmeyerek, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimdeki emir ve yasaklara uyduğu kadar, d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar. Bu, faydalı bir ilacı kullanan herkesin, dertten, sıkıntıdan kurtulması gibidir. Zamanımızda dinsiz, imansız &ccedil;ok kimsenin, hatta İsl&acirc;m d&uuml;şmanı olan bazı milletlerin bir&ccedil;ok işlerinde, muvaffak olmaları, rahat yaşamaları, inanmadıkları h&acirc;lde, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin h&uuml;k&uuml;mlerine uygun olarak &ccedil;alıştıkları i&ccedil;indir. M&uuml;sl&uuml;man olduklarını s&ouml;yleyen, &acirc;det olarak ibadetleri yapan, &ccedil;ok kimselerin ise, sefalet, sıkıntılar i&ccedil;inde yaşamalarının sebebi de, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin g&ouml;sterdiği h&uuml;k&uuml;mlere ve g&uuml;zel ahlaka uymadıkları i&ccedil;indir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime uyarak ahirette sonsuz saadete kavuşabilmek i&ccedil;in ise, &ouml;nce buna iman etmek, inanmak ve bilerek, niyet ederek uymak lazımdır.</p>

<p><strong>Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;manın hayırlı olup olmadığı anlaşılabilir mi, anlaşılabilirse bu nasıl olur?<br />
Cevap:</strong> M&uuml;minin hayırlısı, kendisinde altı haslet bulunandır: 1- İbadet eder. 2- İlim &ouml;ğrenir. 3- Fenalık, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmaz. 4- Haramlardan sakınır. 5- Kimsenin malına g&ouml;z dikmez. 6- &Ouml;l&uuml;m&uuml; hi&ccedil; unutmaz.</p>

<p><strong>Sual: Ahirette mahcup ve rezil olmamak i&ccedil;in ne yapmalı, nasıl hareket etmelidir?<br />
Cevap:</strong> Peygamber efendimiz, bunun cevabını vermişler. Nitekim Res&ucirc;l-i ekrem efendimiz Esh&acirc;b-ı kiramdan Mu&#39;az bin Cebel hazretlerine hitaben buyururlar ki:<br />
<strong>(Y&acirc; Mu&#39;&acirc;z! Ayıpları gizle, kimsenin ayıbını y&uuml;z&uuml;ne vurma! Farzlardan başka kıldığın namazları ve ibadetleri kimseye s&ouml;yleme! D&uuml;nya işini ahiret işinden b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, evvel yapma! Hi&ccedil; kimseye hor bakma! Kimsenin g&ouml;nl&uuml;n&uuml; kırma, herkesle hoş ge&ccedil;in. Eğer bu şekilde hareket etmezseniz elem verici azaba uğrarsınız.)</strong></p>

<p><strong>İyi, hakiki bir M&uuml;sl&uuml;man olmak<br />
Sual: İyi bir M&uuml;sl&uuml;man olabilmek i&ccedil;in ne yapmalı, nasıl bir yol takip etmelidir?<br />
Cevap: </strong>İsl&acirc;m dininin temeli &uuml;&ccedil;t&uuml;r. Bunlar; ilim, amel ve ihlastır. İlim, iman, fıkıh ve ahlak bilgileridir. Bunlar, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarından &ouml;ğrenilir. Amel, bu bilgilere uygun işlerdir. İhlas ise, ilmin ve amelin, Allah rızası i&ccedil;in, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisini kazanmak i&ccedil;in elde edilmesidir. Bu &uuml;&ccedil; temel şeye malik olan M&uuml;sl&uuml;mana <strong>İsl&acirc;m &acirc;limi</strong> ve <strong>Hakiki M&uuml;sl&uuml;man</strong> denir. Bu &uuml;&ccedil; temel şeyden biri noksan olup da, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarına uymayan yazılar ve konuşmalar yayınlayarak, kendisini İsl&acirc;m &acirc;limi tanıtan kimse <strong>k&ouml;t&uuml; din adamı</strong> ve <strong>Zındıktır</strong>. Mesela, din bilgisi &ccedil;oktur ve her ibadeti yapar, fakat ihlası yok ise, yani bunları mal, mevki ve ş&ouml;hret kazanmak gibi, d&uuml;nyalık elde etmek i&ccedil;in yapan kimse, hakiki M&uuml;sl&uuml;man değildir.</p>

<p align="left">İyi, hakiki bir M&uuml;sl&uuml;man olmanın ilk şartı, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin, kitaplarında bildirdiklerine g&ouml;re, itikadı d&uuml;zeltmektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Cehennemden kurtulan yalnız bu fırkadır. D&ouml;rt mezhebin ictih&acirc;d derecesine y&uuml;kselmiş &acirc;limlerine ve bunların yetiştirdikleri b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlere <strong>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi</strong> denir. İtikadı, imanı d&uuml;zelttikten sonra, fıkıh ilminin bildirdiği ibadetleri yapmak, yani dinin emirlerini yapmak, yasak ettiklerinden ka&ccedil;ınmak lazımdır. Ahlakı d&uuml;zeltmek ve birbirimizi sevmek i&ccedil;in, beş vakit namazı, &uuml;şenmeden, gevşeklik yapmadan, şartlarına dikkat ederek kılmalıdır. Nisab miktarı malı ve parası olan, zekat vermelidir.</p>

<p align="left">Hakiki M&uuml;sl&uuml;manlık laf ile olmaz. Hakiki M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, kıymetli &ouml;mr&uuml;, l&uuml;zumsuz mubahlara bile harcamamalıdır. Haram ile ge&ccedil;irmemek, elbette lazımdır. Haramların nefse verecekleri lezzete aldanmamalıdır. Bunlar bal karıştırılmış, şekerle kaplanmış zehir gibidir.</p>

<p align="left"><strong>Gıybet</strong> etmemelidir, haramdır. Gıybet, bir M&uuml;sl&uuml;manın gizli bir kusurunu, arkasından s&ouml;ylemektir.</p>

<p align="left">Nemime yapmamalı, yani M&uuml;sl&uuml;manlar arasında s&ouml;z taşımamalıdır. Bu iki g&uuml;nahı işleyenlere &ccedil;eşitli azaplar yapılacağı bildirilmiştir.</p>

<p align="left">Yalan s&ouml;ylemek ve iftira etmek de haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık her dinde de haram idi. Cezaları &ccedil;ok ağırdır.</p>

<p align="left">Hi&ccedil; kimsenin dinine, malına, canına, şerefine, namusuna saldırmamalı, herkesin hakkına riayet etmeli ve korumalıdır.</p>

<p><strong>Sual: G&uuml;nah işleyen herhangi bir kimse, bir M&uuml;sl&uuml;mana, sen ibadetten vazge&ccedil;ersen, ben de bu g&uuml;nahtan vazge&ccedil;erim dese, o M&uuml;sl&uuml;manın o ibadeti terk etmesi uygun olur mu?<br />
Cevap: </strong>Başkalarının g&uuml;naha girmemeleri i&ccedil;in, bir kimsenin mubahları terk etmesi iyi olur. Fakat s&uuml;nnetleri, hatta m&uuml;stehabları terk etmesi caiz olmaz. Farz ve vacip olan ibadetleri terk etmesi ise hi&ccedil; caiz olmaz.</p>

<p><i><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man olmadıkları h&acirc;lde, hakiki M&uuml;sl&uuml;manları g&ouml;r&uuml;p, İslamiyeti araştıranlar, İslamiyet ve M&uuml;sl&uuml;manlar hakkında olumlu şeyler s&ouml;ylemiş veya yazmışlar mıdır?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak İtalyan asıllı Fransız devlet adamı Henri A. Ubicini, senelerce T&uuml;rkiye&#39;de kalmış olup, 1851&#39;de Paris&#39;te yayınlanan La Turquie Actuelle-Bug&uuml;nk&uuml; T&uuml;rkiye eserinde, İslam dini hakkında ş&ouml;yle demektedir:</p>

<p>&ldquo;İslam dini, insanlara şefkat ve idrak emreder. Avrupa&#39;nın dinsiz diye sinesinden attığı bahtsız insanlar, padişahın misafiri oldular ve M&uuml;sl&uuml;man T&uuml;rk d&uuml;nyasında, vatanlarında mahrum oldukları, h&uuml;rriyet ve emniyet i&ccedil;inde yaşadılar. B&uuml;t&uuml;n din mensupları, burada aynı adaleti ve şefkati g&ouml;rd&uuml;ler. T&uuml;rklere ve M&uuml;sl&uuml;manlara barbar diyen Avrupalı, onlardan misafirperverlik ve insanlık dersi aldı. Onaltıncı asırda yaşamış olan bir yazar; &#39;Ne gariptir, ben İslam memleketlerini gezdim. Barbar dediğimiz M&uuml;sl&uuml;manların şehirlerinde ne kaba kuvvet, ne de cinayet g&ouml;rd&uuml;m. Herkesin hakkına saygı g&ouml;steriyorlar. Gariplere yardımcı oluyorlar. B&uuml;y&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k, Hıristiyan, Yahudi veya M&uuml;sl&uuml;man, hatta imansız, m&uuml;şrik olsun, aynı adaleti ve merhameti buluyor&#39; demektedir. Ben de ona katılıyorum.&rdquo;</p>

<p>Ubicini kitabının başka bir yerinde şunları yazmaktadır:</p>

<p>&ldquo;İstanbul&#39;da, M&uuml;sl&uuml;manların oturduğu İstanbul kısmında senede ancak bir, iki polis vakası meydana gelmektedir. H&acirc;lbuki, Hıristiyanların oturduğu Pera, Beyoğlu kısmında, her g&uuml;n y&uuml;zlerce hırsızlık, dolandırıcılık ve cinayet vakaları zuhur etmekte, insanlar birbirini dolandırmakta, birbirini &ouml;ld&uuml;rmekte ve burası Avrupa&#39;nın b&uuml;y&uuml;k şehirleri gibi, bir batakhane şekline girmektedir. İstanbul kısmında y&uuml;z binlerce M&uuml;sl&uuml;man sulh ve s&uuml;k&ucirc;net i&ccedil;inde namusu ile yaşarken, Pera&#39;da bulunan tahminen 30.000 Hıristiyan, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya bir namussuzluk, iffetsizlik ve serserilik n&uuml;munesi olmaktadır. Pera i&ccedil;in İtalyanlar; &#39;Pera, dei sulirati il nido-Pera, serseriler yatağı&#39; adlı bir şarkı yapmışlar ve bu şarkı oradakilerin ağzından d&uuml;şmez olmuştur.&rdquo;</p>

<p><i><strong>Sual: İnsanların, Allah&uuml; tealanın emir ve yasaklarını dinlememesi, bunlardan uzaklaşması, bunların felaketi mi olmuştur?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda K&acirc;m&ucirc;s-&uuml;l-a&#39;l&acirc;mda deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;End&uuml;l&uuml;s Sultanı &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Abdurrahman, memleketini genişletti, kuvvetlendirdi. Fas&#39;ta h&uuml;k&ucirc;met s&uuml;ren İdr&icirc;s&icirc;leri, F&acirc;tım&icirc;lere karşı destekledi. Bunları h&uuml;km&uuml; altına aldı. M&uuml;kemmel donanma da yaptı. Kendisi ve adamları ilim ve edep sahibi idiler. &Acirc;limlere ve ilme &ccedil;ok kıymet verirdi. Bunun i&ccedil;in, End&uuml;l&uuml;s&#39;te ilim ve fen &ccedil;ok ilerledi. Sarayı ve devlet daireleri birer ilim kaynağı oldu. Her memleketten ilim &ouml;ğrenmek i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya akın akın toplandılar.</p>

<p>Kurtuba&#39;da b&uuml;y&uuml;k ve m&uuml;kemmel bir tıp fak&uuml;ltesi kurdu. Avrupa&#39;da ilk yapılan tıp fak&uuml;ltesi budur. Avrupa kralları ve devlet adamları, tedavi i&ccedil;in Kurtuba&#39;ya gelir, g&ouml;rd&uuml;kleri medeniyete, g&uuml;zel ahlaka, misafirperverliğe hayran kalırlardı. Altı y&uuml;z bin kitap bulunan bir k&uuml;t&uuml;phane de yaptırdı. Kurtuba&#39;dan &uuml;&ccedil; saatlik mesafedeki V&acirc;di-y&uuml;l-keb&icirc;r kenarında, Ezzehra isminde pek b&uuml;y&uuml;k ve ince sanatlarla dolu bir saray ile m&uuml;kemmel bah&ccedil;eler ve b&uuml;y&uuml;k bir cami yaptırdı. Kurtuba&#39;da &ccedil;ok sayıda derin &acirc;limler yetişti. End&uuml;l&uuml;s&#39;teki Ben&icirc; &Uuml;meyye halifelerinin sekizincisi olan Abd&uuml;rrahman-ı s&acirc;lis, elli sene adalet ile h&uuml;k&uuml;m s&uuml;r&uuml;p, m. 961 senesinde yetmiş iki yaşında vefat etti.&rdquo;</p>

<p>Fakat sonra, İslam ahlakını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bozarak, İslamiyeti i&ccedil;eriden yıkmak al&ccedil;aklığı başladığından, Pirene Dağları&#39;nı aşamadılar. m. 1031&#39;de &Uuml;meyye Devleti &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Bunlardan sonra End&uuml;l&uuml;s&#39;e, &ouml;nce M&uuml;lessim&icirc;n veya Mur&acirc;bit&icirc;n denilen devlet, bundan sonra da, Muvahhid&icirc;n devleti h&acirc;kim oldu. Fakat İspanyollar, m. 1492&#39;de, Gırnata şehrini de alıp M&uuml;sl&uuml;manları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler.</p>

<p>S&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man olup da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbn&uuml;rr&uuml;şd&#39;&uuml;n ve İbni Hazm&#39;ın bozuk fikirleri, belki din ve iman h&acirc;lini alıp d&uuml;nyaya yayılacak, bug&uuml;nk&uuml; hazin levha, y&uuml;zlerce sene &ouml;nce meydana &ccedil;ıkacaktı.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manların ve M&uuml;sl&uuml;man &uuml;lkelerin geri kalmasının ve bug&uuml;nk&uuml; perişan h&acirc;le gelmesinin sebebi ne olabilir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Tarihin her devrinde, t&uuml;rl&uuml; kanı taşıyan, &ccedil;eşitli dil konuşan, başka başka &acirc;det ve ananelere bağlı olan milyonlarca insanın, aralarındaki farkları bırakarak, bir inan&ccedil; veya fikir etrafında toplanıp, birer imparatorluk kurduklarını g&ouml;r&uuml;yoruz. B&ouml;yle kurulan imparatorluk veya devletlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;ne, en g&uuml;zeline Orta &Ccedil;ağ&#39;da rastlıyoruz. Hi&ccedil; bozulmamış, değiştirilmemiş biricik din olan İsl&acirc;m dininin g&uuml;zel ahlakı ile bezenmiş, birbirlerini seven, yardımlaşan, &ccedil;eşitli ırklardan, b&uuml;y&uuml;k insan topluluklarının, birleştiklerini biliyoruz. Bu topluluğu ayakta tutan temel, Hak te&acirc;l&acirc;nın emrettiği &ccedil;alışkanlık, adalet, iyilik, saygı gibi esaslardı. Osmanlıyı, Sakarya kenarından, kısa bir zamanda, Viyana kapılarına g&ouml;t&uuml;ren kuvvet, Sultan Osman&rsquo;ın ve &ccedil;ocuklarının sımsıkı sarıldıkları İsl&acirc;m dininin, ruhu ve bedeni geliştiren ışıklı yolu idi.</p>

<p>Emeviler, İsl&acirc;m dinini, İspanya&#39;dan, Avrupa&rsquo;ya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata &uuml;niversitelerini kurup, Batı&#39;ya ilim ve fen ışıklarını saldı. Hıristiyanlık &acirc;lemini uyandırıp, bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;spet ilerlemenin temelini koydu. D&uuml;nya y&uuml;z&uuml;ndeki ilk &uuml;niversitenin, Fas&rsquo;ın Fez şehrinde bulunan Kureviyyin &Uuml;niversitesi olduğu b&uuml;t&uuml;n ansiklopedilerde yazılıdır. Fakat sonra, İsl&acirc;m ahlakını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bozarak, İsl&acirc;miyeti i&ccedil;eriden yıkmak al&ccedil;aklığı başladığından, Pirene Dağları&#39;nı aşamadılar. S&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man olup da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbn&uuml;rr&uuml;şd&#39;&uuml;n ve İbni Hazm&#39;ın bozuk fikirleri, belki din ve iman h&acirc;lini alıp d&uuml;nyaya yayılacak, bug&uuml;nk&uuml; hazin levha, y&uuml;zlerce sene &ouml;nce meydana &ccedil;ıkacaktı.</p>

<p>İşte bu devletlerde din m&uuml;tehassıslarının bildirdiği belli sebeplerden dolayı, itikat bozulup, İsl&acirc;miyete bağlılık gevşedik&ccedil;e, duraklama, gerileme başladı. Nihayet yıkıldılar ve İsl&acirc;m g&uuml;neşi batarak yery&uuml;z&uuml; bug&uuml;nk&uuml; h&acirc;lini aldı.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyete gericilik diye saldıranlar, ilerlemeyi, kalkınmayı, dini ortadan kaldırmakta mı aradılar?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Dinimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmıştır. Din bilgilerinde, İsl&acirc;m ahlakında ve ibadetlerde en ufak bir değişiklik yapmayı şiddetle menetmiştir. D&uuml;nya işlerinde, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmayı, b&uuml;t&uuml;n yeni keşifleri &ouml;ğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir. Son senelerde Osmanlı devletini ele ge&ccedil;iren s&ouml;zde aydınlar, dinimizin bu emrinin tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak, din bilgilerini değiştirmeye, dinin esaslarını yıkmaya &ccedil;alıştılar. Avrupa&rsquo;nın fende ilerlemesine, yeni keşiflere g&ouml;zlerini kapadılar. Hatta fen bilgilerine, modern tekniğe uymak isteyen sultanları şehit ettiler. Masonların elinde maşa olarak, ilerlemeyi, teknikte değil de, dinde reform yapmakta, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;kte aradılar. &Ccedil;ok şaşılır ki, din bilgilerinin nezahetine dokunmak, son senelere kadar, siyasi partiler arasında da devam etti. Kendi partilerini desteklemedikleri i&ccedil;in, siyasete karışmayan halis M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyecek kadar gafiller t&uuml;redi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu temiz, asil milleti b&ouml;yle felakete s&uuml;r&uuml;kleyenlerden korudu. Yoksa, dinimizden ve g&uuml;zel vatanımızdan mahrum olacak, dinsizlerin pen&ccedil;elerine d&uuml;şecektik.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, M&uuml;sl&uuml;manların fende geri kalmışlığının, İsl&acirc;miyetten kaynakladığını s&ouml;yl&uuml;yorlar. Bunda ger&ccedil;eklik payı var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Fen adamı şekline giren bazı din cahilleri, fende geri kalmayı bahane ederek, İsl&acirc;m d&uuml;şmanlığı yapmakta ve temiz gen&ccedil;leri aldatmak i&ccedil;in; &ldquo;İsl&acirc;miyet ilerlemeye mani olmaktadır. Hıristiyanlar ilerliyor, her &ccedil;eşit fen vasıtası yapıyorlar. Tıpta, harplerde, haberleşmelerde kullandıkları fen aletleri, g&ouml;zlerimizi kamaştırıyor. Biz, Hristiyanlara uymalıyız&rdquo; gibi yalan s&ouml;yleyerek, İsl&acirc;miyetteki g&uuml;zel ahlakı, kardeşliği bırakmaya ve Avrupalılara, Amerikalılara benzemeye ilericilik diyorlar. Gen&ccedil;leri de, İsl&acirc;m d&uuml;şmanı yapmaya, felakete s&uuml;r&uuml;klemeye &ccedil;alışıyorlar. Halbuki İsl&acirc;miyet, fende, sanatta ilerlemeyi emrediyor.</p>

<p>Hıristiyanlar ve b&uuml;t&uuml;n gayr-i m&uuml;slimler, babalarından, ustalarından &ouml;ğrendiklerini yapıyorlar. Evvelki neslin yaptıklarını, ufak tefek ilaveler ile, tekrar yapıyorlar. Evvelkiler yapmasalardı, bunlar hi&ccedil;birini yapamazdı.&nbsp;<strong>&ldquo;Tekm&icirc;l-i sin&acirc;&#39;&acirc;t tel&acirc;huk-ı efk&acirc;r iledir&rdquo;</strong>&nbsp;s&ouml;z&uuml; asırlarca evvel s&ouml;ylenmiştir. Tarih g&ouml;steriyor ki, fendeki yenilikleri, hep M&uuml;sl&uuml;manlar yapmıştır. Fen bilgilerini, fen aletlerini y&uuml;z sene evvelki h&acirc;le kadar y&uuml;kselttiler. Bu ilerlemelere, hep İsl&acirc;m dini ve bu dini tatbik eden, İsl&acirc;m devletleri sebep oldu.</p>

<p>Hıristiyanlar, ha&ccedil;lı seferleri ile, İsl&acirc;m devletlerini yıkamadıkları i&ccedil;in, yalanlarla, hilelerle, i&ccedil;eriden yıktılar ve &ccedil;eşitli dinsiz kimselerle h&uuml;k&ucirc;metler kurdular. Fakat, İsl&acirc;miyeti yok edemediler. M&uuml;sl&uuml;manlardan kalan, fendeki keşiflere, ilaveler yaparak, bug&uuml;nk&uuml; ilerlemeyi kendilerine mal ediyorlar. Yalnız kendi keyiflerini, zevklerini, menfaatlerini d&uuml;ş&uuml;nenler, k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerini ortaya koyduğu i&ccedil;in, fen ve sanatı emreden İsl&acirc;miyete gericilik diyorlar. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya, Cennete, Cehenneme inanıyor, kiliseler, havralar dolup taşıyor. Bu inananlara gerici demediklerine g&ouml;re, fenne, sanata değil, zevk ve safaya, ahlaksızlıklara ilericilik dedikleri anlaşılıyor. B&ouml;yle asılsız ve haksız yalanlarla, İsl&acirc;miyete ilk saldıran İngilizlerdir. M&uuml;sl&uuml;manların birleşerek, dedeleri gibi İsl&acirc;miyetin emrettiği, din ve fen bilgilerine sarılmaları, gayrim&uuml;slimlerden &uuml;st&uuml;n olarak, b&uuml;t&uuml;n insanlığı saadete kavuşturmaları lazımdır.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, &quot;cemiyet, toplum hayatına karışmış din&icirc; d&uuml;ş&uuml;nce ve metotlar, toplumun gelişmesini &ouml;nleyen zincir gibidir&quot; diyorlar. Ger&ccedil;ekten İsl&acirc;miyet ilerlemeye m&acirc;ni midir?<br />
Cevap:&nbsp;</strong>Resulullah efendimiz;&nbsp;<strong>(Hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi d&uuml;nya işlerinize &ccedil;alışınız!)</strong>&nbsp;buyuruyor. İm&acirc;m-ı M&uuml;n&acirc;v&icirc;&#39;nin bildirdiği hadis-i şerifte;&nbsp;<strong>(Elhikmet&uuml; d&acirc;llet&uuml;l-m&uuml;&#39;min)</strong>&nbsp;buyuruluyor. Yani,&nbsp;<strong>(Hikmet, fen bilgileri, m&uuml;minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!)</strong>&nbsp;buyuruluyor. İslam dininin, cemiyetlerin kalkınmasını desteklediğini, medeniyete ışık tuttuğunu, dost d&uuml;şman b&uuml;t&uuml;n ilim adamları, s&ouml;z birliği ile s&ouml;ylemektedir. İngiliz lordlarından Lord Davenport, Londra&rsquo;da basılan, İngilizce Hazret-i Muhammed ve Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim ismindeki kitabında; &ldquo;İlme ve irfana, M&uuml;sl&uuml;manlardan daha derin saygı g&ouml;steren bir millet gelmemiştir&rdquo; s&ouml;z&uuml; ile başlayarak, İsl&acirc;miyetin cemiyetlerin ilerlemesine, y&uuml;kselmesine &ouml;nderlik ettiğini, vesikalarla uzun anlatmaktadır.</p>

<p>Amerika&#39;da, Teksas Teknik &Uuml;niversitesi profes&ouml;rlerinden, Amerikan t&acirc;rih&ccedil;isi Dr. Kiris Traglor, 1972 senesinde b&uuml;y&uuml;k bir topluluğa yaptığı konuşmasında, Avrupa r&ouml;nesansının ilham ve gelişme kaynağının İsl&acirc;miyet olduğunu, M&uuml;sl&uuml;manların, İspanyaya ve Sicilya&rsquo;ya gelerek, bug&uuml;nk&uuml; modern teknik ve gelişmenin temellerini attıklarını s&ouml;ylemiş ve fende ilerlemenin, kimyada, tıpta, astronomide, denizcilikte, coğrafyada, kartografya ve matematikte terakki etmekle, ilerlemekle m&uuml;mk&uuml;n olduğunu ve bu bilgileri, Avrupa&rsquo;ya, Kuzey Afrika ve İspanya yolu ile, M&uuml;sl&uuml;manların getirdiklerini bildirmiştir. Eğer M&uuml;sl&uuml;manlar, bilgilerini kıymetli tirşe k&acirc;ğıtlara ve papir&uuml;slere yazmasalardı, bug&uuml;nk&uuml; modern basın nasıl meydana gelirdi ve faydalı olabilirdi, demiştir. Bu konuşmanın metni, Pakistan&rsquo;da &ccedil;ıkan, haftalık İsl&acirc;m D&uuml;nyası gazetesinin, 26 Ağustos 1972 tarihli sayısında yayınlanmıştır. İlimde, kuru bir etiketten başka nasibi olmayan cahil bir İsl&acirc;m d&uuml;şmanının yalanları, bu hakikati elbette &ouml;rtemez. G&uuml;neş bal&ccedil;ıkla sıvanamaz.</p>

<p><strong>Sual: İnsanların zek&acirc;larını &ouml;l&ccedil;me işini, M&uuml;sl&uuml;manlar da yapmışlar mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;İnsanların zek&acirc;ları eşit değildir. Zek&acirc;nın en &uuml;st&uuml;n derecesine&nbsp;<strong>Deha</strong>&nbsp;denir. Zek&acirc;, test usul&uuml; ile &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r. Yirminci asrın tanınmış psikologlarından Amerikalı Terman; &ldquo;Test usul&uuml; ile zek&acirc; &ouml;l&ccedil;mesi, ilk olarak Osmanlılarda yapıldı&rdquo; diyor.</p>

<p>Osmanlı orduları Avrupa&rsquo;da ilerliyor, Viyana elden gidiyordu. Viyana gidince, b&uuml;t&uuml;n Avrupa&rsquo;nın M&uuml;sl&uuml;manların eline ge&ccedil;mesi &ccedil;ok kolay olacaktı. Osmanlılar, Avrupa&rsquo;ya İsl&acirc;m medeniyetini getiriyor, ilim, fen, ahlak nurları, Hristiyanlığın kararttığı, uyuşturduğu yerlere, zindelik, insanlık, huzur, saadet sa&ccedil;ıyordu. Asırlarca, diktat&ouml;rlerin, kapitalistlerin, papazların zul&uuml;mleri altında inleyen, barbarlaşan Avrupa, İsl&acirc;m adaleti, İsl&acirc;m ilimleri, İsl&acirc;m ahlakı ile, insan haklarına kavuşuyordu. Avrupa diktat&ouml;rleri ve &ouml;ncelikle Hristiyan kiliseleri, Osmanlı ordularına karşı son gayretlerini harcıyorlardı. Bir gece, İstanbul&rsquo;daki, İngiliz sefiri, Londra&rsquo;ya tarih&icirc; mektubunu yolladı.</p>

<p>&ldquo;Buldum, buldum! Osmanlı ordularının ilerleme sebebini buldum. Onları durdurmanın yolunu buldum&rdquo; diyor ve ş&ouml;yle yazıyordu:<br />
&ldquo;Osmanlılar ele ge&ccedil;irdikleri her yerde din, ırk farkı g&ouml;zetmeksizin, se&ccedil;tikleri &ccedil;ocukların zek&acirc;larını &ouml;l&ccedil;&uuml;yor, ileri zek&acirc;lıları ayırarak, medreselerde okutup, İsl&acirc;m terbiyesi ile yetiştiriyorlar. Bunlar arasından da se&ccedil;tiklerine, saraydaki Enderun denilen y&uuml;ksek okulda, o zamanın en ileri bilgilerini veriyorlar. İşte, Osmanlı siyaset adamları, başkumandanları, b&ouml;yle se&ccedil;ilen, yetiştirilen keskin zek&acirc;lı şahsiyetlerdir. Sokullular, K&ouml;pr&uuml;l&uuml;ler, b&ouml;yle yetişmiştir. Osmanlı akınlarını durdurmak, Hristiyanlığı kurtarmak i&ccedil;in biricik &ccedil;are, Enderun mekteplerini ve medreseleri dağıtmak, onları i&ccedil;eriden yıkmaktır...&rdquo;</p>

<p>Bu mektuptan sonra, İngiltere&rsquo;de M&uuml;stemlekeler Nezareti kuruldu. Burada yetiştirilen casuslar ve Hristiyan misyonerleri, yalan propaganda ve yaldızlı vaatlerle avladıkları cahilleri Osmanlı devletinin kilit noktalarına yerleştirmeye, bu kuklaların eli ile; medreselerden fen, ahlak derslerini, hatta, y&uuml;ksek din bilgilerini kaldırmaya, M&uuml;sl&uuml;manları cahil bırakmaya uğraştılar. Bu sinsi kampanyalarında, Tanzimat&#39;tan sonra tam başarı sağladılar ve b&ouml;ylece Osmanlı devleti yıkıldı.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manların zayıf ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;z kalmasına, İsl&acirc;miyetten uzaklaşıp, birbirlerine d&uuml;şmeleri mi sebep olmuştur?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, İsl&acirc;miyeti yok etmek ve M&uuml;sl&uuml;manları i&ccedil;eriden yıkmak i&ccedil;in yetiştirdikleri casuslarını, M&uuml;sl&uuml;man kılığında M&uuml;sl&uuml;man ve bilhassa Osmanlı devletinin i&ccedil;ine g&ouml;nderiyorlardı. Bunlardan birisi de Hempher&rsquo;dir. Hempher, hatıratında, kendisi gibi M&uuml;sl&uuml;man devletlere g&ouml;nderilen casuslardan ancak d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n Londra&rsquo;ya d&ouml;nebildiğini anlattıktan sonra diyor ki:<br />
&ldquo;Sekreter, ilk birka&ccedil; raporumdan sonra, d&ouml;rd&uuml;m&uuml;z&uuml;n raporlarının tetkik edilmesi i&ccedil;in, bir toplantı yaptı. Arkadaşlarım, vazifeleriyle alakalı raporlarını teslim ettikten sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden bazı kısımlarını not ettiler. Nazır, sekreter ve toplantıya katılanların bir kısmı, &ccedil;alışmalarımı takdir ettiler. Fakat, yine de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sıradaydım. Birinciliği arkadaşım George Belcoude, ikinciliği ise Henry Franse kazanmıştı.</p>

<p>T&uuml;rk&ccedil;e ve Arabi lisanları ile Kur&#39;&acirc;n-ı kerim ve ahkam-ı isl&acirc;miyyeyi &ccedil;ok iyi &ouml;ğrenmiştim. Fakat, nazırlığa Osmanlı Devletinin zayıf noktalarını g&ouml;sterecek bir rapor hazırlamayı başaramamıştım. İki saat s&uuml;ren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de;<br />
-Asıl vazifem lisan ile Kur&#39;&acirc;n ve İsl&acirc;miyeti &ouml;ğrenmekti. Bunun haricindeki işlere fazla vakit ayıramadım. Fakat, bu sefer sizi memnun edeceğim dedim. Sekreter;<br />
-Ş&uuml;phesiz sen muvaffak oluyorsun. Fakat, birinci olmanı isterdim dedi ve ş&ouml;yle devam etti:<br />
-Ey Hempher, gelecek seferki vazifen ikidir:<br />
1- M&uuml;sl&uuml;manların zayıf noktaları ile, onların v&uuml;cutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten, d&uuml;şmanı yenmenin yolu da budur.<br />
2- Bu noktaları tespit edip, dediğimi yaptığın zaman yani M&uuml;sl&uuml;manların arasını a&ccedil;ıp, onları birbirine d&uuml;ş&uuml;rebildiğin zaman en başarılı ajan olacak ve nazırlık madalyasını kazanmış olacaksın.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Bazı tarih kitapları ilk insanların vahşi olduğunu, hi&ccedil;bir şey bilmediklerini yazmaktadır ger&ccedil;ekten bunların aslı var mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Cenneti ve Cehennemi yaratmış, her ikisini de, cin ve insan ile dolduracağını haber vermiştir. Bunun i&ccedil;in, ilk insan olan &Acirc;dem aleyhisselamdan beri, her zaman, yery&uuml;z&uuml;nde imanlılar ve dinsizler bulunmuş ve birbirleri ile atışmış, &ccedil;arpışmıştır. Dinsizler, Allah&#39;tan başka şeylere tapınmış, imanlılar ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;nderdiği Peygamberlere ve kitaplara tabi olmuştur.</p>

<p>İlk insanlar, bazı tarih&ccedil;ilerin zannettiği gibi ve İslam dinine inanmayanların uydurduğu, filmlerde g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, ilimsiz, fensiz, g&ouml;rg&uuml;s&uuml;z, &ccedil;ıplak, vahşi kimseler değildi. Evet bug&uuml;n, Asya, Afrika &ccedil;&ouml;llerinde ve Amerika ormanlarında Tun&ccedil; &Ccedil;ağı&#39;ndekilere benzeyen vahşiler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz, basit yaşayanlar vardı. Fakat, bundan dolayı, ne bug&uuml;nk&uuml;, ne de ilk insanların hepsi i&ccedil;in, vahşidir, hi&ccedil;bir şey bilmezlerdi denilemez.</p>

<p>&Acirc;dem aleyhissel&acirc;m ve ona iman edenler şehirlerde yaşardı. Okumak, yazmak bilirdi. Demircilik, iplik yapmak, kumaş dokumak, &ccedil;ift&ccedil;ilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mın boyu ve &ouml;mr&uuml; kesin olarak bildirilmedi. Bir rivayette, bin sene yaşayıp, beş y&uuml;z yaşında iken Peygamber oldu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine on kitap g&ouml;nderdi. Cebr&acirc;&icirc;l aleyhissel&acirc;m, kendisine oniki kerre gelmişti.</p>

<p>Bu kitaplarda, iman edilecek şeyler, &ccedil;eşitli dillerde l&uuml;gatler, s&ouml;zl&uuml;kler, her g&uuml;n bir vakit namaz kılmak ki, bunun sabah namazı olduğu ibni &Acirc;bid&icirc;nde yazılıdır, gus&uuml;l abdesti almak, oru&ccedil; tutmak, leş, kan, domuz yememek, bir&ccedil;ok sanatlar, tıp, ila&ccedil;lar, hesap, hendese yani geometri gibi şeyler bildirilmişti. Altın &uuml;zerine para dahi basmış, maden ocakları işletilip aletler yapılmıştı.</p>

<p>N&ucirc;h aleyhissel&acirc;mın gemisinin, ateş yanarak, kazanı kaynayarak hareket etdiğini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim a&ccedil;ık&ccedil;a bildiriyor. Bazı tarih&ccedil;iler, hi&ccedil;bir vesika ve incelemeye dayanmadan, yalnız dinleri ink&acirc;r etmek, Peygamberleri k&uuml;&ccedil;&uuml;ltmek maksadı ile, ilk insanlar vahşi idi, bir şey bilmezdi diyerek, &Acirc;dem, Ş&icirc;t ve İdr&icirc;s aleyhim&uuml;ssel&acirc;m gibi Peygamberlerin birer masal, birer hurafe olduğunu g&ouml;stermek, b&ouml;ylece M&uuml;sl&uuml;man evlatlarını dinsiz, imansız yetiştirmek istiyorlar.</p>

<p><strong>Sual: İslamiyet gibi, Allahın ihsan ettiği en kıymetli nimetlerin insanın elinden &ccedil;ıkmasının sebebi veya sebepleri nedir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam nimetlerinin elden &ccedil;ıkmasına sebep olanlar iki kısmdır:</p>

<p>Birincileri, d&uuml;şmanlıklarını a&ccedil;ıklayan k&acirc;firler olup, bunlar b&uuml;t&uuml;n silahlı kuvvetleri, propaganda vasıtaları ve siyasi oyunları ile, İslamiyeti yıkmaya uğraşıyorlar. M&uuml;sl&uuml;manlar, bunları biliyor ve onlardan &uuml;st&uuml;n olmaya &ccedil;alışıyor.</p>

<p>İkinci kısım k&acirc;firler, kendilerine M&uuml;sl&uuml;man ismini ve s&uuml;s&uuml;n&uuml; verip, din adamı tanıttırıp, M&uuml;sl&uuml;manlığı, kendi akılları ile, keyiflerine uygun bir şekle &ccedil;evirmeye uğraşıyor, M&uuml;sl&uuml;manlık ismi altında, yeni, uydurma bir din kurmak istiyorlar. M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;oğu bu d&uuml;şmanları, bazı s&ouml;zlerinden ve İslamiyeti yıkıcı davranışlarından seziyor ise de, &ccedil;ok kurnaz idare edildikleri i&ccedil;in, bir&ccedil;ok s&ouml;zleri reva&ccedil; bulup, M&uuml;sl&uuml;manlar arasında yerleşiyor. Bazıları da;</p>

<p>&ldquo;Bu asırda yaşayabilmemiz i&ccedil;in, millet&ccedil;e, topluca Garplılaşmalı, Batılılaşmalıyız&rdquo; diyor. Bu s&ouml;z&uuml;n iki manası vardır:</p>

<p>Birincisi, Batılıların fende, sanatta, imar ve refah vasıtalarında bulduklarını &ouml;ğrenmek, yapmak, bunlardan istifadeye &ccedil;alışmaktır ki, bunu İslamiyet de, zaten emretmektedir. Fen bilgilerini &ouml;ğrenmenin farz-ı kifaye olduğu, kitaplarda, vesikaları ile bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Hikmet yani fen ve sanat, m&uuml;minin kaybettiği malıdır. Nerede bulursa alsın!)</strong>&nbsp;buyuruldu. Fakat bu, Batıya uymak değil, ilmi, fenni onlarda bile arayıp almak ve onların &uuml;st&uuml;nde olmaya &ccedil;alışmaktır.</p>

<p>İkinci manada Batılılaşmak ise, ecdadımızın doğru ve mukaddes yolunu bırakıp, Batı&#39;nın b&uuml;t&uuml;n &acirc;detlerini, ahlaksızlıklarını ve hepsinden daha acı olarak, dinsizliklerini alıp, camileri kilise ve eski sanat eseri şekline sokmak, M&uuml;sl&uuml;manlığa gerilik dini, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime &ccedil;&ouml;l kanunu, puta tapmaya, ibadete m&uuml;zik karıştırmaya modern ve medeni din demek, İslamiyeti bırakıp, Hıristiyanlığa, musiki aletleri ile ibadete d&ouml;nmeye, &#39;dinde reform&#39; ismini vermektir.</p>

<p>Herkes şunu iyi bilmelidir ki, bu milletin damarlarında dolaşan asil kan, ne bug&uuml;n, ne de, onların &uuml;mitle bekledikleri g&uuml;nlerde, bu manada asla Batılılaşmayacak, dinsiz olmayacak, zındıkların yalanlarına aldanmayacaktır. Ecdadının mukaddesatını ayaklar altında &ccedil;iğnetmeyecektir!</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong><br />
<br />
<b>(İc&acirc;zet) </b>ve <b>(Hil&acirc;fet), </b>t&acirc;liblerin kalblerine ihl&acirc;s yerleşdirmesi i&ccedil;in, olgun birisine izn vermek demekdir. Kendisine izn verilen z&acirc;ta <b>(Hal&icirc;fe) </b>vey&acirc; <b>(Ves&icirc;le) </b>denir. Kendisine izn verilecek z&acirc;tın b&acirc;tınının [ya&rsquo;n&icirc; kalbi ve diğer d&ouml;rt lat&icirc;fesinin] nisbete ve h&acirc;llere kavuşmuş olması, k&ouml;t&uuml; huylardan temizlenmiş, iyi huylarla s&uuml;slenmiş olması ve sabr, tevekk&uuml;l, kan&acirc;&rsquo;at, rız&acirc;, tesl&icirc;m s&acirc;hibi olması, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmaması l&acirc;zımdır. Bu y&uuml;ksek mertebe, ancak <b>(Selef-i s&acirc;lih&icirc;n)</b>e uymakla ele ge&ccedil;ebilir. [Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m ile T&acirc;bi&rsquo;&icirc;n-i ız&acirc;ma <b>(Selef-i s&acirc;lih&icirc;n) </b>denir. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; asrlarda gelen isl&acirc;m &acirc;limlerine, <b>(Halef-i s&acirc;dık&icirc;n) </b>denir.] Bu h&acirc;ller ve keyfiyyetler kalbde h&acirc;sıl olmadan, va&rsquo;z etmesi i&ccedil;in izn vermek har&acirc;mdır. Tesavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin yolunu bozmak olur. Birisini mağr&ucirc;r yapmak [kendini beğenmesine sebeb olmak], bir t&acirc;libi, bir &acirc;şıkı da acemi ellere d&uuml;ş&uuml;rerek mahr&ucirc;m etmek, akla da, isl&acirc;miyyete de uygun değildir. [Şimdi T&uuml;rkiyede hak&icirc;k&icirc; tar&icirc;kat, m&uuml;rşid, m&uuml;r&icirc;d, şeyh yokdur. Vardır diyenlere, şeyh olduğunu s&ouml;yliyenlere inanmamalıdır. Sahte şeyhlerin, c&acirc;hil tar&icirc;katcıların tuzaklarına d&uuml;şmemek i&ccedil;in uyanık olmalıdır.]</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001&amp;bookPage=768" rel="nofollow noopener noreferrer" target="_blank">http://www.hakikatkitabevi.net/bookread.php?bookCode=001&amp;bookPage=768</a></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=578]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 14:29:17 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Misyonerlerin uydurduğu hurafeler]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>İnternette dolaşan asırlık bayat hurafe<br />
Sual: </b>İnternette dolaşan Ş. Ahmet Vasiyetnamesi neyin nesidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
1950&rsquo;de Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi diye, İslam harfleri ile yazılı k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir risale okumuştum. Daha sonra bu risale kağıtlara basıldı. Şimdi internet &ccedil;ıkınca, misyonerler tarafından tekrar yayılmasına &ccedil;alışıldığı g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Okuyucularımızın bu bayat hurafeye alet olmaması i&ccedil;in tekrar yazmak zorunda kaldık. Zamanla bu yazı duruma g&ouml;re değiştirilmiş. Eskiden bunu yazana <b>T&uuml;rbe bek&ccedil;isi</b> deniyordu. Daha sonra <b>Harem anahtarının taşıyıcısı</b> dendi. Şimdi ise, <b>T&uuml;rbe-i şerif hatibi</b> deniyor. Bu adama r&uuml;yada denmiş ki:<br />
<b>(Kıyamet alametleri &ccedil;ıkıyor. &Ccedil;ok yakında 3 gece g&uuml;neş tutulacak &uuml;&ccedil; g&uuml;n sonra batıdan doğacak, Kur&rsquo;an insanların g&ouml;z&uuml;ne g&ouml;r&uuml;lmeyecektir. Kim vasiyetnameyi işitip de yazmazsa bir yere g&ouml;ndermezse, y&uuml;z&uuml; kara ola. Vallah&uuml;lazim bu vasiyetnamede yanlışım varsa, &ouml;b&uuml;r d&uuml;nyaya imansız gideyim.)</b><br />
<br />
Bu, misyonerler tarafından dinimize hurafe sokmak i&ccedil;in sinsice ve &ccedil;ok cahilce uydurulmuş bir hezeyan namedir. Maksatları, İslam&rsquo;a hurafe sokmaya &ccedil;alışmak, zihinleri bulandırmak, az da olsa, b&ouml;yle basit yazılarla M&uuml;sl&uuml;manları meşgul etmek, ciddi konulara eğilmeyi &ouml;nlemektir. Eskiden (Yalan s&ouml;yl&uuml;yorsam k&acirc;fir olayım) denirken, şimdi <b>Bu d&uuml;nyadan imansız gideyim</b> deniyor. Her iki s&ouml;z&uuml; s&ouml;yleyen M&uuml;sl&uuml;man ise k&acirc;fir olur. B&ouml;yle yemin caiz değildir. Hadis-i şerifte, <b>(Allah&rsquo;tan başkası i&ccedil;in yemin etmek şirktir) </b>buyuruluyor.<br />
<br />
Bu hurafe yazılalı birka&ccedil; asır olduğu halde, bu Ş. Ahmet denilen hayali şahıs &ouml;lmeyip h&acirc;l&acirc; misyonerler eliyle mesaj g&ouml;nderiyor. Eski baskılarında, (Haber aldım ki, bu vasiyetin yalan olduğunu s&ouml;yleyen birinin aynı g&uuml;n oğlu &ouml;lm&uuml;ş, bir doktor da bu vasiyeti dağıtmadığı i&ccedil;in &ccedil;ıldırıp arabası ile bir dereye yuvarlanmış) deniyor. Tehditler sayıldıktan sonra, bu işe alet olacaklara &ouml;d&uuml;ller dağıtıyor. Eskisinde, <b>Bu vasiyeti yayan bir t&uuml;ccar 90 bin lira kazanmış</b> diyordu. Şimdi, bu 90 bin lirayı az diye y&uuml;z bin rubleye &ccedil;ıkarmış. Yeni baskısında ise, para miktarı hi&ccedil; yok. <b>3 g&uuml;n sonra g&uuml;neş batıdan doğacak</b> diyor, asırlar ge&ccedil;tiği halde h&acirc;l&acirc; g&uuml;neş batıdan doğmadı. Kıyametin kopması ile ilgili, Yehovacılar gibi &ccedil;ok kimseler tarihler vermişse de, hepsi yalan &ccedil;ıkmıştır.<br />
<br />
<b>Dikkat edilecek noktalar: </b><br />
Dinimizde d&ouml;rt delil vardır. R&uuml;ya senet değildir. Bu yazının hi&ccedil; kıymeti yoktur. Sanki din kitapları noksanmış gibi, din kitapları yerine, bu uydurma yazı dağıtılıyor. En m&uuml;him nokta ise, bu yazı, dinde noksanlık olduğunu bildiriyor. Eğer bu vasiyette dine uygun şeyler varsa, bunun &ouml;zelliği kalmaz. Eğer dinde olmayan şeyler konmuşsa, &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Dinin emirlerini yapmayan, yasaklarından ka&ccedil;mayan kimse, bir yazıyı yaymakla nasıl ilahi rızaya kavuşabilir? Zaten hainlerin maksatları da budur. M&uuml;sl&uuml;manları dini emirlerden koparıp hurafelerle avutmaktır.<br />
<br />
<b>13 rakamlı başka bir hurafe:</b><br />
Bir de <b>13</b> rakamlı bir yazı dağıtılıyor. Bu da hurafedir. Hristiyanlarca <b>13 </b>rakamı uğursuzdur. Bu yazıda bakın ka&ccedil; tane <b>13</b> var. R&uuml;yamda Hazret-i Zeynebi g&ouml;rd&uuml;m diyen kızın yaşı <b>13,</b> fakir <b>13 </b>g&uuml;n sonra zengin olmuş, yaşlı kimse <b>13</b> g&uuml;n sonra hapse d&uuml;şm&uuml;ş, zengin <b>13 </b>g&uuml;n sonra servetini kaybetmiş, memur <b>13</b> g&uuml;n sonra işinden olmuş. Bu yazıyı <b>13</b> sayfa yazıp, <b>13 </b>kişiye g&ouml;nderen, <b>13</b> g&uuml;n sonra murada kavuşurmuş, yazmayana da <b>13</b> g&uuml;n sonra bela gelirmiş. Rakamların toplamı <b>13</b> eden &ouml;nemli olaylardan, Peygamber efendimizin <b>571</b>&#39;de doğduğu, İstanbul&rsquo;un <b>1453</b>&#39;de alındığı hatırlanınca, fanatik hristiyanların neden <b>13</b> sayısını uğursuz saydıkları anlaşılır. Bu işlere alet olup da misyonerlerin oyununa gelmemeli.<br />
<br />
<b>Dilek duası<br />
Sual:</b> Dilek duası denen bir mektup, 1984 yılında Amerika&rsquo;da bulunmuş. Eline ge&ccedil;ip 7 kişiye g&ouml;nderen zengin olmuş. G&ouml;ndermeyenin başına felaket gelmiş. Aslı var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu da bir hristiyan hurafesidir. Biz b&ouml;yle yazıların hepsini imha ediyoruz.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1769]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 14:10:17 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah şaşırtmasın demek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>(Allah şaşırtmasın) diye dua etmek yanlış değil mi? Allah bizim k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&uuml; isteyip de niye şaşırtsın ki? B&ouml;yle s&ouml;ylemek Allah&rsquo;a suizan olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
(Allah şaşırtmasın!) duasının benzerleri Kur&rsquo;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde vardır. G&uuml;zel bir duadır. Cehenneme atan da Odur. G&uuml;nahsız, su&ccedil;suz insanı Cehenneme atmaz ki! Cehenneme m&uuml;stahak olanı atar. Bunun manası, (Ya Rabb&icirc;, beni Cehenneme m&uuml;stahak olanlardan eyleme!) demektir. Hayrın da şerrin de yaratıcısı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; olduğu i&ccedil;in, (Bizi k&acirc;fir etme, bizi Cehenneme atma!) diye dua ediyoruz. Bir &acirc;yet-i kerimede<b> (Allah, dilediğini saptırır) </b>buyuruluyor. (Rad 27)<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimdeki bazı duaların mealleri: <b>Ey Rabbimiz, kalblerimizi kaydırma!</b> [Bizi sapıtma!] (&Acirc;l-i İmran 8) <b>Kıyamette bizi rezil r&uuml;sva etme!</b> (&Acirc;l-i İmran 194) <b>Unuttuğum şeyden dolayı beni su&ccedil;lama ve bu işimden dolayı bana bir g&uuml;&ccedil;l&uuml;k &ccedil;ıkarma!</b> (Kehf 73) <b>Kabirden kalkıldığı g&uuml;n beni mahcup etme! </b>(Şuara 87)<br />
<br />
Bu konuda birka&ccedil; hadis-i şerif meali de ş&ouml;yle: <b>(Ey Allah&rsquo;ım, kabir ehlinin ecrinden bizi mahrum etme ve onlardan sonra bizi fitneye uğratma!)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Ya Rabb&icirc;, bana azap etme!)</b> [Deylem&icirc;]<br />
<br />
Her şeyi yapan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in, Peygamber efendimiz, <b>(Ya Rabb&icirc;, kabrimi ibadet edilen put h&acirc;line getirme!)</b> diye dua etmiştir. (Abd&uuml;rrezzak)<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; herkese, layık olduğunu verir, kimseye zerre kadar zulmetmez. Bir &acirc;yet-i kerime meali de ş&ouml;yledir: <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez. Onları azaba s&uuml;r&uuml;kleyen, &ccedil;irkin işleridir. B&ouml;ylece kendilerine zulmediyorlar.) </b>[Nahl 33]<br />
<br />
Demek ki, şaşıran kimse, &ccedil;irkin ameli sayesinde şaşırıyor.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5038]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:09:06 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yeni Müslüman olan]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir yabancı arkadaş var. Buna ilk &ouml;nce neyi &ouml;ğretmeliyiz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlk &ouml;nce imanı, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, Onun sıfatlarını, Resulullah efendimizin Allah&rsquo;ın Peygamberi olduğunu, Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı esası, sonra da İslam&rsquo;ın beş şartını &ouml;ğretip namaz kılmasını sağlamalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Kitab ehli olan bir kavme g&ouml;revle gidince, &ouml;nce, La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah demeye davet et. Bunu kabul ederlerse, g&uuml;nde beş vakit namazın farz olduğunu bildir. Bunu da kabul ederlerse, Allah&rsquo;ın M&uuml;sl&uuml;manların zenginlerinden alınıp fakirlerine verilen zekatı farz kıldığını s&ouml;yle.)</b> [Buhari, M&uuml;slim, Ebu Davud]</p>

<p>Bu hadis-i şerifte ilk &ouml;nce, Allah&rsquo;a imanla birlikte Resul&uuml;n&uuml; de tasdik bildirilmiştir. Resulullahı tasdik etmeyen m&uuml;min ve M&uuml;sl&uuml;man olamaz.</p>

<p><b>Sual: </b>Yeni m&uuml;sl&uuml;man olanın veya akıl-baliğ olan &ccedil;ocuğun, &ouml;nce <b>Kelime-i şehadet </b>s&ouml;ylemesi ve bunun manasını &ouml;ğrenip, inanması gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet gerekir. Bundan sonra, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan itikad, yani iman edilmesi gereken bilgileri &ouml;ğrenip, bunlara inanması gerekir.</p>

<p>Sonra Ehl-i s&uuml;nnetin d&ouml;rt mezhebinden birinin kitaplarında yazılı olan fıkıh bilgilerini, yani İslam&rsquo;ın beş şartını ve helal, haram olan şeyleri &ouml;ğrenmesi ve bunlara inanması ve uygun yaşaması gerekir. Bunları &ouml;ğrenmek ve uymak gerektiğine inanmayan, &ouml;nem vermeyen m&uuml;rted olur. Yani kelime-i şehadet getirerek m&uuml;sl&uuml;man olduktan sonra, tekrar k&acirc;fir olur.</p>

<p>Nikahlı m&uuml;sl&uuml;man bir kız, baliga olduğu zaman, M&uuml;sl&uuml;manlığı bilmezse, nikahı bozulur. Yani m&uuml;rted olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatlarını ona bildirmelidir. O da, tekrar etmeli ve (bunlara inandım) demelidir. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</b></p>

<p>İbni Abidin hazretleri bunu a&ccedil;ıklarken diyor ki:<br />
Kız k&uuml;&ccedil;&uuml;k iken, ana-babasına t&acirc;bi olarak m&uuml;sl&uuml;mandır. Baliga olunca, ana-babasının dinine t&acirc;bi olması devam etmez. İslamiyet&rsquo;i bilmeyerek baliga olunca, m&uuml;rted olur. İman edilecek şeyleri işitip de, inanmamış kimse, kelime-i tevhid s&ouml;ylese, yani (La ilahe illallah Muhammed&uuml;n resulullah) dese, m&uuml;sl&uuml;man olmaz. (Ament&uuml; billahi...) de bulunan altı şeye inanan ve (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerinin ve yasaklarının hepsini kabul ettim, beğendim) diyen kimse m&uuml;sl&uuml;man olur.</p>

<p>Her m&uuml;sl&uuml;man, &ccedil;ocuklarına Ament&uuml;&rsquo;y&uuml; ezberletmeli, manasını iyice &ouml;ğretmelidir! &Ccedil;ocuk bu altı şeyi &ouml;ğrenmez ve inandığını s&ouml;ylemezse, baliğ olduğu zaman m&uuml;sl&uuml;man olmaz, m&uuml;rted olur.</p>

<p>Sadece Allah&rsquo;a inandım demek k&acirc;fi değildir. Ament&uuml;&rsquo;de bildirilen altı husustan birini, mesela kaderi ink&acirc;r eden, k&acirc;fir olur, b&uuml;t&uuml;n iyi amelleri yok olur. <b>(Redd-&uuml;l-muhtar)</b></p>

<p><b>Sual:</b> K&acirc;fir (Beni İslam&rsquo;a uygun defnedin) dese, m&uuml;min sayılır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. Kelime-i şehadeti veya manasını s&ouml;ylerse evet.</p>

<p><b>Sual:</b> Yeni M&uuml;sl&uuml;man oldum, fıkıh bilgilerim yok sayılır, her şeyi yeni &ouml;ğreniyorum, k&uuml;fre sebep olan şeylerin hepsini de bilmiyorum. Bilmeyerek k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;recek bir şey yaparsam veya s&ouml;ylersem, benim durumum o zaman ne olur? Bilmeyerek yaparsam imanımı kaybetmiş olur muyum?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır imanınızı kaybetmiş olmazsınız. Polonya gibi bir yerde, yeni M&uuml;sl&uuml;man olmuş bir kimse, elbette k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;ren bir &ccedil;ok şeyi bilemez. Bilmediği i&ccedil;in de hemen ona k&uuml;fre d&uuml;şt&uuml;n denmez. Peki ne yapmalı? <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve Resul&uuml;ne ve Onun Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan getirdiklerinin hepsine inandım, beğendim, kabul ettim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dostlarını severim ve d&uuml;şmanlarını sevmem demek k&acirc;fidir.)</b> Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım) </b>demelidir.</p>

<p><b>Secdenin &ouml;nemi<br />
Sual:</b> Bir gayrim&uuml;slim, secde &acirc;yetini dinledikten sonra tilavet secdesi yapsa, bu kimseye M&uuml;sl&uuml;man oldu denebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, M&uuml;sl&uuml;man olduğu anlaşılır. <b>(Bezzaziyye,</b> <b>İbni Abidin)</b></p>

<p>Yine bunun gibi, namazlarını cemaatle kılan bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;man olduğu anlaşılır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; İslamiyet&rsquo;ten &ouml;nceki hak dinlerde namaz yalnız kılınır, cemaatle kılınmazdı.<b> (İslam Ahlakı)</b></p>

<p>Dinimizde zahire, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şe g&ouml;re h&uuml;k&uuml;m verildiği i&ccedil;in, bir gayrim&uuml;slim bunları yapınca M&uuml;sl&uuml;man olduğuna h&uuml;kmedilir. Yoksa b&acirc;tıl inancından vazge&ccedil;medik&ccedil;e, dinimizin bildirdiği hususlara iman etmedik&ccedil;e, sadece bunları yapmakla M&uuml;sl&uuml;man olmuş olmaz. M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nmek i&ccedil;in m&uuml;nafıklık da yapmış olabilir, ama k&uuml;fr&uuml;n&uuml; belli eden bir s&ouml;z&uuml;, hareketi g&ouml;r&uuml;lmedik&ccedil;e, d&uuml;nyada ona M&uuml;sl&uuml;man muamelesi yapılır.</p>

<p><strong>Sual: Gayr-i m&uuml;slim bir &uuml;lkede iman etmiş olan kimsenin, hemen farzları yapması, haramlardan sakınması gerekir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Gayr-i m&uuml;slim bir memlekette M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimse, farzları, haramları işitince, bunlara uyması lazım olur. M&uuml;sl&uuml;manların yaşadığı bir &uuml;lkede imana gelen veya baliğ yani ergenlik &ccedil;ağına giren kimse de, hemen o andan itibaren, farzları yapması, haramlardan ka&ccedil;ınması lazım olur. M&uuml;sl&uuml;manların yaşadığı &uuml;lkede imana gelen kimsenin, farz olduğunu &ouml;ğreninceye kadar, kılmadığı namazları ve tutmadığı oru&ccedil;ları kaza etmesi de lazım olur. Bilmemesi, terk etmek g&uuml;nahından kurtulması i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olur. &Ouml;ğrenmeyi terk etti ise, hi&ccedil; &ouml;z&uuml;r olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Kadın, erkek her M&uuml;sl&uuml;manın ilk bilmesi, inanması lazım olan şey nedir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> M&uuml;kellef olan, yani akıl ve baliğ olan, kadın, erkek her M&uuml;sl&uuml;manın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanıması, bilmesi, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıf&acirc;t-ı z&acirc;tiyyesini ve sıf&acirc;t-ı s&uuml;b&ucirc;tiyyesini, doğru bilmesi ve inanması lazımdır. Herkese ilk farz olan şey budur. Bilmemek &ouml;z&uuml;r olmaz, bilmemek g&uuml;nah olur.</p>

<p><strong>Sual: Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimsenin, mutlaka gus&uuml;l abdesti alması gerekir mi?<br />
Cevap:</strong> Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir gayr-i m&uuml;slimin, M&uuml;sl&uuml;man olunca, gus&uuml;l abdesti alması m&uuml;stehabdır.</p>

<p><b>Not: Diğer maddelerde Ament&uuml;&rsquo;n&uuml;n bu 6 esası hakkında geniş bilgi verilmiştir.</b></p>

<p><strong>Sual: </strong>M&uuml;sl&uuml;man olup, namazı orucu işitmemiş ve yapmamış olan, işitince &ouml;ğrenince bunları kaza eder mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimse, farz olduğunu işitinceye kadar, kılmadığı namazları kaza etmez. M&uuml;rted, tekrar imana gelince, m&uuml;rted olmadan &ouml;nce kıldığı ve m&uuml;rted iken kılmadığı namazları ve oru&ccedil;ları kaza etmez. Fakat tekrar hacca gitmesi lazım olur. M&uuml;rted olmadan &ouml;nce yapmadığı farzları kaza eder. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, farzları yapmamak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. M&uuml;rted olunca, g&uuml;nahları affolmaz.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=392]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:28:01 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Allah’a iman ne demektir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>(Allah&rsquo;a iman şarttır, ama Ament&uuml;&rsquo;deki diğer şartlara, mesela Peygamberlere inanmak gerekmediği i&ccedil;in Ehl-i kitap da Cennete gider) deniyor. <b>Ament&uuml;</b>&rsquo;n&uuml;n tamamına inanmak şart değil mi? İnanmayan M&uuml;sl&uuml;man da olsa, Cehenneme gitmez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ament&uuml;&rsquo;deki imanın şartlarından birini bile ink&acirc;r eden k&acirc;fir olur. İmanı eksik tarif etmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı ve Resul&uuml;n&uuml; yalanlamak olur. Peygamber efendimiz, imanı ş&ouml;yle tarif etmiştir:<br />
<b>(İman; Allah&rsquo;a, meleklere, kitaplara, peygamberlere, ahiret g&uuml;n&uuml;ne</b> [Cennete, Cehenneme, hesaba, mizana], <b>kadere, hayrın ve şerrin Allah&rsquo;tan olduğuna, &ouml;l&uuml;me, &ouml;ld&uuml;kten sonra dirilmeye, inanmaktır. Allah&rsquo;tan başka ilah olmadığına ve benim, Onun kulu ve resul&uuml; olduğuma şehadet etmektir.)</b> [Buhari, M&uuml;slim, Nesai]<br />
<br />
&Acirc;yet ve hadislerdeki <b>(Allah&rsquo;a iman eden)</b> ifadesi, m&uuml;min i&ccedil;indir. Buradan, imanın diğer şartlarına inanmaya gerek yok denmez. İmam-ı Kurtubi buyurdu ki: Allah&rsquo;a iman, vacib-ul-v&uuml;cud olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığını, <b>Resul&uuml;n&uuml;n getirdiği tafsilata g&ouml;re</b> tasdik etmek demektir. <b>(Cami&rsquo;u li-Ahk&acirc;m)</b><br />
<br />
Bug&uuml;nk&uuml; İncil ve Tevrat&rsquo;ta bildirildiği gibi inanan, Allah&rsquo;a iman etmiş olmaz. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Kendilerine kitap verilenlerden, Allah&rsquo;a ve ahiret g&uuml;n&uuml;ne inanmayan, Allah&rsquo;ın ve Resul&uuml;n&uuml;n haram ettiği şeyi haram tanımayan ve hak dini</b> [İslamiyet&rsquo;i]<b> din edinmeyenlerle, zelil bir halde kendi elleriyle </b>[boyun eğerek]<b> cizye verinceye kadar savaşın!) </b>[Tevbe 29]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<strong>(Kitab ehli bir kavme g&ouml;revle gidince, La ilahe illallah Muhammed&uuml;n Resulullah demeye davet et! Bunu kabul ederlerse, g&uuml;nde beş vakit namazın farz olduğunu bildir! Sonra da, M&uuml;sl&uuml;man zenginlerden alınıp fakirlerine verilen zek&acirc;tın farz olduğunu s&ouml;yle!)</strong> [Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
Yahudiler, Hristiyanlar ve diğer k&acirc;firler, dinimizin emir ve yasaklarına muhatap değildir. Onlara &ouml;nce farz olan, iman etmektir. M&uuml;sl&uuml;man olmadık&ccedil;a, Cennete gitmeleri de m&uuml;mk&uuml;n değildir. M&uuml;sl&uuml;man olmayanın Cennete gideceğini s&ouml;ylemek <b>k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r</b>. İki &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Kim İslam&rsquo;dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) </b>[&Acirc;l-i İmran 85]<br />
<br />
<b>(Kimi, ona </b>[Muhammed aleyhisselama] <b>iman etti, kimi ondan y&uuml;z &ccedil;evirdi. Bunlara da &ccedil;ılgın ateşli Cehennem yetti. &Acirc;yetlerimizi ink&acirc;r edip k&acirc;fir olanları elbet ateşe atacağız.) </b>[Nisa 55,56]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Beni duyup da, bana inanmayan Yahudi ve Hristiyan, elbette Cehenneme girecektir.)</b> [M&uuml;slim]</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4811]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:18:11 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Bilmemek özür olur mu?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Yurt dışında yaşayıp da, birka&ccedil; haramın, haram olduğunu hi&ccedil; duymadığı i&ccedil;in, (Bu haram değil) diyen k&acirc;fir olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Haram olduğunu bilmediği i&ccedil;in (Bu haram değildir) diyen k&acirc;fir olmaz. <b>Seadet-i Ebediyye</b> kitabında, (M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;oğunun bildiği şeyleri bilmemek, &ouml;ğrenmemek g&uuml;nah olur. İslam bilgilerinin yaygın olduğu yerde, cehalet yani bilmemek &ouml;z&uuml;r olmaz, g&uuml;nah olur) deniyor. Şimdi İslam bilgileri olduk&ccedil;a yaygınsa da, bazı konuları M&uuml;sl&uuml;manların &ccedil;oğu bilmiyor. Mesela kefirin, kımızın, hatt&acirc; m&uuml;ziğin bile haram olduğunu &ccedil;ok kimse bilmiyor. Bilmediği i&ccedil;in, (Bunlar haram değildir) derse k&acirc;fir olmaz. Meşhur olan bir harama, mesela şaraba, domuz etine helal demek k&uuml;f&uuml;r olur.</p>

<p><strong>Zamanımızda bilmemek &ouml;z&uuml;r m&uuml;d&uuml;r?<br />
Sual: Zamanımızda, nerede olursa olsun, bir M&uuml;sl&uuml;manın, İsl&acirc;miyetin esaslarından bazılarını bilmemesi, bu kimse i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> İslam memleketlerinde, hatta bug&uuml;n i&ccedil;in, d&uuml;nyanın her yerindeki M&uuml;sl&uuml;manların, iman ve ilmih&acirc;l bilgilerini yani İsl&acirc;miyeti &ouml;ğrenmesi kolay olup, l&uuml;zumlu şeyleri &ouml;ğrenmemek, bilmemek &ouml;z&uuml;r değil, su&ccedil; olur. Fakat, tatbikatta, yanlış yapmak, bilmeyerek yapmak &ouml;z&uuml;r olur. Mesela, her t&uuml;rl&uuml; alkoll&uuml; i&ccedil;kinin haram olduğunu bilmek lazımdır, bilmemek &ouml;z&uuml;r değil, su&ccedil;tur. Fakat, i&ccedil;inde alkol karışık hoşafı veya ilacı yahut şerbeti, karışık olduğunu bilmeyerek i&ccedil;mek, g&uuml;nah olmaz. Karışık olduğunu bilmemesi &ouml;z&uuml;r olur. Domuz etinin haram olduğunu bilmemek &ouml;z&uuml;r değildir, su&ccedil;tur. Koyun, sığır eti ile pişti sanarak, domuz eti ile pişmiş yemeği yemek ise, &ouml;z&uuml;r olur, affolur.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5644]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:12:48 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İngiliz Casusunun İtirafları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İngiliz Casusunun İtirafları kitabında neler var?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitapta, İslamiyet&rsquo;i bozmak, yok etmek i&ccedil;in yapılan planlar ve vehhabiliğin kuruluşu anlatılmaktadır.<br />
<br />
Bu kitap, <b>3</b> kısımdan meydana gelmiştir:<br />
<b>Birinci kısımda, </b>İslamiyet&rsquo;i bozmak, yok etmek i&ccedil;in yapılan planlar ve vehhabiliğin kuruluşu anlatılmaktadır.<br />
<br />
<b>İkinci kısımda,</b> m&uuml;sl&uuml;manlara yapılan, akla, hayale gelmeyen işkenceler ve Osmanlı devletini yıkmak i&ccedil;in yapılan planlar bildirilmektedir.<br />
<br />
<b>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kısım,</b> Yusuf Nebhani hazretlerinin <b>Hulasat-&uuml;l-kelam</b> kitabından terc&uuml;me olup, hak dinin İslamiyet olduğunu ispat etmektedir.<br />
<br />
İngiliz casusu Hempher, 18. asırda, kendisine devleti tarafından verilen emirlerde, M&uuml;sl&uuml;manların kuvvetli noktalarını tahrip etmek i&ccedil;in nelerin tavsiye edildiğini bildirmiştir. Bunlar &ouml;zetle ş&ouml;yledir:<br />
<b>1-</b> M&uuml;sl&uuml;manların arasında, ırk&ccedil;ılığı k&ouml;r&uuml;klemeliyiz.<br />
<br />
<b>2-</b> Peygamberin, İslam&rsquo;dan kastının mutlak din olduğunu, hoşg&ouml;r&uuml;ye dayandığını, bu dinin Yahudilik ve Hristiyanlık da olabileceğini, sadece İslam dininin olmadığı inancını aşılamalıyız.<br />
<br />
<b>3-</b> Kilise yapmanın mahzuru olmadığını, Peygamber ve Halifeleri kiliseleri yıkmadığını, bilakis onlara h&uuml;rmet g&ouml;sterdiğini s&ouml;ylemeliyiz.<br />
<br />
<b>4-</b> (Allah&rsquo;ın ibadete ihtiyacı yok) diyerek M&uuml;sl&uuml;manları, ibadetten soğutmaya &ccedil;alışmalıyız.<br />
<br />
<b>5-</b> M&uuml;sl&uuml;manlığa bid&rsquo;atler sokup, İslamı gericilik ve ter&ouml;r dini gibi g&ouml;stermeliyiz.<br />
<br />
<b>6-</b> &Ccedil;ocukları ailelerinden uzaklaştırmaya &ccedil;alışmalı, b&ouml;ylece dini terbiyelerinden mahrum bırakmalıyız. Onları biz, gereği gibi eğitmeliyiz.<br />
<br />
<b>7-</b> &Ouml;rt&uuml; i&ccedil;in, İslami bir emir değil, sonradan &ccedil;ıkmış bir adettir diyerek, kadının &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml; a&ccedil;maya &ccedil;alışmalıyız. M&uuml;sl&uuml;manlığı yok etmek i&ccedil;in, bu iş &ccedil;ok tesirlidir. &Ouml;nce, bu işi gayrim&uuml;slim kadınlara yaptırmalıyız. Sonra, M&uuml;sl&uuml;man kadınlar, kendiliğinden bozulup, gayrim&uuml;slimlere benzeyecektir.<br />
<br />
<b>8-</b> T&uuml;rbelerin bid&rsquo;at olduğunu, bunun i&ccedil;in hepsinin yıkılması gerektiğini s&ouml;ylemeliyiz.<br />
<br />
<b>9-</b> Dinde zorlama yoktur, Hristiyanlar da, Yahudiler de kendi dinlerini yayabilir, kimse kimseyi dine girmeye zorlayamaz diyerek, dinin emirlerinin anlatılmasına mani olmaya &ccedil;alışmalıyız.<br />
<br />
<b>10-</b> M&uuml;sl&uuml;manları Kur&rsquo;an hakkında ş&uuml;pheye d&uuml;ş&uuml;rmeliyiz. Bu maksatla i&ccedil;inde noksanlık ve fazlalık bulunan, tahrif edilmiş Kur&rsquo;an mealleri hazırlayıp, (Kur&rsquo;an bozulmuş. Birbirini tutmuyor. Birinde bulunan ayet diğerinde bulunmuyor) demeliyiz. Yahudi, Hristiyan ve diğer gayrim&uuml;slimleri tahkir eden ve emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri emreden ayetleri &ccedil;ıkarmalıyız. Kur&rsquo;anı diğer dillere &ccedil;evirip, Arap &uuml;lkeleri dışında Arap&ccedil;a okunmasına mani olmalıyız ve yine Arap &uuml;lkeleri dışında ezan, namaz, hutbe ve duaların Arap&ccedil;a yapılmasını &ouml;nlemeliyiz. Herkes, Kur&rsquo;anı kolay anlamak i&ccedil;in kendi diliyle okumalıdır fikrini yaymaya &ccedil;alışmalıyız.<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a> </b>ile <b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> </b>sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.<br />
<br />
<b>Hempher&rsquo;in hatıraları</b><br />
<b>Sual: </b>İngiliz Casusunun İtirafları kitabı i&ccedil;in, <em>(Kitaptaki olayların doğru olduğunu ispat etmek m&uuml;mk&uuml;n değildir. Vehh&acirc;b&icirc;lerin ileri gelenleri de, bu kitabın aslının olmadığını s&ouml;yl&uuml;yor) </em>deniyor. Vehh&acirc;b&icirc;lerin veya onları sevenlerin s&ouml;zleri dinde &ouml;l&ccedil;&uuml; olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette &ouml;l&ccedil;&uuml; olmaz. Kendilerinin de, s&ouml;zlerinin de bir kıymeti yoktur. İngilizler bile bu kitabı m&uuml;zelerinde sergilerken, ink&acirc;r etmezken, bunların b&ouml;yle s&ouml;ylemelerini yadırgamamak imk&acirc;nsızdır. Sanki İngilizleri savunuyorlar. İngilizler b&ouml;yle k&ouml;t&uuml; işler yapmaz mı demek istiyorlar?<br />
<br />
<b>ATV </b>program yapımcısı <b>Faysal Atıl, </b>Londra&#39;da British Museum&#39;da İngilizlerin bu kitabı gururla sergilediğini g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r. <b>(Bekir Hazar, 8 Şubat 2013 Cuma, Takvim Gazetesi)</b><br />
<br />
Merhum hocamız, b&ouml;yle s&ouml;yleyenlere ş&ouml;yle cevap vermişti:<br />
İngilizler, Hristiyanlık propagandası yapmak i&ccedil;in, Hempher&rsquo;in itiraflarını neşretmişler, M&uuml;sl&uuml;man yavrularını aldatmak i&ccedil;in, İslam bilgilerini yalan yanlış yazmışlardır. Bu yalan ve iftiraları tashih ederek, gen&ccedil;lerimizi bu İngiliz hilesinden, tuzağından kurtarmak maksadıyla, bu kitabı biz de neşrediyoruz. Mezhepsizler, her memlekette Vehh&acirc;b&icirc;liği yaymaya &ccedil;alışıyorlar. Hatt&acirc; Hempher&rsquo;in itiraflarının, hay&acirc;l mahsul&uuml; olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. Fakat bu s&ouml;zleri vesikasızdır. Vehh&acirc;b&icirc;lerin kitaplarını okuyarak, onların i&ccedil; y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ouml;ğrenen b&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi Habib bin Ahmed Haddad,<b> (Misbah-ul-enam) </b>kitabında, İngilizlere satılmış olan Muhammed bin Abd&uuml;lvehhabın, Hempher ile beraber hazırladıkları, al&ccedil;ak yazılarına vesikalarla cevap vermektedir. 1801&rsquo;de yazılmış olan bu kitap, 1995&rsquo;de Hakikat Kitabevi tarafından basılmıştır.<b> (İngiliz Casusunun İtirafları)</b></p>

<p><strong>Sual: </strong>Hindistan&#39;da İngilizlerin M&uuml;sl&uuml;manları katlettiği, mallarını yağmaladığı, kıymetli eşyaları İngiltere&#39;ye g&ouml;t&uuml;rd&uuml;kleri doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda, Hindistan&nbsp;&acirc;limlerinden Fadl-ı Hak, Es-sevret-&uuml;l-Hindiyye ve Mevlana gul&acirc;m Mihr Al&icirc;&#39;nin buna yaptığı El-yev&acirc;k&icirc;t-&uuml;l-mihriyye haşiyesinde diyorlar ki:<br />
&ldquo;İngilizler, ilk olarak, miladi 1600 senesinde, Hindistan&#39;da Kalk&uuml;te şehrinde, ticarethaneler a&ccedil;mak i&ccedil;in Ekber Ş&acirc;h&#39;tan izin aldılar. Ş&acirc;h-ı &Acirc;lem zamanında Kalk&uuml;te&#39;de arazi satın aldılar. Bunları muhafaza i&ccedil;in asker getirdiler. Miladi 1714&#39;te&nbsp;Sultan Ferruh S&icirc;r Ş&acirc;hı tedavi ettikleri i&ccedil;in, b&uuml;t&uuml;n Hindistan&#39;da, bu hak kendilerine verildi. Ş&acirc;h-ı &Acirc;lem-i s&acirc;n&icirc; zamanında Delh&icirc;&#39;ye girerek, idareye h&acirc;kim oldular. Zulme başladılar. Hindistan&#39;daki Vehhabiler, miladi 1858&#39;de, S&uuml;nni, Hanefi ve sofi olan Sultan İkinci Bahadır Ş&acirc;h&#39;a, bidat ehli, hatt&acirc; k&acirc;fir dediler!..&nbsp;Bunların ve Hindu k&acirc;firlerinin ve hain vezir Ahsenullah hanın yardımı ile, İngiliz askeri Delhi şehrine girdi. Evleri, d&uuml;kk&acirc;nları basıp, malları, paraları yağma ettiler. Kadınları, &ccedil;ocukları dahi kılın&ccedil;tan ge&ccedil;irdiler. İ&ccedil;ecek su bile bulunmaz oldu.</p>

<p>H&uuml;m&acirc;y&ucirc;n ş&acirc;hın t&uuml;rbesine sığınmış olan &ccedil;ok yaşlı ş&acirc;hı, &ccedil;oluk &ccedil;ocukları ile, elleri bağlı olarak, kale tarafına g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler. Patrik Hudson, yolda ş&acirc;hın &uuml;&ccedil; oğlunu soydurup, don ve g&ouml;mlekle bırakıp, g&ouml;ğ&uuml;slerine kurşun sıkarak şehid etti. Kanlarından i&ccedil;ti. Cesetlerini kale kapısına astırdı. Bir g&uuml;n sonra, başlarını İngiliz kumandanı Hanri Bernard&#39;a g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. Sonra, başları suda kaynatıp, Ş&acirc;h&#39;a ve hanımına &ccedil;orba olarak g&ouml;t&uuml;rd&uuml;. &Ccedil;ok a&ccedil; olduklarından, hemen ağızlarına koydular. Fakat &ccedil;iğneyemediler, yutamadılar. Ne eti olduğunu bilmedikleri h&acirc;lde, &ccedil;ıkarıp toprağa bıraktılar. Hain papaz Hudson;</p>

<p>-Ni&ccedil;in yemediniz? &Ccedil;ok g&uuml;zel &ccedil;orbadır. Oğullarınızın etinden yaptırdım, dedi.</p>

<p>Sonra Sult&acirc;n&#39;ı, hanımını ve diğer yakınlarını Rangon şehrine g&ouml;t&uuml;r&uuml;p habsettiler. Sult&acirc;n zindanda vefat etti.</p>

<p>Delhi&#39;de &uuml;&ccedil; bin M&uuml;sl&uuml;manı kurşunlayarak, yirmi yedi bin kişiyi de keserek şehid ettiler. Ancak, gece ka&ccedil;anlar kurtulabildi.</p>

<p>Hıristiyanlar, diğer şehirlerde ve k&ouml;ylerde de sayısız M&uuml;sl&uuml;manları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler. Tarih&icirc;&nbsp;sanat eserlerini yaktılar. Eşi bulunmayan, kıymet bi&ccedil;ilemeyen zinet eşyalarını gemilere doldurup Londra&#39;ya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>İslamiyeti ortadan kaldırmak i&ccedil;in İngilizlerin izlediği yol ne idi?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Bir İngiliz casusu olan Hempher, hatıratında diyor ki:<br />
&ldquo;Londra&#39;daki M&uuml;stemlekeler Nezareti, M&uuml;sl&uuml;manların kuvvetli noktalarını tahrip etmek i&ccedil;in şu tavsiyelerde bulundu:</p>

<p>1- M&uuml;sl&uuml;manların arasında, ırk&ccedil;ılık, milliyet&ccedil;ilik taassubunu k&ouml;r&uuml;kleyecek ve onların dikkatlerini, İslamiyetten evvelki kahramanlıklarına &ccedil;ekeceksiniz. Mısır&#39;da Firavunluğu, İran&#39;da Mecusiliği, Irak&#39;ta Babilliliği, Osmanlılarda Attila ve Cengiz zamanını&nbsp;ihya edeceksiniz.</p>

<p>2- Şu d&ouml;rt şeyi, gizli ve aşik&acirc;r yaymak lazımdır: İ&ccedil;ki, kumar, zina ve domuz eti ve spor kul&uuml;plerinin birbirleri ile kavgaları. Bu işi yapmak i&ccedil;in, İslam memleketlerinde yaşayan Hıristiyan, Yahudi, Mecusi ve diğer gayr-i m&uuml;slimlerden azami derecede istifade etmek ve bu iş i&ccedil;in &ccedil;alışanlara M&uuml;stemlekeler Nezaretinin b&uuml;t&ccedil;esinden bol maaş bağlamak lazımdır. Bunun i&ccedil;in, siyasi fırkaların ve spor kul&uuml;plerinin &ccedil;oğalmasını sağlayacağız. Partileri ve kul&uuml;pleri birbirlerine d&uuml;şman yapacağız. Birbirleri ile uğraşacaklar, din kitabı okumaya, dinlerini &ouml;ğrenmeye vakit bulamayacaklardır. Avladığımız kimselere g&uuml;nl&uuml;k gazete, dergi &ccedil;ıkartacağız. Gazetelerini, dergilerini, bol para ile, menfaatler ile besleyeceğiz. Satın aldığımız kimseleri, &#39;kurtarıcı&#39;, &#39;kahraman&#39; gibi isimlerle medhettireceğiz. İslam dinini ve ahkam-ı islamiyeye bağlı olan idarecileri k&ouml;t&uuml;leteceğiz. Din terbiyesinin kaynağı olan aile yuvalarını yok edeceğiz. Bunun i&ccedil;in, spor, g&uuml;reş ismi altında, avret mahalleri, edeb yerleri a&ccedil;ık kız ve oğlan resimleri neşrederek, gen&ccedil;leri fuhşa, livataya, cins&icirc;&nbsp;sapıklığa s&uuml;r&uuml;kleyeceğiz. İslam ahlakını bozunca, İslamiyeti yok etmek kolay olur.</p>

<p>&Ccedil;ok cami yapacağız. Fakat, camilerde, hocaları değil, misyonerleri ve mezhepsizleri konuşturacağız. &#39;İslam m&uuml;ziği&#39; ismi altında, &ccedil;algıları, şarkıları, radyoları camilere sokacağız. Camileri birer tuzak olarak kullanacağız. Camilere giden ve kadınları &ouml;rt&uuml;nen devlet memurlarını ve subayları, casuslarımız tesbit edecek, bunlar, vazifelerinden uzaklaştırılacaklardır. Ahkam-ı islamiyeye uyan gen&ccedil;ler, &uuml;niversitelere alınmayacak, girmiş olanların diploma almaları engellenecektir. Sekreter, bu bilgileri gizli tutmamız i&ccedil;in bize sıkı tembihte bulundu.&rdquo;</p>

<p><strong>D&uuml;şmanını tanımayan dostunu bulamaz</strong></p>

<p>D&uuml;ny&acirc;yı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan, Rabbini bulur. Zira bir hadis-i şerifte; (Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyurulmuştur. D&uuml;ny&acirc;, insanı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran şeyler demektir. Kadın, &ccedil;ocuk, mal, r&uuml;tbe, mevki d&uuml;ş&uuml;ncesi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutturacak kadar aşırı olursa, d&uuml;ny&acirc; olur. &Ccedil;algılar, oyunlar, f&acirc;idesiz, boş şeylerle vakit ge&ccedil;irmek, hep bunun i&ccedil;in d&uuml;ny&acirc; demektir. Hadis-i şerifte:</p>

<p>(D&uuml;ny&acirc; ile &acirc;hiret birbirinin zıddıdır, birbirine uymaz. Birini r&acirc;zı edersen, &ouml;teki g&uuml;cenir) buyurulmuştur.</p>

<p>Her insanda nefs vardır. Nefs, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanıdır. Hep k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmak ister. Emirlere uymak istemez. Bir had&icirc;s-i kuds&icirc;de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;; (Nefslerinizi, kendinize d&uuml;şman biliniz! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, nefsleriniz, bana d&uuml;şmandırlar!) buyurmaktadır.</p>

<p>En ahmak yaratık! Mevl&acirc;n&acirc; Cel&acirc;ledd&icirc;n-i R&ucirc;m&icirc; hazretleri; &quot;Nefs, yaratıkların i&ccedil;inde en ahmak olanıdır. Hep kendi zararını ister. Onun yakasını bırakmaya gelmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman nefstir&quot; buyurmuştur. İnsan i&ccedil;in en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman, kendi nefsidir. Bunu d&uuml;şman bilmedik&ccedil;e, insanın kurtuluşu imkansızdır. Sehl bin Abdullah-ı T&uuml;ster&icirc; hazretleri; &quot;Her kim nefsini kendine dost edinirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı kendine d&uuml;şman etmiş olur&quot; buyurmuştur. Bir kalbde, iki sevgi olmaz. Ya Allah&uuml; tealanın sevgisi veya O&#39;&#39;nun d&uuml;şmanlarının sevgisi vardır. Kalb, hi&ccedil; boş kalmaz. Bunun i&ccedil;in hikmet ehli; &quot;Kalbini d&uuml;şmandan boşalt! Dostu kalbe &ccedil;ağırmaya l&uuml;zum kalmaz zira dostun muhabbeti, kendiliğinden kalbe gelir&quot; demişlerdir. Seven, sevdiğinin dostlarını sever, d&uuml;şmanlarına da d&uuml;şman olur. Sevgi bunu gerektirir. Abdullah M&uuml;rteiş hazretleri; &quot;Kul, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisini, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevmediklerine d&uuml;şman olmakla kazanır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevmedikleri ise, insanı Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan uzaklaştıran şeylerin hepsidir&quot; buyurmuştur. Nefs, şeytan ve k&ouml;t&uuml; arkadaş; bu &uuml;&ccedil; d&uuml;şmana karşı &ccedil;ok dikkatli ve uyanık olmak lazımdır. Zira bunlar, insanın imanını &ccedil;almak, yoketmek i&ccedil;in uğraşmaktadırlar. Din b&uuml;y&uuml;kleri; &quot;İm&acirc;nın d&uuml;şmanı d&ouml;rtt&uuml;r: Sağda k&ouml;t&uuml; arkadaş, solda nefsin hev&acirc;sı, istekleri, &ouml;nde d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmak ve arkada ise şeyt&acirc;n, &icirc;m&acirc;nı almak dilerler. K&ouml;t&uuml; arkadaş, yalnız insanın malını, parasını &ccedil;almak, d&uuml;ny&acirc;sını almak i&ccedil;in aldatanlar değildir. Arkadaşların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en zararlısı insanın d&icirc;nini, &icirc;m&acirc;nını, edebini, hay&acirc;sını, ahl&acirc;kını bozmaya uğraşanlar, b&ouml;ylece d&uuml;ny&acirc;sına ve &acirc;hiretine, ebed&icirc; sa&acirc;detine saldıranlardır&quot; buyurmaktadırlar.</p>

<p>İnsanın gizli d&uuml;şmanları! İsl&acirc;m &acirc;limlerinden Ahmed Siy&acirc;h&icirc; hazretleri oğluna nasihat olarak buyuruyor ki: &quot;Ey oğul! D&uuml;ny&acirc;ya sarılmış, ona g&ouml;n&uuml;l vermiş olanlarla bulunma. Onlarla sohbet ve ber&acirc;berlik gam, keder ve &uuml;z&uuml;nt&uuml; getirir. Bu, tecr&uuml;be ile s&acirc;bittir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarına uymayan, nefsinin arzu ve isteklerine uymuş kimselerle ber&acirc;ber olma. B&ouml;yle kimseler gizli d&uuml;şman olup, insanın y&uuml;z&uuml;ne karşı dalkavukluk yaparlar, gıyabında, arkadan ise aleyhinde bulunurlar.&quot; Nefis ve k&ouml;t&uuml; arkadaştan sonra, insan i&ccedil;in en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman şeytandır. Bu konuda Ahmed bin &Acirc;sım Ant&acirc;k&icirc; hazretleri; &quot;En tehlikeli d&uuml;şman, sana en yakın, en gizli ve kalbi devamlı k&ouml;t&uuml; vesveseleriyle meşg&ucirc;l eden şeytandır&quot; buyurmaktadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ibl&icirc;se, Res&ucirc;lullah efendimize giderek, soracağı b&uuml;t&uuml;n su&acirc;llere doğru cevap vermesini emretti. İbl&icirc;s yaşlı bir ihtiy&acirc;r şeklinde, Res&ucirc;lullah efendimizin huz&ucirc;runa geldi. Res&ucirc;lullah efendimiz ona;</p>

<p>-Sevmediğin ve d&uuml;şm&acirc;n olduğun kimseleri s&ouml;yle buyurunca, ibl&icirc;s;</p>

<p>-D&uuml;ny&acirc;da en sevmediğim kimse sensin ve &acirc;dil sult&acirc;nlar, tev&acirc;zu s&acirc;hibi zenginler, doğru s&ouml;zl&uuml; t&uuml;cc&acirc;rlar, ihl&acirc;s s&acirc;hibi ve ilmi ile amel eden &acirc;limler, d&icirc;n-i isl&acirc;mı yaymaya &ccedil;alışanlar, merhametli olanlar, t&ouml;vbe edenler, har&acirc;mdan ka&ccedil;ınanlar, d&acirc;im&acirc; abdestli bulunanlar, d&acirc;im&acirc; hayır ve h&acirc;sen&acirc;tta bulunanlar, g&uuml;zel huylu ve insanlara f&acirc;ideli olanlar, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mi tecv&icirc;de uygun okuyanlar ve herkes uyurken nam&acirc;z kılanlardır dedi. Res&ucirc;lullah efendimiz;</p>

<p>-D&uuml;ny&acirc;da sevdiğin, dost olduğun kimseleri s&ouml;yle buyurdu. İbl&icirc;s; -Z&acirc;lim sult&acirc;nlar, kibirli zenginler, h&acirc;in t&uuml;cc&acirc;rlar, i&ccedil;ki i&ccedil;enler, tegann&icirc; edenler, fuhuş yapanlar, yet&icirc;m malı yiyenler, nam&acirc;za ehemmiyet vermeyenler, uzun d&uuml;ny&acirc; arz&ucirc;larına s&acirc;hip olanlar, hemen &ouml;fkelenip, &ouml;fkesini yenemeyenler benim dostum, sevdiğim kimselerdir cev&acirc;bını verdi.</p>

<p>&quot;Kim sevilir, kim sevilmez&quot;&quot;</p>

<p>İbn-i Vef&acirc; hazretleri de, kendisinden nasihat isteyen bir kimseye ş&ouml;yle buyurur: &quot;D&icirc;ni d&uuml;ny&acirc; isteklerine &acirc;let eden, herkesin &icirc;m&acirc;nını bozan k&ouml;t&uuml; din adamı ibl&icirc;sten daha zararlıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, şeytan vesvese verdiği i&ccedil;in, m&uuml;min bir kimse onun d&uuml;şman olduğunu bilir. İbl&icirc;se uyduğu takdirde &acirc;s&icirc; bir kul olacağını anlar, g&uuml;n&acirc;hına derh&acirc;l t&ouml;vbe eder. K&ouml;t&uuml; din adamı ise, hak ile b&acirc;tılı karıştırarak, nefslerinin arzusuna g&ouml;re h&uuml;k&uuml;m verirler ve doğru yoldan ayrılırlar. K&ouml;t&uuml; din adamlarından Allah&#39;&#39;a sığın ve onlarla bir arada bulunmaktan sakın! S&acirc;dık, iyi ve sağlam din &acirc;limleriyle birlikte bulun.&quot; Hep hocasından nakil yapan bir z&acirc;ta; &quot;Sen hocandan ne &ouml;ğrendin?&quot; diye sual edilince; &quot;Ben hocamdan, kimi sevip, kimi sevmeyeceğimi &ouml;ğrendim&quot; cevabını vermiştir.</p>

<p><em><strong>Sual: İslam devletlerinin yıkılmasında olduğu gibi, dinin de bozulmasında, İngilizlerin yetiştirdiği mason din adamlarının da rol&uuml; olmuş mudur?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, y&uuml;zyıllardır İslam memleketlerini kana boyamakla kalmamış, İsko&ccedil; masonları, binlerce M&uuml;sl&uuml;manı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmış, insanlığa yardım, kardeşlik gibi laflarla, seve seve dinden &ccedil;ıkmalarına, m&uuml;rted olmalarına sebep olmuştur. İslamiyeti b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n yok etmek i&ccedil;in, bu m&uuml;rted masonları maşa olarak kullanmışlardır. B&ouml;ylece, Mustafa Reşid Paşa, &Acirc;l&icirc; paşa, Fuad paşa, Midhad paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa ve Enver Paşa gibi masonları, İslam devletlerinin yıkılmalarında kullanıldıkları gibi, Cem&acirc;ledd&icirc;n-i Efg&acirc;n&icirc; ve Muhammed Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri &ccedil;&ouml;mezler de, İslam bilgilerini bozmaya, yok etmeye alet olmuşlardır.</p>

<p>Bu mason din adamlarının yazdıkları y&uuml;zlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında Mısırlı Reş&icirc;d Rız&acirc;&#39;nın Muh&acirc;ver&acirc;t kitabı, Arabiden &ccedil;eşitli dillere terc&uuml;me edilerek, İslam memleketlerine dağıtılmakta, M&uuml;sl&uuml;manların dinlerini ve imanlarını bozmaya &ccedil;alışmaktadırlar. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını okumamış, anlayamamış bazı din adamının da bu akıntıya kapılarak felakete s&uuml;r&uuml;klendikleri ve başkalarının da felaketlerine sebep oldukları maalesef g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>

<p>Muh&acirc;ver&acirc;t isimli bu kitapta, Ehl-i s&uuml;nnetin d&ouml;rt mezhebine &ccedil;atılmakta, İslam bilgilerinin d&ouml;rt kaynağından biri olan İcm&acirc;&#39;-ı &uuml;mmet ink&acirc;r edilmekte, herkes; &quot;Kitaptan, S&uuml;nnetten kendi anladığına g&ouml;re amel etmeli&quot; denilmektedir.&nbsp;Yani &quot;d&ouml;rt mezhebi ortadan kaldırmalı&quot; denilmektedir!..</p>

<p>B&ouml;ylece, İslam bilgilerini k&ouml;k&uuml;nden yıkmaya &ccedil;alışmaktadır. M&uuml;sl&uuml;manlara, bu kitabın bozukluğunu ve zararlarını anlatmak i&ccedil;in, &quot;Din adamı b&ouml;l&uuml;c&uuml; olmaz&quot; kitabı hazırlanarak, T&uuml;rk&ccedil;e, İngilizce ve Arabi dillerinde neşredilmiştir. Ayrıca, b&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi Abd&uuml;lgan&icirc; Nabl&uuml;s&icirc; hazretlerinin Hul&acirc;sat-&uuml;t-tahk&icirc;k f&icirc;-bey&acirc;n-ı h&uuml;km-ittakl&icirc;d vettelf&icirc;k, Yusuf-i Nebh&acirc;n&icirc; hazretlerinin Huccetullahi alel&#39;&acirc;lem&icirc;n, Muhammed Hay&acirc;t Sind&icirc;nin G&acirc;yet-&uuml;t-tahk&icirc;k ris&acirc;lesi ve Hind &acirc;limlerinden Muhammed Abd&uuml;rrahm&acirc;n Silhet&icirc; hazretlerinin Seyf-&uuml;l-ebr&acirc;r kitapları, o zararlı kitaba tam bir cevap oldukları i&ccedil;in&nbsp;<strong>Hakikat Kitabevi</strong>&nbsp;tarafından, bu d&ouml;rt kitap&nbsp;ofset yolu ile bastırılıp neşredilmiştir.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, &quot;her bakımdan ilerleyebilmek i&ccedil;in Batı&#39;&#39;yı taklit&nbsp;etmek şarttır&quot; diyor.&nbsp;Bunlara ne demelidir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Batı&#39;&#39;nın inan&ccedil;, &ouml;rf, &acirc;det, moda ve ahlaksızlıklarını taklit etmek medeniyet değildir. M&uuml;sl&uuml;man milletin b&uuml;nyesinde tahribat yapmaktır.</p>

<p>Rum isyanının baş planlayıcısı, Patrik Gregoryosun Rus &Ccedil;arı Aleksandra yazdığı mektup ibret vericidir ki ş&ouml;yledir:</p>

<p><em>&quot;T&uuml;rkleri maddeten ezmek ve yıkmak gayr-i m&uuml;mkindir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; T&uuml;rkler, M&uuml;sl&uuml;man oldukları i&ccedil;in &ccedil;ok sabırlı ve mukavemetli insanlardır.</em></p>

<p><em>T&uuml;rkler zekidirler ve kendilerini m&uuml;sbet yolda idare edecek reislere sahip oldukları m&uuml;ddet&ccedil;e de &ccedil;alışkandırlar. Onların b&uuml;t&uuml;n meziyetleri, hatta kahramanlık duyguları da ananelerine olan bağlılıklarından gelmektedir.</em></p>

<p><em>T&uuml;rklerde evvela itaat duygusunu kırmak ve manevi bağlarını par&ccedil;alamak, dini sağlamlıklarını zaafa uğratmak, zayıflatmak icab eder. Bunun da en kısa yolu, mill&icirc; geleneklerine ve maneviyatlarına uymayan harici, dış fikirler ve hareketlere alıştırmaktır.</em></p>

<p><em>Maneviyatları sarsıldığı g&uuml;n, T&uuml;rkleri;&nbsp;kendilerinden şeklen &ccedil;ok kudretli kalabalık ve zahiren h&acirc;kim kuvvetler &ouml;n&uuml;nde zafere g&ouml;t&uuml;ren asıl kudretleri sarsılacak ve maddi vasıtaların &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ile yıkmak m&uuml;mk&uuml;n olabilecektir.</em></p>

<p><em>Yapılacak olan, T&uuml;rklere bir şey hissettirmeden, b&uuml;nyelerindeki tahribi tamamlamaktır...&quot;</em></p>

<p>Mektupta ibret alınacak &ccedil;ok şey varsa da, en &ouml;nemlisi şu iki husustur:</p>

<p>1-T&uuml;rklerin maneviyatının ve dininin yıkılması i&ccedil;in, T&uuml;rkleri yabancı fikir ve &acirc;detlere alıştırmaktır.</p>

<p>2-T&uuml;rklere hissettirmeden b&uuml;nyelerindeki tahribatı tamamlamaktır...</p>

<p>Bu hedeflere ise, Batı&#39;&#39;nın inan&ccedil;, moda, &ouml;rf, &acirc;det ve ahlaksızlıklarını, taklit ettirmekle ulaşılır.</p>

<p>Batı&#39;&#39;nın ilim, fen, teknik ve her sahadaki fenni, teknolojik gelişmelerini almak elbette l&acirc;zımdır. Zaten İslamiyet bunu emreder. Yabancı dil &ouml;ğrenmenin lazım olduğunu hadis-i şerifler haber vermektedir. Zeyd bin Sabit hazretleri;</p>

<p>&ldquo;Resulullah efendimiz bana Yahudi dilini &ouml;ğrenmeyi emreyledi. &Ouml;ğrendim. Yahudilere g&ouml;nderilen mektupların &ccedil;oğunu bana yazdırırdı. Onlardan gelen mektupları bana okuturdu&rdquo; buyuruyor.</p>

<p>B&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi, m&uuml;kemmel Arabi, Faris&icirc; konuştuğu h&acirc;lde, zaman zaman;&nbsp;&ldquo;Yabancı dil bilseydim, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya faydalı olurdum&rdquo; buyurduğu nakledilmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Zamanımızda M&uuml;sl&uuml;manların h&acirc;li ortadadır. İslamiyet y&uuml;ce bir din olduğu h&acirc;lde, M&uuml;sl&uuml;manlar ni&ccedil;in bu perişan h&acirc;le geldiler?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslamiyete karşı olanlar, asırlar boyunca yaptıkları kanlı ve acı tecr&uuml;belerle anladılar ki, imanını yıkmadık&ccedil;a, M&uuml;sl&uuml;man milleti yıkmaya, imk&acirc;n yoktur. Her ilerlemenin ve y&uuml;kselmenin hamisi ve teşvik&ccedil;isi olan İslamiyeti, ilmin, fennin, yiğitliğin d&uuml;şmanı gibi g&ouml;stermeye yeltendiler. Gen&ccedil; nesillerin, bilgisiz, dinsiz kalmasını, onları manevi cepheden vurmayı hedef edindiler. İlim ve iman silahları &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, hırs ve şehvetlerine kapılmış olan bazı cahiller, kafirlerin bu h&uuml;cumları ile hemen bozuldu. Bunlardan bir kısmı, isimlerini siper edinip, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nerek, fen adamı, kalem sahibi ve din &acirc;limi, hatta M&uuml;sl&uuml;manların hamisi şekline girip, temiz gen&ccedil;lerin imanlarını &ccedil;almaya koyuldular. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri h&uuml;ner, imansızlığı moda şeklinde g&ouml;sterdiler. Dini, imanı olanlara gerici denildi. Din bilgilerine, İslam&rsquo;ın kıymetli kitaplarına, irtica, gericilik&nbsp;diyenler oldu. Kendilerinde bulunan ahlaksızlıkları, M&uuml;sl&uuml;manlara, İslam b&uuml;y&uuml;klerine isnat ederek, o temiz insanları k&ouml;t&uuml;lemeye, evlatları babalarından soğutmaya uğraştılar. Tarihimize dil uzatıp, parlak ve şerefli sayfalarını karartmaya, hadiseleri değiştirmeye kalkıştılar. B&ouml;ylece, gen&ccedil;leri dinden, imandan ayırmaya, İslamiyeti ve M&uuml;sl&uuml;manları yok etmeye &ccedil;alıştılar. İlmi, fenni, g&uuml;zel ahlakı, fazileti ve yiğitliği ile d&uuml;nyaya şan ve şeref sa&ccedil;an, ecdadımızın sevgisini gen&ccedil; kalplere yerleştiren mukaddes bağları &ccedil;&ouml;zmek, gen&ccedil;liği dedelerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden mahrum ve habersiz bırakmak i&ccedil;in, kalplere, ruhlara ve vicdanlara h&uuml;cum ettiler. H&acirc;lbuki İslamiyetten uzaklaştık&ccedil;a, ahlak bozulduğu gibi, her asrın icap ettirdiği yeni bilgilerde, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; kaybediyor, hatta geri kalmaya başlıyorduk. Bu maskeli dinsizler, bir taraftan ilimde, fende geri kalmamıza, diğer taraftan, İslamiyetten uzaklaşmamıza sebep oluyordu. Garb, batı sanayiine yetişebilmemiz i&ccedil;in, bu kara perdeyi kaldırmamız, &ccedil;&ouml;l kanunlarından kurtulmamız lazımdır, diyorlardı. Bu suretle maddi ve manevi kıymetlerimizi yıkarak, vatanımıza, milletimize, dışarıdaki d&uuml;şmanların, asırlarca yapmak istedikleri, fakat yapamadıkları k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yaptılar.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manların zayıf ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;z kalmasına, İslamiyetten uzaklaşıp, birbirlerine d&uuml;şmeleri mi sebep olmuştur?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, İslamiyeti yok etmek ve M&uuml;sl&uuml;manları i&ccedil;eriden yıkmak i&ccedil;in yetiştirdikleri casuslarını, M&uuml;sl&uuml;man kılığında M&uuml;sl&uuml;man ve bilhassa Osmanlı devletinin i&ccedil;ine g&ouml;nderiyorlardı. Bunlardan birisi de&nbsp;Hempher&rsquo;dır. Hempher, hatıratında, kendisi gibi M&uuml;sl&uuml;man devletlere g&ouml;nderilen casuslardan ancak d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n Londra&#39;ya d&ouml;nebildiğini anlattıktan sonra diyor ki:</p>

<p>&ldquo;Sekreter, ilk birka&ccedil; raporumdan sonra, d&ouml;rd&uuml;m&uuml;z&uuml;n raporlarının tetkik edilmesi i&ccedil;in, bir toplantı yaptı. Arkadaşlarım, vazifeleriyle alakalı raporlarını teslim ettikten sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden bazı kısmlarını not ettiler. Nazır, sekreter ve toplantıya katılanların bir kısmı, &ccedil;alışmalarımı takdir ettiler. Fakat, yine de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sıradaydım. Birinciliği arkadaşım George Belcoude, ikinciliği ise Henry Franse kazanmıştı.</p>

<p>T&uuml;rk&ccedil;e ve Arabi lisanları ile Kur&#39;&acirc;n-ı kerim ve ahkam-ı islamiyyeyi &ccedil;ok iyi &ouml;ğrenmiştim. Fakat, nazırlığa Osmanlı Devleti&#39;nin zayıf noktalarını g&ouml;sterecek bir rapor hazırlamayı başaramamıştım... İki saat s&uuml;ren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de;</p>

<p>-Asıl vazifem lisan ile Kur&#39;&acirc;n ve İslamiyeti &ouml;ğrenmekti. Bunun haricindeki işlere fazla vakit ayıramadım. Fakat, bu sefer sizi memun edeceğim dedim. Sekreter;</p>

<p>-Ş&uuml;phesiz sen muvaffak oluyorsun. Fakat, birinci olmanı isterdim dedi ve ş&ouml;yle devam etti:</p>

<p>-Ey Hempher, gelecek seferki vazifen ikidir:</p>

<p>1-M&uuml;sl&uuml;manların zayıf noktaları ile, onların v&uuml;cutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten, d&uuml;şmanı yenmenin yolu da budur.</p>

<p>2-Bu noktaları tespit edip, dediğimi yaptığın zaman yani M&uuml;sl&uuml;manların arasını a&ccedil;ıp, onları birbirine d&uuml;ş&uuml;rebildiğin zaman en başarılı ajan olacak ve nazırlık madalyasını kazanmış olacaksın...&rdquo;</p>

<p><em><strong>Sual: İslamiyete gericilik diye saldıranlar, ilerlemeyi, kalkınmayı, dini ortadan kaldırmakta mı aradılar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Dinimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmıştır. Din bilgilerinde, İslam ahlakında ve ibadetlerde en ufak bir değişiklik yapmayı şiddetle menetmiştir. D&uuml;nya işlerinde, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmayı, b&uuml;t&uuml;n yeni keşifleri &ouml;ğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir. Son senelerde Osmanlı devletini ele ge&ccedil;iren s&ouml;zde aydınlar, dinimizin bu emrinin tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak, din bilgilerini değiştirmeye, dinin esaslarını yıkmaya &ccedil;alıştılar. Avrupa&#39;nın fende ilerlemesine, yeni keşiflere g&ouml;zlerini kapadılar. Hatta fen bilgilerine, modern tekniğe uymak isteyen sultanları şehit ettiler. Masonların elinde maşa olarak, ilerlemeyi, teknikte değil de, dinde reform yapmakta, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;kte aradılar. &Ccedil;ok şaşılır ki, din bilgilerinin nezahetine dokunmak, son senelere kadar, siyasi partiler arasında da devam etti. Kendi partilerini desteklemedikleri i&ccedil;in, siyasete karışmayan halis M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyecek kadar gafiller t&uuml;redi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu temiz, asil milleti b&ouml;yle felakete s&uuml;r&uuml;kleyenlerden korudu. Yoksa, dinimizden ve g&uuml;zel vatanımızdan mahrum olacak, dinsizlerin pen&ccedil;elerine d&uuml;şecektik.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5303]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:10:25 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Cevap Veremedi]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>&ldquo;Cevap Veremedi&rdquo; kitabında neler var?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Harputlu İshak Efendi&rsquo;nin <b>Diy&acirc;-&uuml;l-kul&ucirc;b</b> kitabının terc&uuml;mesidir. İsa aleyhisselama g&ouml;nderilen ve hak kitap olan İncil&rsquo;in tahrif edilmesiyle ortaya &ccedil;ıkan d&ouml;rt kitap, <b>Matta, Markos, Luka </b>ve<b> Yuhanna </b>İncilleri hakkında bilgi vermekte, bunlar arasındaki &ccedil;elişki ve ihtilafları a&ccedil;ıklamaktadır. Kur&rsquo;an-ı kerimle İncil karşılaştırılmakta, İncilin h&uuml;k&uuml;mlerinin y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kalktığı, Kur&rsquo;an-ı kerimin b&uuml;t&uuml;n semav&icirc; kitapların h&uuml;k&uuml;mlerini y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırdığı izah edilmektedir. Hristiyanların teslis [&uuml;&ccedil; tanrı] inancının yanlış olduğu, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir olduğu, ilim ve kudret sıfatları a&ccedil;ıklanmaktadır. İsa aleyhissel&acirc;mın insan ve Peygamber olduğu, ona tapılamayacağı izah edilmektedir. Yahudilik, Tevrat ve Talmud hakkında da yeterli bilgi vardır.<br />
<br />
Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde &ouml;zetle deniyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ilk insan ve ilk Peygamber olan &Acirc;dem aleyhissel&acirc;mdan beri, her bin senede, din sahibi yeni bir Peygamber vasıtasıyla, insanlara dinler g&ouml;ndermiştir. Bunlar vasıtasıyla, insanların d&uuml;nyada rahat, huzur i&ccedil;inde yaşamaları ve ahirette de sonsuz saadete kavuşmaları yolunu bildirmiştir. Şimdi, d&uuml;nyada semav&icirc; kitabı olan &uuml;&ccedil; din vardır: Yahudilik, Hristiyanlık, İslamiyet.<b> </b>Yahudiler, Musa aleyhisselamın, Hristiyanlar İsa aleyhisselamın getirdiği dine t&acirc;bi olduklarını s&ouml;ylerler. Şimdi, hi&ccedil;bir yerde, hakik&icirc; Tevrat ve İncil yoktur. Bu kitaplar sonradan tahrif edilmiş, yani insanlar tarafından değiştirilmiştir. Kur&rsquo;an-ı kerim, en son Peygamber olan, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama g&ouml;nderilmiştir. Kur&rsquo;an-ı kerim, b&uuml;t&uuml;n ilahi kitapların h&uuml;k&uuml;mlerini nesh etmiş, yani y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kten kaldırmış ve bu h&uuml;k&uuml;mleri kendisinde toplamıştır. Bug&uuml;n b&uuml;t&uuml;n insanların, Kur&rsquo;an-ı kerime t&acirc;bi olmaları lazımdır.&rdquo;<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a> </b>ile <b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> </b>sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.</p>

<p><strong>Sual: Hazret-i İsa&rsquo;nın &ouml;lmeyip, g&ouml;ğe kaldırıldığına inanıldığı gibi, &ouml;ld&uuml;ğ&uuml;ne inananlar da vardır. Eğer &ouml;lmedi ise, tekrar d&uuml;nyaya indirilip her canlı gibi, O da &ouml;l&uuml;m&uuml; tadacak mıdır?<br />
Cevap:</strong> İsa aleyhisselam, Ul&uuml;l-azm peygamberlerdendir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Onu babasız yarattı. Annesi hazret-i Meryem&rsquo;dir. Otuz yaşında Peygamber olduğu bildirildi. Otuz&uuml;&ccedil; yaşında, diri olarak g&ouml;ğe kaldırıldığı, b&uuml;t&uuml;n kitaplarda yazılıdır. İsa aleyhisselam &ouml;lmedi. Yahudiler, kendisini &ouml;ld&uuml;rmek istedikleri zaman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu diri olarak g&ouml;ğe kaldırdı. Kur&#39;&acirc;n-ı kerimde bu husus beyan edilmiştir. Nis&acirc; suresinin 156-158. &acirc;yetlerinde mealen;<br />
<strong>(Bir de, Yahudilerin İsa&rsquo;yı ink&acirc;rları ve Meryem&rsquo;e b&uuml;y&uuml;k iftirada bulunmaları ve Allahın Resul&uuml; Meryem oğlu İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rd&uuml;k demeleri sebebi ile kendilerini lanetledik, rahmetimizden kovduk. Halbuki onlar İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rmediler ve ha&ccedil;a da germediler. Fakat kendilerine bir benzetme yapıldı. [Yehuda, İsa aleyhisselamın şekline sokuldu ve onu astılar.] Bu hususta, kendileri de ihtilafa d&uuml;ş&uuml;p, ş&uuml;phe i&ccedil;indedirler. Onların bu hususta, bir bilgileri de yoktur. Ancak, kuru bir zan peşindedirler. Onlar hakikaten İsa&rsquo;yı &ouml;ld&uuml;rmemişlerdir. Allah, Onu kendi katına y&uuml;kseltti. Allah azizdir, h&uuml;km&uuml;nde hikmet sahibidir) </strong>buyurulmuştur.</p>

<p>İsa aleyhisselam, kıyamete yakın bir zamanda g&ouml;kten Şam&#39;a inecek ve Muhammed aleyhisselamın dinine tabi olacaktır. Kendisine az kimse inandı. Kıyamet yaklaşınca Şam&rsquo;da, &Uuml;meyye Camii&#39;nin minaresine inecek, evlenecek, &ccedil;ocukları olacak, hazret-i Mehdi ile buluşacak, kırk sene yaşayıp, Medine&rsquo;de vefat edip, Peygamber efendimizin yanına defnedilecektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Eshab-ı Kehf, hazret-i Mehdi&#39;nin yardımcıları olacaktır ve İsa aleyhisselam bunun zamanında g&ouml;kten inecektir. İsa aleyhisselam, Deccal ile harp ederken, hazret-i Mehdi, onunla beraber olacaktır. Bunun h&uuml;k&uuml;mdarlığı zamanında, her zamankinin aksine olarak ve hesapların tersine olarak, Ramazan-ı şerifin ond&ouml;rd&uuml;nc&uuml; g&uuml;n&uuml; g&uuml;neş tutulacak ve birinci gecesinde ay tutulacaktır.)</strong></p>

<p>Muhammed P&acirc;ris&acirc; hazretleri F&uuml;s&ucirc;l-i sitte kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İsa aleyhisselam g&ouml;kten inip, imam-ı a&rsquo;zam Ebu Hanife mezhebine uygun ictihad edecek, onun helal dediğine helal diyecek, haram dediğine haram diyecektir.&rdquo;</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5287]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 14:08:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Namaz Kitabı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Hakikat Kitabevi yayınlarından <b>&ldquo;Namaz Kitabı&rdquo;</b> hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitap, dokuz b&ouml;l&uuml;mden meydana gelmektedir. Ehl-i s&uuml;nnet itikadı, k&uuml;fr&uuml; gerektiren s&ouml;zler, namaz, abdest, gus&uuml;l, teyemm&uuml;m, oru&ccedil;, hac ve zek&acirc;t bilgileri anlatılmaktadır. Sonunda da, namazın i&ccedil;inde ve dışında okunacak dualar yer almaktadır. Yani her M&uuml;sl&uuml;manın bilmesi gereken zaruri bilgileri ihtiva eden, &ccedil;ok kıymetli bir kitaptır. Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde &ouml;zetle deniyor ki:<br />
&ldquo;İman ettikten sonra en m&uuml;him emir namazdır. Beş vakit namaz kılmak, her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. Kılmamak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Namazı tam ve doğru olarak kılabilmek i&ccedil;in, &ouml;nce namaz bilgilerini &ouml;ğrenmek lazımdır. Bu kitapta, namaz bilgileri kısa ve &ouml;z olarak bildirilmiştir. Bir&ccedil;ok İslam &acirc;liminin kitabından istifade edilerek hazırlanan bu namaz bilgilerini, her M&uuml;sl&uuml;man mutlaka &ouml;ğrenmeli ve &ccedil;ocuklarına da &ouml;ğretmelidir.<br />
<br />
Namazın doğru kılınabilmesi i&ccedil;in, namazda okunacak sure ve duaları da ezberlemeli. Hi&ccedil; olmazsa, namaz kılabilecek kadar dua ve sureyi, bunları okumasını iyi bilen, tam telaffuz eden birinden &ouml;ğrenmeli. Kur&rsquo;an-ı kerimi doğru olarak okumasını mutlaka &ouml;ğrenmeli, &ccedil;ocuklara da &ouml;ğretmelidir. Kur&rsquo;an-ı kerimin Latin harfleriyle yazılması m&uuml;mk&uuml;n değildir. Onun i&ccedil;in aslını okumalı. Okuması &ccedil;ok kolaydır. Bir hadis-i şerifte, <b>(&Ccedil;ocuklarına Kur&rsquo;an-ı kerim &ouml;ğretenlere veya Kur&rsquo;an-ı kerim hocasına g&ouml;nderenlere, &ouml;ğretilen Kur&rsquo;anın her harfi i&ccedil;in, on kere K&acirc;be-i muazzamayı ziyaret sevabı verilir ve Kıyamette başına devlet tacı konur. B&uuml;t&uuml;n insanlar g&ouml;r&uuml;p imrenir)</b> buyuruldu.&rdquo; Mealini okumak da aslının yerine ge&ccedil;mez.&rdquo;<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a> </b>ile <b><a href="https://dinimizislam.com">https://dinimizislam.com</a> </b>sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.</p>

<p><em><strong>Sual: Bir kimse, gus&uuml;l gerektiren bir durumda, boy abdestini almakta acele mi etmeli veya ne zamana kadar bunu geciktirebilir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;C&uuml;n&uuml;p&nbsp;kimse, kılmadığı namaz vakti &ccedil;ıkıncaya kadar gus&uuml;l etmezse, g&uuml;nah olmaz. Daha fazla geciktirmesi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Kirlenince, &ccedil;abuk gus&uuml;l abdesti alın! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kir&acirc;men k&acirc;tib&icirc;n melekleri, c&uuml;n&uuml;b gezen kimseden incinir)</strong>&nbsp;buyuruldu. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri buyurdu ki:</p>

<p>&ldquo;Bir kimse, r&uuml;yada bana dedi ki; &lsquo;Bir miktar zaman c&uuml;n&uuml;b kaldım. Şimdi &uuml;zerime ateşten g&ouml;mlek giydirdiler. H&acirc;l&acirc;&nbsp;ateş i&ccedil;indeyim.&rdquo;</p>

<p>Peygamber efendimiz&nbsp;buyuruyor ki:&nbsp;<strong>(Gus&uuml;l abdesti almaya kalkan bir kimseye, &uuml;zerindeki kıl adedince yani pek &ccedil;ok sevap verilir. O kadar g&uuml;nahı affolur. Cennetteki derecesi y&uuml;kselir. Gusl&uuml; i&ccedil;in ona verilecek sevap, d&uuml;nyada bulunan her şeyden daha hayırlı olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, meleklere, bu kuluma bakınız! Gece, &uuml;şenmeden kalkıp, benim emrimi d&uuml;ş&uuml;nerek, c&uuml;n&uuml;bl&uuml;kten guslediyor. Şahit olunuz ki, bu kulumun g&uuml;nahlarını af ve mağfiret eyledim buyurur.)</strong></p>

<p><em><strong>Sual: C&uuml;n&uuml;p kimse, boy abdesti almadan bir şey yiyip, i&ccedil;ebilir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;C&uuml;n&uuml;b&uuml;n elini ve ağzını yıkamadan yiyip i&ccedil;mesi tenzihen mekruhtur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ağzına, eline s&uuml;r&uuml;len su, m&uuml;stamel&nbsp;olur. M&uuml;stamel suyu i&ccedil;mek ise mekruhtur. Hayız g&ouml;ren kadın b&ouml;yle değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayız h&acirc;linde iken gus&uuml;l abdesti alması emrolunmadı.</p>

<p><em><strong>Sual: C&uuml;n&uuml;pken uyumanın dinen mahzuru var mıdı?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;C&uuml;n&uuml;pken uyumak, g&uuml;nah değildir.</p>

<p><em><strong>Sual: Bir erkek, hanımı ile beraber aynı kaptan su alarak boy abdesti alabilir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Zevcesi, hanımı ile birlikte, bir kurnadan, bir kaptan gus&uuml;l alması caizdir.</p>

<p><em><strong>Sual: Namaz kılmaya başlamak i&ccedil;in, niyet ne zaman yapılır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İftitah tekbiri s&ouml;ylerken niyet edilir. Daha &ouml;nce de niyet etmek caizdir. Hatta, cemaat ile namaz kılmak i&ccedil;in evinden &ccedil;ıkan kimse, niyet etmeden imama uysa, caiz olur. Fakat yolda, namazı bozan şeylerden birini yapmamak lazımdır. Y&uuml;r&uuml;mek ve abdest almak zarar vermez.</p>

<p><i><strong>Sual: Gus&uuml;l gerektiren durumlardan sonra, dinen olduğu gibi, tıbben de v&uuml;cudun mutlaka her yerinin yıkanması gerekir mi?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> V&uuml;cudumuzun normalde bir statik elektrik dengesi vardır. V&uuml;cud sağlığı bu elektriksel denge ile yakından alakalıdır. Bu denge, psikolojik gerilimler, iklim şartları, giyim eşyaları, yaşama ve iş yerleri ve bu arada gusl&uuml; gerektiren h&acirc;llerle bozulur. Bu elektriksel y&uuml;k, &ouml;fke h&acirc;linde normalin d&ouml;rt katına, gusl&uuml; gerektiren h&acirc;llerde 12 katına &ccedil;ıkmaktadır. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde enfraruj (kızıl&ouml;tesi) ışınlarla dış derinin &ouml;zel fotoğrafları &ccedil;ekilmiş, bu fotoğraflarda gus&uuml;l gerektiren h&acirc;llerden sonra, v&uuml;cudun b&uuml;t&uuml;n y&uuml;zeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla &ouml;rt&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; tesbit edilmiştir. Bu tabaka, derinin oksijen alışverişine engel olduğu gibi, cildin renginin bozulmasına ve &ccedil;abuk kırışmasına sebep olur. Bu durumdan kurtulmak i&ccedil;in v&uuml;cudun iğne ucu kadar yeri dahi kalmayacak şekilde tamamen yıkanması gerekir. B&ouml;ylece su zerreleri, olumsuz elektrik gerilimini alarak, v&uuml;cudu topraklıyor ve yeniden normale d&ouml;nd&uuml;r&uuml;yor. Bu a&ccedil;ıdan gus&uuml;l, tıbbi y&ouml;nden de mutlaka yapılması gereken bir temizliktir.</p>

<p><i><strong>Sual: Farz, vacib ve s&uuml;nnet namazlarının niyetleri aynı mıdır, farklı olan var mıdır?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Farzlarda ve vaciplerde niyet ederken, hangi farz ve hangi vacib olduğunu bilmek lazımdır. Mesela; &ldquo;Bug&uuml;nk&uuml; &ouml;ğleyi kılmaya&rdquo; diye, farzın ismini bilmek veya; &ldquo;Vaktin farzı&rdquo; demek lazımdır. Bayram, vitir ve nezir, adak namazlarını kılarken, bunların vacib olduklarını ve isimlerini d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır. Rekat sayısını niyet lazım değildir. S&uuml;nnet kılarken, namaza niyet etmek k&acirc;fidir.</p>

<p><i><strong>Sual: Cenaze namazı kılmak i&ccedil;in nasıl niyet edilir?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Cenaze namazına; &ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in namaza, meyyit i&ccedil;in duaya&rdquo; diye niyet edilir.</p>

<p><i><strong>Sual: Cuma ve bayram namazları i&ccedil;in gus&uuml;l almak gerekir mi?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Cuma, fıtır, Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı namazları i&ccedil;in ve Arefe g&uuml;n&uuml;, Arafat Meydanı&#39;nda gus&uuml;l abdesti almak s&uuml;nnet-i zevaiddir.</p>

<p><em><strong>Sual: İbadet maksadıyla alınan abdestin, gusl&uuml;n ve su bulunmadığı zaman toprakla yapılan teyemm&uuml;m&uuml;n, insan bedenine, insan sağlığına ne gibi faydaları vardır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İbadet maksadıyla yapılan abdest ve gus&uuml;l, beden sağlığımız i&ccedil;in pek &ccedil;ok faydaları hasıl etmektedir. Beden&icirc;&nbsp;faydalarının yanında, ruh sağlığı y&ouml;n&uuml;nden de faydası &ccedil;oktur. Tesbit edilen sayısız faydalarından bazıları ş&ouml;yle sıralanabilir:</p>

<p>1-G&uuml;nl&uuml;k hayatımızda, ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken, el, y&uuml;z ve ayakları yıkamak, cilt hastalıkları ve iltihapları i&ccedil;in en g&uuml;zel bir korunmadır. Mikroplar, parazit bakterilerin bazıları v&uuml;cuda deri yoluyla d&acirc;hil olurlar.</p>

<p>2-Solunum sistemimizin bek&ccedil;iliğini yapan burnu yıkamakla, toz ve mikrop yığınlarının v&uuml;cuda girmeleri &ouml;nlenmiş olmaktadır.</p>

<p>3-Y&uuml;z&uuml;n yıkanması, cildi kuvvetlendirir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Damarları ve sinirleri harekete ge&ccedil;irir. Devamlı abdest alanların, ihtiyarlasalar, yaşlansalar bile y&uuml;zlerindeki g&uuml;zelliklerinin gitmemesi bu y&uuml;zdendir.</p>

<p>4-C&uuml;n&uuml;bl&uuml;ğe sebep&nbsp;olan h&acirc;llerde b&uuml;y&uuml;k bir enerji harcanmakta, kalp&nbsp;ve dolaşım hızı artmakta, solunum hızlanmaktadır. V&uuml;cudun aşırı &ccedil;alışmasıyla da yorgunluk, bitkinlik, uyuşukluk ve gevşeklik hissedilmekte, umumiyetle zihn&icirc;&nbsp;faaliyetler olduk&ccedil;a yavaşlamaktadır. Gus&uuml;l ile v&uuml;cut&nbsp;eski zindeliğini kazanır. V&uuml;cudu belirli aralıklarla devamlı yıkamak, koruyucu hekimlik y&ouml;n&uuml;nden fevkalade &ouml;nemlidir.</p>

<p>5-Abdest ve gus&uuml;l abdestinin, dolaşım sistemi &uuml;zerinde de olumlu tesirleri bulunmaktadır. Damarlardaki sertleşme ve daralmayı &ouml;nler. Abdestte mevzii bir uyarılma vardır. Lenf sistemi, en &ouml;nemli merkezlerinden biri olan burun arkası ve bademcikler yıkanarak uyarılmaktadır. Ayrıca boyun ve yanlarının yıkanması da, lenf sistemine tesir eder. Abdest ve gus&uuml;lle kolaylaşan lenf dolaşımı sayesinde, lenfosit denen savaş&ccedil;ı h&uuml;creler v&uuml;cudu zararlı unsurlardan korurlar ve v&uuml;cut direncini arttırırlar.</p>

<p>6-Su bulunmadığı zaman toprakla yapılan teyemm&uuml;m de b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de v&uuml;cuttaki statik elektriği yok etmektedir.</p>

<p><em><strong>Sual: Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimsenin, mutlaka gus&uuml;l abdesti alması gerekir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir gayr-i m&uuml;slimin, M&uuml;sl&uuml;man olunca, gus&uuml;l abdesti alması m&uuml;stehabdır.</p>

<p><strong><em>Sual: Bir kimse, gus&uuml;l gerektiren bir durumdan sonra, gus&uuml;l abdesti almadan Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyabilir, namaz kılabilir ve camiye girebilir mi?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda El-fıkh-&uuml; alel-mez&acirc;hib-il-erbe&rsquo;ada deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;C&uuml;n&uuml;p olan erkeğin ve kadının, gus&uuml;l abdesti almadan evvel, abdestsiz yapılması caiz olmayan, amellerden birini yapması, d&ouml;rt mezhepte de haramdır. Mesela, c&uuml;n&uuml;p iken, farz veya nafile namaz kılması helal değildir. Su bulamaz ise veya hastalık gibi bir sebeple, suyu kullanamazsa, teyemm&uuml;m etmesi lazım olur. C&uuml;n&uuml;p iken, farz veya nafile oru&ccedil; tutması sahih olur. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi tutması ve okuması haramdır. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi abdestsiz tutmak da helal değildir. Mescide girmesi de haramdır. D&uuml;şmandan korunmak i&ccedil;in veya bir h&uuml;k&uuml;m &ccedil;ıkarmak i&ccedil;in, bir iki kısa &acirc;yet okuması, mescidden kova, ip, su almak i&ccedil;in veya başka yol bulamadığı i&ccedil;in, girip hemen &ccedil;ıkması caiz olur. Dua niyeti ile bir kısa &acirc;yet, mesela Besmele okuyabilir. Mescide girmeden teyemm&uuml;m eder.&rdquo;</p>

<p><em><strong>Sual: Gus&uuml;l abdesti alırken farz olarak yapılması gerekenler nelerdir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hanefi mezhebinde gus&uuml;lde mutlak yapılması gereken farz&nbsp;&uuml;&ccedil;t&uuml;r:</p>

<p>1-Ağzın hepsini iyice yıkamak. Ağız dolusu su i&ccedil;mekle de olur ise de, yutmak mekruhtur diyen &acirc;limler olmuştur.</p>

<p>2-Burnu yıkamak. Burundaki kuru kir altını ve ağızdaki, &ccedil;iğnenmiş ekmek altını yıkamazsa gus&uuml;l sahih olmaz. Hanbeli mezhebinde, mazmaza ve istinşak, abdest alırken de, gus&uuml;lde de farzdır.</p>

<p>3-Bedenin her yerini yıkamaktır. Bedenin, ıslatılmasında hara&ccedil; olmayan yerlerini yıkamak farzdır. Yıkanan yerleri oğalamak lazım değil ise de, m&uuml;stehaptır. İmam-ı Malik ile imam-ı Ebu Yusuf hazretleri lazımdır buyurdu.</p>

<p><em><strong>Sual: Abdest alırken, yıkanacak uzuvları ka&ccedil; kerre yıkamalıdır, belli bir sayısı var mıdır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Abdest alırken, yıkanacak yerleri, &uuml;&ccedil; kerre su d&ouml;kmek değil, &uuml;&ccedil; kerre tam yıkamak s&uuml;nnettir. &Uuml;&ccedil;ten fazla yıkamak mekruhtur. &Uuml;&ccedil;&uuml; sayarken şaşırırsa, &uuml;&ccedil; yapar. Fazla oldu ise, mekruh olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Hanefi mezhebinde abdest alırken niyet etmek de abdestin farzlarından mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hanefi mezhebinde, abdestin farzı d&ouml;rtt&uuml;r: Y&uuml;z&uuml;, bir kerre yıkamak. Y&uuml;z, iki kulak memesi ve sa&ccedil; kesimi ile &ccedil;ene arasıdır. İki kolu, dirsekleri ile birlikte, bir kerre yıkamak. Başın d&ouml;rtte bir kısmını meshetmek, yani yaş eli başa s&uuml;rmek. İki ayağı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikte, bir kerre yıkamaktır. Ş&acirc;fii ve M&acirc;lik&icirc; mezheblerinde niyet de farzdır. Niyet, kalb ile olur, s&ouml;ylemek farz değildir. M&acirc;liki mezhebinde abdeste başlarken niyet şarttır. Kulak memesi hizasındaki deri ve sa&ccedil;lar, Hanef&icirc;de y&uuml;zdendir, yıkamak farzdır. M&acirc;likide baştandır, meshetmesi farz olur. Ş&acirc;fii mezhebinde y&uuml;z&uuml; yıkarken niyet etmek lazımdır. Su y&uuml;ze değmeden &ouml;nce niyet ederse, abdesti sahih olmaz. Y&uuml;z &uuml;zerindeki sakalı yıkamak farzdır. Sarkan sakalı, diğer &uuml;&ccedil; mezhebde yıkamak farzdır. Ş&icirc;iler, ayaklarını yıkamıyor, &ccedil;ıplak ayak &uuml;zerine meshediyorlar.</p>

<p><em><strong>Sual: Namaz kılarken, namazla alakası olmayan fazladan yapılan bazı hareketler, namazı bozar mı?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Namazdan olmayan fazla hareketler, namazı bozar. R&uuml;kuyu ve secdeleri &ccedil;ok yapmak ve abdest almaya gitmek bozmaz. Akrep, yılan &ouml;ld&uuml;rmek gibi &ouml;z&uuml;rl&uuml; &ccedil;ok hareketler de namazı bozmaz. Bir elin hareketi &uuml;&ccedil;ten az olursa bozmaz. İki el ile bir hareket de, namazı bozar denildi. Namaz i&ccedil;indeki tekbirlerde, elleri kulaklara kaldırmak bozmaz, mekruhtur.</p>

<p><em><strong>Sual: Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimdeki secde &acirc;yetleri okunduğunda, sadece okuyan mı secde eder?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde, ond&ouml;rt yerde, secde &acirc;yeti vardır. Bunlardan birini okuyanın veya işitenin, manasını anlamasa da, bir secde yapması vaciptir. Başkasının okuduğu yerde bulunan, fakat işitmeyen kimse, secde etmez. Secde &acirc;yetini yazan, heceleyen, secde yapmaz. Terc&uuml;mesini okuyan veya işiten, bunun secde &acirc;yeti olduğunu anlarsa, secde yapar.</p>

<p><em><strong>Sual: Secde &acirc;yetleri okunduğunda,&nbsp;bunlar i&ccedil;in til&acirc;vet secdesi nasıl yapılır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Til&acirc;vet secdesini yapmak i&ccedil;in, abdestli olarak, kıbleye karşı ayakta durup, elleri kulaklara kaldırmadan, Allah&uuml; ekber diyerek secdeye yatılır. &Uuml;&ccedil; kerre &quot;S&uuml;bh&acirc;ne rabbiyel-a&#39;l&acirc;&quot; denir. Sonra &quot;Allah&uuml; ekber&quot; deyip ayağa kalkınca, secde-i til&acirc;vet tamam olur. &Ouml;nce niyet etmek lazımdır, niyetsiz yapılırsa kabul olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: Namaz kılarken son rekatte otururken abdest bozulursa, bu namazı abdest alıp tekrar mı kılmak gerekir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Namazda iken, abdestini, gusl&uuml;n&uuml; bozacak bir şey yapmak haramdır. Son rekatte teşehh&uuml;t miktarı oturmadan &ouml;nce yaparsa, namazı hemen bozulur. Teşehh&uuml;t miktarı oturduktan sonra yaparsa, namazı tamam olur. Teşehh&uuml;t miktarı oturmadan evvel, abdesti kendiliğinden bozulursa, hemen gidip tazeleyip, namazına devam edebilir ise de, baştan kılması efdaldir.</p>

<p>Teşehh&uuml;t miktarı oturduktan sonra, abdest kendiliğinden bozulursa, hemen abdest alıp vacib olan selamı verirse, yahut abdest almayıp, namazı bozan bir şey yaparsa, mesela selam verirse, namazı tamam olur.</p>

<p>Bir kimsenin tekrar tekrar abdesti bozulursa veya abdest almak kendine g&uuml;&ccedil; gelirse, bu kimsenin gus&uuml;l, abdest ve namazda M&acirc;lik&icirc; mezhebini taklit etmesi iyi olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; M&acirc;lik&icirc; mezhebinde, b&ouml;yle &ouml;z&uuml;rler sebebiyle hastaların, ihtiyarların namazları bozulmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: İkindi namazının s&uuml;nneti ile, &ouml;ğle namazının ilk s&uuml;nnetinin kılınışları farklı mıdır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> İkindi ve yatsının ilk s&uuml;nnetleri, Gayr-ı m&uuml;ekkededir. Bunların ikinci rekatlerinde otururken, ettehıyy&acirc;t&uuml;den sonra, Allah&uuml;mme salli,&nbsp; Allah&uuml;mme barik sonuna kadar okunur. Ayağa kalkınca, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rekaatte, &ouml;nce Besmele &ccedil;ekmeden, S&uuml;bh&acirc;neke okunur. H&acirc;lbuki, &ouml;ğle namazının ilk s&uuml;nneti M&uuml;ekkeddir, yani, kuvvetle emrolunmuştur, sevabı daha &ccedil;oktur. Bunda, birinci oturuşta, farzlarda olduğu gibi, yalnız ettehıyy&acirc;t&uuml; okunup, sonra &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; rekat i&ccedil;in, hemen ayağa kalkılır. Kalkınca, &ouml;nce Besmele &ccedil;ekip, doğruca Fatiha okunur.</p>

<p><em><strong>Sual: &Ouml;ğlenin, yatsının ve akşam namazının sonunda ayrıca kılınan nafile namazlar var mıdır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> &Ouml;ğlenin ve yatsının farzından sonra d&ouml;rt rekat ve akşamın farzından sonra altı rekat daha namaz kılmak m&uuml;stehabdır, &ccedil;ok sevaptır. Hepsini bir selam ile veya iki rekatte birer selam ile kılınabilir. Her iki şekilde de, ilk iki rekatleri, son s&uuml;nnetler yerine sayılır. Bu m&uuml;stehab namazları, son s&uuml;nnetlerden sonra ayrıca kılmak da olur.</p>

<p><em><strong>Sual: Namazda iken, birinin s&ouml;z&uuml; ile yerini değiştirmek namazı bozar mı?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Başkasının s&ouml;z&uuml; ile yerini değiştirmek veya yanına gelene, onun s&ouml;z&uuml; ile yer a&ccedil;mak namazı bozar. Fakat, biraz sonra, kendiliğinden hareket ederse bozmaz.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin eli, ayağı kopmuş veya fel&ccedil;li ise, yahut abdest uzuvları mesela y&uuml;z&uuml; tamamen yaralı olup yıkamak m&uuml;mk&uuml;n olmuyorsa, b&ouml;yle bir kimse nasıl abdest alabilir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Mer&acirc;k-ıl-fel&acirc;hın Taht&acirc;v&icirc; h&acirc;şiyesinde deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;Abdest ve gus&uuml;l azasının yarıdan fazlası yara ise, bu kimse teyemm&uuml;m eder. Yarısı yara ise, sağlam yerleri yıkar. Yaraları mesih eder, yaraya mesih zarar verirse, sargı &uuml;zerine mesih eder. Bu da zarar verirse, hi&ccedil; mesih etmez.</p>

<p>Başında hastalık olup, mesih zarar verirse, mesih sakıt olur, yapmaz.</p>

<p>İki elinin ve iki ayağının yıkaması farz olan yerleri kesik olanın y&uuml;z&uuml; de yara ise, teyemm&uuml;m edemeyeceğinden abdestsiz kılar ve namazı iade etmez. Y&uuml;z&uuml; sağlam ise, y&uuml;z&uuml;n&uuml; yıkatır. Yardımcısı yoksa, y&uuml;z&uuml;n&uuml; toprağa s&uuml;rer.</p>

<p>Sağlam kimsenin bir eli fel&ccedil;li, yaralı, kesik, &ccedil;olak ise, diğer eli ile abdest alır. İki eli de b&ouml;yle ise, elini, y&uuml;z&uuml;n&uuml; toprağa s&uuml;rer.</p>

<p>Yaranın, &ccedil;ıbanın, kırığın &uuml;st&uuml;ne, bunları tedavi ve zarardan korumak i&ccedil;in zaruri olarak sarılan sargı veya tahta, merhem, al&ccedil;ı a&ccedil;ılıp yara yıkanamaz ve mesih edilemezse, bunların y&uuml;zeylerinin ekserisine ve arada kalan sağlam cilt &uuml;zerine mesih edilir. İmk&acirc;n olursa, bunlar &ccedil;ıkarılıp yara &uuml;zerine mesih etmek ve sağlam cildi yıkamak lazım olur. Bunların abdestli olarak sarılması ve belli m&uuml;ddeti yoktur.</p>

<p>Sağlam ayağı yıkayıp diğerindeki sargıya mesih caizdir. Yara iyi olmadan, &uuml;zerindeki şey d&uuml;şerse, abdest bozulmaz. Mesih ettikten sonra, mesih olunan şey değiştirilirse de bozulmaz.</p>

<p>Tırnak kırılır veya yara olursa, &uuml;zerine veya ayaktaki &ccedil;atlağa konan merhemi kaldırmak zarar verirse, bu h&acirc;l zaruret olacağından, merhemin &uuml;st&uuml; yıkanır. Yıkamak zarar verirse mesih eder. Bu da zarar verirse mesih de etmez. Diğer &uuml;&ccedil; mezhepte, b&ouml;yle olduğu i&ccedil;in başka mezhebi taklide imk&acirc;n yoktur. Bu merhemin, ceb&icirc;re gibi olduğu, İbni &Acirc;bid&icirc;nde yazılıdır. Fakat, diş dolgusu ve kaplaması b&ouml;yle değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Maliki veya Şafii mezhebini taklid m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.</p>

<p>Kendi sebep olmayarak aklı giden veya bayılanın &uuml;zerinden altı namaz vakti ge&ccedil;erse, aklı gelinciye kadar kılamadığı namazları kaza etmez. Hasta kimse ise, ima ile de kılamadığı namazların sayısı ne olursa olsun, bunların iskatı i&ccedil;in vasiyet etmez. İyi olursa, hepsini kaza eder.&rdquo;</p>

<p><em><strong>Sual: Elinde veya diğer abdest uzuvlarında egzama olan bir kimsenin, su ile abdest alması kendisine zarar verirse, ne yapması gerekir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda Haleb&icirc;de deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;Bir veya iki elinde &ccedil;atlak, egzama veya başka yara olup, bunları ıslatmak zarar verirse, bu kimse abdest alamaz. Bu sebepten abdest alamayan kimseye, hatır ile veya para ile başkasının abdest aldırması, İm&acirc;m-ı a&#39;zam hazretlerine g&ouml;re m&uuml;stehaptır. Başkasından yardım istemeden teyemm&uuml;m edip kılarsa, namazı kabul olur. Yardımcı veya para bulamazsa, teyemm&uuml;m etmesi, im&acirc;meyne g&ouml;re de, caiz olur.&rdquo;</p>

<p>Bundan anlaşılıyor ki, yaralı eline eldiven takıp, eldiven ile abdest alabilirse, b&ouml;yle abdest alması lazım olur.</p>

<p><em><strong>Sual: Namazı abdestsiz kıldığını hatırlayan bir kimse ne yapar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Namazı abdestsiz kılan bir kimse, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder.</p>

<p><em><strong>Sual: Dişlerde meydana gelen kire&ccedil;lenmeler sebebiyle, buraların altına su ulaşmıyor. Bu sebepten dolayı başka bir mezhebi taklit etmek gerekir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dartr veya kefeki denilen ve dişlerin dibinde hasıl olan kire&ccedil;lenmeler, salgılardan, kendiliklerinden hasıl oldukları i&ccedil;in ve buna m&acirc;ni olan &ccedil;are, ila&ccedil; bulunmadığı i&ccedil;in, bunların mevcut olmasında zaruret vardır. İzale edilmesinde hara&ccedil; olanlar, derideki &ccedil;ıbanın, yaranın &uuml;st&uuml;ndeki zar, kabuk gibi olup, altlarını yıkamak, d&ouml;rt mezhepte de lazım olmaz. Bunun i&ccedil;in, başka mezhebi taklit lazım olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: Guslederken, ağzına ve burnuna su vermeyi unutup, bu gus&uuml;l ile namaz kılan kimse, sonra ağzına su vermediğini hatırlarsa nasıl hareket eder?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Guslederken ağzını veya v&uuml;cudundaki başka yerini yıkamayı unutup, namaz kılan kimse, sonra bunu hatırlarsa, sadece orasını yıkayıp farzı tekrar kılar.</p>

<p><em><strong>Sual: Gus&uuml;l ve abdestin vacipleri de var mıdır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Abdestin ve gusl&uuml;n vacipleri yoktur. Gusl&uuml;n s&uuml;nnetleri, abdestin s&uuml;nnetleri gibidir. Yalnız gus&uuml;lde, abdestteki sıra ile yıkamak, s&uuml;nnet değildir. M&uuml;stehapları da, aynı olup yalnız, gus&uuml;lde kıbleye d&ouml;n&uuml;lmez ve dua okunmaz. Yalnız&nbsp; besmele &ccedil;ekilir ve Kelime-i şehadet s&ouml;ylenir.</p>

<p><em><strong>Sual: Denize veya havuza girip &ccedil;ıkmakla gus&uuml;l abdesti alınmış olur mu?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Havuzda, nehirde, denizde, yağmur altında ıslanan, ağzını ve burnunu da yıkasa, abdest ve gus&uuml;l almış olur.</p>

<p><em><strong>Sual: Teyemm&uuml;m yapmadan su aramak gerekir mi, gerekirse arama mesafesi ne kadar olacaktır ve namaz vakti girmeden de teyemm&uuml;m yapılabilir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Teyemm&uuml;m edilebilecek şey ile teyemm&uuml;m edilemeyecek şey karışık ise, yarıdan &ccedil;ok olanın ismi verilir. Teyemm&uuml;m&uuml;, namaz vaktinden &ouml;nce yapmak ve bir teyemm&uuml;m ile &ccedil;eşitli namaz kılmak Hanefi mezhebinde caizdir. Diğer &uuml;&ccedil; mezhebde, namaz vakti &ccedil;ıkınca teyemm&uuml;m bozulur. Misafir, bir milden yani 1920 metreden az, Maliki mezhebinde iki milden az uzakta su bulunacağını alametlerle veya akıllı, baliğ ve adil bir M&uuml;sl&uuml;manın haber vermesi ile, &ccedil;ok zan ettiği zaman her tarafa doğru, d&ouml;rty&uuml;z zr&acirc;&#39; yani ikiy&uuml;z metre giderek veya birini g&ouml;ndererek yahut m&uuml;mk&uuml;n ise, yalnız bakarak suyu araması farz olur. &Ccedil;ok zan etmezse, suyu araması lazım olmaz. Yanında adil biri bulunan bir kimse, suyu sormadan teyemm&uuml;m edip namaza dursa, sonra su olduğunu haber alsa, su ile abdest alıp namazı iade eder. Bir milden uzakta su varken teyemm&uuml;m ile namaz kılmak caizdir. Eşyası arasında su bulunduğunu unutan kimse, şehirde, k&ouml;yde değilse, teyemm&uuml;m ile namaz kılabilir. Suyunun bittiğini zanneden kimse, namazdan sonra suyunu g&ouml;rse, teyemm&uuml;m ile kıldığı namazı iade eder. Abdestsiz kılan da, abdestsiz olduğunu hatırlayınca, namazı iade eder</p>

<p><em><strong>Sual: Secde-i sehv yapmak i&ccedil;in iki tarafa da selam vermek gerekir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Secde-i sehv yapmak i&ccedil;in, bir tarafa selam verdikten sonra, iki secde yapıp oturur ve namazı tamamlar. İki tarafa selam verdikten sonra veya hi&ccedil; selam vermeden de, secde-i sehv yapmak caizdir.</p>

<p><em><strong>Sual: V&uuml;cudunun her yeri yara olan bir kimse, gus&uuml;l gerektiğinde ne yapar, nasıl gus&uuml;l alır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;C&uuml;n&uuml;p kimsenin v&uuml;cut y&uuml;zeyinin yarıdan fazlası yara veya &ccedil;i&ccedil;ek, kızıl gibi ise, gus&uuml;l i&ccedil;in teyemm&uuml;m eder. Derisinin &ccedil;oğu sağlam ise ve yaralı kısımları ıslatmadan yıkanması m&uuml;mk&uuml;n ise, su ile gus&uuml;l edip, yaraların &uuml;zerini mesh eder. Mesh etmek zarar verirse, &uuml;zerine bir veya birka&ccedil; bez koyup, bunu mesh eder. Elleri yara olan, y&uuml;z&uuml;n&uuml; ve ayaklarını suya sokar. Suya sokamazsa, teyemm&uuml;m eder.</p>

<p><em><strong>Sual: Kendisine su ile abdest aldıracak bir bakıcısı bulunan bir hasta,&nbsp; teyemm&uuml;m yapabilir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Su ile abdest aldıracak bir yardımcısı bulunan hasta, teyemm&uuml;m etmez.</p>

<p><strong><em>Sual: Hanefi veya Şafii mezhebinde olup idrar yollarındaki rahatsızlıktan dolayı idrar ka&ccedil;ıran bir kimse, her namaz vakti abdest almakta g&uuml;&ccedil;l&uuml;k &ccedil;ekiyorsa, ne yapması, nasıl hareket etmesi lazımdır?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> B&ouml;yle olan hasta ve yaşlılar, gus&uuml;l, abdest ve namazda Maliki mezhebinin şartlarına riayet ederek bu mezhebi taklit etmelidir. El-fıkh-u alel mez&acirc;hibil-erbe&#39;a kitabında deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;Maliki mezhebinin ikinci kavline g&ouml;re, &ouml;z&uuml;r sahibi olmak i&ccedil;in, hastalık sebebi ile &ccedil;ıkan, abdesti bozan bir şeyin bir kere &ccedil;ıkması kafidir. Bir namaz vakti i&ccedil;inde devamlı &ccedil;ıkması lazım değildir. Namazdan evvel veya namaz i&ccedil;inde idrar, yel ka&ccedil;ıran hastaların ve ihtiyarların abdestlerinin ve namazlarının bozulmaması i&ccedil;in, hara&ccedil; ve meşakkat h&acirc;linde, bunların Maliki mezhebini taklit etmeleri ve imam olmaları sahih olur.&rdquo;</p>

<p><strong><em>Sual: Abdest ve gus&uuml;l alamayan hasta bir kimse de &ouml;z&uuml;rl&uuml; m&uuml; sayılır, &ouml;z&uuml;rl&uuml; gibi mi abdest alır?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> &Ouml;z&uuml;r, yalnız abdesti bozan şeylerdir. Abdest veya gus&uuml;l abdesti alamayan hasta, &ouml;z&uuml;rl&uuml; olmaz. B&ouml;yle olan bir kimse, yerine g&ouml;re, su değmeyecek uzvunu mesh ederek abdest alır veya teyemm&uuml;m ederek, namazlarını sağlam kimse gibi kılar.</p>

<p><strong><em>Sual: Abdestte yıkaması emredilen uzuvlarda yara olan bir kimse, ne şekilde abdest alabilir?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Abdest azasının yarısında yara olan kimse, su olduğu h&acirc;lde teyemm&uuml;m eder. Yara yarıdan azında ise, sağlamını yıkayıp, yarayı mesh eder. Gus&uuml;lde, b&uuml;t&uuml;n beden bir uzuv sayıldığı i&ccedil;in, b&uuml;t&uuml;n bedenin yarısı yara ise teyemm&uuml;m eder. Yaralı yer, yarıdan az ise, sağlamını yıkayıp yaraları mesh eder. Yaraya mesh zarar verirse, sargıya mesh eder. Buna da zarar verirse, meshi terk eder. Abdestte ve gus&uuml;lde, başa mesh zarar verirse, başı mesh etmez. Eli &ccedil;olak yahut elinde egzama, yara olup, su kullanamayan teyemm&uuml;m eder. Y&uuml;z&uuml;n&uuml;, kollarını yere, kire&ccedil;li, topraklı, taşlı duvara s&uuml;rer. Elleri ve ayakları kesik olanın y&uuml;z&uuml; de yara ise, namazı abdestsiz kılar. Abdest aldıracak kimse bulamayan da, teyemm&uuml;m eder. &Ccedil;ocuğu, &uuml;cret ile tuttuğu kimse, yardıma mecburdurlar. Başkalarından da yardım ister. Fakat başkaları yardım etmeye mecbur değildir. Karı ve koca da, birbirlerine abdest aldırmaya mecbur değildirler.</p>

<p><strong><em>Sual: Beş vakit namazı cemaatle kılmanın vacip olduğunu bildiren &acirc;lim olmuş mudur?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Şartlar uygun olduğu zamanlarda, namazı cemaat ile kılmanın vacib olduğunu bildiren &acirc;limler &ccedil;oktur. Irak &acirc;limlerine g&ouml;re, vacibi &ouml;z&uuml;rs&uuml;z bir kere bile terk etmek g&uuml;nah olur. Terk etmeyi &acirc;det ederse, s&ouml;z birliği ile g&uuml;nah olur. S&uuml;nneti terk ise, g&uuml;nah olmaz. Bir camide cemaati ka&ccedil;ıran kimsenin, başka camide araması m&uuml;stehabdır.</p>

<p><strong><em>Sual: Hastalığı sebebiyle, su ile gus&uuml;l alamayan bir kimse, ne şekilde gus&uuml;l alır?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Gus&uuml;l abdesti alınca, hasta olmaktan veya hastalığının şiddetlenmesinden yahut uzamasından korkan kimse, gus&uuml;l i&ccedil;in teyemm&uuml;m eder. Bu korku, kendi tecr&uuml;beleri ile yahut M&uuml;sl&uuml;man, adil tabibin s&ouml;ylemesi ile malum olur, bilinir. Fıskı, g&uuml;nah işlemesi dillere d&uuml;şm&uuml;ş olmayan tabibin s&ouml;z&uuml; de kabul edilir. Soğuk olup barınacak yer, suyu ısıtacak şey, şehirde hamam parası bulamamak, hastalığa sebep olabilir.</p>

<p><strong><em>Sual: Hastalık sebebiyle teyemm&uuml;m alan bir kimse, bu teyemm&uuml;mle sadece bir vakit namaz mı kılabilir?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hanefi mezhebinde, bir teyemm&uuml;m ile, dilediği kadar namaz yani birka&ccedil; vakit namaz kılabilir. Şafii ve Maliki mezheplerinde her vakit namaz i&ccedil;in yeniden teyemm&uuml;m alması gerekir.</p>

<p><strong>Sual: Abdestli bir kimse, eğer uyur veya uyuklarsa abdesti bozulur mu?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Abdesti bozanlardan birisi de uyumaktır. Uyumak, d&ouml;rt mezhepte de abdesti bozar. Hanefi mezhebinde, makadın gevşek olacağı bir h&acirc;lde, mesela yan veya sırt &uuml;st&uuml; yatarak veya dirseğine yahut bir şeye dayanıp uyumak, abdesti bozar. Dayandığı şey &ccedil;ekilince d&uuml;şmezse, bozulmaz. Namazda uyumak, dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz &ccedil;&ouml;kerek, bağdaş kurarak, teverr&uuml;k ederek uyursa, bozulmaz. Teverr&uuml;k, kadınların namazda oturdukları gibi oturmaktır. Bir dizini dikip, diğer uyluğu &uuml;zerine oturup uyursa bozulur. &Ccedil;ıplak hayvan &uuml;st&uuml;nde uyursa, hayvan yokuş &ccedil;ıkıyor veya d&uuml;z yerde gidiyorsa, bozulmaz.</p>

<p><strong>Sual: Gus&uuml;l gereken bir durumu olan bir kimse bunu unutup cuma g&uuml;n&uuml; i&ccedil;in gus&uuml;l alsa, c&uuml;n&uuml;pl&uuml;kten temizlenmiş olur mu?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Cuma, Fıtr ve Kurban Bayramı namazları i&ccedil;in ve Arefe g&uuml;n&uuml;, Arafat Meydanı&rsquo;nda gus&uuml;l abdesti almak s&uuml;nnet-i zev&acirc;iddir. C&uuml;n&uuml;p olduğunu unutan, cuma namazı i&ccedil;in gus&uuml;l alırsa, c&uuml;n&uuml;pl&uuml;kten de temiz olur. Fakat, farz sevabına kavuşamaz.</p>

<p><strong>Sual: Hasta, yaşlı olan kimseler su ile abdest alamaz ve ayakta namaz kılamazlarsa nasıl hareket ederler?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hastanın, abdest veya gus&uuml;l ile veya hareket etmekle, hastalığının artacağı veya iyi olması uzayacağı, kendi tecr&uuml;besi veya m&uuml;tehassıs M&uuml;sl&uuml;man bir doktorun s&ouml;ylemesi ile anlaşılırsa, bu kimse teyemm&uuml;m eder. Hastalıktan sonra, ellerde ve ayaklardaki h&acirc;lsizlik de &ouml;z&uuml;rd&uuml;r yine teyemm&uuml;me devam eder. İhtiyarlardaki, yaşlılardaki h&acirc;lsizlik de b&ouml;yledir. Bunlar da, abdest i&ccedil;in teyemm&uuml;m yapar ve namazlarını da oturarak kılarlar.</p>

<p><em><strong>Sual: Takvimdeki namaz vakitlerinde yanlışlık olursa veya&nbsp;ezan erken okunursa,&nbsp;vakit girmediği i&ccedil;in kılınan o namaz kabul olur mu?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda&nbsp;İbni N&uuml;ceym Zeyn-&uuml;l-&Acirc;bid&icirc;n hazretleri, &quot;Keb&acirc;ir ve Seg&acirc;ir&quot; kitabında buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Farz namazları vakti girmeden &ouml;nce ve vakti &ccedil;ıktıktan sonra kılmak b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. B&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah, ancak t&ouml;vbe etmekle affolur. K&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nahları affettirecek şeyler &ccedil;oktur. T&ouml;vbe ederken, kılmadığı namazları kaza etmesi lazımdır. Kabul olan hac, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahları temizler diyen &acirc;limler, namazları kaza etmek lazım olmaz dememişlerdir. Namazı vaktinden sonraya &ouml;z&uuml;rs&uuml;z olarak geciktirmek g&uuml;nahı affolur demişlerdir. Ayrıca kaza etmek lazımdır. Kaza etmeye g&uuml;c&uuml; varken kaza etmezse, ayrıca b&uuml;y&uuml;k bir g&uuml;nah daha işlemiş olur.&rdquo;</p>

<p>Hanefi mezhebinde iftitah tekbirini vakit &ccedil;ıkmadan alan, Şafii ve Maliki mezhebinde bir rekati vakit &ccedil;ıkmadan kılan kimse, namazını vaktinde kılmış olur. Namazın hepsi vakit i&ccedil;inde tamam olmazsa, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nah olur.</p>

<p><em><strong>Sual: Bazı kimseler,&nbsp;(S&uuml;nnetimi terk edene şefaatim haram oldu)&nbsp;hadis-i şerifini beş vakit namazın s&uuml;nnetlerini terk edenler i&ccedil;in olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar, ger&ccedil;ekten bu b&ouml;yle midir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Şeyh-ul-isl&acirc;m Ahmed bin S&uuml;leym&acirc;n bin Kem&acirc;l P&acirc;şa hazretleri &quot;Şerh-i had&icirc;s-i erba&#39;&icirc;n&quot; kit&acirc;bında;</p>

<p><strong>(S&uuml;nnetimi terk edene şefaatim haram oldu)</strong>&nbsp;hadis-i şerifini ş&ouml;yle a&ccedil;ıklamaktadır:</p>

<p>&ldquo;Bu hadis-i şerifte s&uuml;nnet demek, islamiyet yolu demektir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, m&uuml;min kimse, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işlese de, şefaatten mahrum olmaz. Hadis-i şerifte;&nbsp;<strong>(B&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenlere şefaat edeceğim)&nbsp;</strong>buyuruldu. Resulullah efendimizin Hak te&acirc;l&acirc;dan getirdiği dine tabi olmak lazımdır. Bunu terk eden, şefaate kavuşamaz.&rdquo; Şir&#39;at-&uuml;l-isl&acirc;m kitabında deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;Bu hadis-i şerifteki s&uuml;nnet, yapması vacip olan şeyler demektir. Bu da, Esh&acirc;b-ı kiramın, T&acirc;bi&icirc;n ve Tebei t&acirc;bi&icirc;nin&nbsp;imanı ve ibadetleridir. Bu s&uuml;nnete yapışanlara, Ehl-i s&uuml;nnet denir. O h&acirc;lde, hadis-i şerifin manası, inanılacak şeylerde, yapılacak ve sakınılacak işlerde Ehl-i s&uuml;nnetten ayrılanlar, şefaate kavuşamayacaklardır demektir.&rdquo;</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man olduğu h&acirc;lde, namaz kılmayanın, namaza ehemmiyet vermeyenin veya şartlarını g&ouml;zetmeyenin dini, imanı gider, yıkılır mı?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Bu konuda Muhammed Ma&rsquo;s&ucirc;m F&acirc;r&ucirc;k&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;İyi biliniz ki, namaz, dinin direğidir. Namaz kılan bir insan, dinini doğrultmuş olur. Namaz kılmayanın, dini yıkılır. Namazları, m&uuml;stehab zamanlarında, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılmalıdır. Bunlar, fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Namazları cemaat ile kılmalı ve birinci tekbiri imam ile birlikte almaya &ccedil;alışmalıdır ve birinci safta yer bulmalıdır. Camiye ge&ccedil; gelip, birinci safa ge&ccedil;mek i&ccedil;in, safları yarmak, cemaate eziyet vermek haramdır. Bunlardan biri yapılmazsa, matem tutmalıdır. K&acirc;mil, olgun bir M&uuml;sl&uuml;man, namaza durunca, sanki d&uuml;nyadan &ccedil;ıkıp ahırete girer. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, d&uuml;nyada Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yaklaşmak, &ccedil;ok az nasib olur. Eğer nasib olursa, o da zılle, g&ouml;lgeye, surete yakınlıktır. Ahıret ise, asla yakınlık yeridir. İşte namazda, ahırete girerek, burada nasib olan devletten hisse alır. Bu d&uuml;nyada hasret ve firak, ayrılık ateşi ile yanan susuzlar, ancak namaz &ccedil;eşmesinin hayat suyu ile serinleyip rahat bulur. B&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve mabutluk sahrasında şaşırmış kalmış olanlar, namaz gelininin &ccedil;adır etekleri altında vuslatın, matluba kavuşmanın kokusunu duyarak hayran olurlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Peygamberi buyurdu ki: <strong>(Bir m&uuml;min namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun i&ccedil;in a&ccedil;ılır. Rabbi ile onun arasında bulunan perdeler kalkar. Cennette olan huru&#39;&icirc;n onu karşılar. Bu h&acirc;l, namaz bitinceye kadar devam eder.)&rdquo;</strong></p>

<p><em><strong>Sual: Beş vakit namazı, vakitlerinin girdiği kesin olarak bilinince, anlayınca mı kılmalıdır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda&nbsp;İbni &Acirc;bid&icirc;n ve Ş&acirc;fi&#39;&icirc; El-env&acirc;r ve m&acirc;lik&icirc; El-mukaddemet-&uuml;l-izziyye şerhinde ve M&icirc;z&acirc;n-&uuml;l-k&uuml;br&acirc;da deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;Namazın sahih olması i&ccedil;in, vakti girdikten sonra kılınması ve vaktinde kılındığını bilmek şarttır. Vaktin girdiğinde ş&uuml;pheli olarak kılıp, sonra vaktinde kılmış olduğunu anlarsa, bu namazı sahih olmaz. Vaktin bilinmesi, vakitleri bilen adil bir M&uuml;sl&uuml;manın okuduğu ezanı işitmekle olur. Ezanı okuyan adil değil ise, veya adil M&uuml;sl&uuml;manın hazırladığı takvim yoksa, kendisi vaktin girdiğini araştırıp, kuvvetli zan edince kılmalıdır. Fasıkın veya adil olduğu bilinmeyen kimsenin, kıbleyi g&ouml;stermesi, temiz, necis, helal, haram gibi dinden olan şeylere şehadet etmesi, s&ouml;ylemesi de, ezan gibi olup, ona değil, kendi araştırıp anladığına uyması lazımdır.&rdquo;</p>

<p><strong><em>Sual: Namazı kıldıktan, tesbihleri &ccedil;ektikten sonra nasıl dua etmeli, duada neler s&ouml;ylemeli, neler okumalıdır?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Namazdan sonra yapılacak dua ile alakalı olarak Mift&acirc;h-ul Cennet kitabında, duada s&ouml;ylenecek ve okunacaklar hakkında ş&ouml;yle bildirilmektedir:</p>

<p>&ldquo;Elhamd&uuml;lillahi Rabbil&#39;&acirc;lemin. Essal&acirc;t&uuml; vessel&acirc;m&uuml; al&acirc; res&ucirc;lin&acirc; Muhammedin ve &Acirc;lih&icirc; ve Sahbih&icirc; ecma&#39;&icirc;n. Ya Rabbi! Kıldığım namazı kabul eyle! Ahir ve akıbetimi hayr eyle. Son nefesimde Kelime-i tevhid s&ouml;ylememi nasib eyle. &Ouml;lm&uuml;şlerimi af ve mağfiret eyle. Allah&uuml;mmagfir verham ve ente hayr&uuml;rr&acirc;him&icirc;n. Teveffen&icirc; m&uuml;slimen ve elhıkn&icirc; biss&acirc;lih&icirc;n. Allah&uuml;mmagfir-l&icirc; ve li-v&acirc;lideyye ve li-&uuml;st&acirc;ziyye ve lilm&uuml;&#39;min&icirc;ne vel m&uuml;&#39;min&acirc;t yevme yek&ucirc;m&uuml;l his&acirc;b. Ya Rabbi! Beni şeytan şerrinden, d&uuml;şman şerrinden ve nefs-i emm&acirc;rem şerrinden muhafaza eyle! Evimize iyilikler, helal ve hayırlı rızıklar ihsan eyle! Ehl-i islama selamet ihsan eyle! A&#39;d&acirc;y-ı m&uuml;slim&icirc;ni kahr ve perişan eyle! K&acirc;firlerle cihad etmekte olan M&uuml;sl&uuml;manlara imd&acirc;d-i il&acirc;hiyyen ile imd&acirc;d eyle! Allah&uuml;mme inneke af&uuml;vv&uuml;n ker&icirc;m&uuml;n tuhibb&uuml;l afve fa&#39;f&uuml; ann&icirc;. Ya Rabbi! Hastalarımıza şifa, dertli olanlarımıza deva ihsan eyle! Allah&uuml;mme inn&icirc; es&#39;el&uuml;kessıhhate vel-&acirc;fiyete vel-em&acirc;nete ve h&uuml;snelhulkı verrıd&acirc;e bilkaderi bi-rahmetike y&acirc; erhamerr&acirc;him&icirc;n. Anama, babama, evlatlarıma, akraba, ahbabıma ve b&uuml;t&uuml;n din kardeşlerime hayırlı &ouml;m&uuml;rler ve h&uuml;sn-i hulk, akl-ı sel&icirc;m ve sıhhat ve &acirc;fiyet, r&uuml;şd&uuml; hid&acirc;yet ve istik&acirc;met ihsan eyle ya Rabbi! &Acirc;min. Velhamd&uuml;-lill&acirc;hi rabbil&#39;&acirc;lem&icirc;n. Allah&uuml;mme salli al&acirc;..., Allah&uuml;mme b&acirc;rik al&acirc;..., Allah&uuml;mme Rabben&acirc; &acirc;tin&acirc;... Velhamd&uuml; lill&acirc;hi Rabbil&#39;&acirc;lem&icirc;n. Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullahel&#39;az&icirc;m elker&icirc;m ellez&icirc; l&acirc; il&acirc;he ill&acirc; huv el-hayyel-kayy&ucirc;me ve et&ucirc;b&uuml; ileyh.&rdquo;</p>

<p><i><strong>Sual: Namaz kılamayacak kadar hasta ve yaşlı olan bir kimse, kılamadığı namazlar yerine fidye verebilir mi?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Namaz, <strong>İbadet-i bedeniyye</strong> olduğundan, başkası yerine kılınamaz. Herkesin kendi kılması lazımdır. Ağır hasta ve &ccedil;ok ihtiyar, yaşlı kimse, kılamadığı namaz yerine fakire fidye, para veremez. H&acirc;lbuki, oru&ccedil; tutamayacak kadar hasta ve yaşlı kimse, tutamadığı oru&ccedil;ların yerine fidye vermesi lazımdır.</p>

<p><strong>Sual: Farz namaz borcu olanın kıldığı nafile namazlar kabul olur mu?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Abd&uuml;lk&acirc;dir-i Geyl&acirc;n&icirc; hazretleri, F&uuml;t&ucirc;h-ul gayb kitabın buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;M&uuml;minin, &ouml;nce farzları yapması lazımdır. Farzlar bittikten sonra, s&uuml;nnetleri yapar. Ondan sonra, diğer nafilelerle meşgul olur. Farz borcu varken, s&uuml;nnet ile meşgul olmak, ahmaklıktır. Farz borcu olanın s&uuml;nnetleri kabul olmaz. Hazret-i Ali&#39;nin bildirdiği hadis-i şerifte; buyuruluyor ki:</p>

<p><strong>(&Uuml;zerinde farz namazı borcu olan kimse, kazasını kılmadan nafile kılarsa, boş yere zahmet &ccedil;ekmiş olur. Bu kimse, kazasını &ouml;demedik&ccedil;e, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onun nafile namazlarını kabul etmez.)</strong></p>

<p>Abd&uuml;lk&acirc;dir-i Geyl&acirc;n&icirc; hazretlerinin yazdığı bu hadis-i şerifi şerh eden Hanef&icirc; mezhebi &acirc;limlerinden Abd&uuml;lhak-ı Dehlev&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Bu haber, farz borcu olanların, s&uuml;nnetlerinin ve nafilelerinin kabul olmayacağını g&ouml;stermektedir. S&uuml;nnetlerin, farzları tamamlayacağını biliyoruz. Bunun manası, farzlar yapılırken, bunların kemallerine sebep olan bir şey ka&ccedil;ırılırsa, s&uuml;nnetler, kılınan farzın kemal bulmasına sebep olur. Farz borcu olanın kabul edilmeyen s&uuml;nnetleri bir işe yaramaz.&rdquo;</p>

<p>F&uuml;t&ucirc;h-ul-gaybın bu şerhi f&acirc;ris&icirc; olup, İstanbul&#39;da, B&acirc;yezid Devlet K&uuml;t&uuml;phanesinde, 3866 numarada mevcuttur.</p>

<p>İbni &Acirc;bid&icirc;n hazretleri de, nafile bahsinde buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Tamam yapılmamış olan namaz, zek&acirc;t ve başka farzlar, nafileler ile tamamlanacaktır)</strong> buyuruldu. İm&acirc;m-ı Beyhek&icirc; hazretleri, bu hadis-i şerif, yapılmış olan farzların i&ccedil;indeki s&uuml;nnetler noksan kalırsa, nafilelerle bu noksanların tamamlanacağını g&ouml;stermektedir. Yoksa, yapılmamış farzların yerine nafilelerin ge&ccedil;eceğini bildirmiyor buyurdu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, başka bir hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Bir kimse, namazını tamamlamadı ise, o namazın &uuml;zerine, tamamlanıncaya kadar, nafile namazları eklenir)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Bu hadis-i şerif, nafilelerin, terk edilmiş farzı değil, noksan olarak kılınmış farzı tamamlayacağını g&ouml;stermektedir buyurdu.&rdquo;</p>

<p>İmd&acirc;dın Taht&acirc;v&icirc; h&acirc;şiyesinde de, bu hadis-i şerif zikredilerek, s&uuml;nnetlerin, kılınmış olan farzdaki kusurları tamamlayacağı bildirilmektedir. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; ve İbni Arab&icirc; hazretleri gibi Hanefi mezhebinde olmayan &acirc;limler ise, nafilelerin &ouml;z&uuml;r ile ka&ccedil;ırılan farzların yerine konacağını bildirmektedir.&rdquo;</p>

<p><em><strong>Sual: Hanefi mezhebinde olan bir kimse, vaktin&nbsp;namazını kılmakta zor bir durumda kaldığında, namazı kazaya bırakmamak i&ccedil;in, &ouml;ğle ile ikindi namazını birleştirerek, aynı vakitte kılabilir mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hanefi mezhebinde, yalnız Arafat Meydanı&#39;nda ve M&uuml;zdelifede hacıların iki namazı cem etmeleri lazımdır. Hanbeli mezhebinde, seferde, hastalıkta, kadının emzikli veya m&uuml;stehaza olmasında, abdesti bozan &ouml;z&uuml;rlerde, abdest ve teyemm&uuml;m i&ccedil;in meşakkat &ccedil;ekenlerde, &acirc;m&acirc;&nbsp;olanın ve yer altında &ccedil;alışan gibi, namaz vaktini anlamakta aciz olanın, canından, malından ve namusundan korkanın, maişetine, nafakasını kazanmasına zarar gelecek olanın, iki namazı cem etmeleri caiz olur. Namazı kılmak i&ccedil;in işlerinden ayrılmaları m&uuml;mk&uuml;n olmayanların, bu namazlarını kazaya bırakmaları, Hanefi mezhebinde caiz değildir. Bunların, yalnız b&ouml;yle g&uuml;nlerde, Hanbeli mezhebini taklid ederek, kılmaları caiz olur. Cem ederken, &ouml;ğleyi ikindiden ve akşamı yatsıdan &ouml;nce kılmak, birinci namaza dururken, cem etmeyi niyet etmek, ikisini art&nbsp;arda kılmak ve abdestin, gusl&uuml;n ve namazın Hanbeli mezhebindeki farzlarına ve m&uuml;fsitlerine uymak lazımdır.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5512]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:59:50 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Eshab-ı kiram kitabı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Hakikat Kitabevi yayınlarından<b> Eshab-ı kiram</b> kitabında neler var?<br />
<b>CEVAP<br />
Eshab-ı kiram</b> kitabının başında, Eshab-ı kiramın &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;, Eshab-ı kirama dil uzatanların haksız ve cahil oldukları anlatılmakta, ayrıca ictihadın ne olduğu a&ccedil;ıklanmaktadır.<br />
<br />
<b>Tenbih</b> kısmında, iftiralarla dolu<b> H&uuml;sniye </b>kitabına cevap verilmekte, bir kısmında da, b&uuml;y&uuml;k İsl&acirc;m &acirc;limi İmam-ı Rabbani hazretlerinin ve Seyyid Abd&uuml;lhakim-i Arvasi hazretlerinin &ouml;rnek hayatları anlatılmaktadır.<br />
<br />
<b>M&uuml;sl&uuml;manların iki g&ouml;z bebeği</b> kısmında, Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;in &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri, <b>İslam&rsquo;da ilk fitne</b> kısmında, Eshab-ı kiram arasındaki h&acirc;diseler, İmam-ı Rabbani hazretlerinin kaleminden &ccedil;ok g&uuml;zel ve a&ccedil;ık olarak izah edilmekte, Ehl-i beytin ve Eshab-ı kiramın hepsini sevmenin, Ehl-i s&uuml;nnet olmanın temel şartı olduğu a&ccedil;ıklanmaktadır.<br />
<br />
Kitapta ayrıca, İmam-ı Rabbani ile Muhammed Masum hazretlerinin <b>Mektubat</b> kitaplarından, &ccedil;ok kıymetli mektuplar vardır. Sonunda da, kitapta ismi ge&ccedil;en 265 zatın hayatları kısaca anlatılmaktadır.<br />
<br />
&Ouml;ns&ouml;z&uuml;nde de &ouml;zetle deniyor ki:<br />
&ldquo;Daha Eshab-ı kiram zamanında, M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyerek <b>Abdullah bin Sebe</b> adını alan Yemenli bir Yahudi, M&uuml;sl&uuml;manlar arasına ilk olarak fitne, ikilik soktu. Bozuk bir &ccedil;ığır a&ccedil;tı. Resulullah&rsquo;ın Eshabını k&ouml;t&uuml;lemeye kalkıştı. Sonraları, nice din d&uuml;şmanları, M&uuml;sl&uuml;man adı alarak, hatta din adamı şekline b&uuml;r&uuml;nerek, bozuk, sapık yollar meydana &ccedil;ıkardı. Milyonlarca M&uuml;sl&uuml;manın doğru yoldan ayrılmasına sebep oldular.<br />
<br />
Resulullah, &uuml;mmetinin başına gelecek bu h&acirc;li haber vererek, <b>(&Uuml;mmetim yetmiş &uuml;&ccedil; fırkaya ayrılacak. Bunlardan yetmiş ikisi, doğru yoldan saparak, Cehenneme gidecek. Bir fırkası, benim ve Eshabımın izinde, doğru yolda kalacaktır) </b>buyurdu. Doğru yolda kalan bu fırkaya <b>Ehl-i s&uuml;nnet </b>denildi. İşte bu kitapta, diğer fırkaların bozuk ve &ccedil;&uuml;r&uuml;k iftiraları, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin Kur&rsquo;an-ı kerimle ve hadis-i şeriflerle bildirdikleri doğru inanışlar, &ccedil;ok değerli vesikalarla a&ccedil;ıklanmıştır.&rdquo;<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 numaralı telefondan ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a></b> ile <b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a></b> sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.</p>

<p><strong>Sual: Peygamber efendimizi g&ouml;ren, sohbetinde bulunanların her biri, mezhep imamı gibi m&uuml;ctehid mi idi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Esh&acirc;b-ı kiramın yani Peygamber efendimizi g&ouml;ren M&uuml;sl&uuml;manların hepsi derin &acirc;lim ve her biri, birer m&uuml;ctehid idiler. Din bilgilerinde, siyasette, idarecilikte, zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvufta, ahlak ilminde birer derya idiler. Bu bilgilerin hepsini, Res&ucirc;lullah efendimizin m&uuml;barek y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmekle ve kalplere işleyen, ruhları &ccedil;eken s&ouml;zlerini işitmekle az zamanda edindiler. M&uuml;ctehide kendi ictihadı ile amel etmek lazım olduğundan her birinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya &ccedil;ok farklı idi. Tabiin yani Esh&acirc;b-ı kiramı g&ouml;renler ve Tebe-i tabiin yani Tabiini g&ouml;renler arasında da m&uuml;ctehidler vardı. Bu m&uuml;ctehidlerin mezheplerinden yalnız d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n kitaplara ge&ccedil;ip d&uuml;nyanın her yerine yayıldığını, diğerlerinin mezheplerinin unutulduğunu, Seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi ve Hamdullah Decv&icirc; hazretleri a&ccedil;ık&ccedil;a bildirmektedir.</p>

<p><strong>Sual: İlk M&uuml;sl&uuml;manlar olan Eshab-ı kiramın birbirlerine &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri var mıdır varsa bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;k sıraları nasıldır?</strong><br />
<strong>Cevap:&nbsp;</strong>Eshab-ı kiramın en &uuml;st&uuml;nleri, Aşere-i m&uuml;beşşereden yani Cennet ile m&uuml;jdelenmiş on kişiden olanlardır. Bunlardan sonra, Bedir gazasında bulunan &uuml;&ccedil;y&uuml;zon&uuml;&ccedil; kişi &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Onlardan sonra Uhud gazasındaki yediy&uuml;z kişinin hepsi, daha sonra da B&icirc;&#39;at-&uuml;r-rıdv&acirc;n yani ağa&ccedil; altında Resulullah efendimize s&ouml;z veren bind&ouml;rty&uuml;z kişi &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Resulullah efendimizin yolunda, canlarını, mallarını feda eden, Ona yardım eden Eshab-ı kiramın hepsinin isimlerini, saygı, sevgi ile s&ouml;ylemek, bizlere vaciptir. Onların b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne yakışmayan s&ouml;zler s&ouml;ylemek, caiz değildir. İsimlerini saygısızca s&ouml;ylemek, dalalettir. Resulullah efendimizi sevenin, Onun Eshabının hepsini de sevmesi lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şeriflerde;<br />
<strong>(Eshabımı seven, beni sevdiği i&ccedil;in sever. Onları sevmeyen kimse, beni sevmemiş olur. Onları inciten, beni incitir. Beni inciten de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı incitmiş olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı inciten kimse, elbette azap g&ouml;recektir.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim &uuml;mmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Eshabımın sevgisini yerleştirir. Onların hepsini canı gibi sever)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, &quot;Hazreti Ebu Bekir ile Hazreti Ali arasında d&uuml;şmanlık vardı&quot; diyorlar. Ger&ccedil;ekten b&ouml;yle bir şey olabilir mi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak Ahmet Cevdet Paşa&#39;nın Kısas-ı Enbiy&acirc; kitabında şu bilgiler verilmektedir:<br />
&ldquo;İrtidad, dinden d&ouml;nme tehlikesi birdenbire b&uuml;y&uuml;d&uuml;. Her tarafı dehşet b&uuml;r&uuml;d&uuml;. Yemen&rsquo;deki ve başka yerlerdeki memurlar geri gelmeye, kara haberler getirmeye başladılar. M&uuml;sl&uuml;manlar karanlık gecede yağmura tutulmuş koyun s&uuml;r&uuml;s&uuml; gibi şaşkına d&ouml;nd&uuml;. M&uuml;rtedlerin sayısı yanında M&uuml;sl&uuml;manlar pek az idi. Fakat, Res&ucirc;lullahın halifesi, zaman-ı saadetteki gelişmeyi hi&ccedil; değiştirmemeye ve Res&ucirc;lullahın niyetlerini yerine getirmeye kararlı idi. M&uuml;rtedlerle muharebeyi g&ouml;ze aldı. Her tarafa birlikler g&ouml;nderdi. Medine&rsquo;ye h&uuml;cuma hazırlanan d&uuml;şman &uuml;zerine, gece bir şiddetli &ccedil;ıkış yaparak, sabaha kadar savaştı, hepsini dağıttı. Yanındaki askerlerle birlikte, uzaktaki m&uuml;rtedlerle muharebeye gitmek &uuml;zere devesine bindi. Fakat, Hazreti Ali, halifenin devesinin yularını tutup;</p>

<p>-Ey Res&ucirc;l&uuml;n halifesi! Nereye gidiyorsun? Sana Res&ucirc;lullahın Uhud muharebesinde s&ouml;ylediğini s&ouml;ylerim. O g&uuml;n sana;&nbsp;<strong>(Kılıcını kınına sok! &Ouml;l&uuml;m&uuml;nle bizi yakma!)</strong>&nbsp;buyurmuştu. Vallahi, sana bir h&acirc;l olur ise, M&uuml;sl&uuml;manlar, senden sonra d&uuml;zen bulmaz, dedi. Esh&acirc;b-ı kiramın hepsi, Hazreti Ali&#39;nin s&ouml;z&uuml;n&uuml; tasdik etti. Halife hazretleri Medine-i m&uuml;nevvereye d&ouml;nd&uuml;.</p>

<p>Halife se&ccedil;ilmesindeki sert konuşmalarından hemen sonra, birbirlerine karşı olan sevgilerine bakınız! Kimseye boyun eğmeyen, halife se&ccedil;imine &ccedil;ağrılmadı diye, Hazreti Ebu Bekir&#39;e biatını geciktiren, Allahın arslanı, Hazreti Ali, şimdi onun muharebeye gitmesini &ouml;nl&uuml;yor. Eğer, kalbinde ona karşı ufak bir kırıklık olsaydı, halife harbe gitsin de, ona bir şey olursa, yerine ben ge&ccedil;erim diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, hi&ccedil; olmazsa, gitmesine karışmazdı.</p>

<p>Hazret-i Sıdd&icirc;k gibi, din uğrunda, asla canını esirgemeyen bir zatın da, cihat gibi m&uuml;him bir ibadete başlarken, hi&ccedil; kimsenin s&ouml;z&uuml; ile, bundan vazge&ccedil;meyeceği meydanda iken, niyetinden d&ouml;nmesi, ancak Hazreti Ali&#39;nin fikrinin ve s&ouml;z&uuml;n&uuml;n doğru olduğuna g&uuml;venmesinden ve ona uymasından ileri geldiği ş&uuml;phesizdir. Hepsinin d&uuml;ş&uuml;ncesinin ve konuşmasının, hep İsl&acirc;m dinine hizmet niyeti ile olduğu, buradan da anlaşılmaktadır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Peygamber efendimizi sevdiğini s&ouml;yleyen bazı kimseler, Esh&acirc;bdan bazılarına dil uzatıyorlar. Peygamber efendimizi seven, Onun Esh&acirc;bına dil uzatabilir mi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Res&ucirc;lullah efendimizi seven bir kimsenin, Onun Esh&acirc;bının hepsini de sevmesi lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Esh&acirc;bımı seven, beni sevdiği i&ccedil;in sever. Onları sevmeyen kimse, beni sevmemiş olur. Onları inciten, beni incitir. Beni inciten de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı incitmiş olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı inciten kimse, elbette azap g&ouml;recektir.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim &uuml;mmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Esh&acirc;bımın sevgisini yerleştirir. Onların hepsini canı gibi sever.)</strong></p>

<p><strong><em>Sual: İlk M&uuml;sl&uuml;manların yani Eshab-ı kiramın verdiği sadakanın sevabı ile şimdiki bir M&uuml;sl&uuml;manın verdiği sadakanın sevabı aynı olur mu?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Eb&ucirc; S&acirc;id-il Hudr&icirc; hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Eshabımı k&ouml;t&uuml;lemeyiniz! Ruhum onun yedinde olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hakkı i&ccedil;in, eğer sizin biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka fakirlere verseniz, onlardan birisinin bir m&uuml;d miktarı sadakasının yerini tutmaz ve yarım m&uuml;d&uuml;n&uuml;n sevabına erişmez.)</strong>&nbsp;[Bir m&uuml;d, 875 gramdır.]</p>

<p><strong>Sual: Peygamber efendimizi g&ouml;r&uuml;p iman edenlerin hepsi, kendisine inanıp tasdik ettikleri h&acirc;lde, ni&ccedil;in sadece hazret-i Ebu Bekr&#39;e &#39;Sıdd&icirc;k&#39; denilmiştir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak Menakıb-ı &Ccedil;ihar Yar-i G&uuml;zin kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Peygamber efendimiz Mirac&#39;a &ccedil;ıktığı gecenin sabahında, Mirac hadisesini anlatıp, buyurdu ki:<br />
<strong>(Bu gece, Mekke&rsquo;den Beyt-i Mukaddes&#39;e gittim. Orada, enbiyanın ruhlarına imam olup, iki rekat namaz kıldım. Oradan Arş&#39;ın &uuml;zerine y&uuml;kseldim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile konuştum. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &uuml;mmetime, bir g&uuml;n bir gecede elli vakit namazı farz etti. Geri d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mde hazret-i Musa ile karşılaştım. Bana, &#39;elli vakit namaza &uuml;mmetin takat getiremez&#39; dedi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yalvardım, on vakit namazı bağışladı. Musa aleyhisselam, hen&uuml;z &ccedil;oktur dedi. Tekrar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya yalvardım, on vakit daha bağışladı. Velhasıl, beş n&ouml;bette, kırkbeş vakit namazı bağışladı. Musa aleyhisselam yine d&ouml;n, dedikte, dedim ki, &#39;Rabbimden hay&acirc; ederim. Ben bu beş vakitten razıyım&#39; dedim. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan nida geldi ki, &#39;bu beş vakit, elli vakte bedeldir.&#39; Sonra, Beyt-i Mukaddes&#39;e gelip, gece i&ccedil;inde, Mekke&rsquo;ye geri d&ouml;nd&uuml;m.)</strong></p>

<p>Mirac, kısa zamanda oldu. Mekkeli m&uuml;şrikler bu hadiseyi işitince, ink&acirc;r edip, akla uygun değildir, dediler. İnk&acirc;r eden o grup, &#39;şimdi bununla Ebu Bekr&#39;i susturmak iyi olur&#39; diyerek, yanına geldiler ve dediler ki:<br />
-Ya Eba Bekr! Efendinin, nasıl bir konuyu dava edindiğini işittin mi? Efendin der ki, &#39;bu gece Arş&#39;a gittim, geldim.&#39; Hazret-i Ebu Bekr o durumda, duraklama ve teredd&uuml;t etmeksizin, tasdik ve kabul edip;<br />
-B&ouml;yle s&ouml;yledi ise, ger&ccedil;ek s&ouml;yler. Ondan yalan sadır olmaz, buyurdular. Ondan dolayı Ona, &#39;Sıdd&icirc;k&#39; denildi. Hazret-i Ali;<br />
&#39;Ebu Bekr-i Sıdd&icirc;k adı g&ouml;kten inmiştir&#39; diye yemin etmiştir. Sebebi de;&nbsp;<strong>(Doğru haberde gelen ve Onu tasdik eden...)</strong>&nbsp;mealindeki &acirc;yet-i kerimede, tefsir &acirc;limleri, doğru haberde gelenin Resulullah, Onu tasdik edenin de Ebu Bekr-i Sıdd&icirc;k olduğunu s&ouml;ylemiş olmalarıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Hazret-i Ebu Bekir&rsquo;in, evinde et pişirip yediği ve sahabeleri davet etmediği diye bir olay olmuş mudur veya bunun aslı nedir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Bu konu, Menakıb-ı &Ccedil;ihar Yar-i G&uuml;zin kitabında ş&ouml;yle anlatılmaktadır:<br />
&ldquo;Bir g&uuml;n sahabe-i kiramdan bazıları Fahr-i kainat efendimizin huzurlarına varıp, hazret-i Ebu Bekir&rsquo;den şikayet ederek dediler ki:<br />
-Ya Res&ucirc;lallah! Hazret-i Ebu Bekir evinde ciğer kebabı yapıp yalnız yer. Kokusunu duyduğumuz halde bizi davet etmez. Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>(Bir daha b&ouml;yle yaptığı vakit, bana haber veriniz; evine varalım.)</strong></p>

<p>Bir g&uuml;n yine hazret-i Ebu Bekir, evinde iken, ciğer kebabının kokusunu duyan Sahabiler, ciğer kebabı yer diyerek, varıp, Res&ucirc;lullah efendimize haber verdiler. Res&ucirc;lullah efendimiz de, derhal kalkıp, hazret-i Ebu Bekir&rsquo;in evine gittiler. İ&ccedil;eri girdiklerinde, g&ouml;rd&uuml; ki, ne ateş var; ne de kebap. Bunun &uuml;zerine Res&ucirc;lullah efendimiz;</p>

<p><strong>-Ya Eb&acirc; Bekir! Ciğer kebabını yalnız yer imişsin; reva mıdır</strong>&nbsp;diye sual edince, hazret-i Ebu Bekir;<br />
-Ya Res&ucirc;lallah! Haşa ki ben ciğer kebabını yalnız yiyeyim. Pişen kendi ciğerimdir cevabını verdi. Peygamber efendimiz sebebini sorunca da, hazret-i Ebu Bekir;<br />
-Ya Habiballah! Daima hatırıma gelir ki, Hak te&acirc;l&acirc; bana İsl&acirc;m dinini nasip etti ve Habibinin dostlarından eyledi. Hususi olarak b&uuml;t&uuml;n sahabe-i kiram i&ccedil;inde bu şekilde ş&ouml;hret buldum. Kıyamet g&uuml;n&uuml;nde; acaba ahvalim ne olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın huzurunda bu iltifatı ve bu nimetlerin ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; yerine getirir miyim diye korkudan ciğerim kebap gibi pişti, sebebi budur. Hemen o anda Cebr&acirc;&icirc;l aleyhisselam gelip; hazret-i Ebu Bekir&rsquo;in hakkında nice m&uuml;jdeler getirdi. Ondan sonra Eshab-ı kiramın, hazret-i Ebu Bekre karşı muhabbetleri bir iken bin kat fazla oldu.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Hazret-i Ebu Bekire ni&ccedil;in Atik ve sıdd&icirc;k denmektedir ve bunların anlamı nedir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Hazret-i Ebu Bekrin lakaplarında biri,&nbsp;<strong>At&icirc;k</strong>dir. Bunun sebebi, Res&ucirc;lullah efendimiz, hazret-i Ebu Bekrin y&uuml;zlerine bakarak;<br />
<strong>(Bu, Cehennem ateşinden at&icirc;kdir)</strong>&nbsp;buyurmuşlardır. Yani, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın narından, ateşinden azatlı kuludur, demektir. Hazret-i Ebu Bekir, bundan sonra, bu lakab ile ş&ouml;hret bulmuştur. Bir lakabı da&nbsp;<strong>Sıdd&icirc;k</strong>dır.&nbsp;<strong>Sıdd&icirc;k</strong>, &ccedil;ok fazla inan&ccedil;lı demektir. Res&ucirc;lullah efendimizi tasdik ettiği i&ccedil;in, bu isim verilmiştir.</p>

<p><strong><em>Sual: Hazret-i Hatice ile hazret-i Aişe mi yoksa hazret-i F&acirc;tıma mı daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r?</em></strong><br />
<strong>Cevap: </strong>Kan bakımından yakın olduğu i&ccedil;in, hazret-i F&acirc;tıma, hazret-i Hatice ve hazret-i Aişe&rsquo;den daha &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Fakat, bir bakımdan &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, her bakımdan &uuml;st&uuml;n olmasını g&ouml;stermez. Bu &uuml;&ccedil;&uuml;nden en &uuml;st&uuml;n&uuml;n&uuml;n hangisi olduğunu, &acirc;limlerimiz başka başka bildirmiştir. Hadis-i şeriflerde bildirildiğine g&ouml;re, bu &uuml;&ccedil;&uuml; ayrıca hazret-i Meryem ve hazret-i &Acirc;siye, d&uuml;nya kadınlarının en &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;rler. Hadis-i şerifte; <strong>(F&acirc;tıma, Cennet hatunlarının &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Hasan ve H&uuml;seyin de, Cennet gen&ccedil;lerinin y&uuml;ksekleridir)</strong> buyuruluyor ki, bu, bir bakımdan &uuml;st&uuml;nl&uuml;kt&uuml;r.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5133]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:58:26 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hak Sözün Vesikaları]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: Hak S&ouml;z&uuml;n Vesikaları </b>kitabında neler var?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitapta, tam 10 risale [kitap&ccedil;ık] vardır:<br />
<b>1- </b>Abdullah-ı S&uuml;veydi hazretlerinin <b>H&uuml;cec-i kat&rsquo;ıyye</b> kitabıdır. Ehl-i s&uuml;nnetle Şiilerin arasındaki ayrılığın giderilmesini ve Nadir Şah&rsquo;ın bu husustaki fermanını bildirmektedir.<br />
<br />
<b>2- </b>İmam-ı Rabbani hazretlerinin <b>Redd-i Rev&acirc;fıd</b> kitabıdır.<br />
<br />
<b>3- </b>Osman Efendi&rsquo;nin <b>Tezkiye-i ehl-i beyt </b>kitabıdır. Bir din cahilinin yazdığı H&uuml;sniye kitabına cevap verilmektedir.<br />
<br />
<b>4- </b>Bu b&ouml;l&uuml;mde, din cahillerinin &ccedil;eşitli fikirlerine cevap verilmekte, bilhassa <b>namaz</b> ve <b>mescidler</b> konusunda geniş bilgi olup, namazın beş vakit olduğu delillerle a&ccedil;ıklanmaktadır.<br />
<br />
<b>5- </b>Bu b&ouml;l&uuml;mde, Ehl-i beytle Eshab-ı kiramın birbirlerini &ccedil;ok sevdikleri a&ccedil;ıklanmakta ve bu hususta iftira edenlerin s&ouml;zleri, ilm&icirc; olarak cevaplandırılmaktadır.<br />
<br />
<b>6- </b>İmam-ı Rabbani hazretlerinin <b>Peygamberlik nedir</b> kitabıdır. Bu b&ouml;l&uuml;mde Peygamberliğin ve mucizenin ne olduğu, Muhammed aleyhisselamın peygamberliğinin ispatı bildirilmektedir.<br />
<br />
<b>7- </b>İmam-ı Rabbani hazretlerinin hayatıdır. Bu b&ouml;l&uuml;mde ayrıca, İmam-ı Rabbani hazretlerinin oğlu Muhammed Masum hazretlerinin 33 kıymetli mektubu da mevcuttur.<br />
<br />
<b>8- </b>İmam-ı Gazali hazretlerinin, <b>Eyy&uuml;hel-veled </b>yani <b>Ey Oğul </b>kitabıdır.<br />
<br />
<b>9- </b>Bu b&ouml;l&uuml;mde, İslamiyet&rsquo;e iftira atanlara cevap verilmektedir.<br />
<br />
<b>10-</b> Bu b&ouml;l&uuml;mde, kom&uuml;nizm ve kom&uuml;nizmde din d&uuml;şmanlığı hakkında geniş bilgi vardır.<br />
<br />
Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde de, &ouml;zetle deniyor ki:<br />
(Herkes, insanlığa hizmet etmenin en şerefli vazife olduğunu ve bunun i&ccedil;in &ccedil;alıştığını s&ouml;yler. Kendi keyfi, zevki i&ccedil;in ve para kazanmak i&ccedil;in olan &ccedil;alışmalarını, didinmelerini, bu hizmet maskesiyle &ouml;rtenler pek &ccedil;oktur. İnsanlara hizmet, onları d&uuml;nyada ve ahirette rahata, huzura kavuşturmak demektir. Bunun da tek yolu, insanları yaratan, yetiştiren, merhameti ve ihsanı sonsuz olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın g&ouml;sterdiği saadet yolu yani İslamiyet&rsquo;tir. O halde insanlığa hizmet, İslam&rsquo;a hizmetle olur. İslam&rsquo;a hizmet, insanlığa hizmettir. İnsanlığa d&uuml;şman olanlar, İslamiyet&rsquo;i yok etmeye &ccedil;alışmıştır. Saldırılarının en tesirlisi, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmak, i&ccedil;erden yıkmak olmuştur. Onları b&ouml;lm&uuml;şler, birbirine d&uuml;şman etmişler, dinsizlerin pen&ccedil;esine d&uuml;şmelerine sebep olmuşlardır.)<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan veya sitemizdeki sipariş formundan ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com">hakikatkitabevi.com</a></b> sitesinden sipariş edilebileceği gibi, buralardan &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.</p>

<p><strong>Sual: Ehl-i beyt ve Esh&acirc;b-ı kiram diye kime denir, bunların her ikisini de sevmek gerekir mi ve bunlar birbirlerini sevmişler mi idi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Peygamber efendimizi hayatta ve Peygamber iken bir an g&ouml;ren, eğer &acirc;m&acirc; ise, bir an konuşan, b&uuml;y&uuml;k veya k&uuml;&ccedil;&uuml;k, her m&uuml;mine&nbsp;<strong>S&acirc;hib</strong>&nbsp;veya&nbsp;<strong>Sah&acirc;b&icirc;</strong>, birden fazlasına yani &ccedil;oğuna ise&nbsp;<strong>Esh&acirc;b</strong>&nbsp;yahut&nbsp;<strong>Sah&acirc;be</strong>&nbsp;denir. Hazret-i Ali ile hazret-i Fatıma&rsquo;ya ve bu ikisinin &ccedil;ocuklarına, b&uuml;t&uuml;n torunlarına&nbsp;<strong>Ehl-i beyt</strong>&nbsp;denir. Esh&acirc;b-ı kiram ve Ehl-i beyt hakkında, Esh&acirc;b-ı kiram kitabında deniyor ki:<br />
Ehl-i beyti sevmek, ahirete iman ile gitmeye, son nefeste, selamete kavuşmaya sebep olur. Peygamber efendimiz;<br />
<strong>(Ehl-i beytim, Nuh aleyhisselamın gemisi gibidir. Onlara tabi olan, selamet bulur. Geri kalan helak olur)&nbsp;</strong>buyurdu.</p>

<p>Ehl-i beytin fazileti, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; pek &ccedil;oktur, saymakla bitmez. İmam-ı Ş&acirc;fi hazretleri, ehl-i beytin fazileti hakkında;<br />
&ldquo;Ey Ehl-i beyt-i Res&ucirc;l! Sizi sevmeyi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;an-ı kerimde emrediyor. Namazlarında size dua etmeyenlerin namazlarının kabul olmaması, kıymetinizi, y&uuml;ksek derecenizi g&ouml;steriyor. Şerefiniz ne kadar b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r ki, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;an-ı kerimde sizleri selamlıyor&rdquo; buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i beyti sevmek, her m&uuml;mine farzdır. İyi d&uuml;ş&uuml;nemeyen bazı kimseler, burada yanılıyor. Sevmek i&ccedil;in sevgilinin d&uuml;şmanlarını sevmemek lazımdır diyorlar. İctihadları gereği Ehl-i beyt ile muharebe etmiş olan hazret-i &Acirc;işe&#39;yi, hazret-i Mu&acirc;viye&#39;yi, hazret-i Talha&#39;yı ve hazret-i Z&uuml;beyr&#39;i, Ehl-i beyte d&uuml;şman sanarak, bu b&uuml;y&uuml;k insanlara d&uuml;şmanlık ediyorlar. Halbuki Peygamber efendimiz, Esh&acirc;b-ı kiram hakkında;<br />
<strong>(Esh&acirc;bım g&ouml;kteki yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz!)</strong>&nbsp;buyurmuştur.</p>

<p>&Acirc;yet-i kerimelerden ve hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki, Esh&acirc;b-ı kiram ile Ehl-i beyt arasındaki o muharebeler, d&uuml;nya hırsından, mevki ve ş&ouml;hret sevgisinden değil, ictihad ayrılığından idi. Muharebe etmek değil, anlaşmak i&ccedil;in karşı karşıya gelmişlerdi. Abdullah bin Sebe Yahudisinin ve arkadaşlarının hilesi ile harbe yol a&ccedil;ılmıştı. Esh&acirc;b-ı kiramın hepsi, Ehl-i beyti seviyordu. Buna inanmayanlar, &acirc;yet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere inanmamış olur. &Acirc;yeti kerime ve hadis-i şerifler g&ouml;steriyor ki, Esh&acirc;b-ı kiram, Ehl-i beytin sevgisini, imanlarının sermayesi edinmişlerdi.</p>

<p><strong>Sual: &quot;Bir M&uuml;sl&uuml;man aynı zamanda kom&uuml;nist de olabilir&quot; diyenlere nasıl cevap vermelidir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Se&acirc;det-i Ebediyye kitabında bu konuda deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;M&uuml;sl&uuml;man olan, M&uuml;sl&uuml;manlığı bilen ve benimseyen bir kimse, kom&uuml;nist olamaz. Kom&uuml;nistler, M&uuml;sl&uuml;manı aldatamaz. M&uuml;sl&uuml;manlıkta kom&uuml;nistlik yoktur. Kom&uuml;nist partisi reisi olan Lenin;</p>

<p>&ldquo;Her millet kom&uuml;nist olabilir. Fakat, M&uuml;sl&uuml;man kom&uuml;nist yapılamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, M&uuml;sl&uuml;manda tevekk&uuml;l, Allaha g&uuml;venmek vardır. Allaha g&uuml;venen, Allaha sığınan kimse, kom&uuml;nist yapılamaz&rdquo; demiştir.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;manları kom&uuml;nist yapabilmek i&ccedil;in, &ouml;nce, onların dinini, imanını almaya, M&uuml;sl&uuml;man &ccedil;ocuklarını dinsiz, imansız yapmaya uğraşırlar. Din adamlarını şehit, din bilgilerini, işkence ve &ouml;l&uuml;m cezası ile yasak ederler. Din kitaplarını yok ederek, İslamiyeti s&ouml;nd&uuml;rmeye, &ccedil;ocukları din bilgisinden habersiz yetiştirmeye &ccedil;alışırlar.</p>

<p>M&uuml;sl&uuml;man, canını verir, dinini, imanını, asla vermez. Bunu 1986 Afganistan faciasında Ruslar da iyi anladı. Y&uuml;z binlerce kızıl askerler, f&uuml;ze ve u&ccedil;aklarla saldırarak, k&ouml;yl&uuml;leri, kadınları &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ler. M&uuml;sl&uuml;man &ccedil;ocuklarını dinsiz yapmak i&ccedil;in Moskova&#39;&#39;ya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler. Camileri, mektepleri, evleri, gıda maddelerini yaktılar. 1979&#39;&#39;dan 1986&#39;&#39;ya kadar akıttıkları M&uuml;sl&uuml;man kanı bir milyonu ge&ccedil;ti. Fakat M&uuml;sl&uuml;man m&uuml;c&acirc;hitler, binlerle şehit verip, dinsizlere esir olmadı.</p>

<p>Ruslar, bu vahşetlerini saklamak i&ccedil;in, Rusya&#39;&#39;da din h&uuml;rriyeti olduğunu, İslam ilimlerinin ve ibadetlerin serbest olduğunu anlatan kitaplar hazırlayıp, İslam memleketlerinde&nbsp;dağıttılar. Bu kitaplardan, Rusya&#39;&#39;daki M&uuml;sl&uuml;manların haberleri bile olmadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, yalnız dış memleketlere g&ouml;nderildi. Rusya&#39;&#39;da dağıtılması yasak idi. Kom&uuml;nizme hiyanet etmek olurdu.</p>

<p>Bu kitaplardan 1986&#39;&#39;da, Cezayir&#39;&#39;de halka dağıtılanlardan bir kısmı elimize ge&ccedil;ti. Devlet tarafından ofsetle basılmış, Arabi kitaplar. &Uuml;zerlerinde 1400 hicri tarihi ve Taşkent yazılı. İ&ccedil;lerinde, sarık ve c&uuml;bbe giydirilmiş, dinsiz birka&ccedil; kom&uuml;nistin resimleri, m&uuml;ft&uuml;, imam ve din idaresi reisi gibi isimlerle teşhir ediliyor. Afganistan&#39;&#39;da, M&uuml;sl&uuml;manlara yapılan Rus zulm&uuml; ile zıt bir kom&uuml;nist propagandası. İslam dinini ve kom&uuml;nizmin i&ccedil;y&uuml;z&uuml;n&uuml; bilmeyen, bu hileye ve yalanlara &ccedil;abuk aldanır.&nbsp;İslam d&uuml;şmanını dost sanarak, sonsuz felakete s&uuml;r&uuml;klenir.&rdquo;</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4763]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:57:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Faideli Bilgiler kitabı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> G&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki mezhepsizlerden bahsettiği i&ccedil;in, (Hakikat Kitabevi&rsquo;nin yayınlarından <b>Faideli Bilgiler </b>kitabı Ahmet Cevdet Paşa&rsquo;nın olamaz) deniyor. Doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitabın i&ccedil;inde <b>iki b&ouml;l&uuml;m</b> vardır:<br />
<br />
<b>Birinci b&ouml;l&uuml;m,</b> Ahmet Cevdet Paşa&rsquo;nın yazdığı <b>Malumat-i Nafia</b> (Faideli Bilgiler) risalesidir. Birinci b&ouml;l&uuml;m Ahmet Cevdet Paşa&rsquo;ya ait olduğu i&ccedil;in, kitaba <b>(Faideli Bilgiler)</b> denilmiştir. Bu kitabın Ahmet Cevdet Paşa&rsquo;ya ait olmayan <b>ikinci b&ouml;l&uuml;m&uuml;</b>, &uuml;&ccedil; kısma ayrılmıştır:<br />
<br />
<b>1- Muhtelif Bilgiler:</b> Bu kısımda, İslam dini hakkında kısa ve &ouml;z bilgiler, Ehl-i S&uuml;nnet itikadı, fıkıh &acirc;limlerinin sınıflandırılması, İmam-ı a&rsquo;zam hazretlerinin hayatı, Ehl-i s&uuml;nnet dışı bir inan&ccedil; sistemi olan Vehhabilik hakkında bilgi vardır.<br />
<br />
<b>2- Din Adamı B&ouml;l&uuml;c&uuml; Olmaz: </b>Bu kısımda, Mısır&rsquo;da din adamı olarak ortaya &ccedil;ıkan Reşid Rıza&rsquo;nın b&ouml;l&uuml;c&uuml; yazılarına cevap verilmektedir. Ayrıca d&ouml;rt mezhep imamı hakkında kısa bilgi verilmektedir. Din adamı nasıl olmalıdır ve &ldquo;imanda ve amelde bid&rsquo;at&rdquo; konusu da geniş olarak izah edilmektedir.<br />
<br />
<b>3- Doğruya İnan, B&ouml;l&uuml;c&uuml;ye Aldanma: </b>Bu kısımda, dinde reform yapmak isteyenlere cevap verilmekte, cebriye, mutezile ve Ehl-i s&uuml;nnet fırkalarının kaza kader konusundaki inan&ccedil;ları, iman yalnız inanmak mıdır, Kur&rsquo;an-ı kerim tefsir ve mealleri, Allah sevgisi ve Allah korkusuyla, İsl&acirc;m dininin kadına verdiği değer hakkında bilgi verilmektedir.</p>

<p><em><strong>Sual: İslam devletlerinin yıkılmasında olduğu gibi, dinin de bozulmasında, İngilizlerin yetiştirdiği mason din adamlarının da rol&uuml; olmuş mudur?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, y&uuml;zyıllardır İslam memleketlerini kana boyamakla kalmamış, İsko&ccedil; masonları, binlerce M&uuml;sl&uuml;manı ve din adamlarını aldatarak, mason yapmış, insanlığa yardım, kardeşlik gibi laflarla, seve seve dinden &ccedil;ıkmalarına, m&uuml;rted olmalarına sebep olmuştur. İslamiyeti b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n yok etmek i&ccedil;in, bu m&uuml;rted masonları maşa olarak kullanmışlardır. B&ouml;ylece, Mustafa Reşid Paşa, &Acirc;l&icirc; paşa, Fuad paşa, Midhad paşa, Talat Paşa, Cemal Paşa ve Enver Paşa gibi masonları, İslam devletlerinin yıkılmalarında kullanıldıkları gibi, Cem&acirc;ledd&icirc;n-i Efg&acirc;n&icirc; ve Muhammed Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri &ccedil;&ouml;mezler de, İslam bilgilerini bozmaya, yok etmeye alet olmuşlardır.</p>

<p>Bu mason din adamlarının yazdıkları y&uuml;zlerce yıkıcı, bozucu din kitapları arasında Mısırlı Reş&icirc;d Rız&acirc;&#39;nın Muh&acirc;ver&acirc;t kitabı, Arabiden &ccedil;eşitli dillere terc&uuml;me edilerek, İslam memleketlerine dağıtılmakta, M&uuml;sl&uuml;manların dinlerini ve imanlarını bozmaya &ccedil;alışmaktadırlar. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını okumamış, anlayamamış bazı din adamının da bu akıntıya kapılarak felakete s&uuml;r&uuml;klendikleri ve başkalarının da felaketlerine sebep oldukları maalesef g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>

<p>Muh&acirc;ver&acirc;t isimli bu kitapta, Ehl-i s&uuml;nnetin d&ouml;rt mezhebine &ccedil;atılmakta, İslam bilgilerinin d&ouml;rt kaynağından biri olan İcm&acirc;&#39;-ı &uuml;mmet ink&acirc;r edilmekte, herkes; &quot;Kitaptan, S&uuml;nnetten kendi anladığına g&ouml;re amel etmeli&quot; denilmektedir.&nbsp;Yani &quot;d&ouml;rt mezhebi ortadan kaldırmalı&quot; denilmektedir!..</p>

<p>B&ouml;ylece, İslam bilgilerini k&ouml;k&uuml;nden yıkmaya &ccedil;alışmaktadır. M&uuml;sl&uuml;manlara, bu kitabın bozukluğunu ve zararlarını anlatmak i&ccedil;in, &quot;Din adamı b&ouml;l&uuml;c&uuml; olmaz&quot; kitabı hazırlanarak, T&uuml;rk&ccedil;e, İngilizce ve Arabi dillerinde neşredilmiştir. Ayrıca, b&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi Abd&uuml;lgan&icirc; Nabl&uuml;s&icirc; hazretlerinin Hul&acirc;sat-&uuml;t-tahk&icirc;k f&icirc;-bey&acirc;n-ı h&uuml;km-ittakl&icirc;d vettelf&icirc;k, Yusuf-i Nebh&acirc;n&icirc; hazretlerinin Huccetullahi alel&#39;&acirc;lem&icirc;n, Muhammed Hay&acirc;t Sind&icirc;nin G&acirc;yet-&uuml;t-tahk&icirc;k ris&acirc;lesi ve Hind &acirc;limlerinden Muhammed Abd&uuml;rrahm&acirc;n Silhet&icirc; hazretlerinin Seyf-&uuml;l-ebr&acirc;r kitapları, o zararlı kitaba tam bir cevap oldukları i&ccedil;in&nbsp;<strong>Hakikat Kitabevi</strong>&nbsp;tarafından, bu d&ouml;rt kitap&nbsp;ofset yolu ile bastırılıp neşredilmiştir.</p>

<p><strong>Sual: Bizden &ouml;nce ve bizim zamanımızda da varlıklarını s&uuml;rd&uuml;ren bozuk fırkaların, g&ouml;r&uuml;şlerin &ccedil;ıkış zamanı, Peygamber efendimizin vefatından hemen sonra&nbsp;mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Daha Eshab-ı kiram zamanında, M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyerek, Abdullah bin Sebe adını alan bir Yemen Yahudisi, M&uuml;sl&uuml;manlar arasına ilk olarak fitne, ikilik soktu. Bozuk bir &ccedil;ığır a&ccedil;tı. Resulullah efendimizin Eshabını k&ouml;t&uuml;lemeye kalkıştı. Bu Yahudinin meydana &ccedil;ıkardığı bu bozuk yola R&acirc;fiz&icirc;lik denildi. Sonraları, nice nice din d&uuml;şmanları, M&uuml;sl&uuml;man adı alarak, hatta din adamı şekline b&uuml;r&uuml;nerek, bozuk, sapık yollar meydana &ccedil;ıkardı. Milyonlarca M&uuml;sl&uuml;manın doğru yoldan ayrılmasına sebep oldular. Resulullah efendimiz, &uuml;mmetinin başına gelecek bu acıklı h&acirc;li haber vererek;</p>

<p><strong>(&Uuml;mmetim yetmiş&uuml;&ccedil; fırkaya ayrılacak. Bunlardan, yetmişikisi, doğru yoldan saparak, Cehenneme gidecek. Bir fırkası, benim ve Eshabımın izinde, doğru yolda kalacaktır)</strong>&nbsp;buyurdu. Doğru yolda kalan bu fırkaya Ehl-i s&uuml;nnet denildi.</p>

<p>Bu fırkalardan en eskisi ve k&ouml;t&uuml;s&uuml; olan R&acirc;fiz&icirc;lik, zaman zaman, ahmaklar ve bilhassa din cahilleri arasında yayılmakta ve din d&uuml;şmanları tarafından da koz olarak kullanılmakta, Eshab-ı kiramdan bazıları&nbsp;k&ouml;r&uuml;klenmektedir. Son zamanlarda bastırdıkları, eskiden Yahudi d&uuml;zmesi olan H&uuml;sniyye kitabına ve ara sıra cami kapılarında cahil halka dağıttıkları broş&uuml;rlere ve s&ouml;zlerine dikkat edilirse, kitabın s&ouml;zlerinin ve yazılarının hi&ccedil;bir ilm&icirc;&nbsp;temele dayanmadığı, vaka, hadise ve olayları değiştirdikleri, &acirc;yet-i kerime ve hadis-i şeriflere yanlış, bozuk mana verdikleri g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Sa&ccedil;ma sapan s&ouml;zlerine inandırmak i&ccedil;in, kıymetli birka&ccedil; kitabın ismini veriyorlar. Bunlarda da b&ouml;yle yazılı diyorlar. Fakat, bu kıymetli kitaplardan bir satır yazı g&ouml;steremiyorlar. Cahiller, bu kitapların ismini duyunca, hepsini doğru ve haklı sanıyor. Bunların bozuk ve &ccedil;&uuml;r&uuml;k iftiraları ve Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim ile ve hadis-i şerifler ile bildirdikleri doğru inanışlar, Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretlerinin Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m risalesinde &ccedil;ok değerli vesikalarla a&ccedil;ıklanmıştır. Bu kitap, Hakikat Kitabevi tarafından basılıp yayınlanmıştır. M&uuml;sl&uuml;manlar, bu kitabı, dikkat ve insaf ile okurlarsa, işin doğrusunu anlamaları ve doğru yolu bulmaları nasip&nbsp;olur.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manların zayıf ve g&uuml;&ccedil;s&uuml;z kalması, İslamiyetten uzaklaşıp, birbirlerine d&uuml;şmeleri mi olmuştur?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İngilizler, İslamiyeti yok etmek ve M&uuml;sl&uuml;manları i&ccedil;eriden yıkmak i&ccedil;in yetiştirdikleri casuslarını, M&uuml;sl&uuml;man kılığında M&uuml;sl&uuml;man ve bilhassa Osmanlı devletinin i&ccedil;ine g&ouml;nderiyorlardı. Bunlardan birisi de Hempher&rsquo;dır. Hempher, hatıratında, kendisi gibi M&uuml;sl&uuml;man devletlere g&ouml;nderilen casuslardan ancak d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n Londra&#39;ya d&ouml;nebildiğini anlattıktan sonra diyor ki:</p>

<p>&ldquo;Sekreter, ilk birka&ccedil; raporumdan sonra, d&ouml;rd&uuml;m&uuml;z&uuml;n raporlarının tetkik edilmesi i&ccedil;in, bir toplantı yaptı. Arkadaşlarım, vazifeleriyle alakalı raporlarını teslim ettikten sonra, ben de raporumu verdim. Benimkinden bazı kısımlarını not ettiler. Nazır, sekreter ve toplantıya katılanların bir kısmı, &ccedil;alışmalarımı takdir ettiler. Fakat, yine de &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; sıradaydım. Birinciliği arkadaşım George Belcoude, ikinciliği ise Henry Franse kazanmıştı.</p>

<p>T&uuml;rk&ccedil;e ve Arabi lisanları ile Kur&#39;&acirc;n-ı kerim ve ahkam-ı islamiyyeyi &ccedil;ok iyi &ouml;ğrenmiştim. Fakat, nazırlığa Osmanlı Devleti&#39;nin zayıf noktalarını g&ouml;sterecek bir rapor hazırlamayı başaramamıştım. İki saat s&uuml;ren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de;</p>

<p>-Asıl vazifem lisan ile Kur&#39;&acirc;n ve İslamiyeti &ouml;ğrenmekti. Bunun haricindeki işlere fazla vakit ayıramadım. Fakat, bu sefer sizi memun edeceğim dedim. Sekreter;</p>

<p>-Ş&uuml;phesiz sen muvaffak oluyorsun. Fakat, birinci olmanı isterdim, dedi ve ş&ouml;yle devam etti:</p>

<p>-Ey Hempher, gelecek seferki vazifen ikidir:</p>

<p>1-M&uuml;sl&uuml;manların zayıf noktaları ile, onların v&uuml;cutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten, d&uuml;şmanı yenmenin yolu da budur.</p>

<p>2-Bu noktaları tespit edip, dediğimi yaptığın zaman yani M&uuml;sl&uuml;manların arasını a&ccedil;ıp, onları birbirine d&uuml;ş&uuml;rebildiğin zaman en başarılı ajan olacak ve nazırlık madalyasını kazanmış olacaksın.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Bozulan semavi dinlerin mensupları, İslam dinini de bozmak i&ccedil;in uğraşmışlar mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;End&uuml;l&uuml;s M&uuml;sl&uuml;manlarından fen ilimlerini &ouml;ğrenen Avrupalı gen&ccedil;ler, akıl ve mantık dışı olan Hıristiyanlığa karşı isyan ettiler. Hıristiyanlığa karşı yapılmış olan h&uuml;cumlar, İslamiyete karşı yapılamadı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İslam dininin i&ccedil;inde akla, mantığa ve ilme ters d&uuml;şecek hi&ccedil;bir fikir ve bilgi yoktur.</p>

<p>Başta İngilizler olmak &uuml;zere, Avrupalılar, Hıristiyanlık inancını yaymak ve başka milletleri Hıristiyanlaştırmak i&ccedil;in, misyoner teşkilatları kurdular. İktisadi, ekonomik bakımdan, d&uuml;nyanın en kuvvetli teşkilatı h&acirc;line gelen, kilise ve misyoner teşkilatları, akıl almaz bir faaliyetin i&ccedil;erisine girdiler. Hıristiyanlığı, İslam memleketlerinde yayabilmek i&ccedil;in, korkun&ccedil; bir İslam d&uuml;şmanlığı başlattılar. İslam memleketlerinin her yerine Hıristiyanlığı &ouml;ven binlerce kitap, dergi ve casuslar g&ouml;ndermeye başladılar. Bug&uuml;n de, g&uuml;zel memleketimizde, durmadan, Hıristiyanlığı anlatan kitap, dergi ve broş&uuml;rler dağıtılmakta, posta ile yurt dışından adreslere g&ouml;nderilmektedir.</p>

<p>İslam &acirc;limleri, İslam dinine zıt ne kadar g&ouml;r&uuml;ş, fikir, felsefi d&uuml;ş&uuml;nce ve inan&ccedil; varsa, hepsine cevaplar vermişlerdir. Bozulan &Icirc;seviliğin yanlışlıklarını da, a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarmışlardır. D&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşamak, &acirc;hirette de sonsuz saadete kavuşmak i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man olmanın lazım olduğunu a&ccedil;ıklamışlardır.</p>

<p>Papazlar, İslam &acirc;limlerinin kitaplarına cevap verememişlerdir. İslam &acirc;limlerinin, Hıristiyanlara cevap veren, Arab&icirc; ve T&uuml;rk&ccedil;e Tuhfet-&uuml;l-er&icirc;b, İngiliz Casusunun İtir&acirc;fları, T&uuml;rk&ccedil;e Dıy&acirc;-&uuml;l-kul&ucirc;b gibi kitapları meşhurdur. Harputlu İshak Efendinin hazırladığı Dıy&acirc;-&uuml;l-kul&ucirc;b&uuml;, Protestan papazlarının İslamiyete karşı yazmış oldukları haksız yazılarına ve iftiralarına cevaptır. Bunun i&ccedil;in bu kitaba &quot;Cev&acirc;b Veremedi&quot; ismi verilmiştir.</p>

<p>Bug&uuml;n ellerde bulunan Kit&acirc;b-ı mukaddeste mevcut ilim, akıl ve ahlak dışı yazılar meydandadır. Buna karşılık İslam &acirc;limlerinin akla, ilme, fenne ve medeniyete ışık tutan yazıları da d&uuml;nya k&uuml;t&uuml;phanelerini doldurmaktadır. Bu hakikati g&ouml;rmemek, bilmemek, g&uuml;n&uuml;m&uuml;z insanı i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olamaz. Şimdi, Muhammed aleyhisselamın getirdiği İslam dininden başka din arayanlar, ahirette sonsuz azaptan kurtulamayacaklardır.</p>

<p><strong>Sual: İnsanların en iyileri ve bunların en k&ouml;t&uuml;leri kimler olabilir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;D&uuml;nyaya g&ouml;n&uuml;l kaptırmayan, mal, mevki, ş&ouml;hret kazanmak sevdasında olmayan din &acirc;limleri, &acirc;hıret adamlarıdır. Peygamberlerin v&acirc;risleri, vekilleridir. İnsanların en iyisi bunlardır. Kıy&acirc;met g&uuml;n&uuml;, bunların m&uuml;rekkebi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in canını veren şehitlerin kanı ile tartılacak ve m&uuml;rekkeb, daha ağır gelecektir.</p>

<p><strong>(&Acirc;limlerin uykusu ibadettir)</strong>&nbsp;hadis-i şerifinde medhedilen, bunlardır. Ahıretteki sonsuz nimetlerin g&uuml;zelliğini anlayan, d&uuml;nyanın &ccedil;irkinliğini ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;ren, ahıretin ebed&icirc;, d&uuml;nyanın ise f&acirc;ni ge&ccedil;ip t&uuml;kenici olduğunu bilen onlardır. Bunun i&ccedil;in kalıcı olmayan, &ccedil;abuk değişen ve biten şeylere bakmayıp, b&acirc;ki olana, hi&ccedil; bozulmayan ve bitmeyen g&uuml;zelliklere sarılmışlardır.</p>

<p>Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde;</p>

<p><strong>(&Acirc;limlerin iyisi, insanların en iyisidir. &Acirc;limlerin k&ouml;t&uuml;s&uuml; insanların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r)</strong>&nbsp;buyurmuştur.</p>

<p>Bu hadis-i şerif g&ouml;steriyor ki, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi, insanların en iyisidir. Mezhepsizler de, insanların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, birinciler, insanları Resulullaha uymaya, yani Cennete, ikinciler ise, insanları kendi sapık d&uuml;ş&uuml;ncelerine uymaya, yani Cehenneme s&uuml;r&uuml;klemektedirler.</p>

<p>B&uuml;y&uuml;klerden biri şeytanı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor g&ouml;r&uuml;p, sebebini sorar. Şeytan cevap olarak;</p>

<p>&ldquo;Zamanın din adamı ge&ccedil;inen, k&ouml;t&uuml; &acirc;limleri, insanları yoldan &ccedil;ıkarmakta, bana o kadar yardım ediyor ki, bu işi yapmama l&uuml;zum kalmıyor&rdquo; demiştir.</p>

<p>Doğrusu, zamanımızda İslamiyetin emirlerini yapmaktaki gevşeklikler ve insanların dinden y&uuml;z &ccedil;evirmesi, hep din adamı perdesi altında s&ouml;ylenen s&ouml;zlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyetlerinden dolayıdır.</p>

<p>Hakiki din adamlarında &uuml;&ccedil; sıfat bulunur: Akıl sahibi, ilim sahibi, din sahibi. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı da birlikte taşıyan din adamına Din &acirc;limi denir. Bir sıfatı noksan olursa, onun s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venilmez. İlm sahibi olmak i&ccedil;in, akıl ve nakil ilimlerinde m&uuml;tehassıs olmak lazımdır.</p>

<p>D&uuml;nya ile ahiret birbirinin zıddıdır. Birini sevindirirsen &ouml;teki incinir. D&uuml;nyaya kıymet veren, ahireti g&uuml;cendirir. D&uuml;nyayı beğenmeyen de, ahirete kıymet vermiş olur. Her ikisine birden kıymet vermek veya her ikisini aşağılamak olamaz.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Seyyid Kutb&#39;un, Cih&acirc;n Sulhu kitabında &ldquo;M&uuml;sl&uuml;manlar ihtilalci olur. Zul&uuml;m, haksızlık yapan h&uuml;k&ucirc;mete karşı ihtilal yapar&rdquo; deniliyor. Bu s&ouml;z doğru mudur?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu s&ouml;z, İslam &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymamaktadır. M&uuml;sl&uuml;manlar ihtilal yapmaz, fitne ve fesat &ccedil;ıkarmaz. Zalim olan h&uuml;k&ucirc;mete de isyan etmek g&uuml;nahtır. Kanunlara, emirlere karşı gelmek, cihad olmaz, fitne &ccedil;ıkarmak olur. Seyyid Kutb, Mevd&ucirc;d&icirc; ve bunlara aldananlar, Hac suresinin 39. ayetine yanlış mana verdikleri i&ccedil;in, bu felakete d&uuml;şm&uuml;şlerdir. Bu &acirc;yette me&acirc;len;</p>

<p><strong>(M&uuml;minlere saldıran zalimlerle cihad etmeye izin verildi)&nbsp;</strong>buyuruldu. Mekke&#39;de k&acirc;firler, M&uuml;sl&uuml;manlara zulmedip, yaralayınca, &ouml;ld&uuml;r&uuml;nce, bunlarla d&ouml;ğ&uuml;şmek i&ccedil;in, tekrar tekrar izin istediler. İzin verilmedi. Medine&#39;ye hicret edilince, bu &acirc;yet gelerek, yeni kurulan İslam devletinin, Mekke&#39;deki zalimlerle cihad yapmasına izin verildi. Bu &acirc;yet-i kerime, M&uuml;sl&uuml;manların, zalim h&uuml;k&ucirc;mete isyan etmeleri i&ccedil;in değil, insanların İslam dinini işitmelerine, M&uuml;sl&uuml;man olmalarına m&acirc;ni olan zalimler ile cihad yapması i&ccedil;in, İslam devletine izin vermektedir. Siyer-i keb&icirc;rdeki hadis-i şeriflerde;</p>

<p><strong>(Em&icirc;re isyan eden kimseye Cennet haramdır.)</strong></p>

<p><strong>(Adil ve zalim, her em&icirc;rin emri altında cihad ediniz!)</strong>&nbsp;buyuruldu. Kitaplarda yazılı olan cihad, başka memleketlerdeki k&acirc;firlerle harb etmek demektir. Beyhek&icirc;nin bildirdiği hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Bozuk bir işi d&uuml;zeltemediğiniz zaman, sabrediniz! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu d&uuml;zeltir)</strong>&nbsp;buyuruldu. Bu hadis-i şerif, kanunlara karşı gelmeyi, ihtilal yapmayı değil, meşru yollardan nasihat verip sabretmeyi emir buyurmaktadır. Tirmiz&icirc; ve Taber&acirc;n&icirc;de bildirilen hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Cihadın en kıymetlisi, zalim sultan yanında, doğru yolu g&ouml;steren bir s&ouml;z s&ouml;ylemektir)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>&Acirc;limlerin g&uuml;c&uuml; yettiği kadar emr-i ma&#39;r&ucirc;f yapması lazımdır. Fakat emr-i ma&#39;r&ucirc;f yaparken, fitne &ccedil;ıkmamasına &ccedil;ok dikkat etmelidir. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, M&uuml;sl&uuml;manlar ihtilal yapmaz. Fakat, zulme, haksızlığa da teslim olmaz. Meşru yollardan hakkını arar. H&uuml;k&ucirc;metin meşru emirlerine uymak, her M&uuml;sl&uuml;mana vaciptir. Hi&ccedil; kimsenin haram olan emirleri yapılmaz. Fakat, buna isyan edilmez, fitne &ccedil;ıkarılmaz. Zalimlerle m&uuml;nakaşa etmemelidir. Zira fitne &ccedil;ıkarmak, M&uuml;sl&uuml;manların ezilmelerine sebep olmak haramdır.</p>

<p><em><strong>Sual: Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde &ldquo;Allah&rsquo;ın ipine sarılınız&rdquo; ayetinden ne murad ediliyor?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda Taht&acirc;v&icirc;, D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;r h&acirc;şiyesinin Zeb&acirc;yıh kısmında buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Tefsir &acirc;limlerinden bazısı buyurdu ki; &Acirc;l-i İmr&acirc;n s&ucirc;resinin y&uuml;z &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;&nbsp;<strong>(Allah&rsquo;ın ipine sarılınız!)</strong>&nbsp;&acirc;yet-i kerimesi, fıkıh &acirc;limlerinin bildirdiklerine sarılınız demektir. Fıkıh kitaplarına uymayanlar, dalalete d&uuml;şer ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımından mahrum kalır ve cehennem ateşinde yanar.</p>

<p>Ey iman sahipleri! Bu &acirc;yet-i kerimeyi d&uuml;ş&uuml;nerek, cehennemden kurtulacağı m&uuml;jdelenmiş olan Ehl-i s&uuml;nnet vel-cem&acirc;at fırkasına sarılınız! &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası, yardımı, bu fırkadan olanlaradır. Bu fırkadan olmayanlara, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gadab edecek, cehennemde azab yapacaktır. Ehl-i s&uuml;nnet olmak i&ccedil;in, d&ouml;rt mezhepten birini taklit etmek lazımdır. Bu d&ouml;rt mezhepten birine uymayan kimse, Ehl-i s&uuml;nnet değildir. Yetmiş &uuml;&ccedil; fırkadan yalnız biri Ehl-i s&uuml;nnettir. Diğer yetmiş iki fırka bidat sahibidir, cehenneme gidecektir. Bunlara Dinde reformcu denir. Zındık olmaktan kurtulmak i&ccedil;in, bir mezhebe girmek, yani Ehl-i s&uuml;nnet olmak lazımdır.&rdquo;</p>

<p>D&ouml;rt mezhebin kolaylıklarını toplayan kimse, d&ouml;rt mezhepten hi&ccedil;birine uymamış, Ehl-i s&uuml;nnetten ayrılmış olur. G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, d&ouml;rt mezhepten hi&ccedil;birine uymayan kimse, mezhepsizdir. D&ouml;rt mezhebi telfik eden, yani d&ouml;rt mezhebi karıştıran, mezhepsizdir. D&ouml;rt mezhepten yalnız birini taklit ediyor ise de, bir inanışı, Ehl-i s&uuml;nnet i&#39;tik&acirc;dına uymuyor ise, bu kimse de mezhepsizdir. Bu &uuml;&ccedil; kimse, Ehl-i s&uuml;nnet değildir, bidat sahibidirler. Hakiki M&uuml;sl&uuml;manlar ise, d&ouml;rt mezhepten birini, yani hak yolu taklit ederek, Ehl-i s&uuml;nnet olmaktadır. D&ouml;rt mezhebin iman bilgileri aynıdır. İbadetlerinde ufak ayrılıklar var ise de, bu farklar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetidir. Herkes d&ouml;rt mezhepten, kendine kolay geleni se&ccedil;er.</p>

<p><strong><em>Sual: M&uuml;sl&uuml;manların ve M&uuml;sl&uuml;man &uuml;lkelerin geri kalmasının ve bug&uuml;nk&uuml; perişan h&acirc;le gelmesinin sebebi ne olabilir?</em></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Tarihin her devrinde, t&uuml;rl&uuml; kanı taşıyan, &ccedil;eşitli dil konuşan, başka başka &acirc;det ve ananelere bağlı olan milyonlarca insanın, aralarındaki farkları bırakarak, bir inan&ccedil; veya fikir etrafında toplanıp, birer imparatorluk kurduklarını g&ouml;r&uuml;yoruz. B&ouml;yle kurulan imparatorluk veya devletlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;ne, en g&uuml;zeline Orta &Ccedil;ağ&#39;da rastlıyoruz. Hi&ccedil; bozulmamış, değiştirilmemiş biricik din olan İsl&acirc;m dininin g&uuml;zel ahlakı ile bezenmiş, birbirlerini seven, yardımlaşan, &ccedil;eşitli ırklardan, b&uuml;y&uuml;k insan topluluklarının, birleştiklerini biliyoruz. Bu topluluğu ayakta tutan temel, Hak te&acirc;l&acirc;nın emrettiği &ccedil;alışkanlık, adalet, iyilik, saygı gibi esaslardı. Osmanlıyı, Sakarya kenarından, kısa bir zamanda, Viyana kapılarına g&ouml;t&uuml;ren kuvvet, Sultan Osman&rsquo;ın ve &ccedil;ocuklarının sımsıkı sarıldıkları İsl&acirc;m dininin, ruhu ve bedeni geliştiren ışıklı yolu idi.</p>

<p>Emeviler, İsl&acirc;m dinini, İspanya&#39;dan, Avrupa&rsquo;ya soktu. Fas, Kurtuba ve Gırnata &uuml;niversitelerini kurup, Batı&#39;ya ilim ve fen ışıklarını saldı. Hıristiyanlık &acirc;lemini uyandırıp, bug&uuml;nk&uuml; m&uuml;spet ilerlemenin temelini koydu. D&uuml;nya y&uuml;z&uuml;ndeki ilk &uuml;niversitenin, Fas&rsquo;ın Fez şehrinde bulunan Kureviyyin &Uuml;niversitesi olduğu b&uuml;t&uuml;n ansiklopedilerde yazılıdır. Fakat sonra, İsl&acirc;m ahlakını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerini bıraktıklarından, hatta Ehl-i s&uuml;nnet itikadını bozarak, İsl&acirc;miyeti i&ccedil;eriden yıkmak al&ccedil;aklığı başladığından, Pirene Dağları&#39;nı aşamadılar. S&ouml;zde M&uuml;sl&uuml;man olup da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine uymamanın cezasını buldular. İspanya faciası olmasaydı, felsefeci İbn&uuml;rr&uuml;şd&#39;&uuml;n ve İbni Hazm&#39;ın bozuk fikirleri, belki din ve iman h&acirc;lini alıp d&uuml;nyaya yayılacak, bug&uuml;nk&uuml; hazin levha, y&uuml;zlerce sene &ouml;nce meydana &ccedil;ıkacaktı.</p>

<p>İşte bu devletlerde din m&uuml;tehassıslarının bildirdiği belli sebeplerden dolayı, itikat bozulup, İsl&acirc;miyete bağlılık gevşedik&ccedil;e, duraklama, gerileme başladı. Nihayet yıkıldılar ve İsl&acirc;m g&uuml;neşi batarak yery&uuml;z&uuml; bug&uuml;nk&uuml; h&acirc;lini aldı.</p>

<p><em><strong>Sual: &Acirc;yet ve hadisleri kendi anladığına g&ouml;re yorumlayan bir kimsenin imanı tehlikeye girer mi?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Ehl-i s&uuml;nnet itikadına uymayan bir inanış sahibine&nbsp;<strong>mezhepsiz&nbsp;</strong>denir. Mezhepsiz, eğer Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilmiş olan bir şeye inanmamış veya ş&uuml;phe etmiş ise,&nbsp;<strong>k&uuml;f&uuml;r&nbsp;</strong>olur. A&ccedil;ık olarak bildirilmemiş ş&uuml;pheli olan delilleri tevil ederek yanlış mana vermiş ise, Bidat olur. D&uuml;nyanın yaratıldığına inanmamak, b&ouml;yle gelmiş, b&ouml;yle gider demek, k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Cennette, m&uuml;minlerin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı g&ouml;receğine inanmamak bidattir. &Acirc;yet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri yanlış anladığı i&ccedil;in inanmamak bidat olur. &ldquo;B&ouml;yle şey olmaz. Aklım kabul etmez&rdquo; diyerek tahkir ederse, yine k&acirc;fir olur. Bidat hakkındaki hadis-i şerifler, Had&icirc;ka, Ber&icirc;ka ve Eşi&#39;at-&uuml;l-leme&#39;&acirc;t&rsquo;da mevcuttur.</p>

<p>K&uuml;fre sebep olan bir şey s&ouml;ylemedik&ccedil;e ve yapmadık&ccedil;a Ehl-i kıbleye, yani namaz kılana k&acirc;fir denmez. Fakat, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilen ve M&uuml;sl&uuml;manların asırlar boyunca inandığı bir şeye uymayan s&ouml;z ve işte bulunan bir kimse, b&uuml;t&uuml;n &ouml;mr&uuml;nce namaz kılsa, her ibadeti yapsa da, buna k&acirc;fir denir. Mesela bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zerreleri, yaprak sayısını, gizlileri bilmez dese, k&acirc;fir olur. Hazret-i Ebu Bekir ile hazret-i &Ouml;mer&#39;den&nbsp; başka sahabiyi, din&icirc; bir sebeple k&ouml;t&uuml;leyen, bidat sahibi olur. Bir harama mubah, helal diyen kimse, bunu, bir &acirc;yete veya hadis-i şerife dayanarak s&ouml;yl&uuml;yorsa, kafir olmaz. &Acirc;yet ve hadise dayanmadan, kendi g&ouml;r&uuml;ş&uuml;, keyfi i&ccedil;in s&ouml;yl&uuml;yorsa, k&acirc;fir olur. Hazret-i Ebu Bekir ve hazret-i &Ouml;mer&#39;in hilafete se&ccedil;ilmeleri haklı değildi demek, bidattir. Hilafete hakları yok idi demek ise k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.</p>

<p><em><strong>Sual: İslamiyete gericilik diye saldıranlar, ilerlemeyi, kalkınmayı, dini ortadan kaldırmakta mı aradılar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dinimiz, din bilgileri ile fen bilgilerini birbirinden ayırmıştır. Din bilgilerinde, İslam ahlakında ve ibadetlerde en ufak bir değişiklik yapmayı şiddetle menetmiştir. D&uuml;nya işlerinde, fen bilgilerinde ise, her değişikliği yapmayı, b&uuml;t&uuml;n yeni keşifleri &ouml;ğrenmemizi ve yapmamızı emretmiştir. Son senelerde Osmanlı devletini ele ge&ccedil;iren s&ouml;zde aydınlar, dinimizin bu emrinin tam tersini yaptılar. Masonlara aldanarak, din bilgilerini değiştirmeye, dinin esaslarını yıkmaya &ccedil;alıştılar. Avrupa&#39;nın fende ilerlemesine, yeni keşiflere g&ouml;zlerini kapadılar. Hatta fen bilgilerine, modern tekniğe uymak isteyen sultanları şehit ettiler. Masonların elinde maşa olarak, ilerlemeyi, teknikte değil de, dinde reform yapmakta, b&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;kte aradılar. &Ccedil;ok şaşılır ki, din bilgilerinin nezahetine dokunmak, son senelere kadar, siyasi partiler arasında da devam etti. Kendi partilerini desteklemedikleri i&ccedil;in, siyasete karışmayan halis M&uuml;sl&uuml;manlara k&acirc;fir diyecek kadar gafiller t&uuml;redi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu temiz, asil milleti b&ouml;yle felakete s&uuml;r&uuml;kleyenlerden korudu. Yoksa, dinimizden ve g&uuml;zel vatanımızdan mahrum olacak, dinsizlerin pen&ccedil;elerine d&uuml;şecektik.</p>

<p><strong>Sual: Zamanımızda M&uuml;sl&uuml;manların h&acirc;li ortadadır. İslamiyet y&uuml;ce bir din olduğu h&acirc;lde, M&uuml;sl&uuml;manlar ni&ccedil;in bu perişan h&acirc;le geldiler?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslamiyete karşı olanlar, asırlar boyunca yaptıkları kanlı ve acı tecr&uuml;belerle anladılar ki, imanını yıkmadık&ccedil;a, M&uuml;sl&uuml;man milleti yıkmaya, imk&acirc;n yoktur. Her ilerlemenin ve y&uuml;kselmenin hamisi ve teşvik&ccedil;isi olan İslamiyeti, ilmin, fennin, yiğitliğin d&uuml;şmanı gibi g&ouml;stermeye yeltendiler. Gen&ccedil; nesillerin, bilgisiz, dinsiz kalmasını, onları manevi cepheden vurmayı hedef edindiler. İlim ve iman silahları &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, hırs ve şehvetlerine kapılmış olan bazı cahiller, kafirlerin bu h&uuml;cumları ile hemen bozuldu. Bunlardan bir kısmı, isimlerini siper edinip, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nerek, fen adamı, kalem sahibi ve din &acirc;limi, hatta M&uuml;sl&uuml;manların hamisi şekline girip, temiz gen&ccedil;lerin imanlarını &ccedil;almaya koyuldular. K&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri h&uuml;ner, imansızlığı moda şeklinde g&ouml;sterdiler. Dini, imanı olanlara gerici denildi. Din bilgilerine, İslam&rsquo;ın kıymetli kitaplarına, irtica, gericilik&nbsp;diyenler oldu. Kendilerinde bulunan ahlaksızlıkları, M&uuml;sl&uuml;manlara, İslam b&uuml;y&uuml;klerine isnat ederek, o temiz insanları k&ouml;t&uuml;lemeye, evlatları babalarından soğutmaya uğraştılar. Tarihimize dil uzatıp, parlak ve şerefli sayfalarını karartmaya, hadiseleri değiştirmeye kalkıştılar. B&ouml;ylece, gen&ccedil;leri dinden, imandan ayırmaya, İslamiyeti ve M&uuml;sl&uuml;manları yok etmeye &ccedil;alıştılar. İlmi, fenni, g&uuml;zel ahlakı, fazileti ve yiğitliği ile d&uuml;nyaya şan ve şeref sa&ccedil;an, ecdadımızın sevgisini gen&ccedil; kalplere yerleştiren mukaddes bağları &ccedil;&ouml;zmek, gen&ccedil;liği dedelerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nden mahrum ve habersiz bırakmak i&ccedil;in, kalplere, ruhlara ve vicdanlara h&uuml;cum ettiler. H&acirc;lbuki İslamiyetten uzaklaştık&ccedil;a, ahlak bozulduğu gibi, her asrın icap ettirdiği yeni bilgilerde, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; kaybediyor, hatta geri kalmaya başlıyorduk. Bu maskeli dinsizler, bir taraftan ilimde, fende geri kalmamıza, diğer taraftan, İslamiyetten uzaklaşmamıza sebep oluyordu. Garb, batı sanayiine yetişebilmemiz i&ccedil;in, bu kara perdeyi kaldırmamız, &ccedil;&ouml;l kanunlarından kurtulmamız lazımdır, diyorlardı. Bu suretle maddi ve manevi kıymetlerimizi yıkarak, vatanımıza, milletimize, dışarıdaki d&uuml;şmanların, asırlarca yapmak istedikleri, fakat yapamadıkları k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; yaptılar.</p>

<p><strong>Sual: Mal, m&uuml;lk, makam ve d&uuml;nyalık peşinde koşan din adamları hakkında dinimiz ne bildirmektedir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak b&uuml;y&uuml;k İsl&acirc;m &acirc;limi im&acirc;m-ı Ahmed Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;D&uuml;nyalık peşinde olan din adamlarının s&ouml;zlerini dinlemek, kitaplarını okumak, zehir yemek gibi zararlıdır. K&ouml;t&uuml; din adamlarının zararları, bulaşıcıdır. Cemiyetleri bozar, milletleri par&ccedil;alar. Ge&ccedil;mişte İslam devletlerinin başlarına gelen felaketlere hep k&ouml;t&uuml; din adamları sebep oldu. Devlet adamlarını doğru yoldan bunlar saptırdı. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(M&uuml;sl&uuml;manlar yetmiş&uuml;&ccedil; fırkaya b&ouml;l&uuml;necek. Bunların yetmişikisi Cehenneme gidecek. Yalnız bir fırkası Cehennemden kurtulacak!)&nbsp;</strong>buyurdu.</p>

<p>Doğru yoldan ayrılan bu yetmişiki sapık fırkanın reisleri, hep k&ouml;t&uuml; din adamları idi. Cahil bir yobazın zararının başkalarına bulaşması az g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Cahil ve sapık tekke şeyhleri de, k&ouml;t&uuml; din adamlarıdır. Bunların da zararları başkalarına bulaşır. Peygamber Efendimiz;</p>

<p><strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml;nde, en şiddetli azab g&ouml;recek kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendi ilminden, kendisini faydalandırmadığı &acirc;limdir)</strong>&nbsp;buyurdu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıymet verdiği ve her şeyin en şereflisi olan ilmi, mal, mevki kapmaya ve başa ge&ccedil;meye vesile edenlere, bu ilim zararlı olmaz mı? H&acirc;lbuki, d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olmak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın hi&ccedil; sevmediği bir şeydir. O h&acirc;lde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıymet verdiği ilmi, Onun sevmediği yolda harcamak, &ccedil;ok &ccedil;irkin bir iştir. Onun kıymet verdiğini k&ouml;t&uuml;lemek, sevmediğini de kıymetlendirmek, y&uuml;kseltmek demektir. A&ccedil;ık&ccedil;ası, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı durmak demektir.</p>

<p>Ders vermek, vaaz etmek ve din&icirc; yazı, kitap, mecmua, dergi &ccedil;ıkarmak, ancak, Allah rızası i&ccedil;in olduğu vakit ve mevki, mal ve ş&ouml;hret kazanmak i&ccedil;in olmadığı zaman faydalı olur. B&ouml;yle halis, temiz d&uuml;ş&uuml;nmenin alameti de, d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olmamaktır.</p>

<p>Bu belaya d&uuml;şm&uuml;ş, d&uuml;nyayı seven din adamları, hakikatte d&uuml;nya adamlarıdır. K&ouml;t&uuml; &acirc;limler bunlardır. İnsanların en al&ccedil;ağı bunlardır. Din, iman hırsızları bunlardır. H&acirc;lbuki bunlar, kendilerini din adamı, ahiret adamı ve insanların en iyisi sanır ve tanıtır. H&acirc;lbuki d&uuml;nyaya g&ouml;n&uuml;l kaptırmayan, mal, mevki, ş&ouml;hret kazanmak, başa ge&ccedil;mek sevdasında olmayan din &acirc;limleri, ger&ccedil;ek ahiret adamlarıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4642]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:55:58 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kıymetsiz yazılar]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> <b>Kıymetsiz Yazılar</b> kitabına niye kıymetsiz deniyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitabın birinci kısmı <b>İmam-ı Rabbani</b> hazretlerinin, ikinci kısmı ise oğlu <b>Muhammed Masum</b> hazretlerinin <b>Mektubat&rsquo;</b>ından se&ccedil;ilen &ccedil;ok kıymetli ifadelerdir. Bu c&uuml;mleler alfabetik olarak dizilmiştir. Her c&uuml;mlenin sonuna alındığı cildin ve mektubun sıra numaraları yazılmıştır. Merhum hocamız, bunları hazırladıktan sonra, Seyyid Abd&uuml;lhakim Arv&acirc;s&icirc; hazretlerine okuyunca, &ccedil;ok takdir edip, <b>(Bu nadide eserin ismi &ldquo;Kıymetsiz Yazılar&rdquo; olsun, bunun kıymetine karşılık olabilecek bir şey bulunabilir mi?)</b> buyurmuştur. Bu kıymetli kitap, (0212) 523 45 56 nolu telefondan ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a> </b>ile <b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> </b>sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.<br />
<br />
<b>Sual:</b> Kıymetsiz Yazılar diye bir kitaptan bahsediliyor. Bu kitapta ne gibi bilgiler vardır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitap, <b>İmam-ı Rabbani</b> hazretlerinin <b>Mektubat</b>&rsquo;ından alınmış yazılardır. Kıymetsiz demek, <b>kıymet bi&ccedil;ilemeyen</b>, demektir. Bu yazılarından bazılarını bildirirsek kitabın mahiyeti hakkında az da olsa bilgi edinilmiş olur. [Bu kıymetli kitap, www.hakikatkitabevi.com adresinden okunabilir ve temin edilebilir.]<br />
<br />
<b>O kıymetli s&ouml;zlerden bazıları ş&ouml;yledir:</b><br />
<br />
* Melekler, Allah i&ccedil;in bir araya gelen bir-iki kişinin bulunduğu yere imrenirler.<br />
<br />
* Ayakların zinası, dinimizin haram kıldığı yerlere gitmek. G&ouml;zlerin zinası, İslamiyet&rsquo;in yasakladığı haramlara bakmaktır.<br />
<br />
* Hak te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanlarından ka&ccedil;ındığı i&ccedil;in Hazret-i İbrahim&rsquo;in ş&acirc;nı y&uuml;ksek olmuştur.<br />
<br />
* Hazret-i Ebu Bekir, (Asıl idrak, kendinin aczini bilmektir) buyurdu.<br />
<br />
* İhsan her yerde &ouml;v&uuml;lmeye değer. Akraba ve komşuya yapılırsa daha iyidir.<br />
<br />
* Kabiliyet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ihsanıdır.<br />
<br />
* İstikamet [her işte doğruluk], kerametten &uuml;st&uuml;nd&uuml;r.<br />
<br />
* İslamiyet o derece garip olmuştur ki, k&uuml;f&uuml;r yobazları, a&ccedil;ık&ccedil;a, k&uuml;f&uuml;r ahkamını, İslam beldelerinde yapmaya razı olmayıp, İslam&rsquo;ın h&uuml;k&uuml;mlerinin tamamen sona ermesini, M&uuml;sl&uuml;manlardan ve m&uuml;sl&uuml;manlıktan eser kalmamasını isterler.<br />
<br />
* İslam garip olmuştur ve gittik&ccedil;e de daha &ccedil;ok garip olur. Yery&uuml;z&uuml;nde Allah diyen kimse kalmaz.<br />
<br />
* Eshab-ı kiram, evliyalığın en y&uuml;ksek tabakasındadır.<br />
<br />
* Eshab-ı kiramın tamamı, sohbetin bereketiyle, &ouml;lmeden &ouml;nce &ouml;lmek şerefine kavuşmuştur. Eshab-ı kiramın nefsleri, Peygamberimizin sohbetinde heva ve hevesten, kin ve d&uuml;şmanlıktan temizlendi.<br />
<br />
* Eshab-ı kiramın hepsi &acirc;dildir. Rivayette, tebliğde hepsi birdir. Birinin rivayeti, diğerinin rivayetinden &uuml;st&uuml;n değildir.<br />
<br />
* Eshab-ı kiramın hepsi, Cennet ile m&uuml;jdelenmiştir.<br />
<br />
* Eshab-ı kiramın birini k&ouml;t&uuml;lemek, dini k&ouml;t&uuml;lemek olur. Eshab arasındaki savaşlar, d&uuml;şmanlıktan dolayı değil, ictihad y&uuml;z&uuml;nden idi. İctihadda hataya da sevap verilir. Eshab-ı kiram sohbet bereketiyle kemale ulaştı. Bu &uuml;mmetin evliyasının hepsinden &uuml;st&uuml;n oldu.<br />
<br />
* İbadetlerin kabul&uuml;, ihlasa bağlıdır. Beden ile salih amel işlemeden, kalb selameti davası b&acirc;tıldır.<br />
<br />
* Zenginlerin sohbetine rağbet etmeyiniz! Zaruretsiz onlar ile d&uuml;ş&uuml;p kalkmayınız!<br />
<br />
* Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya olan muhabbetin kadar, halk sana muhabbet eder. Senin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkun kadar, halk da senden korkar. Allah&uuml; azze ve celle ile meşguliyetin her ne kadar olursa, halk da senin emrinde o kadar meşgul olur. Tamamen Hak te&acirc;l&acirc;ya d&ouml;n ve başkalarından y&uuml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;evir. Nefsin seni meşgul etmesin. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın fazlından başkasına itimat etme.<br />
<br />
* İlahi, dostlarını &ouml;yle kıldın ki, onları bilen seni bulur, seni bulmayan onları bilmez.<br />
<br />
* Elem, &uuml;z&uuml;nt&uuml;, ayrılık ve musibet, madem ki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın irade ve takdiriyledir. Ona razı olmak lazımdır.<br />
<br />
* Enbiya g&uuml;nahtan masum, evliya mahfuzdur [korunmuştur.] İnsanın kıymeti, himmeti kadardır. [Himmet, gayret demektir.]<br />
<br />
* İnsanın izzeti, iman ve marifet iledir. Mal ve mevki ile değildir.<br />
<br />
<b>* </b>Evlada hizmet, babasına hizmettir. Evl&acirc;d-ı iş&acirc;nın [evliya z&acirc;tın &ccedil;ocuklarına] hizmetini kendine saadet bileler. Evliyanın elbisesini edeple giymenin faydası &ccedil;oktur.<br />
<br />
<b>* </b>&Ccedil;oluk-&ccedil;ocuğu memnun etmek i&ccedil;in, g&uuml;naha razı olmak akılsızlıktır.<br />
<br />
<b>* </b>Ehl-i beyt sevgisinin son nefes i&ccedil;in pek &ccedil;ok faydası vardır. Bid&rsquo;at ehlinin en k&ouml;t&uuml;s&uuml; Eshab-ı kirama buğzedenlerdir.<br />
<br />
<b>* </b>Doğruyu s&ouml;ylemek acı gelir. Arkadaşının hatasını g&ouml;r&uuml;p de, onu ikaz etmemek dostluğa sığmaz.<br />
<br />
<b>* </b>Dert ve bela, g&uuml;nahların &ccedil;ok affedildiğini g&ouml;sterir. G&uuml;nahların &ccedil;ok olduğunu g&ouml;stermez.<br />
<br />
<b>* </b>Resulullahın Ahmed ismi, Muhammed isminden efdaldir.<br />
<br />
<b>* </b>Dinin yasakladığı her hakikat, zındıklıktan başka bir şey değildir.<br />
<br />
Kıymetsiz yazılar kitabındaki hadis-i şeriflerden &uuml;&ccedil;&uuml;n&uuml;n meali ş&ouml;yledir:<br />
<br />
<b>(Amellerin efdali, m&uuml;mini sevindirmektir.)<br />
<br />
(&Ouml;mer&rsquo;in b&uuml;t&uuml;n sevapları, Ebu Bekir&rsquo;in bir sevabı kadardır.)</b><br />
<br />
Cebrail aleyhisselam,<b> (İstediğin gibi yaşa, muhakkak &ouml;leceksin. İstediğini sev, muhakkak ondan ayrılacaksın. İstediğini yap, muhakkak karşılığını g&ouml;receksin) </b>buyurmuştur.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3159]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:54:39 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İslam Ahlakı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: İslam Ahl&acirc;kı</b> kitabında neler var?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitap 3 b&ouml;l&uuml;mden meydana gelmiştir:<br />
<b>1- İslam Ahlakı:</b> Ali bin Emrullah ve Muhammed H&acirc;dim&icirc; hazretlerinin kitaplarından hazırlanmıştır. K&ouml;t&uuml; ahl&acirc;k ve bundan kurtulma &ccedil;areleri, 40 k&ouml;t&uuml; huy ve tedavi yolları, ahl&acirc;k ilminin faydaları, ruhun ne olduğu, ruhun kuvvetleri geniş olarak anlatılmaktadır.<br />
<br />
<b>2- Cennet Yolu İlmihali:</b> <b>Mızraklı İlmih&acirc;l </b>olarak da bilinir. Cennet Yolu İlmihali&rsquo;nin asıl ismi, <b>(Miftah-ul Cennet)</b> yani Cennet kapısının anahtarıdır. İmanın altı şartı, k&uuml;fre sebep olan hususlar, İslam&rsquo;ın 5 şartı, 54 farz, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlar, evlenmenin edebleri, &ouml;l&uuml;me hazırlık gibi konuları anlatan bir ilmihal kitabıdır. Muhammed bin Kutb&uuml;ddin İznik&icirc; hazretleri hazırlamıştır. <b>Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi</b> hazretleri, <b>(Bu ilmihalin yazarı salih bir zattır. Okuyanlara faydalı olur)</b> buyurmuştur. Osmanlı sultanları da, &ccedil;ok kıymetli bu eseri, bir&ccedil;ok &uuml;lkeye g&ouml;ndermişler, halk da dinini doğru olarak &ouml;ğrenmişti. Bunu bilen İslam d&uuml;şmanları, Mızraklı İlmih&acirc;li k&ouml;t&uuml;lemişlerdi.<br />
<br />
<b>3- Ey Oğul İlmihali:</b> S&uuml;leyman bin Ceza hazretleri hazırlamıştır. İbadetler, iman, ana-baba hakkı, sıla-ı rahim, yeme i&ccedil;me adabı, hakiki M&uuml;sl&uuml;man nasıl olur gibi konular vardır. Ayrıca bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;n sonuna, Muhammed M&acirc;sum F&acirc;ruk&icirc; hazretlerinin &ccedil;ok kıymetli 11 mektubunun terc&uuml;mesi de ilave edilmiştir.<br />
<br />
Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde &ouml;zetle deniyor ki:<br />
&ldquo;Her M&uuml;sl&uuml;manın islam bilgilerini l&uuml;zumu kadar &ouml;ğrenmesi farzdır. Bunun i&ccedil;in, İslam &acirc;limleri, bir&ccedil;ok kitap yazmışlardır. Kitabımızın birinci kısmında, İslamiyet&rsquo;in beğenmediği ahl&acirc;kı ve bunlardan korunma ve kurtulma &ccedil;arelerini bildireceğiz. Bu k&ouml;t&uuml; ahl&acirc;k, kalbin hastalıklarıdır. Kalbi ve ruhu ebed&icirc; &ouml;l&uuml;me s&uuml;r&uuml;kler. Bu kitabımızı okuyan temiz gen&ccedil;ler, dedelerinin, sağlam bedenli, iyi ahl&acirc;klı, &ccedil;alışkan, medeni, ilerici olduklarını anlayacak, din cahillerinin yalanlarına, iftiralarına aldanmaktan kurtulacaktır.<br />
<br />
Ey temiz gen&ccedil;ler! Ey, &ouml;m&uuml;rlerini İslam dininin g&uuml;zel ahl&acirc;kını &ouml;ğrenmekte ve yaymakta t&uuml;keten ve canlarını Allah&rsquo;ın dinini insanlara yaymakta feda eden şehitlerin asil ve kıymetli &ccedil;ocukları! Şerefli ecdadımızın sizlere tam ve doğru olarak getirdiği ve emanet bıraktığı, m&uuml;barek İslam dinini ve bunun bildirdiği g&uuml;zel ahlakı iyi &ouml;ğreniniz! G&uuml;zel yurdumuza g&ouml;z diken, can, mal, din ve ahl&acirc;k d&uuml;şmanlarının saldırılarına karşı, bu mukaddes emaneti b&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;n&uuml;zle savununuz! Her yere yayarak, insanları saadete kavuşturmaya &ccedil;alışınız! Biliniz ki, dinimiz, g&uuml;zel huylu olmamızı, birbirimizi sevmemizi, b&uuml;y&uuml;klere h&uuml;rmet, k&uuml;&ccedil;&uuml;klere şefkat etmeyi, dinli dinsiz, herkese iyilik etmeyi emretmektedir. Allah&rsquo;ın, doğruların yardımcısı olduğunu hi&ccedil; unutmayınız!&rdquo;<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, sitemizdeki <b><a href="https://dinimizislam.com/14kitap.asp">kitap sipariş formundan</a></b> sipariş edilebileceği gibi, <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a></b> adresinden de &uuml;cretsiz okunabilir.<br />
<br />
<b>Mızraklı İlmih&acirc;l</b><br />
<br />
Okuyalım her daim,<br />
Doğru bilgiyle kaim,<br />
Evimizde bir &acirc;lim,<br />
Mızraklı İlmih&acirc;l&rsquo;im.<br />
<br />
Başlar ve dahi diye,<br />
İnce lisan zevkiyle,<br />
Ecdadımdan hediye,<br />
Mızraklı İlmih&acirc;l&rsquo;im.<br />
<br />
Mift&acirc;h-ul Cennet adı,<br />
Ruhlara gıda tadı,<br />
Doğru imanı yaydı,<br />
Mızraklı İlmih&acirc;l&rsquo;im.<br />
<br />
&Acirc;limlerin hitabı,<br />
G&ouml;n&uuml;llerin mehtabı,<br />
Evimizin kitabı,<br />
Mızraklı İlmih&acirc;l&rsquo;im.<br />
<br />
<b>Kelimeler:</b><br />
<br />
<b>Kaim:</b> Ayakta duran, var olan</p>

<p><em><strong>Sual: Medeniyet nedir ve medeni insan diye kime, kimlere denir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;G&uuml;zel ahlak sahibi olan ve zamanının fen bilgilerinde y&uuml;kselmiş olan M&uuml;sl&uuml;mana&nbsp;<strong>medeni</strong>, yani ilerici denir. Fende ilerlemiş ağır sanayi kurmuş, fakat ahlakı bozuk olan kimseye &#39;<strong>zalim&#39;</strong>, yani gerici, eşkıya ve diktat&ouml;r denir. Fen ve sanatta geri ve ahlakı bozuk olanlara&nbsp;<strong>vahşi</strong>, yani adi denir.</p>

<p><strong>Medeniyet</strong>, tamir-i bil&acirc;d ve terf&icirc;h-i ib&acirc;ddır. Yani, şehirler yapmak ve insanlara hizmet etmektir. Bu da, fen ve sanat ve g&uuml;zel ahlak ile olur. Kısacası, fen ve sanatın g&uuml;zel ahlak ile birlikte olmasına&nbsp;<strong>medeniyet</strong>&nbsp;denir. Medeni insan, fen ve sanatı, insanların hizmetinde kullanır. Zalimler ise, insanlara işkence yapmakta kullanır.</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, hakiki M&uuml;sl&uuml;man, ilerici bir insandır. Hıristiyan, Yahudi ve kom&uuml;nist yani dinsiz, gerici, şaki ve zavallı bir kimsedir.</p>

<p>Yani medeniyet, şehirler, binalar yapmaktır. Bu da, fen ve sanat ile olur. Tekmil-i sın&acirc;at, tel&acirc;huk-ı efk&acirc;r iledir. İnsanların refah i&ccedil;inde yaşamaları da, İslam ahlakı ile olur.</p>

<p><em><strong>Sual: Dinin emir ve yasaklarını &ouml;ğrenmek lazım olduğu gibi, iyi ve k&ouml;t&uuml; huyları da &ouml;ğrenmek ve hayatımıza ge&ccedil;irmek, dinin emri midir?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;Kalbe ait bilgileri, yani ahlak ilmini &ouml;ğrenmek, her M&uuml;sl&uuml;man erkek ve kadına farz-ı ayındır. Mesela&nbsp;<strong>Hıkd</strong>&nbsp;yani kin bağlamak,&nbsp;<strong>Hased</strong>&nbsp;başkasında bulunan nimetin onda olmayıp, kendinde olmasını istemek,&nbsp;<strong>Kibir</strong>&nbsp;kendini b&uuml;y&uuml;k bilmek, &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek,&nbsp;<strong>Suizan</strong>&nbsp;etmek iyi insanı fena, k&ouml;t&uuml; bilmek gibi şeylerin haram olduğunu &ouml;ğrenmek, her m&uuml;mine farz-ı ayındır.</p>

<p>Bir kimsede bulunan nimetin, onda olduğu gibi, kendisinde de olmasını istemek hased değildir, buna&nbsp;<strong>Gıbta</strong>&nbsp;etmek,&nbsp;<strong>imrenmek</strong>&nbsp;denir ki sevaptır. Kibirli olana karşı kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;stermek, kibir olmaz, sadaka vermek gibi sevap olur.&rdquo;</p>

<p>G&ouml;r&uuml;l&uuml;yor ki, imanı, yani Ehl-i s&uuml;nnet itikadını kısaca &ouml;ğrendikten sonra, iyi ve k&ouml;t&uuml; huyları &ouml;ğrenmek de, farz-ı ayındır, her M&uuml;sl&uuml;manın &ouml;ğrenmesi lazımdır. Abdesti, gusl&uuml;, namazı, orucu ve haramları da, her M&uuml;sl&uuml;manın &ouml;ğrenmesi farz-ı ayındır. Cenaze namazını, &ouml;l&uuml;ye hizmeti, sanat ve ticaret bilgilerini, bug&uuml;n&uuml;n silahlarını yapmak ve kullanmak i&ccedil;in, fen bilgilerini iyi &ouml;ğrenmek farz-ı kifayedir. Yani lazım olan kimselerin &ouml;ğrenmesi farz olup, başkalarına farz olmaz. Fakat, l&uuml;zumu kadar kimse &ouml;ğrenmezse, b&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;naha girer. Doktor olacak kimsenin lise ve tıp fak&uuml;ltesinde okuması farz olup, m&uuml;hendis olacak kimsenin tıp fak&uuml;ltesinde okuması farz değildir. İbni &Acirc;bid&icirc;n hazretleri, D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;r şerhinde diyor ki:</p>

<p>&ldquo;Ul&ucirc;m-i nakliyyeden yani din bilgilerinden kendine lazım olanları &ouml;ğrenmek farz-ı ayındır. Bundan fazlasını &ouml;ğrenmek ve ul&ucirc;m-i akliyyeden faydalı olanları &ouml;ğrenmek farz-ı kifayedir. Bir &acirc;yet ezberlemek, herkese farz-ı ayındır. Fatihayı ve &uuml;&ccedil; ayet veya bir kısa sure ezberlemek vaciptir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin hepsini ezberlemek farz-ı kifayedir. Kendine lazım olmayan fıkıh bilgilerini &ouml;ğrenmek, hafız olmaktan daha iyidir. Başkalarına &ouml;ğretmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, kendi işlemesi i&ccedil;in &ouml;ğrenmekten daha sevaptır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Adil olabilmek i&ccedil;in, bir insanın &ouml;nce kendine adaletli olması gerekir deniyor. İnsanın kendisine adaletli olması nasıl olur, ne şekilde hareket ederse adil olur?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İnsanın evvela kendine, hareketlerine, azasına adalet etmesi lazımdır. İkinci olarak, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğuna, komşularına, arkadaşlarına adalet yapması lazımdır. Adliyecilerin ve devlet adamlarının da, millete adalet yapması lazımdır. Demek ki, bir insanda adalet huyunun bulunabilmesi i&ccedil;in, &ouml;nce kendi hareketlerinde, azasında adalet bulunmalıdır. Her kuvvetini, her azasını, ne i&ccedil;in yaratıldı ise, o yolda kullanmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın &acirc;detini değiştirip, onları aklın ve İsl&acirc;miyetin beğenmediği yerlerde kullanmamalıdır. &Ccedil;oluk &ccedil;ocuğu varsa, onlara karşı da, akla ve dine uygun hareket etmeli, dinin g&ouml;sterdiği g&uuml;zel ahlaktan sapmamalıdır. G&uuml;zel ahlak ile huylanmalıdır. Herhangi bir amir ise, yine ibadetleri yaptırmalı ve yapmalıdır. B&ouml;yle olan kimse, bu d&uuml;nyada, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın halifesi olmuştur. Kıyamette de adiller i&ccedil;in vadedilen nimetlere kavuşur. B&ouml;yle bir hayırlı kimsenin hayır ve bereketi, onun bulunduğu talihli zamana, m&uuml;barek yere ve orada bulunmakla bahtiyar olan insanlara, hayvanlara, hatta nebatlara ve rızıklara sirayet eder, yayılır. Fakat, Allah korusun, bir yerdeki amirler, şefkatli, iyi huylu, adaletli olmazsa, insan haklarına saldırırlar, zul&uuml;m, yağma, işkence yaparlarsa, bunlar adalet erbabı değil, şeytanların yoldaşlarıdırlar. Emri altında olanlara merhamet etmeyenler, kıyamet g&uuml;n&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhametinden uzak kalacaklardır.&nbsp;<strong>&ldquo;Men, l&acirc; yerham, l&acirc; yurham!&rdquo;</strong>&nbsp;buyurulmuştur ki, acımayana acınmaz demektir.</p>

<p><strong>Sual: Din kitaplarında, iyi ve g&uuml;zel huyların yanı sıra k&ouml;t&uuml; huylardan da bahsedilmektedir. Bu k&ouml;t&uuml; huyların esası, temeli nelerdir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Bu konu,&nbsp;<strong>İsl&acirc;m Ahl&acirc;kı</strong>&nbsp;kitabında ş&ouml;yle a&ccedil;ıklanmaktadır:<br />
&ldquo;D&ouml;rt esas iyi huya karşılık, sekiz ana k&ouml;t&uuml; huy olur ki bunlar:<br />
<strong>1-</strong>&nbsp;Cerbeze olup, hikmetin aşırı olmasına denir. Ahlakı ve işleri incelemek, anlamak kuvvetini, l&uuml;zumsuz yerlerde kullanmaktır. Hile yapmak, aldatmak, haram işleri neşretmek, yaymak gibi. Ruhun fen kuvvetini yani aklı, aşırı kullanmak cerbeze olmaz. K&ouml;t&uuml; olmaz. Din bilgilerini, fen bilgilerini ve matematiği ilerletmek i&ccedil;in, ne kadar &ccedil;ok &ccedil;alışır, inceler, araştırırsa, o kadar &ccedil;ok iyi olur.<br />
<strong>2-&nbsp;</strong>Bel&acirc;det, eblehliktir. Aklı kullanmamaktır. Ahmaklık da denir. Kalın kafalılıktır. &Ouml;ğrenmesi ve işlemesi, yapması kusurlu olur. İyiyi k&ouml;t&uuml;den ayıramaz.<br />
<strong>3-</strong>&nbsp;Tehevv&uuml;rd&uuml;r. &Ccedil;abuk kızmak demektir. Şecaat, kahramanlık iyi huyunun aşırı olmasıdır. Akıllı tanınan kimselerin beğenmeyeceği işler yapmaya kalkışmaktır. Ruhunu veya bedenini boş yere yorar.<br />
<strong>4-</strong>&nbsp;C&uuml;bnd&uuml;r. Korkaklık demektir. Şecaatin l&uuml;zumundan az olmasıdır. Korkmak caiz olmayan yerde korkaklık g&ouml;sterir.<br />
<strong>5-</strong>&nbsp;F&uuml;c&ucirc;rdur. İffetin aşırı olmasıdır. D&uuml;nya lezzetlerine d&uuml;şk&uuml;n olur. İsl&acirc;miyetin ve aklın beğenmediği taşkınlıkları yapar.<br />
<strong>6-</strong>&nbsp;İffetin az olmasıdır. Humud, yani miskinliktir. İsl&acirc;miyetin ve aklın izin verdiği arzularını bırakmaktır. Bedeni zayıflar, kuvveti gider, hasta olur, nesli t&uuml;kenir.<br />
<strong>7-</strong>&nbsp;Zul&uuml;md&uuml;r. Adaletin sınırını aşmaktır. Başkasının hakkına tecav&uuml;z etmektir. Başkasının malına, canına, namusuna zarar verir.<br />
<strong>8-</strong>&nbsp;Haysiyetsizliktir. Kendisine karşı yapılan zul&uuml;m, işkence ve hakaretleri kabul eder. Adaletin noksan olmasıdır. Adalette b&uuml;t&uuml;n iyilikler toplandığı gibi, zul&uuml;mde de, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler toplanmıştır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İyi, hakiki bir M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ın &ouml;zellikleri, h&acirc;lleri nasıl olmalıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, dinine, anasına, babasına, hocasına, amirine, memleketin b&uuml;y&uuml;klerine ve kanunlara karşı son derecede saygılıdır. L&uuml;zumsuz şeylerle uğraşmaz, faydalı şeylerle meşgul olur. Kumar oynamaz, vaktini boş ge&ccedil;irmez.</p>

<p>Hakiki M&uuml;sl&uuml;man, ibadetini tam yapar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya olan ş&uuml;kran borcunu &ouml;der. İbadetini, yalnız laf olsun veya yasak ortadan kalksın diye yapmaz. İbadetini, b&uuml;y&uuml;k bir arzu, istek, sevgi ile yapar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmak demek, Onu &ccedil;ok sevmek demektir. İnsan, nasıl &ccedil;ok sevdiği bir kimsenin &uuml;z&uuml;lmesini istemez ve onu &uuml;zeceğim diye korkarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ibadet de, ona olan sevgimizi ispatlayacak bir şekilde yapılmalıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bize verdiği nimetler o kadar &ccedil;oktur ki, ona olan ş&uuml;kran borcumuzu ancak, onu &ccedil;ok severek ve ona candan ibadet ederek &ouml;demeye &ccedil;alışmalıyız. İbadetin, farklı &ccedil;eşitleri vardır. Bir kısmı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile kul arasındadır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine ibadette kusur edenleri belki affeder. Başkasının hakkına riayet etmek de ibadettir. Başkalarına fenalık edenleri ve &uuml;zerinde başkasının hakkı bulunanları, hak sahipleri affetmedik&ccedil;e asla affetmez.</p>

<p>Mişk&acirc;t-&uuml;l-mes&acirc;bih kitabının faris&icirc; şerhi olan Eşi&#39;at-&uuml;l-leme&acirc;t kitabındaki hadis-i şeriflerde, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in ş&ouml;yle buyuruluyor:</p>

<p><strong>(İnsanlara merhamet etmeyene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhamet etmez.)</strong></p>

<p><strong>(Zulme m&acirc;ni olarak, zalime de mazluma da yardım ediniz!)</strong></p>

<p><strong>(Satın alınan bir g&ouml;mleğe verilen paranın onda dokuzu helal ve onda biri haram olsa, bu g&ouml;mlekle kılınan namazı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; kabul etmez.)</strong></p>

<p><strong>(M&uuml;sl&uuml;man, M&uuml;sl&uuml;man&rsquo;ın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onun yardımına koşar. Onu k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve kendinden aşağı g&ouml;rmez. Onun kanına, malına, ırzına, namusuna zarar vermesi haramdır.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&rsquo;a yemin ederim ki, bir kimse kendisi i&ccedil;in sevdiğini, din kardeşi i&ccedil;in de sevmedik&ccedil;e imanı tamam olmaz.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&rsquo;a yemin ederim ki, k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;nden komşusu emin olmayanın, imanı yoktur. Yani, hakiki m&uuml;min değildir.)</strong></p>

<p><strong>(İnsanlara merhamet edene, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; merhamet eder.)</strong></p>

<p><strong>(K&uuml;&ccedil;&uuml;klerimize acımayan ve b&uuml;y&uuml;klerimize saygılı olmayan, bizden değildir.)</strong></p>

<p><strong>(İhtiyarlara saygı g&ouml;steren ve yardım eden ihtiyarlayınca, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ona da yardımcılar nasip eder.)</strong></p>

<p align="left"><strong>Sual: Peygamber Efendimiz, her bakımdan &uuml;st&uuml;n olduğu gibi, ahlaken de &uuml;st&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Sevgili Peygamberine verdiği iyilikleri, ihsanları sayarak, Onun m&uuml;barek kalbini okşarken, kendine g&uuml;zel huylar verdiğini,&nbsp;<strong>(Sen g&uuml;zel huylu olarak yaratıldın)</strong>&nbsp;mealindeki &acirc;yet-i kerime ile bildirmektedir. Hazret-i Akreme;<br />
&ldquo;Abdullah ibni Abbas&#39;tan işittim. Bu &acirc;yet-i kerimedeki Huluk-ı azim yani g&uuml;zel huylar, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin bildirdiği ahlaktır&rdquo; buyuruyor. Had&acirc;ik-ul-hak&acirc;yık kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;&Acirc;yet-i kerimede,&nbsp;<strong>(Sen huluk-ı azim &uuml;zeresin)</strong>&nbsp;buyuruldu. Huluk-ı azim demek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ile sır, gizli şeyleri bulunmak, insanlar ile g&uuml;zel huylu olmak demektir. &Ccedil;ok kimsenin M&uuml;sl&uuml;man olmasına, Res&ucirc;lullah Efendimizin g&uuml;zel ahlakı sebep oldu.&rdquo;</p>

<p align="left">Muhammed aleyhisselamın bin mucizesi g&ouml;r&uuml;nd&uuml;, dost d&uuml;şman herkes de bunu s&ouml;yledi. Bu kadar mucizelerin en kıymetlisi, edepli olması ve g&uuml;zel huyları idi. Kimy&acirc;-i Se&#39;&acirc;det kitabında diyor ki:<br />
&ldquo;Eb&ucirc; Sa&#39;&icirc;d-i Hudr&icirc; hazretleri buyurdu ki: Res&ucirc;lullah Efendimiz, hayvana ot verir, deveyi bağlardı. Evini s&uuml;p&uuml;r&uuml;r&uuml;r, koyunun s&uuml;t&uuml;n&uuml; sağardı. Ayakkabısının s&ouml;k&uuml;ğ&uuml;n&uuml; diker, &ccedil;amaşırını yamardı. Hizmet&ccedil;isi ile birlikte yer, hizmet&ccedil;isi el değirmeni &ccedil;ekerken yorulunca, ona yardım ederdi. Pazardan &ouml;teberi alıp torba i&ccedil;inde eve getirirdi. Fakirle, zenginle, b&uuml;y&uuml;kle, k&uuml;&ccedil;&uuml;kle karşılaşınca, &ouml;nce selam verir, bunlarla m&uuml;safeha etmek i&ccedil;in, m&uuml;barek elini &ouml;nce uzatırdı. K&ouml;leyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun, &ccedil;ağırılan yere giderdi. &Ouml;n&uuml;ne konulan şeyi, az olsa da, hafif, aşağı g&ouml;rmezdi. Akşamdan sabaha ve sabahtan akşama yemek bırakmazdı. G&uuml;zel huylu idi. İyilik etmesini severdi. Herkesle iyi ge&ccedil;inirdi. G&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, tatlı s&ouml;zl&uuml; idi. S&ouml;ylerken g&uuml;lmez, &uuml;z&uuml;nt&uuml;l&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;, fakat, &ccedil;atık kaşlı değildi. Aşağı g&ouml;n&uuml;ll&uuml; idi, fakat, al&ccedil;ak tabiatlı değildi. Heybetli idi, yani saygı ve korku hasıl ederdi, fakat, kaba değildi, nazik idi. C&ouml;mert idi, fakat, israf etmez, faydasız yere bir şey vermezdi. Herkese acırdı. M&uuml;barek başı hep &ouml;n&uuml;ne eğik idi. Kimseden bir şey beklemezdi. Saadet, huzur isteyen, Onun gibi olmalıdır.&rdquo;</p>

<p align="left">Esh&acirc;b-ı kiramdan Enes bin M&acirc;lik hazretleri de;<br />
&ldquo;Res&ucirc;lullah Efendimiz insanların en g&uuml;zel huylusu idi. Beni bir g&uuml;n, bir yere g&ouml;nderdi. Emrini yapmak i&ccedil;in dışarı &ccedil;ıktım. &Ccedil;ocuklar sokakta oynuyordu. Onların yanından ge&ccedil;erken arkama baktım. Res&ucirc;lullah efendimiz arkamdan geliyor, m&uuml;b&acirc;rek y&uuml;z&uuml; g&uuml;l&uuml;yordu.&nbsp;<strong>(Y&acirc; Enes! Dediğim yere gittin mi?)&nbsp;</strong>buyurdu. (Evet gidiyorum y&acirc; Res&ucirc;lallah) dedim. Res&ucirc;lullah efendimize on sene hizmet&ccedil;ilik yaptım. Bana bir kere &uuml;f demedi. Şunu ni&ccedil;in b&ouml;yle yaptın, bunu ni&ccedil;in yapmadın buyurmadı.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: Peygamber efendimizin evdekilere, hizmet&ccedil;ilerine bile yardım ettiği anlatılıyor. Ger&ccedil;ekten b&ouml;yle midir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin&nbsp;<strong>Kimya-i Saadet</strong>&nbsp;kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Ebu Said-i Hudri hazretleri buyurdu ki: Resulullah efendimiz, hayvana ot verir, deveyi bağlardı. Evini s&uuml;p&uuml;r&uuml;r, koyunun s&uuml;t&uuml;n&uuml; sağardı. Ayakkabısının s&ouml;k&uuml;ğ&uuml;n&uuml; diker, &ccedil;amaşırını yamardı. Hizmet&ccedil;isi ile birlikte yer, hizmet&ccedil;isi el değirmeni &ccedil;ekerken yorulunca ona yardım ederdi. Pazardan &ouml;teberi alıp torba i&ccedil;inde eve getirirdi. Fakirle, zenginle, b&uuml;y&uuml;kle, k&uuml;&ccedil;&uuml;kle karşılaşınca &ouml;nce selam verirdi. Bunlarla m&uuml;safeha etmek i&ccedil;in m&uuml;barek elini &ouml;nce uzatırdı. K&ouml;leyi, efendiyi, beyi, siyahı ve beyazı bir tutardı. Her kim olursa olsun &ccedil;ağırılan yere giderdi. &Ouml;n&uuml;ne konulan şeyi, az olsa da haf&icirc;f, aşağı g&ouml;rmezdi. Akşamdan sabaha ve sabahtan akşama yemek bırakmazdı. G&uuml;zel huylu ve iyilik etmesini severdi. Herkesle iyi ge&ccedil;inir, g&uuml;ler y&uuml;zl&uuml;, tatlı s&ouml;zl&uuml; idi. S&ouml;ylerken g&uuml;lmez, &uuml;z&uuml;nt&uuml;l&uuml; g&ouml;r&uuml;n&uuml;rd&uuml;. Fakat &ccedil;atık kaşlı değildi. Aşağı g&ouml;n&uuml;ll&uuml; idi, fakat al&ccedil;ak tabiatlı değildi. Heybetli idi yani saygı ve korku hasıl ederdi. Fakat kaba değil, nazikti. C&ouml;mert idi, fakat israf etmez, faydasız yere bir şey vermezdi. Herkese acırdı. M&uuml;barek başı hep &ouml;n&uuml;ne eğikti. Kimseden bir şey beklemezdi. Saadet, huzur isteyen, Onun gibi olmalıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İnsanların iyileri, insanlara ve b&uuml;t&uuml;n yaratılanlara karşı iyiliği &ccedil;ok olanlar mıdır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, bir talebesine hitaben yazdığı mektupta buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, bir kuluna, faydalı, g&uuml;zel işler yapmayı, &ccedil;ok kimsenin ihtiya&ccedil;larını sağlamasını nasip etmesi, &ccedil;ok kimsenin ona sığınması, bu kul i&ccedil;in pek b&uuml;y&uuml;k bir nimettir! Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına ıy&acirc;lim demiş, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in, herkesin rızkını, nafakasını kendi &uuml;zerine almıştır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ıy&acirc;linden birka&ccedil;ının rızıkları, nafakaları i&ccedil;in ve bunların yetişmeleri, rahat yaşamaları i&ccedil;in bir kulunu g&ouml;revlendirirse, bu kuluna b&uuml;y&uuml;k ihsan etmiş olur. Bu b&uuml;y&uuml;k nimete kavuşup da, bunun i&ccedil;in ş&uuml;kretmesini bilen kimse, &ccedil;ok talihli, pek bahtiyardır. Bunun kıymetini bilip, ş&uuml;kretmek, kendi sahibinin, Rabbinin ıy&acirc;line hizmet etmeyi saadet ve şeref bilmek ve Rabbinin kullarını yetiştirmekle &ouml;v&uuml;nmek, akıl icabıdır.&rdquo;</p>

<p>Mal, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği bir nimettir. D&uuml;nya ve ahiret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihat sevabı mal ile kazanılır. Başkasına muhta&ccedil; olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, fakirlere yardım etmek, mescitler, mektepler, hastaneler, &ccedil;eşmeler, k&ouml;pr&uuml;ler yaparak, insanlara hizmet mal ile olur. Dinimiz;</p>

<p><strong>(İnsanların en iyisi, onlara faydası &ccedil;ok olanıdır)</strong>&nbsp;buyuruyor.</p>

<p>İnsanlara yardım etmek i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha &ccedil;ok sevaptır. Abdullah ibni Mes&#39;&ucirc;d hazretlerinin haber verdiği hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(İki şeyden birine kavuşan insana gıbta etmek, buna imrenmek yerinde olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kimseye İslam ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. İkincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, birine &ccedil;ok mal verir. Bu kimse de malını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu, beğendiği yerlere harcar)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>İhtiya&ccedil;larını karşılamak, fakirlere yardım etmek, fasıklara muhta&ccedil; olmamak, M&uuml;sl&uuml;manlara hizmet etmek, İslam ilimlerini yaymak ve bunları yapanlara yardım etmek i&ccedil;in lazım olan parayı, malı kazanmak, &ccedil;ok sevaptır. Birbirlerine yardımcı olan insanlar arasında &ccedil;ekişme olmadığı kitaplarda yazılıdır. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi:</p>

<p><strong>(Bir kimse, din kardeşine yardımcı olduk&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da ona yardımcı olur.)</strong></p>

<p><strong><em>Sual: Bir kimse ile yolculuk, arkadaşlık yapınca, nelere dikkat etmelidir?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bir kimse ile yolda arkadaş olunca, eğer yaya olarak gidiliyorsa, onun y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml; kadar y&uuml;r&uuml;meli. Onunla konuşurken, sağa sola bakmamalı. İhtiya&ccedil; i&ccedil;in ondan bir m&uuml;ddet ayrılınca, erkence yanına d&ouml;nmeli, onu bekletmemelidir. Arkadaşın hakkını g&ouml;zetmeli, onu g&uuml;cendirmemelidir. Namazları onunla cemaat yaparak kılmalı ve ondan ayrılırken onunla helalleşmelidir.<br />
&nbsp;</p>

<p><strong>Arkadaşın iyisi, hayra g&ouml;t&uuml;rendir</strong></p>

<p>K&ouml;t&uuml; kimselerle, f&acirc;sıklarla arkadaş olmanın sonu fel&acirc;kettir. K&ouml;t&uuml; insan, İsl&acirc;miyyeti beğenmeyen kimse demektir. K&ouml;t&uuml; arkadaş, yalnız insanın malını, parasını &ccedil;almak, d&uuml;ny&acirc;sını almak i&ccedil;in aldatanlar değildir. Arkadaşların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en zararlısı insanın d&icirc;nini, &icirc;m&acirc;nını, edebini, hay&acirc;sını, ahl&acirc;kını bozmaya uğraşanlar, b&ouml;ylece d&uuml;ny&acirc;sına ve &acirc;hıretine, ebed&icirc; sa&acirc;detine saldıranlardır. Mekteb, meslek arkadaşı, gazete, televizyon, radyo, İsl&acirc;miyyete, ahl&acirc;ka muh&acirc;lif ise, bunların fen&acirc; arkadaş oldukları anlaşılır. Nefis, şeyt&acirc;n ve k&ouml;t&uuml; arkadaş, insanı aldatır. Ahmet N&acirc;mık-i C&acirc;m&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>EBED&Icirc; FELAKETE D&Uuml;Ş&Uuml;R&Uuml;R!..</p>

<p>&quot;Tanıştığınız, g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z, ber&acirc;ber olduğunuz kimsenin iyi arkadaş mı, k&ouml;t&uuml; arkadaş mı olduğunu anlamakta dikkat edilecek husus ve &ouml;l&ccedil;&uuml; ş&ouml;yledir:</p>

<p>G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z, g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z, ber&acirc;ber olduğunuz, birlikte oturup, kalktığınız kimse, sizin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamanızı ve unutmamanızı, Onu dil ve g&ouml;n&uuml;l ile anmanızı sağlıyor, bunu t&acirc;zeliyor ve kalbinizi uyanık tutuyorsa, işte o iyi arkadaştır. Ama ber&acirc;ber olduğunuz kimse, Allah korusun cen&acirc;b-ı Hakkı ve Onun zikrini size unutturuyorsa, ger&ccedil;ekten bil ki, o kimse k&ouml;t&uuml; arkadaştır. Ondan sakınmak elbette &ccedil;ok l&acirc;zımdır. Ondan, yırtıcı arslandan ka&ccedil;ar gibi hatt&acirc; daha &ccedil;ok ka&ccedil;malıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; arslanın yapacağı, olsa olsa canını almaktır. Arslan insanın canını alabilir, onu &ouml;ld&uuml;rebilir. Fakat &icirc;m&acirc;nına zarar veremez. K&ouml;t&uuml; arkadaş ise, insanın hem &icirc;m&acirc;nının ve hem de canının gitmesine, onun ebed&icirc; felaketine sebeb olur.</p>

<p>İyi bir arkadaş, iki cih&acirc;n i&ccedil;in de b&uuml;y&uuml;k sa&acirc;dettir. Maksada &ccedil;abuk ulaşmayı sağlar. İnsanlar birlikte yaşarlar ve arkadaşsız olamazlar. Babamız olan &Acirc;dem aleyhissel&acirc;m, en g&uuml;zel yer olan Cennette bulunduğu h&acirc;lde, kendisine insan olarak bir arkadaş gerektiğini hissetti ve bunu istedi. Hazret-i Havv&acirc; v&acirc;lidemiz yaratıldı.</p>

<p>İyi arkadaşa s&acirc;hip olunca, &ccedil;ok hamd etmeli ve hep iyi kimselerle beraber bulunmalıdır ki, kıy&acirc;mette pişmanlık &ccedil;ekilmesin. Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde bu h&acirc;l bildirilmektedir. İnsana ulaşan her fel&acirc;ket, k&ouml;t&uuml; arkadaş sebebiyle gelir. Ondan &ccedil;ok uzak durmalıdır. Arkadaşın iyiliği veya k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, mutlaka asıl, neseb, akrab&acirc;lık gibi sebeplere bağlı değildir. Esh&acirc;b-ı Kehf&#39;e yakın olup, onlardan ayrılmayan Kıtm&icirc;r isimli k&ouml;pek, Kur&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;mde onlarla ber&acirc;ber zikrolundu.</p>

<p>İyi arkadaş, insanı aşağılıklardan y&uuml;ksekliklere ulaştırır. K&ouml;t&uuml; arkadaş ise, bunun tersini yapar.</p>

<p>Herkes ile arkadaş olma! Konuştuğun kimselerin akıl ve anlayışlarına uygun konuş, kibirlenme! Sırrını kimseye s&ouml;yleme! Herkesin s&ouml;z&uuml;ne aldanma! İnsanların s&ouml;zlerine değil, işlerine bak! Kendi kendisine faydası olmayan kimseden &ccedil;ok sakınmalıdır. Nerede kaldı ki, onun başkasına faydası olsun!</p>

<p>K&ouml;t&uuml; bir kimse ile arkadaş olan iyi bir kimse, eğer onu kendisine &ccedil;evirip iyi yapabilirse ne &acirc;l&acirc;, eğer bunu yapamaz, kendisi de ona benzer ve onun gibi olursa, o zaman &ccedil;ok fen&acirc;dır...&quot;</p>

<p>İLİM EHLİNİN TEMBİHİ!..</p>

<p>İstanbulda yetişen &acirc;lim ve vel&icirc;lerden Muhammed Mur&acirc;d efendi buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;İlim ve m&acirc;rifet ehli ş&ouml;yle tenbih etmişlerdir: &Uuml;&ccedil; kimse ile arkadaş olup sohbet et!</p>

<p>Birincisi, ilim ehli ve h&uuml;ner, sanat sahibi olan kimselerle arkadaş ol. D&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hiret sa&acirc;detine kavuşman kolay olur.</p>

<p>İkincisi, g&uuml;zel ahl&acirc;k sahibi kimselerle arkadaş ol. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; b&ouml;yle kimseler dostun ayıbını g&ouml;rmezlikten gelerek &ouml;rterler ve bu ayıbını nas&icirc;hatle, d&uuml;zeltirler. Bu hususta &ccedil;ok gayret g&ouml;sterirler.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml;; iyi niyetli, d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olmayan, s&acirc;dık ve ihl&acirc;slı olan kimselerle arkadaş ol!&quot;</p>

<p>Fudayl bin İy&acirc;d hazretleri, k&ouml;t&uuml; huylu kim olursa olsun, onun zararından sakındırır, iyi kimselerle g&ouml;r&uuml;şmeye teşvik i&ccedil;in de;</p>

<p>&quot;K&ouml;t&uuml; huylu birinin bana arkadaş olmasından ziy&acirc;de, g&uuml;zel huylu g&uuml;nahk&acirc;r birisinin arkadaş olmasını arzu ederim&quot; buyururdu.</p>

<p>Netice olarak, d&uuml;ny&acirc;da rahat etmek, &acirc;hırette de ebedi saadete kavuşmak i&ccedil;in, iyiliğe, hayra &ccedil;ağıran kimselerle arkadaş olmalıdır. İm&acirc;m-ı Muhammed Şeyb&acirc;n&icirc; hazretlerinin buyurduğu gibi:</p>

<p>&quot;S&acirc;dık arkadaş, seni hayra teşvik edendir.&quot;</p>

<p><strong>Sual: Din bilgileri &ouml;ğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. B&ouml;yle kibirli olanların, bu halden kurtulması m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:<br />
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek lazımdır. İmam olmak, m&uuml;ft&uuml; olmak, din adamı tanınmak, herkesten &uuml;st&uuml;n olmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmemek lazımdır.</p>

<p>İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına &ouml;ğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah i&ccedil;in olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler &uuml;zerine oturtulacaktır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Mal, mevki ve ş&ouml;hret i&ccedil;in ilim sahibi olmak b&ouml;yledir. D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, yani dini d&uuml;nyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini d&uuml;nya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Din bilgilerini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin, her yaptığı ibadeti, iyiliği beğenmesi, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n herkes tarafından dinlenmesini istemesi, k&ouml;t&uuml; bir huy mudur?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;<strong>Ucb</strong>, yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla &ouml;v&uuml;nmektir. Yaptığı ibadetlerin, iyiliklerin kıymetini bilerek, bunların elden gitmesini d&uuml;ş&uuml;nerek korkmak, &uuml;z&uuml;lmek ucb olmaz. Yahut, bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, sevinmek de, ucb olmaz. Bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeyerek kendi yaptığını, kazandığını sanarak sevinmek, kendini beğenmek, ucb olur. Ucbun zıddına&nbsp;<strong>Minnet</strong>&nbsp;denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi &ccedil;alışmasıyla kavuşmadığını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek, ucb tehlikesi olduğu zaman farz olur. Diğer zamanlarda ise m&uuml;stehabdır.</p>

<p>İnsanı ucba s&uuml;r&uuml;kleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelmektedir. Bu ucbdan kurtulmak i&ccedil;in, her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ile ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet etmek, mal ve mevki gibi kıymetli nimetlerin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır.</p>

<p>Ucb, kibre, g&uuml;nahları unutmaya sebep olur. G&uuml;nah ise, kalbi karartır. G&uuml;nahlarını d&uuml;ş&uuml;nen kimse, ibadetlerini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmez. İbadet yapmanın da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu, ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>

<p>Ucb sahibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın mekrini ve azabını da unutur. Başkalarından istifade etmekten mahrum kalır. Kimse ile meşveret etmez, danışmaz. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(&Uuml;&ccedil; şey, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler: Buhl, heva ve ucb.)</strong></p>

<p>Buhl sahibi, yani hasis, cimri kimse, Allaha ve kullara karşı olan hakları ve vazifeleri &ouml;demekten mahrum olur. Hevasına, yani nefsinin arzularına uyan ve ucb sahibi olan, nefsini beğenen kimse, muhakkak felakete du&ccedil;ar olur. İm&acirc;m-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı, kaynağı &uuml;&ccedil;t&uuml;r: Haset, riya, ucb. Kalbini bunlardan temizlemeye &ccedil;alış!&rdquo;</p>

<p>Ucb sahibi, hep ben, ben der. Toplantılarda baş tarafta bulunmak ister. Her t&uuml;rl&uuml; s&ouml;z&uuml;n&uuml;n kabul olunmasını ister. G&uuml;nah işleyenin boynu b&uuml;k&uuml;k olur ve tevbe edebilir. Ucb sahibi ise, ilmi ile, ameli ile mağrur olur. Egoist olur ve tevbe etmesi de g&uuml;&ccedil; olur. G&uuml;nah işleyenlerin iniltileri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, tesbih &ccedil;ekenlerin &ouml;v&uuml;nmesinden iyi gelir.</p>

<p><strong>Sual:<em>&nbsp;Bir M&uuml;sl&uuml;manın, &ccedil;ocukları, g&uuml;nah işleyenleri, hen&uuml;z iman etmemiş olanları, hafife alması, onlara tepeden bakması uygun mudur?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak S&uuml;leyman bin Cez&acirc; hazretleri Eyy&uuml;hel Veled kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere yani g&uuml;nah işleyenlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &ccedil;ocuk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman, bunun g&uuml;nahı yoktur, benim g&uuml;nahım vardır dolayısı ile bu &ccedil;ocuk benden daha faziletlidir. Bir yaşlı M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman, bu benden daha fazla ibadet eylemiştir, dolayısı ile benden daha faziletlidir. Bir İsl&acirc;m &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, ben cahilim, bu benden ziyade &acirc;limdir, &ouml;yle ise, benden daha faziletlidir. Bir cahil g&ouml;r&uuml;nce, bu bilmeden g&uuml;nah işler fakat ben bilerek işlerim, &ouml;yle ise, bu benden efdaldir. Bir k&acirc;fir g&ouml;rsen, olur ki, iman edip d&uuml;nyadan iman ile gider, benim imanla gidip gitmeyeceğim ise, belli değildir, o h&acirc;lde, benden daha faziletlidir diye d&uuml;ş&uuml;nmelisin! M&uuml;sl&uuml;manlara karşı kibir yapmazsan, Hak te&acirc;l&acirc; indinde y&uuml;ksek derecelere vasıl olursun.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Bazı kimseler, hep kendinden bahsedilsin, kendisi &ouml;v&uuml;ls&uuml;n, kendisi &ouml;nde olsun ister. B&ouml;yle kendine kıymet vererek &ouml;nde olmayı istemek, dinimizce doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;<strong>Tekebb&uuml;r</strong>, kibir sahibi olma, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;sterme anlamındadır.&nbsp;<strong>M&uuml;tekebbir</strong>&nbsp;ise; kibirlenen, kendini beğenen demektir. Tekebb&uuml;r etmek haramdır. Tekebb&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatıdır, Kibir ve Kibriya sıfatı, ona mahsustur. Hadis-i kudside;<br />
<strong>(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, &ccedil;ok acı azap ederim)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p align="left">İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde kıymeti o kadar y&uuml;kselir. Kendine kıymet verenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında kıymeti olmaz. Kibrin zararını bilmeyen kimse i&ccedil;in &acirc;lim demek, yalan olur. İnsanın ilmi arttık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkması artar, g&uuml;nah işlemeye cesaret edemez. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler aleyhim&uuml;ssel&acirc;m, tevazu sahibi idiler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &ccedil;ok korkarlardı, kendilerinde kibir ve ucub gibi k&ouml;t&uuml; huylar hi&ccedil; yoktu. K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor, ben ise, bilerek işliyorum&rdquo; demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilminin hakkını veriyor, ihlas ile amel yapıyor, ben b&ouml;yle değilim&rdquo; demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok ibadet etti&rdquo; demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok&rdquo; demelidir. Kendi yaşındakileri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum, bilinen k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri tahkir etmek lazımdır&rdquo; demelidir. Bir bidat sahibini veya k&acirc;firi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;insanın h&acirc;li son nefeste belli olur, acaba benim h&acirc;lim ne olacak&rdquo; demeli, bunlara da tekebb&uuml;r etmemelidir. Fakat, bunları sevmemelidir.</p>

<p><strong>Kibriy&acirc; Allah&#39;a mahsustur...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına g&ouml;nderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı k&ouml;t&uuml;lemiş ve yasak etmiştir. Nahl s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len:</p>

<p>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurulmaktadır.</p>

<p>Peygamber efendimiz de, bir had&icirc;s-i şer&icirc;flerinde; (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. İsl&acirc;m &acirc;limleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim, kudret gibi b&uuml;t&uuml;n sıfatlarından kullarına biraz ihs&acirc;n buyurmuştur. Fakat, yalnız &uuml;&ccedil; sıfatı kendine mahs&ucirc;stur. Bu &uuml;&ccedil; sıfattan hi&ccedil;bir mahl&ucirc;kuna vermemiştir. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı; kibriy&acirc;, gan&icirc; olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriy&acirc;, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k demektir. Gan&icirc; olmak, başkalarına muhta&ccedil; olmamak, herşey Ona muhta&ccedil; olmak demektir.&quot;</p>

<p>Bunun i&ccedil;in kibirlenmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatına, hakkına tec&acirc;v&uuml;z etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına karşı m&uuml;tekebbirdir. Zira O, kibriy&acirc; s&acirc;hibidir. Azamet, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve kibriy&acirc;, y&uuml;celik ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahs&ucirc;stur. Had&icirc;s-i kuds&icirc;de:</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir (Azamet ve kibriy&acirc; bana mahs&ucirc;stur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, &ccedil;ok acı az&acirc;b ederim) buyuruldu.</p>

<p>Tekebb&uuml;r edene, yani kibir s&acirc;hibi olana karşı tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Kibir s&acirc;hibine tekebb&uuml;r etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir s&acirc;hibine karşı tev&acirc;zu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid&#39;&#39;at s&acirc;hiplerine ve kibirli zenginlere karşı da tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Bu tekebb&uuml;r kendini y&uuml;ksek g&ouml;stermek i&ccedil;in değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak i&ccedil;indir.</p>

<p>Takıyy&uuml;dd&icirc;n S&uuml;bk&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;&Ccedil;ok iyi anlayıp g&ouml;rd&uuml;m ki, b&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir. Kibir, şeytanın b&uuml;y&uuml;klenip kendini beğenmesi ile işlenen ilk g&uuml;nah oldu. Kalbde kibir, b&uuml;y&uuml;klenme h&acirc;sıl olduğu zaman, kendisini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarını aşağı g&ouml;r&uuml;r. Kibir, kalbi nas&icirc;hat kab&ucirc;l etmekten ve emre it&acirc;at etmekten alıkoyar&quot; buyurmaktadır. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri bir g&uuml;n yolda giderken yanından ge&ccedil;en bir k&ouml;peği g&ouml;r&uuml;r ve k&ouml;peğe değip nec&acirc;set bulaşmasın diye elbisesini toplar. O anda k&ouml;pek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudreti ile dile gelip; &quot;Benden sana bulaşacak kir, &uuml;&ccedil; def&acirc; yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi dery&acirc;da yıkansa temiz olmaz&quot; der. Kibriya yani &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, yalnız Cenab-ı Hakka mahsustur. Sonradan yaratılan, d&uuml;nyaya gelmesi ve &ouml;lmesi kendi elinde olmayan bir insana, kibirlenmek mi yakışır yoksa tevazu g&ouml;stermek mi? İm&acirc;m-ı Zeynel&acirc;bid&icirc;n hazretleri buyuruyorlar ki:</p>

<p>&quot;Kibir sahipleri benim &ccedil;ok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, kokmuş leş olacaklarını bildikleri halde yine de kibirlenirler; bunlar neyine g&uuml;venirler!&quot;</p>

<p>Aklında noksanlık vardır! M&uuml;sl&uuml;man, kibirli olmaz, olamaz. Bir kimse kibirliyse, onun M&uuml;sl&uuml;manlığında ve aklında noksanlık vardır. Zira Ahmed bin Hanbel hazretleri; &quot;Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız&quot; buyurmaktadır. Kibirli kimse, saadet kapısından i&ccedil;eri giremez. Kendini beğenen, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren, kendini kabiliyetli g&ouml;ren, kendini iyi g&ouml;ren bir kimse, saadet kapısının dışında dolaşır, kapıdan i&ccedil;eri giremez. Kibirli kimse, kibrini kırarsa, kibrini yıkarsa o zaman saadet kapısından i&ccedil;eri girer.</p>

<p>Kibir, b&uuml;t&uuml;n saadetlere engel bir duvar gibidir. Bu kibir duvarı, saadet kapısını a&ccedil;maya engeldir. Diğer g&uuml;nahlar, kibir gibi değildir. Allah hepimizi affetsin. Hepimizin g&uuml;nahları vardır. Fakat elhamd&uuml;lillah M&uuml;sl&uuml;manız. Ancak M&uuml;sl&uuml;man kibirli olamaz. Eğer kibirliyse, o kimsede noksanlık var demektir. Bu &ccedil;ok m&uuml;him bir &ouml;l&ccedil;&uuml;d&uuml;r. Kibirden kurtulmanın tek &ccedil;aresi ise, kibirli olmayanlarla beraber olmaktır. Allah&uuml; tealadan ve O&#39;&#39;nun dininden bahsederek sohbet etmektir. Allah adamlarını ve m&uuml;sl&uuml;manları Allah rızası i&ccedil;in sevmek ve sevilmektir. Hi&ccedil; kızmamak, g&uuml;cenmemek, darılmamak, haddini bilmek, kusurunu g&ouml;rmek, ayıbını g&ouml;rmektir. İslam &acirc;limleri, akıllı olmak l&acirc;zımdır buyurmuşlardır. Akıllı insan, karşısındakinin iyi tarafını, kendisinin k&ouml;t&uuml; taraflarını g&ouml;ren kimsedir. Karşısındakinin k&ouml;t&uuml; tarafını g&ouml;ren kimse, akıldan mahrumdur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;ren kimse de, akıldan mahrumdur. Demek ki akıllı insan, akıllı, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man, daima M&uuml;sl&uuml;manların iyi taraflarını g&ouml;r&uuml;r, o iyi taraflarına &acirc;şık olur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;remez. Dolayısıyla daima arkadaşlarına muhta&ccedil;tır. Arkadaşlarına muhta&ccedil; olmayan, onun hizmetine, duasına ihtiya&ccedil; duymayan mahvolmuştur. İşte o, felakettedir.</p>

<p>Başarıya da engeldir İnsanoğlu, nefsinin esiri olunca, her şeyi yapacağını, her şeye sahip olacağını zanneder. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutur, hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi hareket eder. Ele ge&ccedil;ireceği şeylerde &ccedil;ok acelecidir, sabırsızdır. Halbuki insan, acele etse de, her şeye sahip olmayı arzu etse de, Allah&uuml; tealanın takdirinden başkası olmaz. Rabbimizin emri olduğu i&ccedil;in sebeplere yapışıp neticeyi sabırla beklemek l&acirc;zımdır. Kızmak, sinirlenmek kibirdendir. Aceleci, sabırsız olmak, şeytandandır. Her iki hal de, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler. İnsan aceleci, sabırsız da olsa, iş olacağına varacaktır. Netice olarak, İsl&acirc;m &acirc;limlerinin buyurduğu gibi: &quot;Kibir, her iyiliğe, her fazilete, her g&uuml;zelliğe ve her başarıya engeldir.&quot;</p>

<p><strong>Sual: Kıskan&ccedil;, haset&ccedil;i kimseler, kıskan&ccedil;lıkları sebebiyle, kendilerini rahat, huzurlu mu zannediyorlar?<br />
Cevap:</strong> Başkasının, kendinden &uuml;st&uuml;n olan her şeyini kıskanan, yani ondaki &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;n, yalnız kendinde olmasını isteyen insana, <strong>kıskan&ccedil;</strong> denir. Bu h&acirc;l, insanlığın en k&ouml;t&uuml; huylarından biridir. Kıskan&ccedil; insan, &ouml;mr&uuml; boyunca rahatsız insandır. B&ouml;yle insanlar, kendinden aşağı olan insanı g&ouml;rmez de, kendinden y&uuml;ksek ve varlıklı insanın her şeyini g&ouml;r&uuml;r ve onu kıskanır. Kıskan&ccedil; insan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendisine verdiği şeylere razı olmayan insan demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiğine razı olmayan insandan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da razı olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir insandan razı olmaması ise, felaketlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. Artık o insan, d&uuml;nyada da, ahirette de h&uuml;sran i&ccedil;indedir, yani zarardadır. Bunun i&ccedil;in, kendisinde kıskan&ccedil;lık ve haset duygusu olduğunu g&ouml;renler yavaş yavaş bu huylarından sıyrılmalıdır.</p>

<p>İnsanlar, kendilerini istedikleri kadar ıslah edebilir. Kıskan&ccedil;lıktan kurtulanlar rahat ve huzura kavuşur. Bu iş, zenginlik ve fakirlik işi değildir. Bu iş, kalbin zenginliği ve fakirliği işidir. Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmeği kazandığı zaman, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ş&uuml;kreder ve zenginlerin h&acirc;lini d&uuml;ş&uuml;nmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyonlarına daha birka&ccedil; milyon ekleyemediği i&ccedil;in &uuml;z&uuml;nt&uuml; i&ccedil;indedir.</p>

<p>Kıskan&ccedil; insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu posunu, g&uuml;zelliğini, &ccedil;alışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha k&ouml;t&uuml;s&uuml;, onun başına gelen fenalıklara sevinir. İşte bu h&acirc;l, kıskan&ccedil;lığın en k&ouml;t&uuml; derecesidir. B&ouml;yle insandan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olurlar. İyi kalpli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın himayesinde demektir. Peygamber Efendimiz;<br />
<strong>(Bir M&uuml;sl&uuml;man, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in istemezse ve bir M&uuml;sl&uuml;man, kendisine gelecek bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, istemediği h&acirc;lde, o k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; başka bir M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in isterse, onun imanı tam değildir)</strong> buyurmuştur. Yani Peygamber Efendimiz, yalnız kendisini d&uuml;ş&uuml;nenleri beğenmiyor. Başka M&uuml;sl&uuml;manları d&uuml;ş&uuml;nenleri beğeniyor ve &ouml;yle yapmalarını istiyor. B&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya, Peygamber Efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, d&uuml;nyada kavga, g&uuml;r&uuml;lt&uuml; kalır mı?</p>

<p><strong>Sual: Birisinde iyi bir şey g&ouml;r&uuml;nce, bundan bende de olsun demenin dinen mahzuru olur mu?<br />
Cevap:</strong> İnsan bir kimsede bulunan nimetin ondan gitmesini istemeyip, kendisinde de bulunmasını isterse, bu haset olmaz. Buna <strong>gıpta etmek</strong>, imrenmek denir. Gıpta etmek, g&uuml;zel bir huydur. İsl&acirc;miyetin ahkamına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden, g&ouml;zeten salih kimseye gıpta edilmesi vaciptir. D&uuml;nya nimetleri i&ccedil;in gıpta etmek tenzihen mekruh olur.</p>

<p><strong>Sual: İbadetleri zevkle yapabilmek i&ccedil;in kişinin dinlenmiş, neşeli mi olması gerekir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Niyet ederek İslamiyete uymaya <strong>ibadet etmek</strong> denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine ve yasaklarına Ahk&acirc;mı isl&acirc;miyye ve Ahk&acirc;m-ı il&acirc;hiyye denir. Emredilenlere <strong>farz</strong>, yasak edilenlere <strong>haram</strong> denir. Hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(İbadetleri takat getireceğiniz kadar yapınız. Neşe ile yapılan ibadetin kıymeti &ccedil;ok olur)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Beden istirahat edince, ibadetler zevk ile yapılır. Beden ve zihin yorgun iken yapılan işten usan&ccedil; hasıl olur. Yorgunluğu gidermek i&ccedil;in, ara sıra mubah olan şeylerle, bedene neşe getirmelidir. İm&acirc;m-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;&Ccedil;ok ibadet yapınca, beden yorulur. Hareket etmek istemez. Bu zaman uyumakla veya salihlerin hayat hik&acirc;yelerini okumakla yahut mubah olan eğlencelerle bedeni neşelendirmeli. B&ouml;yle yapmak, usanarak ibadet yapmaktan efdaldir.&rdquo;</p>

<p>İbadet yapmaktan maksat, hem m&uuml;cahede yani nefisle cihad ederek, nefsi terbiye etmek, hem de, kalbe ferahlık getirmek, kalbi Allaha bağlamak i&ccedil;indir. &Acirc;yet-i kerimede me&acirc;len;</p>

<p><strong>(Namaz, insanı k&ouml;t&uuml; ve &ccedil;irkin işler yapmaktan korur)</strong> buyuruldu. Severek, neşe ile kılınan namaz b&ouml;yle olur. Bu neşeyi hasıl etmek i&ccedil;in, nefsin mubahlardaki arzularını, ihtiya&ccedil; olduğu kadar, yerine getirmek lazım olur. B&ouml;yle yapmak, İslamiyete uymak olur. İbadetlere sebep olan mubahlar da ibadet olur.</p>

<p><strong>(&Acirc;limin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır)</strong> hadis-i şerifi, bu s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n şahididir. Uyuklayarak, teravih namazı kılmak mekruhtur. Uykulu h&acirc;l gidince, neşe ile kılmalıdır. Uyuklayarak kılınan namazda gevşeklik ve gaflet olur.</p>

<p>Burada yazılan, nakledilen bilgileri yanlış anlamamalıdır. Yorgunluk ve usan&ccedil; hasıl olduğu zaman ibadet tehir edilir, terk edilmez. Farzları &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk etmek b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Kaza etmek farz olur. Vacipleri de kaza etmek vacip olur. S&uuml;nnetleri terk eden, bunların sevabından mahrum kalır. S&uuml;nnetleri &ouml;z&uuml;rs&uuml;z terk etmeyi &acirc;det ederse, bu s&uuml;nnetlere mahsus olan şefaattan mahrum kalır.</p>

<p>Yorgun, h&acirc;lsiz, neşesiz olmak, farzları vaktinden sonraya bırakmak i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olmaz. Vaktinden sonraya bırakmak g&uuml;nahından ve azabından insan kurtulamaz. Farzlara ve haramlara ehemmiyet vermemenin k&uuml;f&uuml;r olduğu akait kitaplarında yazılmış, bildirilmiştir.</p>

<p><strong>Sual: Hediyeleşmek, insanlar arasında sevgiyi, muhabbeti arttırır mı?<br />
Cevap:</strong> Selamın, yardımın ve hediye vermenin zamanı yoktur. Had&icirc;s-i şeriflerde; <strong>(İnsanlar, kendilerine iyilik edenleri sever)</strong> ve <strong>(Hediyeleşiniz, sevişirsiniz)</strong> buyuruldu. Hediyenin en kıymetlisi, en faydalısı, g&uuml;ler y&uuml;z ve tatlı dildir. Herkese karşı, dosta ve d&uuml;şmana, daima g&uuml;ler y&uuml;z ve tatlı dil g&ouml;stermelidir.</p>

<p><strong>Sual: Kader, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın olacakları &ouml;nceden bilmesi midir yoksa, kullarına zorla yaptırması mıdır?<br />
Cevap:</strong> Kaza ve kadere inanmak, imanın şartlarındandır. Kaza ve kader, zeki insanların en &ccedil;ok takıldığı bir bilgidir. Bu takıntılar, kaza ve kaderi iyi anlamamaktan ileri gelmektedir. Kaderin ne demek olduğu iyi anlaşılsa, hi&ccedil; kimsenin ş&uuml;phesi kalmaz ve imanları da kuvvetli olur.</p>

<p>&Acirc;lemlerin yaratanı, yarattığı ve yaratacağı şeylerin hepsini, ezelden ebede, zerreden Arş&#39;a kadar hepsini, maddeleri, manaları, bir anda ve bir arada bilir. Her şeyi yaratmadan &ouml;nce biliyordu. Her şeyin iki t&uuml;rl&uuml; varlığı olur. Biri ilimde varlık, ikincisi, hari&ccedil;te, maddeli varlıktır. İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretleri bunu bir misal ile, ş&ouml;yle anlatmıştır:<br />
&ldquo;Bir m&uuml;hendis mimar, yapacağı bir binanın şeklini, her yerini, &ouml;nce zihninde tasarlar. Sonra zihnindeki bu resmi, k&acirc;ğıda &ccedil;izer. Sonra bu planı, mimara ve ustalara verir. Bunlar da, bu plana g&ouml;re, binayı yapar. K&acirc;ğıttaki plan, binanın, ilimdeki varlığı demektir ve zihinde tasavvur edilerek &ccedil;izilen şeklidir. Buna, ilmi, zihni, hayali v&uuml;cut isimleri verilir. Kereste, taş, tuğla ve har&ccedil;tan yapılan bina da, hari&ccedil;teki varlıktır. M&uuml;hendis mimarın zihninde tasavvur ettiği şekil, yani bu şekle olan bilgisi, binaya olan kaderidir.&rdquo;</p>

<p>Kaza ve kader bilgisi karışık olduğundan, okuyanlarda, birtakım yanlış fikirler, evham ve hayaller hasıl olabilir. Bunun i&ccedil;in, din b&uuml;y&uuml;kleri, kaza ve kaderi &ccedil;eşitli şekilde anlatmışlardır. B&ouml;ylece okuyan ve dinleyenler, s&ouml;zlerin gelişine ve şekline g&ouml;re, tariflerin birinden faydalanabilir ve ş&uuml;pheye d&uuml;şmekten kurtulurlar.</p>

<p>Kader, ileride yaratılacak şeyleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ezelde bilmesidir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeyi, kudreti ve ilmi ile yaratıyor. İşte kader, bu ilimdir. Kader, hi&ccedil;bir şey yaratılmadan &ouml;nce, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ilim sıfatının mahluklara olan bağlılığıdır. Kader bir ilm-i m&uuml;tekaddimdir, cebr-i m&uuml;tehakkim değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sonsuz &ouml;ncelerden bilmesidir, kullarına zorla yaptırması değildir.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet vel-cem&acirc;at, kadere iman etmiş, kadere inanmak imanın şartıdır demiştir. Kadere inanmayan, m&uuml;min değildir dediler. Kaderin, iyisi, k&ouml;t&uuml;s&uuml;, tatlısı, acısı, hep Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kader, bildiği şeyleri yaratmak demektir.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Kendilerini bilim adamı diye tanıtan bazı kimseler, &quot;bu k&acirc;inat ve i&ccedil;indekiler rastgele, tesad&uuml;fen olmuştur, bir yaratıcısı yoktur&quot; diyorlar. Bunların s&ouml;zlerinde ger&ccedil;eklik payı olabilir mi?<br />
Cevap:</strong> D&uuml;nyanın her yerinde ayrı ayrı manzaralar var. İnsan bakmaya doyamıyor. Bunlar kendi kendisine mi var olmuş? Her varlık, hep hesaplı ve d&uuml;zenli, sanki her şey aynı bir makineden &ccedil;ıkmış gibi. Her şey fizik, kimya, biyoloji, astronomi kanunlarına bağlı. Hele, insanın yaratılışındaki ahenk ve nizam! İ&ccedil;imizdeki organların, bir makinenin par&ccedil;aları gibi, birlikte &ccedil;alışması, anlayanları hayran bırakmaktadır. Darwin bile;<br />
&ldquo;G&ouml;z&uuml;n yapısındaki intizamı, incelikleri d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e, hayretten tepem atacak gibi oluyor&rdquo; demiş.</p>

<p align="left">B&uuml;t&uuml;n varlıklar, birbirlerine değişmez kanunlarla bağlı. Dine inanan b&uuml;t&uuml;n din sahipleri, bunları yaratan, bilen, bir <strong>H&acirc;lık</strong> yani Yaradan var diyor. Hi&ccedil;bir dine inanmayanlar ise, her şey rastgele, tesad&uuml;fle var olmuş diyor. Her şeyin sahibi yaratıcısı, Peygamberleri ile haber de g&ouml;nderiyor.<br />
<strong>(Her şeyi ben yarattım. Hepinizin sahibi benim. Bana inanırsanız, sizi Cennetime koyacağım. Sayısız nimetler vereceğim. Sonsuz zevk ve saadet i&ccedil;inde yaşayacaksınız. Peygamberlerime inanmayanları Cehennemde sonsuz cezalandıracağım)</strong> diyor.</p>

<p>Cennet ve Cehennem yok ise, Peygamberlere, ahirete inanmış olanlar, aldanmış ise, bunlar hi&ccedil; zarar g&ouml;rmeyecek. Fakat Peygamberlerin s&ouml;zleri doğru olduğundan, bunlara inanmayanlar ve bunların s&ouml;zlerini değiştirenler, sonsuz azap g&ouml;receklerdir.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tam iman edebilmek i&ccedil;in, nasıl inanmalı, neleri bilmelidir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Mevl&acirc;n&acirc; H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri, İ&rsquo;tik&acirc;dn&acirc;me kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İmanın altı şartından birincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n varlıkların yaratıcısı olduğuna inanmaktır. D&uuml;nya ve ahiret &acirc;leminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır diye kesin inanmaktır. Her maddeyi, atomları, molek&uuml;lleri, elementleri, bileşikleri, organik cisimleri, h&uuml;creleri, hayatı, &ouml;l&uuml;m&uuml;, her olayı, her reaksiyonu, her &ccedil;eşit kuvveti, enerji &ccedil;eşitlerini, hareketleri, kanunları, ruhları, melekleri, canlı cansız her varı, yoktan var eden ve hepsini, her an varlıkta bulunduran, yalnız Odur. Hi&ccedil;bir şeyi yok iken, bir anda yarattığı gibi, her zaman, birbirlerinden de var etmektedir. Kıyamet g&uuml;n&uuml;, her şeyi bir anda yine yok edecektir.</p>

<p>Her varlığın yaratanı, sahibi, h&acirc;kimi Odur. Onun h&acirc;kimi, amiri, &uuml;st&uuml;n&uuml; yoktur diye inanmak lazımdır. Her &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, her kemal sıfat, Onundur. Onda, hi&ccedil;bir kusur, hi&ccedil;bir noksan sıfat yoktur. Dilediğini yapabilir. Yaptıkları, kendine veya başkasına faydalı olmak i&ccedil;in değildir. Bir karşılık i&ccedil;in yapmaz. Bununla beraber, her işinde, hikmetler, faydalar, ve ihsanlar vardır.</p>

<p>Kullarına iyi, faydalı olanı vermeye, kimisine sevap, kimisine azap yapmaya mecbur değildir. Asilerin, g&uuml;nah işleyenlerin hepsini Cennete koysa, ihsanına yakışır. İbadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine uygun olur. Fakat iman edenleri Cennete sokacağını, bunlara sonsuz nimetler vereceğini, k&acirc;firlere ise, Cehennemde sonsuz azap edeceğini dilemiş ve bildirmiştir. B&uuml;t&uuml;n canlılar iman etse, itaat etse, Ona hi&ccedil;bir faydası olmaz. B&uuml;t&uuml;n &acirc;lem k&acirc;fir, azgın, taşkın olsa, karşı gelse, Ona hi&ccedil;bir zarar vermez. Kul, bir şey yapmak dileyince, O da isterse, o şeyi yaratır. Kullarının her hareketini ve her şeyi yaratan Odur. O dilemezse, yaratmazsa, hi&ccedil;bir şey hareket edemez. Onun işine, kimse karışamaz. Şirkten, k&uuml;f&uuml;rden başka, herhangi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı işleyip, t&ouml;vbesiz &ouml;len kimseyi, dilerse affeder, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir g&uuml;nah i&ccedil;in de dilerse azap eder. K&acirc;fir, m&uuml;rtet olarak &ouml;lenleri hi&ccedil; affetmeyeceğini, bunlara sonsuz azap edeceğini bildirmiştir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İnsanın elinde bir şey yoksa, ni&ccedil;in sevap, azap oluyor ve ni&ccedil;in dinler g&ouml;nderiliyor?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, insanların yaptığı işleri iki kısma ayırdı. Bir kısmını beğendiğini, bunları yapanlardan razı olduğunu, her iş karşılığında, bunlara nimetler, rahatlıklar, iyilikler vereceğini vadetti. Vadettiği iyiliklerin &ouml;l&ccedil;&uuml; birimine, <strong>Ecir</strong> ve <strong>Sevap</strong> denir. D&uuml;nyada yapılan her iyiliğe karşılık olarak, ahirette &ccedil;eşitli miktarlarda nimetler verilecektir. Nimetlerin verileceği yere ise, <strong>Cennet</strong> denir.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; insanların yaptığı işlerden bir kısmını beğenmediğini, bunları yapanlardan razı olmadığını, fakat pişman olup tevbe edenleri veya şefaate kavuşanları affedeceğini, af edilmeyenlerin k&ouml;t&uuml; işlerine kıyamette, &ccedil;ok acı karşılıklar vereceğini, bildirdi ki buna <strong>Azap</strong> denir. Azapların şiddetlerini, &ccedil;okluğunu bildiren &ouml;l&ccedil;&uuml; birimine, <strong>G&uuml;nah</strong> denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğendiği şeylere <strong>Hayrat</strong>, <strong>Hasenat</strong>, yani iyi şeyler denir. Beğenmediklerine <strong>Seyyiat</strong>, k&ouml;t&uuml; şeyler denir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, hangi işlerin Hasenat olduklarını, hangi işlerin de Seyyiat olduklarını bildirdi. Hasenat yapanlara sevap vereceğini vadetti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, vadinde sadıktır, s&ouml;z&uuml;nden hi&ccedil; d&ouml;nmez. O h&acirc;lde, Kıyamet g&uuml;n&uuml;, nimet ve azap olarak, başka yerden bir şey getirilmeyecek, d&uuml;nyada yapılanların karşılıklarına kavuşulacaktır.</p>

<p>Azap, k&ouml;t&uuml; iş yaptığından dolayı, biri sana kızıp, intikam almak i&ccedil;in, canını yakması değildir. Sevap da, işini beğendiği i&ccedil;in, m&uuml;kafat değildir. O g&uuml;n, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka, intikam alacak kimse yoktur. İnsanın kanı, safrası bozulduğu veya başka zararlı şeyler v&uuml;cutta &ccedil;oğaldığı zaman, bedendeki değişikliğe, hastalık dediğimiz gibi ve ila&ccedil; tesir ettiği zaman hasıl olan h&acirc;le sıhhat dediğimiz gibi, insanda şehvet ve asabiyet artınca, cana bir ateş d&uuml;şer. İşte insanın felaketinin sebebi, bu ateştir. Bunun i&ccedil;in, had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Gadab, yani asabiyet, Cehennem ateşinden bir par&ccedil;adır)</strong> buyuruldu.<br />
<br />
Akıl ışığı kuvvetlenip, şehvet ve asabiyet ateşini s&ouml;nd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi, iman nuru da, Cehennem ateşini s&ouml;nd&uuml;r&uuml;r. Nitekim, Cehennem, m&uuml;minlere;<br />
&ldquo;Ey m&uuml;min! &Ccedil;abuk ge&ccedil; ki, nurun ateşimi s&ouml;nd&uuml;r&uuml;yor&rdquo; diyecektir. Bu s&ouml;z, ses ile olmayacak, suyun yangını s&ouml;nd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; gibi, Cehennem de, m&uuml;minin nuruna dayanamayıp s&ouml;necektir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4826]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:53:15 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Herkese Lazım Olan İman]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> <b>Herkese Lazım Olan İman</b> kitabı nelerden bahsediyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu kitap, 4 b&ouml;l&uuml;mden meydana gelmiştir:<br />
<b>1- </b>Bu b&ouml;l&uuml;mde, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin <b>İtikadname</b> kitabının terc&uuml;mesi mevcuttur. İmanın ve İslam&rsquo;ın şartları, geniş olarak a&ccedil;ıklanmıştır.<br />
<br />
<b>2- </b>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına iman, Peygamberler, dinler ve kitaplar hakkında bilgi verilmiştir. M&uuml;sl&uuml;man olmadıkları halde M&uuml;sl&uuml;manlığa hayran olanların ve sonradan M&uuml;sl&uuml;manlığı se&ccedil;enlerin, İslamiyet hakkındaki s&ouml;zleri yazılmıştır.<br />
<br />
<b>3- </b>Bug&uuml;nk&uuml; Tevrat ve İnciller&rsquo;deki hatalarla, Kur&rsquo;an-ı kerim hakkında bilgi vardır. Ayrıca Resulullah efendimizin mucizeleri, faziletleri, g&uuml;zel ahlak ve &acirc;detleri bildirilmiştir.<br />
<br />
<b>4- </b>Bu b&ouml;l&uuml;mde, İslamiyet hakkında geniş bilgi mevcuttur. İslam dinine yapılan iftiralara da cevap verilmiştir. İslamiyet bir vahşet dini değildir, Ha&ccedil;lı seferleri, M&uuml;sl&uuml;manlara yapılan zul&uuml;mler, İngilizlerin İslam d&uuml;şmanlığı, M&uuml;sl&uuml;manlar cahil değildir, Din ile felsefenin farkı, İslamiyet&rsquo;te felsefe var mıdır gibi konular da mevcuttur.<br />
<br />
Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde &ouml;zetle deniyor ki:<br />
(İslam dininin inan&ccedil;larını, emir ve yasaklarını bildiren binlerce kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu, yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her &uuml;lkeye yayılmıştır. Buna karşılık, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve İngiliz casuslarına aldanmış olan cahil din adamları, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı ahk&acirc;mına yani emirlerine ve yasaklarına saldırmış, onu lekelemeye, değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır.<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden, yanlış, bozuk manalar &ccedil;ıkarılacağını, b&ouml;ylece 72 sapık fırkanın t&uuml;reyeceğini, Resulullah efendimiz haber vermiştir. B&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi ve din profes&ouml;r&uuml; adı altında ortaya &ccedil;ıkmakta olan, bu sapık fırkalardaki kimselerin kitaplarına, konferanslarına aldanmamalı, bu din, iman hırsızlarının tuzaklarına d&uuml;şmemek i&ccedil;in, &ccedil;ok uyanık olmalı. İslam &acirc;limleri, bunların hepsine, gerekli cevapları &ouml;nceden yazmışlar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dinini, huzur ve kurtuluş yolunu bildirmişlerdir.<br />
<br />
Biz de bu kitabımızda, hakiki &acirc;limlerden, b&uuml;y&uuml;k İslam &acirc;limi, Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerinin <b>İtikadname</b> kitabını se&ccedil;tik. Neşrolunmasını nasip ettiği i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sonsuz hamd ve ş&uuml;k&uuml;rler olsun! İmanın altı esası &uuml;zerinde, bu kitabımızda geniş bilgi vardır. Her M&uuml;sl&uuml;man bu kitabı iyi okumalı, &ccedil;ocuklarının ve b&uuml;t&uuml;n tanıdıklarının okumaları i&ccedil;in gayret etmelidir.)<br />
<br />
Bu kıymetli kitap, sitemizdeki <b><a href="https://dinimizislam.com/14kitap.asp" target="_blank">kitap sipariş formundan</a></b> ve <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">www.hakikatkitabevi.com</a></b> sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, &uuml;cretsiz olarak da okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n kullarından ilk yapmalarını istediği emri ve yine kullarından sakınmalarını istediği ilk yasak ettiği emri nedir, hangisidir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n kullarına birinci emri, iman etmektir. Birinci yasak ettiği şey de k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;rdır. İman etmek demek de, Muhammed aleyhisselamın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın son Peygamberi olduğuna ve getirdiklerine, bildirdiklerinin hepsine inanmaktır.</p>

<p><strong>Sual: İnsanlar, iman ve ink&acirc;r etme hususunda, hep aynı mıdır yoksa aralarında farklılıklar var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;İsl&acirc;m &acirc;limleri, g&ouml;nderilen Peygamberlere inanıp inanmama konusunda insanları d&ouml;rt kısma ayırmışlardır:<br />
1- Peygambere inanır ve buna uyar. Bunlar d&uuml;nyada rahat ve huzur i&ccedil;inde yaşar, ahirette, doğru Cennete gider. Nefsine uyarak hasıl olan g&uuml;nahları, kalp ile t&ouml;vbe, dil ile istiğfar ederek ve d&uuml;nyada sıkıntılar &ccedil;ekerek, af edilecek, doğru Cennete giderek, nimetler i&ccedil;inde sonsuz yaşayacaktır. Bunlara&nbsp;<strong>Salih kul</strong>&nbsp;denir.</p>

<p>2- Peygambere inanır ve buna uyar. D&uuml;nyada dert, sıkıntı ve hastalık i&ccedil;inde yaşar. Dertlere sabır ve ş&uuml;kreder. Sabırları, derecelerinin, sonsuz nimetlerinin artmasına sebep olur. Bunlar, nefislerine uymaz. Bunlara&nbsp;<strong>Veli, Evliya</strong>&nbsp;denir. B&ouml;yle kimseler azdır.</p>

<p>3- Peygambere inanır. Peygambere değil, nefsine uyar. D&uuml;nyada sıkıntı &ccedil;eker. Bunlar, nefislerine uyarak hasıl olan g&uuml;nahlar kadar Cehennemde kaldıktan sonra, Cennete gireceklerdir. Bunlara&nbsp;<strong>Fasık kul</strong>&nbsp;denir.</p>

<p>4- Peygambere inanmaz. İsl&acirc;miyetin emir ve yasak ettiği şeyleri akıl ile bulup, bunlara ve M&uuml;sl&uuml;manlara uyan kafirler, d&uuml;nyada saadete kavuşur ise de, ahirette faydası olmaz.</p>

<p>&Ccedil;ok habis kimselerin daha &ccedil;ok azmaları i&ccedil;in, işlerinde başarı, kolaylık ve rahatlık da verilir. İsl&acirc;miyetin bir emrini beğenmeyen k&acirc;fir olur. K&acirc;firler, Cennete girmeyecek, Cehennemde sonsuz kalacaklardır.</p>

<p><strong>Sual: İman etmek i&ccedil;in, Peygamber Efendimizin bildirdiklerinin hepsine inanmak mı lazımdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Res&ucirc;lullah Efendimizin s&ouml;ylediklerinin, bildirdiklerinin hepsini beğenip kalbin kabul, tasdik etmesine, yani inanmasına&nbsp;<strong>İman</strong>&nbsp;denir. Bu şekilde inanan insanlara,&nbsp;<strong>M&uuml;min</strong>&nbsp;denir. Peygamber Efendimizin s&ouml;zlerinden birine bile inanmamaya veya iyi ve doğru olduğunda ş&uuml;phe etmeye&nbsp;<strong>K&uuml;f&uuml;r</strong>&nbsp;denir. B&ouml;yle inanmayan kimselere de&nbsp;<strong>K&acirc;fir</strong>&nbsp;denir.</p>

<p><strong>Sual: Peygamberlerin imanı ile diğer insanların imanları hep aynı mıdır, aralarında iman bakımından bir fark var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;<strong>İman;</strong>&nbsp;ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan, Peygamber efendimizden gelen haberlere inanmak ve inandığını s&ouml;ylemek demektir. Her lisan ile s&ouml;ylemenin caiz olduğu, D&uuml;rr-i yekt&acirc;da yazılıdır. İbadetler, imandan değildir. Fakat, imanın kemalini arttırır ve g&uuml;zelleştirirler. İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;fe aleyhirrahme, iman artmaz ve azalmaz, buyuruyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman, kalbin tasdik etmesi, kabul etmesi, inanması demektir. İnanmanın azı, &ccedil;oğu olmaz. Azalan ve &ccedil;oğalan bir inanışa, inanmak değil, zan ve vehim denir. İmanın k&acirc;mil veya noksan olması, ibadetlerin &ccedil;ok ve az olması demektir. İbadet &ccedil;ok olunca, imanın kem&acirc;li &ccedil;ok denir. O h&acirc;lde, m&uuml;minlerin imanları, Peygamberlerin imanları gibi olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunların imanları ibadetler sebebi ile kem&acirc;lin tepesine varmıştır. Diğer m&uuml;minlerin imanları oraya yaklaşamaz. Her ne kadar, her iki iman, iman olmakta ortak iseler de, birincisi, ibadetler vasıtası ile, başka t&uuml;rl&uuml; olmuştur. Sanki aralarında benzerlik yoktur. M&uuml;minlerin hepsi, insan olmakta, Peygamberler ile ortaktır. Fakat, başka kıymetler, &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler bunları y&uuml;ksek derecelere &ccedil;ıkarmıştır. İnsanlıkları, sanki başka t&uuml;rl&uuml; olmuştur. Sanki, m&uuml;şterek olan insanlıktan daha y&uuml;ksek insandırlar. Belki, insan bunlardır, başkaları sanki insan değildir.</p>

<p>İm&acirc;m-ı a&#39;zam Eb&ucirc; Han&icirc;fe aleyhirrahme;&nbsp;<strong>(Ben elbette m&uuml;minim)&nbsp;</strong>demelidir, diyor. İm&acirc;m-ı Ş&acirc;fi&icirc; aleyhirrahme ise;&nbsp;<strong>(Ben inş&acirc;allah m&uuml;minim)</strong>&nbsp;demelidir, buyuruyor. Bunun ikisi de doğrudur. İnsan şimdiki imanını s&ouml;ylerken&nbsp;<strong>(Ben elbette m&uuml;minim)</strong>&nbsp;demelidir. Son nefesteki imanını s&ouml;ylerken&nbsp;<strong>(Ben inş&acirc;allah m&uuml;minim)</strong>&nbsp;der. Fakat, burada da, ş&uuml;pheli s&ouml;ylemektense, elbette demek daha iyidir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Dinin inanılmasını emrettiği şeyleri, deneyerek veya akıl ile araştırarak mı &ouml;ğrenip inanmalı yoksa Peygamberimizin bildirdiği gibi mi inanmalıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Dinin bildirdiği inanılması lazım şeyler i&ccedil;in, tecr&uuml;bi ilimlere danışıp, tecr&uuml;beye uygun ise, inanır, tecr&uuml;be ile ispat edemeyince, inanmaz veya ş&uuml;pheye d&uuml;şerse, o zaman, tecr&uuml;besine inanmış olup, Resulullah efendimize inanmamış olur ki, b&ouml;yle iman, k&acirc;mil, olgun değil, zaten bu iman da olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iman par&ccedil;alanamaz, az ve &ccedil;ok olmaz.</p>

<p>Din bilgileri, felsefe ile &ouml;l&ccedil;&uuml;lmeye kalkışılırsa, bu sefer filozofa inanılmış olup, Peygambere inanılmış olmaz. Evet, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın var olduğunu, Muhammed aleyhisselamın, Allahın Peygamberi olduğunu anlamakta, aklın, felsefi ve tecr&uuml;bi ilimlerin yardımı b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Fakat, bunların yardımı ile Peygambere inanıldıktan sonra, Onun bildirdiği şeylerin her biri i&ccedil;in akla, felsefeye ve tecr&uuml;bi ilimlere danışmak doğru olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, akıl, tecr&uuml;be ve felsefe yolu ile elde edilen bir&ccedil;ok bilgilerin, zamanla değişmekte, yenileri bulununca, eskilerinin atılmakta olduğunu g&ouml;steren misaller, literat&uuml;rlerde az değildir. O h&acirc;lde iman, Resulullah efendimizin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; tarafından, Peygamber olarak, b&uuml;t&uuml;n insanlara getirdiği ve bildirdiği emirlerin hepsine itimat etmek, g&uuml;venmek ve inanmaktır. Bu emirlerin, bilgilerin herhangi birine inanmamak veya ş&uuml;phe etmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, ink&acirc;rdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Resulullah efendimize inanmamak veya itimat etmemek, g&uuml;venmemek, Resulullah efendimize yalancı demek olur. Yalancılık kusurdur ve kusuru olan kimse, Peygamber olamaz.</p>

<p>İman demek, Nasslarda, yani, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde ve icm&acirc; ile ve zaruri olarak bilinen hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilen şeylerin hepsine, inanmak demektir. Burada icm&acirc; demek, Esh&acirc;b-ı kiramın s&ouml;z birliği demektir. Bir şeyi, Esh&acirc;b-ı kiram, s&ouml;z birliği ile bildirmedi ise, T&acirc;biinin s&ouml;z birliği bu şey i&ccedil;in icm&acirc; olur. T&acirc;biin de bu şeyi s&ouml;z birliği ile bildirmedi ise, Tebe-i t&acirc;biinin s&ouml;z birliği ile bildirmeleri, bu şey i&ccedil;in icm&acirc; olur.</p>

<p>İman; Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği şeyleri, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmaksızın, tasdik ve itikat etmektir, inanmaktır. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik ederse, aklı tasdik etmiş, Resul&uuml; tasdik etmiş olmaz.</p>

<p><b>Sual: Bir kimse, &ccedil;ok zan etmekle iman etmiş olur mu yoksa inanılacak şeyleri iyi bilmesi mi gerekir?</b><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;İbadetler, fazla zan edilmekle, doğru olur. İman, itikat ise, &ccedil;ok zan ile doğru olmaz, iyi bilinmekle doğru olur.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Hangi milletten olursa olsun, inansın veya ink&acirc;r etsin, her insanda inanma duygusu, din hissi var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;İsl&acirc;miyetin meydana &ccedil;ıktığı Arabistan yarımadasında, putlara, heykellere tapılıyordu. Fikirler, &ccedil;ok tanrının varlığına saplanmış idi. Din-i isl&acirc;m bunun i&ccedil;in, şirkin k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; &uuml;zerinde &ccedil;ok durmuştur ve bunun i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man olmak, Kelime-i tevhid ile başlamıştır. İnsanlar yaratılışta din hissine maliktir, sahiptir. Bunun i&ccedil;in, Allaha inanmayan kimse, ruh hastası, psikopat demektir. B&ouml;yle kusurlu insanlar, b&uuml;y&uuml;k manevi bir destekten mahrum olup, pek acınacak bir h&acirc;ldedirler. Avrupa fikir adamlarından birinin; &ldquo;Dindarlık b&uuml;y&uuml;k bir saadettir. Fakat ben bu saadete kavuşamadım&rdquo; dediği gibi, bizdeki dinde reformculardan Tevfik Fikret de, T&acirc;r&icirc;h-i Kad&icirc;m adını verdiği manzum bir eserinde, M&uuml;sl&uuml;manlık ile ve iman sahibi olmakla alay ettiği h&acirc;lde, şairlik ruhundan fışkıran ve &ouml;n&uuml; alınamayan şu şiirinde imanlı olmak ihtiyacını da bildirmiştir:<br />
Bu yalnızlık, bu bir gurbet ki, benzer gurbet-i kabre,<br />
İnanmak! İşte &acirc;ğ&ucirc;ş-i r&ucirc;h&acirc;n&icirc;, o gurbette.</p>

<p align="left"><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man iken aklını kaybeden bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;manlığı devam etmekte midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;İman, ibadetler ve amellerde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarından g&uuml;c&uuml; yetmediği şeyleri istememiştir. Bunun i&ccedil;in, M&uuml;sl&uuml;man iken deli olan, gafil olan, uyuyan, &ouml;len kimse, bu halinde tasdik etmekte değil ise de, M&uuml;sl&uuml;manlıkları devam etmektedir.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, nefsin de iman etme şartı var mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;M&uuml;sl&uuml;man olmak i&ccedil;in, nefsin de iman etmesi lazım değildir. Nefsinden kalbine k&uuml;fre sebep olan şeyler gelen kimse, bunları s&ouml;ylemese, imanının kuvvetine alamet olur.</p>

<p><strong>Sual: İbadetler i&ccedil;inde, beş vakit namaz kılmak da, imanın şartlarından mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Namaz kılmak, imanın şartı değil ise de, namazın farz olduğuna inanmak, imanın şartıdır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: İman eden herkesin, her M&uuml;sl&uuml;manın, imanı aynı mıdır, eğer aynı ise neden her iman eden olgun bir M&uuml;sl&uuml;man olamıyor, bunun sebebi nedir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İsl&acirc;miyetin bir sureti, dış g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş&uuml;, bir de hakikati, aslı, &ouml;z&uuml; vardır. İsl&acirc;miyetin sureti, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ve Onun Res&ucirc;l&uuml;ne ve bu Res&ucirc;l&uuml;n Ondan getirdiği bilgilere inanmak ve İsl&acirc;miyetin ahkamına uymaktır. Ahkama uymak demek, emir edilen şeyleri yapmak, yasak edilen şeylerden ka&ccedil;ınmaktır. İnsanın nefsi iman etmez ve İsl&acirc;miyetin suretine uymak istemez. Onun yaratılışı b&ouml;yledir. Bundan dolayı İsl&acirc;miyetin suretine uyanların imanı, imanın suretidir. Yani, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte imandır. Namazları, oru&ccedil;ları ve b&uuml;t&uuml;n ibadetleri, ibadetlerin suretidir. Yani, hep g&ouml;r&uuml;n&uuml;şte ibadettirler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insan deyince, insanın nefsi anlaşılır. Herkes&nbsp;<strong>Ben</strong>&nbsp;deyince nefsini bildirmektedir. İnsan ibadet yaparken, nefsi k&uuml;f&uuml;r, inkar halindedir. Yaptıklarının yerinde bir iş olduğunu inkar etmektedir. B&ouml;yle bir insanın imanı ve ibadetleri, hakiki ve doğru olabilir mi? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &ccedil;ok merhametli olduğu i&ccedil;in imanın ve ibadetlerin suretlerini, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şlerini, hakiki olarak, doğru olarak kabul buyuruyor. B&ouml;yle kullarını Cennete koyacağını s&ouml;z veriyor, m&uuml;jdeliyor. Cenneti ve Cennette olan kullarını Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sever. Onlardan razıdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, sonsuz ihsan sahibi olduğu i&ccedil;in, yalnız kalbin tasdik etmesini, inanmasını iman olarak kabul buyurmuştur. Nefsin, anlamasını, inanmasını istememiştir. B&ouml;yle olmakla beraber Cennetin de hem sureti, hem de hakikati vardır. D&uuml;nyada İsl&acirc;miyetin yalnız suretine kavuşanlar, Cennetin de yalnız suretine kavuşacaklar, yalnız onun zevkini, tadını alacaklardır. D&uuml;nyada İsl&acirc;miyetin hakikatine kavuşanlar ise, Cennetin de hakikatine kavuşacaklardır.</p>

<p align="left">Cennetin yalnız suretine ve yalnız hakikatine kavuşanlar, aynı nimetlerden mesela aynı meyvesinden yedikleri halde, başka başka lezzet duyacaklardır. Res&ucirc;lullahın zevceleri, hanımları, m&uuml;minlerin anneleri olup, Cennette Res&ucirc;lullah efendimizin yanında bulunacaklar, aynı meyveyi yiyecekler ise de, başka başka tat alacaklardır. İsl&acirc;miyetin suretine uyanlar, ahirette azaptan kurtulacak, sonsuz saadete kavuşacaklardır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsede imanın var olup olmadığı ne ile ve nasıl anlaşılır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir. Ament&uuml;deki altı şeye inanmak, imandır. İmanın bunlardan da &ouml;nce gelen asıl iki şartı ise gayba iman ve hubb-i fillah, buğd-i fillahtır. İmanın, bir m&uuml;minde var olması bu iki şarta bağlıdır:</p>

<p><strong><em>Birincisi,</em>&nbsp;gayba imandır ki</strong>, g&ouml;rmeden, kendi aklına, bilgisine danışmadan inanmaktır. Gayba iman esastır ve gayba iman etmek lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;ny&acirc;nın ve ahıretin b&uuml;t&uuml;n saadetleri, g&ouml;rmeden inanmaya bağlıdır. Can, r&ucirc;h boğaza gelmeden &ouml;nce iman etmiş olmalıdır. Can boğaza gelince, ahıretin b&uuml;t&uuml;n halleri g&ouml;sterilir. O zaman b&uuml;t&uuml;n k&acirc;firler iman etmek isterler. H&acirc;lbuki imanın gayb&icirc; olması lazımdır. G&ouml;rmeden inanmalıdır. G&ouml;r&uuml;len şeye iman edilmiş olmaz. Fakat bu anda, m&uuml;minlerin t&ouml;vbesi kabul olunur.</p>

<p><strong><em>İkincisi,</em>&nbsp;hubb-i fillah ve buğd-i fillahtır.</strong>&nbsp;Bu iki şart yoksa, Ament&uuml;de bildirilen altı şarta bir kimse inansa da m&uuml;min olamaz. Hubb-i fillah; Allah i&ccedil;in sevmek, buğd-i fillah ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in sevmemektir. İmanın alameti; hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır. Bir had&icirc;s-i şer&icirc;fte;</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bazı kulları vardır. Bunlar, Peygamber değildir. Peygamberler ve şehitler, kıyamet g&uuml;n&uuml; bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımayan, uzak yerlerde yaşayan, Allah i&ccedil;in birbirini seven m&uuml;minlerdir)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği ibadet, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır ve imanın alametidir. İbadetlerin en &uuml;st&uuml;n&uuml; olduğu bildirilen hubb-i fillah ve buğd-ı fillah da bu demektir. Resulullah efendimiz buyurdu ki:</p>

<p><strong>(İmanın temeli ve en kuvvetli alameti, M&uuml;sl&uuml;manları sevmek ve M&uuml;sl&uuml;manlara d&uuml;şmanlık edenleri sevmemektir.)</strong>&nbsp;Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselama vayderek;</p>

<p><strong>(Eğer yerlerde ve g&ouml;klerde bulunan b&uuml;t&uuml;n mahlukların ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedik&ccedil;e ve d&uuml;şmanlarıma d&uuml;şmanlık etmedik&ccedil;e, hi&ccedil; faydası olmaz)&nbsp;</strong>buyurmuştur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir Peygambere vahyetti ki, falan abide s&ouml;yle; d&uuml;nyada z&uuml;hd ederek, nefsini rahata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim i&ccedil;in ne yaptın? Abid; ya Rabb&icirc;! Senin i&ccedil;in ne yapılır? deyince Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;; d&uuml;şmanıma, benim i&ccedil;in d&uuml;şmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim i&ccedil;in sevdin mi? buyurdu.)</strong></p>

<p><strong>Sual: Gayr-i m&uuml;slim bir &uuml;lkede iman etmiş olan kimsenin, hemen farzları yapması, haramlardan sakınması gerekir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Gayr-i m&uuml;slim bir memlekette M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimse, farzları, haramları işitince, bunlara uyması lazım olur. M&uuml;sl&uuml;manların yaşadığı bir &uuml;lkede imana gelen veya baliğ yani ergenlik &ccedil;ağına giren kimse de, hemen o andan itibaren, farzları yapması, haramlardan ka&ccedil;ınması lazım olur. M&uuml;sl&uuml;manların yaşadığı &uuml;lkede imana gelen kimsenin, farz olduğunu &ouml;ğreninceye kadar, kılmadığı namazları ve tutmadığı oru&ccedil;ları kaza etmesi de lazım olur. Bilmemesi, terk etmek g&uuml;nahından kurtulması i&ccedil;in &ouml;z&uuml;r olur. &Ouml;ğrenmeyi terk etti ise, hi&ccedil; &ouml;z&uuml;r olmaz.</p>

<p><strong>Sual: Kadın, erkek her M&uuml;sl&uuml;manın ilk bilmesi, inanması lazım olan şey nedir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;M&uuml;kellef olan, yani akıl ve baliğ olan, kadın, erkek her M&uuml;sl&uuml;manın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı tanıması, bilmesi, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıf&acirc;t-ı z&acirc;tiyyesini ve sıf&acirc;t-ı s&uuml;b&ucirc;tiyyesini, doğru bilmesi ve inanması lazımdır. Herkese ilk farz olan şey budur. Bilmemek &ouml;z&uuml;r olmaz, bilmemek g&uuml;nah olur.</p>

<p><strong>Sual: Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir kimsenin, mutlaka gus&uuml;l abdesti alması gerekir mi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Yeni M&uuml;sl&uuml;man olan bir gayr-i m&uuml;slimin, M&uuml;sl&uuml;man olunca, gus&uuml;l abdesti alması m&uuml;stehabdır.</p>

<p><strong>Sual: Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olan M&uuml;sl&uuml;manların, belli başlı iman konusunda alametleri var mıdır, varsa nelerdir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Orijinal ismi Mift&acirc;h-&uuml;l-Cenne olan Mızraklı İlmih&acirc;l kitabında, konu ile alakalı olarak şu bilgi verilmektedir:</p>

<p>&ldquo;Ve dahi, Ehl-i s&uuml;nnet olanların, on alameti vardır:&nbsp;1-O kimse cemaate m&uuml;davemet, devam eder.&nbsp;2-İtikadı veya fıskı, k&uuml;fre varmayan imama uyar.&nbsp;3-Mest &uuml;zerine meshi caiz g&ouml;r&uuml;r.&nbsp;4-Esh&acirc;b-ı kiramdan hi&ccedil;birine k&ouml;t&uuml; s&ouml;z s&ouml;ylemez.&nbsp;5-Devlete isyan etmez.&nbsp;6-Dinde bigayr-i hakkın m&uuml;cadele ve m&uuml;nakaşa etmez.&nbsp;7-Dinde, şek, ş&uuml;phe etmez.&nbsp;8-Hayrı ve şerri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan bilir.&nbsp;9-İlhadı, k&uuml;fr&uuml; belli olmadık&ccedil;a ehl-i kıbleyi tekfir etmez, onlara k&acirc;fir demez.&nbsp;10-D&ouml;rt halifeyi sair, diğer Eshab &uuml;zerine tercih eder, Onları &uuml;st&uuml;n bilir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İşlenen bir g&uuml;nah sebebi ile, bir kimse dinden &ccedil;ıkar mı?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;M&uuml;sl&uuml;manlığa inanan ve seven bir kimseyi, kusurlarından dolayı M&uuml;sl&uuml;manlıktan &ccedil;ıkarmak doğru değildir. İman, M&uuml;sl&uuml;manlık esaslarını kabul etmek ve b&uuml;t&uuml;n ahkamına, h&uuml;k&uuml;mlerine uymakta kusur etse bile, saygı g&ouml;stermek olduğundan, M&uuml;sl&uuml;manlığın temelidir. Amel imandan bir par&ccedil;a olsaydı, her g&uuml;nah işleyen, k&acirc;fir olurdu. D&uuml;nyada M&uuml;sl&uuml;man kalmazdı. Had&icirc;s-i şeriflerde bazı iyilikler imana, bazı k&ouml;t&uuml;l&uuml;kler k&uuml;fre bağlı olarak bildirilmiş ise de, b&ouml;yle buyurulması, bu iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin şiddetini, derecesinin &ccedil;okluğunu bildirmek i&ccedil;indir. Başka &acirc;yet-i kerimelerin ve had&icirc;s-i şeriflerin yardımı ile, bunların, imandan veya k&uuml;f&uuml;rden par&ccedil;a olmadıkları anlaşılmaktadır.&nbsp;<strong>(Hay&acirc; imandan bir şubedir)</strong>,&nbsp;<strong>(Temizlik imanın yarısıdır)</strong>,&nbsp;<strong>(İman namazdır)</strong>,&nbsp;<strong>(M&uuml;min, insanların emin olduğu kimsedir)</strong>,&nbsp;<strong>(M&uuml;min, m&uuml;min iken zina etmez)</strong>,&nbsp;<strong>(M&uuml;minde her huy, her tabiat bulunabilir. Yalnız hainlik ve yalancılık bulunmaz)</strong>&nbsp;had&icirc;s-i şerifleri b&ouml;yledir. Bu had&icirc;s-i şerifler, hay&acirc;, taharet, namaz, emanet, iffet, doğruluk gibi iyiliklerin olmaması ve yalan, hainlik ve zina gibi k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin bulunması imanın olmaması gibidir diyerek, bunların ehemmiyetlerini bildirmektedir. Bazı amellere iman kadar kıymet verilmekle, bunların ehemmiyetleri bildirilmiştir. Dinde reformcular, buna karşılık olarak, Peygamberlerin imana d&acirc;hil ettiği şeyleri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin imandan ayırmaya ne hakları olabilir derlerse,&nbsp;<strong>(M&uuml;min olarak &ouml;len kimse, zina etmiş ve hırsızlık etmiş ise de, sonunda Cennete girer)</strong>&nbsp;had&icirc;s-i şerifi, bunlara cevap vermektedir. Ankeb&ucirc;t s&ucirc;resinin 2. &acirc;yet-i kerimesinde;&nbsp;<strong>(İnsanların, iman ettik demekle bırakılmayarak, din yolunda karşılaşacakları sıkıntılara katlanmalarına g&ouml;re, iman ettik s&ouml;zlerinin doğru veya yalan olduğu anlaşılacağı)</strong>&nbsp;me&acirc;l-i şerifi ile bildirilmektedir. Bu &acirc;yet-i kerimede, sıkıntılara dayanmanın &ccedil;ok m&uuml;him olduğu anlatılmaktadır.</p>

<p><strong>Sual: İbadetleri yapmak lazım olduğu gibi, bunların emir olduğuna inanmak da lazım mıdır?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;İsl&acirc;miyetin emrettiği ibadetleri yerine getirmek lazım olduğu gibi, her birinin vazife, emir olduğuna inanmak da ayrıca lazımdır. B&ouml;yle inanan bir M&uuml;sl&uuml;man, bu vazifeleri elbette severek yapacaktır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Din kitaplarında Cennete iman ile girilir ve iman esastır deniyor. İman esas ise, o zaman, emirleri yapmaya, haramlardan sakınmaya gerek yok mudur?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Kalp ile inanmak, M&uuml;sl&uuml;manlığın temeli olduğu gibi, amellerin de en &uuml;st&uuml;n&uuml; budur. Res&ucirc;lullah efendimize işlerin en &uuml;st&uuml;n&uuml; hangisidir diye soruldukta;<br />
<strong>(Allaha ve Res&ucirc;l&uuml;ne inanmaktır)</strong>&nbsp;buyurduktan sonra, ament&uuml;y&uuml; okumuştur. Bu had&icirc;s-i şerif Buh&acirc;r&icirc;de yazılıdır.</p>

<p align="left">İsl&acirc;miyette imanın esas olması, amellerin, ibadetlerin ehemmiyetini, &ouml;nemini azaltmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, amellerin yapılmasına sebep, imandır. Sebebin kuvvetli olması, neticeyi emniyet altına alır. İmanı kuvvetli olan bir M&uuml;sl&uuml;man, amellere daha &ccedil;ok ehemmiyet verir. M&uuml;sl&uuml;manların her farza, harama, her amele, her vazifeye de ayrı ayrı iman etmesi lazım olduğu i&ccedil;in, g&uuml;nah işleyenler, imanlarının sarsılacağını, hatta gideceğini d&uuml;ş&uuml;nerek titrerler. Hatta bir g&uuml;nahı işlemeyen kimse bile, o g&uuml;naha ehemmiyet vermese, ne olurmuş dese, imanı gider k&acirc;fir olur. Bazı işleri imana katmak isteyen dinde reformcular, amellerin ehemmiyetini acaba bu kadar anlayabilmişler midir? Yalnız kalp ile inanmakla M&uuml;sl&uuml;manlık olmayacağını, amellere, işlere bakmak lazım olduğunu s&ouml;yleyenler, bu amellerin Allah i&ccedil;in ve ahireti kazanmak i&ccedil;in değil de, d&uuml;nya i&ccedil;in ve d&uuml;nya saadeti i&ccedil;in olmasını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar.</p>

<p align="left">Dinin emirlerini, yasaklarını kabul et, iman eyle de, bunları ister yap, ister yapma, artık bundan rahat bir şey olamaz demeleri de yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bu emir ve yasaklara ehemmiyet vermeyen k&acirc;fir olur.</p>

<p align="left">İman, kalbin inanması demektir. Bunun hasıl olması i&ccedil;in, &ouml;nce ilim lazımdır. İlim ile amel başka başka şeydir. Amel, ilme pek lazım ise de, ikisi aynı şey olamaz. Fransızların; &ldquo;Bon penser et bien dire ne sert rien sans bien faire&rdquo; atas&ouml;zleri de, ilim ile ameli birbirinden ayırmaktadır. Yani, iyi d&uuml;ş&uuml;nmek, iyi s&ouml;ylemek, iyi iş yapmadık&ccedil;a, bir şeye yaramaz demişlerdir. Fakat, dinimiz, bu atas&ouml;z&uuml;ne karşı olarak iyilik yapmaksızın iyi d&uuml;ş&uuml;nmek, yani, yalnız iman etmek fayda verir demektedir.</p>

<p><strong>Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;man, emir ve yasakları &ouml;ğrenmese, ibadetleri de şartlarına uyarak yapmasa, b&ouml;yle bir kimsenin kurtulması m&uuml;mk&uuml;n olur mu?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrettiği işlere&nbsp;<strong>Farz</strong>, yasak ettiklerine&nbsp;<strong>Haram</strong>&nbsp;denir. Farz veya haram olmayanlara&nbsp;<strong>Mubah</strong>&nbsp;denir. Farzları yapmaya, haramlardan sakınmaya ve mubahları Allah rızası i&ccedil;in yapmaya&nbsp;<strong>İbadet etmek</strong>&nbsp;denir. Bir ibadetin sahih ve makbul olması, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğenmesi i&ccedil;in, ilim yani doğru yapmanın şartlarını &ouml;ğrenmek, amel yani şartlarına uygun ve ihlas ile yapmak lazımdır. İhlas, para, mevki, ş&ouml;hret gibi d&uuml;nya menfaatlerini d&uuml;ş&uuml;nmeyip, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; emrettiği i&ccedil;in, Onun rızasını, sevgisini kazanmak i&ccedil;in yapmaktır. İlim, fıkıh kitaplarını, bir &uuml;stad ile birlikte okuyarak, ihlas da, bir velinin s&ouml;zlerinden, h&acirc;l ve hareketlerinden, tasavvuf kitaplarını okuması ile elde edilir. İslam ilimleri, iki kısımdır: Din bilgileri ve fen bilgileri. Bunları, l&uuml;zumu kadar &ouml;ğrenmek farzdır. Mesela, ilacın kullanma şeklini, miktarını ve elektrik lambası makinası kullananın elektrik hakkında kısa bilgi &ouml;ğrenmesi farzdır. &Ouml;ğrenmezse, &ouml;l&uuml;me sebep olurlar.</p>

<p>Farzlara ve haramlara inanıp da, tembellikle veya k&ouml;t&uuml; arkadaşlara uyarak, ibadet etmeyen bir M&uuml;sl&uuml;man, t&ouml;vbe etmeden &ouml;l&uuml;rse, g&uuml;nahı bitinceye kadar, Cehennemde yanar. Farzları &ouml;ğrenmeyen, bilse de, kıymet, ehemmiyet vermeyen, &uuml;z&uuml;lmeden, Allah&#39;tan korkmadan terk eden, M&uuml;sl&uuml;manlıktan &ccedil;ıkar, k&acirc;fir olur. Cehennemde, ebed&icirc;, sonsuz yanar. Haramları yapmak da b&ouml;yledir.</p>

<p>Bir ibadetin ilmini &ouml;ğrenmeyenin, şartlarını bilmeyenin, yaptığı ibadet, ihlas ile yapılmış olsa da, sahih olmaz. Hi&ccedil; yapmamış gibi olur. Şartlarını bilerek ve g&ouml;zeterek yapanın, ibadeti sahih olur. Fakat, ihlas ile yapmadı ise, bu ibadeti ve hi&ccedil;bir iyiliği kabul olmaz. İlim ve ihlas ile yapılmayan ibadetin faydası olmaz. İnsanı k&uuml;f&uuml;rden, g&uuml;nahtan, azaptan kurtarmaz. &Ouml;m&uuml;r boyunca, b&ouml;yle ibadet yapıp da, k&uuml;f&uuml;r &uuml;zere vefat eden m&uuml;nafıklar &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. İlim ile, ihlas ile yapılan ibadet, insanı, d&uuml;nyada k&uuml;f&uuml;rden, g&uuml;nahtan kurtarır ve aziz eder. Ahirette de, Cehennem azabından kurtaracağını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, M&acirc;ide s&ucirc;resinin dokuzuncu &acirc;yetinde ve Vel&#39;asr s&ucirc;resinde vadetmektedir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya tam iman edebilmek i&ccedil;in, nasıl inanmalı, neleri bilmelidir?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Mevl&acirc;n&acirc; H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; hazretleri, İ&rsquo;tik&acirc;dn&acirc;me kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;İmanın altı şartından birincisi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın b&uuml;t&uuml;n varlıkların yaratıcısı olduğuna inanmaktır. D&uuml;nya ve ahiret &acirc;leminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır diye kesin inanmaktır. Her maddeyi, atomları, molek&uuml;lleri, elementleri, bileşikleri, organik cisimleri, h&uuml;creleri, hayatı, &ouml;l&uuml;m&uuml;, her olayı, her reaksiyonu, her &ccedil;eşit kuvveti, enerji &ccedil;eşitlerini, hareketleri, kanunları, ruhları, melekleri, canlı cansız her varı, yoktan var eden ve hepsini, her an varlıkta bulunduran, yalnız Odur. Hi&ccedil;bir şeyi yok iken, bir anda yarattığı gibi, her zaman, birbirlerinden de var etmektedir. Kıyamet g&uuml;n&uuml;, her şeyi bir anda yine yok edecektir.</p>

<p>Her varlığın yaratanı, sahibi, h&acirc;kimi Odur. Onun h&acirc;kimi, amiri, &uuml;st&uuml;n&uuml; yoktur diye inanmak lazımdır. Her &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, her kemal sıfat, Onundur. Onda, hi&ccedil;bir kusur, hi&ccedil;bir noksan sıfat yoktur. Dilediğini yapabilir. Yaptıkları, kendine veya başkasına faydalı olmak i&ccedil;in değildir. Bir karşılık i&ccedil;in yapmaz. Bununla beraber, her işinde, hikmetler, faydalar, ve ihsanlar vardır.</p>

<p>Kullarına iyi, faydalı olanı vermeye, kimisine sevap, kimisine azap yapmaya mecbur değildir. Asilerin, g&uuml;nah işleyenlerin hepsini Cennete koysa, ihsanına yakışır. İbadet edenlerin hepsini Cehenneme atsa, adaletine uygun olur. Fakat iman edenleri Cennete sokacağını, bunlara sonsuz nimetler vereceğini, k&acirc;firlere ise, Cehennemde sonsuz azap edeceğini dilemiş ve bildirmiştir. B&uuml;t&uuml;n canlılar iman etse, itaat etse, Ona hi&ccedil;bir faydası olmaz. B&uuml;t&uuml;n &acirc;lem k&acirc;fir, azgın, taşkın olsa, karşı gelse, Ona hi&ccedil;bir zarar vermez. Kul, bir şey yapmak dileyince, O da isterse, o şeyi yaratır. Kullarının her hareketini ve her şeyi yaratan Odur. O dilemezse, yaratmazsa, hi&ccedil;bir şey hareket edemez. Onun işine, kimse karışamaz. Şirkten, k&uuml;f&uuml;rden başka, herhangi b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı işleyip, t&ouml;vbesiz &ouml;len kimseyi, dilerse affeder, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir g&uuml;nah i&ccedil;in de dilerse azap eder. K&acirc;fir, m&uuml;rtet olarak &ouml;lenleri hi&ccedil; affetmeyeceğini, bunlara sonsuz azap edeceğini bildirmiştir.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual: Kendilerini bilim adamı diye tanıtan bazı kimseler, &quot;bu k&acirc;inat ve i&ccedil;indekiler rastgele, tesad&uuml;fen olmuştur, bir yaratıcısı yoktur&quot; diyorlar. Bunların s&ouml;zlerinde ger&ccedil;eklik payı olabilir mi?<br />
Cevap:</strong> D&uuml;nyanın her yerinde ayrı ayrı manzaralar var. İnsan bakmaya doyamıyor. Bunlar kendi kendisine mi var olmuş? Her varlık, hep hesaplı ve d&uuml;zenli, sanki her şey aynı bir makineden &ccedil;ıkmış gibi. Her şey fizik, kimya, biyoloji, astronomi kanunlarına bağlı. Hele, insanın yaratılışındaki ahenk ve nizam! İ&ccedil;imizdeki organların, bir makinenin par&ccedil;aları gibi, birlikte &ccedil;alışması, anlayanları hayran bırakmaktadır. Darwin bile;<br />
&ldquo;G&ouml;z&uuml;n yapısındaki intizamı, incelikleri d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k&ccedil;e, hayretten tepem atacak gibi oluyor&rdquo; demiş.</p>

<p align="left">B&uuml;t&uuml;n varlıklar, birbirlerine değişmez kanunlarla bağlı. Dine inanan b&uuml;t&uuml;n din sahipleri, bunları yaratan, bilen, bir <strong>H&acirc;lık</strong> yani Yaradan var diyor. Hi&ccedil;bir dine inanmayanlar ise, her şey rastgele, tesad&uuml;fle var olmuş diyor. Her şeyin sahibi yaratıcısı, Peygamberleri ile haber de g&ouml;nderiyor.<br />
<strong>(Her şeyi ben yarattım. Hepinizin sahibi benim. Bana inanırsanız, sizi Cennetime koyacağım. Sayısız nimetler vereceğim. Sonsuz zevk ve saadet i&ccedil;inde yaşayacaksınız. Peygamberlerime inanmayanları Cehennemde sonsuz cezalandıracağım)</strong> diyor.</p>

<p>Cennet ve Cehennem yok ise, Peygamberlere, ahirete inanmış olanlar, aldanmış ise, bunlar hi&ccedil; zarar g&ouml;rmeyecek. Fakat Peygamberlerin s&ouml;zleri doğru olduğundan, bunlara inanmayanlar ve bunların s&ouml;zlerini değiştirenler, sonsuz azap g&ouml;receklerdir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4775]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:44:21 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Küfür ve küfür bulaşığı]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> K&uuml;f&uuml;r bulaşığı ne demek, k&uuml;f&uuml;r işleri yapan k&acirc;fir olmuyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu hususta, hicr&icirc; ikinci bin yılın m&uuml;ceddidi olan, b&uuml;y&uuml;k m&uuml;ctehid &acirc;lim <b>İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc;</b> hazretleri buyuruyor ki:<br />
Cehennemde sonsuz olarak yanmak, k&uuml;fr&uuml;n karşılığıdır. Bir kimse, imanı varken, k&acirc;firlerin ibadetlerine, bayramlarına kıymet verirse, &acirc;limlerimiz, bu kimsenin imanının gideceğini bildiriyor. Zamanımız M&uuml;sl&uuml;manlarının &ccedil;oğu, bu belaya yakalanmıştır. H&acirc;lbuki Peygamberimiz, <b>(Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde sonsuz olarak kalmayacak, Cehennemden &ccedil;ıkarılacaktır)</b> buyuruyor. Bunun a&ccedil;ıklaması ş&ouml;yledir:<br />
Bir kimse, dinde inanılması lazım olan şeylerden, bir tanesine bile inanmamış, ş&uuml;phe etmiş veya beğenmemişse imanı gider, k&acirc;fir olur. Bu kimse Cehennemde ebed&icirc; yanacaktır. Bir kimse de, Kelime-i tevhid s&ouml;yleyip, bunun m&acirc;n&acirc;sını kabul eder, (Muhammed aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın peygamberidir, her s&ouml;z&uuml; doğrudur, g&uuml;zeldir, ona uygun olmayanlar yanlıştır, k&ouml;t&uuml;d&uuml;r) diye inanırsa ve son nefesinde de &ouml;yle &ouml;l&uuml;p, &acirc;hirete, bu imanla giderse, onun durumu farklıdır. Bu kimse, k&acirc;firlerin mukaddes bildikleri g&uuml;nlerinde ve gecelerinde, onların yaptıklarını yaparsa veya bir g&uuml;nahı hafif g&ouml;rerek, &ouml;nem vermeden işlerse, bunlara k&uuml;f&uuml;r bulaşığı denir. Bu kimse de Cehenneme girer, ama kalbinde zerre kadar imanı olduğu i&ccedil;in, Cehennemde sonsuz kalmaz.<br />
<br />
<b>K&uuml;f&uuml;rden ka&ccedil;ınanlar</b><br />
İmanı olanlardan, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenlere [ve tevbe etmeden &ouml;lenlere] gelince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu g&uuml;nahları isterse affeder, isterse g&uuml;nahı temizleninceye kadar Cehennemde azap eder. Cehennem azabı, ister sonsuz olsun, ister belli bir zaman olsun, k&uuml;f&uuml;r i&ccedil;in, k&uuml;f&uuml;r sıfatları ve bulaşıklıkları i&ccedil;indir. K&uuml;f&uuml;rden ka&ccedil;ınan iman sahiplerinin yaptıkları b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahlar, ya imanları h&uuml;rmetine, Cenab-ı Hakk&rsquo;ın merhametiyle veya kalble tevbe, dille istigfar ederek ve bedenle hayırlı bir iş yaparak veya şefaate kavuşmaları ile affedilir. G&uuml;nahta kul hakkı varsa, hak sahibi ile helalleşmek de lazımdır. B&ouml;yle affedilmeyenler, d&uuml;nya sıkıntıları ve dertleriyle veya son nefeste can verirken, &ccedil;ekecekleri zahmetlerle temizlenir. Bunlarla da temizlenmezse, bazıları kabir azabı &ccedil;ekmekle affa kavuşur.<br />
<br />
Bunlardan bazıları ise, d&uuml;nya sıkıntıları, kabir azabı ve sıkıntıları ve Kıyamet g&uuml;n&uuml;n&uuml;n şiddetleriyle affedilip g&uuml;nahları biter ve Cehennem azabıyla temizlenmeye l&uuml;zum kalmaz. Enam suresinin <b>(İman edip de imanlarını şirkle bulaştırmayanlar, Cehennemde ebed&icirc; kalmaktan emindirler. Onlar i&ccedil;in, bu korku yoktur)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerime, s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n doğru olduğunu g&ouml;stermektedir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; buradaki <b>zul&uuml;m</b>, şirk demektir.<br />
<br />
Bir g&uuml;n, bir hasta ziyaretine gitmiştim. &Ouml;l&uuml;m h&acirc;lindeydi. Kalbine tevecc&uuml;h ettim. Kalbi kararmıştı. O zulmetin temizlenmesi i&ccedil;in &ccedil;ok uğraştım, fayda vermedi. Uzun zaman yokladıktan sonra, o siyahlıkların, k&acirc;firlik bulaşıklıkları ve sıfatları olduğu, k&acirc;firlerle ve k&uuml;f&uuml;rle olan bağlılığından, beraberliğinden olduğu anlaşıldı. O kadar uğraştığım h&acirc;lde, o zulmetler temizlenemedi. Bunların ancak, k&uuml;fr&uuml;n cezası olan, Cehennem ateşiyle temizleneceği anlaşıldı, fakat kalbinde zerre kadar iman nuru da g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nden, bunun sayesinde Cehennemden &ccedil;ıkarılacaktır. Hastayı bu h&acirc;lde g&ouml;r&uuml;nce, cenaze namazını kılayım mı, diye d&uuml;ş&uuml;nceye daldım. Kalbimi uzun zaman yokladıktan sonra, kılmak lazım olduğunu anladım. Demek ki, kalbinde iman varken, [zaruret yokken de] k&acirc;firlerle d&uuml;ş&uuml;p kalkan, onların bayramlarına, paskalyalarına uyanların cenaze namazlarını kılmalı, bunları k&acirc;fir bilmemeli. Bunların, imanları sayesinde Cehennemden &ccedil;ıkacaklarına inanmalı, fakat hi&ccedil; imanı olmayanlara, [Muhammed aleyhisselamın bir s&ouml;z&uuml;n&uuml; veya &acirc;detini bile beğenmeyenlere] af ve mağfiret yoktur. Bunlar, k&uuml;f&uuml;rlerinin karşılığı olarak Cehennem azabında sonsuz kalacaklardır.<b> (Mektubat-ı Rabb&acirc;n&icirc; Terc&uuml;mesi 1/266)</b><br />
<br />
<b>K&uuml;f&uuml;r bulaşıklığı<br />
Sual:</b> K&uuml;f&uuml;r bulaşıklığı olan işleri işleyen, mesela &uuml;z&uuml;lmeden gıybet eden veya başka g&uuml;nah işlemiş olan salih bir m&uuml;sl&uuml;man, sonsuz olarak Cehennemde kalır mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
K&acirc;firler gibi sonsuz Cehennemde kalmaz. Gıybet eden hangi kimse, gıybet ederken &uuml;z&uuml;l&uuml;r? H&acirc;lbuki g&uuml;nahı &uuml;z&uuml;lmeden işlemek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. K&uuml;f&uuml;r alameti olan s&ouml;z ve işleri yapan, h&uuml;kmen k&acirc;fir olur. Gıybet eden kimseye k&acirc;fir denir mi? Sorulduğunda, gıybetin haram olduğuna inanıyorsa ona k&acirc;fir denmez. K&acirc;fir denirse yery&uuml;z&uuml;nde M&uuml;sl&uuml;man kalmaz. H&acirc;lbuki k&uuml;f&uuml;r bulaşıklarını işleyenlerin, k&acirc;firler gibi sonsuz cehennemde kalmayacağını &acirc;limlerimiz bildirmiştir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4091]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:42:28 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İnkâr nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><strong><em>Sual: Peygamber efendimiz zamanında, mucizeleri g&ouml;rmeden iman edenler olduğu gibi, g&ouml;rd&uuml;kleri h&acirc;lde ink&acirc;r edenler de olmuş. Bunun sebebi nedir?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Şev&acirc;hid-&uuml;n N&uuml;b&uuml;vve kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Resulullah efendimiz zamanında, basiretli, ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml; olanlar, hi&ccedil;bir delile ihtiya&ccedil; duymadan hemen iman etmişlerdi. Basiretleri &ouml;rt&uuml;l&uuml; olanlar ise, &ouml;rf ve &acirc;detler bunlarda huy h&acirc;line geldiği i&ccedil;in, Resulullah efendimizin h&acirc;llerini, s&ouml;zlerini ve mucizelerini g&ouml;r&uuml;p, işitmedik&ccedil;e, iman etmek nimeti ile şereflenememişlerdi.</p>

<p>Resulullah efendimiz zamanındakiler b&ouml;yle olduğu gibi, daha sonra gelip iman edenler de iki kısma ayrılmaktadır. Bunlardan bir kısmı, Res&ucirc;lullah efendimizin s&ouml;zlerinin a&ccedil;ıklamalarını, h&acirc;llerini ve ahlakını işittiklerinde, okuduklarında, hemen tasdik edip iman etmişlerdir. İkinci kısımdakiler ise, mucizeleri duyup, Resulullah efendimizin Peygamber olduğunu iyice anlayıp tasdik etmedik&ccedil;e, iman nimetine kavuşamamışlardır. İnsanlardan bir kısmı da, Resulullah efendimizin Peygamberlik alametlerini, mucizelerini g&ouml;rseler de, inat ve kibirlerinden dolayı inanmamışlardır. Kureyş kabilesinin ileri gelenleri b&ouml;yle idi. İman etmek i&ccedil;in mucize istediler, mucizeleri g&ouml;r&uuml;nce, bunlar sihir ve g&ouml;z boyamaktır dediler. Mucizeleri g&ouml;rmeleri, ink&acirc;rlarını arttırmaktan başka bir şey yapmadı. Daha sonraki ink&acirc;r edenler de, bunlara dahildir. Bunlar, mucizeleri ink&acirc;r ederek, inat ve kibir yolunu tutmuşlardır. Haşra, neşre, kıyamet g&uuml;n&uuml;ne, hesaba, kitaba, Cennete, Cehenneme ve Peygamber efendimizin haber verdiği diğer hususlara da iman etmiyorlar.</p>

<p>İnsanlardan bir kısmı da, nakledilen delillere ve mucizelere inandıklarını s&ouml;yl&uuml;yorlar ise de, onların hepsini tevil ediyor, mucize olmaktan &ccedil;ıkaracak şekilde a&ccedil;ıklıyorlar ve ink&acirc;r ediyorlar. Bunlar, mucizeleri ink&acirc;r ettikleri h&acirc;lde, halkın g&ouml;nl&uuml;ne girmek ve &ccedil;eşitli menfaatler elde etmek i&ccedil;in, keramet sahibi olduklarını iddia ediyor ve &ccedil;eşitli yalanlarla, hilelerle, cahil kimseleri kendilerine bağlıyorlar.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Din kitaplarında, k&uuml;fr-i in&acirc;d&icirc; diye bir tabir ge&ccedil;mektedir, bu ne demektir?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> K&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r olduğunu bilerek, inat ederek, k&acirc;fir olmayı tercih etmeye, k&uuml;fr-i in&acirc;d&icirc; denir. Bu h&acirc;l, kibir sebebiyle, malı, zevklerini, mevkii, makam sahibi olmayı sevmekten veya ayıplanmaktan korkmak sebebiyle hasıl olur. Firavun&#39;un ve yoldaşlarının k&uuml;f&uuml;rleri, ink&acirc;rları, hep b&ouml;yle idi. Musa aleyhisselamın mucizelerini g&ouml;rd&uuml;kleri h&acirc;lde, iman etmediler. Bizim gibi bir insana inanmayız dediler. Kendileri gibi bir insanın Peygamber olacağını kabul etmediler. Peygamber melekten olur sandılar. Halbuki, kendileri gibi insan olan Firavun&#39;a ilah dediler, ona tapındılar. Rum İmparatoru Herakliy&uuml;s de, tahtından, saltanatından ayrılmak korkusu ile iman etmedi. Saltanatını ka&ccedil;ırmamak i&ccedil;in, k&uuml;fr&uuml;, ink&acirc;rı, imana tercih etti.</p>

<p><strong>Sual: Din kitaplarında &quot;K&uuml;fr-i cehli&quot; diye bir tabir ge&ccedil;mektedir. Bu ne demektir ve bu tabir kimler i&ccedil;in kullanılır?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r olduğunu herkesin bildiği bir şeyi, işitmediği, d&uuml;ş&uuml;nmediği i&ccedil;in k&acirc;fir olmak, ink&acirc;r etmektir ki buna <strong>K&uuml;fr-i cehli</strong> denir. B&ouml;yle kimseler, cahil olduklarını bilirler ama &ouml;ğrenmek istemezler. Bunlar, hayvan gibidirler. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, insanı hayvandan ayıran fark, ilim ve idrak yani anlamaktır. B&ouml;yle kimseler, bu h&acirc;lleri sebebiyle, hayvandan da aşağıdırlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hayvanlar, yaratıldıkları şeyde ileridedirler. Kendilerine faydalı şeyleri anlar ve onlara yaklaşırlar. Zararlı olanları da anlayıp, onlardan uzaklaşırlar. Halbuki bunlar, bilmez olduklarını bildikleri h&acirc;lde, bu &ccedil;irkin h&acirc;lden uzaklaşmaz, ilme, &ouml;ğrenmeye, anlamaya yanaşmazlar, yaklaşmazlar.</p>

<p><strong>Sual: &Acirc;yet ve had&icirc;slerde ge&ccedil;en şirk, her &ccedil;eşit k&uuml;f&uuml;r, ink&acirc;r anlamında mıdır?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;fr&uuml;n, ink&acirc;rın &ccedil;eşitleri vardır. Hepsinin de en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; şirktir. Bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n her &ccedil;eşidini bildirmek i&ccedil;in, &ccedil;ok kere, bunların en k&ouml;t&uuml;s&uuml; s&ouml;ylenir. Bunun i&ccedil;in, &acirc;yet-i kerime ve had&icirc;s-i şeriflerde bulunan şirk kelimesinden, her &ccedil;eşit k&uuml;f&uuml;r manası anlaşılır. Nis&acirc; s&ucirc;resinin kırksekiz ve y&uuml;zonaltıncı &acirc;yet-i kerimelerinde, m&uuml;şrikin hi&ccedil; af edilmeyeceği bildirildi.</p>

<p><strong>Sual: İnkar edenlerin ahiretteki azaplarının sonsuz olmasının sebebi, hikmeti nedir?<br />
Cevap:</strong> İnkar edenlerin, Cehennemde sonsuz azab g&ouml;recekleri, Cennete hi&ccedil; girmeyecekleri s&ouml;z birliği ile bildirilmiştir. Kafir, d&uuml;nyada sonsuz yaşasaydı, sonsuz kafir kalmak niyetinde olduğu i&ccedil;in, cezası da sonsuz azaptır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeyin h&acirc;lıkı, yaratanı, sahibidir. M&uuml;lk&uuml;nde dilediğini yapması hakkıdır. Ona, ni&ccedil;in b&ouml;yle yaptın demeye kimsenin hakkı yoktur. Bir şeyin sahibinin, o şeyi dilediği gibi kullanmasına zul&uuml;m denmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimde, zalim olmadığını, hi&ccedil;bir mahlukuna zul&uuml;m yapmadığını bildirmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Zındık kelimesinin anlamı nedir ve kimler i&ccedil;in kullanılır ve kimlere zındık denir?<br />
Cevap:</strong> Hi&ccedil;bir dine inanmayan fakat M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p İsl&acirc;m d&uuml;şmanı olanlara zındık denir. Bu konuda İbni &Acirc;bid&icirc;nde buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Hi&ccedil;bir dine inanmadığı halde, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;p, k&uuml;fre sebep olan şeyleri M&uuml;sl&uuml;manlıkmış gibi anlatarak, M&uuml;sl&uuml;manları dinden &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışan sinsi kafirlere <strong>Zındık</strong> denir.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14857]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:18:44 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Çok kitap okumak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İmam-ı Gaz&acirc;l&icirc; hazretlerinin, Abd&uuml;lkadir-i Geyl&acirc;n&icirc; hazretlerinin ve başka &acirc;limlerin kitaplarının terc&uuml;meleri piyasada satılıyor. Hatt&acirc; g&uuml;vendiğimiz bazı radyo, <b>TV</b> ve gazetelerden de reklamı yapılıyor. Bunları tavsiye eder misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bir şeyin reklamının yapılması, o yayın kuruluşunun o &uuml;r&uuml;n&uuml; tavsiye ettiğini g&ouml;stermez. Reklam ayrı bir konudur.<br />
<br />
Dinimizi doğru olarak &ouml;ğrenmek i&ccedil;in, &ccedil;ok kitap okumak yerine, doğru olan bir tanesini &ccedil;ok okumak gerekir. Terc&uuml;me kitapların hemen hepsinde yanlışlıklar, şahsi d&uuml;ş&uuml;nceler bulunmaktadır. &Ouml;zellikle o dildeki deyimlerin T&uuml;rk&ccedil;e&rsquo;deki karşılıkları bilinmediği i&ccedil;in kelime kelime aynen terc&uuml;me ediliyor ve b&uuml;y&uuml;k yanlışlıklara sebep oluyor. Ne kadar doğru terc&uuml;me edilse de, asıl okumamız gereken kitapların okunmasına m&acirc;ni olur.<br />
<br />
İbni Teymiyye &ccedil;ok &acirc;limdi. Fakat ilim ehlince, <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sapıtmasına ilmini sebep kıldığı kimse)</b> diye anıldı. Demek ki, sadece ilim yetmiyor. Bir rehberi olmadan ilim &ouml;ğrenmek, doğru yolu buldurmuyor. Bir başka husus da, 14 asırdır gelen binlerce İslam &acirc;liminin on binlerce kitabı var. O zamanların şartlarına, insanların h&acirc;llerine ve dar-&uuml;l-islama g&ouml;re yazılmıştı. O kitaplarda binlerce kavil var. Hangisine g&ouml;re amel edilecek? Ama m&uuml;ftabih olan kavilleri bildiren kitabı okumak yeterli olur.<br />
<br />
İlim ehli bir zat, <b>(Şimdiye kadar binden fazla kitap okudum. Keşke bunun yerine Tam İlmihal&rsquo;i bin kere okusaydım)</b> demişti. Bu kıymetli kitapta bir M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in lazım olan her bilgi mevcuttur.<br />
<br />
<b>Fıkıh ve ilmih&acirc;l</b><br />
<b>Sual:</b> Fıkıh kitabıyla, ilmih&acirc;l kitabı aynı şey midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmam-ı a&rsquo;zam hazretleri, <b>(Fıkıh, lehine ve aleyhine olanı bilmektir)</b> buyuruyor. Fıkıh ilmi, ef&rsquo;al-i m&uuml;kellefini yani, bedenle yapılması ve sakınılması gereken emirleri, yasakları ve mubahları &ouml;ğretir. Fıkıh bilgisi d&ouml;rde ayrılır: <b>1- </b>İbadet bilgileri [namaz, oru&ccedil;, zek&acirc;t, hac, cihat bilgileri], <b>2- </b>M&uuml;nakehat [evlenme, boşanma, nafaka ve dalları], <b>3- </b>Muamelat [alışveriş, kira, şirketler, faiz, miras bilgileri], <b>4- </b>Ukubat [hırsızlık, gasp, katillik gibi su&ccedil;lara verilen cezalar].<br />
<br />
İlmih&acirc;l bilgileri i&ccedil;inde fıkıh bilgileri olduğu gibi; tefsir, kıraat, hadis, kelam, tasavvuf gibi diğer din ilimleri; mantık, m&uuml;nazara, fizik, kimya, tıp ve astronomi gibi fen ilimleri de bulunur. Fen bilgileri, İslami ilimlerin bir koludur. Bunun i&ccedil;in ilmih&acirc;li &ouml;ğrenmek, dinin tamamını &ouml;ğrenmek olur.<br />
&nbsp;</p>

<p><b>Doğrusunu &ouml;ğrenmek<br clear="none" />
Sual: </b>Bir kimsenin &ccedil;ok kitap okuyarak hakkı b&acirc;tıldan ayırması kolay olur mu?<br clear="none" />
<b>CEVAP</b><br clear="none" />
&Ccedil;ok kitap okumak veya &ccedil;ok ilim &ouml;ğrenmekle hakkı b&acirc;tıldan ayırmak kolay olmaz, hatt&acirc; m&uuml;mk&uuml;n olmaz. Bir&ccedil;ok kaviller vardır. Hangi kavle uyacağını bilemez. M&uuml;ftabih kavil budur denilen ilmihalleri okumak gerekir. İkinci bir husus da, m&uuml;rşid-i k&acirc;mile kavuşmamış, onun kitabını okumamış olanın hakkı b&acirc;tıldan ayırması m&uuml;mk&uuml;n değildir. Bunun i&ccedil;in en uygun ilmihal kitabı&nbsp;<b>Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</b> kitabıdır.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarından nakli esas aldığı ve i&ccedil;inde yazarına ait d&uuml;ş&uuml;nce olmadığı i&ccedil;in kıymetlidir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; dinimiz nakil dinidir. Muhammed aleyhisselam, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bildirdiklerini Eshab-ı kirama bildirdi. Onlar da, T&acirc;bi&icirc;ne, T&acirc;bi&icirc;n de Tebe-i T&acirc;bi&icirc;ne bildirdi. Bunlar ve talebeleri de, kitaplarına yazdılar. Bu kitapları yazan b&uuml;y&uuml;k zatlara <b>(Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi) </b>denir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kısacası, bu kıymetli eserde, bir M&uuml;sl&uuml;mana gereken b&uuml;t&uuml;n d&icirc;n&icirc; bilgiler vardır. Hepsi de en kıymetli eserlerden derlenmiştir. Bu kitabı baştan sona dikkatlice okuyan kimse, dinimizin b&uuml;t&uuml;n emir ve yasaklarını &ouml;ğrenir. Dinimiz hakkında yeterli bilgiye sahip olur. Din d&uuml;şmanlarının hilelerine aldanmaz. Her M&uuml;sl&uuml;manın dinimizi &ccedil;ok iyi bilmesi şarttır. Dinini bilmeyenin dini yok demektir. 1248 sayfalık bu dev eseri, her M&uuml;sl&uuml;manın okuyup, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğuna da okutması gerekir. En g&uuml;zel hediye, en g&uuml;zel mirastır. Bu kitap, <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com/" rel="nofollow noopener noreferrer" shape="rect" target="_blank">hakikatkitabevi.com</a> </b>adresinden okunup temin edilebilir. Bu sitede, tamamını sesli dinleme imk&acirc;nı da mevcuttur.</p>

<p><strong>Sual: Seadet-i Ebediyye kitabını okuyanlar, hep bu kitabı tavsiye ediyor ve siz de tavsiye ediyorsunuz. Peki bu kitabı okuyunca ne oluyor, diğerlerinden ne farkı vardır ki bu şekilde tavsiye edilmektedir?</strong><br />
<b><strong>Cevap:</strong></b> Seadet-i Ebediyye kitabını okuyarak anlayan bahtiyar bir kimse, hem din bilgilerini &ouml;ğrenir, hem de &icirc;m&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerini tanıyarak, kalbi Ona meyleder, bağlanır. Onun b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya sa&ccedil;tığı nurları alıp, olgunlaşmaya, kemale gelmeye başlar da haberi olmaz. Ham bir karpuz, g&uuml;neşin ışıkları karşısında zamanla olgunlaştığı, tatlılaştığı gibi yetişerek kamil, olgun bir insan olur. Bu d&uuml;nya ve hayat g&ouml;r&uuml;ş&uuml;nde değişiklikler olduğunu hisseder. H&acirc;ller, zevkler, tatlı r&uuml;yalar g&ouml;rmeye başlar. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerini, evliyayı, Esh&acirc;b-ı kiramı ve Res&ucirc;lullah efendimizi r&uuml;yada g&ouml;rmeye, uyanık iken de ruhlarından istifade etmeye başlar. Nefsi de gafletten kurtulup, namazın tadını duymaya, ibadetlerden zevk almaya başlar. G&uuml;nahlardan, haram olan şeylerden, k&ouml;t&uuml; huylardan nefret duyar. İyi huylar onun &acirc;deti olur. Herkese iyilik eder. Cemiyete, topluma, millete faydalı olur. Sa&acirc;det-i ebediyyeye kavuşur ve başkalarını da kavuşturur.</p>

<p>Hanefi mezhebinin b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerinden Seyyid Şer&icirc;f C&uuml;rc&acirc;n&icirc; hazretleri, Şerh-i mev&acirc;kıf, Şerh-ul-met&acirc;li&#39; h&acirc;şiyesi ve Ber&icirc;kada buyurduğu gibi, evliyanın suretleri, &ouml;ld&uuml;kten sonra da talebesine, sevenlerine g&ouml;r&uuml;n&uuml;p feyiz verirler. Fakat, bunları g&ouml;rebilmek ve ruhlarından feyiz alabilmek kolay değildir. Ehl-i s&uuml;nnet itikadını ve ahk&acirc;m-ı isl&acirc;miyyeyi, kitaplardan &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğrendiklerine uymak ve evliyayı sevmek, saygılı olmak l&acirc;zımdır. Merec-&uuml;l-bahreynde deniyor ki:<br />
&ldquo;Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinin hepsi, Ehl-i s&uuml;nnet idi. Bidat sahiplerinden hi&ccedil;biri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın marifetine yaklaşamamıştır. Vil&acirc;yet nurları, bunların kalplerine girmemiştir. Amelde ve itikatta olan bidatin zulmeti, vil&acirc;yet nurunun kalbe girmesine m&acirc;ni olur. Kalp, bidat pisliklerinden temizlenmedik&ccedil;e ve Ehl-i s&uuml;nnet itikadı ile s&uuml;slenmedik&ccedil;e, hakikat g&uuml;neşinin ışıkları oraya giremez. O kalp, yak&icirc;n nuru ile aydınlanamaz.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İnananlar ve ink&acirc;r edenler arasındaki m&uuml;cadele asırlardır devam etmektedir. Peki b&ouml;yle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. M&uuml;sl&uuml;manlar ile dinsizler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cen&acirc;b-ı Hak, b&ouml;yle olmasını ezelde irade buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan &ouml;ğrendiler. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m da, Resulullah efendimizden aldılar. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m, İslamiyet&rsquo;i bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki y&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin &ccedil;ok tesiri oldu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a&nbsp;<strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong>&nbsp;ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in&nbsp;<strong>Estağfirullah</strong>&nbsp;okumalıdır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri a&ccedil;ık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip i&ccedil;enlerin İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manlar, iman bilgilerinde ve diğer din&icirc; konularda ş&uuml;pheye d&uuml;şerse nasıl hareket etmelidir ve b&ouml;yle bir duruma d&uuml;şmemek i&ccedil;in ne yapmalıdırlar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım&quot; demelidir. Hemen, ş&uuml;phesini giderecek bir din &acirc;limi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına g&uuml;venilir, zeki, &acirc;rif, haramlardan ka&ccedil;ınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, ş&uuml;phesini giderince, artık &ouml;ylece iman eder. B&ouml;yle bir z&acirc;tı aramak farzdır. Tesad&uuml;fe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa veya bulup da, ş&uuml;peden kurtulamazsa, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dilediği gibi inandım&quot; demeli ve ş&uuml;phesinin giderilmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua etmeli, yalvarmalıdır. İşte, bunun i&ccedil;in, her şehirde, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir z&acirc;tın bulundurulması farz-ı kif&acirc;yedir. Felsefecilerin iftir&acirc;larını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı ge&ccedil;inenlerin itirazlarını, fenn&icirc;&nbsp;metotlara dayanarak &ccedil;&ouml;zebilen, k&acirc;firlerin yanlış s&ouml;zlerini, dinlerindeki bozuk yerleri isbat ederek, reddedebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini s&ouml;nd&uuml;rebilen, d&uuml;nya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslam bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din &acirc;limi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslam devletleri b&ouml;yle &acirc;lim yetişdiriyordu. B&ouml;yle bir din &acirc;limi bulunmazsa, İslamiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gen&ccedil;lerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslamiyetin yerleşmesi i&ccedil;in, her şeyden &ouml;nce, hakiki din &acirc;limi yetiştirmek lazımdır. Din &acirc;limi bulunmazsa, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, konferanslar, dersler vererek milletin dinini, imanını &ccedil;alarlar.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3194]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:15:20 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[İman etmek için araştırmak gerekir mi?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> (Tahkik etmeden, k&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne inanmak iman değildir) deniyor. İman gayba olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Akılla, tahkikle yani araştırmakla, iman kuvvetlenmez, hatt&acirc; aksine ş&uuml;phelerin artmasına sebep olabilir. <b>İbni Sakka</b> isimli bir &acirc;lim, her şeyi akılla ispata kalkardı. Allah&rsquo;ın varlığını, birliğini 99 delille ispat ederdi. Zamanla aklının almadığı konular da &ccedil;ıktı, ş&uuml;pheleri arttı. Yusuf-i Hemedan&icirc; hazretleri, onun bir sorusu i&ccedil;in, <b>(Senin s&ouml;z&uuml;nden k&uuml;f&uuml;r kokusu geliyor) </b>buyurdu. İstanbul&rsquo;a el&ccedil;i olarak gidince Hristiyan oldu. 100 delille, h&acirc;ş&acirc; &uuml;&ccedil; ilah olduğunu ispata kalkıştı. Bunun i&ccedil;in, akıl tek başına &ouml;l&ccedil;&uuml; olmaz. İki hadis-i şerif:<br />
<b>(Dini aklıyla &ouml;l&ccedil;en kadar, zararlı kimse yoktur.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Ahir zamanda, kocakarı gibi inanın!)</b> [Deylem&icirc;]<br />
<br />
Bu hadis-i şerif, (K&ouml;r&uuml; k&ouml;r&uuml;ne inanın) demiyor. (Dinimizin bildirdiklerine, akılla &ouml;l&ccedil;meden, delil aramadan inanın) demektir. &Acirc;hiret ve Sırat K&ouml;pr&uuml;s&uuml;, akılla, mantıkla ispat edilemez. Mutezile; Sırat K&ouml;pr&uuml;s&uuml; ve Mirac gibi şeyleri ink&acirc;r etmiştir. Tahkik eden de, ş&uuml;pheden kurtulamaz. Mesela, Sırat K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&#39;n&uuml; akılla izah edemez ve ink&acirc;r etmek zorunda kalır; Hazret-i Ebu Bekir gibi, <b>(O s&ouml;ylemişse doğrudur)</b> diyemez. Diyebilse tahkike l&uuml;zum g&ouml;rmez. Onun i&ccedil;in tahkik&ccedil;i b&uuml;y&uuml;k tehlike i&ccedil;indedir.<br />
<br />
M&uuml;şrikler, tahkik&ccedil;i mantığıyla, Peygamber efendimizin miracını ink&acirc;r ederken, Hazret-i Ebu Bekir, aklı işe karıştırmadan, <b>(O s&ouml;ylediyse doğrudur)</b> diyerek imanın zirvesine &ccedil;ıkmış, <b>(Sıddık) </b>ismiyle şereflenmiştir. Aklını atıp, Resulullah&#39;ın bir anda Mirac&#39;a gidip geldiğini tasdik etti, imanı G&uuml;neş gibi parladı. Peygamber efendimiz, <b>(Ebu Bekir&rsquo;in imanı, b&uuml;t&uuml;n insanların imanları toplamıyla tartılsa, onun imanı daha ağır gelir)</b> buyurdu. Bu, tahkikle değil, tasdikle olmuştur.<br />
<br />
İman esasları tahkik edilmez, yani araştırılmaz. Kur&rsquo;an-ı kerimde, s&acirc;lihler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(O m&uuml;ttek&icirc;ler ki, gayba inanırlar) </b>buyuruluyor. (Bekara 3)<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
<b>İman,</b> Muhammed aleyhisselamın, peygamber olarak bildirdiği şeyleri, tahkik etmeden, akla, tecr&uuml;beye ve felsefeye danışmadan tasdiktir. Akla uygun olduğu i&ccedil;in tasdik etmek, aklı tasdik olur, Resul&uuml; tasdik olmaz. Yahut Resul&uuml; ve aklı birlikte tasdik olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. İtimat tam olmayınca, iman olmaz. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b><br />
<br />
<b>İslamcılık ve iman<br />
Sual:</b> İslamcılık M&uuml;sl&uuml;manlık mı ve iman hakikatleri denilen şey hakiki iman mı oluyor? İnsan, akl&icirc; delillerle yazılmış bir kitabı okumakla hakiki imana kavuşabilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Muteber din kitaplarında, İslamcılık diye bir t&acirc;bir olmadığı gibi, iman hakikatleri diye bir t&acirc;bire de rastlamadık. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde genelde, Allah&rsquo;ın varlığını ispat i&ccedil;in, araştırma yapılarak, olaylar tahkik edilerek, akılla anlatılmaya &ccedil;alışılan bilgilere iman hakikatleri diyorlar. İslamcılık M&uuml;sl&uuml;manlık olmadığı gibi, iman hakikatleri denilen şey de, hakiki iman değildir. O kişinin &ouml;yle zannetmesinden başka şey değildir. B&ouml;yle nakli esas almayan din kitabı okumakla, Allah&#39;ın varlığını ispata kalkışmakla hakiki imana kavuşulmaz. Tasavvufla, fena makamına kavuşmakla hakiki imana kavuşulur. İmam-ı Muhammed Ma&rsquo;sum hazretleri buyurdu ki:<br />
Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinde nefis de imana geldiği i&ccedil;in, iman yok olmaktan korunmuştur<b>. (Y&acirc; Rabb&icirc;, senden sonu k&uuml;f&uuml;r olmayan iman istiyorum)</b> hadisi ve Nisa s&ucirc;resinin, <b>(Ey iman edenler, iman edin!)</b> mealindeki 136. &acirc;yeti, hakiki imanı g&ouml;stermektedir. Bu &acirc;yet, (Hakiki imana kavuşun) demektir. <b>(2/61)</b><br />
<br />
Senaullah-i Dehlev&icirc; hazretleri buyurdu ki: Tasavvufta fen&acirc; makamına kavuşan, hakiki iman sahibi olduğu i&ccedil;in muhakkak imanla &ouml;l&uuml;r. Bekara s&ucirc;resinin,<b> (Allah, imanınızı zayi etmez) </b>mealindeki 143. &acirc;yet-i kerimesi ve <b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, </b>[fen&acirc; makamına kavuşan] <b>kulların imanlarını geri almaz)</b> hadis-i şerifi, hakiki imanın geri alınmayacağını g&ouml;stermektedir. <b>(İrşad-&uuml;d-t&acirc;libin)</b><br />
<br />
Hakiki iman hakkında, İmam-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Tasavvuf, Ehl-i s&uuml;nnet itikadının sağlamlaşması, ş&uuml;phe getiren tesirlerle sarsılmaması i&ccedil;indir. Akılla, delille, tahkikle kuvvetlendirilen iman, b&ouml;yle sağlam olamaz. Ra&rsquo;d s&ucirc;resinin 28. &acirc;yetinde mealen, <b>(Kalblere imanın sinmesi, yerleşmesi ancak ve yalnız zikirle olur) </b>buyuruldu. <b>(1/266)</b></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5214]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:13:54 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Hidayet nedir?]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Hidayet nedir?<br />
<b>CEVAP<br />
Hidayet</b>; Hakkı hak, batılı batıl olarak g&ouml;r&uuml;p doğru yola girmek, doğru yola iletmek, dal&acirc;letten ve batıl yoldan uzaklaşmak, iman etmek, M&uuml;sl&uuml;man olmak, yol g&ouml;sterici, Kur&rsquo;an, tevhid gibi anlamlara gelir.<br />
<br />
Hidayet, doğru yolu g&ouml;sterme, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın razı olduğu yolda bulunma, cenab-ı Hakkın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı &ccedil;ıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsan etmesi ve kulun rızasını kendi kaza ve kaderine t&acirc;bi eylemesi demektir. İhtidanın manası da hidayete erme demektir, yani M&uuml;sl&uuml;man olma, din olarak İslamiyet&#39;i se&ccedil;me.<br />
<br />
Aşağıdaki &acirc;yet meallerinde parantez i&ccedil;inde tefsirlerdeki manaları bildiriliyor:<br />
<br />
<b>(Rabbimiz, her şeye bir &ouml;zellik veren, sonra da hidayet eden </b>[doğru yola eriştiren]<b>dir.) </b>[Taha 50]<br />
<br />
<b>(Onların hepsini</b> [İbrahim&#39;i, İshak&#39;ı ve Yakub&#39;u] <b>emrimizle</b> [vahyimizle] <b>hidayeti </b>[doğru yolu; İslamiyet&rsquo;i]<b> g&ouml;sterecek imamlar</b> [rehberler] <b>kıldık, kendilerine hayırlı işler yapmayı, namazı doğru kılmayı, zek&acirc;t vermeyi vahyettik. Onlar</b> [puta tapmazlardı] <b>bize ibadet eden kimselerdi.)</b> [Enbiya 73]<br />
<br />
<b>(Allah, dilediğini doğru yola hidayet eder, iletir.)</b> [Bekara 213]<br />
<br />
<b>(</b>[İman ederek] <b>hidayeti kabul edenlerin </b>[M&uuml;sl&uuml;manların]<b> hidayetlerini </b>[doğru yoldaki başarılarını, İslamiyet&rsquo;e uymalarını Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;]<b> artırmış, onlara k&ouml;t&uuml;l&uuml;kten sakınma &ccedil;arelerini ilham etmiştir </b>[a&ccedil;ıklamıştır]<b>.)</b> [Muhammed 17]<br />
<br />
<b>(Kim Allah&#39;a inanırsa, Allah onun kalbini hidayete</b> [doğruluğa, İslamiyet&rsquo;e] <b>erdirir.)</b> [Tegab&uuml;n 11]<br />
<br />
<b>(Altlarından ırmaklar akan cennet ehli, &ldquo;Allah&#39;a hamd olsun ki, bizi, hidayeti ile </b>[M&uuml;sl&uuml;man yaparak]<b> buna kavuşturdu. Eğer Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bize hidayet vermeseydi </b>[M&uuml;sl&uuml;man yapmasaydı],<b> kendiliğimizden bu yolu bulamazdık&rdquo; derler.)</b> [Araf 43]<br />
<br />
<b>(İman edip salih &acirc;meller işleyenleri, Rableri, imanları sebebiyle altlarından ırmaklar akan nimeti bol Cennetlere hidayet eder </b>[Cennetlere koyar]<b>.)</b> [Yunus 9]<br />
<br />
<b>(Ey Resul&uuml;m de ki; &ldquo;Cebrail&rsquo;e d&uuml;şman olan, Allah&rsquo;a d&uuml;şmandır.&rdquo; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; o, Kur&rsquo;anı, Allah&rsquo;ın izniyle, kendinden &ouml;nce gelen kitapları doğrulayıcı, bir hidayet </b>[yol g&ouml;sterici]<b> ve m&uuml;minler i&ccedil;in m&uuml;jdeci olarak senin kalbine indirmiştir.)</b> [Bekara 97]<br />
<br />
<b>(Biz, hidayeti </b>[Kur&rsquo;anı] <b>dinleyince, Ona iman ettik.)</b> [Cin 13]<br />
<br />
<b>(Allah</b>, [k&acirc;firleri dost edinip, kendine]<b> zulmedenlere hidayet etmez </b>[doğru yola<b> </b>iletmez]<b>.)</b> [Maide 51]<br />
<br />
<b>(Dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğine de hidayet eder </b>[doğru yola, İslamiyet&rsquo;e<b> </b>kavuşturur]<b>.)</b> [Fatır 8]<br />
<br />
<b>(Allah, dilediğine hidayet verir </b>[İslamiyet&rsquo;e ulaştırır]<b>, dilediğini dalalette bırakır.) </b>[İbrahim 4]<br />
<br />
<b>(İhtilaflı şeyleri insanlara a&ccedil;ıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet </b>[doğru yolu g&ouml;sterici rehber]<b> ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.)</b> [Nahl 64]<br />
<br />
<b>(Allah&rsquo;a likayı </b>[kavuşmayı]<b> ink&acirc;r edip de, hidayetten </b>[doğru yol olan İslamiyet&rsquo;ten] <b>uzak kalanlar, elbette en b&uuml;y&uuml;k ziyana uğramış olacaklardır.) </b>[Yunus 45]<br />
<br />
<b>(Hidayet ancak Allah&rsquo;ın hidayetidir</b> [Doğru yol, ancak Allah&#39;ın yoludur]<b>.)</b> [Bekara120]<br />
<br />
<b>(İşte onlar, Allah&#39;ın hidayet verdiği </b>[İslamiyet&rsquo;e kavuşturduğu]<b> kimselerdir.) </b>[Z&uuml;mer 18]<br />
<br />
<b>(Hidayete erenlerin</b> [iman edenlerin, M&uuml;sl&uuml;man olanların] <b>Allah hidayetlerini</b> [İslamiyet&rsquo;e bağlılıklarını] <b>artırır.) </b>[Meryem 76, Muhammed 17]<br />
<br />
<b>(Onları hidayete erdirir</b> [imana kavuşturur]<b>.)</b> [Muhammed 5]<br />
<br />
<b>(Onlar hidayet </b>[doğru yol]<b> yerine dalaleti satın alanlardır.)</b> [Bekara 175]<br />
<br />
<b>(Allah, Resul&uuml;n&uuml;, hidayet ve hak din, İslamiyet&rsquo;le g&ouml;nderdi. İslam dinini, diğer dinler &uuml;zerine &uuml;st&uuml;n kıldı.</b> [Muhammed aleyhisselamın hak] <b>Peygamber olduğuna şahid olarak Allah yeter.)</b> [Feth 28]<br />
<br />
<b>Hidayeti kim verir?</b><br />
<b>Sual: </b>Bir ateist, Kur&rsquo;an-ı kerimde birka&ccedil; yerde ge&ccedil;en, <b>(Allah, dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini sapıklıkta bırakır) </b>mealindeki &acirc;yetleri g&ouml;sterip, <em>(Bakın Tanrı, dilediğini M&uuml;sl&uuml;man, dilediğini k&acirc;fir yapıyor. Sonra da, k&acirc;firi cezalandırıyor. Olacak şey mi bu?)</em> diyor. İşin doğrusu nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;an-ı kerimin &acirc;yetleri, birbirini a&ccedil;ıklar. Sadece bir &acirc;yeti almak, c&uuml;mlenin yarısını almak gibi yanlışlıklara sebep olur. Aynı hataya Cebriye fırkası da d&uuml;ş&uuml;yor. Bir h&uuml;k&ucirc;met d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n, k&ouml;t&uuml;leri cezalandırıyor, iyilere m&uuml;k&acirc;fat veriyor. Biri, k&ouml;t&uuml;leri cezalandırdığını g&ouml;r&uuml;p <em>(Bu h&uuml;k&ucirc;met, hep ceza yağdırıyor)</em> derse, doğru s&ouml;ylememiş olur. Bunun gibi, başka biri de, <em>(Bu h&uuml;k&ucirc;met, herkese &ouml;d&uuml;l veriyor)</em> derse o da yanlıştır.<br />
<br />
Kul hayır veya şer yapmayı ister, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da dilerse, kul irade-i c&uuml;z&rsquo;iyyesiyle onu işler. Yoksa kimseye zorla hayır veya şer işletmez. &Ouml;yle olsa, şer işleyen kimse, <em>(Falancaya hayır işlettin, bana niye şer işlettin?)</em> der.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarının iyilik mi, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k m&uuml; işleyeceklerini, cehennemlik mi, cennetlik mi olduklarını elbette bilir, bildiğini yazıyor. Yoksa yazdığı i&ccedil;in kul, iyilik veya k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapmak zorunda kalmıyor.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, ezel&icirc; ilmiyle, kullarının yapacakları işleri bilir. Eğer Allah, yarattıklarının ne yapacağını bilmezse, bilmeyenden ilah olamaz. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye g&uuml;c&uuml; yetmesi gerekir. Bilmeyen, g&uuml;c&uuml; yetmeyen, muhta&ccedil; olan, &ouml;lebilen ilah olamaz. Cebriye fırkası da, <em>(Allah her işi zorla yaptırır. İnsan kaderine mahk&ucirc;mdur. Hi&ccedil; kimse, işlediği g&uuml;nahtan mesul değildir) </em>der. Bu, &ccedil;ok yanlıştır. Herkes yaptığından mesuld&uuml;r. İyilik eden m&uuml;k&acirc;fatını, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k eden cezasını g&ouml;r&uuml;r. Kur&rsquo;an-ı kerimde zerre kadar hayır ve şer işleyenin, karşılığını alacağı bildiriliyor. <b>(Tekvir 14, Zilzal 7,8)</b><br />
<br />
Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: <b>Cebriye</b> denilen kimseler, insanın kesbini, iradesini ink&acirc;r ederek, <em>(İnsan istese de, istemese de her hareketini, her işini Allah yaratır. İnsanın her işi, ağa&ccedil; yapraklarının r&uuml;zg&acirc;rdan sallanması gibidir. Her şeyi Allah zorla yaptırıyor. İnsan hi&ccedil;bir şey yapamaz)</em> dediler. B&ouml;yle s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Elin, ayağın titremesiyle, irade ederek hareket ettirilmesi, bir olur mu? &Uuml;&ccedil; &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onların yaptıklarının hepsini soracaktır.) </b>[Hicr 92, 93]<br />
<br />
<b>(İsteyen iman etsin, dileyen ink&acirc;r etsin. İnk&acirc;r edenlere Cehennem ateşini hazırladık.)</b> [Kehf 29]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onlara zulmetmez. Onlar, kendilerine zulmediyorlar.) </b>[Nahl 33]<br />
<br />
(Y&acirc; Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler &ouml;nceden takdir edilip yazıldığına g&ouml;re, iş yapmanın ne &ouml;nemi var?) diye soranlara, Peygamber efendimiz <b>Şems</b> s&ucirc;resini okudu. İlgili kısmın meali ş&ouml;yle:<br />
<b>(Cenab-ı Hak, hayrı ve şerri </b>[taat ve g&uuml;nahı]<b> ve bu ikisinin h&acirc;llerini &ouml;ğretip bunlardan birini yapabilmesi i&ccedil;in, insana ihtiyar </b>[tercih hakkı, irade-i c&uuml;ziyye]<b> verdi. Nefsini tezkiye eden </b>[k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden temizleyip faziletlerle dolduran] <b>kurtuldu. Nefsini g&uuml;nahta, cehalette, dalalette bırakan, ziyan etti.)</b> [Şems 8-10]<br />
<br />
G&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; gibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bilmesi, zorla yaptırması demek değildir. İşte, bir kimsenin g&uuml;nah işleyeceğini de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; elbette bilir. Bu, onun kaderinde yazılıdır. Yazılı olması, o g&uuml;nahı işleyeceği i&ccedil;indir; yoksa kaderinde yazılı olduğu i&ccedil;in o g&uuml;nahı işlemez.<br />
<br />
<em><b>İnsana bela gelmez, Rabbimiz yazmadık&ccedil;a,<br />
Rabbimiz bela vermez, o insan azmadık&ccedil;a.</b></em><br />
<br />
<b>Mutezile</b>, <em>(Kaderini herkes kendi belirler)</em> der. Birinci mısra buna cevaptır. (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilemedik&ccedil;e insan bir şey yapamaz) deniyor.<br />
<br />
<b>Cebriye</b> ise, <b>(Allah, dilediğini hidayete kavuşturur, dilediğini sapıklıkta bırakır)</b> &acirc;yet-i kerimesini yanlış anladığı i&ccedil;in, (Her şeyi bize zorla yaptıran Allah&rsquo;tır) der. İkinci mısrada, (Allah&rsquo;ın takdiri insanların amellerine g&ouml;redir) deniyor.<br />
<br />
Tekvir s&ucirc;resinin<b> (Herkes </b>[iyi k&ouml;t&uuml;]<b> ne getirmişse, onu g&ouml;recektir) </b>mealindeki 14. &acirc;yeti herkesin kendi iradesiyle g&uuml;nah veya sevab işlediğini bildiriyor. Kul kendi iradesi ile imanı ve k&uuml;fr&uuml; se&ccedil;meseydi, g&uuml;nah ve sevap işlemeseydi, h&acirc;ş&acirc; peygamberler, Cennet, Cehennem l&uuml;zumsuz olurdu. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın <b>(Niye yaptın?)</b> diye kullarına hesap sorması da yersiz olurdu.<br />
<br />
Her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yarattığına dair bir&ccedil;ok &acirc;yet vardır. Cebriyeciler, h&acirc;ş&acirc;, bunları Allah zorla yaptırıyor sanıyorlar. H&acirc;lbuki g&uuml;nahlarımız sebebiyle bela geliyor. Bir &acirc;yette, <b>(Başınıza gelen bir bela, kendi ellerinizle işledikleriniz y&uuml;z&uuml;ndendir, </b>[bununla beraber] <b>Allah &ccedil;oğunu affeder)</b> buyuruluyor. (Şura 30)<br />
<br />
Demek ki bela, g&uuml;nahlarımız y&uuml;z&uuml;nden geliyorsa da, g&ouml;nderen yine Allah&#39;tır. &Acirc;yet-i kerimenin devamında, <b>(Allah &ccedil;oğunu da affeder)</b> deniyor. Bazıları, k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri nefsimizin yarattığını s&ouml;yl&uuml;yorlar. H&acirc;ş&acirc;, Allah&#39;tan başka yaratıcı yoktur. G&uuml;nahlarımızın ve nefsimizin k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri sebebiyle Allah bela veriyor. G&uuml;nahlarımız ve nefsimiz, sadece sebep oluyor.<br />
<br />
Ateistin de, Cebriye fırkası gibi, &acirc;yetleri yanlış anlayıp, <em>(Allah bize zorla g&uuml;nah işletiyor, bizi zorla k&acirc;fir yapıyor) </em>demesi &ccedil;ok yanlıştır. <b>Nahl</b> s&ucirc;resinin 33. &acirc;yeti şu mealdedir:<br />
<em><b>H&acirc;ş&acirc; hi&ccedil; zulmetmez, kula Huda&rsquo;sı,<br />
Herkesin &ccedil;ektiği, kendi cezası.</b></em><br />
<br />
İnsanların kimi, i&ccedil;ki i&ccedil;iyor, kumar oynuyor, hırsızlık ediyor. Kimi de, hi&ccedil;birini yapmıyor. Bunları Allah mı yaptırıyor, yoksa bizzat kendi iradeleri ile mi yapıyorlar? Cebriye&rsquo;nin ve ateistin, (Allah yaptırıyor) demesi yanlıştır. Cezayı ve m&uuml;k&acirc;fatı veren Allah ise de, su&ccedil;ları ve sevabları işleyen insanların kendileridir.<br />
<br />
Ateistin sorduğu &acirc;yeti, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri ş&ouml;yle a&ccedil;ıklıyor:<br />
<b>(Allah, dilediğini </b>[irade-i c&uuml;z&rsquo;iyyesini doğru yolda kullandığı i&ccedil;in]<b> hidayete kavuşturur, dilediğini de, </b>[irade-i c&uuml;z&rsquo;iyyesini k&ouml;t&uuml; yolda kullandığı i&ccedil;in]<b> sapıklıkta bırakır.) </b>[Mektubat-ı Ma&rsquo;sumiyye]<br />
<br />
Burada Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesinden maksat, onların sapıklıkta kalmasını istemek, beğenmek demek değildir. Onlar kendi iradeleriyle sapıklıkta kalmak isteyince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da bunu irade edip yaratıyor. Bunun gibi, <b>(Siz Allah&rsquo;ın dilediğini arzu edersiniz)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerimeye de, İmam-ı M&acirc;t&uuml;r&icirc;d&icirc; hazretleri, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın iradesi, sizin iradenizle beraberdir. Siz irade edince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın iradesini hazır bulursunuz) diye m&acirc;n&acirc; vermektedir. <b>(Faideli Bilgiler)</b><br />
<br />
Demek ki, doğru yola gitmek isteyeni doğru yola, yanlış yola gitmek isteyeni yanlış yola iletiyor. Daha kolay anlaşılması i&ccedil;in ş&ouml;yle bir &ouml;rnek verelim:<br />
Cehenneme gidecek işler yapıp Cehenneme giden trene bineni, Cehenneme g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. Cennete gidecek işler yapıp Cennete giden trene bineni, Cennete g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. Treni yapan, &ccedil;alıştıran ve g&ouml;t&uuml;ren Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. İncelik buradadır. Yani (Kim nereye gitmek isterse, biz onu oraya g&ouml;t&uuml;r&uuml;r&uuml;z) deniyor. Ama zorla g&ouml;t&uuml;rm&uuml;yor, binenleri g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor. Kişi, amelleriyle neresi i&ccedil;in bilet almışsa oraya g&ouml;t&uuml;r&uuml;yor.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3984]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 18 Sep 2026 13:08:40 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Seyyid Abdülhakim-i Arvasi]]></title>
<description><![CDATA[<p>Son asırda yetişen, zahir ve batın ilimlerinde kamil ve d&ouml;rt mezhebin fıkıh bilgilerinde mahir, b&uuml;y&uuml;k &acirc;lim ve ruh bilgilerinin m&uuml;tehassısı b&uuml;y&uuml;k velidir.&nbsp;Babası Seyyid Mustafa Efendidir. 1865 yılında Van&#39;ın Başkale kazasında doğdu. 1943&lsquo;de Ankara&#39;da vefat etti. Kabirleri Ankara&rsquo;nın Bağlum nahiyesindedir.<br />
<br />
Babası Seyyid Mustafa Efendi ve b&uuml;t&uuml;n dedeleri, zamanlarının &acirc;lim ve fadılları idiler. İmam-ı Ali Rıza bin Musa Kazım soyundan olup, seyyid oldukları Irak&#39;taki şer&#39;i mahkeme defterlerinde yazılıdır. Arvasi ailesi, altı y&uuml;z seneden beri ilim yaymakla ve en &uuml;st&uuml;n insanlık meziyetlerinde numune olmakla tanınmış ve halk arasındaki ayrılıkları gidermekte, milli birliği sağlamakta b&uuml;y&uuml;k vazifeler &uuml;stlenmiş ve bunları devam ettiregelmişlerdir.<br />
<br />
İlk tahsilini babasının huzurunda g&ouml;rd&uuml;. Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi hazretleri Nehri&#39;de g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; bir r&uuml;ya &uuml;zerine tahsiline daha b&uuml;y&uuml;k ehemmiyet verdi. Bu r&uuml;yayı ş&ouml;yle anlatmaktadır:<br />
<br />
Nehri isimli kasabada din ve fen ilimleri &uuml;zerine tahsil g&ouml;r&uuml;yordum. Ramazan ayını ailemle birlikte ge&ccedil;irmek &uuml;zere memleketime d&ouml;nd&uuml;m. Hen&uuml;z ilk mektep kitaplarını tahsil ettiğim zamanlardı. Ramazan ayının on beşinci Salı gecesi, r&uuml;yada Allah&#39;ın Resul&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;m. Y&uuml;ce bir taht &uuml;zerinde risalet makamında oturmuşlardı. Onun heybet ve celali karşısında dehşete d&uuml;şm&uuml;ş, yere bakarken, arkamdan bir kimse yavaş yavaş sağ tarafıma yanaştı. G&ouml;z ucuyla kendisine baktım. Kısaya yakın orta boylu,&nbsp;sakallı, aydınlık alınlı bir zat... Bu zat sağ kulağıma işitilmeyecek kadar hafif bir sesle, fıkıh ilminin hayz meselelerinden bir sual sordu: &quot;Hayz zamanında bir kadının, camiye girmesi uygun değilken, iki kapılı bir caminin bir kapısından girip &ouml;b&uuml;r kapısından &ccedil;ıkmakta şer&#39;an serbest midir?&quot; Allah Resul&uuml;n&uuml;n heybetlerinden b&uuml;z&uuml;lm&uuml;şt&uuml;m. Suali tekrar sormaması i&ccedil;in gayet yavaş&ccedil;a ve al&ccedil;ak bir sesle; &quot;Dinin sahibi hazırdır, buradadır&quot; diye cevap verdim. Maksadım, onun huzurunda kimsenin din meselelerine el atamayacağını anlatmaktı. Resulullah efendimiz, ses işitilemeyecek bir mesafede bulunmalarına rağmen cevabımı duydular. Durmadan; <b>&quot;Cevap veriniz!&quot; </b>diye &uuml;st &uuml;ste iki defa emir buyurdular.<br />
<br />
Ertesi g&uuml;n, &ouml;ğle namazı vaktinde pederimin camiye geliş yolları &uuml;zerinde durdum. Kendilerine bir şeyi arz edeceğimi hissederek yanıma geldiler. R&uuml;yamı anlattım. Y&uuml;zlerine b&uuml;y&uuml;k bir sevin&ccedil; dalgası yayılırken; &quot;Seni m&uuml;jdelerim! &Acirc;lemin Fahri seni mezun ve din bilgilerini tebliğe memur buyurdular. İnş&acirc;allah &acirc;lim olursun! B&uuml;t&uuml;n g&uuml;c&uuml;nle &ccedil;alış&quot; diyerek r&uuml;yamı tabir etti. Babama; &quot;K&acirc;inatın efendisi huzurunda, bunca din meselesi dururken bana hayz bahsinden sual a&ccedil;ılmasının ve cevabının tarafımdan verilmesi hakkındaki Resulullahın emrinin hikmeti nedir?&quot; diye sordum şu cevabı verdi:<br />
&quot;Hayz, fıkıh bilgilerinin en zoru olduğu i&ccedil;in, b&ouml;yle bir sual, senin ileride din ilimleri bakımından &ccedil;ok y&uuml;kseleceğine işarettir.&rdquo;<br />
<br />
Bu r&uuml;yadan sonra, on sene m&uuml;ddetle, Cuma gecelerinden başka hi&ccedil; bir geceyi yorgan altında ge&ccedil;irdiğimi hatırlamıyorum. Sabahlara kadar dersle uğraşıp insanlık ic&acirc;bı uykuyu kitap &uuml;zerinde ge&ccedil;irdim. İnsan g&uuml;c&uuml;n&uuml;n &uuml;st&uuml;nde denilebilecek bir gayret ve istekle &ccedil;alıştım.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi hazretleri, &ouml;ğrendiği fıkıh, tefsir gibi ilimlerin yanında kendisini m&acirc;nevi yoldan yetiştirecek bir rehbere kavuşma arzusu ile yanıyordu. Diğer taraftan Seyyid T&acirc;h&acirc;-i Hakk&acirc;ri&#39;nin halifesi Seyyid Fehim-i Arvasi, r&uuml;yasında Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Resul&uuml;n&uuml; g&ouml;rd&uuml;. Peygamber efendimiz kendisine; <b>&quot;Abd&uuml;lhakim&#39;in terbiyesini sana ısmarladım&quot;</b> buyurmuştu.<br />
<br />
Nihayet Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi, 1878 (H.1295) yılında Seyyid Fehim-i Arvasi hazretlerinin huzuruna kavuştu ve hocasından aldığı ilk emir, tevbe ve istihare oldu. İstiharede ş&ouml;yle bir r&uuml;ya g&ouml;rd&uuml;:<br />
Seyyid T&acirc;h&acirc; hazretleri, camide, talebesi Seyyid Fehim&#39;e şu emri veriyordu: &quot;Abd&uuml;lhakimi al, elbisesini soy, cev&acirc;zim&acirc;t-ı hams &ccedil;eşmelerinde kendi elinle tamamen yıka! Sonra ikimize de imam olsun!.. Seyyid Fehim hazretleri onu alıp cev&acirc;zım&acirc;t-ı hams &ccedil;eşmelerinde yıkıyor, o da elini onun omuzuna koyarak, sağ ayağını kendisi i&ccedil;in serilmiş olan seccadeye bırakıyordu.<br />
<br />
Bu r&uuml;ya onun talebeliğe kabul edildiğine dair gayet a&ccedil;ıktı. Tabire muhta&ccedil; kısmı sadece cev&acirc;zım&acirc;t-ı hams tabiri idi. Cev&acirc;zım cezm&#39;in &ccedil;oğulu olup kat&#39;i, kesin demektir. Hams yani beş adedi ise &acirc;lem-i emrin, latifenin tasfiyesine işaret olduğu a&ccedil;ıktı. R&uuml;yanın başka tabire muhta&ccedil; olmayan a&ccedil;ıklığı ayrı bir ilahi l&uuml;tuf ve sonsuz bir ihsandı.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; bu r&uuml;yanın tesiri ile b&uuml;y&uuml;k bir aşkla ilim tahsil edip, ilimde ilerlediği gibi, Seyyid Fehim hazretlerinin sohbet ve tevecc&uuml;hleri ile g&ouml;nl&uuml;n&uuml; nurlandırdı.<br />
<br />
Y&uuml;ksek tahsilini zamanın en b&uuml;y&uuml;k &acirc;lim ve evliyası Seyyid Fehim Arvasi hazretlerinin huzurunda tamamladı. 1300 hicri sene başında ilm-i sarf, nahv, mantık, m&uuml;nazara, vad&#39;, beyan, meani, bedi&#39;, belagat, kel&acirc;m, usul-i fıkıh, tefsir, tasavvuf, ulum-i hikemiyye yani hikmet-i tabi&rsquo;iyye (fizik, biyoloji), hikmet-i ilahiyye, riyaziyye (yani matematik, geometri), hey&rsquo;et (astronomi) gibi zahir ilimlerde icazet (diploma); tasavvufun Nakşibendiyye, Kadiriyye, K&uuml;breviyye, S&uuml;hreverdiyye ve &Ccedil;eştiyye yollarından hilafet aldı. Başkale&#39;de otuz yıl kadar tedris ve irşad ile meşgul oldu. Yani ders okuttu ve insanlara Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarını anlattı.<br />
<br />
1914 (H. 1332)te Birinci D&uuml;nya Harbi &ccedil;ıkıp Ruslar Doğu Anadolu&#39;yu işgal edince, Başkale&#39;den hicret edip, Irak&#39;a, oradan Adana, Eskişehir ve 1919 (H. 1337)da İstanbul&#39;a geldi. Ey&uuml;p Sultan&#39;da &ouml;nce yazılı medreseye, sonra G&uuml;m&uuml;şsuyu Tepesindeki M&uuml;rteza Efendi Dergahına yerleşti ve Kaşgari Hanekahı meşihatına tayin olundu. İslam halifelerinin ve Osmanlı Sultanlarının sonuncusu olan Sultan Vahideddin tarafından Medrese-i m&uuml;tehassısin denilen İlahiyat Fak&uuml;ltesinde tasavvuf m&uuml;derrisi yani ordinary&uuml;s profes&ouml;r&uuml; olarak 8 Zilkade 1919 (H. 1337) tarihli ferman ile tayin edildi.<br />
<br />
Anadolu&#39;da &ccedil;arpışan Kuvay-ı Milliyenin galip gelmesi i&ccedil;in para, mal ve dua ile yardım edilmesi, eli silah tutanların onlara katılmaları i&ccedil;in milleti teşvik ederek &ccedil;ok kimseyi Anadolu&#39;ya g&ouml;nderdi. &Ccedil;ok yardım yapılmasına sebep oldu. Uzun zaman irşad, vaaz ve tedris ile meşgul olup hayatının sonuna doğru İzmir&#39;e g&ouml;nderildi. Zor şartlar altında İzmir&#39;de kaldığı sırada ihtiyarlığın da verdiği takatsizlikle hastalandı. Ankara&#39;ya getirildi. Ankara&#39;ya geldikten birka&ccedil; g&uuml;n sonra 27 Kasım 1943 (H. 1362) tarihinde sıkıntılarla dolu d&uuml;nyadan ahirete intikal etti. Ankara&#39;nın kuzeyinde bulunan Bağlum nahiyesinde defnolundu. Kabri ziyaret edilmekte, huzurunda yapılan dualar kabul olunmaktadır.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi v&uuml;cut&ccedil;a gayet mutedil ve kusursuzdu. Buğday tenliydi. Alnı geniş ve a&ccedil;ıktı. Kaşları birer hilal gibi olup, kabarık ince ve &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;yd&uuml;. Nur bakışlı g&ouml;zleri iriceydi. Burnu ahenkli ve normalden b&uuml;y&uuml;k&ccedil;eydi. Y&uuml;z&uuml; zayıf&ccedil;a olup sakalı sıktı. Bedeni iri yapılı olup, insana mutlak surette h&uuml;rmet telkin edici bir vakar ve heybeti vardı.<br />
<br />
Her h&acirc;li ve hareketi ile İslamiyet&rsquo;e uyardı. &Ccedil;ok m&uuml;tevazı olup; &quot;Ben&quot; dediği işitilmemişti. &Ccedil;ok heybetli ve temkin sahibiydi. &Ccedil;ok misafir severdi. Yardım yapmaktan hoşlanırdı. Ziyaretlere gider, davetlere icabet ederdi.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim Arvasi din bilgilerinde ve tasavvufun ince marifetlerinde derin bir derya idi. &Uuml;niversite mensupları, fen ve devlet adamları, &ccedil;&ouml;z&uuml;lemez sandıkları g&uuml;&ccedil; bilgileri sormaya gelir; sohbetinde, dersinde bir saat kadar oturunca, cevabını alır; sormaya l&uuml;zum kalmadan o bilgi ile doymuş olarak geri d&ouml;nerdi. Tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml;, sevgisini kazananlar, sayısız kerametlerini g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. &Ccedil;ok m&uuml;tevazı, pek al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml;yd&uuml;. Ey&uuml;p Sultan, Fatih, Bayezid, Bakırk&ouml;y, Kadık&ouml;y, Beyoğlu&#39;nda Ağa Cami-i şerifleri k&uuml;rsilerinde senelerce ilim neşretmiştir. Sultan Selim Cami-i şerifi yanındaki S&uuml;leymaniyye Medresesinde, tasavvuf m&uuml;derrisi (profes&ouml;r&uuml;) iken Er-Riyad-&uuml;t-Tasavvufiyye kitabını yazmıştır. Tasavvuf hakkında risale b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;nde m&uuml;teaddid mektupları vardır. Mevlid okunmasının ve tesbih kullanmanın başlangı&ccedil; ve meşruiyeti hakkında bir risale, Rabıta-i Şerife Risalesi, Sah&acirc;be-i Kir&acirc;m ve Ecdad-ı Peygamberi risaleleri, İslam Hukuku, Keşkul ve Sefer-i Ahiret isimli eserleri, Arabi, Farisi ve T&uuml;rk&ccedil;e şiirleri pek kıymetlidir.<br />
<br />
Yetiştirdiği se&ccedil;kin din adamlarının en selahiyyetlisi; &ccedil;eşitli din ve fen kitaplarının yazarı, eczacı, kimyager ve emekli &ouml;ğretmen albay H&uuml;seyin Hilmi Işık beyefendidir. 1929&#39;dan 1943 senesine kadar o b&uuml;y&uuml;k zattan ders almış, Arabi ve Farisi terc&uuml;meler yaparak gen&ccedil;liğe hizmet i&ccedil;in &ccedil;alışmıştır. T&uuml;rk&ccedil;e, Arabi, Farisi, Almanca, Fransızca ve İngilizcenin yanında, başka dillerde de &ccedil;eşitli din kitapları neşretmiştir. B&uuml;t&uuml;n ilim ve feyzini, Abd&uuml;lhakim Arvasi&#39;den aldığını eserlerinde belirtmektedir.<br />
<br />
<b>25 yıl &ouml;nceki r&uuml;yadaki şahıs</b><br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi, 1897 yılında hac vazifesi ile Hicaz&#39;a geldiğinde &ouml;nce Medine&#39;ye gelip Peygamber efendimizin kabr-i şerifini ziyaret etti. Yanında Hacı &Ouml;mer Efendi isimli eşraftan bir zat vardı. Onunla beraber bir gece, m&uuml;barek Ravza&#39;da akşam namazından sonra, y&uuml;z&uuml;n&uuml; saadet şebekesine d&ouml;nd&uuml;rm&uuml;ş, son derece edep ve h&uuml;rmet i&ccedil;erisinde beklerken, sağ tarafında oturan Hacı<br />
&Ouml;mer Efendi kulağına eğilip yavaş&ccedil;a:<br />
&quot;Refikam, şu anda &ouml;z&uuml;r sahibidir. Peygamber Mescidini ziyarete gelemez. B&acirc;b-&uuml;s-Sel&acirc;m&#39;dan girerek Peygamber huzurunda bir selam verip, B&acirc;b-ı Cibril&#39;den &ccedil;ıkmasına şer&#39;an m&uuml;saade var mıdır?&quot; dedi.<br />
<br />
Seyyid Abd&uuml;lhakim hazretleri o anda 25 yıl &ouml;nceki r&uuml;yanın hatırına gelmesi ile korkuyla sarsıldı. Hacı &Ouml;mer Efendinin y&uuml;z&uuml;ne bir daha baktı. Evet 25 yıl &ouml;nce r&uuml;yasında g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şahıs da bu şahıstı.<br />
<br />
Yavaş&ccedil;a:<br />
&quot;Bu sualin cevabına mezun olmak ş&ouml;yle dursun, bilakis memurum!&quot; buyurdu. Ancak r&uuml;yada olduğu gibi Resulullah efendimizin huzurunda bulunduğundan cevap vermekte mazur olduğunu bildirdi. B&acirc;b-ı Rahme&#39;den dışarı &ccedil;ıktıktan sonra hem meseleyi cevaplandırdı ve hem de r&uuml;yayı tafsilatı ile anlattı.<br />
<br />
<b>Sultanın dua ve yardım istemesi</b><br />
Sultan Vahideddin Han kendilerini &ccedil;ok sever, takdir ederdi ve dualarını isterdi. Nitekim Abd&uuml;lhakim Efendi hazretleri ş&ouml;yle anlattı:<br />
Memleketin işgal altında bulunduğu ve kurtuluş savaşının başladığı g&uuml;nlerdi. Beşiktaş&#39;ta Sinanpaşa C&acirc;miinde vaaz edip &ccedil;ıkıyordum. Kapı &ouml;n&uuml;nde duran bir saray arabasından, kibar bir bey inip; &quot;El melik&uuml; yakra&uuml;kessel&acirc;m ve yed&#39;uke iletta&#39;&acirc;m&quot; yani &quot;Sultan sana selam ediyor ve seni iftara &ccedil;ağırıyor&quot; dedi. Araba ile saraya gittik. İstanbul&#39;un se&ccedil;ilmiş vaizleri, imamları &ccedil;ağırılmıştı. Yemekten sonra ser m&uuml;s&acirc;hib geldi. Sultanın selamı var. Hepinizden rica ediyor. Anadolu&#39;da k&acirc;firlerle &ccedil;arpışan kuv&acirc;y-ı milliyenin galip gelmesi i&ccedil;in dua etmenizi ve Anadolu&#39;daki m&uuml;cahidlere para ve dua ile yardım etmeleri, eli silah tutanların onlara katılmaları i&ccedil;in milleti teşvik etmenizi rica ediyor, dedi. Bu emir &uuml;zerine &ccedil;ok kimseyi Anadolu&#39;ya g&ouml;nderdim. &Ccedil;ok yardım yapılmasına sebep oldum.<br />
<br />
Bir defasında da Sultan Vahideddin Han, Ramaz&acirc;n-ı şerif ayında Hırka-ı se&acirc;detin bulunduğu odayı ziyaret edecekti. Seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi&#39;yi de davet etti. Diğer ileri gelen devlet adamları ve din adamları da oradaydı. Bu vakanın devamını hizmetlerini g&ouml;ren Şakir Efendi ş&ouml;yle nakletmektedir:<br />
Sultan tam Hırka-i se&acirc;detin bulunduğu odanın kapısına gelince, Abd&uuml;lhakim Efendi nerededir? diye sordu. Oradaki kalabalık birbirlerine bakıştılar. O isimde birini tanımıyorlardı. Arkaya doğru haber verdiler. Efendi hazretleri, benim ismim Abd&uuml;lhakim der demez, sultan sizi bekliyor diyerek, hemen yol a&ccedil;tılar. Sultan kendilerini bekleyip yan yana biri d&uuml;nya, biri ahiret sultanı olarak, Sultan&uuml;&#39;l-enbiya Peygamber efendimizin se&acirc;detli hırkalarının bulunduğu odaya girdiler. Beraberce ziyaret ettiler. &Ccedil;ıkınca Sultan bereket sayarak orada olanlara birer mendil, ona ise iki mendil hediye etmişler. Ben dış kapıda Efendi&#39;yi bekliyordum. Geldiler ve ziyaretlerini anlattılar. (Sultan herkese bir mendil verdi, bana iki tane verdi. Biri senindir) buyurup birini bana verdiler.<br />
<br />
Abd&uuml;lhakim Arvasi hazretleri siyasete hi&ccedil; karışmamış, siyasi fırkalara bağlanmamıştır. B&ouml;l&uuml;c&uuml;l&uuml;ğe karşıydı. Talebeleri kendisine tekkelerin kapatılması ile ilgili olarak sorduklarında:<br />
&quot;H&uuml;k&uuml;met, tekkeleri değil, boş mekanları kapattı. Onlar kendi kendilerini &ccedil;oktan kapatmışlardı&quot; demiştir. Bu muazzam g&ouml;r&uuml;ş, o g&uuml;nlerin umumi manada tekke ve dergah tipine ait teşhislerin en g&uuml;zelidir.<br />
<br />
Kanunlara uymakta &ccedil;ok titiz davranır, konuşmalarında da bunu tavsiye ederdi.<br />
<br />
Abd&uuml;lhakim Efendinin yemesi, i&ccedil;mesi, yatması, kalkması, konuşması, susması, g&uuml;lmesi, ağlaması hep İslamiyet&rsquo;e ve Resulullah efendimizin h&acirc;line uygundu. Onun yemesini g&ouml;ren sanki &acirc;det yerini bulsun diye yiyor zannederdi. Az yer, lokmaları k&uuml;&ccedil;&uuml;k alır ve yavaş yerdi. Yakınları onu otuz senedir kaylule yaparken veya yatarken bir defa olsun sırt &uuml;st&uuml; veya sol tarafına d&ouml;n&uuml;p yatmadığını s&ouml;ylemişlerdir. Hep sağ yanı &uuml;zerine yatar, sağ elinin i&ccedil;ini sağ yanağı altına koyar, &ouml;yle yatardı. Her h&acirc;li istikamet &uuml;zere idi. &quot;İstikamet yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın beğendiği doğru yol &uuml;zere olmak kerametin &uuml;st&uuml;ndedir&quot; s&ouml;z&uuml;n&uuml; sık sık tekrar ederdi.<br />
<br />
&Ccedil;ok m&uuml;tevazı, pek al&ccedil;ak g&ouml;n&uuml;ll&uuml; idi. Ben dediği hi&ccedil; işitilmemişti. İslam &acirc;limlerinin adı ge&ccedil;tiği zaman:<br />
&quot;Bizler o b&uuml;y&uuml;klerin yanında hazır olsak sorulmayız, gaib olsak aranmayız.&quot; Ve, &quot;Bizler o b&uuml;y&uuml;klerin yazılarını anlayamayız. Ancak bereketlenmek i&ccedil;in okuruz&quot; buyururdu. Halbuki kendisi bu bilgilerin m&uuml;tehassısı idi.<br />
<br />
Abd&uuml;lhakim Arvasi hazretlerinin kıymetli s&ouml;zlerinden bazıları:<br />
&quot;Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Muhammed aleyhisselam ise her zamanda her memlekette, yani d&uuml;nya yaratıldığı g&uuml;nden kıyamet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, b&uuml;t&uuml;n varlıkların, her bakımdan en &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Hi&ccedil; kimse, hi&ccedil;bir bakımdan Onun &uuml;st&uuml;nde değildir. Bu olamayacak bir şey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu b&ouml;yle yaratmıştır. Hi&ccedil;bir insanın Onu methedecek g&uuml;c&uuml; yoktur. Hi&ccedil;bir insanın Onu tenkit edecek iktidarı yoktur.&quot;<br />
<br />
&quot;Hak te&acirc;l&acirc;nın hakimliğini tanıdığınız, emaneti ve emniyeti bozmayarak &ccedil;alıştığınız zaman, birbirinizi ne kadar sevecek, birbirinize ne kadar bağlı kardeşler olacaksınız. Sizin o kardeşliğinizden Allah&rsquo;ın merhameti neler yaratacaktır. Kavuştuğunuz her nimet, hep Hakk&#39;a imanın hasıl ettiği kardeşliğin neticesi ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın merhamet ve ihsanıdır. G&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z her musibet ve felaket de; hep kızgınlığın, nefretin ve d&uuml;şmanlığın neticesidir. Bunlar ise hakkı tanımamanın, zul&uuml;m ve haksızlık etmenin cezasıdır.&quot;<br />
<br />
&quot;B&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;z&uuml;, s&ouml;zlerin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r.&quot;<br />
<br />
&quot;Evliyanın s&ouml;z&uuml;nde rabbani tesir vardır.&quot;<br />
<br />
&quot;İnsanı kaplayan sıkıntıların birinci sebebi, Hakk&#39;a karşı şirk ve m&uuml;şrikliktir. İlim ve fen ilerlediği halde, insanlığın ufuklarını sarmış olan fesat karanlığı hep şirkin, imansızlığın, vahdetsizliğin ve sevişmezliğin neticesidir. Beşeriyet ne kadar uğraşırsa uğraşsın, sevip sevilmedik&ccedil;e, ızdırap ve felaketten kurtulamaz. Hakk&#39;ı tanımadık&ccedil;a, Hakk&#39;ı sevmedik&ccedil;e, Hak te&acirc;l&acirc;yı hakim bilip, Ona kulluk etmedik&ccedil;e, insanlar, birbiri ile sevişemez. Hak&#39;dan ve Hak yolundan başka her ne d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lse, hepsi ayrılık ve perişanlık yoludur.&quot;<br />
<br />
&quot;M&uuml;sl&uuml;manların &ouml;ğrenmesi lazım olan bilgilere Ulum-i İslamiyye (M&uuml;sl&uuml;manlık Bilgileri) denir. İslam dininin emrettiği bu bilgileri Resulullah aleyhisselam ikiye ayırmıştır. Biri, &quot;ulum-i nakliyye&quot;, yani din bilgileri; diğeri &quot;ulum-i akliyye&quot; yani fen bilgileridir, buyurmuştur. Din bilgileri, d&uuml;nyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.<br />
<br />
Bunlar da ikiye ayrılır: &quot;Ulum-i aliyye&quot; yani y&uuml;ksek din bilgileri ve &quot;ulum-i ibtidaiyye&quot; yani alet ilimleri. İslam ilimlerinin ikinci kısmı olan akıl bilgilerinin yani tecr&uuml;bi ilimlerin iyi &ouml;ğrenilmesi, ince ve derin din bilgilerinin kolay ve a&ccedil;ık anlaşılmasına yardım eder. Riyazi fizik &ouml;ğrenmek, din bilgilerini kuvvetlendirir. Astronomi, aritmetik ve geometri, dine yardımcı bilgilerdir. Tecr&uuml;bi fizikteki (tecr&uuml;be ve isbat edilenlere esasen uymayan) birka&ccedil; yanlış teori ve hipotezden başka hepsi dine uymakta, imanı kuvvetlendirmektedir. İlahi fizik (metafizik) bilgilerinden, &ccedil;&uuml;r&uuml;k, bozuk olanları dine uymaz. Bu ilimler &ouml;ğrenilince, din bilgilerinin akli ilimlere uyan ve akli bilgilerle &ccedil;&ouml;z&uuml;lmeyen yerleri ve sebepleri meydana &ccedil;ıkar ve akla uygun sanılmayan, aklın erişemediği meselelerin ink&acirc;r edilemeyeceği anlaşılır.&quot;<br />
<br />
&quot;Kur&#39;an-ı kerimden ve Resul aleyhisselamın hadis-i şeriflerinden sonra en kıymetli kitap, İmam-ı Rabbani hazretlerinin Mektubat kitabıdır. Hanefi mezhebinde en m&uuml;kemmel ve en kıymetli fıkıh kitabı, İbni Abidin&#39;in D&uuml;rr&uuml;l-Muhtar haşiyesidir. Şafii&rsquo;de Tuhfet-&uuml;l-Muhtac kitabıdır.&quot;<br />
<br />
&quot;İslam dini, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, Cebrail ismindeki melek vasıtası ile, sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselama g&ouml;nderdiği, insanların, d&uuml;nyada ve ahirette rahat ve mesut olmalarını sağlayan, usul ve kaidelerdir. B&uuml;t&uuml;n &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler, faydalı şeyler, İslamiyet&rsquo;in i&ccedil;indedir. Eski dinlerin g&ouml;r&uuml;n&uuml;r g&ouml;r&uuml;nmez b&uuml;t&uuml;n iyiliklerini, İslamiyet, kendinde toplamıştır. B&uuml;t&uuml;n saadetler, muvaffakiyetler ondadır. Yanılmayan, şaşırmayan, akılların kabul edeceği esaslardan ve ahlaktan ibarettir. Yaradılışında kusursuz olanlar onu reddetmez ve nefret etmez, İslamiyet&rsquo;in i&ccedil;inde hi&ccedil;bir zarar yoktur. İslamiyet&rsquo;in dışında hi&ccedil;bir menfaat yoktur ve olamaz.&quot;<br />
<br />
&quot;Son zamanlarda, tekkeler cahillerin eline d&uuml;şt&uuml;. Dinden, imandan haberi olmayanlara şeyh denildi. Din d&uuml;şmanları da, bu şeyhlerin s&ouml;zlerini, oyunlarını ele alarak dine hurafeler karışmıştır, dedi. Halbuki bozuk tarikat&ccedil;ıların s&ouml;zlerini, işlerini din sanmak, bunları tasavvuf b&uuml;y&uuml;kleri ile karıştırmak, &ccedil;ok yanlıştır. Dini bilmemek, anlamamaktır. Dinde s&ouml;z sahibi olmak i&ccedil;in, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini tanımak, o b&uuml;y&uuml;klerin kitaplarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lazımdır. B&ouml;yle bir &acirc;lim bulunmazsa, din d&uuml;şmanları, meydanı boş bulup, din adamı şekline girer. Vaazları ile, kitapları ile, gen&ccedil;lerin imanını &ccedil;alarak millet ve memleketi felakete g&ouml;t&uuml;r&uuml;rler.&quot;<br />
<br />
&quot;Temiz ve yeni elbise giyiniz. Gittiğiniz yerlerde, ahlakınızla, s&ouml;zlerinizle, İslam&rsquo;ın vakarını, kıymetini g&ouml;sterdiğiniz gibi, giyiminizle de saygı ve ilgi toplayınız.&quot;<br />
<br />
&quot;&Ccedil;eşitli, lezzetli yemeklerle ve tatlı, soğuk şerbetlerle bedenlerinizi rahat ve hoş tutunuz.&quot;<br />
<br />
&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesir, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabiat kuvvetleri, fizik, kimya ve biyoloji kanunları diyoruz. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz i&ccedil;in, bu işin sebeplerine yapışmamız lazımdır. Mesela buğday hasıl olması i&ccedil;in, tarlayı s&uuml;rmek, ekmek, ekini bi&ccedil;mek lazımdır. İnsanların b&uuml;t&uuml;n hareketleri, işleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bu &acirc;deti i&ccedil;inde meydana gelmektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sevdiği insanlara iyilik, ikram olmak i&ccedil;in ve azılı d&uuml;şmanlarını aldatmak i&ccedil;in bunlara, &acirc;detini bozarak sebepsiz şeyler yaratıyor.&quot;<br />
<br />
&quot;Tek vakit namazımı ka&ccedil;ırmaktansa, bin kere &ouml;lmeyi tercih ederim.&quot;<br />
<br />
&quot;Namaz, aman namaz, nerede ve ne şart altında olursa olsun mutlaka namaz kılın.&quot;<br />
<br />
&ldquo;En b&uuml;y&uuml;k edep, ilahi hududu muhafazadır, g&ouml;zetmektir.&quot;<br />
<br />
&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bir kuluna iman vermişse ona daha ne vermemiştir. İman vermemişse ona daha ne vermiştir!&rdquo;<br />
<br />
&quot;Bizim meclisimizde bulunanlar, s&uuml;kut i&ccedil;inde otursalar ve s&uuml;kuttan başka bir şey g&ouml;rmeseler bile, din bahsinde &acirc;lim ge&ccedil;inenlerin hatalarını keşfederler, bir bir &ccedil;ıkarırlar.&quot;<br />
<br />
&ldquo;Kur&#39;an-ı kerim şifadır. Fakat şifa, suyun geldiği boruya t&acirc;bidir. Pis borudan şifa gelmez.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Ger&ccedil;ek keramet, kerametin gizlenmesidir. Bunun dışında g&ouml;r&uuml;nenler, velinin irade ve ihtiyarı ile değildir. İlahi hikmet &ouml;yle gerektiriyor demektir.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sırrını eminine verir. Bilen s&ouml;ylemez, s&ouml;yleyen bilmez.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Ahmaklık, hatada ısrar etmektir.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Din bilgileri, d&uuml;nyada ve ahirette, huzuru, saadeti kazandıran bilgilerdir.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilediğini yapar. İster sebepli ister sebepsiz, dilediği gibi azap veya l&uuml;tfeder. G&uuml;zel ve doğru Onun dilediğidir.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bize rahmetiyle muamele etsin. Adaletiyle muamele ederse yanarız.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Riya olmasın diye cemaatten ka&ccedil;anlar ayrı bir riya i&ccedil;indedirler.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;İlim cehli izale eder, yok eder, ahmaklığı değil.&rdquo;<br />
<br />
&ldquo;Cemiyetteki ruh hastalıklarının sebebi, iman eksikliğidir.&rdquo;<br />
<br />
Talebelerinden bazıları o ilim deryası b&uuml;y&uuml;k veliden şu s&ouml;zleri ve menkıbeleri nakletmişlerdir.<br />
<br />
Talebelerinden H&acirc;fız H&uuml;seyin Efendi anlatır:<br />
Tahsilimi İstanbul&#39;da yaptım. Arabi ve Farisi&#39;yi iyi bilirdim. Her toplulukta s&ouml;z sahibiydim. Bir g&uuml;n beni Abd&uuml;lhakim Arvasi hazretlerine g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler. Maksadım orada da s&ouml;z sahibi olmaktı. Kendisine &ccedil;ok yakın bir sandalyeye oturdum. Sohbete başladı. Hemen sonra sandalyede oturmaktan haya edip, yere indim. Sohbette, hi&ccedil; bilmediğim, duymadığım şeyleri anlatıyordu. Yakınında yere oturmaktan da haya edip biraz geri &ccedil;ekildim. Biraz daha biraz daha derken nihayet kendimi kapının &ouml;n&uuml;nde buldum. Nerede ise kapıdan dışarı &ccedil;ıkacak h&acirc;le gelmiştim. Ben yıllarca şeyhlik postunda oturmuş talebeleri olan biriydim. Seyyid Abd&uuml;lhakimi g&ouml;r&uuml;nce ancak talebe olacağımı anladım ve talebelerime:<br />
&quot;Seyyid Abd&uuml;lhakim Efendiyi g&ouml;r&uuml;nce, tanıyınca şeyhliğin ne olduğunu anladım, eteğine yapışmaktan başka işim kalmadı&quot; dedim. O b&uuml;y&uuml;k zata talebe olmakla şereflendim.<br />
<br />
Otuz yıl boyunca yanından ayrılmayan yakını Şakir Efendi anlatır:<br />
Bir sabah dergahın mescidinde namaz kılıyorduk. Efendi ile ikimizdik. Her zamanki gibi beni imam yaptılar. Mescidin giriş kısmı baştan başa camek&acirc;n olduğundan girişteki sofa şeklinde oturma yerinden mescidin i&ccedil;i apa&ccedil;ık g&ouml;r&uuml;l&uuml;rd&uuml;. Biz namaza hazırlanırken zevcem de gelip sofa kısmında &ccedil;aylarımızı hazırlamaya koyulmuştu. Namaz ve dua bitince, sofaya ge&ccedil;tik. G&ouml;rd&uuml;k ki semaverin etrafında iki &ccedil;ay bardağı yerine bir s&uuml;r&uuml; bardak. Zevceme, bu kadar bardağa l&uuml;zum olmadığını s&ouml;yleyip, ni&ccedil;in ikiden &ccedil;ok bardak getirdin, deyince, şu cevabı aldım: &quot;Hayret! Arkanızda b&uuml;y&uuml;k bir cemaat vardı. Şimdi dağılmış.&quot;<br />
<br />
Talebelerinden İlyas Efendi anlatır:<br />
Bir g&uuml;n yaşlı bir kadın marangoz d&uuml;kkanıma gelip; &quot;Bir odalı evim var. İkinci bir oda yaptırıyorum. Kiraya verip onunla ge&ccedil;ineceğim. Bedelini kira parasından vermek &uuml;zere, bana bir kapı ve pencere yapar mısın?&quot; dedi. Yarın gel, konuşuruz dedim. Maksadım, Seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi&#39;ye gidip danışmaktı. İkindi vakti derg&acirc;hlarına gittim. H&acirc;limi sordular. &quot;M&uuml;şteri geliyor mu?&quot; dediler. &quot;Geliyor&quot; dedim. Fakat sormak i&ccedil;in gittiğim kadını unutmuştum. &quot;Sipariş veren oluyor mu?&quot; dediler. &quot;Bug&uuml;n yok&quot; dedim. &quot;Kadın m&uuml;şterileriniz oluyor mu?&quot; buyurdular. Gene hatırlamadım. Bunun &uuml;zerine; &quot;Bug&uuml;n gelen kadının işini g&ouml;r!&quot; buyurdular. Ancak o zaman hatırlayabildim.<br />
<br />
Bir g&uuml;n Bayezid Camiinde vaaz verirlerken konu ile hi&ccedil; ilgisi olmadığı halde; &quot;Sizden biriniz, eve gidip, &ccedil;ocuğunu &ccedil;atıya kiremitler &uuml;zerine &ccedil;ıkmış, g&uuml;vercin kovalar g&ouml;r&uuml;rse, bağırmadan, g&uuml;zellikle, yavrum bak sana neler getirdim, şeker aldım, desin, onu tutup i&ccedil;eri aldıktan sonra azarlasın&quot; buyurdu. Vaazı dinleyen Akhisarlı bir zat i&ccedil;inden şimdi bunun da ne ilgisi var diye ge&ccedil;irdi. Vaazdan sonra evine gidince baktı ki &ccedil;ocuğu evin damına &ccedil;ıkmış, kiremitler &uuml;zerinde g&uuml;vercin yakalamak peşinde, nerede ise kenardan d&uuml;şecek halde. &Ccedil;ocuk k&uuml;&ccedil;&uuml;k olup &uuml;&ccedil;-d&ouml;rt yaşındaydı. Hemen Abd&uuml;lhakim Efendinin nasihatlerini hatırladı ve &ouml;yle yaptı. &Ccedil;ocuk d&uuml;şmekten kurtuldu.<br />
<br />
Necib Fazıl Kısak&uuml;rek anlatır:<br />
Sene 1941... Almanlar sınırımızda. Ben, bir gazetede &ccedil;ıkan yazılarımda da &uuml;st&uuml;ne bastığım gibi, İkinci D&uuml;nya Harbine girmemizin bir an meselesi olduğuna k&acirc;niim. Bu meseleyi huzurlarında savunuyorum. L&uuml;tfen dinliyorlar. Etraflarında yakınlarından birka&ccedil; kişi ve avukat Mahmud Veziroğlu isminde kendisini sevenlerden bir zat... Harbe s&uuml;r&uuml;klenmek mecburiyetimizi riyazi bir v&acirc;kıa h&acirc;linde g&ouml;steriyor ve anlatıyorum. Sonuna kadar dinledikten sonra buyurdular ki: &quot;Harbe girilmez. Yalnız Birinci Cihan Harbinde olduğu gibi pahalılık olmasa, vesika usul&uuml; &ccedil;ıkmasa.&quot; Buyurdukları gibi oldu. Harbe girmedik. Fakat pahalılık, vesika usul&uuml; milleti kavurdu. Mahmud Bey, bana bu kerameti sık sık tekrar eder ve; &quot;M&uuml;thiş, m&uuml;thiş!.. herkes harbi beklerken; &quot;Harbe girilmez&quot; ve kimse vesika usul&uuml;n&uuml; beklemezken &quot;O olacak&quot; buyurmaları b&uuml;y&uuml;k keramet&quot; derdi.<br />
<br />
Faruk Bey anlatır:<br />
Bundan yıllarca evvel, oğlum Nevzad, o zamanlar oturduğumuz apartman katının balkonundan aşağıya, beton bir zemin &uuml;zerine d&uuml;şt&uuml;. &Ccedil;ocuğu koma h&acirc;linde bir hastaneye yetiştirdik. Ayıldı. Fakat akli melekelerini kaybetmiş haldeydi. İstanbul&#39;a g&ouml;t&uuml;rd&uuml;k. B&uuml;t&uuml;n m&uuml;tehassıs sinir ve akıl doktorlarına g&ouml;sterdik. Hemen hepsi &uuml;mit g&ouml;remediklerini s&ouml;ylediler. Bir Rum doktor erken bunama teşhisini koydu ve şifası yok h&uuml;km&uuml;n&uuml; bastı. B&uuml;luğ &ccedil;ağındaki &ccedil;ocuğumu, b&uuml;y&uuml;k amcası Abd&uuml;lhakim Efendinin kollarına teslim ettim. &Ccedil;ocuk tekkede kırk g&uuml;n kaldı. Bu m&uuml;ddet i&ccedil;inde, onu nazarlarından ayırmadılar. Sadece; &quot;Mahzunum, mahzunum!&quot; diye i&ccedil;lenerek işi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya havale ettiler. Kırk g&uuml;n sonra Nevzad, hi&ccedil; bir zaman sahip olmadığı maddi ve manevi bir sıhhate kavuştu. Hukuk Fak&uuml;ltesini bitirdi. Uzun yıllar DSİ&#39;de avukatlık yaptı, oradan emekli oldu. Abd&uuml;lhakim Efendi, biraderzadeleri olan Faruk Işık Efendiyi &ccedil;ok severdi. Birini methetmek isteseydi; &quot;Faruk hari&ccedil; hepimizden iyidir&quot; derdi. Kabri, Abd&uuml;lhakim Arvasi&#39;nin ayak ucundadır.<br />
<br />
Bayezid Camiinde; Erzincan zelzele felaketinden bir hafta kadar &ouml;nce: &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, zinanın aşik&acirc;r olduğu yerlere zelzele ile ceza verir. Erzincan gibi&quot; buyurmuşlar. Kimse o esnada bu manayı anlayamamış, ama bir hafta sonra, duyanlar bu b&uuml;y&uuml;k bir kerametti, anlayamadık demişlerdir.<br />
<br />
Talebelerinden Tahir Efendi anlatır:<br />
Abd&uuml;lhakim Efendi hazretleri buyurdular ki: &quot;Evliyanın huzuruna dolu giden boş, boş giden dolu d&ouml;ner.&quot; Bir g&uuml;n bana; &quot;Tahir Efendi, evinde kitap kalmasın, kitapları evden &ccedil;ıkar, başkalarına ver&quot; buyurdular. Eve gittim. Kıymetli kitaplarıma kıyamadım. Emirleri yerine gelsin diye, birka&ccedil; kitap verdim. Yatsıdan sonra yattım. Abd&uuml;lhakim Efendiyi g&ouml;rd&uuml;m. &quot;Tahir, kitapları evden &ccedil;ıkardın mı?&quot; buyurdular. Kalktım. Abdest aldım. İki rekat namaz kıldım. Yine yattım. Daha uyuyamamıştım. Abd&uuml;lhakim Efendi geldi. &quot;H&acirc;l&acirc; kitapları evde mi saklıyorsun?&quot; buyurup, cel&acirc;llendi. Korktum. Hemen kalkıp, b&uuml;t&uuml;n kitaplarımı evden &ccedil;ıkardım. Geldim yattım. Ancak uyuyabildim. Sonradan anladım ki, bizi terbiye etmek i&ccedil;in, kitaplardan uzaklaştırıp, bende olanları alıp, kendinde olanları bize vermek i&ccedil;in bu yolu se&ccedil;mişlerdi.<br />
<br />
Ne zaman Abd&uuml;lhakim Efendi hazretlerine gitsem, Ziya Bey yanında otururdu. Ziya Beye bir kitap verir, okuturlar ve izah ederlerdi. Bir g&uuml;n yine &ouml;yle bir sohbette, Ziya Beye kitap okutup, kendileri izah ediyordu. İ&ccedil;imden, benim Arabi ve Farisim Ziya Beyden iyidir. Ni&ccedil;in hep ona okuturlar da, bana hi&ccedil; okutmazlar diye ge&ccedil;ti. O gece r&uuml;yada Abd&uuml;lhakim Efendinin huzurunda idim. Gene Ziya Beye bir kitap vermişler, okutuyorlardı. Ama Ziya Beyi sarıklı, &acirc;lim kıyafetinde g&ouml;rd&uuml;m. Abd&uuml;lhakim Efendi, Ziya Beyi bana g&ouml;sterip; &quot;Biz, boşuna emek vermeyiz&quot; buyurdular. Uyanınca o d&uuml;ş&uuml;nceme &ccedil;ok pişman oldum.<br />
<br />
Bir g&uuml;n Abd&uuml;lhakim Efendiye gidiyordum. Yolda, kendi kendime, Abd&uuml;lhakim Efendiye arz edeyim, evliyalıkta y&uuml;kselmek b&uuml;y&uuml;k iş, bizim k&uuml;&ccedil;&uuml;k gayretimizle elde edilmez, himmet buyursunlar tevecc&uuml;h eylesinler de, o y&uuml;ksek makamlara beni kavuştursunlar diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yordum. Vardım. Bah&ccedil;ede yalnız oturuyorlardı. Selam verip ellerini &ouml;pt&uuml;m. Y&uuml;z&uuml;me bakıp; &quot;Tahir, şu ağa&ccedil; ne ağacıdır?&quot; buyurdu. &quot;Manolya&quot; dedim. &quot;Şu nedir?&quot; buyurdu. &quot;G&uuml;l&quot; dedim. &quot;Ya Tahir, bunların suyu bir, havası bir, toprağı bir de, ni&ccedil;in boyları farklıdır? Mesela şu &ccedil;imene ne yapılsa g&uuml;l ağacı olabilir mi, g&uuml;l de, manolya kadar b&uuml;y&uuml;r m&uuml;?&quot; buyurdu. &quot;Hayır efendim&quot; dedim. &quot;Demek ki, farklılık istidatlarından kabiliyetten geliyor. Ve demek ki, &ccedil;im; ot, g&uuml;l gibi, g&uuml;l de manolya gibi olmaz!&quot; buyurup tekrar bana baktılar. &quot;Kusurumu bağışlayın efendim&quot; dedim.<br />
<br />
Diş hekimi emekli albay Sabri Bey anlatır:<br />
Abd&uuml;lhakim Efendi, arada bir bana, teyemm&uuml;m nasıl yapılır diye g&ouml;stererek &ouml;ğretirdi. Kendi kendime, şimdi su olmayan yer yok, acaba neden bu kadar teyemm&uuml;m &uuml;zerinde duruyor derdim. Vefatından otuz sene sonra, ellerimde yara &ccedil;ıktı. Hatta bir başparmağımı kestiler. Doktorlar ellerine su vurmayacaksın dediler. &Uuml;&ccedil; sene teyemm&uuml;mle yani onların g&ouml;sterdiği şekilde teyemm&uuml;m ederek namaz kılmak zorunda kaldım.<br />
<br />
Halid Turhan Bey anlatır:<br />
Bir g&uuml;n ziyaretlerine gitmiştim. K&uuml;t&uuml;phanelerinden bir kitap &ccedil;ekip, bir yerini a&ccedil;ıp bana verdiler ve; &quot;Buyurun, okuyun!&quot; buyurdular. Arap&ccedil;a idi. Okumaya &ccedil;alıştım. Yanlış okuyunca d&uuml;zeltirlerdi. Bir daha okuttular ve gene yanlışlarımı d&uuml;zelttiler. Sonra; &quot;T&uuml;rk&ccedil;eye &ccedil;evirin!&quot; buyurdular. Takıldığım &ccedil;ok ibareler oldu. Yardım ettiler, hatta kendileri terc&uuml;me ettiler. Bir daha okutup, bir daha terc&uuml;me ettirdiler. İyice anlamıştım. Vefatlarından yirmi sene kadar sonra, k&uuml;t&uuml;phane m&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, Ankara&#39;da imtihana girdim. İmtihanda elime bir Arap&ccedil;a kitap verdiler ve bir yerini a&ccedil;ıp, okuyun dediler. Bir de ne g&ouml;reyim, Abd&uuml;lhakim Efendinin verdiği kitap ve a&ccedil;tıkları sayfa değil mi? Okudum, terc&uuml;me ettim. İmtihanı kazandım. K&uuml;t&uuml;phane m&uuml;d&uuml;r&uuml; oldum. Ama imtihandan &ccedil;ıkınca, Efendinin bu b&uuml;y&uuml;k ve a&ccedil;ık kerametini g&ouml;r&uuml;nce h&uuml;ng&uuml;r h&uuml;ng&uuml;r ağladım.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1825]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:10:39 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Doğru iman ve imanı korumak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Ahirette kurtulmak neye bağlıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bazıları Allah&rsquo;a inanan herkesin Cennete gideceğini sanıyor. Bu &ccedil;ok yanlıştır. Ament&uuml;&rsquo;deki altı esastan birine inanmayanın imanı ge&ccedil;ersizdir. Bunun i&ccedil;in inanmak değil, doğru inanmak &ouml;nemlidir. Ahirette kurtulmak, ibadetin &ccedil;ok olmasına değil, doğru imana bağlıdır. İhlaslı ameli az da olsa, hatta hi&ccedil; ameli olmasa, zerre kadar doğru imanı olsa yine Cennete girer. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kalbinde zerre kadar imanı olan Cehennemde kalmaz.) </b>[Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
D&uuml;nyadan herkes ahirete yolculuk yapıyor. Herkes bir vasıtaya binip gidiyor. Bir vasıtaya binmek değil, doğru vasıtaya binmek &ouml;nemlidir. Yanlış vasıtaya binen, istediği yere değil, vasıtanın gittiği yere gider. K&acirc;be&rsquo;ye gitmek i&ccedil;in niyet edip Paris&rsquo;e giden u&ccedil;ağa binen, niyeti halis olsa da K&acirc;be&rsquo;ye varamaz.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, doğruyu azıcık merak edene, doğruyu arayana doğru yolu yani hakiki İslamiyet&rsquo;i nasip edeceğine s&ouml;z vermiştir. [Ankebut 69, Ş&ucirc;ra 13], Allah s&ouml;z&uuml;nden d&ouml;nmez. (Al-i imran 9)<br />
<br />
Demek ki b&acirc;tıl yollardaki insanlar istemek bir yana merak bile etmiyorlar. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; rızka kefildir ama imana kefil değildir. Doğru iman sahibi olmaya &ccedil;alışmalıdır. İtikadı d&uuml;zeltmeden &ouml;nce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i s&uuml;nnet itikadıdır. Doğru itikad 1 rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca 10, iki sıfır konunca 100 olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. 1 &ccedil;ekilirse hepsi 0 olur. İhlassız, yani riya ile yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani 1 rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. İtikad doğru olunca ibadetleri arttırmak, insanın gayretine, ihlasına, ilmine bağlıdır. İstediği kadar artırır. Ancak, doğru itikadı, yani ehl-i s&uuml;nnet itikadı yoksa ibadetlerinin hi&ccedil; faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir.<br />
<br />
Mutezile ve benzeri akılcı gruplara g&ouml;re ibadetler imandan bir par&ccedil;adır. Onlara g&ouml;re g&uuml;nah işleyen ve farzları yapmayan k&acirc;fir olur, yani <b>iman X amel</b> diyorlar. Bunlardan biri sıfır olursa netice de sıfır olur diyorlar. Yani imansız amel de amelsiz iman da makbul değil diyorlar. Ehl-i s&uuml;nnete g&ouml;re, amelsiz iman makbul, imansız amel makbul değildir. Ehl-i s&uuml;nnete g&ouml;re <b>amel X ihlas</b> denebilir. Ancak amel işlemeden, (Param olsaydı şu fakire yardım ederdim diye ihlasla d&uuml;ş&uuml;nen de, vermediği halde, amel işlemediği halde ihlaslı niyetinden dolayı sevaba kavuşur. Bir kimsenin ihlası ne kadar &ccedil;oksa, amel ile &ccedil;arpılınca netice b&uuml;y&uuml;k olur. Bizim ihlasımız 1 ise, bin fakire birer ekmek versek, 1x1000 = bin sevap eder. Eshab-ı kiramın ihlası &ccedil;ok kuvvetli olduğu i&ccedil;in, mesela onların ihlası 1 milyon olsun, bir fakire bir ekmek verse bir milyon sevap alır. Nitekim hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avu&ccedil; kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.)</b> [Buhari]<br />
<br />
Eshab-ı kiramın imanları &ccedil;ok kuvvetli ve ihlasları &ccedil;ok fazla olduğu i&ccedil;in b&ouml;yle sevaplara kavuşuyorlar. Eshab-ı kiramdan biri diğerinden daha y&uuml;ksek idi. Bunun i&ccedil;in Hazret-i Ebu Bekir&rsquo;in verdiği bir avu&ccedil; hurmanın sevabı, diğer sahabeden birinin vereceği sevap arasında dağlar kadar fark vardır. Bir hadis-i şerifte de buyuruluyor ki:<br />
<b>(Benden sonra, Eshabımın ihtilaf edecekleri meseleler hakkında sual ettim. Rabbim bana &ldquo;Senin eshabın benim yanımda g&ouml;kteki yıldızlar gibidir. Bazısı diğerinden daha parlaktır. Onlardan birine uyan hidayet &uuml;zerindedir&rdquo; buyurdu.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>Doğru iman nedir?<br />
Sual:</b> İmanın doğru olması i&ccedil;in gerekli şartlar nelerdir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman doğru olmadık&ccedil;a, ibadetlere sevab verilmez. Onun i&ccedil;in, doğru imanı &ouml;ğrenip ona g&ouml;re iman etmek şarttır. İmanın doğru olması i&ccedil;in gerekli şartlardan bazıları:<br />
<b>1- İmanda sabit olmak: </b>(&Uuml;&ccedil; yıl sonra İslamiyet&rsquo;i bırakıp Hristiyan olacağım) diyen, o anda dinden &ccedil;ıkıp k&acirc;fir olur.<br />
<br />
<b>2- Havf ve rec&acirc; arasında olmak: </b>Yani Allah&rsquo;ın azabından korkmak ve rahmetinden &uuml;mit kesmemek gerekir.<br />
<br />
<b>3- Can boğaza gelmeden iman etmek: </b>&Ouml;l&uuml;rken, &acirc;hiret h&acirc;llerini g&ouml;rd&uuml;kten sonra k&acirc;firin imanı ge&ccedil;erli olmaz, fakat o anda da, M&uuml;sl&uuml;manın g&uuml;nahlardan tevbesi kabul olur.<br />
<br />
<b>4- G&uuml;neş batıdan doğmadan &ouml;nce iman etmek: </b>G&uuml;neş batıdan doğunca tevbe kapısı kapanır.<br />
<br />
<b>5- Gaybı yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bilir: </b>Allah bildirirse peygamberin veya evliyanın da bilebileceğine inanmak gerekir.<br />
<br />
<b>6- K&acirc;firliğe sebep olan bir şeyi kullanmamak ve s&ouml;ylememek: </b>Mesela ha&ccedil; takmamak, şakadan da olsa, (Ben k&acirc;firim) dememek gerekir.<br />
<br />
<b>7- D&icirc;n&icirc; bir h&uuml;k&uuml;mde ş&uuml;phe etmemek: </b>Mesela (Namaz ve tesett&uuml;r farz mı, şarap haram mı?) diye teredd&uuml;t etmemek gerekir.<br />
<br />
<b>8- İtikadını İslam dininden almak: </b>Tarih&ccedil;ilerin, felsefecilerin değil, Resulullah&#39;ın bildirdiği ve Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin a&ccedil;ıkladığı şekilde iman etmek.<br />
<br />
<b>9- Ament&uuml;&rsquo;deki altı esasa inanmak: </b>Hayrın, şerrin ve her şeyin Allah&rsquo;tan olduğuna inanmak gerekir. İnsanda irade-i c&uuml;ziyye vardır. İşlediği g&uuml;nahlardan mesuld&uuml;r. İmanın şartını beşe indiren ve yediye &ccedil;ıkaran sapıklar varsa da, imanın şartlarından herhangi birini ink&acirc;r eden veya yeni şart ilave eden k&acirc;fir olur.<br />
<br />
<b>10- Hubb-i fillah, buğd-ı fillah &uuml;zere olmak: </b>Sevgi ve nefreti yalnız Allah i&ccedil;in olmak. Allah d&uuml;şmanlarını sevmek, onları dost edinmek, Allah dostlarına d&uuml;şman olmak k&uuml;fr&uuml; gerektirir. Mesela k&acirc;fir olan Sokrat&rsquo;ı sevmek, İmam-ı Gazali&rsquo;ye d&uuml;şman olmak gibi.<br />
<br />
<b>11- Ehl-i kitabın da cehennemlik olduğuna inanmak: </b>Onların Cennete gireceğine inanan k&acirc;fir olur.<br />
<br />
<b>12- Ehl-i s&uuml;nnet vel cemaate uygun itikad etmek:</b><br />
Bu itikattan bazıları şunlardır:<br />
<b>1-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zamandan, mek&acirc;ndan m&uuml;nezzehtir. (Allah g&ouml;kte veya Arş&rsquo;ta) demek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>2-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hi&ccedil;bir şeye benzemez. Mesela (Eli var, ayağı var, y&uuml;r&uuml;r, iner, &ccedil;ıkar) gibi insanlara benzetmek k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>3-</b> Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez. (Nebi gelmez, ama resul gelir) gibi şeyler s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>4-</b> Ehl-i kıbleye [namaz kılan ve k&uuml;fre sebep olan inanışı olmayan M&uuml;sl&uuml;mana], işlediği g&uuml;nahlardan dolayı k&acirc;fir dememek. İbadetler, imandan par&ccedil;a değildir. Yani ibadet etmeyen ve g&uuml;nah işleyen m&uuml;mine k&acirc;fir denmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dilerse k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;naha azap edebilir, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahları affedebilir.<br />
<br />
<b>5-</b> Cennetteki M&uuml;sl&uuml;manlar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı g&ouml;recektir. Mutezile buna inanmaz.<br />
<br />
<b>6-</b> İman ya vardır, ya yoktur, artıp eksilmez. Parlaklığı, kuvveti artıp eksilir.<br />
<br />
<b>7-</b> Kur&rsquo;an-ı kerim mahl&ucirc;k [yaratık] değildir.<br />
<br />
<b>8-</b> Mest &uuml;zerine mesh etmek caizdir.<br />
<br />
<b>9-</b> Mirac ruh ve bedenle birlikte olmuştur.<br />
<br />
<b>10-</b> Mucize ve keramet haktır.<br />
<br />
<b>11-</b> Sahabenin hepsini sevip, hi&ccedil;birini k&ouml;t&uuml;lememeli, &ccedil;&uuml;nk&uuml; hepsi cennetliktir.<br />
<br />
<b>12-</b> Ebu Bekr-i Sıddık, Eshab-ı kiramın en &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
<b>13-</b> Ruh &ouml;lmez.<br />
<br />
<b>14-</b> Kabir ziyareti caizdir. Kabirdeki peygamber, şehit ve evliya zatlardan yardım istemek caizdir.<br />
<br />
<b>15-</b> Kabir suali ve kabir azabı haktır. Kabir azabı ruh ve bedene olur.<br />
<br />
<b>16-</b> Şefaate, sırata, hesaba ve mizana inanmak.<br />
<br />
<b>17-</b> Okunan Kur&rsquo;an-ı kerimin ve verilen sadakanın sevabını &ouml;l&uuml;lere bağışlamak caizdir. Bu sevablar ve dualar &ouml;l&uuml;lere ulaşarak, azaplarının azalmasına veya kalkmasına sebep olur.<br />
<br />
<b>18- </b>&Ouml;ld&uuml;r&uuml;len, intihar eden de eceliyle &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br />
<br />
<b>19-</b> Peygamberler, k&uuml;&ccedil;&uuml;k b&uuml;y&uuml;k, hi&ccedil;bir g&uuml;nah işlemez.<br />
<br />
<b>20-</b> Cennet ve Cehennem ebed&icirc; yani sonsuzdur. Cennet ve Cehennem şu anda vardır. G&uuml;nahk&acirc;r m&uuml;minler, Cehennemde sonsuz kalmaz, k&acirc;firler sonsuz kalır.<br />
<br />
<b>21-</b> Bug&uuml;n i&ccedil;in, d&ouml;rt hak mezhepten birinde olmak şarttır. Birinde bulunmayan Ehl-i s&uuml;nnetten ayrılır.<br />
<br />
<b>22-</b> Kıyamet alametlerinden olan Deccal&#39;in, Dabbet-&uuml;l-arz&#39;ın, Hazret-i Mehd&icirc;&rsquo;nin geleceğine, Hazret-i İsa&rsquo;nın g&ouml;kten ineceğine, G&uuml;neş&#39;in batıdan doğacağına ve diğer bildirilenlere tevilsiz inanmalı.<br />
<br />
<b>23-</b> Sultana, halifeye isyan caiz değildir.<br />
(Bu bilgiler, <b>Fıkh-ı ekber, Nuhbet-&uuml;l-leali, R. Nasihin, Mektubat-ı Rabbani, F. Fevaid</b>&rsquo;den alındı.)<br />
<br />
<b>İmanından ş&uuml;phe etmek<br />
Sual: </b>Kitaplarda, (Şimdi imanım var mı veya imanım devam edecek mi diye ş&uuml;phe etmek k&uuml;f&uuml;r olur) denirken, (Son nefeste imansız gitmekten korkmak gerekir, korkmayan imansız gider) de deniyor. Bunların ikisi aynı değil mi?<br />
<b>CEVAP </b><br />
Hayır, aynı değildir. İbadetleri yapan kimse, imanının bozulmasında ş&uuml;phe eder ve g&uuml;nahım &ccedil;oktur, ibadetlerim beni kurtarmaz diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, imanının kuvvetli olduğu anlaşılır. İmanının devam edeceğinden ş&uuml;phe eden k&acirc;fir olur. Ş&uuml;phe etmeyi beğenmezse, m&uuml;min olduğu anlaşılır. <b>(Bezzaziyye) </b><br />
<br />
İmanı olduğundan veya imanının hep devam edeceğinden ş&uuml;phe etmek caiz değildir, k&uuml;f&uuml;r olur. M&uuml;min şimdiki ve gelecekteki imanı hakkında hi&ccedil; ş&uuml;phe etmemeli, &ouml;l&uuml;nceye kadar imanlıyım demelidir.<br />
<br />
Son nefes i&ccedil;in ise, korku ve &uuml;mit arasında olmalı. Son nefeste imansız gitmekten korkmak, ş&uuml;phe değil iman alametidir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, <b>(Son nefeste imansız gitmekten korkmayan, imansız &ouml;l&uuml;r) </b>buyurmuştur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; son nefese kadar bu imanı muhafaza edip etmeyeceğimiz belli değildir. Bunun i&ccedil;in, daima korku i&ccedil;inde yaşamak, haramlardan ka&ccedil;mak, dinimizin b&uuml;t&uuml;n emirlerini yapmak ve Allah&rsquo;ın rahmetinden de &uuml;mit kesmemek gerekir.<br />
<br />
<b>İmanı korumak i&ccedil;in<br />
Sual:</b> En kıymetli nimet iman olduğuna g&ouml;re, bunu korumak i&ccedil;in ne yapmak gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İmanı korumak i&ccedil;in şunlara uymak gerekir:<br />
<b>1-</b> Gayba iman etmiş olmalı. Melekleri, Cenneti, Cehennemi g&ouml;sterseler, g&ouml;z&uuml;m&uuml;zle g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z i&ccedil;in, &quot;Cennet, Cehennem vardır&quot; demek iman olmaz. Gayrim&uuml;slimlerin hepsi, &ouml;l&uuml;rken Cenneti Cehennemi g&ouml;r&uuml;p, &quot;İman ettik&quot; diyecekler; ama kabul olmayacaktır. M&uuml;minler &ouml;v&uuml;l&uuml;rken, <b>(Onlar gayba inanırlar)</b> buyuruluyor. (Bekara 3)<br />
<br />
<b>2-</b> Gaybı yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bildiğine inanmaktır. Peygamber, melek, cin gaybı bilmez. Ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilerse, bildirebilir. Bu bakımdan mucizeyi, kerameti ink&acirc;r etmek caiz değildir.<br />
<br />
<b>3-</b> Haramı haram, helali helal bilmek yani kabul etmek. Kasten, harama helal, helale haram diyen dinden &ccedil;ıkar.<br />
<br />
<b>4-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabından emin olmamak ve gazabından &ccedil;ok korkmak gerekir. Kur&rsquo;an-ı kerimde, Rabbin azabından korkanların, Onun azabından emin olmadığı bildiriliyor. (<b>Mearic</b> 27-28)<br />
<br />
<b>5-</b> Bir insan ne kadar &ccedil;ok g&uuml;nah işlerse işlesin, kendini garanti Cehennemlik bilmemeli. Bir hadis-i kudsi meali:<br />
<b>(Kulum, g&ouml;klere ulaşacak g&uuml;nah işlese; fakat rahmetimden &uuml;midini kesmeyip, benden mağfiret dilerse, affederim.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
Bir &acirc;yet meali:<br />
<b>(De ki, ey &ccedil;ok g&uuml;nah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah&rsquo;ın rahmetinden </b>[bizi affetmez diye]<b> &uuml;midinizi kesmeyin! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah</b>, [iman ehlinin]<b> b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahlarını hi&ccedil; ş&uuml;phesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.)</b> [Z&uuml;mer 53]<br />
<br />
<b>6-</b> Allah&rsquo;ın azabından emin olmamalı, rahmetinden de &uuml;mit kesmemeli! Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(M&uuml;min havf ve reca </b>[korku ile &uuml;mit]<b> arasında bulunursa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, o kuluna &uuml;mit ettiğini verir ve korktuğundan onu emin kılar.)</b> [Tirmizi]<br />
<br />
<b>7-</b> Hubb-i fillah, buğd-ı fillah &uuml;zere olmak. Yani sevdiğini Allah i&ccedil;in sevmek, sevmediğini de Allah i&ccedil;in sevmemektir. Bu, imanın temelidir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(İmanın temeli M&uuml;sl&uuml;manları sevmek ve Allah d&uuml;şmanlarını sevmemektir.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
Cenab-ı Hak, Hazret-i İsa&rsquo;ya buyurdu ki:<br />
<b>(Yer ve g&ouml;klerdeki b&uuml;t&uuml;n mahlukatın ibadetlerini yapsan, dostlarımı sevmedik&ccedil;e ve d&uuml;şmanlarıma d&uuml;şmanlık etmedik&ccedil;e, hi&ccedil; faydası olmaz.)</b> [K.Saadet]<br />
<br />
<b>8-</b> İmanın makbul olması ve korunması i&ccedil;in gerekli şartlardan bazıları da şunlardır:<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, vacib-&uuml;l-v&uuml;cud ve hakiki mabud ve b&uuml;t&uuml;n varlıkların yaratıcısıdır.<br />
<br />
D&uuml;nya ve ahiret &acirc;leminde bulunan her şeyi, maddesiz, zamansız ve benzersiz olarak yoktan var eden, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<br />
<br />
Tevekk&uuml;l farzdır.&nbsp;<br />
<br />
Zaruri olarak ve icma ile bilinen, inanılacak şeylerde,&nbsp;kıyas olmaz. Bunlarda ictihad veya kıyas edip yanılan k&acirc;fir olur. Zaruri olarak ve icma ile bildirilmemiş olan iman bilgilerinde ictihad edip de yanılan, k&acirc;fir olmaz ise de, bid&#39;at sahibi olur.<br />
<br />
İman artıp eksilmez. Yani iman edilmesi gereken şeyler y&ouml;n&uuml;nden artıp eksilmez, fakat yak&icirc;n ve tasdik y&ouml;n&uuml;nden parlaklığı, kuvveti artıp eksilir. M&uuml;minler, iman ve tevhid hususunda birbirlerine eşittir. Fakat amel itibariyle birbirlerinden farklıdır.<br />
<br />
İtikadını İslam dininden almak. Resulullah efendimizin bildirdiği şekilde iman etmek.<br />
<br />
G&uuml;nah işleyen, fakat tevbe etmeden m&uuml;min olarak &ouml;len kimseyi Allah dilerse ona Cehennemde azap eder, dilerse affeder ve hi&ccedil; azaba uğratmaz.<br />
<br />
Melekler, k&acirc;firlerin dediği gibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ortakları veya kızları değildir. G&uuml;nah işlemezler. Meleklerde erkeklik dişilik yoktur.<br />
<br />
Kur&rsquo;an-ı kerimdeki veya diğer din kitaplarımızdaki dini bir h&uuml;k&uuml;mden ş&uuml;phe etmemek: Mesela tesett&uuml;r acaba farz mı diye ş&uuml;phe etmemek.<br />
<br />
Helal da haram da rızktır. Herkes kendi rızkını yer, kimse kimsenin rızkını yiyemez.<br />
<br />
Elfaz-ı k&uuml;f&uuml;rden bir s&ouml;z&uuml;, anlamını kabul etmese de s&ouml;yleyen k&acirc;fir olur. [Yani şaka olarak veya g&uuml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in s&ouml;ylese yine k&uuml;f&uuml;r olur. Mesela şakadan ben peygamberim dese k&uuml;f&uuml;r olur.]<br />
<br />
Sarhoş iken, elfaz-ı k&uuml;fr&uuml; s&ouml;yleyene k&acirc;fir dememelidir.<br />
<br />
Bu k&acirc;inat sonradan yaratılmıştır. [Felsefeciler, bunu kabul etmiyor, k&acirc;inat b&ouml;yle gelmiş, b&ouml;yle gider diyerek k&acirc;fir oluyorlar.]<br />
<br />
Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek, yani namaz kılan m&uuml;sl&uuml;mana işlediği g&uuml;nahlardan dolayı k&acirc;fir dememek. [Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, manası &ccedil;ok a&ccedil;ık olan kati bir delile zıt ise, k&uuml;f&uuml;r olur. B&ouml;yle bir kimse, namaz kılsa da, her ibadeti yapsa da k&acirc;fir olur.]<br />
<br />
Tasavvufu ink&acirc;r etmemek. <b>(Avarif-&uuml;l-mearif)</b><br />
<br />
Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Hazret-i Ebu Bekir, sonra sırası ile diğer &uuml;&ccedil; halifedir.<br />
<br />
Eshab-ı kiramın hepsi Cennetliktir. (<b>Hadid </b>suresi 10)<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Eshab-ı kiramdan razı olduğu Kur&rsquo;an-ı kerimde bildiriliyor. Onlardan birini k&ouml;t&uuml;lemek, bu &acirc;yet-i kerimelere inanmamak olur. <b>(Tathir-&uuml;l-cenan)</b><br />
<br />
İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zararın hepsi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın takdir etmesi iledir.<br />
<br />
Kader, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ezeli ilmi ile, insanların ve diğer mahlukatın yapacağı işleri bilmesi ve dilemesidir. Bunun yaratılmasına kaza, ikisine birden kaza ve kader denir.<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, dilediğini bir l&uuml;tuf olarak hidayete ulaştırır. Dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa d&uuml;ş&uuml;r&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insanların işlerini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yaratır, fakat insana da irade-i c&uuml;ziye vermiş, yaptığından sorumlu tutmuştur.<br />
<br />
&Ouml;ld&uuml;r&uuml;len de, intihar eden de eceliyle &ouml;lm&uuml;şt&uuml;r. Ecelsiz &ouml;l&uuml;m olmaz. Kur&rsquo;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<b>(Hi&ccedil; kimse, ecelinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;emez ve onu geciktiremez.)</b> [Araf 34]<br />
<br />
İntihar eden m&uuml;sl&uuml;manın namazı kılınır. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-muhtar)</b><br />
<br />
&Ouml;ld&uuml;kten sonra herkes dirilecektir.<br />
<br />
Kabir suali, kabirde ruhun cesede iadesi ve k&acirc;firler ile g&uuml;nahk&acirc;r m&uuml;minler i&ccedil;in kabir azabı vardır.<br />
<br />
M&uuml;minlerin, Cennete girmesi Allah&rsquo;ın fazlındandır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kimse ameliyle Cenneti hak edemez.<br />
<br />
İnsanlar, dirilince hesaba &ccedil;ekileceklerdir. Ameller mizanda tartılacaktır.<br />
<br />
Peygamberler, &acirc;limler ve salihler, g&uuml;nahk&acirc;rlara şefaat edecektir.&nbsp;Hatta Peygamber efendimiz b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyenlere bile şefaat edecektir. Dağlar kadar b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahı olanlar da, az veya &ccedil;ok şefaate kavuşacaktır. Affa ve şefaate kavuşanlardan başka b&uuml;t&uuml;n g&uuml;nahk&acirc;rlar, g&uuml;nahlarının cezalarını &ccedil;ekeceklerdir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Her peygamberin, m&uuml;stecab </b>[kabul olan]<b> bir duası vardır. Ben duamı, &uuml;mmetime şefaat etmek i&ccedil;in ahirete sakladım.)</b> [Buhari]<br />
<br />
Şefaati ink&acirc;rdan sakınmalı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şerifte, <b>(Şefaatime inanmayan, ona kavuşamaz)</b> buyuruldu. <b>(Şir&rsquo;a)</b><br />
<br />
Kıyamet alametlerine inanmak: Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Şu alametler &ccedil;ıkmadan kıyamet kopmaz: G&uuml;neş batıdan doğar, &uuml;&ccedil; yer batar, İsa g&ouml;kten iner, Duman, Dabbet&uuml;l arz, Deccal, Yec&uuml;c Mec&uuml;c ve Aden&rsquo;den bir ateş &ccedil;ıkar.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Hazret-i Mehdinin geleceğine inanmak da, Ehl-i s&uuml;nnet itikadındandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamet kopmadan &ouml;nce, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim evladımdan birini yaratır ki, ismi benim ismim gibi, babasının ismi, benim babamın ismi gibi olur. Ondan &ouml;nce d&uuml;nya zul&uuml;mle dolu iken, onun zamanında adaletle dolar.)</b> [Tirmizi, İ. Asakir]<br />
<br />
[Bu bilgilerin hepsi, <b>Fıkh-ı ekber, Emali, R. Nasıhin, Mektubat-ı Rabbani, Feraid&uuml;l fevaid</b> kitaplarından alınmıştır. Başka kitaplardan alınanların ise kaynağı sonunda bildirildi.]<br />
<br />
<b>Doğru itikadın &ouml;nemi<br />
Sual: </b>İtikad &uuml;zerinde &ccedil;ok durmanızın sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;&uuml;nk&uuml;, itikadı d&uuml;zeltmeden &ouml;nce ibadet etmenin faydası olmaz. Doğru itikad, ehl-i s&uuml;nnet itikadıdır. Doğru itikad <b>1</b> rakamı gibidir. İhlaslı ibadetler sağına konan sıfır rakamı gibidir. Bir sıfır konunca <b>10</b>, iki sıfır konunca <b>100</b> olur. Sağına ne kadar 0 konursa değeri artar. <b>1 </b>&ccedil;ekilirse hepsi <b>0</b> olur. İhlassız, [riya ile] yapılan ameller de, soldaki sıfır gibi yani <b>1</b> rakamının soluna konan sıfır gibi değersizdir. Ehl-i s&uuml;nnet itikadı yoksa ibadetlerinin hi&ccedil; faydası olmaz, soldaki sıfır gibi değersizdir. İşte bu kadar &ouml;nemli olduğu i&ccedil;in <b>Ubeydullah-i Ahrar</b> hazretleri (B&uuml;t&uuml;n kerametleri bize verseler, fakat itikadımız d&uuml;zg&uuml;n değilse, h&acirc;limiz haraptır. Eğer b&uuml;t&uuml;n &ccedil;irkinlikleri verseler itikadımız d&uuml;zg&uuml;n ise, hi&ccedil; &uuml;z&uuml;lmeyiz) buyuruyor.<br />
<br />
<b>İtikadı d&uuml;zg&uuml;n olan<br />
Sual: </b>İtikadı d&uuml;zg&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlar Cehenneme girmez deniyor. G&uuml;nahları ne olacaktır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Haramlardan ka&ccedil;an ve ibadetlerini yapan M&uuml;sl&uuml;man Allah&rsquo;ın dostudur. Allah dostunu Cehenneme koymaz. Bir hadis-i şerif meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Vallahi, Allah dostunu ateşe atmaz.)</b> [Cami-us-sagir]<br />
<br />
Eğer M&uuml;sl&uuml;man k&uuml;fre d&uuml;şmemişse, d&uuml;nyada &ccedil;ektiği sıkıntılar g&uuml;nahlarına kefaret olur, şefaate de kavuşur ve Cehenneme hi&ccedil; girmez.<br />
<br />
<b>Ehl-i s&uuml;nnet yolunun iki esası<br />
Sual: </b>Ehl-i s&uuml;nnet bilgilerinin bozulmadan g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelmesinin sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin gayretleri sayesinde bozulmaktan korunarak gelmiştir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri şu iki şeye titizlikle riayet etmişlerdir:<br />
<br />
<b>Birincisi: </b>Olduğu gibi muhafaza edip, ondan hi&ccedil;bir şey &ccedil;ıkarmadılar.<br />
<br />
<b>İkincisi:</b> Ona bir şey ilave etmediler. Yani s&uuml;nnete uyup, bidate karşı &ccedil;ıktılar.<br />
<br />
S&uuml;nnete uymak demek, İslam&rsquo;a uymak demektir; ama bildirildiği şekilde, hi&ccedil; değiştirmeden uymak gerekir. Onun i&ccedil;in Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limleri, Resulullah&rsquo;tan gelene, hi&ccedil;bir şey ilave etmemişler, bir şey de &ccedil;ıkarmamışlardır. Metni aynen almışlar, ona şerhler yapmışlar yani a&ccedil;ıklamışlardır. İşte bu sebeple, Ehl-i s&uuml;nnet bilgileri g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar bozulmadan gelmiştir.<br />
<br />
<b>İmanı muhafaza<br />
Sual: </b>İmanı muhafaza etmek i&ccedil;in nelere dikkat etmeli?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İman, beş katlı bir kaleye benzer. Bunlar, bakır, demir, tun&ccedil;, g&uuml;m&uuml;ş ve altın katıdır.<br />
<b>1- </b>Bakır katı, edeplerdir.<br />
<b>2- </b>Demir katı, s&uuml;nnetlerdir.<br />
<b>3-</b> Tun&ccedil; katı, farzlardır.<br />
<b>4- </b>G&uuml;m&uuml;ş katı, ihl&acirc;stır.<br />
<b>5- </b>Altın katı, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasıdır.<br />
<br />
Edebleri g&ouml;zetmeyen, s&uuml;nnete yol bulamaz. S&uuml;nnete uymayan, farza yol bulamaz. Farzı tutmayan, ihl&acirc;sa yol bulamaz. İhl&acirc;sı olmayan da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine kavuşmaya yol bulamaz. <b>(Ey Oğul İlmihali)</b><br />
<br />
Demek ki, son yani beşinci kata &ccedil;ıkabilmek i&ccedil;in, sırayla, birinci, ikinci, &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; ve d&ouml;rd&uuml;nc&uuml; katlardan ge&ccedil;erek &ccedil;ıkmak gerekir. Diğer katları ge&ccedil;meden beşinci kata &ccedil;ıkılamaz.<br />
<br />
<b>Felaketlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;</b><br />
<b>Sual: </b>Felaketlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
En b&uuml;y&uuml;k felaket imansız &ouml;lmektir. İmansız, yani k&acirc;fir olarak &ouml;lmemek i&ccedil;in, ilim sahibi olmak, ihl&acirc;sla amel etmek, haramlardan ka&ccedil;ıp ibadetleri yapmak şarttır. İnsan nasıl yaşarsa &ouml;yle &ouml;l&uuml;r. O h&acirc;lde, imanlı yaşamak lazımdır. İmanlı yaşamak i&ccedil;in de, haramlardan sakınmak ve ibadetleri yapmak gerekir.<br />
<br />
İkinci bir felaket de, bir kimse, bir s&ouml;z&uuml;yle, bir işiyle k&uuml;fre d&uuml;şer yani k&acirc;fir olur da, kendini M&uuml;sl&uuml;man zanneder. Yaptığı işin k&uuml;f&uuml;r olduğunu bilmediği i&ccedil;in tevbe de etmez, imansız olarak &ouml;lebilir. G&uuml;nahı bilmemekten daha k&ouml;t&uuml;s&uuml;, g&uuml;nahı ibadet olarak işlemektir. Bid&rsquo;at inanış ve diğer bid&rsquo;atler b&ouml;yledir. Bu felaketlerden kurtulmak i&ccedil;in, İmam-ı Rabbani hazretleri, <b>(İlim, amel ve ihl&acirc;s şarttır)</b> buyuruyor. Yani dinimizi doğru olarak &ouml;ğrenip, ihl&acirc;sla amel edeceğiz. Bilmeden yapmak felaket olduğu gibi, bildiklerini de ihl&acirc;ssız yapmak felakettir.<br />
<br />
<b>İmanın esas şartı<br />
Sual: </b>İmanın altı şartına inanan kimse mutlaka m&uuml;min midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Topluma bakınca, herkesin mutlaka m&uuml;min olduğu s&ouml;ylenemez. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1-</b> Bir kimse, Ament&uuml;&rsquo;deki altı şarttan biri olan kitaplara iman ettiğini s&ouml;ylese, fakat Kur&rsquo;an tarihseldir dese, bazı h&uuml;k&uuml;mleri kıyamete kadar ge&ccedil;erli değil dese, m&uuml;min olamaz. Kur&rsquo;ana inandım demesinin bir faydası olmaz.<br />
<br />
<b>2-</b> Bir kimse, Ament&uuml;&rsquo;deki altı şarttan biri olan meleklere iman etse, fakat meleklerin g&uuml;nah işlediğini s&ouml;ylese ve Hristiyanlar gibi onları kız olarak bilse, m&uuml;min olamaz.<br />
<br />
<b>3</b>- Bir kimse, Ament&uuml;&rsquo;deki altı şarttan biri olan Allah&rsquo;a iman ettiğini s&ouml;ylese, fakat Allah dostlarını sevmese, onlara d&uuml;şman olsa veya Allah d&uuml;şmanlarını sevse, onlarla dost olsa, &ouml;l&uuml;lerine rahmet okusa m&uuml;min olamaz. İmanın esas şartı, alameti; hubb-i fillah, buğd-ı fillahtır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiklerini ve emrettiği şeyleri sevmek, d&uuml;şmanlarından ve yasak ettiklerinden sakınmaktır. Bir kimsenin imanlı olup olmadığı buradan belli olur. Ehl-i s&uuml;nnet yolunda olanları, Allah&rsquo;ın dinine hizmet edenleri sevmek hubb-i fillahtır. K&acirc;firleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanlarını, 72 sapık fırkada olanları sevmemek buğd-ı fillahtır. Bunlar sadece kalble olur. Sevilmeyen kimse ile tartışılmaz ve d&ouml;v&uuml;ş&uuml;lmez. Dostla da d&uuml;şmanla da tartışmak zararlıdır. Dostların dostluğu azalır, kalmayabilir, d&uuml;şmanların d&uuml;şmanlığı artar.<br />
<br />
İmanı olan emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkerde bulunur. Yani Allah&rsquo;ın emrettiklerini &ouml;ğretmeye &ccedil;alışır. Bu da imanın şartlarındandır.<br />
<br />
<b>İmanda ş&uuml;phe<br />
Sual:</b> (K&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;lm&uuml;ş olabilir) diye iman tazelemeye caiz denirken, imanın varlığından ş&uuml;phe etmeye k&uuml;f&uuml;r deniyor. İkisi arasında ne fark vardır? İkisi de imanda ş&uuml;phe değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İkisi farklıdır. İman tazeleyen kişi imanının olduğunu biliyor, şayet bilmeden k&uuml;fre d&uuml;şm&uuml;şse, iman zayıflamış veya eskimişse diye d&uuml;ş&uuml;nerek tazeliyor. Peygamber efendimiz,<b> (Elbisenin eskidiği gibi, i&ccedil;inizdeki iman da eskir. İmanınızı tazeleyin!) </b>buyuruyor. İmanımızı yenilemek i&ccedil;in sık sık kelime-i şehadet getirmelidir.<br />
<br />
(İmanım var mı yok mu) diye ş&uuml;phe etmek k&uuml;f&uuml;r olur. Yani (Acaba imanım var mı?) diye ş&uuml;phe edilmez. Fakat (&Ouml;l&uuml;rken imanımızı muhafaza edebilir miyiz?) diye şimdi korkmak imanlı olmanın alametidir. Bu, imanından ş&uuml;phe değildir. İmanı kaybetme endişesinden meydana gelen haklı bir korkudur. &Ccedil;ok kıymetli m&uuml;cevheri olanın, onu kaybetmekten veya &ccedil;aldırmaktan korkmasına benzer. Bu kimse, (Acaba benim m&uuml;cevherim var mı?) diye ş&uuml;pheye d&uuml;şmez. Sadece &ccedil;aldırmaktan ve kaybetmekten korkar.<br />
<br />
<strong>İmanın gitmesinden korkmalıdır</strong><br />
Bir M&uuml;sl&uuml;man, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n ve işlerinin neye varacağını d&uuml;ş&uuml;nmeli, her şeyde dinini kayırmalıdır. Hi&ccedil;bir g&uuml;nahı k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmemelidir. Bir kimse k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nah işlese, buna tevbe et denilince, &ldquo;Tevbe edecek bir şey yapmadım ki&rdquo; yahut &ldquo;Ni&ccedil;in tevbe edeyim&rdquo; dese imanı gider. &Ccedil;ocuğun, k&uuml;&ccedil;&uuml;kken ana babasına tabi olarak imanı vardı. Baliğ olunca yani ergenlik &ccedil;ağına girince onlara tabi olması devam etmez, imanı, islamı bilmese, sorulunca anlatamasa imanı, evli ise nikahı da gider. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; nikahın sahih olması ve devam etmesi i&ccedil;in imanlı olmak lazımdır. Bir m&uuml;mini &ouml;ld&uuml;ren veya &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesini emreden kimseye, &ldquo;İyi yaptın&rdquo; diyenin imanı gider. Bir kimseyi haksız olarak d&ouml;ven veya &ouml;ld&uuml;ren zalime, &ldquo;İyi yaptın, bunu hak etmişti&rdquo; demek de imanı giderir. Yalan olarak, &ldquo;Allah biliyor ki, seni &ccedil;ocuğumdan &ccedil;ok seviyorum&rdquo; demek imanı giderir. Vazife olduğuna inanmayarak, &ouml;nem vermeyerek, hafif g&ouml;rerek namaz kılmamak, oru&ccedil; tutmamak, zek&acirc;t vermemek imanı giderir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;midini kesmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.</p>

<p>Kendisi haram olmayıp, sonradan hasıl olan bir sebepten dolayı haram olan mala, paraya, <strong>haram li-gayrihi</strong> denir. &Ccedil;alınan ve haram yollardan gelen mal b&ouml;yledir. Bunlara helal demek k&uuml;f&uuml;r olmaz. Leş, domuz, şarap gibi, kendileri haram olan şeylere <strong>haram li-aynihi</strong> denir. Bunlara helal demek k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir. Kesin olarak bilinen haramlardan birine helal demek de, b&ouml;yledir.</p>

<p>Ezan, cami, fıkıh kitapları gibi İslamiyet&rsquo;in kıymet verdiği şeyleri aşağılamak k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir. Abdestsiz olduğunu veya namaz vaktinin gelmediğini bildiği h&acirc;lde namaz kılmak ve bildiği h&acirc;lde kıbleden başka tarafa d&ouml;nerek namaz kılmak k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir.</p>

<p>Bir M&uuml;sl&uuml;manı k&ouml;t&uuml;lemek i&ccedil;in k&acirc;fir demek k&uuml;f&uuml;r olmaz ise de, k&acirc;fir olmasını isteyerek s&ouml;ylemek, k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir.</p>

<p><strong>G&uuml;nah işlemek k&uuml;f&uuml;r olmaz</strong><br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine <strong>farz</strong>, yasak ettiği şeylere <strong>haram</strong> denir. Farzlara ve haramlara İslamiyet denir. İslamiyet&rsquo;e uymayan şeyi yapmaya <strong>g&uuml;nah işlemek</strong> denir. G&uuml;nah işlemek k&uuml;f&uuml;r olmaz. G&uuml;nah olduğuna &ouml;nem verilmezse k&uuml;f&uuml;r olur, iman gider. İbadet yapmanın ve g&uuml;nahtan sakınmanın lazım olduğuna inanmamak k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir.</p>

<p>Akıllı, bilgili, edebiyat&ccedil;ı olduğunu g&ouml;stermek veya yanındakileri hayrete d&uuml;ş&uuml;rmek, g&uuml;ld&uuml;rmek, sevindirmek yahut alay etmek i&ccedil;in s&ouml;ylenen s&ouml;zlerde de, &ldquo;k&uuml;fr-i h&uuml;km&icirc;&rdquo;den korkulur. Gadap, kızgınlık ve hırs ile s&ouml;ylenen s&ouml;zler de b&ouml;yledir.</p>

<p align="left"><strong>İsl&acirc;miyeti doğru &ouml;ğrenmek i&ccedil;in<br />
Sual: </strong>M&uuml;sl&uuml;manlar, iman bilgilerinde ve diğer dini konularda ş&uuml;pheye d&uuml;şerse nasıl hareket etmelidir, b&ouml;yle bir duruma d&uuml;şmemek i&ccedil;in ne yapmalıdırlar?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemişse, &ouml;ylece iman ettim, inandım demelidir. Hemen, ş&uuml;phesini giderecek bir din &acirc;limi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına g&uuml;venilir, zeki, arif, haramlardan ka&ccedil;ınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, m&uuml;şk&uuml;lleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, ş&uuml;phesini giderince, artık &ouml;ylece iman eder. B&ouml;yle bir zatı aramak farzdır. Tesad&uuml;fe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa, bulup da, ş&uuml;pheden kurtulamazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Res&ucirc;l&uuml;n&uuml;n dilediği gibi inandım demeli ve ş&uuml;phesinin giderilmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua etmelidir. İşte, bunun i&ccedil;in, her şehirde, m&uuml;şk&uuml;lleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatın bulundurulması farz-ı kif&acirc;yedir. Felsefecilerin iftiralarını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı ge&ccedil;inenlerin itirazlarını, fenni metotlara dayanarak &ccedil;&ouml;zebilen, kafirlerin yanlış s&ouml;zlerini, dinlerindeki bozuk yerleri ispat ederek, ret edebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini s&ouml;nd&uuml;rebilen, d&uuml;nya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İsl&acirc;m bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din &acirc;limi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İsl&acirc;m devletleri b&ouml;yle &acirc;lim yetiştiriyordu. B&ouml;yle bir din &acirc;limi bulunmazsa, İsl&acirc;miyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gen&ccedil;lerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İsl&acirc;miyetin yerleşmesi i&ccedil;in, her şeyden &ouml;nce, hakiki din &acirc;limi yetiştirmek lazımdır. Din &acirc;limi bulunmazsa, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, dersler vererek milletin dinini, imanını &ccedil;alarlar.</p>

<p><strong>Bir kimsede imanın olduğunun alameti<br />
Sual: </strong>Bir kimsede imanın var olup olmadığı ne ile ve nasıl anlaşılır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmanın şartı altıdır, bunlar inanılacak şeylerdir. Ament&uuml;deki altı şeye inanmak, imandır. İmanın bunlardan da &ouml;nce gelen asıl iki şartı ise gayba iman ve hubb-i fillah, buğd-ı fillahtır. İmanın, bir m&uuml;minde var olması bu iki şarta bağlıdır:<br />
Birincisi, gayba imandır ki, g&ouml;rmeden, kendi aklına, bilgisine danışmadan inanmaktır. Gayba iman esastır ve gayba iman etmek lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; d&uuml;nyanın ve ahiretin b&uuml;t&uuml;n saadetleri, g&ouml;rmeden inanmaya bağlıdır. Can, r&ucirc;h boğaza gelmeden &ouml;nce iman etmiş olmalıdır. Can boğaza gelince, ahiretin b&uuml;t&uuml;n halleri g&ouml;sterilir. O zaman b&uuml;t&uuml;n kafirler iman etmek isterler. Halbuki imanın gayb&icirc; olması lazımdır. G&ouml;rmeden inanmalıdır. G&ouml;r&uuml;len şeye iman edilmiş olmaz. Fakat bu anda, m&uuml;minlerin tevbesi kabul olunur.</p>

<p>İkincisi, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahtır. Bu iki şart yoksa, Ament&uuml;de bildirilen altı şarta bir kimse inansa da m&uuml;min olamaz. <strong>Hubb-i fillah</strong>; Allah i&ccedil;in sevmek, <strong>buğd-ı fillah</strong> ise, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in sevmemektir. İmanın alameti; hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır. Bir had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bazı kulları vardır. Bunlar, Peygamber değildir. Peygamberler ve şehitler, kıyamet g&uuml;n&uuml; bunlara imrenirler. Bunlar, birbirini tanımayan, uzak yerlerde yaşayan, Allah i&ccedil;in birbirini seven m&uuml;minlerdir)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın en &ccedil;ok sevdiği ibadet, hubb-i fillah ve buğd-ı fillahdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiklerini sevmek lazımdır ve imanın alametidir. İbadetlerin en &uuml;st&uuml;n&uuml; olduğu bildirilen hubb-i fillah ve buğd-ı fillah da bu demektir. Res&ucirc;lullah efendimiz buyurdu ki:<br />
<strong>(İmanın temeli ve en kuvvetli alameti, M&uuml;sl&uuml;manları sevmek ve M&uuml;sl&uuml;manlara d&uuml;şmanlık edenleri sevmemektir.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bir Peygambere vahyetti ki, falan abide s&ouml;yle; d&uuml;nyada z&uuml;hd ederek, nefsini rahata kavuşturdun ve kendini kıymetlendirdin. Benim i&ccedil;in ne yaptın? Abid; ya Rabbi! Senin i&ccedil;in ne yapılır? deyince Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;; d&uuml;şmanıma, benim i&ccedil;in d&uuml;şmanlık ettin mi ve sevdiğimi benim i&ccedil;in sevdin mi? buyurdu)</strong></p>

<p><strong>(Bir kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın d&uuml;şmanlarını d&uuml;şman bilmezse, hakiki iman etmiş olmaz. M&uuml;minleri Allah i&ccedil;in sever ve kafirleri d&uuml;şman bilirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevgisine kavuşur)</strong> buyuruldu.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;man olması i&ccedil;in yalnızca iman etmesi kafi midir?<br />
CEVAP</strong><br />
İnanılacak bilgileri doğru olarak &ouml;ğrenip d&uuml;zelttikten sonra, her M&uuml;sl&uuml;manın kendine lazım olan <strong>Helal, Haram, Farz, Vacip, S&uuml;nnet, Mendub </strong>ve<strong> Mekruh</strong> olan şeyleri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdıkları fıkıh, ilmihal kitaplarından &ouml;ğrenmesi ve bunlara uyması lazımdır.</p>

<p><strong>İmanın gitmesine sebep olan haller<br />
Sual: </strong>İmanın gitmesine sebep olan s&ouml;z ve haller var mıdır, varsa nelerdir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Konu ile alakalı olarak Mift&acirc;h-ul-Cennet kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;İmanı olduğu halde, ileride imanının gitmesine sebep olan şeyler kırk kadardır:<br />
1- Bidat sahibi yani itikadı bozuk olmak.<br />
2- Zayıf yani amelsiz iman.<br />
3- Dokuz uzvunu doğru yoldan &ccedil;ıkarmak.<br />
4- B&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işlemeye devam etmek.<br />
5- Nimet-i isl&acirc;ma ş&uuml;kr&uuml;n&uuml; kesmek.<br />
6- İmansız gitmekten korkmamak.<br />
7- Zul&uuml;m etmek.<br />
8- S&uuml;nnet &uuml;zere okunan ezanı dinlememek.<br />
9- Anaya babaya asi olmak. Onların İslamiyete uygun, mubah olan emirlerini sert s&ouml;zle ret etmek.<br />
10- Doğru olsa bile, &ccedil;ok yemin etmek.<br />
11- Namazda tadil-i erkanı terk etmek. Tadil-i erkan, hi&ccedil; hareket etmeden s&uuml;bhanallah diyecek kadar durmaktır.<br />
12- Namazı ehemmiyetsiz sanıp, &ouml;ğrenmesine ve &ccedil;oluk &ccedil;ocuğuna &ouml;ğretmeye ehemmiyet, &ouml;nem vermemek.<br />
13- Şarap ve fazlası sarhoş eden her i&ccedil;kiyi, az da olsa, i&ccedil;mek.<br />
14- M&uuml;minlere eziyet etmek.<br />
15- Yalan yere evliyalık ve din bilgisi satmak. Ehl-i s&uuml;nnet bilgilerini &ouml;ğrenmeyip, kendini din adamı olarak tanıtmak.<br />
16- G&uuml;nahını unutmak, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmek.<br />
17- Kibirli olmak, yani kendisini beğenmek.<br />
18- Ucub, yani ilim ve amelim &ccedil;oktur demek.<br />
19- M&uuml;nafıklık, iki y&uuml;zl&uuml;l&uuml;k.<br />
20- Hased etmek, din kardeşini &ccedil;ekememek.<br />
21- Devletin ve &uuml;stadının İsl&acirc;miyete muhalif olmayan s&ouml;z&uuml;n&uuml; yapmamak.<br />
22- Bir kimseyi tecr&uuml;be etmeden, iyi demek.<br />
23- Yalanda ısrar etmek.<br />
24- Ulemadan ka&ccedil;mak, ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını okumamak.<br />
25- Bıyıklarını s&uuml;nnet miktarından ziyade fazla uzatmak.<br />
26- Erkekler ipek giymek.<br />
27- Gıybet etmekte ısrar etmek.<br />
28- Kafir de olsa, komşusuna eziyet etmek.<br />
29- D&uuml;nya umuru, işleri i&ccedil;in, &ccedil;ok gadaba gelmek, sinirlenmek.<br />
30- &nbsp;Faiz almak ve vermek.<br />
31- &Ouml;ğ&uuml;nmek i&ccedil;in elbisesinin kollarını ve eteklerini fazla uzatmak.<br />
32- Sihirbazlık, b&uuml;y&uuml; yapmak.<br />
33- Salih olan mahrem akrabayı ziyareti terk etmek.<br />
34- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği kimseyi sevmemek ve İsl&acirc;miyeti bozmak i&ccedil;in uğraşanları sevmek.<br />
35- M&uuml;min kardeşine &uuml;&ccedil; g&uuml;nden fazla kin tutmak.<br />
36- Zinaya devam etmek.<br />
37- Livatada bulunup, tevbe etmemek.<br />
38- Ezanı fıkıh kitaplarının bildirdikleri vakitlerde ve s&uuml;nnete uygun okumamak.<br />
39- Haram işleyeni g&ouml;r&uuml;p de, g&uuml;c&uuml; yettiği halde, tatlı dil ile men etmemek.<br />
40- Nasihat vermek hakkına sahip olduklarına nasihat etmemek.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>İmanın devamlı kalmasının sebepleri<br />
Sual:</strong> Bir M&uuml;sl&uuml;manda, imanın devamlı kalmasının ve bu imanın devam etmesinin, sebepleri, şartları var mıdır, varsa nelerdir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Konu ile alakalı olarak Mift&acirc;h-ul-Cennet kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;İmanın, bizde baki, devamlı kalıp &ccedil;ıkmamasının şartı ve sebebi altıdır:<br />
1- Biz gayba iman eyledik. Bizim imanımız gaybadır, zahire, g&ouml;r&uuml;n&uuml;şe değildir. Zira biz, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı, g&ouml;z&uuml;m&uuml;zle g&ouml;remedik. Lakin g&ouml;rm&uuml;ş gibi inandık, iman ettik. Bundan asla ş&uuml;phemiz yoktur.<br />
2- Yerde ve g&ouml;kte, insanda, cinde, meleklerde ve Peygamberlerde, gaybı bilen yoktur. Gaybı ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bilir ve dilediklerini dilediklerine bildirir. Gayb demek, duygu organları veya hesap, tecr&uuml;be ile anlaşılmayan demektir.<br />
3- Haramı haram bilip, itikat etmek, inanmak.<br />
4- Helali helal bilip, b&ouml;yle itikat etmek, inanmak.<br />
5- Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabından emin olmayıp, daima korkmak.<br />
6- Her ne kadar g&uuml;nahk&acirc;r olsa da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rahmetinden &uuml;mit kesmemek.</p>

<p>Bu altı şeyden birisi, bir kimsede bulunmasa da, beşi bulunsa, yahut birisi bulunsa da, beşi bulunmasa, o kimsenin imanı ve İsl&acirc;mı sahih değildir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>İmanı korumak i&ccedil;in ne yapmalıdır, bunun i&ccedil;in sabah, akşam okunacak bir dua var mıdır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Son nefeste M&uuml;sl&uuml;manın tevbe etmesi sahih olur. Fakat, kafirin imana gelmesi sahih olmaz. İmanı korumak i&ccedil;in her M&uuml;sl&uuml;man, sabah ve akşam, şu iman duasını okumalıdır:<br />
<strong>(Allah&uuml;mme inn&icirc; e&#39;&ucirc;z&uuml; bike min en-&uuml;şrike bike şey-en ve ene a&#39;lem&uuml; ve estagfir&uuml;-ke li-m&acirc; l&acirc;-a&#39;lem&uuml; inneke ente all&acirc;m&uuml;lguy&ucirc;b.)</strong></p>

<p>Sabah duası gece yarısında okumağa başlanır. Akşam duası zevalden, &ouml;ğleden itibaren başlar. M&uuml;rted olduğunu yani dinden d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, &ccedil;ıktığını inkar etmek de, tevbe olur.</p>

<p align="left"><strong>Sonsuz azapta kalmamak i&ccedil;in<br />
Sual: </strong>Bir kimsenin Cehenneme gitmemesi, sonsuz azapta kalmaması i&ccedil;in ne yapması, nasıl hareket etmesi gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Her M&uuml;sl&uuml;manın birinci vazifesi nefsine uymamaktır. Nefis, insanın en b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şmanıdır. İnsanın imanını yok etmek ister. Bundan zevk alır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Peygamber efendimizin emirlerinden ve yasaklarından birisinin bile doğru, faydalı olduğunda ş&uuml;phe edenin imanı gider, k&acirc;fir olur. K&acirc;fir, Cehennemde sonsuz yanacak, azap g&ouml;recektir. Sonsuz yanmanın, azap g&ouml;rmenin ne demek olduğunu insan bir d&uuml;ş&uuml;nse, korkudan uykusu ka&ccedil;ar, yemekten, i&ccedil;mekten kesilir. Hi&ccedil;bir d&uuml;nya zevki g&ouml;z&uuml;ne g&ouml;r&uuml;nmez. K&uuml;fr&uuml;n, ink&acirc;rın cezası &ccedil;ok ağır, &ccedil;ok korkun&ccedil; ise de, k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak da &ccedil;ok kolaydır. Bunun biricik &ccedil;aresi, imanını tazelemektir. Bunun da en kolay yolu, her akşam yatarken, &uuml;&ccedil; kere <strong>&ldquo;Estagfirullahel&#39;az&icirc;m&rdquo;</strong> okumaktır. Manasını d&uuml;ş&uuml;nerek okumak lazımdır. Manası; <strong>&ldquo;Ya Rabbi, beni affet&rdquo;</strong> demektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, tevbeleri kabul edeceğini vadetmiştir. Yalnız, tevbenin kabul olması i&ccedil;in, namaz borcu ve kul hakkı olmaması lazımdır. Bir namaz borcu olan, bunu kaza etmedik&ccedil;e, tevbesi kabul olmaz. Cehennemde yanmaktan, azap g&ouml;rmekten kurtulmak i&ccedil;in, &ouml;lmeden evvel namaz borcundan ve kul hakkından kurtulmak lazımdır. Yapılan hi&ccedil;bir hayırlı iş, insanı bu azaplardan kurtaramaz. İbni Teymiyye ve benzerlerinin kurtarır demesine inanmamalı ve aldanmamalıdır.<br />
<br />
<strong>Sual: </strong>Bir M&uuml;sl&uuml;manın, &ouml;ncelik olarak imanını doğru olarak d&uuml;zeltmesi mi gerekir?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Akaidi, yani inanılacak bilgileri d&uuml;zelttikten sonra, Helal, Haram, Farz, Vacib, S&uuml;nnet, Mendub ve Mekruh olan şeyleri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin yazdıkları fıkıh kitaplarından &ouml;ğrenmek ve bunlara uymak lazımdır. Bu &acirc;limlerin &uuml;st&uuml;nl&uuml;klerini anlayamamış olan cahillerin &ccedil;ıkardıkları sapık kitapları okumamalıdır. Allah korusun! İtikat edilecek şeylerde Ehl-i s&uuml;nnet mezhebine uymayan inanışı olan M&uuml;sl&uuml;manlar, ahirette Cehenneme girmekten kurtulamaz. İmanı doğru olanın ibadetinde gevşeklik olursa, tevbe etmese bile, af edilebilir. Af edilmese bile, azap &ccedil;ektikten sonra, Cehennemden kurtulur. İşin başı, itikadı d&uuml;zeltmektir. H&acirc;ce Ubeydullah-i Ahr&acirc;r hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;B&uuml;t&uuml;n keşifleri, kerametleri bana verseler, fakat, Ehl-i s&uuml;nnet vel cemaat itikadını vermeseler, kendimi harap bilirim. Keşif ve kerametim olmasa ve kabahatim &ccedil;ok olsa, fakat Ehl-i s&uuml;nnet vel cemaat itikadını ihsan eyleseler, hi&ccedil; &uuml;z&uuml;lmem.&rdquo;</p>

<p align="left"><strong>Sual:</strong> İbadetler fazla zan etmekle kabul olduğu gibi, iman bilgileri de &ccedil;ok zan etmekle kabul olur mu?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İbadetler, fazla zan edilmekle, doğru olur. İman, itikat ise, &ccedil;ok zan ile doğru olmaz, iyi bilinmekle doğru olur.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=327]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:09:08 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Doğruyu yanlıştan ayırmak için ölçü]]></title>
<description><![CDATA[<p align="left"><strong>Sual: </strong>Bazı yazarlar, &quot;Din budur&quot;, &quot;Ger&ccedil;ek İslam&quot;, &quot;Kur&#39;andaki İslam&quot; gibi ifadelerle &acirc;yetleri kendi kafasına g&ouml;re a&ccedil;ıklayarak İslam &acirc;limlerinin yanlış yolda olduğunu s&ouml;yl&uuml;yorlar. Bunların doğru olup olmadığı herkes tarafından nasıl anlaşılır?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:<br />
(Bir h&uuml;km&uuml;n doğru veya yanlış olduğu Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uygun olup olmamakla anlaşılır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdiklerine uymayan her mana, her buluş kıymetsizdir, yanlıştır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; her sapık kimse, Kur&#39;an-ı kerime ve hadis-i şeriflere uyduğunu iddia eder. Yarım aklı, kısa g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ile, bu kaynaklardan yanlış manalar &ccedil;ıkarır. Doğru yoldan kayar, felakete gider. Kur&#39;an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:<br />
<strong>(Kur&#39;an-ı kerimde bildirilen misaller, &ccedil;oğunu k&uuml;fre s&uuml;r&uuml;klediği gibi, &ccedil;oğunu da hidayete ulaştırır.) </strong>[Bekara 26]</p>

<p align="left">Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri manalar doğrudur, bunlara uymayanlar yanlıştır.) <strong>[M&uuml;jdeci Mektublar </strong>286<strong>]</strong></p>

<p align="left"><strong>Her işte uzman<br />
Sual: </strong>Dinde yetkili olmayan bir kimsenin din hakkında g&ouml;r&uuml;ş beyan etmesi doğru mudur?<br />
<strong>CEVAP</strong><br />
Kesinlikle &ccedil;ok yanlıştır. Dindeki mesuliyeti bilseler, bilmedikleri konuda konuşmazlar.</p>

<p align="left">Elbette her işi, o işin ehli, uzmanı daha iyi bilir. Bir doktor avukatın, avukat da doktorun işine karışmadığı gibi, din &acirc;limlerinin işine de, başkaları karışamaz. Karışmak, haddini bilmemek olur, en hafif t&acirc;birle terbiyesizlik, edepsizlik olur.</p>

<p align="left">Bir işte uzman olmak demek diploma sahibi olmak demek değildir. Dinde s&ouml;z sahibi olmak, yetkili bir &acirc;limden icazet almak demektir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki diplomalı ilahiyat&ccedil;ılarının da, İmam-ı a&rsquo;zam, İmam-ı Ş&acirc;fi&icirc;, İmam-ı Rabbani gibi yetkili Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini tenkit etmeleri b&uuml;y&uuml;k felakettir. Herkes haddini bilmelidir!</p>

<p align="left"><strong>Cahillerden din &ouml;ğrenilmez<br />
Sual: Rastgele her kitaptan din &ouml;ğrenilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bu hususta İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Din cahilleri nefsine uyar, keyfi peşinde koşar. Dini işine geldiği gibi s&ouml;yler. Karşısındakinin de nefsini azdırır ve kalbini karartır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; din cahilleri din dersi verirken [din kitabı yazarken], İslamiyete uygun olmayanı uygun olandan ayıramaz. Gen&ccedil;lere neleri ve nasıl anlatmak lazım geldiğini bilemez. Kendi gibi talebesini de cahil yetiştirir. Bir&ccedil;ok şeyler okuyup ezberlemekle [başka ilim kollarında s&ouml;z sahibi olmakla, fen bilgilerinde ihtisas kazanmakla] insan din adamı olamaz, [din kitabı yazamaz] ve din bilgisi veremez.</p>

<p align="left">Bir din alimi gen&ccedil;lere din &ouml;ğreteceği zaman, bunlara &ouml;nce dinsizler, İslam d&uuml;şmanları [ve cahil din adamları] tarafından şırınga edilen yanlış propagandaları, iftiraları anlayıp, anlatıp, onların temiz ve k&ouml;rpe kafalarını bu zehirlerden temizler. Zehirlenen ruhlarını tedavi eder. Sonra yaşlarına, anlayışlarına g&ouml;re İslamiyeti ve faydalarını, emirlerindeki ve yasaklarındaki hikmetleri, incelikleri ve insanlığı saadete ulaştırdığını onlara anlatır. B&ouml;ylece gen&ccedil;lerin ruh bah&ccedil;elerinde dertlere deva, ruhlara gıda olan nefis &ccedil;i&ccedil;ekler yetişir. B&ouml;yle bir din alimini ele ge&ccedil;irmek en b&uuml;y&uuml;k kazan&ccedil;tır. Onun bakışları ruhlara işler. S&ouml;zleri kalblere tesir eder. Din-i İslamı, hazır lokma gibi yutmak, susuz kalmış iken, soğuk şerbet i&ccedil;ip ciğerlerine kadar serinleyebilmek, ancak b&ouml;yle bir Allah adamının sunması ile m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r.&rdquo; <em>(Mektubat Terc&uuml;mesi s.40)</em></p>

<p align="left">Sizin bu nimete kavuşmanız, İslamiyet bilgilerini &ouml;ğretmekle ve fıkıh h&uuml;k&uuml;mlerini yaymakla olmuştur. Oralara cehalet yerleşmişti ve bidatler yayılmıştı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sevdiklerinin sevgisini size ihsan etti. İslamiyet&rsquo;i yaymaya sizi vesile eyledi. &Ouml;yle ise din bilgilerini &ouml;ğretmeye ve fıkıh ahk&acirc;mını yaymaya elinizden geldiği kadar &ccedil;alışınız. Bu ikisi b&uuml;t&uuml;n saadetlerin başı, y&uuml;kselmenin vasıtası ve kurtuluşun sebebidir. &Ccedil;ok uğraşınız! Din adamı olarak ortaya &ccedil;ıkınız! Oradakilere emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nker yaparak doğru yolu g&ouml;steriniz! M&uuml;zzemmil suresinin 19. &acirc;yetinde mealen, <strong>(Rabbinin rızasına kavuşmak isteyen i&ccedil;in bu elbette bir nasihattir)</strong> buyuruldu. Sevdiklerinizin halleri, sizin y&uuml;ksekliğinizin aynalarıdır. Sizin halleriniz onlara ışık salmakta ve g&ouml;r&uuml;nmektedir. [Gece karanlıkta taşların aydınlanması ışık kaynağı sayesinde olur. Işık kaynağı olmazsa taşlarda hi&ccedil;bir şey g&ouml;r&uuml;nmez.]<em> (Mektubat Terc&uuml;mesi s.402)</em></p>

<p align="left"><strong>Her terc&uuml;meye itibar edilir mi?<br />
Sual: Kendini yetkili g&ouml;r&uuml;p, her &acirc;yet, hadis ve din kitabı terc&uuml;mesi yapanların, bu yaptıkları terc&uuml;melere itibar edilebilir mi?<br />
Cevap:</strong> Bir&ccedil;ok kelimeler, her ilimde, başka mana ile kullanılır. Mesela, zalimler kelimesi tefsir ilminde k&acirc;firler anlamında, fıkıh ilminde ise, başkasının hakkına saldıran kimseler anlamında kullanılır. Tasavvufta ise, ayrı manası vardır. O h&acirc;lde, bir ilme ait bir kitabı okuyup anlayabilmek i&ccedil;in, &ouml;nce kelimelerin bu ilimdeki hususi manalarını bilmek lazımdır. Birka&ccedil; sene Mısır&#39;da, Bağdat&rsquo;ta bulunup da argo lisanı Arap&ccedil;a &ouml;ğrenenlerin ve eline bir cep l&uuml;gati alıp, Kur&rsquo;an-ı kerimi ve hadis-i şerifleri terc&uuml;me etmeye kalkışanların, para kazanmak i&ccedil;in yaptıkları terc&uuml;me ve tefsirler, bozuk ve zararlı olmaktadır. Bir tasavvuf aliminin huzurunda, senelerce dirsek &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;p, emek verip, pişmeden, olgunlaşmadan, Mesnev&icirc; okutan, Tasavvuf kitapları terc&uuml;mesine kalkışanların s&ouml;zleri ve yazıları da, yanlış ve &ccedil;ok zararlı olmaktadır. Zira herhangi bir kitaptan terc&uuml;me yapanın, o kitaptaki ilmi, muradı, maksadı iyi anlayıp aktarması esastır.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Her Arap&ccedil;a bilen, din&icirc; konularda yazılmış olan Arap&ccedil;a kitapları anlayabilir ve bunları terc&uuml;me edebilir mi?<br />
Cevap:</strong> Arap&ccedil;ayı bilmek, Arap&ccedil;a yazılmış bir kitabı terc&uuml;me etmek ve anlamak i&ccedil;in gerekli ise de yeterli değildir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bir&ccedil;ok kelimeler, her ilimde, başka manaya kullanılır. Mesela, zalimler kelimesi tefsir ilminde, k&acirc;firler demektir. Fıkıh ilminde, başkasının hakkına saldıran kimselere denir. Tasavvufta ise, ayrı manası vardır. O h&acirc;lde, bir ilme ait bir kitabı okuyup anlayabilmek i&ccedil;in, &ouml;nce kelimelerin bu ilimdeki hususi manalarını bilmek lazımdır. Birka&ccedil; sene Mısır&#39;da, Bağdat&rsquo;ta bulunup da argo lisanı Arap&ccedil;a &ouml;ğrenenlerin ve eline bir cep l&uuml;gati alıp da, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve hadis-i şerifleri terc&uuml;meye kalkışan yeni din &acirc;limlerinin, para kazanmak i&ccedil;in yaptıkları terc&uuml;me ve tefsirler, bozuk ve zararlı olmaktadır. Bir tasavvuf &acirc;liminin huzurunda, senelerce dirsek &ccedil;&uuml;r&uuml;t&uuml;p, emek verip, pişmeden, olgunlaşmadan, Mesnev&icirc; okutan, tasavvuf kitapları terc&uuml;mesine kalkışan tarikat&ccedil;ıların s&ouml;zleri ve yazıları da, yanlış ve &ccedil;ok zararlı olmaktadır ve bu zararlar da g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p>

<p align="left"><strong>Bidat ehlinin kitaplarını okumak<br />
Sual: Sırf merak i&ccedil;in, ne yazmışlar diyerek, bidat ehlinin kitaplarını okumakta bir mahzur var mıdır?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Fet&acirc;v&acirc;-i Hindiyyede deniyor ki:<br />
&ldquo;İman edilecek ve yapılacak, ka&ccedil;ınılacak şeyleri ve ge&ccedil;inecek sanat bilgilerini &ouml;ğrenmek herkese farzdır. Bundan fazlasını &ouml;ğrenmek farz değil ise de, sevaptır, &ouml;ğrenmezse g&uuml;nah olmaz. Farz olan bilgilere yardımcı olanları, mesela astronomi &ouml;ğrenmek de sevaptır. Fıkıh &ouml;ğrenmeyip, yalnız hadis &ouml;ğrenen, iflas eder. Kelam ilmini, yani iman bilgilerini, ihtiya&ccedil;tan fazla &ouml;ğrenmek caiz değildir. Bidatlerin, fitnelerin yayılmasına sebep olur. Sadr&uuml;l-isl&acirc;m Eb&uuml;l-Y&uuml;sr buyuruyor ki:</p>

<p align="left">&lsquo;Kel&acirc;m, tevhid kitaplarının birka&ccedil;ında felsefi bilgiler g&ouml;rd&uuml;m. İbni İshak Kind&icirc; Bağd&acirc;d&icirc;nin ve İstikr&acirc;r&icirc;nin kitapları b&ouml;yledir. Bunlar, İsl&acirc;mın bildirdiği doğru yoldan ayrılmış sapık kimselerdir.&rsquo;</p>

<p align="left">Ehl-i s&uuml;nnet bilgilerini &ouml;ğrenmeden &ouml;nce b&ouml;yle sapık kitapları okumak caiz değildir. Abd&uuml;l-Cebb&acirc;r R&acirc;z&icirc; ve Eb&ucirc; Ali C&uuml;bb&acirc;&icirc; ve K&acirc;&#39;b&icirc; ve Nazz&acirc;m İbrahim bin Yes&acirc;r Basr&icirc; ve talebelerinden Amr C&acirc;hız Mu&#39;tezil&icirc; sapıklarının kitapları da, eski Yunan felsefecilerinin bozuk fikirleri ile doludur. B&ouml;yle kitapları okumak gen&ccedil;lere zararlıdır. Muhammed bin H&icirc;s&ucirc;m gibi M&uuml;cessime fırkasındakilerin kitapları da b&ouml;yledir. Bunlar bidat fırkalarının en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r. Eb&uuml;l-Hasen-i Eş&#39;ar&icirc; de, &ouml;nceleri Mutezile inancını yaymak i&ccedil;in &ccedil;ok kitap yazdı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kendisine hidayet verdikten sonra, eski fikirlerini k&ouml;t&uuml;leyici kitaplarını yaydı. Yanlışlarını g&ouml;rebilenlerin, bu kitapları okuması zararlı olmaz. Şafii &acirc;limleri, iman bilgilerini Eb&uuml;l-Hasen-i Eş&#39;ar&icirc;nin kitaplarından aldılar. Eb&ucirc; Muhammed Abdullah bin Sa&#39;&icirc;din bu kitapları a&ccedil;ıklayan eserleri tamamen zararsız h&acirc;ldedir. S&ouml;z&uuml;n kısası, eski felsefecilerin yazdığı din kitaplarını gen&ccedil;lere okutmamalıdır. Ehl-i s&uuml;nnet bilgilerini &ouml;ğrendikten sonra okumaları caiz olur.&rdquo;</p>

<p align="left">Mısırlı mezhepsiz, Hasen el-Benn&acirc;nın ihtilalci yazıları, Seyyit Kutub&#39;un F&icirc;zıl&acirc;l-il-Kur&#39;&acirc;n ismindeki bozuk tefsiri ve başka kitapları, Hindistan&rsquo;daki Vehhabilerden Muhammed Sıdd&icirc;k H&acirc;n&#39;ın bazı kitapları, Mevd&ucirc;d&icirc;, Ham&icirc;dullah ve Cez&acirc;yirli &icirc;bni B&acirc;dis gibi dinde reformcuların kitapları da b&ouml;yledir. Dinini &ouml;ğrenmek isteyenler, bunların bozuk kitaplarını okumamalıdır.</p>

<p align="left"><strong>Doğru yol, Ehl-i s&uuml;nnettir<br />
Sual: İsl&acirc;m dinini, doğru olarak nereden, hangi &acirc;limlerin kitaplarından &ouml;ğrenebiliriz?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;m dininin bildirdiği din bilgileri, <strong>Ehl-i s&uuml;nnet</strong> &acirc;limlerinin kitaplarında yazılı olan bilgilerdir. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri iman ve İsl&acirc;m bilgileri arasında, manaları a&ccedil;ık olan <strong>nasslar</strong>dan yani &acirc;yet-i kerimelerden, had&icirc;s-i şeriflerden birine inanmayan <strong>K&acirc;fir</strong> olur. İnanmadığını gizlerse, buna <strong>M&uuml;nafık</strong> denir. Hem gizler, hem de, M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nerek M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya &ccedil;alışırsa, buna <strong>Zındık</strong> denir. Manası a&ccedil;ık olmayan nassları yanlış tevil ederek, yanlış inanırsa, k&acirc;fir olmaz. Fakat, Ehl-i s&uuml;nnetin doğru yolundan ayrıldığı i&ccedil;in, Cehenneme girecektir. Bu kimse, manası a&ccedil;ık olan nasslara inandığı i&ccedil;in, azapta sonsuz kalmayacaktır. Bunlara <strong>Bidat ehli</strong> veya <strong>Dal&acirc;let fırkaları</strong> denir. Yetmişiki dal&acirc;let fırkası vardır. Bunların, k&acirc;firlerin, m&uuml;rtedlerin yaptıkları ibadetlerin ve insanlara yaptıkları iyiliklerin hi&ccedil;biri kabul edilmez, ahirette işe yaramaz. İtikadı doğru olan M&uuml;sl&uuml;manlara <strong>Ehl-i s&uuml;nnet vel-cem&acirc;&#39;at</strong> veya <strong>S&uuml;nn&icirc;</strong> denir. S&uuml;nn&icirc; olanlar, ibadet yapmakta d&ouml;rt mezhebe ayrılmışlardır. Bu d&ouml;rt mezhepte bulunanlar, birbirlerinin Ehl-i s&uuml;nnet olduklarını bilirler ve birbirlerini severler. D&ouml;rt mezhepten birinde bulunmayan kimse, Ehl-i s&uuml;nnet olmaz. Ehl-i s&uuml;nnet olmayanın da, k&acirc;fir veya bidat ehli olacağı, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretlerinin Mekt&ucirc;b&acirc;tında, D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;rın Taht&acirc;v&icirc; h&acirc;şiyesinde, El-bes&acirc;ir li-m&uuml;nk&icirc;r-it-tevess&uuml;l-i bi-ehl-il-mek&acirc;bir kitabında vesikaları ile yazılıdır.</p>

<p><strong>Sual: İnananlar ve ink&acirc;r edenler arasındaki m&uuml;cadele asırlardır devam etmektedir. Peki b&ouml;yle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. M&uuml;sl&uuml;manlar ile dinsizler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cen&acirc;b-ı Hak, b&ouml;yle olmasını ezelde irade buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan &ouml;ğrendiler. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m da, Resulullah efendimizden aldılar. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m, İslamiyet&rsquo;i bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki y&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin &ccedil;ok tesiri oldu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a&nbsp;<strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong>&nbsp;ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in&nbsp;<strong>Estağfirullah</strong>&nbsp;okumalıdır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri a&ccedil;ık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip i&ccedil;enlerin İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manlar, iman bilgilerinde ve diğer din&icirc; konularda ş&uuml;pheye d&uuml;şerse nasıl hareket etmelidir ve b&ouml;yle bir duruma d&uuml;şmemek i&ccedil;in ne yapmalıdırlar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım&quot; demelidir. Hemen, ş&uuml;phesini giderecek bir din &acirc;limi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına g&uuml;venilir, zeki, &acirc;rif, haramlardan ka&ccedil;ınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, ş&uuml;phesini giderince, artık &ouml;ylece iman eder. B&ouml;yle bir z&acirc;tı aramak farzdır. Tesad&uuml;fe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa veya bulup da, ş&uuml;peden kurtulamazsa, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dilediği gibi inandım&quot; demeli ve ş&uuml;phesinin giderilmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua etmeli, yalvarmalıdır. İşte, bunun i&ccedil;in, her şehirde, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir z&acirc;tın bulundurulması farz-ı kif&acirc;yedir. Felsefecilerin iftir&acirc;larını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı ge&ccedil;inenlerin itirazlarını, fenn&icirc;&nbsp;metotlara dayanarak &ccedil;&ouml;zebilen, k&acirc;firlerin yanlış s&ouml;zlerini, dinlerindeki bozuk yerleri isbat ederek, reddedebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini s&ouml;nd&uuml;rebilen, d&uuml;nya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslam bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din &acirc;limi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslam devletleri b&ouml;yle &acirc;lim yetişdiriyordu. B&ouml;yle bir din &acirc;limi bulunmazsa, İslamiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gen&ccedil;lerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslamiyetin yerleşmesi i&ccedil;in, her şeyden &ouml;nce, hakiki din &acirc;limi yetiştirmek lazımdır. Din &acirc;limi bulunmazsa, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, konferanslar, dersler vererek milletin dinini, imanını &ccedil;alarlar.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14873]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 21:05:09 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Doğru yolu bulmak için dua]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> <em>(Doğru yolu bulmak i&ccedil;in dua edersem, kendi yolumdan ş&uuml;phe etmiş olurum)</em> diyerek dua etmemek uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Uygun değildir. Asıl dua etmemek, Allah&#39;tan ş&uuml;phelenmek olur. (Allah, bana yanlış yolu g&ouml;sterir) demektir. Dua etmemek, Allah ve Resul&uuml;ne karşı gelmek olur. Zaten hi&ccedil; kimse, (Benim yolum, benim grubum yanlıştır) demez. Yanlış olduğunu bile bile kim o yolda gider ki? Hristiyan da, Yahudi de, bid&rsquo;at ehli de, doğru yolda olduklarını s&ouml;yl&uuml;yorlar. Bir &acirc;yet-i kerime meali: <b>(İnsanlar, dinde &ccedil;eşitli gruplara b&ouml;l&uuml;nd&uuml;ler. Her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinmektedir.)</b> [M&uuml;minun 53]<br />
<br />
Resulullah efendimiz 73 farklı gruba b&ouml;l&uuml;n&uuml;leceğini bildiriyor. Her grup, <em>(Ben b&ouml;yle dua edersem, i&ccedil;inde bulunduğum gruptan ş&uuml;phelenmiş olurum) </em>diye dua etmezse, hi&ccedil; kimse dua etmez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; herkes, <em>(Benim yolum doğrudur)</em> diyor. Peygamber efendimiz, İslamiyet&rsquo;ten, yani gittiği yoldan ş&uuml;phe mi ediyordu da, o şekilde dua etmiştir? Doğru yoldan mı sapacak da bunlardan korunmak i&ccedil;in dua ediyor? Ettiği dualardan birka&ccedil;ı:<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;, Cehennem azabından sana sığınırım.)</b> [Buh&acirc;r&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allahım, kabir azabından Sana sığınırım.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Allahım, k&ouml;t&uuml; huylardan, k&ouml;t&uuml; arzulardan sana sığınırım.)</b> [Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Allahım, bizi &acirc;hiret azabından muhafaza eyle.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;, kalb katılığından, gafletten, ink&acirc;rcılıktan, hakka ters d&uuml;şmekten, sana sığınırım.) </b>[H&acirc;kim]<br />
<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;, senden dinde sebatı, doğru yolda kararlılığı istiyorum.)</b> [Nesa&icirc;, Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(Allahım, g&uuml;nahlarımı temizle.) </b>[Buhari, M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Zulmetmekten ve zulme uğramaktan Sana sığınırım.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Ya Rabbi şekten, şerikten, nifaktan ve k&ouml;t&uuml; ahl&acirc;ktan sana sığınırım.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;, ş&uuml;phe etmekten sana sığınırım.) </b>[Bezzar]<br />
<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;, riyadan, yalandan, hıyanetten beni koru!) </b>[Hat&icirc;b]<br />
<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;, doğru yoldan sapmaktan ve başkalarını saptırmaktan, haktan kaymaktan ve başkalarını kaydırmaktan sana sığınırım.)</b> [Taberan&icirc;]<br />
<br />
<b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Doğruyu bize doğru olarak g&ouml;ster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize g&ouml;ster ve onlardan sakınmamızı nasip et!)</b> [Mektubat-ı Rabb&acirc;n&icirc;]<br />
<br />
İmam-ı Rabbani hazretlerinin, 272. mektubunda bildirdiği dua ş&ouml;yledir:<br />
<a href="https://dinimizislam.com/Download/Resimler/Dualar/027.JPG" target="_blank">(Allah&uuml;mme erinelhakka hakkan verzukn&acirc; ittib&acirc;&rsquo;ah&uuml; ve erinel b&acirc;tıla b&acirc;tılan verzukn&acirc; ictin&acirc;beh&uuml; bi-hurmeti Seyyidil-beşer. Aleyhi ve al&acirc; &acirc;lihi ve esh&acirc;bihi minessalev&acirc;ti efdal&uuml;h&acirc; ve minettesl&icirc;m&acirc;ti ekmel&uuml;h&acirc;.)</a> Yani, <b>(Ya Rabbi! Doğruyu bize doğru olarak g&ouml;ster ve ona uymayı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize g&ouml;ster ve onlardan sakınmamızı nasip et! İnsanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; h&uuml;rmetine bu duamızı kabul buyur!)</b><br />
<br />
Hazret-i Ebu Bekir&rsquo;in de b&ouml;yle dua ettiği <b>İhya</b>&rsquo;da yazılıdır. Bi-h&uuml;rmeti&rsquo;den &ouml;nceki kısmın hadis-i şerif olduğu da bildirilmiştir. Yani Peygamber efendimiz de, aynı duayı yapmış,<b> (Hakkı hak, batılı batıl olarak g&ouml;ster) </b>diye duada bulunmuştur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, İslamiyet&rsquo;i doğru olarak &ouml;ğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine s&ouml;z verdi. Bir &acirc;yet-i kerime meali:<br />
<b>(Doğru yolu arayanları, saadete ulaştıran yollara kavuştururuz.)</b> [Ankebut 69]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın s&ouml;z&uuml;ne g&uuml;venip, Ona sığınmalı. B&ouml;yle dua etmekten &ccedil;ekinmemeli. (Y&acirc; Rabb&icirc;, hakkı hak olarak g&ouml;ster ve ona uymamı, b&acirc;tılı b&acirc;tıl olarak g&ouml;ster ve ondan sakınmamı nasip eyle! Hangi grup doğru yoldaysa, senin rızan kimlerle ise, bana onları sevmeyi, d&uuml;nyada ve &acirc;hirette onlarla beraber olmayı nasip eyle!) diye dua etmeli. Eğer doğru yoldaysa, nur &uuml;st&uuml;ne nur olur. Yanlış yoldaysa, ihl&acirc;sla yaptığı dua sebebiyle, yanlış yoldan kurtulur ve doğruya kavuşur.<br />
<br />
<b>Hak ile b&acirc;tıl</b><br />
<b>Sual: </b>Hakkı b&acirc;tıldan nasıl ayırırız?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hakkı b&acirc;tıldan ayırmak en zor iştir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bug&uuml;n hak gizlenmiş, b&acirc;tıl ise hak şekline b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş, hak gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. İmam-ı Rabban&icirc; hazretleri, <b>(Peri yanaklarını saklamış, şeytan naz ediyor. Şaşırdım kaldım, hayretten aklım gidiyor)</b> buyuruyor. Melek yani hak, gizlenmiş, g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Şeytan [ve sapıklar] ise peri ve melek şekline girmiş, herkese nurlu, g&uuml;zel g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor, her tarafta cilve yapıyor, s&uuml;sl&uuml; p&uuml;sl&uuml; dolaşıyor, kendini g&ouml;steriyor. İnsan nasıl şaşırmasın ki? Onun i&ccedil;in Peygamber efendimiz, hakkı b&acirc;tıldan ayırmak i&ccedil;in nasıl dua edileceğini, &uuml;mmetine &ouml;ğretmek i&ccedil;in, şu duayı okurdu: <b>(Allah&uuml;mme erinel hakka hakkan ve erinel b&acirc;tıla b&acirc;tılan =</b> Allah&rsquo;ım, bana hakkı hak olarak, b&acirc;tılı da, b&acirc;tıl olarak tanıt! İkisini birbirine karıştırmayayım.)<br />
<br />
O h&acirc;lde yapılacak iş, binlerce sapık kitaplar arasından, İmam-ı Rabban&icirc; gibi Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını okuyup hakkı bulmaktır. Resulullah&#39;ın &quot;sallallah&uuml; aleyhi ve sellem&quot; bildirdiği şu duayı da okumalıyız: <b>(Allah&uuml;mme, y&acirc; mukallibel kul&ucirc;b, sebbit kalb&icirc;, al&acirc; d&icirc;nik =</b> Allah&rsquo;ım, kalbleri iyiden k&ouml;t&uuml;ye, k&ouml;t&uuml;den iyiye &ccedil;eviren, ancak Sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl, dininden d&ouml;nd&uuml;rme, beni M&uuml;sl&uuml;manlıktan ayırma!)<br />
<br />
<b>Doğru grup i&ccedil;in dua<br />
Sual:</b> D&uuml;nyada M&uuml;sl&uuml;manlar &ccedil;eşitli gruplara, cemaatlere, tarikatlara b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş ve her grup, kendilerinin doğru olduğunu s&ouml;yl&uuml;yor. Doğruyu arayanın, <b>(Ya Rabbi hangi grup doğruysa, rızan hangi gruptaysa, bana onu nasip eyle!)</b> diye dua etmesi gerekiyormuş. Ama ben grubumun % 100 doğru olduğuna inanıyorum, hi&ccedil; ş&uuml;phem yoktur. Eğer b&ouml;yle bir dua edersem, grubumdan ş&uuml;phelenmiş olurum diye b&ouml;yle bir dua etmiyorum. Bildirildiği gibi dua etsem bir sakıncası olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hi&ccedil; sakıncası olmaz. &Ouml;yle dua etmek lazımdır.<br />
<br />
Elbette herkes kendi grubunun, kendi yolunun doğru olduğuna inanır. İnanmasa o grupta işi ne? Nitekim bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dinde &ccedil;eşitli gruplara b&ouml;l&uuml;n&uuml;rler, her grup, kendi yolunu doğru sanıp sevinir.)</b> [M&uuml;minun 53]<br />
<br />
Doğru grupta olduğuna inananların da, &ouml;yle dua etmeleri lazımdır. Peygamber efendimiz, doğru yolda değil miydi? Yolundan ş&uuml;phesi mi vardı? Hep, <b>(Ya Rabbi, bize doğru yolu g&ouml;ster)</b> diye dua etmiştir. Mesela, <b>(Ya Rabbi! Bize hakkı hak olarak g&ouml;sterip, ona uymak; b&acirc;tılı b&acirc;tıl olarak g&ouml;sterip, ondan ka&ccedil;ınmak nasip eyle!) </b>diye dua ederdi. Bu, &uuml;mmetinin b&ouml;yle dua etmesinin gerektiğini g&ouml;sterir. B&ouml;yle dua etmenin hi&ccedil; mahzuru olmaz. Aksine grubu yanlış yolda ise, doğruyu bulmuş olur.</p>

<p><strong>Sual: İnananlar ve ink&acirc;r edenler arasındaki m&uuml;cadele asırlardır devam etmektedir. Peki b&ouml;yle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. M&uuml;sl&uuml;manlar ile dinsizler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cen&acirc;b-ı Hak, b&ouml;yle olmasını ezelde irade buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan &ouml;ğrendiler. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m da, Resulullah efendimizden aldılar. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m, İslamiyet&rsquo;i bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki y&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin &ccedil;ok tesiri oldu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a&nbsp;<strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong>&nbsp;ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in&nbsp;<strong>Estağfirullah</strong>&nbsp;okumalıdır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri a&ccedil;ık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip i&ccedil;enlerin İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p><em><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;manlar, iman bilgilerinde ve diğer din&icirc; konularda ş&uuml;pheye d&uuml;şerse nasıl hareket etmelidir ve b&ouml;yle bir duruma d&uuml;şmemek i&ccedil;in ne yapmalıdırlar?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Dinimizin bildirdiği bir şeyde ş&uuml;pheye d&uuml;şen kimse, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun Peygamberi, bu şey ile neyi bildirmek istemiş ise, &ouml;ylece iman ettim, inandım&quot; demelidir. Hemen, ş&uuml;phesini giderecek bir din &acirc;limi aramalıdır. İlmine ve dine bağlılığına g&uuml;venilir, zeki, &acirc;rif, haramlardan ka&ccedil;ınan, din bilgilerinin inceliklerini bilen, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir zatı arar, bulur. Bundan aldığı cevap, ş&uuml;phesini giderince, artık &ouml;ylece iman eder. B&ouml;yle bir z&acirc;tı aramak farzdır. Tesad&uuml;fe bırakmayıp, hemen aramalıdır. Bulamazsa veya bulup da, ş&uuml;peden kurtulamazsa, &quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Resul&uuml;n&uuml;n dilediği gibi inandım&quot; demeli ve ş&uuml;phesinin giderilmesi i&ccedil;in, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya dua etmeli, yalvarmalıdır. İşte, bunun i&ccedil;in, her şehirde, m&uuml;şkilleri &ccedil;&ouml;zebilen bir z&acirc;tın bulundurulması farz-ı kif&acirc;yedir. Felsefecilerin iftir&acirc;larını, fen ve felsefe bilgileri ile karşılayabilen, fen adamı ge&ccedil;inenlerin itirazlarını, fenn&icirc;&nbsp;metotlara dayanarak &ccedil;&ouml;zebilen, k&acirc;firlerin yanlış s&ouml;zlerini, dinlerindeki bozuk yerleri isbat ederek, reddedebilen, doğru yoldan ayrılmış olanların, fitne ve fesat ateşlerini s&ouml;nd&uuml;rebilen, d&uuml;nya tarihini iyi anlamış, matematik bilgisi kuvvetli ve İslam bilgilerinin derinliklerine ermiş bir din &acirc;limi bulundurmak lazımdır. Vaktiyle İslam devletleri b&ouml;yle &acirc;lim yetişdiriyordu. B&ouml;yle bir din &acirc;limi bulunmazsa, İslamiyet, din cahillerinin elinde oyuncak olur. İstedikleri gibi din kitapları yazar, gen&ccedil;lerin dinsiz yetişmesine sebep olurlar. Bir memlekette, İslamiyetin yerleşmesi i&ccedil;in, her şeyden &ouml;nce, hakiki din &acirc;limi yetiştirmek lazımdır. Din &acirc;limi bulunmazsa, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yaymaya &ccedil;alışmalıdır. Bu kitaplar bulunmazsa, din cahilleri, din adamı şekline girip, kitap yazarak, konferanslar, dersler vererek milletin dinini, imanını &ccedil;alarlar.</p>

<p><strong>H&uuml;seyin Hilmi Efendi Seadeti Ebediyyede buyuruyor ki:</strong></p>

<p>İlk tahs&icirc;limi, baba yerim olan İstanbulda, Eyy&ucirc;b sult&acirc;nda, Reş&acirc;diyye n&uuml;m&ucirc;ne mektebinde yapdım. Evimden ve ilk mektebden din terbiyesi, din bilgisi aldım. Halıcıoğlu Asker&icirc; lisesi Orta ve Lise kısmında okurken, mekteblerden Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m ve din dersleri kaldırıldı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın, sevgili Peygamberimizin ve isl&acirc;m &acirc;limlerinin ismleri s&ouml;ylenmez oldu. Hi&ccedil;bir hocamız din bilgisi vermiyordu. Onları y&uuml;ksek, olgun tanıyor, &ccedil;ok saygılı olmak istiyordum. Fekat, mukaddes&acirc;tıma saldıranları g&ouml;r&uuml;nce, hay&acirc;l kırıklığına uğradım. &Icirc;m&acirc;n ile k&uuml;fr arasında bocaladım. K&uuml;&ccedil;&uuml;k aklımla d&uuml;ş&uuml;nerek, m&uuml;slim&acirc;nlık olarak &ouml;ğrendiğim b&uuml;t&uuml;n bilgilerimi inceliyordum. Hepsinin f&acirc;ideli, iyi, kıymetli olduğunu g&ouml;r&uuml;yor, bunları fed&acirc; edemiyordum. Altı sene, bu iki te&rsquo;s&icirc;r altında sarsıldım. Birka&ccedil; sene &ouml;nce, ber&acirc;ber oruc tutduğumuz, nem&acirc;z kıldığımız arkadaşlarım, &ouml;ğretmenlerin ve gazetelerin iftir&acirc;larına aldanarak, ib&acirc;detden vazge&ccedil;diler. Yalnız kalmak, beni dah&acirc; da &uuml;zd&uuml;. Acab&acirc; haksızmıyım, yanlış yoldamıyım diyordum. (m. 1929) senesinde, lise son sınıfda, onsekiz yaşında idim. Kadr gecesi, mektebde yatmışdık. Uyuyamadım. Şaşkın olarak, yatağımdan fırladım. D&uuml;ş&uuml;ncelerimde, &icirc;m&acirc;nda yalnız kalmışdım. Sıkılıyordum, bunalıyordum. Bağ&ccedil;eye &ccedil;ıkdım. G&ouml;ky&uuml;z&uuml; yıldızlarla dolu idi. Eyy&ucirc;b sult&acirc;nın, ya&rsquo;n&icirc; H&acirc;lid bin Zeydin t&uuml;rbesine karşı, Hal&icirc;cin ışıklı dalgaları, sanki bana, &uuml;z&uuml;lme, sen haklısın diyorlardı. Hı&ccedil;kırarak ağladım. <b>(Y&acirc; Rabb&icirc;! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. İsl&acirc;m bilgilerini &ouml;ğrenmek istiyorum. Beni, din d&uuml;şmanlarına aldanmakdan koru!) </b>diye yalvardım. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu ma&rsquo;s&ucirc;m ve h&acirc;lis d&uuml;&acirc;mı kab&ucirc;l buyurdu. Ker&acirc;metler, h&acirc;rikalar haz&icirc;nesi, ilm dery&acirc;sı Abd&uuml;lhak&icirc;m efendi, &ouml;nce r&uuml;&rsquo;y&acirc;da, sonra c&acirc;mi&rsquo;de karşıma &ccedil;ıkdı. Beni, cezb etdi. Ecz&acirc;cı mektebinde talebe iken, B&acirc;yez&icirc;d c&acirc;mi&rsquo;i şer&icirc;finde va&rsquo;zlarına, sonra evine gitdim. Bana acıdı. Sarf, nahv, mantık, fıkh &ouml;ğretdi. &Ccedil;ok kit&acirc;b okutdu. Fransızca Maten gazetesine de abone etdirdi. Arab&icirc; ve f&acirc;ris&icirc; &ouml;ğretdi. <b>(Em&acirc;l&icirc; kas&icirc;desi)</b>ni, <b>(H&acirc;lid-i Bağd&acirc;d&icirc; d&icirc;v&acirc;nı)</b>nın bir kısmını ezberletdi. Sohbetleri o kadar tatlı, o kadar f&acirc;ideli idi ki, &ccedil;ok def&rsquo;a, sab&acirc;hdan gece yarısına kadar yanından ayrılmazdım. Şimdi, o sohbetleri h&acirc;tırladığım &acirc;nlar, hay&acirc;tımın en zevkli dak&icirc;kaları olmakdadır. (m. 1936)ya kadar asker&icirc; tıbbiyye mektebinde m&uuml;z&acirc;kereci iken, hem kimy&acirc; y&uuml;ksek m&uuml;hendisliğine dev&acirc;m etdim, hem de o isl&acirc;m &acirc;liminin va&rsquo;zlarından, sohbetinden ilm ve zevk topladım. Kalbimdeki k&uuml;fr pislikleri temizlendi. İsl&acirc;miyyetin d&uuml;ny&acirc; ve &acirc;hıret se&rsquo;&acirc;deti i&ccedil;in, biricik kaynak olduğunu anladım. &Ouml;nceleri, b&uuml;y&uuml;k sandığım kimseleri, isl&acirc;m &acirc;limlerinin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri yanında, &ccedil;ocuk gibi g&ouml;rd&uuml;m.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3544]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 18:51:08 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Yol levhası olmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>İnsanlarla emr-i maruf i&ccedil;in tartışıyorum, hi&ccedil; birine hakkı kabul ettiremiyorum. Dediklerimi kolayca kabul ettirmenin bir yolu yok mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;nakaşayla, tartışmayla hi&ccedil; kimseye hak yolu kabul ettiremeyiz. Hidayete kavuşturan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Bizim yapacağımız şey, doğru yazılmış bir din kitabını vermektir. O b&uuml;y&uuml;k &acirc;limlerin m&uuml;barek s&ouml;zleriyle hakkı kabul etmezse, bizim s&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml; nasıl kabul eder? Biz, yol g&ouml;steren trafik levhası gibi olmalıyız, b&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;zlerini yani kitaplarını, kendi s&ouml;z&uuml;m&uuml;ze tercih etmeliyiz. Sadece doğru kitapları g&ouml;stermeli, gerisine karışmamalıyız.<br />
<br />
<b>İzin verilen talebe<br />
Sual:</b> Eskiden, İslamiyet&rsquo;i yaymak i&ccedil;in izin verilen talebenin, evliya olması gerekir miydi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:<br />
Sevdiklerimizden birine, talebeyi yetiştirmek i&ccedil;in, izin vermekten maksat, imanın gevşediği, &ccedil;ok kimselerin yoldan &ccedil;ıktığı, din bilgilerinin unutulduğu, bu fırtınalı zamanda, M&uuml;sl&uuml;man evlatlarına Allah yolunu g&ouml;stermesi, kendisinin de, talebesi ile uğraşırken, onlarla birlikte, ilerlemesi i&ccedil;indir. Bu inceliği iyi anlamalı ve &ouml;m&uuml;rde geri kalan birka&ccedil; g&uuml;nl&uuml;k fırsatta, &ccedil;alışarak, talebe ile birlikte, nimete kavuşmalıdır. Yoksa, bu izni, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve olgunluk alameti sanıp, maksattan mahrum kalmamalıdır. <b>(1/217)</b><br />
<br />
<b>Kitap vermek<br />
Sual: </b>Bid&rsquo;at yolda olan arkadaşıma, yanlış yolda olduğunu anlatmak gerekir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ona senin yolun yanlış demek, kırgınlığa, d&uuml;şmanlığa sebep olabilir. Kendisine uygun bir kitap, mesela <b>Faideli Bilgiler</b> kitabı verilebilir.<br />
<br />
G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde emr-i maruf yapmanın en iyi ve en kolay yolu, doğru bir kitap vermektir. Nasibi var ise, okur &ouml;ğrenir. Nasibi yoksa, biz yine kitap verdiğimiz i&ccedil;in sevab kazanırız.<br />
<br />
<b>Delil ile ispat etmek<br />
Sual:</b> &Ouml;ğrendiklerimizi, bir kimseye anlatacak olsak, o da, kabul etmezse, ispat i&ccedil;in delillerini teker teker g&ouml;stermek gerekmez mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Delil ile bir kimseyi ikna etmek imkansız gibidir. Tartışmak da, kesinlikle caiz değildir. Tartışma, dostluğu giderir, d&uuml;şmanlığı arttırır. Dinimizin bildirdiği g&uuml;zel ahlak ile s&uuml;slenmeli, h&acirc;l ve hareketlerimiz ile &ouml;rnek olmaya &ccedil;alışmalıyız. <b>(Lisan-i h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır)</b> s&ouml;z&uuml; meşhurdur. Yani, insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirli olur. M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;zel h&acirc;llerine bakıp, doğru yolu bulanlar olmuştur.<br />
<br />
Bir kişiyi hidayete kavuşturmak, hi&ccedil; kimsenin elinde değildir. Hidayeti veren yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. İnsanlar ise, sadece hidayete sebep olurlar. Kendi s&ouml;z&uuml;m&uuml;z yerine b&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;z&uuml;n&uuml; tercih etmeliyiz. Yani İslam &acirc;limlerinin yazdığı kitapları tavsiye etmeliyiz. Faydalanacağını tahmin ettiğimiz kimselere, uygun bir kitap, mesela <b>İslam Ahlakı</b> veya <b>Herkese Lazım Olan İman </b>kitabını hediye etmek, bu sebebe yapışmak olur ve &ccedil;ok sevab olur.<br />
<br />
<b>Hizmet ve fitne<br />
Sual:</b> Fitneye sebep olmayalım diye, kimseye bir şey anlatmamak mı gerekir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu zamanda en b&uuml;y&uuml;k hizmet, fitneye sebep olmadan yapılandır. Yani, m&uuml;mk&uuml;n olduğu kadar, tepki vereceklere karışmamalı, onlarla tartışmamalı. Zamanın ve &uuml;lkenin şartlarına, kanunlara uygun hareket etmeli. Kur&#39;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde, fitneye sebep olmanın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml; a&ccedil;ık&ccedil;a bildirilmiş ve fitneden uzak durmak emredilmiştir. Bunun i&ccedil;in en iyi emr-i maruf, uygun bir din kitabını bir din kardeşine vermektir.<br />
<br />
<b>Temelsiz bina olmaz<br />
Sual:</b> Bid&rsquo;at ehli olan yazarların kitaplarını okuyan arkadaşlarım var. Bunlara, o yazarların hatalarını tek tek g&ouml;stersem, onları kolayca ikna etmiş olmaz mıyım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, g&ouml;sterseniz de değişen bir şey olmaz. Mesela, bu yazar gayrim&uuml;slimlerin de, Cennete gidebileceğini s&ouml;yl&uuml;yor deseniz, altyapısı yoksa, (Sen ondan iyi mi biliyorsun, o diyorsa elbette Cennete gider) diyebilir. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(İslamiyet&rsquo;ten başka bir din arayan, iyi bilsin ki, </b>[bulacağı]<b> o din asla kabul edilmez ve o, ahirette en b&uuml;y&uuml;k zarara uğrar.)</b> [Al-i İmran 85]<br />
<br />
Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Bana inanmayan Yahudi ve Hristiyan, mutlaka Cehenneme girecektir.) </b>[Hakim]<br />
<br />
Aynı şekilde, bu yazar Hazret-i Osman&rsquo;a dil uzatıyor deseniz, o diyorsa bir bildiği vardır diye cevap verebilir. &Ouml;nce Hazret-i Osman&rsquo;ı tanıması gerekir. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Osman Cennettedir.)</b> [Tirmizi, İbni Mace, Taberani, İ. Asakir, Beyheki, Dare Kutni, H&acirc;kim, Ebu Nuaym, İbni Said]<br />
<br />
<b>(Şu d&ouml;rt kişinin sevgisi bir m&uuml;nafığın kalbinde toplanmaz. Ebu Bekir, &Ouml;mer, Osman ve Ali.) </b>[İbni Asakir]<br />
<br />
Bunları bilmeyen kimse, sizin s&ouml;z&uuml;n&uuml;zle o yazarın hatalarını kabul etmez. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarında, uydurma hadis olmayacağını da bilmediği i&ccedil;in, hadis-i şeriflere uydurma diyebilir. Hatt&acirc; daha &ccedil;ok d&uuml;şman olup, Hazret-i Osman&rsquo;a karşı, okuduğu yazarı savunmaya başlayabilir. Yani, &ouml;nce altyapı gerekir. Temel olmadan, &uuml;zerine sağlam bina yapılamaz. Bunun i&ccedil;in, o t&uuml;r yazarların, fanatik okuyucularına, delil g&ouml;stermenin faydası olmaz. Tartışmaya sebep olmayacaksa, uygun bir kitap verilebilir. Nasibi varsa ger&ccedil;eği g&ouml;r&uuml;r.<br />
<br />
<b>Karşı cinsle chat<br />
Sual: </b>Dinimizi anlatmak i&ccedil;in, karşı cinsten biri ile arkadaşlık kurmak ve onunla chat yapmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, caiz olmaz. Yasak edilenden sakınmak, emri yapmaktan &ouml;nce gelir. Mesela, &uuml;st&uuml;nde, namaza mani olacak kadar &ccedil;ok necaset bulunan kimse, avret yerini a&ccedil;madan veya başka bir sebeple temizlemesi m&uuml;mk&uuml;n değilse, başka elbisesi de yoksa, o haliyle kılar, &ccedil;ıplak kılmaz.&nbsp;Hatta temizleme imkanı olsa; ama yanında yabancılar varsa, temizlemeden namazını kılar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; başkalarının yanında avret yerini a&ccedil;mak yasak, necaseti temizlemek ise emirdir. Emir ile yasak bir araya gelince, &ouml;nce yasaktan sakınılır. Yani avret yeri a&ccedil;ılmaz. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek i&ccedil;in, o emir terk edilir.<br />
<br />
Bunun gibi, gayrim&uuml;slim bir kadın, <b>(Benimle g&uuml;nah işlersen M&uuml;sl&uuml;man olacağım) </b>dese, onun M&uuml;sl&uuml;man olmasını sağlamak i&ccedil;in bu g&uuml;nahları işlemek de, kesinlikle caiz olmaz.<br />
<br />
Hacca gitmesi farz olan bir kadın, yanında mahremi yoksa, farzı yapmak i&ccedil;in hacca gitmesi haram olur. Karşı cinse, g&uuml;nah işleyerek emr-i maruf yapılmaz. Niyetinin iyi olması onu kurtarmaz. Uygun bir yol ile, dini bir kitap hediye etmek yeter.<br />
<br />
<b>Forumlara yazı g&ouml;ndermek<br />
Sual: </b>İnternetteki forumlara veya&nbsp;başkalarına ait&nbsp;mail gruplarına, dini yazı g&ouml;ndermek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Forumlarda ve mail gruplarında her t&uuml;rl&uuml; insan, mesela bid&rsquo;at ehli veya başka fanatik kimseler bulunabilir. Tartışmaya sebep olabilecek işlerden uzak durmalı, bunun yerine tanıdığımız kimselere, uygun dini site ve mail gruplarını tavsiye etmelidir. Sitemiz <b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> </b>adresinde, her t&uuml;rl&uuml; dini bilgi mevcuttur. Sorulara verilen cevaplar, mail grubunun &uuml;yelerine de g&ouml;nderilmektedir.<br />
<br />
<b>H&acirc;l s&ouml;zden etkilidir<br />
Sual:</b> Emr-i maruf yapmak farzdır. Kimin hatasını s&ouml;ylesek, tepki veriyor, sana ne der gibi bizi tersliyor. Bu farzı yapmama sorumluluğundan, nasıl kurtulabiliriz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Emr-i maruf, farz-ı ayn değil, farz-ı kifayedir. Kendimiz, dinimizin bildirdiği şekilde emr-i maruf yapamıyorsak, emr-i maruf yapanlara herhangi bir şekilde yardım etmelidir. Mesela, uygun bir din kitabını alıp başkasına vermek, emr-i maruf olur. Hi&ccedil;bir yardım yapamayan, dua ile yardım etmeye &ccedil;alışmalıdır.<br />
<br />
Bir başka husus, ona buna nasihat vermeye &ccedil;alışmaktan &ccedil;ok, kendimize emr-i maruf yapmalıyız. Kendi hatamızı g&ouml;r&uuml;p, d&uuml;zeltmeye &ccedil;alışmalıyız. Dinimizin bildirdiği g&uuml;zel ahlak ile s&uuml;slenmeli, h&acirc;l ve hareketlerimizle &ouml;rnek olmaya &ccedil;alışmalıyız. <b>(Lisan-i h&acirc;l, lisan-ı kalden entaktır) </b>s&ouml;z&uuml; meşhurdur. Yani, insanın h&acirc;l ve hareketi, s&ouml;z&uuml;nden daha tesirli olur. M&uuml;sl&uuml;manların g&uuml;zel h&acirc;llerine bakıp, doğru yolu bulanlar &ccedil;oktur.<br />
<br />
<b>D&ouml;rt t&uuml;rl&uuml; sevab</b><br />
<b>Sual: </b>Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını yayan da, sevaba kavuşur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet d&ouml;rt t&uuml;rl&uuml; sevaba kavuştuğu bildirilmiştir:<br />
<b>1-</b> Emr-i maruf, nehy-i m&uuml;nker sevabı.<br />
<b>2-</b> Gaza yani cihad sevabı.<br />
<b>3-</b> İlim &ouml;ğretmek sevabı.<br />
<b>4-</b> İnsanları sevindirmek ve onların kalblerine s&uuml;rur vermek sevabı.<br />
<br />
<b>Site a&ccedil;mak<br />
Sual:</b> Dine hizmet edeyim diye, benim de &ccedil;orbada tuzum bulunsun diye, herkesin dini site a&ccedil;ması veya Facebook&rsquo;ta <b><a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a></b> sitesinden alarak d&icirc;n&icirc; yazı yayınlaması uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, uygun olmaz. Bu işlerle ilgili, vazife verilenlerin işidir bu. Yani vazife verilerek yeni siteler a&ccedil;ılırsa hizmete vesile olur. İzinsiz iş yapmamalıdır. Hakikat Kitabevi sitesi ve gazetemizde bildirilen d&icirc;n&icirc; siteler dışında başka sitelere de itibar etmemeli.<br />
<br />
<b>Kitap hediye etmek ve satmak</b><br />
<b>Sual:</b> Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını satmak, hediye etmekten daha mı iyi olur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, (Satmak daha iyidir) denmez. Din kitaplarını, &uuml;st&uuml;ne k&acirc;r koyarak satmak zaten caiz olmaz, ancak maliyetini ve satarken yapacağı masrafları karşılayacak kadar c&uuml;z&rsquo;i bir k&acirc;r koyabilir.<br />
<br />
Maliyetinden daha d&uuml;ş&uuml;k fiyata, zararına yani &ccedil;ok ucuza bile satılsa, satın alan kimse, hi&ccedil; olmazsa para verdim diyerek kitabı okuyabilir. Bedava alınca kıymeti pek bilinmeyebilir. Bu bakımlardan, hediye etmek yerine ucuza satmak daha iyi olabilir, fakat hediye etme imk&acirc;nı olunca da, satmak daha iyi diye d&uuml;ş&uuml;nmeden hediye etmeli, bu sevabdan mahrum kalmamalı.<br />
<br />
Hediye edilse de, k&acirc;rsız veya &ccedil;ok d&uuml;ş&uuml;k k&acirc;rla satılsa da, bu kitapların dağıtılmasına sebep olmak &ccedil;ok sevabdır. Hangisinin daha uygun olacağı, o anki duruma g&ouml;re değişebilir.<br />
<br />
<b>Emr-i maruf yaparken<br />
Sual: </b>Emr-i maruf i&ccedil;in d&icirc;n&icirc; yazıları internette, forumlarda, sosyal paylaşım sitelerinde yayınlıyor, maille de herkese g&ouml;nderiyorum. Gazetede, TV&rsquo;de dine aykırı bir şey g&ouml;rsem, hemen arayıp, gerekli ikazı yapıyorum. Camide bid&rsquo;at işleyenleri ikaz ediyorum. Bu şekilde emr-i marufa devam etmem uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır, uygun değil. Tepkiye, fitneye sebep olmamalıdır. Başka sitelerde, mail gruplarında da, bu doğru bilgilere karşı, bozuk kimseler tarafından yorumların yapılmasına, b&ouml;ylece bid&rsquo;atin ve b&acirc;tılın yayılmasına sebep olabilir.<br />
<br />
Biz sadece uygun g&ouml;rd&uuml;klerimize kitap vermeliyiz, uygun d&icirc;n&icirc; siteleri tavsiye etmeliyiz. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde emr-i marufu b&ouml;yle yapmalı. Trafik levhası gibi sadece yol g&ouml;stermeliyiz. M&uuml;ctehid gibi, g&ouml;r&uuml;şlerimizi ictihad olarak, senet olarak g&ouml;stermemeliyiz. M&uuml;ctehidler jenerat&ouml;r gibidir. Biz jenerat&ouml;r gibi &uuml;retken değil, kablo gibi iletken olmalıyız. Yani m&uuml;ctehidlerden geleni aynen nakletmeli, ekleme &ccedil;ıkarma yapmamalıyız. Bunun da tek yolu kitap vermektir. Değiştirmeden de olsa bir şey yayınlamamalı. Abd&uuml;lgani Nablus&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
Emr-i maruf ve nehy-i m&uuml;nkeri elle yani g&uuml;&ccedil; kullanarak yapmak h&uuml;k&uuml;mete; dille, s&ouml;z ve yazı ile [kitaplarla ve diğer yayın vasıtalarıyla] yapmak din adamlarına, &acirc;limlere; kalble yapmak, [emr-i maruf yapanlara, dua etmek ve g&uuml;c&uuml; nisbetinde madd&icirc; yardımda bulunmak] ise her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. Kendinin ve M&uuml;sl&uuml;manların dinine veya d&uuml;nyasına zarar gelecek işleri bırakmak vacib olur. <b>(Hadika)</b><br />
<br />
Kadızade Ahmed Efendi de buyuruyor ki: Etkili olacaksa, emr-i marufu yapmak vacib, fitneye sebep olacaksa terk etmek vacib olur.<b> (Birgiv&icirc; şerhi)</b><br />
<br />
<b>Tartışmanın zararı<br />
Sual:</b> Arkadaşlarla bazı dini konularda tartışmaya girdik. Daha &ouml;nce bildirdiğim konularda delil olacak belgeler g&ouml;nderir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ben 70 yaşını ge&ccedil;tim, bu kadar zaman i&ccedil;inde bir kişiyi delille ikna edemedim. Hidayete kavuşturan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Yani bu bir nasip meselesidir. Tartışma, dostların dostluğunu azaltır, d&uuml;şmanın ise d&uuml;şmanlığını artırır. Haklı yere de olsa, tartışmak g&uuml;nahtır. G&uuml;nah işleyerek emr-i maruf yapmak ise caiz değildir. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(M&uuml;cadele ve m&uuml;nakaşayı terk edin, &ccedil;&uuml;nk&uuml; iki taraftan birinin s&ouml;ylediği yanlıştır. Neticede iki taraf da g&uuml;naha girer.)</b> [Ramuz]<br />
<br />
Emr-i maruf i&ccedil;in en uygunu, <b>İslam Ahlakı</b> gibi bir kitap vermektir. B&uuml;y&uuml;klerin s&ouml;z&uuml;yle yola gelmeyen kimse, bizim s&ouml;z&uuml;m&uuml;zle nasıl yola gelir ki? Tartışmayı, delil g&ouml;stermeyi bırakıp, sadece kitap vermeli ve gerisine karışmamalıdır.<br />
<br />
Tartışmaya sebep olmayacak olsa bile, hatırımızda yanlış kalmış olabilir veya yanlış nakledebiliriz. Doğru bile nakletsek, bizim s&ouml;ylediğimizi kabul etmek, karşıdakinin nefsine ağır gelebilir; ama kitaptan kendisi okursa, nasibi de varsa, kabul etmesi daha kolay olur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; evliya zatların s&ouml;zlerinde rabb&acirc;n&icirc; tesir olur.<br />
<br />
<b>Paylaşım siteleri<br />
Sual:</b> Bazı arkadaşlar, Facebook gibi paylaşım sitelerine iyi niyetle &uuml;ye olup, <em>(Dinimize hizmet i&ccedil;in, bu sitelere İslamiyet&rsquo;i anlatan yazılar koyuyoruz) </em>diyorlar. Bunun sakıncaları var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;yle sitelerde, dine ve kanuna aykırı olan bir&ccedil;ok sayfalar, yazı ve videolar olabiliyor. Yani oralara &uuml;ye olmak, bir&ccedil;ok bakımdan uygun değildir.<br />
<br />
Dine hizmet etmek isteyenlerin, doğru yazılmış kitapları ve siteleri uygun g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; arkadaşlarına tavsiye etmeleri, b&ouml;yle kitap ve sitelerden yazı alıp, ilave yapmadan kendi grubundaki uygun arkadaşlara g&ouml;ndermeleri yeterlidir. S&ouml;ylediğimiz mutlaka doğru olmalı, ama herkese her doğru s&ouml;ylenmez. Uygunsuz kimselere g&ouml;nderilirse, fitneye sebep olunabilir. Din b&uuml;y&uuml;kleri, <b>(Bu zamanda en kıymetli hizmet, fitneye sebep olmamaktır) </b>buyuruyor. Hizmet ediyorum sanarak, bilmeden fitneye sebep olmamalıdır.<br />
<br />
<b>Sosyal medyada d&icirc;n&icirc; yazı paylaşmak</b><br />
<b>Sual: </b>Sosyal medyada, her an bir şeyler paylaşılıyor. Bunların i&ccedil;inde her &ccedil;eşit d&icirc;n&icirc; yazılar da oluyor. Bunları, paylaşmak i&ccedil;in başkalarına g&ouml;ndermek uygun olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;zellikle d&icirc;n&icirc; yazılar rastgele paylaşılmamalıdır. Başka şeye benzemez, &ccedil;ok veballi bir iştir. Ecza deposundan alınan her &ccedil;eşit ilacı, hastanın hastalığını bilmeden, (Sizin i&ccedil;in bu ila&ccedil;lar şifalıdır) demek bile, bundan daha az zararlıdır. Belki paylaşılan yazıdaki ifade doğru olabilir. Ama her doğru her yerde s&ouml;ylenmez. O ifadenin yayılmak istenmesi, maksatlı da olabilir, yanlış anlaşılabilir veya fitneye sebep olabilir.<br />
<br />
Bir diğer husus da, yazı doğru olsa bile, s&ouml;yleyen, uygun biri olmayabilir. B&ouml;ylece onun diğer s&ouml;zlerine de g&uuml;venilmesine, ona karşı sevgi beslenmesine sebep olabilir. Bunun i&ccedil;in Seyyid Abd&uuml;lhak&icirc;m Arv&acirc;s&icirc; hazretlerine, (Şu din kitabı uygun mu?) diye sorulunca, <b>(Kitabın i&ccedil;indekilerin hepsi doğrudur, fakat bu kitabı okuyan kimse zehirlenir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; yazarının habis </b>[k&ouml;t&uuml;] <b>ruhu satırlara aksetmiş)</b> buyurur. Başka bir zaman da,<b> </b>habis kimselerin yazdığı bilgilerin, doğru olsa da, zararlı olacağını g&ouml;stermek i&ccedil;in,<b> (Şifa, suyun geldiği boruya t&acirc;bidir. Pis borudan şifa gelmez)</b> buyurmuştur. Demek ki salih zatların kitaplarından alınmayan doğru yazılara itibar etmemeli. Bir başka husus da, doğru kitaplardan bile alınsa, her yazı b&ouml;yle yerlerde paylaşılmamalı. Tepkilere, tartışmalara veya başka zararlara sebep olabilir.<br />
<br />
Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin eserleri esas alınarak sadece g&uuml;zel ahlak ve iman bilgileriyle ilgili, itiraz edilmeyecek, tepkiye sebep olmayacak genel hususlar paylaşılabilir. Ama en g&uuml;zeli <b><a href="http://www.hakikatkitabevi.com" target="_blank">hakikatkitabevi.com</a>&nbsp;</b>adresindeki Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını bildirmek ve okutmak i&ccedil;in bu linki tavsiye etmektir. Bunu bile, tepkiye sebep olacak yerlere yazmamalı.</p>

<p><strong>Kitap dağıtmanın kıymeti</strong></p>

<p><strong>Sual:</strong> Dışarıda verdiğimiz veya sattığımız kitaplardan, parası olmadığı i&ccedil;in veya başka sebeple almak istemeyenler olabiliyor. Alsa da herkes okumayabilir. İnternetten okumak insanlara daha kolay geliyor. Dinimizislam sitesinin adresini yazılı olduğu kartvizit ve etiket bastırsak da, suali olanlar sorsun diye kitapların &uuml;st&uuml;ne bu etiketlerden yapıştırsak, kitap veremediklerimize de kartvizitlerden versek uygun olur mu?</p>

<p><strong>Cevap: </strong>Ehl-i s&uuml;nnet itikadından olan&nbsp;herkes bu kitapları alıp dağıtabilir, kitapları alanların okuyup okumaması, kendi tercihleridir. Maksat kitapların dağıtılmasıdır, şahsımız veya bir internet sitesi değildir. Bu internet sitelerinden maksat bu kitapları tanıtmak, bu kitaplara y&ouml;nlendirmektir. &Uuml;st&uuml;ne internet sitesinin etiketini yapıştırınca, sanki kitapların maksadı siteyi tanıtmakmış gibi ters bir mana &ccedil;ıkar. Suali olan, kitaplarda yazılı olan mail adresine sorabilir. Gerektiğinde, internet sitesi olarak sadece <a href="http://www.hakikatkitabevi.net/"><strong>www.hakikatkitabevi.net</strong></a> adresi tavsiye edilebilir. Diğer b&uuml;t&uuml;n sitelerimizin maksadı, buraya havale etmek olmalıdır. Maksat ile vasıtayı, yani ama&ccedil; ile aracı karıştırmamalıdır. Esas hizmet ve H&uuml;seyin Hilmi efendinin (rahmetullahi aleyh) vasiyeti, bizzat kitap dağıtmaktır. Bu zat, vasiyetinde buyuruyor ki:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;k zatların kitaplarından hazırlanan bu kitaplarımızdan her g&uuml;n birka&ccedil; sayfa okursanız feyz alırsınız. Okuduk&ccedil;a kalbiniz nurlanır ve okuduğunuzu da anlamaya başlarsınız. Kitaplarımızın dağılmasına yardım eden kardeşlerimi &ccedil;ok seviyor ve onlara dua ediyorum. Yolunu şaşırmış bir kimseyi doğru yola &ccedil;evirmek, on k&acirc;firin imana gelmesinden daha sevabdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Merhum Enver abimiz de ş&ouml;yle anlatmışlardı:</p>

<p>&ldquo;B&uuml;y&uuml;klerimizin kitapları raflarda beklesin diye yazılmadı. O kadar emek, o kadar zahmet, raflarda garip bir vaziyette beklesin diye sarf edilmedi. Bu kitaplar raflar i&ccedil;in değil insanlar i&ccedil;indir. Herkes okusun, d&uuml;nya ve &acirc;hiret saadetine kavuşsun diye yazılmıştır. O b&uuml;y&uuml;k zatlar yaşasalardı &uuml;z&uuml;l&uuml;rlerdi. Madem insanlar şu veya bu sebeple alamıyor, o zaman iş bize d&uuml;ş&uuml;yor, onlara hediye olarak biz vereceğiz. B&ouml;ylece &uuml;&ccedil; sevaba kavuşacağız. Birincisi <strong>hediye vermek</strong> sevabına kavuşuruz. İkincisi <strong>insanları sevindirmek</strong> sevabına kavuşuruz. Hediyeyi alan sevinir. Bu da duaya vesile olur, bize dua eder. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml;s&uuml; <strong>emr-i maruf</strong> sevabıdır.&rdquo;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Bu hususta<strong> Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye</strong>&rsquo;de buyuruluyor ki:</p>

<p>&ldquo;Din-i İslam&rsquo;ın temeli, imanı, farzları ve haramları &ouml;ğrenmek ve &ouml;ğretmektir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamberleri bunun i&ccedil;in g&ouml;ndermiştir. Gen&ccedil;lere bunlar &ouml;ğretilmediği zaman İslamiyet yıkılır, yok olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; M&uuml;sl&uuml;manlara <strong>emr-i maruf</strong> yapmayı emrediyor, yani benim emirlerimi bildiriniz, &ouml;ğretiniz diyor. <strong>Nehy-i anil-m&uuml;nker</strong> emrediyor. Yani yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız diyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>

<p><strong>(Birbirinize M&uuml;sl&uuml;manlığı &ouml;ğretiniz. Emr-i marufu bırakısanız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; en k&ouml;t&uuml;n&uuml;z&uuml; başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>(B&uuml;t&uuml;n ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba g&ouml;re deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilm&uuml;nker sevabı yanında denize nazaran bir damla su gibidir.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>İbni &Acirc;bidin hazretleri de, (Fıkıh &acirc;liminin M&uuml;sl&uuml;manlara sağladığı fayda sevabı, cihad sevabından &ccedil;oktur) buyuruyor.&rdquo; (s. 35)</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&ldquo;Temin etmesi farz olan nafakayı fıkıh &acirc;limleri &uuml;&ccedil;e ayırmışlardır. Birincisi, bedeni ve ruhu besleyen gıda ve hastalıklardan koruyan devalardır. Ruhun ve kalbin gıdası ve devası, ilimdir. İslam ilimleri ikiye ayrılır: Din bilgileri ve fen bilgileri&hellip; Din bilgileri, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitabından &ouml;ğrenilir. Bunlardan iman ve fıkıh bilgileri, her yerde vardır. Elhamd&uuml;lillah, Hakikat Kitabevi, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kitaplarını bol bol bastırıp, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyaya g&ouml;ndermektedir. Bu kitaplar kalblere, ruhlara gıda olmakta, İslam bilgilerini doğru olarak her yere yaymaktadır.&rdquo; (s. 588)</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3208]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 17 Sep 2026 00:21:53 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Enver Abi'nin Ardından]]></title>
<description><![CDATA[<style type="text/css">#audio-list {
		text-align:left;
		list-style:none;
		margin:0;
		padding:0;
	}
	#audio-list li {
		font-family:Arial;
		font-size: 18px;
		display: flex;
		flex-direction: row;
		justify-content: space-between;
		margin: 15px 0;
		background: #ffffff;
		padding: 15px 20px;
		box-shadow: 1px 1px 5px #666666;
		border-radius:10px;
		font-weight:bold;
		align-items:center;
	}
	#audio-list li.text {
		font-family:Arial;
		font-size: 18px;
		display: flex;
		flex-direction: row;
		justify-content: space-between;
		margin: 15px 0;
		background: transparent !important;
		padding: 0;
		box-shadow: none;
		border-radius:10px;
		font-weight:normal;
		align-items:center;
		color:#000000;
	}
	#audio-list li:hover {
		background: #ffffff;
	}
	#audio-list li > div.ea-title {
		display: block;
		max-width: 60%;
	}
	#audio-list li > div.ea-title a {
		color:#000;
		text-decoration:none;
	}
	#audio-list li > div.ea-title a:hover {
		color:#c00;
		text-decoration:none;
	}
	#audio-list li > div.ea-audio {
		width: 38%;
	}
	@media (max-width: 767px) {
		#audio-list li {
			flex-direction: column;
		}
		#audio-list li > a {
			max-width: 100%;
			margin-bottom: 10px;
		}
		#audio-list li > div.ea-title,
		#audio-list li > div.ea-audio {
			width: 100%; max-width:100%;
		}
		#audio-list li > div.ea-title {
			margin-bottom:10px;
		}
		
	}
</style>
<ul id="audio-list">
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin Ardından belgeselini dinleyebilirsiniz.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abinin_Ardindan.mp3" target="_blank">1- Enver Abi&#39;nin Ardından Belgeseli</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abinin_Ardindan.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (Rahmetullahi aleyh) vefatlarının sene-i devriyesi vesilesi ile yapılan Huzura Doğru programı.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Huzura_Dogru_Enver_Abi_Ozel_Bolum.mp3" target="_blank">2- Huzura Doğru Enver Abi &Ouml;zel B&ouml;l&uuml;m&uuml;</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Huzura_Dogru_Enver_Abi_Ozel_Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (Rahmetullahi aleyh) vefatlarının ikinci sene-i devriyesinden TGRT HABER TV&rsquo;de yayınlanan programın Osman &Uuml;nl&uuml; Hocamızın katıldığı b&ouml;l&uuml;m.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_Anisina.mp3" target="_blank">3- Enver Abi&#39;nin Anısına TGRT HABER</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Ismail_Sert_Enver_Agabeyim.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (rahmetullahi aleyh) vefatlarının sene-i devriyesi vesilesi ile yapılan G&ouml;n&uuml;l Pınarı programı.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Gonul_Pinari_Enver_Abi_1.Bolum.mp3" target="_blank">4- G&ouml;n&uuml;l Pınarı - Enver Abi 1. B&ouml;l&uuml;m (20.02.2014) [01:27:13 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Gonul_Pinari_Enver_Abi_1.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Gonul_Pinari_Enver_Abi_2.Bolum.mp3" target="_blank">5- G&ouml;n&uuml;l Pınarı - Enver Abi 2. B&ouml;l&uuml;m (20.02.2014) [27:03 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Gonul_Pinari_Enver_Abi_2.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Gonul_Pinari_Enver_Abi_3.Bolum.mp3" target="_blank">6- G&ouml;n&uuml;l Pınarı - Enver Abi 3. B&ouml;l&uuml;m (20.02.2014) [35:51 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Gonul_Pinari_Enver_Abi_3.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li class="text">
	<p>Enver Abi&#39;nin (rahmetullahi aleyh) vefatlarından sonra Osman &Uuml;nl&uuml; Hocamızın dinleyicilerin suallerine cevap verirken Enver Abilerden bahsettikleri b&ouml;l&uuml;mler.</p>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_01.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 001. B&ouml;l&uuml;m (23.02.2013) [43:41 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_01.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_02.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 002. B&ouml;l&uuml;m (25.02.2013) [15:00 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_02.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_03.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 003. B&ouml;l&uuml;m (26.02.2013) [07:02 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_03.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_04.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 004. B&ouml;l&uuml;m (27.02.2013) [09:50 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_04.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_05.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 005. B&ouml;l&uuml;m (27.02.2013) [02:00 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_05.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_06.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 006. B&ouml;l&uuml;m (28.02.2013) [12:15 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_06.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_07.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 007. B&ouml;l&uuml;m (02.03.2013) [19:56 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_07.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_08.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 008. B&ouml;l&uuml;m (13.03.2013) [05:31 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_08.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_09.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 009. B&ouml;l&uuml;m (19.03.2013) [04:23 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_09.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_10.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 010. B&ouml;l&uuml;m (21.03.2013) [07:21 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_10.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_12.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 012. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2013) [08:06 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_12.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_13.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 013. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2013) [08:42 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_13.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_14.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 014. B&ouml;l&uuml;m (17.04.2013) [11:39 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_14.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_15.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 015. B&ouml;l&uuml;m (22.04.2013) [16:31 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_15.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_16.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 016. B&ouml;l&uuml;m (07.05.2013) [01:22 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_16.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_17.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 017. B&ouml;l&uuml;m (15.05.2013) [09:20 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_17.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_18.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 018. B&ouml;l&uuml;m (16.05.2013) [03:36 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_18.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_19.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 019. B&ouml;l&uuml;m (17.05.2013) [09:29 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_19.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_20.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 020. B&ouml;l&uuml;m (17.05.2013) [01:30 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_20.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_21.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 021. B&ouml;l&uuml;m (20.05.2013) [01:17 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_21.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_23.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 023. B&ouml;l&uuml;m (24.05.2013) [02:28 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_23.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_24.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 024. B&ouml;l&uuml;m (28.05.2013) [04:39 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_24.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_25.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 025. B&ouml;l&uuml;m (31.05.2013) [01:04 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_25.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_26.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 026. B&ouml;l&uuml;m (01.06.2013) [02:31 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_26.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_27.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 027. B&ouml;l&uuml;m (05.06.2013) [02:35 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_27.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_28.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 028. B&ouml;l&uuml;m (06.06.2013) [03:00 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_28.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_29.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 029. B&ouml;l&uuml;m (06.06.2013) [02:10 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_29.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_30.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 030. B&ouml;l&uuml;m (21.06.2013) [00:56 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_30.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_31.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 031. B&ouml;l&uuml;m (22.06.2013) [04:15 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_31.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_32.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 032. B&ouml;l&uuml;m (03.07.2013) [03:04 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_32.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_33.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 033. B&ouml;l&uuml;m (04.07.2013) [09:29 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_33.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_34.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 034. B&ouml;l&uuml;m (18.07.2013) [04:33 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_34.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_35.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 035. B&ouml;l&uuml;m (27.07.2013) [06:20 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_35.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_36.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 036. B&ouml;l&uuml;m (30.07.2013) [11:54 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_36.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_37.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 037. B&ouml;l&uuml;m (01.08.2013) [03:38 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_37.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_38.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 038. B&ouml;l&uuml;m (17.08.2013) [14:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_38.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_39.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 039. B&ouml;l&uuml;m (17.08.2013) [01:32 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_39.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_40.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 040. B&ouml;l&uuml;m (19.08.2013) [06:48 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_40.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_41.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 041. B&ouml;l&uuml;m (03.09.2013) [02:15 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_41.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_42.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 042. B&ouml;l&uuml;m (05.09.2013) [02:33 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_42.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_43.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 043. B&ouml;l&uuml;m (10.09.2013) [03:00 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_43.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_44.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 044. B&ouml;l&uuml;m (10.09.2013) [00:53 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_44.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_45.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 045. B&ouml;l&uuml;m (16.09.2013) [10:45 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_45.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_46.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 046. B&ouml;l&uuml;m (18.09.2013) [04:11 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_46.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_47.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 047. B&ouml;l&uuml;m (19.09.2013) [08:26 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_47.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_48.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 048. B&ouml;l&uuml;m (21.09.2013) [08:09 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_48.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_49.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 049. B&ouml;l&uuml;m (21.09.2013) [05:52 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_49.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_50.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 050. B&ouml;l&uuml;m (24.09.2013) [03:22 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_50.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_51.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 051. B&ouml;l&uuml;m (27.09.2013) [09:43 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_51.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_52.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 052. B&ouml;l&uuml;m (27.09.2013) [08:21 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_52.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_53.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 053. B&ouml;l&uuml;m (27.09.2013) [01:31 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_53.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_54.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 054. B&ouml;l&uuml;m (05.10.2013) [05:58 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_54.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_55.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 055. B&ouml;l&uuml;m (10.10.2013) [05:57 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_55.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_56.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 056. B&ouml;l&uuml;m (11.10.2013) [01:26 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_56.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_57.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 057. B&ouml;l&uuml;m (14.10.2013) [02:51 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_57.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_58.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 058. B&ouml;l&uuml;m (18.10.2013) [03:15 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_58.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_59.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 059. B&ouml;l&uuml;m (21.10.2013) [08:54 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_59.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_60.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 060. B&ouml;l&uuml;m (24.10.2013) [03:02 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_60.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_61.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 061. B&ouml;l&uuml;m (24.10.2013) [10:22 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_61.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_62.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 062. B&ouml;l&uuml;m (26.10.2013) [03:09 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_62.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_63.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 063. B&ouml;l&uuml;m (28.10.2013) [05:02 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_63.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_64.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 064. B&ouml;l&uuml;m (29.10.2013) [02:34 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_64.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_65.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 065. B&ouml;l&uuml;m (31.10.2013) [05:06 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_65.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_66.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 066. B&ouml;l&uuml;m (01.11.2013) [13:12 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_66.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_67.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 067. B&ouml;l&uuml;m (01.11.2013) [01:39 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_67.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_68.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 068. B&ouml;l&uuml;m (03.11.2013) [06:14 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_68.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_69.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 069. B&ouml;l&uuml;m (04.11.2013) [04:45 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_69.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_70.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 070. B&ouml;l&uuml;m (05.11.2013) [11:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_70.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_71.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 071. B&ouml;l&uuml;m (06.11.2013) [18:16 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_71.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_72.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 072. B&ouml;l&uuml;m (07.11.2013) [01:32 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_72.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_73.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 073. B&ouml;l&uuml;m (09.11.2013) [05:16 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_73.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_74.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 074. B&ouml;l&uuml;m (23.11.2013) [07:08 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_74.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_75.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 075. B&ouml;l&uuml;m (27.11.2013) [03:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_75.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_76.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 076. B&ouml;l&uuml;m (28.11.2013) [03:07 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_76.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_77.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 077. B&ouml;l&uuml;m (03.12.2013) [00:52 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_77.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_78.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 078. B&ouml;l&uuml;m (09.12.2013) [04:19 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_78.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_79.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 079. B&ouml;l&uuml;m (11.12.2013) [01:53 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_79.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_80.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 080. B&ouml;l&uuml;m (21.12.2013) [04:19 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_80.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_81.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 081. B&ouml;l&uuml;m (24.12.2013) [04:26 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_81.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_82.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 082. B&ouml;l&uuml;m (04.01.2014) [01:24 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_82.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_83.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 083. B&ouml;l&uuml;m (07.01.2014) [03:59 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_83.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_84.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 084. B&ouml;l&uuml;m (08.01.2014) [01:17 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_84.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_85.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 085. B&ouml;l&uuml;m (09.01.2014) [00:21 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_85.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_86.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 086. B&ouml;l&uuml;m (10.01.2014) [01:22 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_86.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_87.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 087. B&ouml;l&uuml;m (11.01.2014) [03:16 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_87.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_88.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 088. B&ouml;l&uuml;m (13.01.2014) [01:42 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_88.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_89.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 089. B&ouml;l&uuml;m (17.01.2014) [01:31 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_89.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_90.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 090. B&ouml;l&uuml;m (28.01.2014) [07:02 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_90.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_91.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 091. B&ouml;l&uuml;m (06.02.2014) [01:34 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_91.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_92.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 092. B&ouml;l&uuml;m (07.02.2014) [02:06 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_92.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_93.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 093. B&ouml;l&uuml;m (08.02.2014) [01:00 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_93.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_94.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 094. B&ouml;l&uuml;m (10.02.2014) [15:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_94.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_95.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 095. B&ouml;l&uuml;m (12.02.2014) [04:38 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_95.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_96.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 096. B&ouml;l&uuml;m (12.02.2014) [01:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_96.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_97.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 097. B&ouml;l&uuml;m (15.02.2014) [10:40 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_97.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_98.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 098. B&ouml;l&uuml;m (17.02.2014) [04:47 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_98.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_99.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 099. B&ouml;l&uuml;m (22.02.2014) [26:00 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_99.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_100.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 100. B&ouml;l&uuml;m (22.02.2014) [01:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_100.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_101.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 101. B&ouml;l&uuml;m (24.02.2014) [03:27 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_101.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_102.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 102. B&ouml;l&uuml;m (25.02.2014) [04:20 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_102.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_103.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 103. B&ouml;l&uuml;m (27.02.2014) [02:50 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_103.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_104.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 104. B&ouml;l&uuml;m (04.03.2014) [03:02 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_104.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_105.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 105. B&ouml;l&uuml;m (05.03.2014) [01:14 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_105.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_106.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 106. B&ouml;l&uuml;m (05.03.2014) [00:42 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_106.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_107.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 107. B&ouml;l&uuml;m (11.03.2014) [01:18 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_107.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_108.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 108. B&ouml;l&uuml;m (16.03.2014) [04:59 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_108.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_109.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 109. B&ouml;l&uuml;m (31.03.2014) [10:07 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_109.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_110.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 110. B&ouml;l&uuml;m (03.04.2014) [03:18 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_110.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_111.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 111. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2014) [00:56 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_111.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_112.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 112. B&ouml;l&uuml;m (07.04.2014) [06:41 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_112.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_113.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 113. B&ouml;l&uuml;m (08.04.2014) [06:02 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_113.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_114.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 114. B&ouml;l&uuml;m (09.04.2014) [06:20 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_114.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_115.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 115. B&ouml;l&uuml;m (17.04.2014) [03:23 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_115.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_116.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 116. B&ouml;l&uuml;m (19.04.2014) [12:09 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_116.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_117.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 117. B&ouml;l&uuml;m (23.04.2014) [11:43 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_117.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_118.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 118. B&ouml;l&uuml;m (07.05.2014) [00:49 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_118.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_119.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 119. B&ouml;l&uuml;m (08.05.2014) [00:49 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_119.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_120.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 120. B&ouml;l&uuml;m (17.05.2014) [03:21 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_120.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_121.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 121. B&ouml;l&uuml;m (24.05.2014) [01:16 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_121.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_122.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 122. B&ouml;l&uuml;m (11.06.2014) [16:52 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_122.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_123.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 123. B&ouml;l&uuml;m (16.06.2014) [02:33 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_123.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_124.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 124. B&ouml;l&uuml;m (17.06.2014) [00:51 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_124.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_125.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 125. B&ouml;l&uuml;m (20.06.2014) [02:51 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_125.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_126.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 126. B&ouml;l&uuml;m (24.06.2014) [04:55 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_126.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_127.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 127. B&ouml;l&uuml;m (08.07.2014) [04:22 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_127.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_128.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 128. B&ouml;l&uuml;m (11.07.2014) [03:09 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_128.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_129.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 129. B&ouml;l&uuml;m (18.07.2014) [01:40 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_129.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_130.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 130. B&ouml;l&uuml;m (26.07.2014) [03:13 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_130.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_131.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 131. B&ouml;l&uuml;m (07.08.2014) [01:01 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_131.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_132.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 132. B&ouml;l&uuml;m (09.08.2014) [09:43 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_132.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_133.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 133. B&ouml;l&uuml;m (10.08.2014) [02:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_133.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_134.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 134. B&ouml;l&uuml;m (11.08.2014) [00:20 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_134.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_135.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 135. B&ouml;l&uuml;m (13.08.2014) [09:44 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_135.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_136.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 136. B&ouml;l&uuml;m (14.08.2014) [05:28 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_136.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_137.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 137. B&ouml;l&uuml;m (23.08.2014) [02:17 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_137.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_138.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 138. B&ouml;l&uuml;m (26.08.2014) [09:11 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_138.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_139.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 139. B&ouml;l&uuml;m (28.08.2014) [04:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_139.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_140.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 140. B&ouml;l&uuml;m (30.08.2014) [00:48 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_140.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_141.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 141. B&ouml;l&uuml;m (01.09.2014) [08:33 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_141.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_142.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 142. B&ouml;l&uuml;m (02.09.2014) [01:19 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_142.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_143.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 143. B&ouml;l&uuml;m (08.09.2014) [03:25 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_143.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_144.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 144. B&ouml;l&uuml;m (09.09.2014) [01:45 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_144.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_145.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 145. B&ouml;l&uuml;m (13.09.2014) [07:23 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_145.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_146.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 146. B&ouml;l&uuml;m (15.09.2014) [06:34 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_146.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_147.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 147. B&ouml;l&uuml;m (19.09.2014) [01:34 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_147.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_148.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 148. B&ouml;l&uuml;m (20.09.2014) [06:33 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_148.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_149.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 149. B&ouml;l&uuml;m (22.09.2014) [02:34 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_149.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_150.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 150. B&ouml;l&uuml;m (25.09.2014) [02:13 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_150.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_151.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 151. B&ouml;l&uuml;m (26.09.2014) [04:43 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_151.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_152.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 152. B&ouml;l&uuml;m (07.10.2014) [04:05 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_152.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_153.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 153. B&ouml;l&uuml;m (09.10.2014) [03:28 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_153.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_154.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 154. B&ouml;l&uuml;m (10.10.2014) [02:04 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_154.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_155.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 155. B&ouml;l&uuml;m (10.10.2014) [03:18 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_155.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_156.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 156. B&ouml;l&uuml;m (11.10.2014) [02:08 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_156.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
	<li>
	<div class="ea-title"><a href="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_157.Bolum.mp3" target="_blank">Enver Abi 157. B&ouml;l&uuml;m (11.10.2014) [05:36 dk.]</a></div>

	<div class="ea-audio">
	<audio class="wp-audio-shortcode" controls="controls" preload="none" style="width: 100%;"><source src="https://dinimizislam.com/download/Ses/Enver_Abinin_Ardindan/Enver_Abi_157.Bolum.mp3" type="audio/mpeg" /></audio>
	</div>
	</li>
</ul>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=14956]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 14:08:37 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kur'an-ı kerimin benzeri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> İsra s&ucirc;resinin 88. &acirc;yetinde, <b>(De ki, insanlar ve cinler birbirlerine yardımcı olarak, bu Kur&rsquo;anın bir benzerini ortaya koymak i&ccedil;in bir araya gelseler, yemin olsun ki, yine de benzerini ortaya koyamazlar)</b> deniyor. Amerika&rsquo;da, Ger&ccedil;ek Furkan adında bir kitap yayınlandığına g&ouml;re, Kur&rsquo;andaki ifadenin yanlışlığı meydana &ccedil;ıkmadı mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Herhangi bir kitap yazılabilir; ama benzeri yapılamaz. Benzeri demek, (Onun yerini tutabilecek, aynı vasıflara haiz bir eser) demektir. Bir &ouml;rnek verelim: Yumurta ikizleri olan ikiz kardeş, birbirinin benzeridir. Birini diğerinden ayırmak zor olur. İkiz kardeşe benzeyen bir robot yapılsa, bu, insan gibi iş yapsa, y&uuml;r&uuml;se, konuşsa, g&uuml;l&uuml;p ağlasa, canı ve diğer &ouml;zellikleri olmadığı i&ccedil;in, ikiz kardeşe benzerliği olmaz. G&ouml;z&uuml; olsa da, insan gibi g&ouml;remez; kulağı olsa da, insan gibi işitemez. Yapma olduğu her bakımdan sırıtır. Hatta b&ouml;yle bir robot, sıradan bir insana bile benzemez. Buna rağmen, sırf kuru inadından dolayı, biz, tam insanın benzerini yaptık demek, ilme ve akla zıt olur. Bu iddiasına, kendi bile inanmaz.<br />
<br />
Bunun gibi, Arap&ccedil;a c&uuml;mleleri kafiyeli ve vezinli olarak yazmakla da, Kur&rsquo;an-ı kerimin benzeri yapılmış olmaz. Benzeri sayılabilmesi i&ccedil;in, aynı icaz ve belagatın bulunması lazımdır. Ancak bu &ouml;zelliklere sahip bir kitaba, benzeri denebilir. Bug&uuml;ne kadar, b&ouml;yle benzeri bir kitap yazılmamıştır, yazılması da m&uuml;mk&uuml;n değildir.<br />
<br />
İslam &acirc;limleri de buyuruyor ki:<br />
Kur&rsquo;an-ı kerim, Muhammed aleyhisselamın mucizelerinin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r ve insan s&ouml;z&uuml;ne benzemez. 1400 yıldan beri, d&uuml;nyanın her tarafında b&uuml;t&uuml;n İslam d&uuml;şmanları el ele vererek, mallar, servetler d&ouml;kerek uğraştıkları halde, Kur&rsquo;an-ı kerimin bir &acirc;yeti gibi s&ouml;yleyemediler. Şimdi de, b&uuml;t&uuml;n g&uuml;&ccedil;leri ile &ccedil;alıştıkları halde s&ouml;yleyemiyorlar. Hele o zaman Araplarda, şiir, edebiyat, fesahat ve belagat, her şeyden ileri gidip, en g&uuml;vendikleri başarıları olduğu halde, Kur&#39;an-ı kerim karşısında, bir şey s&ouml;yleyemediler. Kur&#39;an-ı kerime b&ouml;yle galebe &ccedil;alamayınca, &ccedil;okları insafa gelip M&uuml;sl&uuml;man oldu.</p>

<p><i><strong>Sual: Kur&rsquo;an-ı kerim, Peygamber Efendimize indiği gibi, hep aynı mı kalmıştır, değişme olmuş mudur?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong> Cebr&acirc;il aleyhissel&acirc;m, Peygamber Efendimize her sene bir kerre gelip, o ana kadar inmiş olan Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi, Levh-il-mahf&ucirc;zdaki sırasına g&ouml;re okur, Peygamber Efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Resulullah Efendimiz ahıreti teşrif edeceği sene, Cebr&acirc;il aleyhissel&acirc;m iki kerre gelip, o zamana kadar gelen &acirc;yetlerin, surelerin tamamını okudular. Muhammed aleyhissel&acirc;m ve Esh&acirc;b-ı kiramdan &ccedil;oğu, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi tamamen ezberlemişti. Esh&acirc;b-ı kiramdan bazıları da, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin bazı kısımlarını ezberlemiş, bir&ccedil;ok kısımlarını yazmışlardı.</p>

<p>Muhammed aleyhissel&acirc;m, ahıreti teşrif ettiği sene, halife hazret-i Eb&ucirc; Bekir, ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip bir heyete, b&uuml;t&uuml;n Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi, k&acirc;ğıt &uuml;zerine yazdırdı. B&ouml;ylece, <strong>Mushaf</strong> veya <strong>Mıshaf</strong> denilen bir kitap meydana geldi ve Esh&acirc;b-ı kiramın huzurunda tamamı okundu. Otuz&uuml;&ccedil;bin Sah&acirc;bi de, bir araya gitirilen bu Mushaf&#39;ın her harfinin, tam yerinde ve eksiksiz olduğuna s&ouml;z birliği ile karar verdi.</p>

<p>Sureler belli değildi. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; halife hazret-i Osman, hicretin yirmibeşinci senesinde, sureleri birbirinden ayırdı. Yerlerini sıraladı. Altı tane daha Mushaf yazdırıp; Bahreyn, Şam, Mısır, Kufe, Yemen, Mekke ve Medine&#39;ye verdi. Bug&uuml;n, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada bulunan Mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp, &ccedil;oğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=3137]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Sat, 12 Sep 2026 22:48:32 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kibir ve ucub]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kibirle ucub birbirine &ccedil;ok benziyor. Birinin diğerinden farkı nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kibir, kendini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;stermek, ucub ise, kusurlarını g&ouml;rmeyip, ibadet ettiği i&ccedil;in kendini ve ibadetlerini beğenmek, başkasından kendini &uuml;st&uuml;n bilmektir. Buna egoizm de denir. Hi&ccedil; kimsenin bulunmadığı yerde insan ucba kapılabilir, fakat kibirli olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir, fakat kimse olmadığı i&ccedil;in, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;steremez, kibirlenemez. Ucub, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Kendini beğenen, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rebilir. Bu &uuml;st&uuml;n g&ouml;rme işi de, kibirdir. Yani ucubdan kibir doğar.<br />
<br />
<b>Bir &ouml;rnek: </b>Bir kadın, evinde g&uuml;zel bir dantel işlese, bir marangoz g&uuml;zel bir masa yapsa, bir ressam g&uuml;zel bir tablo &ccedil;izse, bunlardan birinin, eserine bakıp beğenmesi, ne maharetliyim, benim gibi ka&ccedil; kişi &ccedil;ıkar diye d&uuml;ş&uuml;nmesi ucub olur. Eğer yanında başkaları da varsa, bakın bendeniz (!) veya &uuml;stadınız neler yapabiliyor diye b&uuml;y&uuml;klenerek onlara sanatını g&ouml;stermesi kibir olur. Ucbu onu kibre s&uuml;r&uuml;klemiş olur.<br />
<br />
Kibirden kurtulmak i&ccedil;in, tevazu sahibi olmaya, ucubdan kurtulmak i&ccedil;in de minnet ehli olmaya &ccedil;alışmalı! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti g&uuml;zeldir. Bundan dolayı kendini beğenir yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfuyla kavuştuğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. Hitabet g&uuml;zelliğinin, Cenab-ı Hakkın bir l&uuml;tfu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nen, kendini beğenemez. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Uuml;&ccedil; şey felakete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r: Hasislik, nefse uymak, ucublu olmak.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Bir kişinin ucublu olup olmadığı şu alametlerden belli olur. Ucublunun vasıfları:<br />
<b>1-</b> Kibirlidir, <b>2-</b> G&uuml;nahlarını ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabını unutur, <b>3-</b> B&uuml;y&uuml;klerden faydalanamaz, &acirc;limlerin sohbetinden mahrum kalır, <b>4-</b> İstişare etmez, danışmaz.<br />
<br />
İnsanı kibre d&uuml;ş&uuml;ren ucubdur. Ucub ise, ilim, ib&acirc;det, yakınlarının &ccedil;okluğu gibi sebeplerle kendini beğenmektir. Bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu olduğunu bilen, ucba d&uuml;şmez, dolayısıyla kibirlenmez. İslam &acirc;limleri buyuruyor ki:<br />
En k&ouml;t&uuml;n&uuml;z mescidden &ccedil;ıksın denilse, benden &ouml;nce kapıya &ccedil;ıkan olmaz. Ancak daha hızlı koşan olursa onu bilmem. <b>(Malik bin Dinar)</b><br />
<br />
Başkanlığı, emir vermeyi seven, iflah olmaz. <b>(Fudayl bin İyad)</b><br />
<br />
Kendinden daha k&ouml;t&uuml;n&uuml;n bulunduğunu zanneden kibirlidir. <b>(Bayezid-i Bistami)</b><br />
<br />
<b>Bir menkıbe: </b>Ben&icirc; İsrail&#39;den bir f&acirc;sığın k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; duymayan kalmamıştı. Soylu bir &acirc;bid de ib&acirc;detiyle ş&ouml;hret bulmuştu. K&ouml;t&uuml; kimse, bu &acirc;bidin yanından ge&ccedil;erken, (Gideyim, şu &acirc;bidin yanına oturayım, belki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onun h&uuml;rmetine beni affeder) diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;. Gidip &acirc;bidin yanına oturdu. &Acirc;bid ise, &uuml;zerinde bulutun g&ouml;lgelendirdiği bir zat olduğu i&ccedil;in, &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;yle b&ouml;b&uuml;rlenip, (Bu f&acirc;sık, benimle niye oturuyor?) diyerek, oradan kalktı. F&acirc;sık da &ccedil;ekip gitti; fakat &acirc;bidin &uuml;zerindeki bulut, f&acirc;sıkla beraber gitti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zamanın Peygamberine, (Allah insanların niyetlerine g&ouml;re muamele eder. F&acirc;sığın yaptıklarını iyi niyetinden dolayı affettim. &Acirc;bidin yaptıklarını da kibri sebebiyle yok ettim) diye vahyetti. &Acirc;bidin, imanlı f&acirc;sığı hakir, yani aşağı g&ouml;rmesi felaketine sebep oldu.<br />
<br />
<b>Kendisi ile iftihar etmek<br />
Sual:</b> D&uuml;nya ve ahiret işlerini d&uuml;zg&uuml;n yapan, kaliteli şiir yazan, namazı &ccedil;ok d&uuml;zg&uuml;n kılan &ccedil;ok kabiliyetli bir insanın yaptığı iyi işlerden dolayı kendi kendine iftihar etmesi g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla &ouml;v&uuml;nmeye ucub denir. Ucub, k&ouml;t&uuml; işlerdendir. Hazret-i &Acirc;işe validemize, (İnsan ne zaman k&ouml;t&uuml; amel işler?) diye sual edildi. Buyurdu ki: (İyi amel işlediğini sandığı zaman.)<br />
<br />
İbni Mesud hazretleri de, (İnsanın helakı, ucub ve &uuml;mitsizliktendir) buyurdu.<br />
<br />
Ucbeden, yani kendini beğenen, kendini ihtiya&ccedil;sız hissedip, &uuml;mitsiz olanlar gibi isteğinde gevşek olur. Bir abid vardı. Namazını d&uuml;zg&uuml;n kılar, b&uuml;t&uuml;n ibadetlerin b&uuml;t&uuml;n edeplerini g&ouml;zetmeye &ccedil;alışırdı. Gencin biri, bu abide hayran hayran bakınca abid dedi ki:<br />
(Şeytan da uzun yıllar ibadet etti. Fakat sonunu biliyorsun. M&uuml;him olan sondur. İbadetlerimin kabul olup olmadığını bilmiyorum. Hepsi kabul olsa, bir g&ouml;z&uuml;m&uuml;n ş&uuml;kr&uuml; değildir.)<br />
<br />
Ucbeden, kendini herkesten &uuml;st&uuml;n bilir, g&uuml;nahlarını hatırlamaz. İbadetine ş&uuml;kretmez. Ş&uuml;kre ihtiya&ccedil; olmadığını zanneder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendine ihsan ettiği ibadet etme nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile &ouml;v&uuml;n&uuml;r. İlmi ile ucbeder, yani ilmini beğenir, kimseye bir şey sormaz, nasihat dinlemez.<br />
<br />
Ucbun zıddına <b>Minnet </b>denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi &ccedil;alışmasıyla kavuşmadığını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek ucub tehlikesi olduğu zaman farz olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kime ilim, ibadetlerde kolaylık ve başka nimetler verdiyse, bunların elden gitmesinden korkmalıdır.<br />
<br />
İnsanı ucba s&uuml;r&uuml;kleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelir. B&ouml;yle ucubtan kurtulmak i&ccedil;in her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet, mal, mevki, g&uuml;zel yazmak, g&uuml;zel konuşmak, kaliteli iş yapmak gibi nimetlerin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nmek gerekir. Bize faydalı ve tatlı gelen b&uuml;t&uuml;n nimetleri g&ouml;nderen Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Ondan başka yaratıcı, g&ouml;nderici yoktur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<br />
<b>(G&uuml;nah işlemeseydiniz, bundan daha zararlı olan ucubtan korkardım.) </b>[Har&acirc;iti]<br />
<br />
<b>(Eğer m&uuml;min ameli sebebiyle ucba d&uuml;şmeseydi, g&uuml;nahlardan korunurdu ve hatta aklından bile ge&ccedil;irmezdi. Lakin g&uuml;nah onun i&ccedil;in ucubtan hayırlıdır.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
G&uuml;nah işleyenin boynu b&uuml;k&uuml;k olur. Tevbe edebilir. Ucub sahibi ilmi ile, ameli ile mağrur olur. Egoist olur. Tevbe etmesi g&uuml;&ccedil; olur. G&uuml;nah işleyenlerin iniltileri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, tesbih &ccedil;ekenlerin &ouml;v&uuml;nmesinden iyi gelir. Ucbun en k&ouml;t&uuml;s&uuml;, hatalarını, nefsinin hevasını beğenmektir. Hep nefsine uyar, nasihat kabul etmez. Başkalarını cahil zanneder. Halbuki kendisi &ccedil;ok cahildir. Bilmediğini bir bilene sormaz. Ucbun sebebi cahillik hastalığı olduğuna g&ouml;re, ilacı da ilim ve marifettir. İlim, ibadet, takva gibi salih amellerin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu bilip ş&uuml;kreden kimse, ucubtan kurtulur. Bir kimsenin ucub sahibi olup olmadığı, şu alametlerden belli olur: Ucublu kimse, kibirli olur. G&uuml;nahlarını ve Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın azabını unutur. B&uuml;y&uuml;klerden istifade edemez, &acirc;limlerin sohbetinden mahrum kalır. Kimseyle meşveret etmez, danışmaz.<br />
<br />
Kibirden kurtulmak i&ccedil;in tevazu sahibi olmaya, ucubtan kurtulmak i&ccedil;in de minnet ehli olmaya &ccedil;alışmalıdır! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti g&uuml;zeldir. Bundan dolayı kendini beğenir, yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle değil, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ile kavuştuğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. Hitabet g&uuml;zelliğinin cenab-ı Hakkın bir l&uuml;tfu olduğunu d&uuml;ş&uuml;nen, kendini beğenemez.<br />
<br />
<b>Cennetlik veya Cehennemlik bilmek<br />
Sual:</b> Bir M&uuml;sl&uuml;manın, kendini Cennetlik gibi, g&uuml;nahk&acirc;rları da Cehennemlik gibi g&ouml;rmesi doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nahk&acirc;rları beğenmemeli, fakat kendini g&uuml;nahk&acirc;rlardan &uuml;st&uuml;n de g&ouml;rmemelidir. Kendini Cennetlik, g&uuml;nahk&acirc;rı Cehennemlik bilmemelidir. Hatta k&acirc;fir i&ccedil;in bile b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmemelidir. K&acirc;fir, bir Kelime-i şehadet getirerek Cennetlik, kendisi bir s&ouml;z s&ouml;yleyerek Cehennemlik olabilir.<br />
<br />
İsrailoğullarından bir eşkıya, kırk yıl g&uuml;nah işler. Bir g&uuml;n Hazret-i İsa&rsquo;yı havarilerden biri ile giderken g&ouml;r&uuml;r. Yaptığı eşkıyalığa pişman olur. &quot;Ben bunlara katılayım&quot; diyerek peşlerine takılır. Havarinin yanına yaklaşır, &quot;Benim gibi bir eşkıyanın b&ouml;yle bir zatın yanında gitmesi uygun olur mu?&quot; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Havari de, &quot;Bu yol kesici nereden &ccedil;ıktı? Benimle nasıl gelir?&quot; diyerek ondan uzaklaşıp İsa aleyhisselama yaklaşır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Hazret-i İsa&#39;ya vahyeder ki:<br />
<b>(İkisine de s&ouml;yle! İkisinin de ge&ccedil;mişlerini mahvettim. Yeniden amele başlasınlar. Kendini beğendiği i&ccedil;in havarinin ibadetini mahvettim. Kendini aşağı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in de eşkıyanın g&uuml;nahlarını affettim.)</b><br />
<br />
Hazret-i İsa, durumu her ikisine de bildirir ve eşkıyayı havarileri arasına alır. (İ. Gazali)<br />
<br />
<b>İbadetleri beğenmek<br />
Sual:</b> Yaptığımız ibadetleri beğenmekte mahzur var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
B&uuml;t&uuml;n taatlarını, ibadetlerini kusurlu bilmeli, hakkıyla yapamadığını d&uuml;ş&uuml;nmelidir! Ebu Muhammed bin Menazil hazretleri buyurdu ki:<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, &Acirc;l-i İmran suresinin 17. &acirc;yetinde, sabredenleri, sadıkları, namaz kılanları, zek&acirc;t verenleri ve seher vakitlerinde istigfar edenleri meth buyurdu. Hepsinden sonra, istigfar edenleri bildirmesi, insanın her ibadetini kusurlu g&ouml;r&uuml;p, daima istigfar etmesi i&ccedil;indir.<br />
<br />
Cafer bin Sinan hazretleri de buyurdu ki:<br />
İbadet yapanların kendilerini beğenmeleri, f&acirc;sıkların g&uuml;nahlarından daha k&ouml;t&uuml; ve daha zararlıdır.<br />
<br />
<b>Kibir ve ucub<br />
Sual:</b> Yaptığım işleri beğeniyor, (Başkası b&ouml;yle g&uuml;zel yapamaz) diyorum. Başkalarını kendime g&uuml;ld&uuml;rmemek i&ccedil;in işimi d&uuml;zg&uuml;n yapmaya &ccedil;alışıyorum. Bunlar kibir midir, ucub mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Başkalarını değil, Allah&#39;ın bize ne diyeceğini d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz. Hangi iş olursa olsun, (Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bu iş i&ccedil;in bize ne der?) diye d&uuml;ş&uuml;nerek yapmalıdır. Allah bizden razı ise, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nya bize g&uuml;lse ne &ccedil;ıkar? Tersine, Allah razı değilse, d&uuml;nya bizi el &uuml;st&uuml;nde tutsa neye yarar?<br />
<br />
Kibir, kendini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;stermek; ucub ise, kusurlarını g&ouml;rmeyip, ibadet ettiği i&ccedil;in kendini ve ibadetlerini beğenmek, başkasından kendini &uuml;st&uuml;n bilmektir. Buna egoizm de denir. İki hadis-i şerif:<br />
<b>(Ucub felakete g&ouml;t&uuml;r&uuml;r.)</b> [Beyhek&icirc;]<br />
<br />
<b>(Ucub sahibi, dilsiz ve sağır olarak; kibirli ise, katrandan elbise giyerek haşrolur.)</b> [Tibyan]<br />
<br />
Hi&ccedil; kimsenin bulunmadığı yerde insan ucba kapılabilir, fakat kibirli olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; insan, kimse olmasa da kendini ve işini beğenebilir, fakat kimse olmadığı i&ccedil;in, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;steremez, kibirlenemez. Ucub, yaptığı iyi işler sebebiyle kendini beğenmektir. Kendini beğenen, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rebilir. Bu da kibirdir. Yani ucubdan kibir doğar. Hadis-i şerifte, <b>(Zerre kadar kibir sahibi, Cennete giremez)</b> buyuruluyor. (Taberan&icirc;)<br />
<br />
O h&acirc;lde, insanların ne diyeceğine değil, Allah&#39;ın ne diyeceğine &ouml;nem vermeli, kibirden ve ucubdan &ccedil;ok sakınmalıdır.</p>

<p><strong>Yaptığı ibadet ve iyilikleri beğenmek</strong><br />
<strong>Sual: Bir kimsenin, her yaptığı ibadeti, iyiliği beğenmesi, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n herkes tarafından dinlenmesini istemesi, k&ouml;t&uuml; bir huy mudur?<br />
Cevap:</strong> <strong>Ucb</strong>, yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla &ouml;v&uuml;nmektir. Yaptığı ibadetlerin, iyiliklerin kıymetini bilerek, bunların elden gitmesini d&uuml;ş&uuml;nerek korkmak, &uuml;z&uuml;lmek ucb olmaz. Yahut, bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, sevinmek de, ucb olmaz. Bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeyerek kendi yaptığını, kazandığını sanarak sevinmek, kendini beğenmek, ucb olur. Ucbun zıddına <strong>Minnet</strong> denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi &ccedil;alışmasıyla kavuşmadığını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek, ucb tehlikesi olduğu zaman farz olur. Diğer zamanlarda ise m&uuml;stehabdır.</p>

<p>İnsanı ucba s&uuml;r&uuml;kleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelmektedir. Bu ucbdan kurtulmak i&ccedil;in, her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ile ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet etmek, mal ve mevki gibi kıymetli nimetlerin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır.</p>

<p>Ucb, kibre, g&uuml;nahları unutmaya sebep olur. G&uuml;nah ise, kalbi karartır. G&uuml;nahlarını d&uuml;ş&uuml;nen kimse, ibadetlerini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmez. İbadet yapmanın da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu, ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>

<p>Ucb sahibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın mekrini ve azabını da unutur. Başkalarından istifade etmekten mahrum kalır. Kimse ile meşveret etmez, danışmaz. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(&Uuml;&ccedil; şey, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler: Buhl, heva ve ucb.)</strong></p>

<p>Buhl sahibi, yani hasis, cimri kimse, Allaha ve kullara karşı olan hakları ve vazifeleri &ouml;demekten mahrum olur. Hevasına, yani nefsinin arzularına uyan ve ucb sahibi olan, nefsini beğenen kimse, muhakkak felakete du&ccedil;ar olur. İm&acirc;m-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı, kaynağı &uuml;&ccedil;t&uuml;r: Haset, riya, ucb. Kalbini bunlardan temizlemeye &ccedil;alış!&rdquo;</p>

<p>Ucb sahibi, hep ben, ben der. Toplantılarda baş tarafta bulunmak ister. Her t&uuml;rl&uuml; s&ouml;z&uuml;n&uuml;n kabul olunmasını ister. G&uuml;nah işleyenin boynu b&uuml;k&uuml;k olur ve tevbe edebilir. Ucb sahibi ise, ilmi ile, ameli ile mağrur olur. Egoist olur ve tevbe etmesi de g&uuml;&ccedil; olur. G&uuml;nah işleyenlerin iniltileri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, tesbih &ccedil;ekenlerin &ouml;v&uuml;nmesinden iyi gelir.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kendini seven, başkasını sevemez</strong></p>

<p>Tab&icirc;bler diyor ki, hasta perh&icirc;z yapmalıdır. İyi olmadan &ouml;nce ona gıd&acirc; iyi gelmez. Yağlı kuş eti bile b&ouml;yledir. Hatt&acirc; hastalığını arttırır. Bunun i&ccedil;in, &ouml;nce hastayı iyi etmeyi d&uuml;ş&uuml;nmek l&acirc;zımdır. Bundan sonra, uygun gıd&acirc; vererek, eski kuvvetli h&acirc;line kavuşturulması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r. Bunun gibi, (Kalblerinde hastalık vardır) me&acirc;lindeki &acirc;yet-i ker&icirc;mede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hi&ccedil;bir ib&acirc;deti ve t&acirc;&#39;&#39;ati f&acirc;ide vermez, belki zarar verir.</p>

<p>(&Ccedil;ok Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m okuyanlar vardır ki, Kur&#39;&#39;&acirc;n-ı ker&icirc;m bunlara la&#39;&#39;net eder) had&icirc;s-i şer&icirc;fi meşh&ucirc;rdur.</p>

<p>(&Ccedil;ok oru&ccedil; tutanlar vardır ki, onun oru&ccedil;tan kazancı, yalnız a&ccedil;lık ve susuzluktur) had&icirc;s-i şer&icirc;fi de sah&icirc;hdir.</p>

<p>Başkasına tutulmak! Kalb hastalıklarının m&uuml;tehassısları olan tasavvuf b&uuml;y&uuml;kleri de, &ouml;nce hastalığın giderilmesi i&ccedil;in yapılacak şeyleri emir buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak te&acirc;l&acirc;dan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Belki, kendisine bağlanmasıdır. &Ccedil;&uuml;nki herkes, herşeyi kendi i&ccedil;in ister. &Ccedil;ocuğunu sevmesi, kendini sevdiği i&ccedil;indir. Malı, mevkı&#39;&#39;i, r&uuml;tbeyi hep kendi i&ccedil;in ister. Onun ma&#39;&#39;b&ucirc;du, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmaktadır.</p>

<p>Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadık&ccedil;a, insanın kurtulması &ccedil;ok g&uuml;&ccedil; olur. Bundan anlaşılıyor ki, aklı başında olan ilim adamları ve kalbi uyanık olan fen adamları, herşeyden &ouml;nce, bu hastalığın giderilmesini d&uuml;ş&uuml;nmelidirler. Kulun dileği ve isteği s&acirc;dece s&acirc;hibi ve s&acirc;hibinin dileği olmalıdır. Başka, hi&ccedil;bir dileği bulunmamalıdır. B&ouml;yle olmazsa, kulluk bağını koparmış, k&ouml;lelikten ka&ccedil;mış olur. N&acirc;zi&#39;&#39;&acirc;t s&ucirc;resi 40. &acirc;yetinde me&acirc;len,</p>

<p>(Kim Rabbinin azametinden korkup, kendini nefsinin arz&ucirc;larından men&#39;&#39; ederse, varacağı yer ş&uuml;phesiz Cennettir) buyurulmuşdur. Hep, kendi isteklerinin arkasında giden bir kul, kendi keyfine, arz&ucirc;suna es&icirc;r demektir. Kendi nefsinin k&ouml;lesidir. Hep, mel&#39;&#39;&ucirc;n şeyt&acirc;nın emirlerini yapmaktadır.</p>

<p>En b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman Nefsinin k&ouml;t&uuml; arz&ucirc;larına, zevklerine kavuşmak i&ccedil;in &ccedil;alışıp para kazanmak ve &ccedil;alışırken hel&acirc;li har&acirc;mdan ayırmamak, başkalarının haklarına saldırmak, onlara olan bor&ccedil;larını &ouml;dememek, d&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmayı g&ouml;sterir. D&uuml;ny&acirc;ya d&uuml;şk&uuml;n olmak, b&uuml;y&uuml;k g&uuml;n&acirc;htır. İns&acirc;nın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ma&#39;&#39;rifetine kavuşmasına m&acirc;ni&#39;&#39; olan en kuvvetli d&uuml;şman, nefsin arz&ucirc;larıdır. Bu arz&ucirc;lar bitmez ve t&uuml;kenmez. Hepsi de &ccedil;ok zararlıdır. (Maks&ucirc;dun, ma&#39;&#39;b&ucirc;dundur) s&ouml;z&uuml; meşh&ucirc;rdur. C&acirc;siye s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len,</p>

<p>(Nefsinin arz&ucirc;larını il&acirc;h edinen kimseyi g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;?) buyurularak, bu hal haber verilmektedir.</p>

<p>Bir insanın maks&ucirc;du; arz&ucirc;su, tevecc&uuml;h ettiği, &ouml;zendiği, sağ kaldık&ccedil;a ele ge&ccedil;irmek istediği ve ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, her zillete, al&ccedil;almaya katlandığı, hi&ccedil; vaz ge&ccedil;mediği şey ise, bu maks&ucirc;du, ma&#39;&#39;b&ucirc;du olur ve bu h&acirc;li ib&acirc;det olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ib&acirc;det, zilletin, inkis&acirc;rın son derecesidir.</p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan başka ma&#39;&#39;b&ucirc;d tanımamak i&ccedil;in, Ondan başka maks&ucirc;d olmamak, Ondan başka mur&acirc;d olmamak l&acirc;zımdır. Bunun i&ccedil;in de, (L&acirc; il&acirc;he illallah) derken, Ondan başka maks&ucirc;d olmadığını bilmek l&acirc;zımdır.</p>

<p>Bir kimse, maksadına kavuşmak i&ccedil;in, Allah g&ouml;stermesin dinin dışına &ccedil;ıkarsa, farzlardan birini bırakır, bir har&acirc;m işlerse, mesel&acirc; nam&acirc;zı, orucu bırakır vey&acirc; i&ccedil;ki i&ccedil;erse, bu maks&ucirc;du, onun ma&#39;&#39;b&ucirc;du olur, il&acirc;hı olur. Maks&ucirc;du i&ccedil;in dinin dışına &ccedil;ıkmazsa, onu ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in, har&acirc;m işlemezse, din, o maks&ucirc;du reddetmez, menetmez ve onu maks&ucirc;d bilmez. Onun maks&ucirc;du yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır ve Onun dinini g&ouml;zetmektir, der. O maks&ucirc;da karşı, o kimsede, yaradılış &icirc;c&acirc;bı, bir arz&ucirc; h&acirc;sıl olmuştur. Fakat, bu arz&ucirc;su, dine olan arz&ucirc;sunun mikt&acirc;rına yetişememiştir. Maksadı d&uuml;nya olan, herkese sıkıntı verir ve her şeyden şikayet eder. Herkese sıkıntı veren, kibirlidir. Herkesi şikayet etmesi kibrindendir. İnsanın kendini beğenmesi de kibirdendir. Kendini beğenmesi, kendini sevdiği i&ccedil;indir. Kendini seven, başkasını sevemez.</p>

<p>Nimete kavuşmak i&ccedil;in M&uuml;tevazı kimse, kendini beğenmez, kibirlenmez, insanlara tepeden bakmaz. Bunun i&ccedil;in, herkesi sever ve herkes de onu sever. M&uuml;tevazı demek, &ouml;lm&uuml;ş demektir. &Ouml;l&uuml;, kimseyi şik&acirc;yet etmez, &ouml;l&uuml;y&uuml; şikayet eden de olmaz.</p>

<p>Kim toprak gibi m&uuml;tevazı olursa, her nimete kavuşur. Bir par&ccedil;a y&uuml;kselse, su o toprakta durmaz. Din b&uuml;y&uuml;klerinin feyz ve bereketine kavuşmak i&ccedil;in toprak gibi m&uuml;tevazı olmak lazım. Rahmete kavuşmak i&ccedil;in toprak olmak lazım. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: (Akl s&acirc;hibi, nefsini ezip, &acirc;hırette l&acirc;zım olan şeyler i&ccedil;in &ccedil;alışır. Ahmak, aptal olan da nefsinin arz&ucirc;ları peşinde koşup, Cennete g&ouml;t&uuml;rmesi i&ccedil;in de, Allaha du&acirc; eder)</p>

<p align="left"><strong>Sual: Bazı kimseler, hep kendinden bahsedilsin, kendisi &ouml;v&uuml;ls&uuml;n, kendisi &ouml;nde olsun ister. B&ouml;yle kendine kıymet vererek &ouml;nde olmayı istemek, dinimizce doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;<strong>Tekebb&uuml;r</strong>, kibir sahibi olma, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;sterme anlamındadır.&nbsp;<strong>M&uuml;tekebbir</strong>&nbsp;ise; kibirlenen, kendini beğenen demektir. Tekebb&uuml;r etmek haramdır. Tekebb&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatıdır, Kibir ve Kibriya sıfatı, ona mahsustur. Hadis-i kudside;<br />
<strong>(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, &ccedil;ok acı azap ederim)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p align="left">İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde kıymeti o kadar y&uuml;kselir. Kendine kıymet verenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında kıymeti olmaz. Kibrin zararını bilmeyen kimse i&ccedil;in &acirc;lim demek, yalan olur. İnsanın ilmi arttık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkması artar, g&uuml;nah işlemeye cesaret edemez. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler aleyhim&uuml;ssel&acirc;m, tevazu sahibi idiler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &ccedil;ok korkarlardı, kendilerinde kibir ve ucub gibi k&ouml;t&uuml; huylar hi&ccedil; yoktu. K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor, ben ise, bilerek işliyorum&rdquo; demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilminin hakkını veriyor, ihlas ile amel yapıyor, ben b&ouml;yle değilim&rdquo; demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok ibadet etti&rdquo; demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok&rdquo; demelidir. Kendi yaşındakileri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum, bilinen k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri tahkir etmek lazımdır&rdquo; demelidir. Bir bidat sahibini veya k&acirc;firi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;insanın h&acirc;li son nefeste belli olur, acaba benim h&acirc;lim ne olacak&rdquo; demeli, bunlara da tekebb&uuml;r etmemelidir. Fakat, bunları sevmemelidir.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgileri &ouml;ğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. B&ouml;yle kibirli olanların, bu halden kurtulması m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:<br />
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek lazımdır. İmam olmak, m&uuml;ft&uuml; olmak, din adamı tanınmak, herkesten &uuml;st&uuml;n olmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmemek lazımdır.</p>

<p>İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına &ouml;ğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah i&ccedil;in olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler &uuml;zerine oturtulacaktır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Mal, mevki ve ş&ouml;hret i&ccedil;in ilim sahibi olmak b&ouml;yledir. D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, yani dini d&uuml;nyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini d&uuml;nya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Din bilgilerini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kibriy&acirc; Allah&#39;a mahsustur...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına g&ouml;nderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı k&ouml;t&uuml;lemiş ve yasak etmiştir. Nahl s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len:</p>

<p>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurulmaktadır.</p>

<p>Peygamber efendimiz de, bir had&icirc;s-i şer&icirc;flerinde; (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. İsl&acirc;m &acirc;limleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim, kudret gibi b&uuml;t&uuml;n sıfatlarından kullarına biraz ihs&acirc;n buyurmuştur. Fakat, yalnız &uuml;&ccedil; sıfatı kendine mahs&ucirc;stur. Bu &uuml;&ccedil; sıfattan hi&ccedil;bir mahl&ucirc;kuna vermemiştir. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı; kibriy&acirc;, gan&icirc; olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriy&acirc;, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k demektir. Gan&icirc; olmak, başkalarına muhta&ccedil; olmamak, herşey Ona muhta&ccedil; olmak demektir.&quot;</p>

<p>Bunun i&ccedil;in kibirlenmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatına, hakkına tec&acirc;v&uuml;z etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına karşı m&uuml;tekebbirdir. Zira O, kibriy&acirc; s&acirc;hibidir. Azamet, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve kibriy&acirc;, y&uuml;celik ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahs&ucirc;stur. Had&icirc;s-i kuds&icirc;de:</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir (Azamet ve kibriy&acirc; bana mahs&ucirc;stur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, &ccedil;ok acı az&acirc;b ederim) buyuruldu.</p>

<p>Tekebb&uuml;r edene, yani kibir s&acirc;hibi olana karşı tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Kibir s&acirc;hibine tekebb&uuml;r etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir s&acirc;hibine karşı tev&acirc;zu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid&#39;&#39;at s&acirc;hiplerine ve kibirli zenginlere karşı da tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Bu tekebb&uuml;r kendini y&uuml;ksek g&ouml;stermek i&ccedil;in değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak i&ccedil;indir.</p>

<p>Takıyy&uuml;dd&icirc;n S&uuml;bk&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;&Ccedil;ok iyi anlayıp g&ouml;rd&uuml;m ki, b&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir. Kibir, şeytanın b&uuml;y&uuml;klenip kendini beğenmesi ile işlenen ilk g&uuml;nah oldu. Kalbde kibir, b&uuml;y&uuml;klenme h&acirc;sıl olduğu zaman, kendisini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarını aşağı g&ouml;r&uuml;r. Kibir, kalbi nas&icirc;hat kab&ucirc;l etmekten ve emre it&acirc;at etmekten alıkoyar&quot; buyurmaktadır. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri bir g&uuml;n yolda giderken yanından ge&ccedil;en bir k&ouml;peği g&ouml;r&uuml;r ve k&ouml;peğe değip nec&acirc;set bulaşmasın diye elbisesini toplar. O anda k&ouml;pek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudreti ile dile gelip; &quot;Benden sana bulaşacak kir, &uuml;&ccedil; def&acirc; yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi dery&acirc;da yıkansa temiz olmaz&quot; der. Kibriya yani &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, yalnız Cenab-ı Hakka mahsustur. Sonradan yaratılan, d&uuml;nyaya gelmesi ve &ouml;lmesi kendi elinde olmayan bir insana, kibirlenmek mi yakışır yoksa tevazu g&ouml;stermek mi? İm&acirc;m-ı Zeynel&acirc;bid&icirc;n hazretleri buyuruyorlar ki:</p>

<p>&quot;Kibir sahipleri benim &ccedil;ok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, kokmuş leş olacaklarını bildikleri halde yine de kibirlenirler; bunlar neyine g&uuml;venirler!&quot;</p>

<p>Aklında noksanlık vardır! M&uuml;sl&uuml;man, kibirli olmaz, olamaz. Bir kimse kibirliyse, onun M&uuml;sl&uuml;manlığında ve aklında noksanlık vardır. Zira Ahmed bin Hanbel hazretleri; &quot;Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız&quot; buyurmaktadır. Kibirli kimse, saadet kapısından i&ccedil;eri giremez. Kendini beğenen, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren, kendini kabiliyetli g&ouml;ren, kendini iyi g&ouml;ren bir kimse, saadet kapısının dışında dolaşır, kapıdan i&ccedil;eri giremez. Kibirli kimse, kibrini kırarsa, kibrini yıkarsa o zaman saadet kapısından i&ccedil;eri girer.</p>

<p>Kibir, b&uuml;t&uuml;n saadetlere engel bir duvar gibidir. Bu kibir duvarı, saadet kapısını a&ccedil;maya engeldir. Diğer g&uuml;nahlar, kibir gibi değildir. Allah hepimizi affetsin. Hepimizin g&uuml;nahları vardır. Fakat elhamd&uuml;lillah M&uuml;sl&uuml;manız. Ancak M&uuml;sl&uuml;man kibirli olamaz. Eğer kibirliyse, o kimsede noksanlık var demektir. Bu &ccedil;ok m&uuml;him bir &ouml;l&ccedil;&uuml;d&uuml;r. Kibirden kurtulmanın tek &ccedil;aresi ise, kibirli olmayanlarla beraber olmaktır. Allah&uuml; tealadan ve O&#39;&#39;nun dininden bahsederek sohbet etmektir. Allah adamlarını ve m&uuml;sl&uuml;manları Allah rızası i&ccedil;in sevmek ve sevilmektir. Hi&ccedil; kızmamak, g&uuml;cenmemek, darılmamak, haddini bilmek, kusurunu g&ouml;rmek, ayıbını g&ouml;rmektir. İslam &acirc;limleri, akıllı olmak l&acirc;zımdır buyurmuşlardır. Akıllı insan, karşısındakinin iyi tarafını, kendisinin k&ouml;t&uuml; taraflarını g&ouml;ren kimsedir. Karşısındakinin k&ouml;t&uuml; tarafını g&ouml;ren kimse, akıldan mahrumdur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;ren kimse de, akıldan mahrumdur. Demek ki akıllı insan, akıllı, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man, daima M&uuml;sl&uuml;manların iyi taraflarını g&ouml;r&uuml;r, o iyi taraflarına &acirc;şık olur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;remez. Dolayısıyla daima arkadaşlarına muhta&ccedil;tır. Arkadaşlarına muhta&ccedil; olmayan, onun hizmetine, duasına ihtiya&ccedil; duymayan mahvolmuştur. İşte o, felakettedir.</p>

<p>Başarıya da engeldir İnsanoğlu, nefsinin esiri olunca, her şeyi yapacağını, her şeye sahip olacağını zanneder. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutur, hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi hareket eder. Ele ge&ccedil;ireceği şeylerde &ccedil;ok acelecidir, sabırsızdır. Halbuki insan, acele etse de, her şeye sahip olmayı arzu etse de, Allah&uuml; tealanın takdirinden başkası olmaz. Rabbimizin emri olduğu i&ccedil;in sebeplere yapışıp neticeyi sabırla beklemek l&acirc;zımdır. Kızmak, sinirlenmek kibirdendir. Aceleci, sabırsız olmak, şeytandandır. Her iki hal de, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler. İnsan aceleci, sabırsız da olsa, iş olacağına varacaktır. Netice olarak, İsl&acirc;m &acirc;limlerinin buyurduğu gibi: &quot;Kibir, her iyiliğe, her fazilete, her g&uuml;zelliğe ve her başarıya engeldir.&quot;</p>

<p><strong>Sual: Beş vakit namazını kılan bir kimsenin, sadece cuma namazlarına gidenleri &ouml;l&ccedil;&uuml; alarak, ben onlara g&ouml;re daha iyiyim demesi dinen uygun olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Peygamber efendimiz, konu ile alakalı bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki:<br />
<strong>(O kimseye bakma ki, dinde senden aşağıdır, zira kendini beğenip, helak olursun. Dinde senden yukarısına bak ki, senden hayırlıdır. Malı &ccedil;ok olana bakma ki, Allahın kısmetine gadab edersin. Şu kimseye bak ki, yiyeceğini zahmet &ccedil;ekerek alın teri ile hazırlar, o zaman da, Hak te&acirc;l&acirc;nın sana verdiği nimete ş&uuml;kredersin.)</strong></p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4678]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 20:25:29 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Menâkıb-ı çihâr yâr-i güzîn]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Hakikat Kitabevi yayınlarından <b>Menakıb-ı &Ccedil;ihar Yar-i G&uuml;zin</b> kitabı hakkında bilgi verir misiniz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
D&ouml;rt halifenin ve Eshab-ı kiramın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &ccedil;ok g&uuml;zel anlatan bu kitabı Seyyid Eyy&ucirc;b bin Sıddık hazretleri yazmıştır. D&ouml;rt halife başta olmak &uuml;zere, Ehl-i beytin, cennetle m&uuml;jdelenmiş olan Aşere-i m&uuml;beşerrenin ve diğer Eshab-ı kiramın menkıbeleri ve bu &uuml;mmetin &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri anlatılmaktadır. Kitabın &ouml;ns&ouml;z&uuml;nde deniyor ki:<br />
&ldquo;B&uuml;t&uuml;n hamd ve senalar, sağlam dinin esasının d&ouml;rt duvarını, Seyyid-il m&uuml;rselinin d&ouml;rt halifesiyle sağlam ve kuvvetli kılan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsustur. Bu d&ouml;rt halifenin her biri, Peygamberimizin tebliğ ettiği dinin birer r&uuml;kn&uuml;d&uuml;r. &Ouml;mr&uuml; Onların sevgisiyle ge&ccedil;irmemek uygun değildir. Onların sevgisi olmadan, kurtuluş m&uuml;mk&uuml;n değildir. İslam dininde gayretli olan ve s&uuml;nnet-i seniyyeye bağlı olan, yak&icirc;n sahibi din kardeşlerimiz a&ccedil;ık&ccedil;a bilirler ki, bu zamanda yazılacak ve &ouml;ğrenilecek en m&uuml;him şey, Hulefa-i raşidinin yani Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın d&ouml;rt b&uuml;y&uuml;k halifesinin g&uuml;zel menkıbelerinin beyanıdır. O hidayet imamlarının &uuml;st&uuml;n makamlarını a&ccedil;ıklamaktır. B&ouml;ylece, dostların kalblerine sefa, g&ouml;zlerine s&uuml;rme ve cila olup, d&uuml;şmanların kalblerine cefa ve k&ouml;t&uuml; g&ouml;zlere bela dikeni olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu, sevdiklerine g&ouml;lgelik ve yardım olsun. Onun l&uuml;tuf g&ouml;lgesinde sıkıntı &ccedil;ekmesinler!&rdquo;<br />
<br />
Bu kitap, (0 212) 523 45 56 nolu telefondan ve <a href="http://www.hakikatkitabevi.com">hakikatkitabevi.com</a> ile <a href="https://dinimizislam.com">dinimizislam.com</a> sitelerinden sipariş edilebileceği gibi, bu sitelerden &uuml;cretsiz okunabilir, indirilebilir ve sesli olarak da dinlenebilir.</p>

<p><em><strong>Sual: Peygamber efendimizi g&ouml;r&uuml;p M&uuml;sl&uuml;manlar olanlar, hep aynı şehirden mi idi veya ka&ccedil; kısımda toplanmaktadır?</strong></em></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda Mir&#39;&acirc;t-ı k&acirc;in&acirc;t kitabında deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;&Acirc;limlerimiz, Esh&acirc;b-ı kiramı&nbsp;&uuml;&ccedil; kısma ayırmıştır:</p>

<p>Birinci kısım, Muh&acirc;cir&icirc;n olup, Mekke alınıncaya kadar, Mekke&#39;den veya başka yerlerden Med&icirc;ne-i m&uuml;nevvereye hicret eden M&uuml;sl&uuml;manlardır. Talha ile Z&uuml;beyr radıyallah&uuml; anh&uuml;m&acirc;, Muh&acirc;cir&icirc;nin b&uuml;y&uuml;klerindendir.</p>

<p>İkinci kısım, Ens&acirc;r-ı kiram olup, bunlar, Medine şehrinde ve etrafında bulunan M&uuml;sl&uuml;manlardır ki, Res&ucirc;lullah efendimize yardım ettikleri i&ccedil;in, Ens&acirc;r ismi ile şereflenmişlerdir. H&acirc;lid ibni Zeyd eb&acirc; Eyy&ucirc;b-el Ens&acirc;r&icirc; radıyallah&uuml; anh Ens&acirc;rın b&uuml;y&uuml;klerindendir. İm&acirc;m-ı Tirm&uuml;z&icirc;nin bildirdiği bir hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml; Esh&acirc;bımdan her biri, kabirlerinden kalkarken, vefat ettiği memleketin b&uuml;t&uuml;n m&uuml;minlerinin &ouml;nlerine d&uuml;şerek ve onlara nur ve ışık sa&ccedil;arak Arasat Meydanına g&ouml;t&uuml;r&uuml;r)</strong>&nbsp;buyurulmuştur. Bunun i&ccedil;in, İstanbul&#39;daki b&uuml;t&uuml;n m&uuml;minler, hazret-i H&acirc;lid&#39;in arkasında ve Onun ziy&acirc;sı altında, haşra geleceklerdir.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; kısım, Mekke alındığı zaman ve daha sonra, burada ve başka yerlerde imana gelenlerdir ki, bunlar Muh&acirc;cir ve Ens&acirc;r değildir. Fakat sah&acirc;b&icirc;dirler. Mu&#39;&acirc;viye ve Amr ibni &Acirc;s radıyallah&uuml; anh&uuml;m&acirc;, bu sah&acirc;b&icirc;lerin b&uuml;y&uuml;klerindendirler.</p>

<p><strong>Sual: Peygamber efendimizi g&ouml;ren, sohbetinde bulunanların her biri, mezhep imamı gibi m&uuml;ctehid mi idi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Esh&acirc;b-ı kiramın yani Peygamber efendimizi g&ouml;ren M&uuml;sl&uuml;manların hepsi derin &acirc;lim ve her biri, birer m&uuml;ctehid idiler. Din bilgilerinde, siyasette, idarecilikte, zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvufta, ahlak ilminde birer derya idiler. Bu bilgilerin hepsini, Res&ucirc;lullah efendimizin m&uuml;barek y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmekle ve kalplere işleyen, ruhları &ccedil;eken s&ouml;zlerini işitmekle az zamanda edindiler. M&uuml;ctehide kendi ictihadı ile amel etmek lazım olduğundan her birinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya &ccedil;ok farklı idi. Tabiin yani Esh&acirc;b-ı kiramı g&ouml;renler ve Tebe-i tabiin yani Tabiini g&ouml;renler arasında da m&uuml;ctehidler vardı. Bu m&uuml;ctehidlerin mezheplerinden yalnız d&ouml;rd&uuml;n&uuml;n kitaplara ge&ccedil;ip d&uuml;nyanın her yerine yayıldığını, diğerlerinin mezheplerinin unutulduğunu, Seyyid Abd&uuml;lhakim Efendi ve Hamdullah Decv&icirc; hazretleri a&ccedil;ık&ccedil;a bildirmektedir.</p>

<p><strong>Sual: İlk M&uuml;sl&uuml;manlar olan Eshab-ı kiramın birbirlerine &uuml;st&uuml;nl&uuml;kleri var mıdır varsa bu &uuml;st&uuml;nl&uuml;k sıraları nasıldır?</strong><br />
<strong>Cevap:&nbsp;</strong>Eshab-ı kiramın en &uuml;st&uuml;nleri, Aşere-i m&uuml;beşşereden yani Cennet ile m&uuml;jdelenmiş on kişiden olanlardır. Bunlardan sonra, Bedir gazasında bulunan &uuml;&ccedil;y&uuml;zon&uuml;&ccedil; kişi &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Onlardan sonra Uhud gazasındaki yediy&uuml;z kişinin hepsi, daha sonra da B&icirc;&#39;at-&uuml;r-rıdv&acirc;n yani ağa&ccedil; altında Resulullah efendimize s&ouml;z veren bind&ouml;rty&uuml;z kişi &uuml;st&uuml;nd&uuml;r. Resulullah efendimizin yolunda, canlarını, mallarını feda eden, Ona yardım eden Eshab-ı kiramın hepsinin isimlerini, saygı, sevgi ile s&ouml;ylemek, bizlere vaciptir. Onların b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne yakışmayan s&ouml;zler s&ouml;ylemek, caiz değildir. İsimlerini saygısızca s&ouml;ylemek, dalalettir. Resulullah efendimizi sevenin, Onun Eshabının hepsini de sevmesi lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şeriflerde;<br />
<strong>(Eshabımı seven, beni sevdiği i&ccedil;in sever. Onları sevmeyen kimse, beni sevmemiş olur. Onları inciten, beni incitir. Beni inciten de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı incitmiş olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı inciten kimse, elbette azap g&ouml;recektir.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim &uuml;mmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine, Eshabımın sevgisini yerleştirir. Onların hepsini canı gibi sever)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, &quot;Hazreti Ebu Bekir ile Hazreti Ali arasında d&uuml;şmanlık vardı&quot; diyorlar. Ger&ccedil;ekten b&ouml;yle bir şey olabilir mi?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak Ahmet Cevdet Paşa&#39;nın Kısas-ı Enbiy&acirc; kitabında şu bilgiler verilmektedir:<br />
&ldquo;İrtidad, dinden d&ouml;nme tehlikesi birdenbire b&uuml;y&uuml;d&uuml;. Her tarafı dehşet b&uuml;r&uuml;d&uuml;. Yemen&rsquo;deki ve başka yerlerdeki memurlar geri gelmeye, kara haberler getirmeye başladılar. M&uuml;sl&uuml;manlar karanlık gecede yağmura tutulmuş koyun s&uuml;r&uuml;s&uuml; gibi şaşkına d&ouml;nd&uuml;. M&uuml;rtedlerin sayısı yanında M&uuml;sl&uuml;manlar pek az idi. Fakat, Res&ucirc;lullahın halifesi, zaman-ı saadetteki gelişmeyi hi&ccedil; değiştirmemeye ve Res&ucirc;lullahın niyetlerini yerine getirmeye kararlı idi. M&uuml;rtedlerle muharebeyi g&ouml;ze aldı. Her tarafa birlikler g&ouml;nderdi. Medine&rsquo;ye h&uuml;cuma hazırlanan d&uuml;şman &uuml;zerine, gece bir şiddetli &ccedil;ıkış yaparak, sabaha kadar savaştı, hepsini dağıttı. Yanındaki askerlerle birlikte, uzaktaki m&uuml;rtedlerle muharebeye gitmek &uuml;zere devesine bindi. Fakat, Hazreti Ali, halifenin devesinin yularını tutup;</p>

<p>-Ey Res&ucirc;l&uuml;n halifesi! Nereye gidiyorsun? Sana Res&ucirc;lullahın Uhud muharebesinde s&ouml;ylediğini s&ouml;ylerim. O g&uuml;n sana;&nbsp;<strong>(Kılıcını kınına sok! &Ouml;l&uuml;m&uuml;nle bizi yakma!)</strong>&nbsp;buyurmuştu. Vallahi, sana bir h&acirc;l olur ise, M&uuml;sl&uuml;manlar, senden sonra d&uuml;zen bulmaz, dedi. Esh&acirc;b-ı kiramın hepsi, Hazreti Ali&#39;nin s&ouml;z&uuml;n&uuml; tasdik etti. Halife hazretleri Medine-i m&uuml;nevvereye d&ouml;nd&uuml;.</p>

<p>Halife se&ccedil;ilmesindeki sert konuşmalarından hemen sonra, birbirlerine karşı olan sevgilerine bakınız! Kimseye boyun eğmeyen, halife se&ccedil;imine &ccedil;ağrılmadı diye, Hazreti Ebu Bekir&#39;e biatını geciktiren, Allahın arslanı, Hazreti Ali, şimdi onun muharebeye gitmesini &ouml;nl&uuml;yor. Eğer, kalbinde ona karşı ufak bir kırıklık olsaydı, halife harbe gitsin de, ona bir şey olursa, yerine ben ge&ccedil;erim diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, hi&ccedil; olmazsa, gitmesine karışmazdı.</p>

<p>Hazret-i Sıdd&icirc;k gibi, din uğrunda, asla canını esirgemeyen bir zatın da, cihat gibi m&uuml;him bir ibadete başlarken, hi&ccedil; kimsenin s&ouml;z&uuml; ile, bundan vazge&ccedil;meyeceği meydanda iken, niyetinden d&ouml;nmesi, ancak Hazreti Ali&#39;nin fikrinin ve s&ouml;z&uuml;n&uuml;n doğru olduğuna g&uuml;venmesinden ve ona uymasından ileri geldiği ş&uuml;phesizdir. Hepsinin d&uuml;ş&uuml;ncesinin ve konuşmasının, hep İsl&acirc;m dinine hizmet niyeti ile olduğu, buradan da anlaşılmaktadır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Cennetle m&uuml;jdelenmiş ve Peygamber Efendimizin halifeleri olan d&ouml;rt b&uuml;y&uuml;k zatı sevmeyen, buğzedenler oluyor. Bunların bu durumu imanlarını etkiler mi, ahiretteki durumları nice olur?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda Men&acirc;kıb-ı &Ccedil;ih&acirc;r Y&acirc;r-i G&uuml;z&icirc;n kitabında deniyor ki:</p>

<p>&ldquo;R&uuml;knedd&icirc;n Ahmed bin C&uuml;rc&acirc;n&icirc; hazretleri, Abdullah bin &Ouml;mer&nbsp;hazretlerinden rivayet etmiştir. Resulullah Efendimiz buyurdular ki:</p>

<p><strong>(Zaman ve mek&acirc;ndan mukaddes, kemiyyet ve keyfiyyetten m&uuml;nezzeh olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Ebu Bekir, &Ouml;mer, Osman ve Ali&#39;nin sevgisini sizin &uuml;zerinize farz etmiştir. Nasıl ki, namazı ve zek&acirc;tı, orucu ve haccı farz etmiştir. Nasıl ki, v&uuml;cutlarınız, namazın, zek&acirc;tın ve orucun, haccın şerefi ile şereflenir ise, kalpleriniz de, Ebu Bekir,&nbsp;&Ouml;mer, Osman ve Ali&nbsp;hazretlerinin muhabbetleri ile s&uuml;slenir, şerefli olur. Ag&acirc;h, uyanık olunuz. Her kim benim &uuml;mmetimden, bedeni ile namaz kılar, eliyle zek&acirc;t verir, ağzı ile oru&ccedil; tutar ve ayağı ile hacca gider, Ebu Bekir, &Ouml;mer, Osman ve Ali&#39;yi kalbi ile dost edinir, o kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; huzurunda, Cebr&acirc;&icirc;l ve Mik&acirc;&icirc;l aleyhimesselam gibidir. Her kim namaz kılar, zek&acirc;t verir, oru&ccedil; tutar, hacceder ve lakin, g&ouml;nl&uuml; ile Ebu Bekir, &Ouml;mer, Osman ve Ali&#39;yi (radıyallah&uuml; te&acirc;l&acirc; anh&uuml;m) sevmezse, o kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; derg&acirc;hında iblis gibidir ve iblisten k&ouml;t&uuml; ve melundur.)</strong>&nbsp;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; muhafaza etsin.</p>

<p>Eğer bir kimse, cehalet ve tembellikten dolayı &ouml;mr&uuml; boyunca az ibadet işlemiş ve şartlarını yerine getirememiş olsa, kalbiyle bu d&ouml;rt serveri sevse, sonunda Cennete gider. Eğer bir kimse Nuh ve Lokman hazretlerinin &ouml;mr&uuml; kadar yaşayıp, her saatinde bir &ccedil;eşit hizmet ve taat işlese, kalbinde bu &Ccedil;ih&acirc;r y&acirc;r-i g&uuml;z&icirc;ne, bir zerre buğuz olsa,&nbsp;Cehenneme&nbsp;gider. Sonunda, bin sene taat ve ibadet, bir zerre sevilenlere buğuz ile faydasız h&acirc;le gelip, Cehennemlik olur. Bin sene boyunca hata ve masiyet, g&uuml;nah işlese, bir zerre &Ccedil;ih&acirc;r-i y&acirc;re sevgi ile Cennetlik olur. Tabiatiyle, Ehl-i s&uuml;nnet itikadında olanların g&uuml;nahından iman ve tevhit, saadet kokusu gelir. Bidat fırkasında olanların taat ve ibadetinden k&uuml;f&uuml;r, ilh&acirc;d ve şek&acirc;vet kokusu gelir. Hazret-i Eb&ucirc; Bekir namaza, hazret-i &Ouml;mer zek&acirc;ta, hazret-i Osman oruca, hazret-i Ali ise&nbsp;hacca benzer. Senin de b&ouml;yle bilmen lazımdır. Neticesinde iyilik bulursun.&rdquo;</p>

<p><strong><em>Sual: Eshab kime denir ve bunların hepsini, bir M&uuml;sl&uuml;manın sevmesi şart mıdır?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Peygamber efendimizi g&ouml;rmekle, s&ouml;zlerini işitmekle şereflenen M&uuml;sl&uuml;manlara, Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m denir. Peygamberlerden sonra, b&uuml;t&uuml;n insanların en hayırlısı ve &uuml;st&uuml;n&uuml; hazret-i Eb&ucirc; Bekir, bundan sonra insanların en &uuml;st&uuml;n&uuml; hazret-i &Ouml;mer, sonra en &uuml;st&uuml;n&uuml; hazret-i Osman, bundan sonra insanların en hayırlısı, hazret-i Ali&#39;dir. Hadis-i şeriflerde, hazret-i Fatıma&#39;nın, hazret-i Hatice&#39;nin, hazret-i Aişe&#39;nin, hazret-i Meryem&#39;in ve hazret-i Asiye&#39;nin d&uuml;nya hanımlarının en &uuml;st&uuml;nleri olduğu bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte;&nbsp;<strong>(Fatıma, Cennet hatunlarının &uuml;st&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Hasan ve H&uuml;seyin de, Cennet gen&ccedil;lerinin y&uuml;ksekleridir)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Bunlardan sonra Eshab-ı kiramın en &uuml;st&uuml;nleri Aşere-i m&uuml;beşşeredir ki, Cennetle m&uuml;jdelenmiş on kişidir. Bunlar; hazret-i Ebu Bekir, &Ouml;mer-&uuml;l-Faruk, Osman bin Affan, Ali bin Ebu Talib, Ebu Ubeyde bin Cerrah, Talha, Z&uuml;beyr bin Avvam, Sa&rsquo;d bin Ebi Vakkas, Sa&rsquo;&icirc;d bin Zeyd, Abd&uuml;rrahm&acirc;n bin Avf hazretleridir. Bunlardan sonra Bedir&#39;de, sonra Uhud&#39;da, sonra da B&icirc;&rsquo;at-&uuml;r-rıdv&acirc;n&#39;da bulunanlardır.</p>

<p>Resulullah efendimizin yolunda canlarını, mallarını feda eden, Ona yardım eden, Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mın hepsinin isimlerini saygı ve sevgi ile s&ouml;ylememiz bize vaciptir. Onların b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne yakışmayan s&ouml;zler s&ouml;ylememiz, caiz değildir. İsimlerini saygısızca s&ouml;ylemek dal&acirc;lettir, sapıklıktır.</p>

<p>Resulullah efendimizi sevenin, Onun Eshabını da sevmesi lazımdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<strong>(Eshabımı seven, beni sevdiği i&ccedil;in sever. Onları sevmeyen kimse beni sevmemiş olur. Onları inciten beni incitir. Beni inciten de, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı incitmiş olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı inciten kimse, elbette azap g&ouml;recektir.)</strong></p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, benim &uuml;mmetimden bir kuluna iyilik yapmak isterse, onun kalbine Eshabımın sevgisini yerleştirir. Onların hepsini canı gibi sever.)</strong></p>

<p>Peygamber efendimiz vefat etdiği g&uuml;n, Medine şehrinde 33 bin Sah&acirc;b&icirc; vardı. Sah&acirc;b&icirc;lerin hepsi, y&uuml;zyirmid&ouml;rt binden fazla idi.</p>

<p><strong><em>Sual: İlk M&uuml;sl&uuml;manların yani Eshab-ı kiramın verdiği sadakanın sevabı ile şimdiki bir M&uuml;sl&uuml;manın verdiği sadakanın sevabı aynı olur mu?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Eb&ucirc; S&acirc;id-il Hudr&icirc; hazretlerinin rivayet ettiği hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Eshabımı k&ouml;t&uuml;lemeyiniz! Ruhum onun yedinde olan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; hakkı i&ccedil;in, eğer sizin biriniz Uhud Dağı kadar altın sadaka fakirlere verseniz, onlardan birisinin bir m&uuml;d miktarı sadakasının yerini tutmaz ve yarım m&uuml;d&uuml;n&uuml;n sevabına erişmez.)</strong>&nbsp;[Bir m&uuml;d, 875 gramdır.]</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=5615]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 12:05:24 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Küfre sebep olan söz ve işler]]></title>
<description><![CDATA[<p>İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin <b>Zevacir</b> isimli eseriyle, <b>Hadika, Berika, Birgivi, Miftah-&uuml;l Cenne, Mektubat-ı Rabbani, Seadet-i Ebediyye, İbni Abidin</b>&rsquo;den aldığımız, k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;ren s&ouml;z ve işlerden bazıları şunlardır:<br />
<b>1-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya layık olmayan şey s&ouml;ylemek. Mesela bir kimse bir işi yaptığı halde, zaruretsiz (Allah biliyor ki yapmadım) demek. Yahut, yapmadığı bir şey i&ccedil;in, zaruretsiz (Allah biliyor ki yaptım) demek. B&ouml;yle s&ouml;ylemek Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı h&acirc;ş&acirc; cahillikle su&ccedil;lamak olur.<br />
<br />
<b>2- </b>Allah akıllıdır, şuurludur, iyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r demek, Onu yaratıklara benzetmek olur ki k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>3- </b>Peygamberleri k&uuml;&ccedil;&uuml;lt&uuml;c&uuml; şey s&ouml;ylemek, onlarla alay etmek. Mesela Hazret-i &Acirc;demi kastedip (İlk insan vahşi idi) demek. Veya bir evliyayı peygamberden &uuml;st&uuml;n bilmek. Yahut peygamberin dediği doğru ise biz kurtulduk demek.<br />
<br />
<b>(Yalnız Kur&#39;an), (Kur&#39;andan başka kaynak tanımam), (Kur&#39;andan başka kaynağa l&uuml;zum yok), (Peygamber postacıdır, vazifesi bitmiştir)</b> gibi s&ouml;zler de k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>4-</b> Peygamber efendimizden sonra başka bir Peygamberin geleceğini s&ouml;ylemek. (İsa aleyhisselam gelecekse de, Peygamber olarak gelmeyecektir.)<br />
<br />
<b>5-</b> Melekleri k&uuml;&ccedil;&uuml;lt&uuml;c&uuml; şey s&ouml;ylemek. Mesela (Senin bakışın bana Azrail gibi geliyor) demek. Yahut (Cebrail bile s&ouml;ylese inanmam) demek. (&Ccedil;ocuklarınızı iyi yetiştirmezseniz, zebani olur) demek.<br />
<br />
<b>6-</b> İslam &acirc;limlerinin s&ouml;zlerini, fıkıh kitaplarını ve fetvalarını tazim etmesi gerekirken tahkir etmek. Mesela (İmam-ı a&#39;zamın kıyası hak değildir) demek. Fetvayı yere &ccedil;arpmak. Hadis ve tefsir kitaplarını yere fırlatmak.<br />
<br />
<b>7-</b> Ahirette olacak şeylerle alay etmek.<br />
<br />
<b>8-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emir ve yasaklarına yani Kur&#39;an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde a&ccedil;ık bildirilmiş ve İslam &acirc;limlerinin kitapları ile her tarafa yayılmış, inanılması zaruri olan din bilgilerinden birine inanmamak, beğenmemek veya &ouml;nem vermemek. Mesela (Ben g&ouml;rmediğim i&ccedil;in cinlere, nazara inanmam) demek.<br />
<br />
<b>9-</b> Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi yiyip i&ccedil;erken besmele &ccedil;ekmek. Mesela şarap i&ccedil;erken veya domuz eti yerken Besmele &ccedil;ekmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Hırsızlık yapılarak alınan bir şeyi yerken besmele &ccedil;ekmek k&uuml;f&uuml;r olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; burada yenilen şey değil, hırsızlık haramdır.<br />
<br />
<b>10-</b> K&acirc;firlerin ibadet olarak yaptıkları ve k&acirc;firlik alameti olan veya İslamiyet&rsquo;i ink&acirc;r etmek ve inanmamak alameti olan ve tahkir etmemiz vacip olan şeyleri yapmak, kullanmak. Bunlardan meşhur olanlarını bilmeyerek veya şaka olarak veya herkesi g&uuml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in yapmak da k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Mesela z&uuml;nnar denilen papaz kuşağını bağlamak. Bunları g&uuml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in de kullanmak k&uuml;fre sebep olur. İtikadının doğru olması fayda vermez.<b> (Berika)<br />
<br />
11-</b> Yunan felsefecileri gibi, d&uuml;nya ezeli ve ebedi demek.<br />
<br />
<b>12-</b> İslamiyet&rsquo;e, (İslam d&uuml;ş&uuml;ncesi), (İslam nazariyesi) , (İslami g&ouml;r&uuml;ş) demek. [<b>D&uuml;ş&uuml;nce</b>, bir iş i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len &ccedil;are veya kıyaslanan neticedir. <b>G&ouml;r&uuml;ş</b> de d&uuml;ş&uuml;nce demektir. <b>Nazariye</b> de, akli, zihni esaslara dayanan g&ouml;r&uuml;ş, teori demektir. İslam &acirc;limleri, (İnsanın, akıl, şuur, hafıza ve d&uuml;ş&uuml;nce gibi yaratılmış olan sıfatlarını Allah&rsquo;a vermek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r) buyuruyorlar.]<br />
<br />
<b>13-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bildirdiği h&uuml;k&uuml;mlere ilahi d&uuml;ş&uuml;nce, ilahi g&ouml;r&uuml;ş, ilahi nazariye, ilahi şuur demek. Kur&#39;an-ı kerimdeki h&uuml;k&uuml;mlere &quot;Kur&#39;ani g&ouml;r&uuml;ş&quot; demek.<br />
<br />
<b>14-</b> K&acirc;firlerin dini &acirc;yinlerini, bayramlarını beğenmek. Zaruretsiz Hristiyanların Noelini tebrik etmek. Kiliseye gidip, &acirc;yinlere iştirak etmek.<br />
<br />
<b>15- </b>(Yahudi ve Hristiyanların Allah&rsquo;a inananları Cennete gidecek) demek.<br />
<br />
<b>16- </b>Mucizeyi veya kerameti ink&acirc;r etmek.<br />
<br />
<b>17-</b> Meşhur bir harama helal, meşhur bir helale haram demek. Mesela domuz yağı helal, sirke haram demek.<br />
<br />
<b>18-</b> &Acirc;yeti, besmeleyi, bir melek, bir peygamber ismi bulunan yazıyı, kasten helaya, necasete, [pisliğe] atmak. M&uuml;sl&uuml;manın ağzına [def-i hacet lafzı ile] s&ouml;vmek.<br />
<br />
<b>19-</b> Kendisine k&acirc;fir diye hitap edilince, kabul ederek evet demek.<br />
<br />
<b>20-</b> Bir dilim ekmek, din ilminden iyidir demek. Din ilmi k&uuml;&ccedil;&uuml;msendiği i&ccedil;in k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>21-</b> (Bir s&uuml;re sonra Hristiyan olacağım) diye d&uuml;ş&uuml;nmek. Bir bayan, bir Hristiyan&rsquo;la evlenmeye karar verdiği andan itibaren k&acirc;fir olur. Bir erkek de bir ateist bayanla evlenmeye karar verdiği andan itibaren k&acirc;fir olur.<br />
<br />
<b>22-</b> Ağır bir hastalığa d&uuml;ş&uuml;p de, (Allah&rsquo;ım canımı al da, istersen k&acirc;fir olarak al) demek.<br />
<br />
<b>23-</b> (Allah&rsquo;ım &ccedil;ocuğumu aldın, başka elinden ne gelirse onu yap) demek.<br />
<br />
<b>24-</b> Tırnağı uzun olana, (Tırnağı kesmek s&uuml;nnettir) dense, o da, (olsun ne olacak) dese, k&acirc;fir olur. Tırnağını kesmediği i&ccedil;in değil, s&uuml;nnete &ouml;nem vermediği i&ccedil;in k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>25-</b> İnşallah, maşallah demek karın doyurmaz. Maşallahla inşallahla iş olmaz veya namaz kılmak karın doyurmaz demek. Bunları s&ouml;ylemekle dinimizin emri beğenilmemiş ve alay edilmiş oluyor. İnşallah, Allah&rsquo;ın izni ile demektir. Allah&rsquo;ın izni olmadan hi&ccedil;bir şey olmaz. Onun i&ccedil;in, hayır ve şer Allah&rsquo;tandır diye iman etmek gerekir. Hayır gibi şerrin de Allah&rsquo;tan olduğuna inanmamak k&uuml;f&uuml;r olur. İsteyen kul ama yaratan Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır.<br />
<br />
<b>26-</b> Sevdiği birine, (Sen bana Allah&rsquo;tan da, Peygamberden de sevgilisin) demek.<br />
<br />
<b>27-</b> K&uuml;fre rıza k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. &Ccedil;ocuklarının k&acirc;fir olmasına &uuml;z&uuml;lmemek. Mesela kızlarının gayrim&uuml;slimle evlenmesine rıza g&ouml;stermek.<br />
<br />
<b>28-</b> M&uuml;sl&uuml;man olmak isteyene, sen hele bekle, elimdeki şu işi bitirip de geleyim diyerek, onun M&uuml;sl&uuml;man olmasını geciktirmek.<br />
<br />
<b>29-</b> Ecelin hoyrat eli demek. [&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Ecel Allah&rsquo;ın emri ile gelir, Allah&rsquo;ın emrini veya Azrail aleyhisselamın vazifesini zul&uuml;m gibi g&ouml;stermek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.]<br />
<br />
<b>30-</b> K&acirc;fire h&uuml;rmet etmek, mesela h&uuml;rmet gayesiyle papazın elini &ouml;pmek.<br />
<br />
<b>31-</b> Eshab-ı kiramdan her hangi birine k&acirc;fir demek. [&Ccedil;&uuml;nk&uuml; Kur&rsquo;an-ı kerimde hepsinin Cennetlik olduğu bildirilmiştir. Birine k&acirc;fir denilince Kur&rsquo;ana inanılmamış olur.]<br />
<br />
<b>32-</b> (Mazlum k&acirc;firler de Cennete girer) demek.<br />
<br />
<b>33-</b> Haram paradan sevap ummak. Mesela bir bayan fuhuş parası ile kurban kesse, bundan sevap umsa, k&uuml;fre girer. Sevap ummadan yaparsa k&uuml;fre girmez.<br />
<br />
<b>34-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı mekanlı bilmek, mesela Hristiyanlar gibi Allah g&ouml;kte oturuyor demek. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı kastedip, (G&ouml;klerden bir ses geldi), (Allah, g&ouml;kten bize bakıyor) demek. B&ouml;yle s&ouml;ylemek Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mekan isnat etmek olur. D&uuml;nya, gezegenler, Cennet ve Cehennem ezeli değildir, sonradan yaratılmıştır, mahl&ucirc;ktur. Yer ve g&ouml;kler yok iken de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; var idi. İslam &acirc;limleri, (Allah her zaman ve her yerde ebedi olarak hazır ve nazırdır) demenin caiz olduğunu bildirmişlerdir. Ancak, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; zamanlı ve mekanlı olmadığı i&ccedil;in bu s&ouml;z, g&ouml;r&uuml;n&uuml;ş &uuml;zere kalmaz, mecaz olur. Bu bakımdan (Allah, zamansız ve mekansızdır, hi&ccedil;bir yerde olmayarak hazır ve nazırdır) demek caiz olur. B&ouml;yle olmazsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı zamanlı ve mekanlı bilmek olur ki bu ise k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. <b>Miftah-&uuml;l Cenne</b> kitabında (Bir kimse, &quot;Allah&rsquo;tan hali [boş] yer yok&quot; dese veya &quot;Allah g&ouml;kte benim şahidim&quot; dese, k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mekan isnat etmiş olur. Halbuki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; mekandan beridir) buyuruluyor. (<b>K&uuml;f&uuml;r Bahsi</b>)<br />
<br />
<b>35- </b>(Namaz kılmam ama, sen kalbe bak, benim kalbim temiz) demek. [&Ccedil;&uuml;nk&uuml; burada namaza &ouml;nem verilmiyor, namaza &ouml;nem vermemek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Namaz kılmayan hep haram işliyor demektir, haram işleyenin kalbi temiz olmaz.]<br />
<br />
<b>36-</b> (Anan baban esmer, sen nasıl sarışın oldun?) diyene, (Ben imalat hatasıyım) demek. B&ouml;yle s&ouml;ylemekle h&acirc;ş&acirc; Yaratıcının yanlış iş yaptığı s&ouml;ylenmiş oluyor.<br />
<br />
<b>37-</b> İbadetleri m&uuml;zikle yapmak, ilahileri m&uuml;zikle s&ouml;ylemek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ilahiler ibadettir, ibadete haram karıştırmak k&uuml;f&uuml;r olur. İ&ccedil;ki i&ccedil;erken besmele &ccedil;ekmek de k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>38- </b>Filan M&uuml;sl&uuml;man benim g&ouml;z&uuml;mde Yahudi gibidir demek.<br />
<br />
<b>39-</b> Bir M&uuml;sl&uuml;man şaka olarak, muteber bir din kitabına hurafe dese veya alay ederek haram işleyene veya işletene &quot;helal olsun&quot; dese, m&uuml;rted olur.<br />
<br />
<b>40-</b> Kur&#39;anı teganni ile okuyan h&acirc;fıza, ne g&uuml;zel okudun diyenin imanı gider. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-m&uuml;nteka)<br />
<br />
41-</b> Bir şarkıcıyı dinleyen veya herhangi bir haram işi g&ouml;ren kimse bu harama, ne g&uuml;zel dese, o anda imanı gider. <b>(M&uuml;jdeci Mek. 266)<br />
<br />
42- </b>İnsan i&ccedil;in,&nbsp;yarattı, yaratıcı, yarattım, yaratıcıyım gibi s&ouml;zler s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r olur. Allah&rsquo;tan başkasına, yaratıcı denmez. Yaratıcı, yalnız Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Mecaz anlamda yapmak, meydana getirmek manasında da s&ouml;ylememelidir.<br />
<br />
<b>43-</b> Zaruri olan ve tevat&uuml;r ile bildirilen din bilgilerine inanmayan k&acirc;fir olur. K&uuml;f&uuml;r olan her s&ouml;z, ister şaka olarak, isterse g&ouml;n&uuml;lden olmayarak olsun k&uuml;f&uuml;r olur. <b>(Milel-nihal)<br />
<br />
44-</b> İslam bilgilerini ve ehli s&uuml;nnet &acirc;limlerini aşağılamak da, k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>45-</b> Yabancı kadınlara bakana, haramdır denilince, g&uuml;zele bakmak sevaptır demek k&uuml;f&uuml;r olur. Haramı kabul etmeyip, &uuml;stelik sanki ibadet gibi sevap diyor. Yabancı kadınlara bakmak, g&ouml;z&uuml; zayıflatır ve kalbi karartır. Mubah olanı, g&uuml;zeli sevmek, Allah&rsquo;ın kudretini temaşa etmek sevap olur.<br />
<br />
<b>46-</b> Bir M&uuml;sl&uuml;manın dinine, imanına s&ouml;vmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>Evliyanın resmine tazim<br />
Sual:</b> Bir evliyanın resmine tazim etmek şirk olur mu?<br />
<b>CEVAP<br />
Şirk</b>, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ortak yapmak, benzetmek demektir. Benzeten kimseye <b>M&uuml;şrik</b>,<b> </b>benzetilen şeye <b>Şerik </b>denir. Bir kimsede, bir şeyde, &uuml;luhiyyet sıfatlarından birinin bulunduğuna inanmak, onu şerik yapmak olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsus olan sıfatlara <b>&uuml;luhiyyet sıfatları </b>denir. Sonsuz var olmak, yaratmak, her şeyi bilmek, hastalara şifa vermek, &uuml;luhiyyet sıfatlarındandır. Bir insanda, g&uuml;neşte, inekte, herhangi bir mahl&ucirc;kta, &uuml;luhiyyet sıfatı bulunduğuna inanarak, ona tazim, h&uuml;rmet etmeye, ona yalvarmaya, ona <b>İbadet etmek</b>,<b> tapınmak</b> denir. O şeyler <b>Sanem [put] </b>olur. B&ouml;yle zan olunan insanın ve k&acirc;firlerin resimleri &ouml;n&uuml;nde, tazim edici şeyler s&ouml;ylemek, yapmak da, ibadet etmek, şirk olur.<br />
<br />
Bir insanda &uuml;luhiyyet sıfatlarından birinin bulunduğuna inanmayıp, Allah&rsquo;ın sevgili kulu olduğuna inanarak, bunun resmine, tazim etmek şirk olmaz, k&uuml;f&uuml;r olmaz. Fakat, herhangi bir insanın resmine h&uuml;rmet etmek g&uuml;nah olduğu i&ccedil;in, tazim, h&uuml;rmet eden bir M&uuml;sl&uuml;man, f&acirc;sık olur. Haram olduğuna &ouml;nem vermezse, diğer bir haramı, &ouml;nem vermeyerek yapanlar gibi <b>M&uuml;rted </b>olur.<br />
<br />
<b>Tazim ve tahkir<br />
Sual:</b> Dinen kıymetli olan şeylere saygısızlık, k&uuml;f&uuml;r olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Her saygısızlık k&uuml;f&uuml;r olmaz.<b> </b>İki &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- </b>Bir ihtiya&ccedil; olmadan K&acirc;be&rsquo;ye karşı ayaklarını uzatmak, K&acirc;be&rsquo;ye saygısızlıktır, ama k&uuml;f&uuml;r değildir, tahrimen mekruhtur. Bunu kasten yaparsa, yani K&acirc;be o tarafta olduğu i&ccedil;in, onu hafife alarak veya alay ederek ayaklarını uzatırsa k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>2- </b>Namaz kılmamak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrine saygısızlıktır; fakat k&uuml;f&uuml;r değildir. Namazın farz olduğunu ink&acirc;r etmek yahut bu farzı hafife almak, namaza &ouml;nem vermemek ise k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>K&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;ren amel<br />
Sual:</b> Ehl-i s&uuml;nnete g&ouml;re, amel imandan par&ccedil;a olmadığına g&ouml;re, insan sadece itikadi bir konuda mı k&uuml;fre d&uuml;şer, ameli bir iş yapınca da k&uuml;fre d&uuml;şebilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Peygamber efendimizin bildirdiği b&uuml;t&uuml;n emir ve yasaklarda itikadi mesele vardır. Yani, Peygamber efendimizin bildirdiği b&uuml;t&uuml;n emir ve yasaklara inanmak, hepsini beğenmek itikadi meseledir, imanla ilgilidir. İmanda hassas nokta budur. Bunları yapıp yapmamak ise g&uuml;nah ve sevapla ilgilidir. K&uuml;f&uuml;r, dinimizde bildirilen, inanılması, beğenilmesi gereken herhangi bir hususa inanmamak, beğenmemek, saygı g&ouml;stermemektir. Veya yine dinimizde bildirilen, inanılmaması, beğenilmemesi gereken herhangi bir hususa inanmak, beğenmek, saygı g&ouml;stermektir. Birka&ccedil; &ouml;rnek verelim:<br />
<b>1- </b>Mushaf-ı şerifi yere atmak k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Bu sadece bir iştir, ama Allah&rsquo;ın kelamına saygısızlık olduğu i&ccedil;in k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>2- </b>İ&ccedil;ki i&ccedil;en, domuz eti yiyen k&acirc;fir olmaz. Ama i&ccedil;kiyi i&ccedil;erken, domuz eti yerken Besmele &ccedil;ekerse veya bunlar ne g&uuml;zel şeyler derse k&acirc;fir olur. Haram olan şeye saygı g&ouml;sterilmiş, haramlığına inanılmamış olur.<br />
<br />
<b>3- </b>Hristiyanların ha&ccedil;larını kolye olarak kullanmak k&uuml;f&uuml;r olur. Kolye takmak sadece bir iştir, ama saygı yerinde bulundurulduğu i&ccedil;in, k&uuml;f&uuml;r alametini beğendiği i&ccedil;in k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>Nasıl hareket etmeli?</b><br />
<b>Sual:</b> M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyen, fakat s&ouml;zlerinde veya yazılarında k&uuml;fr&uuml; gerektiren bir şey g&ouml;r&uuml;len kimseye k&acirc;fir denir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyen veya cemaat ile namaz kılarken g&ouml;r&uuml;len bir kimsenin M&uuml;sl&uuml;man olduğu anlaşılır. Sonra, bunun bir s&ouml;z&uuml;nde, yazısında veya bir hareketinde, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin bildirdikleri iman bilgilerine uymayan, k&uuml;fr&uuml; gerektiren bir şey g&ouml;r&uuml;l&uuml;rse, bunun k&uuml;f&uuml;r veya dalalet olduğu, bundan vazge&ccedil;ip tevbe etmek gerektiği s&ouml;ylenir; yine vazge&ccedil;mezse, bunun sapık veya m&uuml;rted olduğu anlaşılır. Namaz kılsa, hacca gitse, her ibadeti ve iyiliği yapsa da, bu felaketten kurtulamaz. K&uuml;fre sebep olan şeylerden vazge&ccedil;medik&ccedil;e, bundan tevbe etmedik&ccedil;e, M&uuml;sl&uuml;man olamaz. Her M&uuml;sl&uuml;man, k&uuml;fre sebep olan şeyleri iyi &ouml;ğrenerek, m&uuml;rted olmaktan korunmalı, k&acirc;fir olanları ve M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;nen yalancıları iyi tanıyıp, zararlarından sakınmalıdır!<br />
<br />
<b>Yalandan hristiyan olmak<br />
Sual:</b> Avrupa&rsquo;da yaşıyoruz. Hristiyan olan M&uuml;sl&uuml;manlara para ve imk&acirc;n veriliyor. Sırf bu imk&acirc;nlardan faydalanmak i&ccedil;in, yalandan Hristiyan olduğumuzu bildirsek bir mahzuru olur mu? Bunun gibi ateistlerin i&ccedil;inde ateist g&ouml;r&uuml;nmekte sakınca var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ccedil;ok sakınca vardır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu işte bir zaruret yoktur. İbadetini gizlemek ayrı, k&acirc;fir g&ouml;r&uuml;nmek ayrıdır. Din kitaplarında, (Şakadan, &ldquo;Ben k&acirc;firim&rdquo;<b> </b>dese, k&acirc;fir olur) buyuruluyor. Yani bu işin şakası bile olmuyor. Hatt&acirc; (Ehl-i kitap olmak, ateist olmaktan iyidir) demek bile k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Allah&rsquo;ın k&ouml;t&uuml; dediğine iyi demek Allah&rsquo;ın s&ouml;z&uuml;n&uuml; kabul etmemek oluyor. Bu bakımdan şakadan da olsa, maddi menfaat i&ccedil;in de olsa, Hristiyan veya ateist g&ouml;r&uuml;nmemeli.<br />
<br />
<b>Mazlum k&acirc;firler</b><br />
<b>Sual: </b>(Mazlum olarak &ouml;ld&uuml;r&uuml;len k&acirc;firler de Cennete gider) demek doğru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yanlıştır, &ouml;yle demekle Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yalanlanmış olur. Kur&rsquo;an-ı kerimde her &ccedil;eşit k&acirc;firin sonsuz Cehennemde kalacağı bildiriliyor. Mazlum olanlar bundan istisna edilmemiştir. Bir &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Ehl-i kitap</b> [Yahudi ve Hristiyan] <b>olsun, m&uuml;şrik olsun b&uuml;t&uuml;n k&acirc;firler, muhakkak Cehennemdedir, orada ebedi kalırlar. Onlar yaratıkların en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r.)</b> [Beyyine 6]<br />
<br />
Bunların mazlumları Cennete gider diye bir şey yoktur.<br />
<br />
<b>K&uuml;fr&uuml;n şakası olmaz<br />
Sual: </b>G&uuml;ld&uuml;rmek niyetiyle k&ouml;t&uuml; kimselere, (Deyyusan-ı kiram hazretleri) demek k&uuml;f&uuml;r olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, k&uuml;f&uuml;r olur. K&uuml;f&uuml;r s&ouml;z ve işlerden meşhur olanlarını, bilmeyerek veya şaka olarak yahut herkesi g&uuml;ld&uuml;rmek i&ccedil;in yapmak da k&uuml;f&uuml;r olur.<b> (Birgivi vasiyetnamesi)</b><br />
<br />
<b>Allahlık demek<br />
Sual:</b> Ahmak insanları k&ouml;t&uuml;lemek maksadıyla (Allahlık Ali Bey) diyorlar. B&ouml;yle s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>Hareket de Allah&rsquo;tandır<br />
Sual: </b>(Rızık Allah&rsquo;tandır, fakat kulun da hareket etmesi gerekir) demek, niye k&uuml;f&uuml;r oluyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hareket de Allah&rsquo;tan olduğu i&ccedil;in, k&uuml;f&uuml;r oluyor. <b>(Birgivi vasiyetnamesi)</b><br />
<br />
İnsanların işleri yalnız irade-i c&uuml;ziyye ile meydana gelmez. Yani insanın her istediği v&uuml;cuda gelmez. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın da, yalnız kendi iradesiyle yaratması &acirc;deti değildir. İnsan irade eder, hareket etmesini ister, kudretini kullanır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da irade ederse, iş meydana gelir. <b>(Berika)</b><br />
<br />
Cansız maddelerin hareketleriyle, insan ve hayvanların ihtiyari, istekli hareketleri arasında şu ayrılık vardır ki, kullar bir şeyi yapmayı tercih edince ve dileyince, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; da dilerse, kulu harekete ge&ccedil;iriyor ve yaratıyor. Kulun hareket etmesi kulun elinde değildir. <b>(İtikadname)</b><br />
<br />
<b>Cimrilerin Allah&rsquo;ı demek</b><br />
<b>Sual: </b>&Ccedil;ok cimriye,<b> (Cimrilerin Allah&#39;ı), </b>&ccedil;ok yalan s&ouml;yleyene,<b> (Yalancıların Allah&#39;ı), </b>&ccedil;ok hırsızlık<b> </b>yapana,<b> (Hırsızların Allah&#39;ı) </b>deniyor. B&ouml;yle s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. İnsana Allah denmez. Hatt&acirc; c&ouml;mertlere, (Bu c&ouml;mertlerin Allah&#39;ı) demek de aynı şekilde k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. K&ouml;t&uuml;ler i&ccedil;in, (Cimrilerin kralı), (Yalancıların kralı) denebilir. &Ccedil;ok c&ouml;mertler i&ccedil;in de, (C&ouml;mertlerin piri) veya (C&ouml;mertlerin şahı) denebilir. Kral, genelde gayrim&uuml;slimler i&ccedil;in kullanılır, M&uuml;sl&uuml;manlar i&ccedil;in kullanılması hoş değildir.<br />
<br />
<b>Ateist Nietzsche<br />
Sual: </b>Yamuk kimselerin &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;<b> </b>Pakistanlı<b> Muhammed İkbal&rsquo;</b>in,<b> </b>ateist Nietzsche i&ccedil;in, (<b>Mevlana Celaleddin Rumi</b> gibi b&uuml;y&uuml;k bir zattır) dediği bildiriliyor. Yerli mezhepsizler de, bu ateisti sevip &ouml;v&uuml;yorlar. Ateisti b&ouml;yle sevip &ouml;vmek k&uuml;f&uuml;r olmaz mı?<br />
<b>CEVAP<br />
Hubb-i fillah</b> ve <b>buğd-ı fillah</b>, İslamiyet&rsquo;in temelidir, esasıdır. Allah d&uuml;şmanı olan k&acirc;firleri sevip, b&ouml;yle &ouml;vmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r.<br />
<br />
<b>(Mezhebin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;) demek</b><br />
<b>Sual: </b>Mezhepsizler tarafından &ccedil;ok kullanılan<b> <em>(İslam&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</em></b><em>, <b>(Mezhebin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</b>,<b> (İslam&rsquo;ın tevhid g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</b>,<b> (Kur&rsquo;an&icirc; g&ouml;r&uuml;ş)</b>,<b> (Allah&#39;ın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</b>,<b> (Allah&#39;ın d&uuml;ş&uuml;ncesi)</b></em> gibi t&acirc;birleri kullanmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&ouml;r&uuml;ş de, d&uuml;ş&uuml;nce de insanlar i&ccedil;in kullanılır. Allah i&ccedil;in, İslam i&ccedil;in ve Kur&rsquo;an i&ccedil;in kullanılmaz. B&ouml;yle kullanmanın k&uuml;f&uuml;r olduğunu İslam &acirc;limleri bildirmişlerdir.<br />
<br />
<em>(İslam&icirc; g&ouml;r&uuml;ş), (İslam d&uuml;ş&uuml;ncesi)</em> denmez. <em>(İslam&icirc; h&uuml;k&uuml;mler) </em>denir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; İslam bir g&ouml;r&uuml;ş, bir d&uuml;ş&uuml;nce değil, ilah&icirc; h&uuml;k&uuml;mler topluluğudur. Mezhepsizler tarafından &ccedil;ok kullanılan <em><b>(İmam-ı a&#39;zamın g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</b></em>,<em><b> (Hanef&icirc; mezhebinin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;)</b></em> demek de yanlıştır. İmam-ı a&#39;zamın ictihadı denir. M&uuml;ctehidin ictihadı din&icirc; h&uuml;k&uuml;md&uuml;r. Hata olsa bile sevab verilen, amel edilmesi gereken bir h&uuml;k&uuml;md&uuml;r. Sıradan birinin s&ouml;z&uuml; gibi buna g&ouml;r&uuml;ş diyerek, basite almak &ccedil;ok yanlıştır. (Mezhebin g&ouml;r&uuml;ş&uuml;) de denmez, <b>(Mezhebin h&uuml;km&uuml;)</b> denir. Ehl-i s&uuml;nnet olanlar mezhepsizlerin ifadelerini kullanmamalıdır.<br />
<br />
<b>Yalnızlık Allah&#39;a mahsus<br />
Sual:</b> (Yalnızlık Allah&#39;a mahsustur) demek k&uuml;f&uuml;r olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
K&uuml;f&uuml;r olmaz, ama burada niyet de &ouml;nemlidir. B&ouml;yle s&ouml;ylemekle neyi kast ediyor? (Allah tektir, yardımcısı yoktur, kimseye ihtiyacı olmaz) anlamında s&ouml;yleniyorsa mahzuru olmaz. H&acirc;ş&acirc; (Allah, g&ouml;kte yalnız bir yerde duruyor veya başka bir yerde yalnız duruyor) gibi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;yorsa, elbette k&uuml;f&uuml;r olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı yaratıklara, insanlara benzetmek, ona yer tayin etmek, (Falanca yerde oturuyor veya duruyor yahut geziyor) gibi bir şey s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; mek&acirc;ndan m&uuml;nezzehtir. (G&ouml;kte, Arşta veya başka yerde) denmez. Hatt&acirc; (Her yerde) bile denmez. (Her yerde) demekle de, yine ona mek&acirc;n tayin edilmiş olur.<br />
<br />
<b>G&uuml;nahı herkes kendi işler<br />
Sual:</b> Ament&uuml;&rsquo;de bildirildiği gibi, hayrı da, şerri de yaratan Allah olunca, (Sevab veya g&uuml;nah kazanmak da bizim elimizde olmuyor) diye inanmak k&uuml;f&uuml;r olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Elbette k&uuml;f&uuml;r olur. B&ouml;yle inanmak Cebriyye isimli dalalet fırkasının g&ouml;r&uuml;ş&uuml;d&uuml;r. Cebriyye fırkası, (Allah her işi zorla yaptırır. İnsan kaderine mahk&ucirc;mdur. Hi&ccedil; kimse, işlediği g&uuml;nahtan mesul değildir) der. Bu da &ccedil;ok yanlıştır. Herkes yaptığından mesuld&uuml;r. İyilik eden m&uuml;k&acirc;fatını, k&ouml;t&uuml;l&uuml;k eden cezasını g&ouml;r&uuml;r. Zerre kadar hayır ve şer işleyen, karşılığını alır.<b> (Tekvir 14, Zilzal 7,8)</b><br />
<br />
Elin, ayağın titremesiyle, kendi isteğiyle hareket ettirmek farklıdır. Biz g&uuml;nahı da sevabı da kendi irademizle işliyoruz. Tik gibi, kendiliğinden g&uuml;nah sevab işlenmiyor.<br />
<br />
Meyhaneye gidip i&ccedil;ki i&ccedil;en kendi iradesiyle yapmıyor mu? H&acirc;ş&acirc; bunu Allah zorla mı yaptırıyor? Su&ccedil;u Allah&rsquo;a y&uuml;klemek ne kadar yanlıştır. Camiye gidip namaz kılan da kendi iradesiyle kılıyor. Ama insana iyilik ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;k etme g&uuml;c&uuml;n&uuml; veren de Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dır. Mesela bakkala gidip helva veya i&ccedil;ki isteyince, bakkal vermese alabilir miyiz? Ama biz gidip istemezsek bakkal da zorla vermez, Bakkal verdi diye su&ccedil;u bakkala y&uuml;klemek yanlış olur. Helva istemek veya i&ccedil;ki istemek benim elimde değil demek de &ccedil;ok yanlıştır.<br />
<br />
<b>Cebriyye</b> fırkası, sanki zorla veriyormuş gibi su&ccedil;u bakkala y&uuml;klerken, <b>Mutezile</b> fırkası bakkalı aradan &ccedil;ıkarıyor, (Gidip kendim aldım, insan kendi işini yaratır) diyor. Her ikisi de yanlış ve k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Onun i&ccedil;in bid&rsquo;at ehli Cehenneme gider. Eğer zerre kadar imanı varsa, cezasını &ccedil;ektikten sonra Cennete girer. Ama bu kadar İslamiyet&rsquo;e zıt g&ouml;r&uuml;şleri olanların imanla &ouml;lmeleri &ccedil;ok zordur. Onun i&ccedil;in Ehl-i s&uuml;nnet itikadından zerre kadar sapmamalıdır.<br />
<br />
<b>Ateiste şefaat</b><br />
<b>Sual:</b> (Hocamıza şefaat yetkisi verilirse, &acirc;hirette filanca ateiste şefaat edecek) deniyor. Ateiste şefaat edilir mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kesinlikle şefaat edilmez. Resulullah efendimize bile, b&ouml;yle bir şefaat yetkisi verilmemiştir. Şefaat, imanı olanlaradır. Hatt&acirc; iman etse de, ateistliğine tevbe ettiği bilinmeyen kişi i&ccedil;in, &ouml;yle demek caiz olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; iki &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Şefaat edicilerin şefaati, onlara</b> [k&acirc;firlere]<b> fayda vermez.)</b> [M&uuml;ddesir 48]<br />
<br />
<b>(O g&uuml;n z&acirc;limler i&ccedil;in, ne m&uuml;şfik bir dost, ne de s&ouml;z&uuml; dinlenir şefaat&ccedil;i vardır.)</b> [M&uuml;min 18]<br />
<br />
Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, (Şefaat yoktur) derken, (Şefaat eder) demek, Allah&#39;ı yalancı &ccedil;ıkarmak olur. Mesela bir kadının gayrim&uuml;slimle evlenmesi caiz değildir, k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Bunun aksini s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r olduğu gibi, (Ateiste şefaat edilir) demek de k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yalancı &ccedil;ıkarılmaktadır. Allah, (Olmaz) derken, (Olur) demek ne kadar &ccedil;irkindir. İbadetlerden &ouml;nce, k&uuml;fre d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; s&ouml;z ve işleri &ouml;ğrenmelidir. Bir kimsenin hocasının b&ouml;yle k&uuml;fre d&uuml;şmesini beğenmesi de k&uuml;f&uuml;r olur.<br />
<br />
<b>Bazı k&uuml;f&uuml;r s&ouml;zler<br />
Sual:</b> Ekteki s&ouml;zleri s&ouml;ylemek k&uuml;fre yani k&acirc;firliğe sebep olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunlardan k&uuml;f&uuml;r olanların hepsini <b>Fet&acirc;v&acirc;-i Hindiyye</b>&rsquo;den alarak aşağıya &ccedil;ıkardık:<br />
<b>1-</b> Kur&rsquo;andaki <b>yedullah,</b> <b>vechullah</b> t&acirc;birleri i&ccedil;in, <em>(Bunlar, Allah&rsquo;ın uzuvlarıdır) </em>demek. Yani <em>(Allah&rsquo;ın eli ve y&uuml;z&uuml; vardır)</em> demek.<br />
<br />
<b>2-</b> <em>(Allah, susturamıyor senin dilini, ben nasıl susturayım)</em> demek.<br />
<br />
<b>3-</b> <em>(Seni Allah&rsquo;tan daha &ccedil;ok seviyorum)</em> demek.<br />
<br />
<b>4-</b> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in, mek&acirc;n isnat etmek, mesela, <em>(Allah&rsquo;ın olmadığı, boş bir yer yoktur.</em> <em>Allah, g&ouml;ktedir,</em> <em>yukarıdadır, aşağıdadır, g&ouml;kten veya Arş&rsquo;tan bizi g&ouml;r&uuml;yor)</em> gibi s&ouml;zler s&ouml;ylemek.<br />
<br />
<b>5-</b> <em>(Allah, Cennette olacak ve m&uuml;minler de Allah&rsquo;ı Cennette g&ouml;recektir) </em>diyerek Allah&rsquo;a mek&acirc;n isnat etmek. [Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı m&uuml;minler Cennette, cihetsiz olarak, karşısında bulunmayarak ve nasıl olduğu anlaşılmayarak g&ouml;recektir. Bu şekilde inanmak lazımdır.]<br />
<br />
<b>6-</b> <em>(Peygamberler g&uuml;nah işleyebilir)</em> demek.<br />
<br />
<b>7-</b> Peygamber i&ccedil;in, sıradan biri gibi, <em>(Şu adam, o adam)</em> demek. [Hintli<b> </b>Hamidullah, Peygamber efendimiz i&ccedil;in <em>(Bu adam)</em> t&acirc;birini kullanmıştır. <b>İslam Peygamberi </b>isimli kitabında, <em>(Kırkında bu tecr&uuml;beli adam, kavmini ıslaha teşebb&uuml;s etti)</em> diyor. (s. 34)]<br />
<br />
<b>8-</b> Hazret-i Ebu Bekir veya Hazret-i &Ouml;mer&rsquo;e s&ouml;vmek ve onlara lanet etmek.<br />
<br />
<b>9-</b> Mutezile gibi, <em>(Allah d&uuml;nyada g&ouml;r&uuml;lmediği gibi, &acirc;hirette de g&ouml;r&uuml;lmez)</em> demek.<br />
<br />
<b>10-</b> M&uuml;tevatir olan hadisleri ink&acirc;r etmek.<br />
<br />
<b>11-</b> Def, kaval [veya başka &ccedil;algı] &ccedil;alarak Kur&rsquo;an okumak.<br />
<br />
<b>12-</b> <em>(&Ccedil;ok Kur&rsquo;an okudum, benden g&uuml;nahı kaldırmadı)</em> demek.<br />
<br />
<b>13-</b> Birine (Namaz kıl!) denince, <em>(Sen namaz kıldın da ne oldu)</em> demek. (<b>Fet&acirc;v&acirc;-i Hindiyye</b>)<br />
<br />
<b>(Cennete gideceğiz) demek<br />
Sual: </b>Bir zamane hocası, yandaşlarına, <em>(Ben de, siz de, elbette &ouml;len şu bebeğin gittiği yere, yani Cennete gideceğiz)</em> diyor. Cennete gideceklerini b&ouml;yle kesin s&ouml;ylemek k&uuml;f&uuml;r değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Aşere-i m&uuml;beşşereden başkalarına garanti cennetlik denmez. Dinimizde Allah&#39;ın rahmetinden &uuml;mit kesip, (Biz garanti cehennemliğiz) demek k&uuml;f&uuml;r olduğu gibi, (Biz garanti cennetliğiz) demek de k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkmalı ve rahmetinden &uuml;midini kesmemeli, yani <b>beyn-el-havfi ver-reca</b> [korkuyla &uuml;mit arasında] olmalıdır. İkinci bir husus ise, her &ccedil;ocuğun muhakkak Cennete gideceği de kesin değildir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu hususta &acirc;limlerimizin farklı kavilleri vardır.<br />
<br />
(İnşallah Cennette buluşacağız) denebilir. Temenni ayrı, kesin konuşmak ayrıdır.<br />
<br />
<b>Mec&ucirc;s&icirc; başlığı<br />
Sual:</b> Mec&ucirc;s&icirc;lerin giydiği başlığı kullanmak k&uuml;f&uuml;r olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Din kitaplarında deniyor ki:<br />
Mec&ucirc;s&icirc;lere mahsus kalens&uuml;veyi, başlığı, dinin bildirdiği zaruretler hari&ccedil;, kullanmak, k&uuml;f&uuml;r olur. <b>(Hindiyye)</b></p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, &ccedil;alınan ve kaybolan şeyleri ben bilirim dese, bunun ve buna inananın imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> Bir kimse, ben &ccedil;alınanları ve kaybolanları bilirim dese, s&ouml;yleyen ve inanan kafir olur. Bana cin haber veriyor dese, yine kafir olur. Peygamberler ve cinniler dahi gaybı bilmezler. Gaybı, ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ve Onun bildirdikleri bilir.</p>

<p><strong>Sual: G&uuml;nah işleyen kimseye, &quot;t&ouml;vbe et&quot; denildiğinde, o da reddederse, imanına bir zarar gelir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bir kişi, k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&uuml;nah işlese, birisi de ona &quot;t&ouml;vbe et&quot; dese, o kimse de, &quot;ne işledim ki t&ouml;vbe edeyim&quot; dese, imanı gider.</p>

<p><strong>Sual: Gıybet, dedikodu yapan bir kimseye, &quot;bunu yapma g&uuml;nahtır&quot; diye ikaz edildiğinde, o da, &ldquo;bu da bir şey mi ki&rdquo; diye cevap verse, bu kimsenin imanına bir zarar gelir mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Bir kimse, birinin gıyabında bir şey s&ouml;ylese, dedikodusunu yapsa, yanında bulunanlar da, gıybet etme dese, buna karşı o kimse de, bu bir şey midir dese, bunu s&ouml;yleyenin imanı gider. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu hareketiyle, haramı hafife almış, harama ehemmiyet vermemiştir.</p>

<p><strong>Noel gecesini kutlamak<br />
Sual: Hıristiyanların ve diğer gayr-i m&uuml;slimlerin, kutsal kabul ettikleri g&uuml;n ve geceleri M&uuml;sl&uuml;manların kutlamalarında mahzur var mıdır?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;miyette, g&uuml;neş yılının ayları i&ccedil;inde sayılı bir m&uuml;barek g&uuml;n, bir gece yoktur. Nevruz, Noel gecesi, M&uuml;sl&uuml;man olmayanlar arasında değerli sayılır. D&uuml;rr-&uuml;l-muht&acirc;rda deniyor ki:<br />
&ldquo;Nevruz ve Mihrican g&uuml;nleri şerefine bir şey vermek caiz değildir. Bu g&uuml;nlerin isimlerini s&ouml;yleyerek veya niyet ederek bir şey hediye etmek haramdır. Eğer bu g&uuml;nlere kıymet vererek yaparsa, k&acirc;fir olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu g&uuml;nlere m&uuml;şrikler kıymet vermektedir. Eb&uuml;l Hafs-ı keb&icirc;r diyor ki: Bir kimse Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya elli sene ibadet etse, sonra bir m&uuml;şrike, Nevruz g&uuml;n&uuml; şerefine yumurta hediye etse, k&acirc;fir olur. Yapmış olduğu ibadetlerin sevapları yok olur. Eğer bir M&uuml;sl&uuml;mana hediye eder ve bu g&uuml;ne değer vermezse, &acirc;dete uyarak verirse, k&acirc;fir olmaz. Fakat, tehlikeden kurtulmak i&ccedil;in bir g&uuml;n &ouml;nceden veya sonradan vermelidir. Başka g&uuml;nlerde almadığını, o g&uuml;n satın alırsa, o g&uuml;ne değer vermiş ise k&acirc;fir olur. Değer vermeyip, yalnız yemek i&ccedil;mek niyet etmiş ise, k&acirc;fir olmaz.&rdquo;</p>

<p>İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;K&acirc;firlerin &acirc;detlerini, k&acirc;firlik alametlerini yapıyorlar. Bilhassa, &ccedil;i&ccedil;ek hastalığı zamanında, bu bela, iyilerinde de, fenalarında da g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor. Bu şirkten kurtulabilen ve k&acirc;firlik alametlerinden birini yapmayan kadın, &ccedil;ok azdır. Hinduların bayram g&uuml;nlerine, ateşe tapınanların Nevruz g&uuml;nlerine, Hristiyanların Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına h&uuml;rmet etmek, onların &acirc;detlerini, onlar gibi yapmak, şirk olur, k&uuml;fre sebep olur. K&acirc;firlerin bayramlarında, M&uuml;sl&uuml;manların cahilleri, k&acirc;firlerin yaptıklarını yapıyor ve k&acirc;firler gibi, birbirlerine hediye g&ouml;nderiyorlar. Bunlar hep şirktir, k&acirc;firliktir. S&ucirc;re-i Yusuftaki &acirc;yet-i kerimede mealen; <strong>(Biz, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın varlığına, birliğine, her şeyi yaratan O olduğuna inandık, M&uuml;sl&uuml;man olduk diyenlerin &ccedil;oğu, başkalarına ibadet ve itaat ederek ve daha bir&ccedil;ok hareketleri ve s&ouml;zleri ile, m&uuml;şrik oluyorlar)</strong> buyuruldu.&rdquo;</p>

<p>B&uuml;y&uuml;k Kostantin putperest iken, Hristiyanlığı kabul etmiş ve putperestlikten de bir&ccedil;ok şeyi Hristiyanlığa sokturmuştur. Noel gecesinin yılbaşı olmasını da kabul ettirmiş, b&ouml;ylece yeni bir Hristiyanlık dini kurulmuştur.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgilerinden herkes i&ccedil;in lazım olanları &ouml;ğrenmemenin, dinimiz a&ccedil;ısından h&uuml;km&uuml; nedir?<br />
Cevap:</strong> İman edilecek şeyleri ve farzlardan, haramlardan meşhur olanları, l&uuml;zumu kadar &ouml;ğrenmek, her M&uuml;sl&uuml;mana farzdır. Bunları &ouml;ğrenmemek haramdır. Bu bilgileri işitip de, &ouml;ğrenmeye ehemmiyet, &ouml;nem vermemek ise k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, dinin emir ve yasaklarını &ouml;ğrenmez, &ouml;ğrenmeye ve bunlara uymaya ehemmiyet vermezse imanı gider mi?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Erkek olsun, kadın olsun, her insanın, her s&ouml;z&uuml;nde, her işinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emirlerine, yani farzlara ve yasak ettiklerine, haramlara uyması lazımdır. Bir farzın yapılmasına, bir haramdan sakınmaya ehemmiyet vermeyenin imanı gider, k&acirc;fir olur.</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, &ldquo;git Allah babadan iste&rdquo; diyor. B&ouml;yle s&ouml;ylemek imanı giderir mi?<br />
Cevap:</strong> &ldquo;Allah baba&rdquo; diyenin imanı gider, k&acirc;fir olur.</p>

<p><strong>Sual: İsl&acirc;miyetin saygı g&ouml;sterilmesini emrettiği herhangi bir emrine, saygısızlık etmek, insanın imanını giderir mi?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Birgiv&icirc; vasıyyetn&acirc;mesi şerhinde deniyor ki:<br />
&ldquo;Z&uuml;nnar denilen papaz kuşağını bağlamak, ha&ccedil;, salip denilen birbirine dik kesişen iki &ccedil;ubuğa tapınmak, boynuna asarak h&uuml;rmet etmek ve İsl&acirc;miyeti bildiren din kitaplarından birini tahkir etmek, İsl&acirc;m &acirc;limlerinden birini alay etmek ve k&uuml;fre sebep olan bir s&ouml;z s&ouml;ylemek, yazmak ve h&uuml;rmet etmemiz emrolunan bir şeyi tahkir ve tahkir etmemiz emrolunan bir şeyi tazim etmek k&uuml;f&uuml;rd&uuml;r, imanı giderir. B&uuml;y&uuml;k g&uuml;nah işleyen, bunun k&ouml;t&uuml; olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r, yaptığına pişman olur, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan utanırsa, imanı gitmez, k&acirc;fir olmaz. Bu g&uuml;nahına t&ouml;vbe eder, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan af dilerse, affolur. T&ouml;vbe etmeden &ouml;l&uuml;rse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; dilerse, yine affeder, dilerse, g&uuml;nahı kadar azap edip, sonra Cennete kor. Fakat imansız olarak &ouml;len, ahirette hi&ccedil; affolunmayacak, Cehenneme gidecektir.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Haramlara &ouml;nem vermeyenlerin, sakınmayanların imanı gider, M&uuml;sl&uuml;manlıktan &ccedil;ıkarlar mı?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;miyetin haram ettiği şeylerden ka&ccedil;ınmak, her M&uuml;sl&uuml;man i&ccedil;in lazımdır. Haramın haram olmasına ehemmiyet vermeyen yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın yasak etmesine aldırış etmeyen veya bunları beğenen, ne g&uuml;zel diyen kafir olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın haram etmesine ehemmiyet verip, kabul edip de, nefsine mağlup olarak, aldanarak, bunları yapan ve sonra akıllarını toparlayıp pişman olanlar k&acirc;fir olmaz, imanlarını kaybetmezler. B&ouml;yle kimselere asi, fasık, g&uuml;nahk&acirc;r denir. Bunlar, g&uuml;nahları sebebiyle, belki Cehenneme girip cezalarını &ccedil;ekerse de, Cehennemde sonsuz kalmayacaklar, &ccedil;ıkıp Cennete kavuşacaklardır.</p>

<p><strong>Sual: İmanın gitmesine sebep olan bir şeyi bilmeden yapınca veya s&ouml;yleyince, iman gider mi?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;fre sebep olan bir işi, bilerek yapmak k&uuml;f&uuml;r olur. Bilmeyerek yapınca da k&uuml;f&uuml;r olur diyen &acirc;limler &ccedil;oktur.</p>

<p><strong>Sual: Allahın sevdiklerini sevmemek, insanın imanını giderir mi?<br />
Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak Mift&acirc;h-ul Cennet kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sevdiği kimseyi sevmemek ve İsl&acirc;miyeti bozmak i&ccedil;in uğraşanları sevmek, son nefeste imansız gitmeye sebep olur.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Namaz kılmanın farz olduğuna inanmak, imanın şartı mıdır, eğer &ouml;yle ise buna inanmayan bir kimsenin imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> Namaz kılmak, imanın şartı değil ise de, namaz kılmanın farz olduğuna inanmak, imanın şartıdır. Bu sebeple namazın farz olduğuna inanmayanın imanı gider.</p>

<p><strong>Sual: &ldquo;Allah g&ouml;kte bize bakıyor, benim şahidimdir&rdquo; veya &ldquo;Allah baba&rdquo; demenin imana bir zararı olur mu?<br />
Cevap:</strong> &ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&ouml;kte benim şahidimdir&rdquo; dese, imanı gider, k&acirc;fir olur. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, mek&acirc;n, belli bir yer isnat etmiş olur. Halbuki Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, mek&acirc;ndan beridir, uzaktır. &ldquo;Allah baba&rdquo; diyenin de imanı gider, k&acirc;fir olur. Mahluklar yani yaratılmışlar i&ccedil;in kullanılan baba, anne, mimar gibi kelimeler, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in kullanılmaz.</p>

<p style="margin-left:8.5pt;"><strong>Sual: Din bilgilerini ve &acirc;limleri k&ouml;t&uuml;lemek de imanı giderir mi?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong> İsl&acirc;m bilgilerine inanmamak, bunları ve din &acirc;limlerini aşağılamak da, k&uuml;fr-i c&uuml;h&ucirc;d&icirc; olur, yani inat ederek inkar olur.</p>

<p><strong>Sual: Farzları, s&uuml;nnetleri beğenmemek imanı giderir mi?<br />
Cevap:</strong> Farzları, s&uuml;nnetleri, beğenmemek, k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir.</p>

<p><strong>Sual: G&uuml;nah olan şeyleri sevmek, beğenmek, imana zarar verir mi?<br />
Cevap:</strong> K&uuml;fr&uuml;, haramları, mekruhları sevmek, beğenmek, imanı giderir.</p>

<p><strong>Sual: Bir M&uuml;sl&uuml;man, imanı gideren bir s&ouml;z&uuml;, hi&ccedil;bir zaruret olmadan s&ouml;ylerse, imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsus olan sıfatlara &uuml;l&ucirc;hiyyet, ilahlık sıfatları denir. Akaid ve fıkıh kitaplarının &ccedil;oğunda, mesela D&uuml;rerde deniyor ki:<br />
&ldquo;Bir kimse, kalbi iman ile dolu olduğu h&acirc;lde, k&uuml;fre sebep olan bir şeyi, zaruret olmadan, yani isteyerek s&ouml;ylerse, imanı gider, k&acirc;fir olur. Kalbindeki imanın faydası olmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bir kimsenin k&acirc;fir olduğu s&ouml;z&uuml;nden anlaşılır. K&uuml;fre sebep olan şeyi s&ouml;yleyince, insanlar arasında da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; yanında da k&acirc;fir olur.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Gayr-i m&uuml;slimlerin ibadetlerini onlar gibi yapmak, imanı giderir mi?<br />
Cevap:</strong> K&acirc;firlerin ibadetlerini, ibadet olarak yapmak, mesela kiliselerinde &ccedil;aldıkları org gibi &ccedil;algıları ve &ccedil;anları camilerde &ccedil;almak ve İsl&acirc;miyetin k&acirc;firlik alameti saydığı şeyleri, zaruret, cebir, zorlama olmadan kullanmak k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir. Birgiv&icirc; vasıyyetn&acirc;mesinde; &ldquo;Kafirlerin ibadet olarak yaptıklarını yapan ve kullanan k&acirc;fir olur&rdquo; denmektedir.</p>

<p><strong>Sual: &ldquo;Allah g&ouml;kte şahidimdir&rdquo; diyenin, imanı giderir mi?<br />
Cevap:</strong> Bir kimse, &ldquo;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, g&ouml;kte benim şahidimdir&rdquo; dese, k&acirc;fir olur. Zira Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, mek&acirc;n isnat etmiş olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, mek&acirc;ndan beridir.</p>

<p align="left"><strong>Sual: Din bilgilerini &ouml;ğrenmeye &ouml;nem vermeyenin imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> İmanı, helali, haramı, farzları, g&uuml;zel ahlak bilgilerini, l&uuml;zumu kadar &ouml;ğrenmek farzdır. &Ouml;ğrenmeyip cahil kalan farzı terk etmiş olur. &Ouml;ğrenmeye l&uuml;zum g&ouml;rmeyen, ehemmiyet vermeyenin imanı gider.</p>

<p><strong>Sual: Abdestsiz olduğunu bilerek namaz kılanın imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> Abdestsiz olduğunu bilerek namaz kılmak ve s&uuml;nnet olan bir işi beğenmemek de k&uuml;f&uuml;r olur.</p>

<p><strong>Sual: Şartlarına uygun olarak okunan ezan ile alay eden kimsenin, imanı tehlikeye girer mi?<br />
Cevap:</strong> S&uuml;nnete uygun olarak okunan ezan ile alay eden, beğenmeyen, s&ouml;z ile, hareket ile, hakaret edenin imanı gider.</p>

<p><strong>Sual: M&uuml;sl&uuml;man olduğunu s&ouml;yleyen bir kimse, dinin emir ve yasakları i&ccedil;in &ldquo;ben onları bilmem, &ouml;ğrenmek de istemem&rdquo; dese imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> Mift&acirc;h-ul Cennet kitabında; &ldquo;İsl&acirc;miyeti bilmem veya istemem dese, imanı gider, k&acirc;fir olur&rdquo; denmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Tefsir ve fıkıh kitaplarına itibar etmeyen, bunlarla alay eden kimsenin imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> Mift&acirc;h-ul Cennet kitabında; &ldquo;Biri diğerine, gel İsl&acirc;m &acirc;limine gidelim veya fıkıh, ilmihal kitabını okuyup &ouml;ğrenelim dese, o da, ben ilmi ne yapayım dese, imanı gider, k&acirc;fir olur. Zira, ilmi istihfaftır, hafife almaktır. Tefsir ve fıkıh kitaplarına hakaret eden, bunları beğenmeyen, k&ouml;t&uuml;leyen kimsenin imanı gider, k&acirc;fir olur&rdquo; denmektedir.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimse, İsl&acirc;m &acirc;limlerinden herhangi birisine veya evliyaya s&ouml;vse, hakaret etse, bu kimsenin imanına bir zarar gelir mi?<br />
Cevap:</strong> Bu konuda Mift&acirc;h-ul-Cennet kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Bir kimse, bir &acirc;lime buğzetse veya s&ouml;vse, bu yaptığı sebepsiz ise, o kimsenin k&uuml;fr&uuml;nden korkulur.&rdquo; Yani imanı gidebilir.</p>

<p><strong>Sual: Kendisinin veya başkasının k&acirc;fir olmasını isteyen bir kimsenin, imanı gider mi?<br />
Cevap:</strong> K&acirc;fir olmayı isteyen bir kimse, buna, k&acirc;fir olmaya niyet ettiği anda, imanı gider, k&acirc;fir olur. Başkasının k&acirc;fir olmasını isteyen kimse, k&uuml;fr&uuml; beğendiği i&ccedil;in istiyorsa, k&acirc;fir olur. K&ouml;t&uuml;, zalim olduğundan, zulm&uuml;n&uuml;n cezasını Cehennem ateşinde &ccedil;ekmesi i&ccedil;in istiyorsa, k&acirc;fir olmaz. K&uuml;fre sebep olduklarını bilerek ve arzusu ile k&uuml;f&uuml;r kelimelerini s&ouml;yleyen k&acirc;fir olur. Bilmeyerek s&ouml;yl&uuml;yorsa, &acirc;limlerin &ccedil;oğuna g&ouml;re yine k&acirc;fir olur. K&uuml;fre sebep olmayan kelime s&ouml;ylemek isterken, şaşırarak, k&uuml;fre sebep olanı s&ouml;ylerse k&acirc;fir olmaz.<br />
<br />
<strong>Sual: Aralarındaki bir meseleyi halletmek i&ccedil;in, gel din kitaplarına bakalım, orada nasıl bildirilmiş ise &ouml;yle yapalım denilen kimse, benim İsl&acirc;miyetle alakam yok dese, imanına zarar gelir mi?<br />
Cevap:</strong> İsl&acirc;miyete de m&uuml;racaat edelim diyene, İsl&acirc;miyet ile işim yoktur diyenin, imanı gider, kafir olur. İmanını ve nikahını tecdid etmesi, yenilemesi lazım olur.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgilerine inanmamak, aşağılamak imanı giderir mi?<br />
Cevap: </strong>İsl&acirc;m bilgilerine inanmamak, bunları ve din &acirc;limlerini aşağılamak da, k&uuml;f&uuml;r olur, imanı giderir.</p>

<p><strong><i>Sual: İslam &acirc;limlerine ve onların yazdıkları kitaplara inanmamak imanı giderir mi?</i></strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İsl&acirc;m bilgilerine inanmamak, bunları ve din &acirc;limlerini aşağılamak da, k&uuml;f&uuml;r olur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4019]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 02:48:04 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kibrin dindeki yeri]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Kibrin dindeki yeri nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kibir, kendisini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmektir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:<br />
<b>(Kibir, hakka, razı olmamak ve insanları k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmektir.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
Fudayl bin Iyad hazretleri, (Tevazu, ister cahilden, ister<b> </b>&ccedil;ocuktan duyulsa da hakkı teredd&uuml;ts&uuml;z kabul etmektir) buyuruyor. Kabul edemeyen kibirlidir. Kibirli, kendini başkasından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmekle, kalbi rahat eder. Burada başkasını d&uuml;ş&uuml;nmez. Kendini ve ibadetlerini beğenir.<br />
<br />
Kibir, k&ouml;t&uuml; huydur, haramdır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı unutmanın alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibirli değilim diyen, kibirlidir. Kibir her iyiliğe engeldir, her k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n anahtarıdır.<br />
<br />
İki &acirc;yet-i kerime meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Cehennem, kibirliler i&ccedil;in ne &ccedil;irkin ve ne k&ouml;t&uuml; bir yerdir.) </b>[Nahl 29]<br />
<br />
<b>(Allah, kibredenleri sevmez.)</b> [Nahl 23]<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:<br />
<b>(En şerliniz, katı kalbli ve kibirli olandır.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kibirli, ahirette Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı gazaplı bulur.) </b>[Buhari]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirliyi al&ccedil;altır, tevazu sahibini y&uuml;kseltir.)</b> [Taberani]<br />
<br />
<b>(Kibirli, Cehennemin en derin ve azabı en şiddetli olan Bolis &ccedil;ukuruna atılır.)</b> [İslam Ahlakı]<br />
<br />
<b>(Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Yiyin, i&ccedil;in, giyinin ve sadaka verin, fakat israftan ve kibirden sakının.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Hazret-i Nuh, &ouml;l&uuml;rken &ccedil;ocuklarına, &ldquo;Şirk ile kibirden &ccedil;ok sakının&rdquo; buyurdu.) </b>[Hakim]<br />
<br />
<b>(Kibir, İblisi Hazret-i &Acirc;dem&rsquo;e doğru secde ettirmemiştir.) </b>[İ. Asakir]<br />
<br />
<b>(Kibirliler kıyamette zerre gibi ayak altında kalır. Herkes onları &ccedil;iğner.) </b>[Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın buğzettiği &uuml;&ccedil; kimse: Z&acirc;ni ihtiyar, kibirli fakir ve zalim lider.) </b>[Tirmizi, Nesai]<br />
<br />
<b>(Kibir, her g&uuml;zelliğin, </b>[her iyiliğin, her nimetin] <b>&acirc;fetidir.) </b>[Deylemi]<br />
<br />
<b>(Kibirli fakire şiddetli azap vardır.)</b> [M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Cehennem, kibirsiz olan m&uuml;sl&uuml;mana haram olur.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Kendisine el pen&ccedil;e divan durulmasını isteyen Cehenneme hazırlansın!) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>(Kibir, hıyanet ve bor&ccedil;tan temiz olarak &ouml;lenin gideceği yer Cennettir.) </b>[Nesai]<br />
<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hi&ccedil; acımadan Cehenneme atarım.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
Kibir, diğer g&uuml;nahlardan ni&ccedil;in daha b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r? &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kibir, yani b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir k&ouml;lenin h&uuml;k&uuml;mdarın tacını başına ge&ccedil;irerek onun tahtında oturup h&uuml;kmetmesine benzer. H&uuml;k&uuml;mdarın bir emrini yapmayarak su&ccedil; işlemekle, h&uuml;k&uuml;mdarlığına sahip &ccedil;ıkmak arasında elbette b&uuml;y&uuml;k fark vardır. İşte kibirlenmek, Allah&rsquo;ın emrini yapmamak gibi bir su&ccedil; değil, bizzat ilah olmak gibi b&uuml;y&uuml;k su&ccedil; oluyor.<br />
<br />
Bu su&ccedil;un biraz daha aşağısı ilahlığa ortak olmaktır. H&uuml;k&uuml;mdarın maiyetine hakaret eden, onlara &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada h&uuml;k&uuml;mdara ortak olmuş sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi değilse de ona yakındır. B&uuml;t&uuml;n yaratıklar, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kullarıdır. Bunlar &uuml;zerinde b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. İnsanlara bu şekilde kibirlenen, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya ortak olmuş sayılır.<br />
<br />
Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hi&ccedil; kibredebilir mi? İnsan aşağılığını, acizliğini, Rabbine karşı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun i&ccedil;in her an her yerde aczini g&ouml;stermesi, tevazu &uuml;zere bulunması gerekir. B&uuml;y&uuml;klenerek ben demek feyz ve bereketi keser.<br />
<br />
Hazret-i Ebu Bekir buyuruyor ki:<br />
Kibirden sakının. Topraktan yaratılıp, yine toprağa d&ouml;necek olan bir varlığın kibirlenmesi, bug&uuml;n var, yarın yok olan bir varlığın kendini beğenmesi ne kadar anlamsızdır.<br />
<br />
<b>Kibirli hakkı kabul etmez</b><br />
Asıl d&uuml;şman i&ccedil;erdedir, bu da nefsimizdir. En b&uuml;y&uuml;k d&uuml;şman, insanın nefsidir. Nefsinin arzularına t&acirc;bi olanın, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya kul olması zordur. Nefs daima k&ouml;t&uuml; şeyleri ister. Haram işlemek nefse esir olmayı g&ouml;sterir. Nefs, b&uuml;t&uuml;n iyiliklerden s&uuml;z&uuml;lm&uuml;ş, sadece b&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin bulunduğu en ahmak yaratıktır. Nefs bir k&ouml;t&uuml;l&uuml;k deposudur. Kendini iyi zanneder, halbuki s&uuml;per cahildir. Her istediği aleyhinedir. Gıdası haramlardır. Asıl arzusu ilah olmaktır.<br />
<br />
<b>Tatmin olmaz k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yaptırmakla,<br />
Rahat bulur kendine taptırmakla. </b><br />
<br />
B&uuml;y&uuml;k k&uuml;&ccedil;&uuml;k herkeste nefs vardır. Hi&ccedil; kimse emir almak istemez. K&uuml;&ccedil;&uuml;k diye, &ccedil;ocuk diye ge&ccedil;memeli, onun gururu ile oynamamalı. Ankara&rsquo;ya yeğenimi ziyarete gitmiştim. Yeğenimin 2-3 yaşlarındaki kızının ayakları &ccedil;ıplaktı. Bir ayağı betonda bir ayağı halının &uuml;zerindeydi. Ona, betona basma, &ouml;teki ayağını da halının &uuml;st&uuml;ne koy dedim. Sen bana ne karışıyorsun, ben k&acirc;rımı zararımı bilmez miyim der gibi, bana ters ters baktı. Sonra hışımla, inatla halıdaki ayağını kaldırıp betondaki &ouml;teki ayağının yanına sert&ccedil;e koydu. &Ccedil;ocuk olduğu i&ccedil;in tepkisini gizleyemedi. B&uuml;y&uuml;kler de aynen o tepkiyi g&ouml;steriyorlar, fakat ayıplanacağız diye tepkilerini belli etmemeye &ccedil;alışıyorlar. Bir arkadaş anlattı: Kime sabah namazına gel dediysem herkes bir mazeret buldu, inşallah geliriz diyen kimse &ccedil;ıkmadı. Kimisi, (Sen yatsıya gelmiyorsun biz de sabaha, sen &ouml;nce kendine bak. Hem biz evde &ccedil;oluk &ccedil;ocukla cemaat yapıyoruz) dedi.<br />
<br />
Halbuki haklı bile olsalar, ge&ccedil;erli bir mazeretleri bulunsa bile, tepki g&ouml;stermemeleri gerekirdi. Doğru s&ouml;z kimden gelirse gelsin inat etmeden kabul etmek gerekirdi. Mazeretinden dolayı gelemiyorsa, (İnşallah) da denemez miydi? Nefs, kibir hepimizde mevcuttur. Bunu azaltmaya &ccedil;alışmamız lazımdır. Dinin her emrine uymakta ve yasak ettiği her şeyden ka&ccedil;makta mutlaka nefsi kırma payı vardır. Buna riyazet ve m&uuml;cahede denir. <b>Riyazet</b>, nefsin arzularını [haram ve mekruhları] yapmamaktır. <b>M&uuml;cahede</b>, nefsin istemediği şeyleri [ibadetleri] yapmak demektir.<br />
<br />
Kibir, şirkin kardeşidir. Kibir taşıyan kafada, akıl bulunmaz. Nefsi aradan &ccedil;ekmeli, kendimizi beğenmemeliyiz, kendimizden iğrenmeliyiz, kendinden tiksinmeyen kurtulamaz.<br />
<br />
Bir kimseye emri maruf yapınca, Allah&rsquo;tan kork şunu yap, şunu yapma denince, eğer kabul etmezse o kişi nefsine mağlup olmuş demektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&rsquo;tan kork diyene, sen &ouml;nce kendine bak diyeni Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; sevmez.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
Hakkı, doğruyu kim s&ouml;ylerse s&ouml;ylesin kabul etmek gerekir. Doğru olan bir şeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı g&ouml;rmek, ondan nefret etmek, ona d&uuml;şmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden ileri gelir. Hakkı, d&uuml;şmanımız da s&ouml;ylese kabul etmeliyiz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(K&uuml;&ccedil;&uuml;k, b&uuml;y&uuml;k, iyi k&ouml;t&uuml; veya hoşlanmadığın biri, hakkı s&ouml;ylerse, kabul et.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Bilmediği bir hususta inat edene, inadından vazge&ccedil;ene kadar Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazap eder.)</b> [İ.Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
<b>(Kibirli, hakkı k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;r&uuml;r, ink&acirc;r eder, insanlara hakaret g&ouml;z&uuml; ile bakar.) </b>[İ.Gazali]<br />
<br />
<b>(M&uuml;sl&uuml;manı hakir g&ouml;rmek, kişiye k&ouml;t&uuml;l&uuml;k olarak yeter.) </b>[M&uuml;slim]<br />
<br />
<b>(Kendini beğenen helak olur.)</b> [Buhari]<br />
<br />
Abd&uuml;lkadir Geylani hazretleri de, (Kardeşinin yaptığı &ouml;ğ&uuml;d&uuml; kabul et. Ona itiraz etme) buyurdu.<br />
<br />
<b>Kendini Cennetlik, g&uuml;nahk&acirc;rı Cehennemlik bilmemeli<br />
Sual:</b> Bir M&uuml;sl&uuml;manın, kendini Cennetlik gibi, g&uuml;nahk&acirc;rları da Cehennemlik gibi g&ouml;rmesi doğru mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
G&uuml;nahk&acirc;rları beğenmemelidir, fakat kendini g&uuml;nahk&acirc;rlardan &uuml;st&uuml;n de g&ouml;rmemelidir. Kendini Cennetlik, g&uuml;nahk&acirc;rı Cehennemlik bilmemelidir. Hatta k&acirc;fir i&ccedil;in bile b&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmemelidir. K&acirc;fir, bir Kelime-i şehadet getirerek Cennetlik, kendisi bir s&ouml;z s&ouml;yliyerek Cehennemlik olabilir.<br />
<br />
İsrailoğullarından bir eşkıya, kırk yıl g&uuml;nah işler. Bir g&uuml;n Hazret-i İsa&rsquo;yı havarilerden biri ile giderken g&ouml;r&uuml;r. Yaptığı eşkıyalığa pişman olur. &quot;Ben bunlara katılayım&quot; diyerek peşlerine takılır. Havarinin yanına yaklaşır, &quot;Benim gibi bir eşkıyanın b&ouml;yle bir zatın yanında gitmesi uygun olur mu?&quot; diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Havari de, &quot;Bu yol kesici nereden &ccedil;ıktı? Benimle nasıl gelir?&quot; diyerek ondan uzaklaşıp İsa aleyhisselama yaklaşır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Hazret-i İsa&#39;ya vahyeder ki:<br />
<b>(İkisine de s&ouml;yle! İkisinin de ge&ccedil;mişlerini mahvettim. Yeniden amele başlasınlar. Kendini beğendiği i&ccedil;in havarinin ibadetini mahvettim. Kendini aşağı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in de eşkıyanın g&uuml;nahlarını affettim.)</b><br />
<br />
Hazret-i İsa, durumu her ikisine de bildirir ve eşkıyayı havarileri arasına alır. (İ. Gazali)<br />
<br />
Amr bin Şeybe hazretleri anlatır:<br />
&ldquo;Mekke&rsquo;de Safa ile Merve arasında bulunuyorduk. Bir adamın katır &uuml;zerinde geldiğini, etrafındaki hizmet&ccedil;ilerin herkese karşı sert davrandıklarını, adamın heybet ve ihtişam i&ccedil;inde olduğunu g&ouml;rd&uuml;k. Aradan yıllar ge&ccedil;ti, deve &uuml;zerinde Bağdat&rsquo;a girdim. Orada başı a&ccedil;ık, yalınayak, uzun sa&ccedil;lı pejm&uuml;rde bir adam g&ouml;rd&uuml;m. Tanıyacak gibi oldum. Adam, kendine dikkatle bakışımın sebebini sordu. (Seni birine benzetiyorum) dedim ve kime benzettiğimi anlattım. Adam da, (İşte o g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n benim. Tevazu g&ouml;sterilmesi gereken yerde kibirlendim. Şimdi ise bu h&acirc;le d&uuml;şt&uuml;m) dedi.&rdquo;<br />
<br />
Bir kimse, biraz bilgiliyse, ibadet de yapıyorsa, kibirden zor kurtulur. Bilgisiz insanı, hayvan gibi g&ouml;r&uuml;r. Kendisi i&ccedil;in sevdiğini başkası i&ccedil;in sevemez. Hak ve hakikati başkalarından duysa kabul etmek istemez. Onların nasihatine, tavsiyesine uymayı nefsine yediremez.<br />
<br />
<b>Kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmek<br />
Sual: </b>Mektubat&rsquo;ta, kendisini Frenk k&acirc;firinden aşağı g&ouml;rmek diye bir ifade var. Kendini Frenk k&acirc;firinden aşağı g&ouml;rmek ne demek? Bir de orada İmam-ı Rabbani hazretleri, (Sol tarafımdaki melek durmadan g&uuml;nahlarımı yazıyor; ama sağ tarafımdaki melek yirmi yıldır hi&ccedil;bir şey yazmıyor) buyuruyor. Bu ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O b&uuml;y&uuml;klerde ruh ve nefs birbirinden o kadar ayrılmışlardır ki, onlar nefsi kendileri olarak g&ouml;r&uuml;rler. Nefiste hi&ccedil;bir iyilik yoktur; &ccedil;&uuml;nk&uuml; nefsin nihai hedefi g&uuml;nah işlete işlete insanı k&acirc;fir yapmaktır. Nefis, adeta k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin posasıdır. Sanki bademyağı ile posası gibidir. H&acirc;lbuki k&acirc;firlerde ruh &ouml;l&uuml;d&uuml;r; ama d&uuml;r&uuml;stl&uuml;k, c&ouml;mertlik gibi iyi vasıflar vardır. O b&uuml;y&uuml;kler bundan dolayı kendi nefslerini o Frenk k&acirc;firinden &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmezler. Bundan dolayı da, sağ tarafındaki meleğin hi&ccedil; yazmadığını; sol tarafındaki meleğin ise devamlı yazdığını g&ouml;r&uuml;rler.<br />
<br />
<b>B&uuml;t&uuml;n M&uuml;sl&uuml;manlara dua etmeli<br />
Sual:</b> Bende bir huy oluştu; karşımdaki kişinin f&acirc;sık, mezhepsiz, bid&rsquo;at ehli vs. olup olmadığına &ccedil;ok dikkat ediyorum. &Ouml;yle olunca da kendimi korumak i&ccedil;in araya mesafe koyuyorum. Bazen kibirlenirim diye de korkuyorum. Kibirlenmemek i&ccedil;in ne d&uuml;ş&uuml;nmek lazım?<br />
<b>CEVAP</b><br />
O İyi huy. Kibirlenmemek elde değil yani bundan kurtulmak &ccedil;ok zor. İnsanların h&acirc;li ortada. Bakıyorsunuz adam f&acirc;sık, yahut mezhepsiz bid&rsquo;at ehli. F&acirc;sık, mezhepsiz bid&rsquo;at ehli olmadığımız i&ccedil;in ister istemez elhamd&uuml;lillah ben değilim diyorsunuz.<br />
<br />
Kibirlenmemek i&ccedil;in, o bir g&uuml;n tevbe eder kurtulur da, Allah saklasın ben sapıtabilirim diyerek kendimizi ondan &uuml;st&uuml;n bilmemeliyiz. B&uuml;t&uuml;n m&uuml;sl&uuml;manların ehl-i s&uuml;nnet itikadına kavuşmaları, d&uuml;nya ve ahiret saadetine nail olmaları i&ccedil;in dua etmeliyiz.<br />
<br />
<b>B&uuml;y&uuml;kleri kalkarak karşılamalı<br />
Sual:</b> Hadis-i şerifte, bir kimse gelince, ayağa kalkmanın yasak olduğu bildiriliyormuş. Şimdi biri gelince ayağa kalkınca g&uuml;nah mı işliyoruz?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifleri herkes anlayamaz. Hadis-i şerifleri &acirc;limlerin a&ccedil;ıklaması ile okumalıdır! Evet hadis-i şeriflerde <b>(Haşimoğulları hari&ccedil; birbirinize ayağa kalkmayın!) </b>ve <b>(Hasan ve H&uuml;seyin ve onların s&uuml;lalesi </b>[Şerifler ve Seyyidler] <b>hari&ccedil;, Kureyşe ayağa kalkmayın!) </b>buyuruldu. Bu hadis-i şeriflerin a&ccedil;ıklamasında, İslam &acirc;limleri, (B&uuml;y&uuml;kler gelince kalkarak karşılamak m&uuml;stehaptır. Kendi gelince, kalkılmasını sevmek mekruhtur) buyuruyor. <b>(Redd-&uuml;l Muhtar)</b><br />
<br />
<b>Havalı meslekler</b><br />
<b>Sual:</b> Tanıdığım &ccedil;ok doktor var. Hemen hepsi kendini tanıtırken ben doktor falanca diyor. &Ccedil;ok yakından tanıdığım doktor arkadaşım bana bile, ben doktor falanca diyor. Bana mesaj ve mail yazarken de, yine altına Dr. falanca yazıyor. Avukat, m&uuml;hendis, &ouml;ğretmen niye unvanını b&ouml;yle kullanmıyor da, bu doktorlar kullanıyor? Acaba kibirden mi ileri geliyor?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Alışkanlıktan olabilir. Doktorluğundan bahsetmeyenler de vardır. Hepsi i&ccedil;in genel bir h&uuml;kme varmak yanlış olur. Emekli subaylardan da veya başka meslek sahiplerinden de unvanını kullanan &ccedil;ok oluyor. Hepsi i&ccedil;in kibirli demek doğru olmaz.<br />
<br />
<b>Pire i&ccedil;in yorgan yakmak</b><br />
<b>Sual: </b>&Ouml;fkelenen bir arkadaş, <em>(Benim kim olduğumu biliyor musun? Ben, falanca şehirli, filancayım, kancayı takarım, pire i&ccedil;in yorgan yakarım)</em> dedi. Bu, kibir alameti değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet, soyu ile, ırkı ile, memleketi ile, &ouml;fkesiyle &ouml;v&uuml;nmek doğru değildir. Peygamber efendimiz, soyu ile &ouml;v&uuml;nene buyurdu ki:<br />
<b>(İki kişi, Musa aleyhisselamın yanında atalarıyla &ouml;v&uuml;nerek tartıştılar. Biri, <em>&ldquo;Bana filan oğlu falan derler&rdquo;</em> diyerek, dokuz atasını saydı</b>. <b>Bunun &uuml;zerine Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Musa aleyhisselama vahiy g&ouml;nderip, &ldquo;O &ouml;v&uuml;nenin dokuz ceddi Cehennemdedir, o da onuncusudur&rdquo;</b> <b>buyurdu.)</b> [İhya]<br />
<br />
İki hadis-i şerif de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Dedelerinizle gururlanmayın! Dedeleriyle &ouml;v&uuml;nmeyi terk etmeyen, Allah nezdinde, pislik b&ouml;ceklerinden daha değersiz olur.) </b>[Tirmiz&icirc;]<br />
<br />
<b>(İzzet ve şeref kazanmak i&ccedil;in, dokuz dedesini sayan, Cehennemde onların onuncusu olur.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
<em>(Pire i&ccedil;in yorgan yakarım)</em> demek de &ccedil;ok yanlıştır. M&uuml;sl&uuml;man, ceza verecekse bire bir verir. Bire iki veya daha &ccedil;ok ceza verirse zul&uuml;m olur. Zul&uuml;mle ve yanlışla &ouml;v&uuml;nmek M&uuml;sl&uuml;mana yakışmaz. Pire y&uuml;z&uuml;nden, su&ccedil;suz yorganı yakmak akıllının işi değildir. &Ouml;fkesini yenemeyen, kibirli kişinin işidir.</p>

<p align="left"><strong>Kendine</strong> <strong>kıymet</strong> <strong>verenin,</strong> <strong>kıymeti</strong> <strong>olmaz<br />
Sual: Bazı kimseler, hep kendinden bahsedilsin, kendisi &ouml;v&uuml;ls&uuml;n, kendisi &ouml;nde olsun ister. B&ouml;yle kendine kıymet vererek &ouml;nde olmayı istemek, dinimizce doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> <strong>Tekebb&uuml;r</strong>, kibir sahibi olma, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;sterme anlamındadır. <strong>M&uuml;tekebbir</strong> ise; kibirlenen, kendini beğenen demektir. Tekebb&uuml;r etmek haramdır. Tekebb&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatıdır, Kibir ve Kibriya sıfatı, ona mahsustur. Hadis-i kudside;<br />
<strong>(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, &ccedil;ok acı azap ederim)</strong> buyuruldu.</p>

<p align="left">İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde kıymeti o kadar y&uuml;kselir. Kendine kıymet verenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında kıymeti olmaz. Kibrin zararını bilmeyen kimse i&ccedil;in &acirc;lim demek, yalan olur. İnsanın ilmi arttık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkması artar, g&uuml;nah işlemeye cesaret edemez. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler aleyhim&uuml;ssel&acirc;m, tevazu sahibi idiler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &ccedil;ok korkarlardı, kendilerinde kibir ve ucub gibi k&ouml;t&uuml; huylar hi&ccedil; yoktu. K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor, ben ise, bilerek işliyorum&rdquo; demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilminin hakkını veriyor, ihlas ile amel yapıyor, ben b&ouml;yle değilim&rdquo; demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok ibadet etti&rdquo; demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok&rdquo; demelidir. Kendi yaşındakileri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum, bilinen k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri tahkir etmek lazımdır&rdquo; demelidir. Bir bidat sahibini veya k&acirc;firi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;insanın h&acirc;li son nefeste belli olur, acaba benim h&acirc;lim ne olacak&rdquo; demeli, bunlara da tekebb&uuml;r etmemelidir. Fakat, bunları sevmemelidir.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgileri &ouml;ğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. B&ouml;yle kibirli olanların, bu halden kurtulması m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong> Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:<br />
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek lazımdır. İmam olmak, m&uuml;ft&uuml; olmak, din adamı tanınmak, herkesten &uuml;st&uuml;n olmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmemek lazımdır.</p>

<p>İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına &ouml;ğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah i&ccedil;in olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler &uuml;zerine oturtulacaktır)</strong> buyuruldu.</p>

<p>Mal, mevki ve ş&ouml;hret i&ccedil;in ilim sahibi olmak b&ouml;yledir. D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, yani dini d&uuml;nyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini d&uuml;nya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Din bilgilerini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır)</strong> buyuruldu.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Kibriy&acirc; Allah&#39;a mahsustur...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına g&ouml;nderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı k&ouml;t&uuml;lemiş ve yasak etmiştir. Nahl s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len:</p>

<p>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurulmaktadır.</p>

<p>Peygamber efendimiz de, bir had&icirc;s-i şer&icirc;flerinde; (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. İsl&acirc;m &acirc;limleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim, kudret gibi b&uuml;t&uuml;n sıfatlarından kullarına biraz ihs&acirc;n buyurmuştur. Fakat, yalnız &uuml;&ccedil; sıfatı kendine mahs&ucirc;stur. Bu &uuml;&ccedil; sıfattan hi&ccedil;bir mahl&ucirc;kuna vermemiştir. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı; kibriy&acirc;, gan&icirc; olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriy&acirc;, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k demektir. Gan&icirc; olmak, başkalarına muhta&ccedil; olmamak, herşey Ona muhta&ccedil; olmak demektir.&quot;</p>

<p>Bunun i&ccedil;in kibirlenmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatına, hakkına tec&acirc;v&uuml;z etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına karşı m&uuml;tekebbirdir. Zira O, kibriy&acirc; s&acirc;hibidir. Azamet, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve kibriy&acirc;, y&uuml;celik ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahs&ucirc;stur. Had&icirc;s-i kuds&icirc;de:</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir (Azamet ve kibriy&acirc; bana mahs&ucirc;stur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, &ccedil;ok acı az&acirc;b ederim) buyuruldu.</p>

<p>Tekebb&uuml;r edene, yani kibir s&acirc;hibi olana karşı tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Kibir s&acirc;hibine tekebb&uuml;r etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir s&acirc;hibine karşı tev&acirc;zu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid&#39;&#39;at s&acirc;hiplerine ve kibirli zenginlere karşı da tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Bu tekebb&uuml;r kendini y&uuml;ksek g&ouml;stermek i&ccedil;in değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak i&ccedil;indir.</p>

<p>Takıyy&uuml;dd&icirc;n S&uuml;bk&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;&Ccedil;ok iyi anlayıp g&ouml;rd&uuml;m ki, b&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir. Kibir, şeytanın b&uuml;y&uuml;klenip kendini beğenmesi ile işlenen ilk g&uuml;nah oldu. Kalbde kibir, b&uuml;y&uuml;klenme h&acirc;sıl olduğu zaman, kendisini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarını aşağı g&ouml;r&uuml;r. Kibir, kalbi nas&icirc;hat kab&ucirc;l etmekten ve emre it&acirc;at etmekten alıkoyar&quot; buyurmaktadır. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri bir g&uuml;n yolda giderken yanından ge&ccedil;en bir k&ouml;peği g&ouml;r&uuml;r ve k&ouml;peğe değip nec&acirc;set bulaşmasın diye elbisesini toplar. O anda k&ouml;pek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudreti ile dile gelip; &quot;Benden sana bulaşacak kir, &uuml;&ccedil; def&acirc; yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi dery&acirc;da yıkansa temiz olmaz&quot; der. Kibriya yani &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, yalnız Cenab-ı Hakka mahsustur. Sonradan yaratılan, d&uuml;nyaya gelmesi ve &ouml;lmesi kendi elinde olmayan bir insana, kibirlenmek mi yakışır yoksa tevazu g&ouml;stermek mi? İm&acirc;m-ı Zeynel&acirc;bid&icirc;n hazretleri buyuruyorlar ki:</p>

<p>&quot;Kibir sahipleri benim &ccedil;ok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, kokmuş leş olacaklarını bildikleri halde yine de kibirlenirler; bunlar neyine g&uuml;venirler!&quot;</p>

<p>Aklında noksanlık vardır! M&uuml;sl&uuml;man, kibirli olmaz, olamaz. Bir kimse kibirliyse, onun M&uuml;sl&uuml;manlığında ve aklında noksanlık vardır. Zira Ahmed bin Hanbel hazretleri; &quot;Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız&quot; buyurmaktadır. Kibirli kimse, saadet kapısından i&ccedil;eri giremez. Kendini beğenen, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren, kendini kabiliyetli g&ouml;ren, kendini iyi g&ouml;ren bir kimse, saadet kapısının dışında dolaşır, kapıdan i&ccedil;eri giremez. Kibirli kimse, kibrini kırarsa, kibrini yıkarsa o zaman saadet kapısından i&ccedil;eri girer.</p>

<p>Kibir, b&uuml;t&uuml;n saadetlere engel bir duvar gibidir. Bu kibir duvarı, saadet kapısını a&ccedil;maya engeldir. Diğer g&uuml;nahlar, kibir gibi değildir. Allah hepimizi affetsin. Hepimizin g&uuml;nahları vardır. Fakat elhamd&uuml;lillah M&uuml;sl&uuml;manız. Ancak M&uuml;sl&uuml;man kibirli olamaz. Eğer kibirliyse, o kimsede noksanlık var demektir. Bu &ccedil;ok m&uuml;him bir &ouml;l&ccedil;&uuml;d&uuml;r. Kibirden kurtulmanın tek &ccedil;aresi ise, kibirli olmayanlarla beraber olmaktır. Allah&uuml; tealadan ve O&#39;&#39;nun dininden bahsederek sohbet etmektir. Allah adamlarını ve m&uuml;sl&uuml;manları Allah rızası i&ccedil;in sevmek ve sevilmektir. Hi&ccedil; kızmamak, g&uuml;cenmemek, darılmamak, haddini bilmek, kusurunu g&ouml;rmek, ayıbını g&ouml;rmektir. İslam &acirc;limleri, akıllı olmak l&acirc;zımdır buyurmuşlardır. Akıllı insan, karşısındakinin iyi tarafını, kendisinin k&ouml;t&uuml; taraflarını g&ouml;ren kimsedir. Karşısındakinin k&ouml;t&uuml; tarafını g&ouml;ren kimse, akıldan mahrumdur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;ren kimse de, akıldan mahrumdur. Demek ki akıllı insan, akıllı, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man, daima M&uuml;sl&uuml;manların iyi taraflarını g&ouml;r&uuml;r, o iyi taraflarına &acirc;şık olur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;remez. Dolayısıyla daima arkadaşlarına muhta&ccedil;tır. Arkadaşlarına muhta&ccedil; olmayan, onun hizmetine, duasına ihtiya&ccedil; duymayan mahvolmuştur. İşte o, felakettedir.</p>

<p>Başarıya da engeldir İnsanoğlu, nefsinin esiri olunca, her şeyi yapacağını, her şeye sahip olacağını zanneder. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutur, hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi hareket eder. Ele ge&ccedil;ireceği şeylerde &ccedil;ok acelecidir, sabırsızdır. Halbuki insan, acele etse de, her şeye sahip olmayı arzu etse de, Allah&uuml; tealanın takdirinden başkası olmaz. Rabbimizin emri olduğu i&ccedil;in sebeplere yapışıp neticeyi sabırla beklemek l&acirc;zımdır. Kızmak, sinirlenmek kibirdendir. Aceleci, sabırsız olmak, şeytandandır. Her iki hal de, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler. İnsan aceleci, sabırsız da olsa, iş olacağına varacaktır. Netice olarak, İsl&acirc;m &acirc;limlerinin buyurduğu gibi: &quot;Kibir, her iyiliğe, her fazilete, her g&uuml;zelliğe ve her başarıya engeldir.&quot;</p>

<p><strong>Sual: Kibrin k&ouml;t&uuml; olduğu bilinmektedir peki kibrin en k&ouml;t&uuml;s&uuml; de var mıdır, varsa nedir?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Kibir &ccedil;eşitlerinin en k&ouml;t&uuml;s&uuml; Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya karşı kibirli olmaktır. Nemrut b&ouml;yle idi. Tanrı olduğunu ilan etti. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın nasihat vermek i&ccedil;in g&ouml;nderdiği Peygamberi ateşe attı. Firavun da b&ouml;yle ahmaklardan biri idi. Mısır&#39;da ilahlığını ilan etti. Ben sizin g&uuml;&ccedil;l&uuml; tanrınızım dedi. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, nasihat vermek i&ccedil;in, Musa aleyhissel&acirc;mı g&ouml;nderdi. Buna inanmadı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, onu S&uuml;veyş denizinde boğdu... Bunlar gibi, bu d&uuml;nyanın yaratıcısına inanmayanlara&nbsp;<strong>dehri, ateist</strong>&nbsp;denir. Her asırda b&ouml;yle ahmaklar gelmiştir. B&ouml;yle zalimler, milyonlarca insanı &ouml;ld&uuml;rerek ve işkence yaparak ve din, İslam adamlarını ve kitaplarını yok ederek, milletlerini sindirmişler, korkutmuşlardır. İlaha, mab&ucirc;da mahsus &uuml;st&uuml;nl&uuml;klere malik olduklarını sanmışlar ve s&ouml;ylemişlerdir. Fakat Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kahrından, gadabından kurtulamayıp yok olmuşlar. Tarihte ge&ccedil;en b&uuml;t&uuml;n zalimler gibi, lanet ve nefret ile anılmışlardır. Sonra gelen zalimler de, tarih kitaplarında okudukları zalimlerin feci akıbetlerinden ibret almıyorlar. D&uuml;nyada, ahırette başlarına gelecek olan azapları, felaketleri hi&ccedil; d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorlar.</p>

<p>Res&ucirc;lullah efendimize karşı da tekebb&uuml;r edenler &ccedil;ok işitildi. Allahın g&ouml;nderdiği Peygamber&nbsp;bu mudur? dediler. Bu Kur&#39;&acirc;n, Mekke şehrinin ileri gelenlerine indirilseydi iyi olurdu dediler. Tarih boyunca, İslamın b&uuml;y&uuml;klerine karşı da, b&ouml;yle tekebb&uuml;r edenler, alay edenler, hi&ccedil; eksik olmadı. Bu tekebb&uuml;rler, aciz, zayıf, elinden bir şey gelmeyen, hatta kendinden ve bedeninin yapısından haberi olmayan kulun, kendi malikine, sahibine, kuvveti, g&uuml;c&uuml; sonsuz olan Rabbine karşı bir savaş idi.&nbsp;Vaktiyle iblis de, b&ouml;yle tekebb&uuml;r etti. Meleklere, &Acirc;dem aleyhissel&acirc;ma karşı secde etmeleri emrolununca, toprağa karşı ni&ccedil;in secde edeyim? Ben ondan daha &uuml;st&uuml;n&uuml;m, beni ateşten, onu &ccedil;amurdan yarattın diyerek, Rabbine karşı geldi. Ateşin alevini, latifliğini ve ışık yaydığını g&ouml;r&uuml;nce, onu sudan ve topraktan &uuml;st&uuml;n sandı. H&acirc;lbuki &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;rmekte değil, tevazu g&ouml;stermektedir. Hadis-i şerifte;</p>

<p><strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; buyuruyor ki:&nbsp;Kibriy&acirc;, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehenneme atarım, hi&ccedil; acımam)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4669]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 01:58:22 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Bilmediğini bilmemek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Muteber bir kitapta okumuştum. B&uuml;y&uuml;k bir zat, (En k&ouml;t&uuml; kimse, bilmediğini bilmeyendir) buyuruyor. Bu s&ouml;z&uuml;n a&ccedil;ıklaması nasıldır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bilmemek noksanlıktır, iyi değildir. Fakat bilmediğini bilmek fazilettir. Bilmediği i&ccedil;in bilmediği işlere karışmaz, yani haddini bilir. Haddini bilip, &uuml;zerine lazım olmayan işlere karışmaz, (Ben bilmiyorum) der, hakkı teslim eder. Bilmediğinden dolayı ayıplanmaz.<br />
<br />
Bilmediğini bilmemek ise, &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Her şeyi bildiğini zanneder. Her konuda s&ouml;yleyecek s&ouml;z&uuml; vardır. Bilmediği i&ccedil;in, her işe burnunu sokar. Bilenleri tenkit eder, z&uuml;lf&uuml;y&acirc;ra dokunur da, farkında olmaz. B&ouml;yle kimselere, hem kel hem fodul denir. Su&ccedil;u meydana &ccedil;ıksa da, s&ouml;z&uuml; senetmiş gibi, (Bu benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;m) der, &ouml;z&uuml;r dileyemez. Bu k&ouml;t&uuml; huy da, kibirden kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>Sual: Din &acirc;limi olmak i&ccedil;in ne gibi &ouml;zelliklerin olması gerekir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Din adamları &uuml;&ccedil; kısımdır: Akıl sahibi, ilim sahibi, din sahibi. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı birlikte taşıyan din adamına&nbsp;<strong>Din &acirc;limi</strong>&nbsp;denir. Bir sıfatı noksan olursa, ona g&uuml;venilmez. İlim sahibi olmak i&ccedil;in, akıl ve nakil ilimlerinde m&uuml;tehassıs olmak lazımdır. İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri, Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;D&uuml;nyaya g&ouml;n&uuml;l kaptırmayan, mal, mevki, ş&ouml;hret kazanmak, başa ge&ccedil;mek sevdasında olmayan din &acirc;limleri, ahiret adamlarıdır. Peygamberlerin (aleyhim&uuml;ssel&acirc;m) v&acirc;risleri, vekilleridir. İnsanların en iyisi bunlardır. Kıyamet g&uuml;n&uuml;, bunların m&uuml;rekkebi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in canını veren şehitlerin kanı ile tartılacak ve m&uuml;rekkep, daha ağır gelecektir.&nbsp;<strong>(&Acirc;limlerin uykusu ibadettir)</strong>&nbsp;had&icirc;s-i şerifinde methedilen, &ouml;v&uuml;len bunlardır. Ahiretteki sonsuz nimetlerin g&uuml;zelliğini anlayan, d&uuml;nyanın &ccedil;irkinliğini ve k&ouml;t&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;ren, ahiretin ebed&icirc;, d&uuml;nyanın ise fani ge&ccedil;ip t&uuml;kenici olduğunu bilen onlardır. Bunun i&ccedil;in kalıcı olmayan, &ccedil;abuk değişen ve biten şeylere bakmayıp, b&acirc;ki olana, hi&ccedil; bozulmayan ve bitmeyen g&uuml;zelliklere sarılmışlardır. Ahiretin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlayabilmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sonsuz b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;rebilmekle olur. Ahiretin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; anlayan da, d&uuml;nyaya hi&ccedil; kıymet vermez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, d&uuml;nya ile ahiret birbirinin zıddıdır. Birini sevindirirsen &ouml;teki incinir. D&uuml;nyaya kıymet veren ahireti g&uuml;cendirir. D&uuml;nyayı beğenmeyen, ahirete kıymet vermiş olur. Her ikisine birden kıymet vermek veya her ikisini aşağılamak olamaz. İki zıt şey bir araya getirilemez. Ateş ile su bir arada bulundurulamaz.</p>

<p>Tasavvuf b&uuml;y&uuml;klerinden bazısı, kendilerini ve d&uuml;nyayı tamamen unuttuktan sonra, bir&ccedil;ok sebepler i&ccedil;in, d&uuml;nya adamı şeklinde g&ouml;r&uuml;n&uuml;rler. D&uuml;nyayı seviyor, istiyorlar sanılır. Halbuki, i&ccedil;lerinde hi&ccedil; d&uuml;nya sevgisi, arzusu yoktur. S&ucirc;re-i N&ucirc;rda;&nbsp;<strong>(Bunların ticaretleri, alışverişleri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı hatırlamalarına hi&ccedil; m&acirc;ni olmaz)</strong>&nbsp;mealindeki &acirc;yet-i kerime bunlar i&ccedil;indir. D&uuml;nyaya bağlı g&ouml;r&uuml;n&uuml;rler. Halbuki, hi&ccedil; bağlılıkları yoktur. H&acirc;ce Beh&acirc;edd&icirc;n-i Nakşibend Buh&acirc;r&icirc; kuddise sirruh buyuruyor ki; &ldquo;Mekke-i m&uuml;kerremede Mina pazarında, gen&ccedil; bir tacir, aşağı yukarı, ellibin altın değerinde alışveriş yapıyordu. O esnada, kalbi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı bir an unutmuyordu.&rdquo;<br />
<br />
<strong>Sual: Din tahsili, din eğitimi yapıp da, insanlara fayda yerine zarar verenler olur mu?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Bu konuda, İm&acirc;m-ı Rabb&acirc;n&icirc; hazretleri Mekt&ucirc;b&acirc;t kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Alimlerin d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olması, g&uuml;zel y&uuml;zlerine siyah leke gibidir. B&ouml;yle olan ilim adamlarının, insanlara faydası olur ise de, kendilerine olmaz. Dini kuvvetlendirmek, İsl&acirc;miyeti yaymak şerefi, bunlara ait ise de, bazen k&acirc;fir ve fasık da, bu işi yapar. Nitekim, Peygamber Efendimiz k&ouml;t&uuml; kimselerin de, dini kuvvetlendireceğini haber vermiş ve&nbsp;<strong>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; bu dini, facir kimselerle de, elbette kuvvetlendirir)</strong>&nbsp;buyurmuştur. Bunlar, &ccedil;akmak taşına benzer. &Ccedil;akmak taşında enerji vardır. İnsanlar bu taştaki kudretten ateş yapar, istifade eder. Taşın ise, hi&ccedil; istifadesi olmaz. Bunların da ilimlerinden kendilerine fayda olmaz. Hatta, bu ilimleri, kendilerine zararlıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, kıyamet g&uuml;n&uuml;, bilmiyorduk, g&uuml;nah olduğunu bilseydik yapmazdık diyemezler. Had&icirc;s-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<strong>(Kıyamet g&uuml;n&uuml;nde, en şiddetli azap g&ouml;recek kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kendi ilminden, kendisini faydalandırmadığı &acirc;limdir.)</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıymet verdiği ve her şeyin en şereflisi olan ilmi, mal, mevki kapmaya ve başa ge&ccedil;meye vesile edenlere, bu ilim zararlı olmaz mı? Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kıymet verdiği ilmi, Onun sevmediği yolda kullanmak, &ccedil;ok &ccedil;irkin bir iştir. Ders vermek, vaaz etmek, din&icirc; yazı, kitap, dergi &ccedil;ıkarmak, ancak, Allah rızası i&ccedil;in olduğu, mevki, mal, ş&ouml;hret kazanmak i&ccedil;in olmadığı zaman faydalı olur. B&ouml;yle temiz d&uuml;ş&uuml;nmenin alameti de, d&uuml;nyaya d&uuml;şk&uuml;n olmamaktır. Bu belaya d&uuml;şm&uuml;ş din adamları, hakikatte d&uuml;nya adamlarıdır. K&ouml;t&uuml; &acirc;limler bunlardır. Din, iman hırsızları bunlardır. Halbuki bunlar, kendilerini din adamı, ahiret adamı ve insanların en iyisi sanır ve tanıtır.</p>

<p>B&uuml;y&uuml;klerden biri şeytanı boş oturuyor, insanları aldatmakla uğraşmıyor g&ouml;r&uuml;p, sebebini sorar. Şeytan cevap olarak; &ldquo;Zamanın din adamı ge&ccedil;inen, k&ouml;t&uuml; &acirc;limleri, insanları yoldan &ccedil;ıkarmakta, bana o kadar yardım ediyor ki, bu m&uuml;him işi yapmama l&uuml;zum kalmıyor&rdquo; demiştir.</p>

<p>Doğrusu, zamanımızda İsl&acirc;miyetin emirlerini yapmaktaki gevşeklikler ve insanların dinden y&uuml;z &ccedil;evirmesi, hep din adamı perdesi altında s&ouml;ylenen s&ouml;zlerden, yazılardan ve bu adamların bozuk niyetlerinden dolayıdır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: Bazı kimseler, hangi konudan s&ouml;z a&ccedil;ılsa hemen s&ouml;ze başlayıp bir şeyler anlatıyorlar. Bir kimse her şeyi bilebilir mi ve b&ouml;yle her konuda &ouml;ne atılmak, bilgi&ccedil;lik taslamak dinen uygun mudur?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Peygamber Efendimiz bir had&icirc;s-i şeriflerinde;<br />
<strong>(&Acirc;lim olduğunu s&ouml;yleyen kimse, cahildir)</strong>&nbsp;buyurmuşlardır.</p>

<p>Her sorulana cevap veren, her g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;nden mana &ccedil;ıkaran ve her yerde bilgi satan kimse, cahilliğini ortaya koyar. Bilmiyorum, &ouml;ğrenip de s&ouml;ylerim diyenin, &acirc;lim olduğu anlaşılır. Res&ucirc;lullah Efendimize; en kıymetli yer neresidir, denildikte;<br />
<strong>(Bilmiyorum, Rabbim bildirirse s&ouml;ylerim)&nbsp;</strong>demiştir. Bunu Cebrail aleyhisselama sormuş, ondan da, aynı cevabı almıştır. O da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya sormuş;<br />
<strong>(Mescitler)</strong>dir cevabını almıştır. A&#39;r&acirc;f s&ucirc;resinin;&nbsp;<strong>(Affet ve ma&#39;r&ucirc;fu emr et)</strong>&nbsp;mealindeki 198. &acirc;yet-i kerimesi gelince, Cebrail aleyhissel&acirc;mdan bunu a&ccedil;ıklamasını istemiş, o da, Rabbimden &ouml;ğreneyim, diyerek gitmiştir. Tekrar geldiğinde, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;;<br />
<strong>(Senden uzaklaşana yaklaş! Senden esirgeyene ihsan et! Sana zulmedenleri affet!)</strong>&nbsp;emrini verdi dedi. Şa&#39;b&icirc; hazretleri, kendisine sorulanlardan birine bilmiyorum deyince;<br />
-Sen Irak memleketinin m&uuml;ft&uuml;s&uuml;s&uuml;n, bilmiyorum demek, sana yakışır mı? dediklerinde;<br />
-Meleklerin &uuml;st&uuml;nleri bilmiyoruz dediler, benim s&ouml;ylememden ne &ccedil;ıkar, buyurdu. İm&acirc;m-ı Eb&ucirc; Yusuf hazretleri, bir suale bilmiyorum deyince;<br />
-Hem Beyt-&uuml;l-m&acirc;ldan maaş alıyorsun, hem de cevap vermiyorsun, dediler.<br />
-Beyt-&uuml;l-m&acirc;ldan, bildiklerim kadar &uuml;cret alıyorum. Bilmediklerim i&ccedil;in alsaydım, Beyt-&uuml;l-m&acirc;lda bulunanların hepsi yetişmezdi dedi.</p>

<p>Nefsine uymayan cahil ile arkadaşlık etmek, nefsinin esiri olan din adamı ile arkadaşlık etmekten iyidir. Din adamı olduğu i&ccedil;in tekebb&uuml;r etmek, cahil olmanın alametidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, ilim, tevazua sebep olur, kibirden meneder.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13704]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 01:48:00 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Övmek ve övünmek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Haklı olarak birini y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vmek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Haklı olarak da birini y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vmek, onun felaketine sebep olabilir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sevdiği kimseyi &ouml;vmek, aşırılığa ka&ccedil;ar ve yalan karışabilir. Sevmediği kimseyi &ouml;vmekte ise riya olabilir.<br />
<br />
Bazen bir kimseyi &ouml;vmekle, &ouml;v&uuml;len kimse sevinir, kendini beğenir, insanlar beni &ouml;rnek alsın diye g&ouml;sterişe kapılabilir. Kendini diğer insanlardan &uuml;st&uuml;n g&ouml;rebilir. Halbuki kendini aciz, eksik, g&uuml;nahk&acirc;r g&ouml;ren, kibirlenemez, salih amel işlemeye ve haramlardan daha &ccedil;ok sakınmaya gayret eder. Kendisini başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren kimse ise, b&uuml;t&uuml;n faziletlerden mahrum kalır. &Ouml;v&uuml;len kimse, kendisinde bir şeyler olduğunu zanneder. Resulullah efendimizin yanında birisini &ouml;vd&uuml;ler. &Ouml;vene, <b>(Onun boynunu kestin, duyarsa iflah olmaz) </b>buyurdu. (Buhari, M&uuml;slim)<br />
<br />
Birini &ouml;vmek, onun kibirlenmesine sebep olabilir. Kibir ve ucub ise, insanı helak eder. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:<br />
<b>(Din kardeşinden bir ihtiyacını isterken onu &ouml;vmekle s&ouml;ze başlamayın. B&ouml;yle yapan onun belini kırmış olur.) </b>[İbni Lal]<br />
<br />
<b>(Birbirinizi &ouml;vmekten sakının. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;vmek onu boğazlamaktır.)</b> [İbni Mace]<br />
<br />
<b>(Kişiyi y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vmek, onu boğazlamaktır.)</b> [İ. Ebidd&uuml;nya]<br />
<br />
Bizi &ouml;ven bize iyilik etmiş olmaz. Bizi arkadan han&ccedil;erlemiş olur. Onun i&ccedil;in &ouml;venlerin s&ouml;zlerine itibar etmemeli. İki hadis-i şerif meali:<br />
<b>(Meddahların </b>[herkesi &ouml;venlerin, yağcıların] <b>y&uuml;z&uuml;ne toprak sa&ccedil;ın!) </b>[M&uuml;slim, Tirmizi]<br />
<br />
<b>(Meddahların ağzına toprak atın.)</b> [İbni Hibban]<br />
(Toprak sa&ccedil;mak, onu aşağı bilmek, s&ouml;zlerine değer vermemektir.)<br />
<br />
İyileri &ouml;vmek uygun olmayınca, f&acirc;sıkları, yani a&ccedil;ıktan g&uuml;nah işleyenleri &ouml;vmek hi&ccedil; uygun olmaz. Bir hadis-i şerif meali:<br />
<b>(F&acirc;sık &ouml;v&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; gazaplanır.) </b>[İbni Ebidd&uuml;nya, Beyheki]<br />
<br />
Bizi &ouml;venlerin tesiri altında kalmak da uygun değildir. İnsanların &ouml;vmesiyle, yermesini bir kabul edenler makbul insanlardır. Birisini tenkit ettiğiniz zaman &uuml;z&uuml;lm&uuml;yor, haktan ayrılmıyorsa, &ouml;v&uuml;nce de sevinmiyorsa, o kimse salih biridir. Hazret-i &Ouml;mer, kendisini &ouml;ven birine, (Beni de, kendini de helak mı edeceksin) buyurdu. Bir &acirc;lim de, kendini y&uuml;z&uuml;ne karşı &ouml;vene buyurdu ki: (Beni ni&ccedil;in &ouml;v&uuml;yorsun? &Ouml;fkeli iken tecr&uuml;be ettin de beni halim selim mi buldun? Benimle yolculuk ettin de iyi biri olarak mı g&ouml;rd&uuml;n? Bana bir emanet verdin de buna riayet ettim mi? Bilmediğin kimseyi nasıl &ouml;versin?)<br />
&Ouml;v&uuml;lmeyi sevmek felakettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(&Ouml;v&uuml;lmeyi sevmek, insanı k&ouml;r ve sağır eder. Kusurlarını g&ouml;rmez olur. Doğru s&ouml;zleri, verilen nasihati işitmez olur.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Din işlerine, insanların sizi &ouml;vmeleri arzusunu karıştırmaktan sakının. Sonra amelleriniz boşa gider.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
<b>(Cennetin ebedi nimetlerini isteyen, &ouml;v&uuml;lmekten hoşlanmasın.)</b> [Deylemi]<br />
<br />
Bir insan i&ccedil;in &ouml;l&uuml;m anı m&uuml;himdir. Yani imanla gitmek m&uuml;himdir. &Ouml;l&uuml;rken imanla gitmeyen kimseyi hayatında &ouml;vmek neye yarar? Kendimizi &ouml;vmek, &ouml;venlere ses &ccedil;ıkarmamak, bilmediğimiz insanları &ouml;vmek uygun olmaz. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, bize iman gibi b&uuml;y&uuml;k bir nimet ihsan etmiştir. Bununla &ouml;v&uuml;nebiliriz. Ancak son nefese kadar bu imanı muhafaza edip etmeyeceğimiz belli değildir. Bunun i&ccedil;in daima korku i&ccedil;inde yaşamak, haramlardan ka&ccedil;mak, dinimizin b&uuml;t&uuml;n emirlerini yapmak ve Allah&rsquo;ın rahmetinden &uuml;mit kesmemek gerekir.<br />
<br />
<b>İlmin faydasını g&ouml;rmek i&ccedil;in<br />
Sual:</b> İlmi hangi maksatla &ouml;ğrenmeli ki faydasını g&ouml;relim?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İlmi, yalnız Allah rızasını kazanmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek gerekir. Başka maksatlarla &ouml;ğrenmek, caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kim &acirc;limlere &ouml;v&uuml;nmek, sefihlerle, cahillerle, aklı noksan olanlarla m&uuml;nakaşa etmek, onları susturmak, insanların tevecc&uuml;h&uuml;n&uuml; kazanmak i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; onu Cehenneme atar.) </b>[Tirmizi, İbni Mace]<br />
<br />
<b>(&Acirc;limlere &ouml;v&uuml;nmek, sefihlerle m&uuml;cadele etmek maksadıyla ilim tahsil etmeyin! Toplantılarda ilimle &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslamayın! B&ouml;yle yapanın gideceği yer, Cehennemdir Cehennem.) </b>[İbni Mace]<br />
<br />
İlmi yukarıda bildirilen maksatlarla &ouml;ğrenmek caiz olmadığı gibi, Allah rızası i&ccedil;in &ouml;ğrenip de yukarıdaki maksatlarla kullanmak da caiz değildir. İlmi ile &ouml;v&uuml;nmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Bir kavim &ccedil;ıkar, Kur&#39;an okuyup &quot;Kim bizden daha iyi bilir? Kim, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahiptir?&quot; der. İşte bunlar, Cehennem yakıtıdır.) </b>[Taberani]<br />
<br />
<b>(Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur&#39;anı &ouml;ğrenecek ve okuyacaklar. Sonra, &quot;Biz okuduk, &ouml;ğrendik. Bizden hayırlı daha kim var?&quot; diyecekler. İşte onlar Cehennem odunudur.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Bu hadis-i şerifler, ilmi ile &ouml;v&uuml;nmenin caiz olmadığını g&ouml;stermektedir. İlmi ile &ouml;v&uuml;nen kimselerle tartışmak asla uygun değildir.<br />
<br />
<b>Afetlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;</b><br />
İlmi ile kibirlenmek, afetlerin en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;d&uuml;r. Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edeni ilmi ile kibirlenmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(&Acirc;limin afeti, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmesidir.)</b> [İ. Gazali]<br />
<br />
Bir şeyler bilen kimse, kendini b&uuml;y&uuml;k, bunları bilmeyenleri de hakir, aşağı g&ouml;r&uuml;r. Onlardan her zaman saygı, hizmet bekler. Başkalarını aşağı g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in, onların halinden endişeye d&uuml;şer. B&ouml;yle kimseler ilmi arttık&ccedil;a, daha &ccedil;ok tehlikeye d&uuml;şer. Fakat tevazu ehlinin ilmi artarsa, tevazuu da artar. <b>(Allah&rsquo;tan ancak &acirc;limler korkar)</b> &acirc;yet-i kerimesi, tevazu ehli &acirc;limleri bildirmektedir.<br />
<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din adamınadır.)</b> [Beyheki]<br />
<br />
<b>(Cehennemde azap &ccedil;ekenlerden bazılarının yaydıkları k&ouml;t&uuml; kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. &quot;Sen ne g&uuml;nah işledin ki, &ouml;yle pis koku &ccedil;ıkarıyorsun?&quot; diye sorulunca, &quot;Ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım&quot;der.)</b> [İ. Ahmed]<br />
<br />
Kendinden aşağı olanlara, f&acirc;sıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, (Bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor. Ben ise bilerek g&uuml;nah işliyorum) demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, (Bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilim ve ihlas ile amel ediyor. Ben b&ouml;yle değilim) demelidir. Kendinden yaşlısını g&ouml;r&uuml;nce, (Bu benden daha &ccedil;ok ibadet etmiştir) demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce (Bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok) demelidir. Kendi yaşındakini g&ouml;r&uuml;nce, (Ben kendi g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum) demelidir. Bir bid&#39;at sahibini veya gayrim&uuml;slimi g&ouml;r&uuml;nce, (İnsanın h&acirc;li son nefeste belli olur. Bu belki hidayete kavuşabilir. Acaba benim h&acirc;lim ne olacak?) demeli, bunlara kibretmemelidir.<br />
<br />
İnsanın kendi g&uuml;nahlarını unutmaması ve son nefesinin nasıl olacağını d&uuml;ş&uuml;nmesi gerekir. Ahirette kimin kimden &uuml;st&uuml;n olacağı, d&uuml;nyada kesin olarak bilinemez. Nice din adamı, k&acirc;fir olarak can vermiştir. Nice k&acirc;firlere de iman ile can vermek nasip olmuştur. O halde, hi&ccedil; kimseye Cehennemlik, kendine de Cennetlik dememelidir.<br />
<br />
F&acirc;sık ve bid&#39;at sahiplerine buğzederken kibirden sakınmalıdır. Bu da kızmayı kendi i&ccedil;in değil, bunu emreden Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; i&ccedil;in yapmakla ve kızarken kendini selamette, karşısındakini helakte g&ouml;rmemekle olur. Mesela; bir kimse, &ccedil;ocuğunu, hizmet&ccedil;isi ile bir yere g&ouml;nderirken, &ccedil;ocuk kabahat işlerse, darılmasını, hatta d&ouml;vmesini emreder. Bu da, &ccedil;ocuk kabahat yapınca, onu d&ouml;ver. Fakat d&ouml;verken, babasının yanında kendinin &ccedil;ocuktan daha kıymetli olmadığını da bilmektedir. Ona kibredemez. M&uuml;minin k&acirc;firi sevmemesi, buna benzemektedir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; m&uuml;minlerin kendilerinin değil, imanlarının &uuml;st&uuml;n olduğunu bildirdi. İman kimde bulunursa, o &uuml;st&uuml;n olur. Sonsuz &uuml;st&uuml;nl&uuml;k ise, son nefeste belli olur.<br />
<br />
<b>Nimetlerle &ouml;v&uuml;nmek<br />
Sual:</b> Allah&rsquo;ın verdiği nimetleri, başkalarına bildirerek &ouml;v&uuml;nmek uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiği nimetleri bildirmek, bunlara ş&uuml;kretmek olur.)</b> [Beyheki]<br />
&Ouml;v&uuml;nmek haramdır. Kendindeki iyilikleri, nimetleri, kendinden bilirse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın verdiğini d&uuml;ş&uuml;nmezse, &ouml;v&uuml;nmek olur. Yani (Tezkiye-i nefs)<b> </b>olur. Bu nimetlerini Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan geldiğini bilir, kendinin kusurlu olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rse, (Ş&uuml;k&uuml;r)<b> </b>olur.<br />
<br />
<b>Babası ile &ouml;v&uuml;nmek<br />
Sual:</b> Kendi yaşayışları uygun olmayan kimselerin babaları ile ve dedeleri ile &ouml;v&uuml;nmeleri uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Babaları ile, dedeleri ile &ouml;v&uuml;nmek ve tekebb&uuml;r etmek, cahillik ve ahmaklıktır. <b>Kabil</b>,<b> </b>&Acirc;dem aleyhisselamın oğlu idi. <b>Yam </b>da, Nuh aleyhisselamın oğlu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları k&uuml;f&uuml;rden kurtarmadı. İnsanın &ouml;v&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; dedeleri, bir avu&ccedil; toprak oldu. Onların salih olmaları ile &ouml;v&uuml;nmemeli, onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya &ccedil;alışmalıdır!<br />
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:<br />
<b>(Atalarınız ile &ouml;v&uuml;nmeyi terk edin.) </b>[Ebu Davud]<br />
<br />
<b>(Bir kimsenin kendi k&ouml;t&uuml; ise, ahirette nesebinin</b> [soy-sopunun] <b>&uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; ona fayda vermez.) </b>[Taberani]<br />
<br />
Bir g&uuml;n iki kişi birbirine &uuml;st&uuml;nl&uuml;k taslayarak biri, &quot;Ben falancanın oğlu filanım. Ya sen kimsin?&quot; dedi. Bunun &uuml;zerine Peygamber efendimiz aleyhisselam buyurdu ki:<br />
<b>(Hazret-i Musa&rsquo;nın yanında iki kişi birbirine karşı &ouml;v&uuml;nmeye başladı. Biri ecdadını 9 g&ouml;bek geriye doğru saydı. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Hazret-i Musa&rsquo;ya, </b>&quot;<b>Ona s&ouml;yle, iftihar ettiği 9 kişi Cehennemdedir. Kendi de onuncusudur&quot; diye vahyetmiştir.) </b>[İ. Ahmed]<br />
<br />
<b>İltifat değil ger&ccedil;ek<br />
Sual:</b> Bir arkadaş, diğer arkadaşı takdir edip &ouml;v&uuml;nce, &ouml;v&uuml;len arkadaş, &ouml;vene <b>(iltifatınıza teşekk&uuml;r ederim)</b> diyor. Diğeri ise ben iltifat yapmadım ger&ccedil;eği s&ouml;yledim diyor. İltifat ger&ccedil;ek değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İltifat; ilgilenmek, saygı g&ouml;stermek, birinin hatırını sormak, nazik ve yumuşak davranmak, tevecc&uuml;h g&ouml;stermek, g&ouml;nl&uuml;n&uuml; hoş etmek gibi anlamlara gelir.<br />
<br />
Bilhassa dini bilgilerden uzak kimseler arasında iltifat, yalandan takdir etme anlamında kullanılıyor. Takdir etmenin ger&ccedil;eği de olur, yalanı da olur. Ama m&uuml;sl&uuml;man takdir ederken doğru s&ouml;yler. Yani M&uuml;sl&uuml;manın takdiri ger&ccedil;ektir. Bu bakımdan iltifat değil ger&ccedil;ektir s&ouml;z&uuml; k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;ze uygun değildir. Yabancılardan ge&ccedil;miştir.</p>

<p><strong>Sual: Beş vakit namazını kılan bir kimsenin, sadece cuma namazlarına gidenleri &ouml;l&ccedil;&uuml; alarak, ben onlara g&ouml;re daha iyiyim demesi dinen uygun olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Peygamber efendimiz, konu ile alakalı bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki:<br />
<strong>(O kimseye bakma ki, dinde senden aşağıdır, zira kendini beğenip, helak olursun. Dinde senden yukarısına bak ki, senden hayırlıdır. Malı &ccedil;ok olana bakma ki, Allahın kısmetine gadab edersin. Şu kimseye bak ki, yiyeceğini zahmet &ccedil;ekerek alın teri ile hazırlar, o zaman da, Hak te&acirc;l&acirc;nın sana verdiği nimete ş&uuml;kredersin.)</strong></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>&Ouml;vmek ve &ouml;v&uuml;lmeyi sevmek...</strong></p>

<p>&Ouml;v&uuml;lmeyi sevmek, kalb hastalıklarından yani k&ouml;t&uuml; huylardan birisidir. &Ouml;v&uuml;lmeyi sevmenin sebebi, insanın kendini beğenmesi, y&uuml;ksek, iyi sanmasından ileri gelmektedir. Medhedilmek, b&ouml;yle kimselere tatlı gelir. Bu sebeple bu halin, bir &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, bir iyilik olmadığını, velev ki &ouml;yle olsa bile, bunun ge&ccedil;ici olduğunu, kalıcı olmadığını d&uuml;ş&uuml;nmek ve bu huydan kurtulmanın yollarını aramak lazımdır.</p>

<p>Dinimizde &ouml;vmek de, bir başkasını k&ouml;t&uuml;lemek gibi yasak edilmiştir. Zira herhangi bir kimseyi k&ouml;t&uuml;lerken, gıybet, su-i zan ve o kimsenin gizli hallerini a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarmak gibi benzeri g&uuml;nahlar işlenmektedir. Herhangi bir kimseyi &ouml;verken de benzer g&uuml;nahlara girilmektedir. Mesela bir başkasını &ouml;ven kimse, s&ouml;zlerine yalan karıştırabilir ve b&ouml;ylece de yalan s&ouml;yleme g&uuml;nahına girebilir. Bunun i&ccedil;in Halid bin Ma&#39;&#39;den hazretleri: &quot;Herhangi bir şahsı, onda olmayan vasıflarla &ouml;ven kimse, kıyamet g&uuml;n&uuml; dili peltek olarak mahşer yerine gelir.&quot; buyurmuşlardır.</p>

<p>Ayrıca herhangi bir kimseyi &ouml;verken, karşısındaki şahsa yaranmak i&ccedil;in riyaya ka&ccedil;ılabilir. Bazan &ouml;yle durumlar olur ki, bir kimse, karşısındakini &ouml;verken, s&ouml;ylediği s&ouml;zlere kendisi de inanmaz. Fakat o şahsa yaranmak i&ccedil;in bunları s&ouml;ylemektedir. Bu şekilde konuşmak, s&ouml;ylemek ise, hem yalan, hem de riya olur. B&ouml;yle s&ouml;zleri s&ouml;yleyen de, bunları dinleyen de g&uuml;naha girmektedir.</p>

<p>&quot;Yazıklar olsun sana!&quot; Bir kimse, herhangi bir şahsı &ouml;verken, o şahsın bilinmeyen ve bilinmesine de imkan olmayan y&ouml;nlerini &ouml;vebilir. B&ouml;yle &ouml;vmek de, tamamen yalan ve riya olur. Peygamber efendimizin huzurunda, orada bulunmayan bir kimse &ouml;v&uuml;lm&uuml;şt&uuml;. &Ouml;ven şahsa karşı Resulullah efendimiz: (Yazıklar olsun sana! O kişinin boynunu kopardın. Eğer senin bu s&ouml;ylediklerini o kimse duysaydı iflah olmazdı.) buyurduktan sonra: (Muhakkak bir kimseyi methetmeniz gerekiyorsa, falan kimseyi b&ouml;yle zannediyoruz. Allah&uuml; tealaya karşı hi&ccedil; kimseyi temize &ccedil;ıkaracak değiliz. Herkesin murakıbı, g&ouml;zetleyicisi Allah&uuml; tealadır. Eğer o kimse Allah&uuml; teala indinde de b&ouml;yle ise iyidir dersiniz) buyurmuşlardır. Herhangi bir kimsenin iyi olduğu kesin olarak bilinmedik&ccedil;e veya o şahısta c&ouml;mertlik, yardımseverlik gibi hasletlerin mevcudiyeti yakinen g&ouml;r&uuml;lmedik&ccedil;e, o kimse i&ccedil;in c&ouml;merttir, iyidir, yardımseverdir gibi methedici s&ouml;zleri s&ouml;ylemek uygun olmaz. Hele bir kimsenin g&ouml;z&uuml;m&uuml;zle g&ouml;rmediğimiz, yakinen bilmediğimiz huyları hakkında &ccedil;ok g&uuml;zeldir, iyidir gibi methedici s&ouml;zleri s&ouml;ylememiz ise, hi&ccedil; uygun olmaz. Nitekim hazret-i &Ouml;mer, bir kimsenin başka birisini &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; g&ouml;r&uuml;nce, o kimseye; - Sen &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahısla bir yolculuk yaptın mı? diye sorar. O şahıs: - Hayır yapmadım diye cevap verince hazret-i &Ouml;mer: - Peki &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahısla bir alışveriş veya ticari bir ortaklık yaptın mı? diye tekrar sorar. O şahıs da: - Hayır yapmadım diye cevap verir. Hazret-i &Ouml;mer: - Peki &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahısla, sabah-akşam bir arada bulundun mu, komşuluk yaptın mı? diye sorar. O şahıs da. -Hayır b&ouml;yle bir durumumuz hi&ccedil; olmadı cevabını verir. Bunun &uuml;zerine hazret-i &Ouml;mer: - Vallahi sen, &ouml;vd&uuml;ğ&uuml;n o şahıs hakkında hi&ccedil;bir şey bilmiyorsun. Bu halde iken nasıl olur da onun hakkında b&ouml;yle &ouml;v&uuml;c&uuml; s&ouml;zler s&ouml;ylersin! buyurmuşlardır. Eb&uuml;&#39;&#39;l-Abb&acirc;s-ı M&uuml;rs&icirc; hazretleri anlatır: &quot;Bir gece r&uuml;y&acirc;mda hazret-i &Ouml;mer&#39;&#39;i g&ouml;rd&uuml;m. &#39;&#39;Ey m&uuml;minlerin em&icirc;ri! D&uuml;ny&acirc; sevgisinin al&acirc;meti nedir?&#39;&#39; diye sual ettiğimde: &#39;&#39;K&ouml;t&uuml;lenme korkusu ve &ouml;v&uuml;lmeyi sevmektir&#39;&#39; cevabını verdiler. D&uuml;ny&acirc;yı sevmenin al&acirc;meti bunlar olunca, z&uuml;hd&uuml;n yani d&uuml;ny&acirc;yı terk etmenin al&acirc;meti, doğru yolda bulunmakta k&ouml;t&uuml;lenmekten korkmamak ve &ouml;v&uuml;lmeyi sevmemektir.&quot; Bir insan, başkalarını &ouml;vme hastalığına yakalanmışsa, bunun sonu gelmez. Bu kimse, menfaati gereği fasık ve zalimleri de &ouml;vebilir. Halbuki bunların &ouml;v&uuml;lmesi, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k g&uuml;nahtır. Nitekim hadis-i şerifte: (Fasık, k&ouml;t&uuml; bir kimse &ouml;v&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; zaman, Allah gadap eder) buyurulmuştur. Hasan-ı Basri hazretleri de: &quot;Zalim bir kimseye, uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; olması i&ccedil;in dua eden bir kimse, yery&uuml;z&uuml;nde Allaha isyan edilmesini seviyor demektir.&quot; buyurmuşlardır.</p>

<p>&Ouml;v&uuml;len i&ccedil;in de tehlikeler var! &Ouml;ven kimse a&ccedil;ısından b&ouml;yle tehlikeler olduğu gibi, &ouml;v&uuml;len kimse i&ccedil;in de bir&ccedil;ok tehlikeler vardır. Her şeyden &ouml;nce, insanlar tarafından &ouml;v&uuml;len kimsede, gurur, kibir ve ucub gibi hastalıklar meydana gelir. Kibir ve ucup ise, tedavisi &ccedil;ok zor bir hastalıktır. Peygamber efendimiz:</p>

<p>(Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. &Ouml;lmek &uuml;zere yaratılan bir insanın, ge&ccedil;mişi, g&uuml;zelliği, yakışıklılığı, gen&ccedil;liği, mal ve mevki sahibi olması ile &ouml;v&uuml;nmesi, cahilliktir. Bunlarla &ouml;v&uuml;nmek, olgun bir insana ve hele bir M&uuml;sl&uuml;mana hi&ccedil; yakışmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bunlar, insanın kendinde bulunan &uuml;st&uuml;nl&uuml;kler değildir. Vehb bin M&uuml;nebbih hazretleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;İnsanın dini i&ccedil;in en faydalı ahl&acirc;k, d&uuml;ny&acirc;ya rağbet etmemesi, en k&ouml;t&uuml;s&uuml; de, nefsinin arzu ve isteklerine uymasıdır. Nefse uymanın al&acirc;meti; malı, mak&acirc;mı ve herkes yanında medhedilmeyi sevmektir. Malı ve r&uuml;tbeyi seven kimse, har&acirc;mlara d&uuml;şer. Har&acirc;mları yapan, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı gazablandırır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;yı gazablandıran kimse ise, hel&acirc;k olur.&quot;</p>

<p align="left"><strong>Sual: Bazı kimseler, hep kendinden bahsedilsin, kendisi &ouml;v&uuml;ls&uuml;n, kendisi &ouml;nde olsun ister. B&ouml;yle kendine kıymet vererek &ouml;nde olmayı istemek, dinimizce doğru mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;<strong>Tekebb&uuml;r</strong>, kibir sahibi olma, kendini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;sterme anlamındadır.&nbsp;<strong>M&uuml;tekebbir</strong>&nbsp;ise; kibirlenen, kendini beğenen demektir. Tekebb&uuml;r etmek haramdır. Tekebb&uuml;r, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın bir sıfatıdır, Kibir ve Kibriya sıfatı, ona mahsustur. Hadis-i kudside;<br />
<strong>(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, &ccedil;ok acı azap ederim)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p align="left">İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; indinde kıymeti o kadar y&uuml;kselir. Kendine kıymet verenin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; katında kıymeti olmaz. Kibrin zararını bilmeyen kimse i&ccedil;in &acirc;lim demek, yalan olur. İnsanın ilmi arttık&ccedil;a, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan korkması artar, g&uuml;nah işlemeye cesaret edemez. Bunun i&ccedil;in, Peygamberler aleyhim&uuml;ssel&acirc;m, tevazu sahibi idiler. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan &ccedil;ok korkarlardı, kendilerinde kibir ve ucub gibi k&ouml;t&uuml; huylar hi&ccedil; yoktu. K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &acirc;lim, cahili g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu, bilmediği i&ccedil;in g&uuml;nah işliyor, ben ise, bilerek işliyorum&rdquo; demelidir. Bir &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok biliyor ve ilminin hakkını veriyor, ihlas ile amel yapıyor, ben b&ouml;yle değilim&rdquo; demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bu benden daha &ccedil;ok ibadet etti&rdquo; demelidir. Gen&ccedil;leri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;bunların g&uuml;nahı az, benim g&uuml;nahlarım &ccedil;ok&rdquo; demelidir. Kendi yaşındakileri g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;g&uuml;nahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum, bilinen k&ouml;t&uuml;l&uuml;kleri tahkir etmek lazımdır&rdquo; demelidir. Bir bidat sahibini veya k&acirc;firi g&ouml;r&uuml;nce, &ldquo;insanın h&acirc;li son nefeste belli olur, acaba benim h&acirc;lim ne olacak&rdquo; demeli, bunlara da tekebb&uuml;r etmemelidir. Fakat, bunları sevmemelidir.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgileri &ouml;ğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. B&ouml;yle kibirli olanların, bu halden kurtulması m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:<br />
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek lazımdır. İmam olmak, m&uuml;ft&uuml; olmak, din adamı tanınmak, herkesten &uuml;st&uuml;n olmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmemek lazımdır.</p>

<p>İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına &ouml;ğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah i&ccedil;in olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler &uuml;zerine oturtulacaktır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Mal, mevki ve ş&ouml;hret i&ccedil;in ilim sahibi olmak b&ouml;yledir. D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, yani dini d&uuml;nyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini d&uuml;nya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Din bilgilerini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p><strong>Kibriy&acirc; Allah&#39;a mahsustur...</strong></p>

<p>Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına g&ouml;nderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı k&ouml;t&uuml;lemiş ve yasak etmiştir. Nahl s&ucirc;resinin 23. &acirc;yetinde me&acirc;len:</p>

<p>(Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurulmaktadır.</p>

<p>Peygamber efendimiz de, bir had&icirc;s-i şer&icirc;flerinde; (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. İsl&acirc;m &acirc;limleri buyuruyor ki:</p>

<p>&quot;Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; ilim, kudret gibi b&uuml;t&uuml;n sıfatlarından kullarına biraz ihs&acirc;n buyurmuştur. Fakat, yalnız &uuml;&ccedil; sıfatı kendine mahs&ucirc;stur. Bu &uuml;&ccedil; sıfattan hi&ccedil;bir mahl&ucirc;kuna vermemiştir. Bu &uuml;&ccedil; sıfatı; kibriy&acirc;, gan&icirc; olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriy&acirc;, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k, &uuml;st&uuml;nl&uuml;k demektir. Gan&icirc; olmak, başkalarına muhta&ccedil; olmamak, herşey Ona muhta&ccedil; olmak demektir.&quot;</p>

<p>Bunun i&ccedil;in kibirlenmek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın sıfatına, hakkına tec&acirc;v&uuml;z etmek olur. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, kullarına karşı m&uuml;tekebbirdir. Zira O, kibriy&acirc; s&acirc;hibidir. Azamet, b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k ve kibriy&acirc;, y&uuml;celik ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya mahs&ucirc;stur. Had&icirc;s-i kuds&icirc;de:</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir (Azamet ve kibriy&acirc; bana mahs&ucirc;stur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, &ccedil;ok acı az&acirc;b ederim) buyuruldu.</p>

<p>Tekebb&uuml;r edene, yani kibir s&acirc;hibi olana karşı tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Kibir s&acirc;hibine tekebb&uuml;r etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir s&acirc;hibine karşı tev&acirc;zu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid&#39;&#39;at s&acirc;hiplerine ve kibirli zenginlere karşı da tekebb&uuml;r etmek c&acirc;izdir. Bu tekebb&uuml;r kendini y&uuml;ksek g&ouml;stermek i&ccedil;in değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak i&ccedil;indir.</p>

<p>Takıyy&uuml;dd&icirc;n S&uuml;bk&icirc; hazretleri;</p>

<p>&quot;&Ccedil;ok iyi anlayıp g&ouml;rd&uuml;m ki, b&uuml;t&uuml;n fes&acirc;dın başı kibirdir. Kibir, şeytanın b&uuml;y&uuml;klenip kendini beğenmesi ile işlenen ilk g&uuml;nah oldu. Kalbde kibir, b&uuml;y&uuml;klenme h&acirc;sıl olduğu zaman, kendisini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;r&uuml;p, başkalarını aşağı g&ouml;r&uuml;r. Kibir, kalbi nas&icirc;hat kab&ucirc;l etmekten ve emre it&acirc;at etmekten alıkoyar&quot; buyurmaktadır. B&acirc;yez&icirc;d-i Bist&acirc;m&icirc; hazretleri bir g&uuml;n yolda giderken yanından ge&ccedil;en bir k&ouml;peği g&ouml;r&uuml;r ve k&ouml;peğe değip nec&acirc;set bulaşmasın diye elbisesini toplar. O anda k&ouml;pek, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kudreti ile dile gelip; &quot;Benden sana bulaşacak kir, &uuml;&ccedil; def&acirc; yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi dery&acirc;da yıkansa temiz olmaz&quot; der. Kibriya yani &uuml;st&uuml;nl&uuml;k, yalnız Cenab-ı Hakka mahsustur. Sonradan yaratılan, d&uuml;nyaya gelmesi ve &ouml;lmesi kendi elinde olmayan bir insana, kibirlenmek mi yakışır yoksa tevazu g&ouml;stermek mi? İm&acirc;m-ı Zeynel&acirc;bid&icirc;n hazretleri buyuruyorlar ki:</p>

<p>&quot;Kibir sahipleri benim &ccedil;ok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da &ccedil;&uuml;r&uuml;m&uuml;ş, kokmuş leş olacaklarını bildikleri halde yine de kibirlenirler; bunlar neyine g&uuml;venirler!&quot;</p>

<p>Aklında noksanlık vardır! M&uuml;sl&uuml;man, kibirli olmaz, olamaz. Bir kimse kibirliyse, onun M&uuml;sl&uuml;manlığında ve aklında noksanlık vardır. Zira Ahmed bin Hanbel hazretleri; &quot;Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız&quot; buyurmaktadır. Kibirli kimse, saadet kapısından i&ccedil;eri giremez. Kendini beğenen, kendini &uuml;st&uuml;n g&ouml;ren, kendini kabiliyetli g&ouml;ren, kendini iyi g&ouml;ren bir kimse, saadet kapısının dışında dolaşır, kapıdan i&ccedil;eri giremez. Kibirli kimse, kibrini kırarsa, kibrini yıkarsa o zaman saadet kapısından i&ccedil;eri girer.</p>

<p>Kibir, b&uuml;t&uuml;n saadetlere engel bir duvar gibidir. Bu kibir duvarı, saadet kapısını a&ccedil;maya engeldir. Diğer g&uuml;nahlar, kibir gibi değildir. Allah hepimizi affetsin. Hepimizin g&uuml;nahları vardır. Fakat elhamd&uuml;lillah M&uuml;sl&uuml;manız. Ancak M&uuml;sl&uuml;man kibirli olamaz. Eğer kibirliyse, o kimsede noksanlık var demektir. Bu &ccedil;ok m&uuml;him bir &ouml;l&ccedil;&uuml;d&uuml;r. Kibirden kurtulmanın tek &ccedil;aresi ise, kibirli olmayanlarla beraber olmaktır. Allah&uuml; tealadan ve O&#39;&#39;nun dininden bahsederek sohbet etmektir. Allah adamlarını ve m&uuml;sl&uuml;manları Allah rızası i&ccedil;in sevmek ve sevilmektir. Hi&ccedil; kızmamak, g&uuml;cenmemek, darılmamak, haddini bilmek, kusurunu g&ouml;rmek, ayıbını g&ouml;rmektir. İslam &acirc;limleri, akıllı olmak l&acirc;zımdır buyurmuşlardır. Akıllı insan, karşısındakinin iyi tarafını, kendisinin k&ouml;t&uuml; taraflarını g&ouml;ren kimsedir. Karşısındakinin k&ouml;t&uuml; tarafını g&ouml;ren kimse, akıldan mahrumdur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;ren kimse de, akıldan mahrumdur. Demek ki akıllı insan, akıllı, iyi bir M&uuml;sl&uuml;man, daima M&uuml;sl&uuml;manların iyi taraflarını g&ouml;r&uuml;r, o iyi taraflarına &acirc;şık olur. Kendisinin iyi taraflarını g&ouml;remez. Dolayısıyla daima arkadaşlarına muhta&ccedil;tır. Arkadaşlarına muhta&ccedil; olmayan, onun hizmetine, duasına ihtiya&ccedil; duymayan mahvolmuştur. İşte o, felakettedir.</p>

<p>Başarıya da engeldir İnsanoğlu, nefsinin esiri olunca, her şeyi yapacağını, her şeye sahip olacağını zanneder. &Ouml;l&uuml;m&uuml; unutur, hi&ccedil; &ouml;lmeyecekmiş gibi hareket eder. Ele ge&ccedil;ireceği şeylerde &ccedil;ok acelecidir, sabırsızdır. Halbuki insan, acele etse de, her şeye sahip olmayı arzu etse de, Allah&uuml; tealanın takdirinden başkası olmaz. Rabbimizin emri olduğu i&ccedil;in sebeplere yapışıp neticeyi sabırla beklemek l&acirc;zımdır. Kızmak, sinirlenmek kibirdendir. Aceleci, sabırsız olmak, şeytandandır. Her iki hal de, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler. İnsan aceleci, sabırsız da olsa, iş olacağına varacaktır. Netice olarak, İsl&acirc;m &acirc;limlerinin buyurduğu gibi: &quot;Kibir, her iyiliğe, her fazilete, her g&uuml;zelliğe ve her başarıya engeldir.&quot;</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1278]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 01:14:39 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kibir ve büyüklenmek]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kitaplarda, (Allah kibriya sahibi) deniyor. Kibriya ise b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k yani kibir demekmiş. Allah kibri yasaklarken, kendisi niye kibir sahibidir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu, &ccedil;ok tuhaf bir sorudur. İnsanlar tenkit edilebilir, ama Allah da tenkit edilir mi hi&ccedil;?<br />
<br />
Bir okuyucu da Peygamber efendimizin, <b>(Ben peygamberlerin efendisiyim ve şefaat edicilerin ilkiyim)</b> s&ouml;z&uuml; i&ccedil;in, (Peygamberimiz niye kendini &ouml;v&uuml;p kibirleniyor?) diye sormuştu.<br />
<br />
Allah ve Resul&uuml; hakkında sual sorarken &ccedil;ok dikkatli olmalı. Mesela, (Acaba burada ne denmek isteniyor) gibi edebe uygun sormalı. Allah&#39;ı ve Peygamberimizi tenkit eden k&acirc;fir olur.<br />
<br />
Başbakanın, cumhurbaşkanının, (Bizim g&ouml;revimiz şu) demeleri kibir olmaz. B&ouml;yle demek, &ouml;v&uuml;nmek değil, ger&ccedil;eği bildirmektir. Bir peygamberin de, (Ben peygamberim) demesi &ouml;v&uuml;nmek değil, vazifesini bildirmek olur.<br />
<br />
Bazı kelimeler birka&ccedil; anlamda kullanılabiliyor. Bazıları da yanlış olarak kullanılıyor. Mesela kaptan, gemi s&uuml;r&uuml;c&uuml;s&uuml; iken, şimdi şof&ouml;rlere de kaptan deniyor. H&acirc;fız, hadis &acirc;limi demektir. Bug&uuml;n Kur&#39;an-ı kerimi ezbere okuyana hafız deniyor. Hatt&acirc; Kur&#39;an-ı kerimi ezberlemeye giden &ccedil;ocuğa bile h&acirc;fız deniyor. Bu yanlış kullanımlardan dolayı bazı ifadeler doğru anlaşılamıyor.<br />
<br />
Kibir, b&uuml;y&uuml;k ve b&uuml;y&uuml;kl&uuml;k demekse de, T&uuml;rk&ccedil;ede daha &ccedil;ok, kendisini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;sterme, kendisini, başkalarından &uuml;st&uuml;n g&ouml;rme hastalığı olarak kullanılıyor. Kibir, insanlar i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k hastalıktır. Bu m&acirc;nada h&acirc;ş&acirc; Allah i&ccedil;in kullanılmaz.<br />
<br />
Kebir de b&uuml;y&uuml;k demektir. Ekber en b&uuml;y&uuml;k demektir. B&uuml;y&uuml;kl&uuml;k yalnız Allah&#39;a mahsustur. Hi&ccedil; kimse, Onun gibi b&uuml;y&uuml;k olamaz. Birine peygamber demek yanlış olduğu gibi, peygambere de Allah demek yanlıştır, ama Allah&rsquo;a Allah demek, (Allah en b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r) demek yanlış olmaz. Bir kimsenin (Ben yaratıcıyım, ben en b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;m) demesi, kibirdir, yalandır, ama Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın (Ben yaratıcıyım) demesi ger&ccedil;eği s&ouml;ylemektir.</p>

<p><strong>Hi&ccedil; kimseyi k&uuml;&ccedil;&uuml;k g&ouml;rmemelidir<br />
Sual:<em> Bir M&uuml;sl&uuml;manın, &ccedil;ocukları, g&uuml;nah işleyenleri, hen&uuml;z iman etmemiş olanları, hafife alması, onlara tepeden bakması uygun mudur?</em></strong><br />
<strong>Cevap:</strong> Konu ile alakalı olarak S&uuml;leyman bin Cez&acirc; hazretleri Eyy&uuml;hel Veled kitabında buyuruyor ki:<br />
&ldquo;K&uuml;&ccedil;&uuml;klere, fasıklara ve facirlere yani g&uuml;nah işleyenlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebb&uuml;r sahibine karşı tekebb&uuml;r etmek lazımdır. Bir &ccedil;ocuk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman, bunun g&uuml;nahı yoktur, benim g&uuml;nahım vardır dolayısı ile bu &ccedil;ocuk benden daha faziletlidir. Bir yaşlı M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n zaman, bu benden daha fazla ibadet eylemiştir, dolayısı ile benden daha faziletlidir. Bir İsl&acirc;m &acirc;limi g&ouml;r&uuml;nce, ben cahilim, bu benden ziyade &acirc;limdir, &ouml;yle ise, benden daha faziletlidir. Bir cahil g&ouml;r&uuml;nce, bu bilmeden g&uuml;nah işler fakat ben bilerek işlerim, &ouml;yle ise, bu benden efdaldir. Bir k&acirc;fir g&ouml;rsen, olur ki, iman edip d&uuml;nyadan iman ile gider, benim imanla gidip gitmeyeceğim ise, belli değildir, o h&acirc;lde, benden daha faziletlidir diye d&uuml;ş&uuml;nmelisin! M&uuml;sl&uuml;manlara karşı kibir yapmazsan, Hak te&acirc;l&acirc; indinde y&uuml;ksek derecelere vasıl olursun.</p>

<p><strong>Sual: Bir kimsenin, her yaptığı ibadeti, iyiliği beğenmesi, s&ouml;z&uuml;n&uuml;n herkes tarafından dinlenmesini istemesi, k&ouml;t&uuml; bir huy mudur?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;<strong>Ucb</strong>, yaptığı ibadetleri, iyilikleri beğenerek, bunlarla &ouml;v&uuml;nmektir. Yaptığı ibadetlerin, iyiliklerin kıymetini bilerek, bunların elden gitmesini d&uuml;ş&uuml;nerek korkmak, &uuml;z&uuml;lmek ucb olmaz. Yahut, bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek, sevinmek de, ucb olmaz. Bunların Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan gelen nimetler olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmeyerek kendi yaptığını, kazandığını sanarak sevinmek, kendini beğenmek, ucb olur. Ucbun zıddına&nbsp;<strong>Minnet</strong>&nbsp;denir. Minnet, nimete kendi eliyle, kendi &ccedil;alışmasıyla kavuşmadığını, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;nmektir. B&ouml;yle d&uuml;ş&uuml;nmek, ucb tehlikesi olduğu zaman farz olur. Diğer zamanlarda ise m&uuml;stehabdır.</p>

<p>İnsanı ucba s&uuml;r&uuml;kleyen sebeplerin başında cehalet ve gaflet gelmektedir. Bu ucbdan kurtulmak i&ccedil;in, her şeyin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın dilemesi ile ve yaratması ile meydana geldiğini, akıl, ilim, ibadet etmek, mal ve mevki gibi kıymetli nimetlerin, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu ve ihsanı olduklarını d&uuml;ş&uuml;nmek lazımdır.</p>

<p>Ucb, kibre, g&uuml;nahları unutmaya sebep olur. G&uuml;nah ise, kalbi karartır. G&uuml;nahlarını d&uuml;ş&uuml;nen kimse, ibadetlerini b&uuml;y&uuml;k g&ouml;rmez. İbadet yapmanın da, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın l&uuml;tfu, ihsanı olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r.</p>

<p>Ucb sahibi, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın mekrini ve azabını da unutur. Başkalarından istifade etmekten mahrum kalır. Kimse ile meşveret etmez, danışmaz. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(&Uuml;&ccedil; şey, insanı felakete s&uuml;r&uuml;kler: Buhl, heva ve ucb.)</strong></p>

<p>Buhl sahibi, yani hasis, cimri kimse, Allaha ve kullara karşı olan hakları ve vazifeleri &ouml;demekten mahrum olur. Hevasına, yani nefsinin arzularına uyan ve ucb sahibi olan, nefsini beğenen kimse, muhakkak felakete du&ccedil;ar olur. İm&acirc;m-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:<br />
&ldquo;B&uuml;t&uuml;n k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerin başı, kaynağı &uuml;&ccedil;t&uuml;r: Haset, riya, ucb. Kalbini bunlardan temizlemeye &ccedil;alış!&rdquo;</p>

<p>Ucb sahibi, hep ben, ben der. Toplantılarda baş tarafta bulunmak ister. Her t&uuml;rl&uuml; s&ouml;z&uuml;n&uuml;n kabul olunmasını ister. G&uuml;nah işleyenin boynu b&uuml;k&uuml;k olur ve tevbe edebilir. Ucb sahibi ise, ilmi ile, ameli ile mağrur olur. Egoist olur ve tevbe etmesi de g&uuml;&ccedil; olur. G&uuml;nah işleyenlerin iniltileri, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya, tesbih &ccedil;ekenlerin &ouml;v&uuml;nmesinden iyi gelir.</p>

<p><strong>Sual: Din bilgileri &ouml;ğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. B&ouml;yle kibirli olanların, bu halden kurtulması m&uuml;mk&uuml;n değil midir?<br />
Cevap:</strong>&nbsp;Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:<br />
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmek lazımdır. İmam olmak, m&uuml;ft&uuml; olmak, din adamı tanınmak, herkesten &uuml;st&uuml;n olmak i&ccedil;in &ouml;ğrenmemek lazımdır.</p>

<p>İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına &ouml;ğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Allah i&ccedil;in olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler &uuml;zerine oturtulacaktır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Mal, mevki ve ş&ouml;hret i&ccedil;in ilim sahibi olmak b&ouml;yledir. D&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in ilim &ouml;ğrenmek, yani dini d&uuml;nyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini d&uuml;nya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Had&icirc;s-i şerifte;<br />
<strong>(Din bilgilerini d&uuml;nyalık ele ge&ccedil;irmek i&ccedil;in edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=13667]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Fri, 11 Sep 2026 00:59:36 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Tevazu göstermeye çalışmak]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual: </b>Tevazu sahibi olmakla tevazu g&ouml;stermek aynı mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tevazu g&ouml;stermekle, tevazu sahibi olmak &ccedil;ok farklıdır. Tevazu sahibi &ouml;v&uuml;lm&uuml;ş, tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışan ise yerilmiştir. C&uuml;neyd-i Bağdadi<b> </b>hazretleri, (Tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışmak da kibirdir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kendinde bir varlık hisseden tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışır. Ger&ccedil;ek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışsın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık değildir) buyuruyor. Bazısı da, (Bu g&uuml;nahk&acirc;r, bu fakir) diyerek kendinin tevazu ehli olduğunu g&ouml;stermeye &ccedil;alışır. Bir g&uuml;nahını s&ouml;yleyince hemen kızar. O zaman s&ouml;z&uuml;nde yapmacık olduğu anlaşılır. Din b&uuml;y&uuml;kleri de &quot;bu fakir&quot; diye kullanırlar. Fakat bunlar b&ouml;yle s&ouml;zlerinde samimidir.<br />
<br />
<b>Bu fakir ne demek?<br />
Sual: </b>Konuşurken, (Bu fakir, bu &acirc;ciz, bendeniz) gibi ifadeler kullanmak tevazu sahibi olmaktan mı ileri gelir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tevazu g&ouml;stermekle, tevazu sahibi olmak farklıdır. Tevazu sahibi olmak iyidir, tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışmaksa k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.<br />
<br />
Fakir, muhta&ccedil; demektir. Peygamber efendimizin Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;dan istediği ve &ouml;v&uuml;nd&uuml;ğ&uuml; fakirlik, her zaman, her işte, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;ya muhta&ccedil; olduğunu bilmektir. <b>Abdullah Dehlevi</b> hazretleri, (Tasavvufta fakir, muradı olmayan, yani Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızasından başka dileği olmayan demektir) buyuruyor. <b>(D&uuml;rr-&uuml;l-mearif)</b><br />
<br />
Tasavvufta fakir, nafakası olmayınca, sabır ve kanaat eder. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın fiilinden ve iradesinden razı olur. Dinimiz emrettiği i&ccedil;in rızık kazanmaya &ccedil;alışır. &Ccedil;alışırken, ibadetlerini terk etmez ve haram işlemez. Kazanırken de, kazandığını sarf ederken de, İslamiyet&rsquo;e uyar. B&ouml;yle kimseye zenginlik de, fakirlik de faydalı olur. D&uuml;nya ve &acirc;hiret saadetine kavuşmasına sebep olur. Fakat nefsine uyarak, sabır ve kanaat etmeyen kimse, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın kaza ve kaderine razı olmaz. Fakir olunca, az diye itiraz eder. Zengin olursa doymaz, daha ister. Kazandığını haramlara sarf eder. Zenginliği de, fakirliği de, d&uuml;nyada ve &acirc;hirette felaketine sebep olur. <b>(İslam Ahlakı)<br />
<br />
(Bu fakir)</b> diyebilmek i&ccedil;in, y&uuml;ksek dereceye kavuşmak gerekir. Yoksa yapmacık olur, sırıtır, işin ehli bize g&uuml;ler. Tevazu g&ouml;stereceğiz derken kibirli olduğumuz meydana &ccedil;ıkar.<br />
<br />
<b>(Bu g&uuml;nahk&acirc;r, bu &acirc;ciz, bu fakir, bendeniz) </b>gibi ifadelerle tevazu g&ouml;steren, samimi s&ouml;yl&uuml;yorsa &ccedil;ok iyidir, fakat bunlar g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde genel olarak tevazu g&ouml;stermek i&ccedil;in yapmacık olarak s&ouml;yleniyor. Bende, k&ouml;le demektir. K&ouml;le, emredilen işleri hi&ccedil; y&uuml;ks&uuml;nmeden yapar. B&ouml;yle tevazu sahibi olan kimsenin, bendeniz [k&ouml;leniz] demesi &ccedil;ok g&uuml;zel olur. Eğer emredilen işi yapması zor geliyorsa, bunu laf olsun diye s&ouml;ylediği, yapmacık, hatt&acirc; kibir alameti olduğu anlaşılır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; C&uuml;neyd-i Bağdadi hazretleri, (Tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışmak da kibirdir, &ccedil;&uuml;nk&uuml; kendinde bir varlık hisseden tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışır. Ger&ccedil;ek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu g&ouml;stermeye &ccedil;alışsın. Onda tevazu tabi&icirc;dir, yapmacık değildir) buyuruyor.<br />
<br />
<b>Kibirdendir &ccedil;ok tevazu g&ouml;stermek,<br />
Bu g&uuml;nahk&acirc;r diye kendini yermek!</b><br />
<br />
<b>Ben veya biz demek<br />
Sual:</b> Ben diye konuşmak uygun mudur?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Genel olarak, ben demek kibirden kaynaklanır. Mesela şu işi ben yaptım, bunu ancak ben yaparım gibi. Kendinde bir varlık hissederek, ben anlamında biz demek daha k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Mesela, biz adamın ciğerini s&ouml;keriz demek gibi. Şu halde ben ve biz kelimelerini, hi&ccedil; kullanmamak değil, yerli yerinde kullanmak &ouml;nemlidir.</p>

<p><strong>Sual: Herkese karşı ayağa kalkmak, &ouml;n&uuml;nde eğilmek, el bağlamak tevazu mudur?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Tevazunun aşırı miktarına&nbsp;<strong>tezell&uuml;l</strong>, bayağılık, kendini aşağı tutmak denir. Tezell&uuml;l haramdır. Başka haramlarda olduğu gibi, bu da zaruret ile caiz olur. Dinini, canını, malını, ırzını korumak, zalimden kurtulmak, zarurettir.</p>

<p>Tezell&uuml;l, k&ouml;t&uuml; huylardandır. Bir &acirc;limin yanına bir kunduracı geldiği zaman, &acirc;limin ayağa kalkıp, yerine bunu oturtması ve gideceği zaman kapıya kadar yanında y&uuml;r&uuml;mesi ve kunduralarını &ouml;n&uuml;ne koyması tezell&uuml;le bir misaldir. Yalnız ayağa kalkıp otursaydı, ona yer g&ouml;sterseydi ve işini, h&acirc;lini, ni&ccedil;in geldiğini sorsaydı, suallerine g&uuml;ler y&uuml;zle cevap verseydi, davetini kabul etseydi ve sıkıntısını giderecek şey yapsaydı, tevazu g&ouml;stermiş olurdu. Had&icirc;s-i şerifte;</p>

<p><strong>(Din kardeşini sıkıntıdan kurtarana nafile hac ve umre sevabı verilir)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Nafakası, yani bir g&uuml;nl&uuml;k yiyeceği, i&ccedil;eceği olan kimsenin dilenmesi, tezell&uuml;ld&uuml;r, haram olur. Bunun, bir g&uuml;nl&uuml;k nafakası olmayan, başka bir kimse i&ccedil;in veya bor&ccedil;lu i&ccedil;in yardım toplaması tezell&uuml;l olmaz.</p>

<p>Fazla hediye almak i&ccedil;in, az bir şeyi hediye vermek, tezell&uuml;l olur. Davet olunmadan ziyafete gitmek de tezell&uuml;ld&uuml;r. Had&icirc;s-i şerifte;</p>

<p><strong>(Davet edilen yere gitmemek g&uuml;nahtır. Davet olunmadığı yere gitmek hırsızlık etmek olur)</strong>&nbsp;buyuruldu.</p>

<p>Her sanatı ve ticareti yapmak, maaş, &uuml;cret karşılığında mubah olan işleri yapmak, mesela &ccedil;obanlık, bah&ccedil;ıvanlık yapmak, inşaatta, hafriyatta &ccedil;alışmak ve sırtında y&uuml;k taşımak tezell&uuml;l değildir. Peygamberler ve veliler bunları yapmışlardır.</p>

<p>Kendinin, &ccedil;oluk &ccedil;ocuğunun nafakasını temin i&ccedil;in &ccedil;alışmak farzdır. Başkalarına yardım i&ccedil;in her t&uuml;rl&uuml; kazan&ccedil; yolunda &ccedil;alışarak daha fazla kazanmak mubahtır. İdris aleyhisselam terzilik, Davut aleyhisselam demircilik yapardı. İbrahim aleyhisselam ziraat ve kumaş ticareti yapardı. İlk olarak kumaş dokuyan &Acirc;dem aleyhisselamdır. Din d&uuml;şmanları, ilk insanların ot ile &ouml;rt&uuml;nd&uuml;klerini, mağarada yaşadıklarını yazıyorlar. Bu yazılarının hi&ccedil;bir vesikası yoktur. İsa aleyhisselam kunduracılık yapardı. Nuh aleyhisselam marangozluk, Salih aleyhisselam &ccedil;antacılık yapardı. Peygamberlerin &ccedil;oğu &ccedil;obanlık yapmıştır. Had&icirc;s-i şerifte;</p>

<p><strong>(Evinin ihtiya&ccedil;larını alıp getirmek kibirsizlik alametidir)&nbsp;</strong>buyuruldu.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=4677]]></link>
</item>
<item>
<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 15:43:07 +0300</pubDate>
<title><![CDATA[Kur’an-ı kerimle ilgili çeşitli sorular]]></title>
<description><![CDATA[<p><b>Sual:</b> Kur&rsquo;an Kadir gecesi mi indi, yoksa Berat gecesi mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Tefsirlerdeki bilginin &ouml;zeti ş&ouml;yledir:<br />
Levh-il mahfuza inişi Berat gecesinde oluyor, d&uuml;nya semasına indirilmesi ise Kadir gecesinde oluyor. İlk inişi Kadir gecesinde olmuştur. 23 senede indi. Bir &acirc;yet meali:<br />
<b>(Apa&ccedil;ık olan Kitaba and olsun ki, biz onu </b>[Kur&rsquo;anı]<b> m&uuml;barek bir gecede indirdik. Her hikmetli iş o m&uuml;barek gecede ayırt edilir.)</b> [Duhan 3-4]</p>

<p>Bu &acirc;yetin a&ccedil;ıklamasında buyuruluyor ki:<br />
Kur&rsquo;an-ı kerim, Levh-il mahfuza bu gece indirildi.<br />
D&uuml;nya semasına indirilmesi ise, Kadir gecesinde oldu. Bir &acirc;yet meali ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Biz onu </b>[Kur&#39;anı]<b> Kadir gecesinde indirdik.)</b> [Kadr 1]</p>

<p><b>Sual: </b>Mucize mahluk olur. Kur&#39;an mahluk değilken nasıl mucizedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerim, istisna olarak mahluk olmayan mucizedir.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;anda Fatiha s&ucirc;resinden sonra <b>&acirc;min</b> diye bir kelime yok. &Acirc;min diyenler Kur&#39;ana kelime ilave etmiş olmuyorlar mı? Bu yanlışlığın sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Ortada bir yanlışlık var. Bu yanlışlık <b>yalnız Kur&#39;an</b> diyerek hadis-i şerifleri ink&acirc;r edenlerdedir. Kur&#39;an-ı kerimden hangi şeyi anlayabiliriz ki? Mesela namazı bozan şeyler Kur&#39;anda yazıyor mu? Namazın farzları ve nasıl kılınacağı var mı? Namazın s&uuml;nnetleri, mekruhları ve vacibleri Kur&#39;anda yazar mı? Namazın ka&ccedil; rekat kılınması gerektiği yazılı mı? Bunları ve her şeyi Allah&uuml; te&acirc;l&acirc; Peygamber efendimize bildirmiştir, O da bize bildiriyor. Peygamber efendimiz, Fatiha&#39;dan sonra &acirc;min demek gerekir buyuruyor. &Acirc;min demek s&uuml;nnettir. Esas yanlışlık, Kur&#39;an meali okuyup da Kur&#39;anda <b>&acirc;min</b> kelimesi yok demektir. Her M&uuml;sl&uuml;manın fıkıh kitabı okuması lazımdır. En g&uuml;zel, en faydalı fıkıh kitabı ise Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye&rsquo;dir.</p>

<p><b>Sual:</b> Nahl s&ucirc;resinin <b>(Allah bilemeyeceğiniz daha nice şeyler yaratır)</b> mealindeki 8. &acirc;yetindeki &quot;Bilemeyeceğiniz şeyler&quot;den maksat nedir?<br />
<b>CEVAP<br />
&quot;Bilemeyeceğiniz şey&quot; </b>buyuruluyor. Bilebilseydik &ouml;yle buyurulmazdı. Ancak tahminler yapılmaktadır. &quot;Bilemeyeceğimiz şeyleri&quot; bazı m&uuml;fessirler, &quot;Acayip garaib&quot; diye tefsir etmişlerdir. Bug&uuml;n, ilk hatıra gelen şeyler f&uuml;ze, TV, bilgisayar ve diğer teknik cihazlar olabilir. Daha başka şeyler de bulunacak demektir.<b> (Tibyan)</b></p>

<p><b>Sual:</b> Bazı kitap satıcıları Mushafları aşağı yerlere koyuyorlar. Bu saygısızlık değil mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kitap satıcılarının, &ouml;yle yapmaları Kur&rsquo;an-ı kerime h&uuml;rmetsizlik olur. Kur&rsquo;an-ı kerim &ouml;ğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyetiyle kitap&ccedil;ıların, Kur&rsquo;an-ı kerimi bastırıp, Mushaf olarak satmaları caiz ve sevap olur. Aldığı satış parası helal olur; fakat b&ouml;yle niyetin alameti vardır ki, mal oluş fiyatına yakın, az bir k&acirc;rla satmalıdır. Ge&ccedil;imi başka kitaplardan sağlanıyorsa, Mushaf&rsquo;ı k&acirc;rsız satmalıdır.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;an-ı kerimi yattığımız odada başucumuza asıyor bu şekilde yatıyoruz. Ayrıca bu odada ve diğer odalarda dini levhalar da var. Bunun mahzuru var mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Yatak odasında Mushaf (Kur&rsquo;an-ı kerim) ve dini levha bulunmasının mahzuru olmaz.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&rsquo;an-ı kerimin mealini okumak hatim yerine ge&ccedil;er mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hatim yerine ge&ccedil;mez.</p>

<p><b>Sual:</b> Mealden dinimi &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışıyorum, uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Uygun değil. Mealden tefsirden din &ouml;ğrenilmez. Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerinin kıymetli kitaplarından hazırlanan ilmihallerden &ouml;ğrenmeli. Bunun i&ccedil;in size Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye kitabını tavsiye ederiz. Bu kıymetli eseri <a href="http://www.hakikatkitabevi.com">hakikatkitabevi.com</a> adresinden de okuyabilirsiniz.</p>

<p><b>Sual:</b> Ayrıca bir Kur&rsquo;an-ı kerim ihtiyacım var, hangisini &ouml;nerirsiniz? Mealli olması uygun mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mealli olması uygun değil. En iyi hangisini okuyorsanız onu alın.</p>

<p><b>Sual:</b> Deri kaplı, fermuarlı k&uuml;&ccedil;&uuml;k Mushafla helaya girmek caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet caizdir.</p>

<p><b>Sual:</b> Mushafı y&uuml;kseğe a&ccedil;ık olarak koymak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><b>Sual:</b> H&acirc;fız idim. Boş zamanım olursa, hıfzımı takviye edeyim mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><b>Sual:</b> Mushafın kenarına İslam harfleriyle yazı caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Evet.</p>

<p><b>Sual:</b> İ&ccedil;inde Mushaf bulunan &ccedil;antayı, dizden aşağıda taşımak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Hayır.</p>

<p><b>Sual: </b>&Ccedil;ok k&uuml;&ccedil;&uuml;k Mushaflar var. Bunları kolye olarak kullanmak g&uuml;nah mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerimi okunamayacak kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k harflerle yazmak, b&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k Mushafı almak g&uuml;nahtır. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;, Kur&#39;an-ı kerimi okumak, dinlemek, emirlerini &ouml;ğrenip yapmak i&ccedil;in g&ouml;nderdi. Kur&#39;an-ı kerimi okunamayacak kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k yazmak, ona hakaret etmek olur. Halife Hazret-i &Ouml;mer, b&ouml;yle k&uuml;&ccedil;&uuml;k yazan birini cezalandırmıştır. <b>(Halebi)</b></p>

<p>B&ouml;yle Mushafları almak, taşımak, hristiyanların putları gibi altın veya g&uuml;m&uuml;ş mahfaza i&ccedil;inde boyna takmak, faydasız ve g&uuml;nahtır.</p>

<p><b>Sual:</b> Namazda okunan Kur&rsquo;an mı yoksa dışında okunan mı daha sevaptır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Namazda okunan daha sevaptır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:<br />
<b>(Namazda okunan Kur&#39;an, namaz dışında okunan Kur&#39;andan daha sevaptır.) </b>[Cami&#39;ussagir şerhi]</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;anın ikinci s&ucirc;resine Bekara denmesinin sebebi nedir?<br />
<b>CEVAP<br />
Bekara</b>, sığır, inek manasındadır.</p>

<p>Musa aleyhisselam<b> </b>zamanında Beni İsrail&rsquo;den bir gen&ccedil;, kendisinden başka miras&ccedil;ısı bulunmadığı halde, malına tamah ederek zengin amcasını &ouml;ld&uuml;r&uuml;r. &Ouml;l&uuml;s&uuml;n&uuml; de gizlice başka bir k&ouml;ye bırakır. Ertesi g&uuml;n&uuml; Hazret-i Musa&rsquo;ya gidip, zengin şahsı bu k&ouml;yl&uuml;lerin &ouml;ld&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;ylerler. Onlar da kendilerinin &ouml;ld&uuml;rmediğini s&ouml;yleyince, Cenab-ı Hak, bir inek kesip bir par&ccedil;ası ile &ouml;l&uuml;ye vurulursa, &ouml;l&uuml; dirilip katilin kim olduğunu s&ouml;yleyeceğini Hazret-i Musa&rsquo;ya bildirir.</p>

<p>Kavmi, b&ouml;yle bir şeyin olamayacağını zannederek, Hazret-i Musa&rsquo;ya, (Sen bizimle alay mı ediyorsun?) derler. O da, bir Peygamberin alay etmeyeceğini s&ouml;yler ve <b>(Cahillikten Allah&rsquo;a sığınırım) </b>buyurur.</p>

<p>Hazret-i Musa&rsquo;ya kesilecek ineğin vasfını sorarlar. O da bildirir. Değeri &uuml;&ccedil; altın etmesine rağmen, istenilen vasıflar bu inekte bulunduğu i&ccedil;in, derisi dolu altın verilerek ineği satın alıp keserler.</p>

<p>Kesilen ineğin bir par&ccedil;asını &ouml;l&uuml;ye vurunca, &ouml;l&uuml; dirilip, <b>(Beni &ouml;ld&uuml;ren yeğenimdir) </b>der ve tekrar &ouml;l&uuml;r. K&ouml;yl&uuml;ler katili yakalayıp &ouml;ld&uuml;r&uuml;rler. B&ouml;ylece iki k&ouml;y arasındaki &ccedil;ekişme de sona erer. Bu husus, Bekara s&ucirc;resinin 67-73. &acirc;yet-i kerimlerinde bildirilmektedir.</p>

<p>Son &acirc;yet-i kerimenin devamında mealen <b>(İşte Allah &ouml;l&uuml;leri b&ouml;yle diriltir, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p de ger&ccedil;eği anlamınız i&ccedil;in size</b> [kudretini, peygamberine verdiği mucizeleri] <b>g&ouml;sterir)</b> buyurulmaktadır.</p>

<p>Firavunlar devrindeki <b>Mısır</b>&rsquo;da, sığır mukaddes bir hayvandı. Şimdi <b>Hindistan</b>&rsquo;da olduğu gibi ineğe tapılırdı. Allah&rsquo;tan başka şeylere tapınılmayacağını g&ouml;stermek ve b&ouml;yle b&acirc;tıl inan&ccedil;ları yıkmak gayesiyle bildirilen mucize g&ouml;sterilmiştir.</p>

<p><b>Bekara </b>s&ucirc;resinde Hakla b&acirc;tıl anlatılmaktadır. &Ouml;k&uuml;zle s&uuml;r&uuml;len saban, toprağı yarıp ikiye ayırdığı gibi, Hakkı, b&acirc;tıldan ayırması bakımından da bu s&ucirc;reye <b>Bekara </b>ismi verildiği bildirilmiştir.</p>

<p><b>Sual:</b> Bizim camiye biri gizlice gelip, Mushaflardaki Tevbe s&ucirc;resinin son iki &acirc;yetini karalıyor. Oraya da bu Kur&rsquo;andan değil diyor. Bunu kimler yapabilir ki?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Resul&uuml;m yani peygamberim diyen <b>Reshat Khalife</b> isimli Mısırlı biri, 19 sayısının katlarına uymuyor diye, o iki &acirc;yeti ink&acirc;r ediyor. Bu ink&acirc;rıyla, ya,<b> (Kur&rsquo;anı biz indirdik, onu değişmekten biz koruyacağız)</b> mealindeki &acirc;yet-i kerimeyi de kabul etmemiş oluyor veya kabul ediyorsa, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın Kur&rsquo;an-ı kerimi koruyacağına g&uuml;venmemiş oluyor. Bu sapık adama inanan ahmağın biri onu karalamış olabilir.</p>

<p><b>Eskimiş Mushaf<br />
Sual: </b>&Ccedil;ok yıpranmış, yırtılmış Mushaf&#39;ı yakmak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Eskimiş, istifade edilmez h&acirc;le gelmiş Mushaf&rsquo;ı, &ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p, toprak oluncaya kadar a&ccedil;ılmayacağı emin olan ve ayak basılmayacak yerdeki toprağa g&ouml;mmek gerekir. B&ouml;yle bir yer bulunamazsa, yakıp k&uuml;l&uuml;n&uuml; g&ouml;mmek veya k&uuml;l&uuml;n&uuml; denize, ırmağa atmak caizdir.</p>

<p><b>Mushaf arasına &ccedil;i&ccedil;ek koymak<br />
Sual: </b>Mushaf arasına, &ccedil;i&ccedil;ek, gazete par&ccedil;ası koymak caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mushaf arasına &ccedil;i&ccedil;ek koymak caizdir, h&uuml;rmetsizlik sayılmaz. Gazete par&ccedil;ası koymak h&uuml;rmetsizlik olur. Latin harfleri, İslam harfleriyle karışmış olur.</p>

<p><b>Sual: </b>Kur&rsquo;an yazılı CD&rsquo;leri, Kur&rsquo;an &ouml;ğrenmek i&ccedil;in hazırlanan CD&rsquo;leri veya Mushafları, k&acirc;r kazanmak i&ccedil;in satmak caiz mi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bunları satmak, Kur&#39;an-ı kerim &ouml;ğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyeti ile olursa, caiz ve sevab olur, fakat b&ouml;yle niyetin alameti, bunları, maliyetine yakın, &ccedil;ok az bir k&acirc;rla satmaktır. Başka geliri de varsa, Mushafı k&acirc;rsız satmalıdır. K&acirc;ğıt, iş&ccedil;ilik &uuml;creti ve masraflarını almak caizdir. <b>(Seadet-i Ebediyye)</b></p>

<p><b>Sual:</b> Bilimde dinozorlardan ve buzul &ccedil;ağıyla birlikte soylarının t&uuml;kenmesinden bahsediliyor. Kur&#39;anda b&ouml;yle bir şeyden bahsediliyor mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;an-ı kerim, tarihten, biyolojiden, teknolojiden, tıptan kısmen bahsetse de, o, tarih, coğrafya, tıp veya biyoloji kitabı değildir. Bunlardan detaylı şekilde bahsetmez. Herkesin &Acirc;dem aleyhisselamdan geldiğini bildirir, o kadar.</p>

<p><b>Kıraat ve tilavet<br />
Sual:</b> Kıraat ve tilavet ne demektir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İkisi de, Kur&rsquo;an-ı kerim okumak demektir. Genelde kıraat, namaz i&ccedil;inde okumak; tilavet ise namaz dışında okumak anlamında kullanılır.</p>

<p><b>Sual:</b> Kur&#39;an-ı kerim, Mushaf haline nasıl geldi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an-ı kerim, 23 yılda, par&ccedil;a par&ccedil;a nazil oldu. İnen ayetler, &ccedil;eşitli şeylere yazıldığı gibi, m&uuml;minler tarafından da hemen ezberleniyordu. Ancak <b>Yemame</b> savaşında, Kur&#39;an-ı kerimin hepsini ezberleyen 70 h&acirc;fız şehit olunca, (Kur&#39;an-ı kerimi ezberden bilenler azalıyor) diye telaşlanan Hazret-i &Ouml;mer, halife Hazret-i Ebu Bekir&#39;e, Kur&#39;an-ı kerimin toplanıp yazılmasını tavsiye ve rica etti. Hazret-i Ebu Bekir de, Muhammed aleyhisselamın k&acirc;tibi olan <b>Zeyd bin</b> <b>Sabit</b>&#39;e Kur&#39;an-ı kerim s&ucirc;relerinin ayrı ayrı k&acirc;ğıtlara yazılmasını emretti. Sonra bir heyet, Kureyş leh&ccedil;esiyle bir <b>Mushaf </b>yazdı. Hazret-i Osman zamanında bu Mushaf&#39;tan, 6 adet daha yazılarak vilayetlere g&ouml;nderildi. Bu suretle, Resulullahın vefat edeceği yıl, Cebrail aleyhisselamla beraber iki defa okumuş oldukları Kur&#39;an-ı kerim yazıldı. Buna uymayan n&uuml;shaları imha edildi. Bug&uuml;n b&uuml;t&uuml;n İsl&acirc;m &uuml;lkelerinde mevcut olan Mushafların tertibi ve şekli Mushaf-ı Osmani&#39;ye tam uygundur. O zamandan beri bir tek harfi değişmemiştir. <b>(Mir&#39;at-ı k&acirc;inat)</b></p>

<p><b>Sadakallah&uuml;l-az&icirc;m demek<br />
Sual: </b>(Kur&rsquo;an-ı kerim okuduktan sonra, <b>sadakallah&uuml;l-az&icirc;m </b>demek bid&rsquo;attir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; manası, en doğrusunu Allah bilir demektir) deniyor. Bu yanlış değil mi?<br />
<b>CEVAP<br />
Sadakallah</b>, Allah doğru s&ouml;yledi demektir.<br />
<b>Sadaka Resulullah, </b>Resulullah doğru s&ouml;yledi demektir.<br />
<b>Sadakallah&uuml;l-az&icirc;m</b>, (Az&icirc;m olan, b&uuml;y&uuml;k olan Allah doğru s&ouml;yledi) demektir.</p>

<p>Kur&rsquo;an-ı kerim Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın s&ouml;z&uuml; olduğuna g&ouml;re, Allah doğru s&ouml;yledi demek, bid&rsquo;at olmaz. Asırlardır &acirc;limlerimiz b&ouml;yle s&ouml;ylemişlerdir.</p>

<p><b>S&ucirc;relerin yerleri<br />
Sual: </b>Kur&#39;an-ı kerimdeki s&ucirc;relerin ve &acirc;yetlerin yerleri nasıl tespit edilmiştir? Niye iniş sırasına g&ouml;re konmamıştır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
S&ucirc;relerin sırasını Peygamber efendimiz bildirmiştir. Halife hazret-i Osman da, bildirildiği şekilde yazdırdığı altı Mushaf&rsquo;ta bu s&ucirc;releri yerlerine koydurmuştur. <b>(Rehber Ansiklopedisi)</b></p>

<p>Resulullah&rsquo;ın dine ait her s&ouml;z&uuml; vahye dayanır. Bir &acirc;yet-i kerimede mealen, <b>(Resul&uuml;m kendi arzusuyla konuşmaz. Onun </b>[dini h&uuml;k&uuml;mlere ait her]<b> s&ouml;z&uuml; </b><b>vahiydir) </b>buyuruluyor.<b> </b>(Necm 3, 4)</p>

<p>Bir hadis-i şerif meali de ş&ouml;yledir:<br />
<b>(Yemin ederim ki, ben size ancak Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın emrettiğini emrediyor, nehyettiğini nehyediyorum.) </b>[Taberan&icirc;]</p>

<p>Farklı kaviller varsa da, &acirc;yetler gibi s&ucirc;relerin yerleri de vahye dayanmaktadır.<b> (Kurtubi)</b></p>

<p><b>Mushaf ve Kur&#39;an</b><br />
<b>Sual:</b> Mushaf ile Kur&#39;an arasındaki fark nedir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&#39;an, s&ouml;zl&uuml;kte, okumak, okunmuş gibi m&acirc;n&acirc;lara gelirse de, ıstılahta yani terim olarak, <b>(Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml;)</b> demektir. <b>Mushaf</b>, Allah&rsquo;ın s&ouml;zlerinin yazıldığı kitabın adıdır. Bunun i&ccedil;in, b&uuml;y&uuml;k Kur&#39;an, k&uuml;&ccedil;&uuml;k Kur&#39;an, eski Kur&#39;an, yeni Kur&#39;an dememeli. Yani Allah&rsquo;ın s&ouml;zlerinin b&uuml;y&uuml;ğ&uuml;, k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml;, eskisi ve yenisi olmaz. Ama Mushaf, kitap olduğu i&ccedil;in yenisi eskisi, k&uuml;&ccedil;&uuml;ğ&uuml; b&uuml;y&uuml;ğ&uuml; olur. Kur&#39;an-ı kerim, Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml;d&uuml;r ve mahl&ucirc;k değildir, fakat Mushaf, k&acirc;ğıt olarak mahl&ucirc;ktur. Mahl&ucirc;k, yaratılmış demektir.</p>

<p>Mushaf, Allah&#39;ın s&ouml;zlerinin yazıldığı kitap olduğu i&ccedil;in, Mushaf yerine Kur&#39;an-ı kerim dense de caizdir. Zarf s&ouml;ylenir i&ccedil;indeki anlaşılır. Ama yine de bilenlerin Mushaf demesi daha iyi olur.</p>

<p><b>Mushaf ve Kur&#39;an ne demektir?<br />
Sual: </b>Mushaf yerine Kur&#39;an demek caiz midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
&Ouml;nce bunların m&acirc;n&acirc;larını bildirelim: Mushaf, Kur&#39;an-ı kerimin k&acirc;ğıtlara yazılarak kitap h&acirc;line gelmiş şeklidir, mahl&ucirc;ktur, yani yaratılmıştır. Kur&rsquo;an ise, Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml;d&uuml;r, mahl&ucirc;k değildir. Ama &acirc;det olmuştur, Mushaf yerine Kur&rsquo;an da denmektedir. (Bunun i&ccedil;inde Kur&rsquo;an var yani Allah&#39;ın s&ouml;z&uuml; var) demektir. &Ccedil;ok zaman zarf s&ouml;ylenir, mazruf anlaşılır. Mazruf, zarfın i&ccedil;indeki demektir. Mesela (Soba yanıyor) denince, sobanın kendisi değil, i&ccedil;indeki odunun, k&ouml;m&uuml;r&uuml;n veya gazın yandığı anlaşılır. (Bu sınıf tembeldir) denince de, o sınıftaki &ouml;ğrencilerin tembel olduğu anlaşılır.</p>

<p>Kur&#39;an-ı kerimde, (Zalim k&ouml;yl&uuml;ler) i&ccedil;in, <b>(Zalim k&ouml;y),</b> (K&ouml;y halkına sor!) yerine,<b> (K&ouml;ye sor!)</b> denmiştir</p>

<p>Bunun gibi, <b>(Vatan sevgisi imandandır) </b>hadis-i şerifinden kasıt da, taş, toprak değil, vatanın i&ccedil;indeki M&uuml;sl&uuml;manlardır. <b>(Şeref-&uuml;l mek&acirc;n bil mek&icirc;n)</b> buyuruluyor. (Bir yerin şerefi i&ccedil;indekiyle &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r) demektir. İ&ccedil;indeki iyi ise orası iyidir, k&ouml;t&uuml; ise orası k&ouml;t&uuml;d&uuml;r. Bir vatanda M&uuml;sl&uuml;manlar varsa orası kıymetlidir. Orayı sevmek imandan olur. Camiyi sevmek de imandandır. Barı, meyhaneyi sevmek de fısk alametidir.</p>

<p><b>(Allah tektir, teki sever)</b> hadis-i şerifi de b&ouml;yledir. (Teki sever) demek (Teke riayet eden M&uuml;sl&uuml;manı sever) demektir. M&uuml;sl&uuml;man olmayanı, teke riayet etse de sevmez.</p>

<p>&Acirc;yetler ve hadisler veciz olduğu gibi, genelde atas&ouml;zleri, deyimler de veciz olur. Mesela, <b>(Zaman sana uymazsa sen zamana uy!)</b> s&ouml;z&uuml; de b&ouml;yledir. Zamanın kendisine değil, (O zamandaki insanların faydalı işlerine, o zamanın tekniğine uy!) demektir.</p>

<p>Bir s&ouml;z&uuml;, s&ouml;yleyenin maksadına g&ouml;re anlamak gerekir. Maksadını d&uuml;ş&uuml;nmeden, (Bu doğru değil) demek yanlıştır. Mushaf demek daha uygunsa da, Kur&rsquo;an-ı kerim demek de caizdir.</p>

<p><b>&Acirc;yet yazılı k&acirc;ğıt</b><br />
<b>Sual: </b>&Acirc;yet-i kerime yazılı k&acirc;ğıt par&ccedil;alarını ne yapmak lazımdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
İ&ccedil;inde &acirc;yet-i kerime bulunan k&acirc;ğıt par&ccedil;alarının kendilerini veya bunları yakıp k&uuml;llerini, denize d&ouml;kmek veya ayak basılmayan temiz bir yere g&ouml;mmek gerekir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;andaki &acirc;yet ve sure sayıları net ve kesin değil midir?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;an-ı kerimde 114 sure ve 6236 &acirc;yet vardır. &Acirc;yetlerin sayısının 6236&rsquo;dan az veya daha &ccedil;ok olduğu bildirildi ise de, bu ayrılıklar, b&uuml;y&uuml;k bir &acirc;yetin, birka&ccedil; k&uuml;&ccedil;&uuml;k &acirc;yet sayılmasından veya birka&ccedil; kısa &acirc;yetin, bir b&uuml;y&uuml;k &acirc;yet yahut surelerin başındaki Besmelelerin bir veya ayrı ayrı &acirc;yet sayılmasından ileri gelmiştir. Bu hususta <strong>Bostan-&uuml;l-&acirc;rifin</strong> kitabında geniş bilgi vardır.</p>

<p><strong>Kur&rsquo;an-ı kerimin Mushaf haline gelmesi<br />
Sual: </strong>Kur&rsquo;an-ı kerim, bug&uuml;n elimizdeki şekli ile mi geldi yoksa daha sonra mı toplanıp bu şekilde oldu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Cebr&acirc;&icirc;l aleyhisselam her sene bir kerre gelip, o ana kadar inmiş olan Kur&rsquo;an-ı kerimi, Levh-il-mahf&ucirc;zdaki sırasına g&ouml;re okur, Peygamber efendimiz dinler ve tekrar ederdi. Ahirete teşrif edeceği sene, iki kere gelip, tamamını okudular. Muhammed aleyhisselam ve Eshab-ı kiramdan &ccedil;oğu, Kur&rsquo;an-ı kerimi tamamen ezberlemişti. Bazıları da, bazı kısımları ezberlemiş, bir&ccedil;ok kısımlarını yazmışlardı. Muhammed aleyhisselam, ahirete teşrif ettiği sene, halife hazret-i Eb&ucirc; Bekir, ezber bilenleri toplayıp ve yazılı olanları getirtip bir heyete, b&uuml;t&uuml;n Kur&rsquo;an-ı kerimi, k&acirc;ğıt &uuml;zerine yazdırdı. B&ouml;ylece, Mushaf denilen bir kitap meydana geldi. Otuz&uuml;&ccedil;bin Sahabi bu Mushafın her harfinin, tam yerinde olduğuna s&ouml;z birliği ile karar verdi. S&ucirc;reler belli değildi. &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; halife hazret-i Osman, hicretin 25. senesinde, s&ucirc;releri birbirinden ayırdı. Yerlerini sıraladı. Altı tane daha Mushaf yazdırıp, Bahreyn, Şam, Mısır, Kufe, Yemen, Mekke ve Medine&rsquo;ye verdi. Bug&uuml;n, b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada bulunan mushaflar, hep bu yedisinden yazılıp, &ccedil;oğalmıştır. Aralarında bir nokta farkı bile yoktur.</p>

<p><strong>G&ouml;sterdiği</strong> <strong>yolda</strong> <strong>gitmek</strong> <strong>i&ccedil;in</strong> <strong>g&ouml;nderildi<br />
Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim sadece okumasını &ouml;ğrenmek ve tecvid kaidelerine uyarak okumak i&ccedil;in mi g&ouml;nderildi?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Konu ile alakalı olarak Kimy&acirc;-i se&#39;&acirc;det kitabında buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okumasını &ouml;ğrenmek &ccedil;ok sevaptır. Fakat, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyanların ve hafızların, ona saygı g&ouml;stermeleri lazımdır. Bunun i&ccedil;in de, her s&ouml;z&uuml;, her işi Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime uygun olmalıdır. Onun edebi ile edeplenmelidir. Onun yasak ettiği şeylerden sakınmalıdır. Ona, b&ouml;yle saygı g&ouml;stermezse, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim kendisine d&uuml;şman olur. Resulullah aleyhisselam buyurdu ki:<br />
<strong>(&Uuml;mmetimdeki m&uuml;nafıkların &ccedil;oğu, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim okuyanlardan olacaktır.)</strong></p>

<p>Ebu S&uuml;leyman D&acirc;r&acirc;n&icirc; hazretleri buyuruyor ki:<br />
&ldquo;Cehennemde azap yapan, Zeb&acirc;n&icirc; adındaki melekler, puta tapan kafirlerden &ouml;nce, İsl&acirc;miyete uymayan hafızlara saldıracaklardır.&rdquo; Para kazanmak i&ccedil;in mevlid okuyan, m&ucirc;siki ile mevlid okuyan hafızlar da b&ouml;yledir. Şunu iyi bilmelidir ki, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim, yalnız okumak i&ccedil;in g&ouml;nderilmedi. G&ouml;sterdiği yolda gitmek, İsl&acirc;miyete uymak i&ccedil;in g&ouml;nderildi.&rdquo;</p>

<p>Şir&#39;a-t&uuml;l-isl&acirc;mda deniyor ki:<br />
&ldquo;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi şarkı s&ouml;yler gibi okumak, bidatlerin en &ccedil;irkini, en k&ouml;t&uuml;s&uuml;d&uuml;r. B&ouml;yle okuyanlar cezalandırılır.&rdquo;</p>

<p><strong>Eskiyen Mushafı yakmak<br />
Sual: </strong>Evlerde yıpranmış, sayfaları kopmuş, okunamaz durumda olan Kur&rsquo;&acirc;nlar, Mushaflar yakılabilir mi veya ne yapmalıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Konu ile alakalı olarak Ber&icirc;kada deniyor ki:<br />
&ldquo;T&acirc;t&acirc;rh&acirc;niyyede, yırtık, eski olup kullanılamayan Mushaf yakılmaz. Temiz beze sarıp toprağa g&ouml;m&uuml;l&uuml;r. Yahut toz gelmeyen temiz bir yere konur diyor. Sir&acirc;ciyyede ise, g&ouml;m&uuml;l&uuml;r veya yakılır demektedir. M&uuml;cteb&acirc;da ise, akan suya bırakmaktansa, g&ouml;mmek iyi olur deniyor. Minh&acirc;c-&uuml;d-d&icirc;n kitabında, yakmak yasak değildir, &ccedil;&uuml;nk&uuml;, hazret-i Osman, mens&ucirc;h ayetler bulunan Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi yaktı, Esh&acirc;b-ı kiramdan hi&ccedil; kimse, buna karşı bir şey demedi deniyor. Yakmak, yıkayıp yazıları gidermekten daha iyi olur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, yıkamakta kullanılan sular ayak altında kalır denildi. Bunlardan anladığımız, yakmayıp, yıkayıp yazılarını gidermek veya g&ouml;mmek iyi olur.&rdquo;</p>

<p>B&uuml;t&uuml;n bunlardan anlaşılıyor ki, eskimiş, istifade edilmez h&acirc;le gelmiş olan Mushafları, ayak altında bırakmak, bir şey sarmak, kaplamak, kese k&acirc;ğıdı yapmak gibi kullanmak, hakaret etmek olur, haram olur. &Ccedil;&uuml;r&uuml;y&uuml;p toprak oluncaya kadar a&ccedil;ılmayacağı emin olan yerdeki toprağa g&ouml;mmek, bu yapılamazsa, yakıp k&uuml;l&uuml;n&uuml; g&ouml;mmek veya k&uuml;l&uuml;n&uuml; denize, nehre koymak lazımdır. Hakaretten kurtarmak i&ccedil;in yakmak caiz, hatta l&acirc;zım olur. Sir&acirc;ciyye fetv&acirc;sı, M&uuml;nyet-&uuml;l-m&uuml;ft&icirc; ve Hal&icirc;m&icirc;den de b&ouml;yle anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime veya din kitaplarının bulunduğu yere karşı ayak uzatmakta dinen bir mahzur olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Mushafa yani Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerime ve din kitaplarına karşı ayak uzatmak mekruhtur. Eğer bunlar y&uuml;ksekte iseler, ayak uzatmak mekruh olmaz.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi okunmadığı h&acirc;lde, evde bereket i&ccedil;in bulundurmanın bir mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Bu konuda Hindiyyede deniyor ki:<br />
&ldquo;Mushafı hi&ccedil; okumayıp, hayır ve bereket i&ccedil;in evinde saklamak caizdir ve sevaptır.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: </strong>Dini yazılar bulunan gazete veya benzeri k&acirc;ğıtları, herhangi bir şey sarmak i&ccedil;in kullanmanın dinen mahzuru olur mu?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Fıkıh yazılı kağıtlara bir şey sarmak caiz değildir. Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın ve Peygamberlerin aleyhim&uuml;ssel&acirc;m isimleri yazılı ise, bunları silip, sonra bir şey sarılabilir. Fakat, bunlara da sarmamak layıktır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin harfleri de muhteremdir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Bazı kimseler, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve ekmeği &ouml;pmektedir. Bunları &ouml;pmenin dinen bir mahzuru var mıdır?<br />
<b>CEVAP</b><br />
Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi ve ekmeği &ouml;pmek caizdir.</p>

<p><strong>Sual: </strong>Tecvid kaidelerine uymadan okunan ayet ve surelerle kılınan namaz kabul olmaz mı?<br />
<b>CEVAP</b><br />
K&ouml;yl&uuml;ye, yaşlıya, tecvidsiz namaz kılınmaz dememelidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, bunlar artık &ouml;ğrenemez ve namazı b&uuml;sb&uuml;t&uuml;n bırakır. H&acirc;lbuki, tecvidsiz namazın caiz olduğuna, fetva veren &acirc;limler vardır. Bu fetva zayıf ise de, hi&ccedil; kılmamaktan iyidir. Hara&ccedil;, sıkıntı olunca başka mezhebi taklit caizdir, cahillere, acizlere zorluk &ccedil;ıkarmamalıdır.</p>

<p><strong>Sual: &Uuml;cret karşılığında Kur&rsquo;an-ı kerim, mevlid okumanın dinimiz a&ccedil;ısından bir mahzuru var mıdır?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;İbadetleri, mesela Kur&rsquo;an-ı kerimi, mevlid, ezan okumayı, imamlığı, duayı para karşılığı yapmak, bunlarda pazarlık etmek, alana da, verene de haramdır. Bunları Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in yapmalı, hediye verilirse, kabul etmelidir. Hediye veren hasis, cimri olmamalıdır. Ne kadar &ccedil;ok verirse, o kadar sevabı &ccedil;ok olur. D&uuml;nya işleri i&ccedil;in &ccedil;ok verip, Allah&uuml; te&acirc;l&acirc;nın rızası i&ccedil;in az vermek, hasislik, cimrilik olur ki &ccedil;ok k&ouml;t&uuml;d&uuml;r.</p>

<p><strong>Sual: Para karşılığında, hatim, c&uuml;z, mevlid okumak, dinimiz a&ccedil;ısından uygun mudur?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Konu ile alakalı olarak Bey ve Şir&acirc; ris&acirc;lesinde deniyor ki:<br />
&ldquo;Para ile Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim ve başka şeyler okutmak haramdır. Bu parayı fakirlere sadaka verip, sevabını &ouml;l&uuml;ye bağışlamalıdır. &Uuml;cret ile yalnız Kur&rsquo;an-ı kerim, din dersi &ouml;ğretmek, imamlık, m&uuml;ezzinlik caiz g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.&rdquo; Had&icirc;ka ve Ber&icirc;ka&rsquo;da deniyor ki:<br />
&ldquo;H&acirc;fız pazarlık etmeden, Allah rızası i&ccedil;in hatim, c&uuml;z veya mevlid okursa, okutanın hediyye ettiğini alması caiz olur. İtiraz ederse, aldığı haram olur.&rdquo; İbni &Acirc;bid&icirc;n&rsquo;de buyuruluyor ki:<br />
&ldquo;H&acirc;kimlik gibi ibadetleri, &uuml;cret şart etmeden kabul edip işe başlamalı, sonra ne verirlerse almalıdır. Bu kadar para verirsen yaparım, vermezsen yapmam demek batıl olur, &uuml;creti alması haram olur.&rdquo;</p>

<p>H&acirc;fız, &ccedil;ok verenle az vereni ayırt etmemelidir. Ayırt ederse, para kazanmak i&ccedil;in h&acirc;fız olmuş demektir. Bu ise, haramdır. H&acirc;fızlar, Kur&rsquo;an-ı kerim ve mevlid okumakla ge&ccedil;inmemeli. Bunları, para d&uuml;ş&uuml;nmeden, Allah rızası i&ccedil;in okumalıdır.</p>

<p>Kur&rsquo;an-ı kerimi, ge&ccedil;im vasıtası yapan h&acirc;fızlar, tecvitle okumayıp, tegann&icirc; ile okuyanlar, ger&ccedil;ekten hamele-i Kur&rsquo;&acirc;n değildir. Bunlar;&nbsp;<strong>(&Ccedil;ok h&acirc;fızlar vardır ki, Kur&rsquo;&acirc;n-ı ker&icirc;m, bunlara lanet eder)</strong>&nbsp;hadis-i şerifinde bildirilenlerden olurlar.</p>

<p><strong>Sual: Kur&#39;&acirc;n-ı kerimi basarak satmak ve bundan k&acirc;r elde etmek, dinen uygun olur mu?</strong><br />
<strong>Cevap:</strong>&nbsp;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi bastırıp satanlar, bunu kitap&ccedil;ılık ticaretine &acirc;let edenler, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim &ouml;ğretilmesine, okunmasına sebep olmak niyeti ile olursa, caiz ve sevap olur. Aldığı satış parası da helal olur. Fakat, b&ouml;yle niyetin alameti vardır ki, mal oluş fiyatına yakın, az bir k&acirc;rla satmalıdır. Ge&ccedil;imi başka kitaplardan sağlanıyorsa, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi k&acirc;rsız satmalıdır. Şir&rsquo;a kitabında deniyor ki:<br />
&ldquo;Mu&acirc;z bin Cebel hazretlerine, falanca, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim yazıp satıyor dediklerinde, bu, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerim satmak değildir. K&acirc;ğıt ve iş&ccedil;ilik &uuml;creti istemektir. Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi satmak demek, onu para ile, &uuml;cret ile &ouml;ğretmektir buyurdu.&rdquo;</p>

<p><strong>Sual: İnananlar ve ink&acirc;r edenler arasındaki m&uuml;cadele asırlardır devam etmektedir. Peki b&ouml;yle bir durumda doğru olan din bilgilerine nasıl ulaşılacaktır?</strong></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;İslam dininin inan&ccedil;larını, emirlerini ve yasaklarını doğru olarak bildiren binlerle kıymetli kitap yazılmış, bunların &ccedil;oğu yabancı dillere &ccedil;evrilerek, her memlekete yayılmıştır. Bu doğru kitapları yazan İslam &acirc;limlerine Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limi denir. Buna karşılık, yalnız kendi zevklerini d&uuml;ş&uuml;nen, kısa g&ouml;r&uuml;şl&uuml; kimseler ve mevki ile, para ile, İngilizlere satılmış olan ahmaklar, her zaman, İslam&rsquo;ın faydalı, feyizli ve ışıklı yoluna saldırmış, Ehl-i s&uuml;nnet &acirc;limlerini lekelemeye, İslam dinini değiştirmeye, M&uuml;sl&uuml;manları aldatmaya uğraşmışlardır. M&uuml;sl&uuml;manlar ile dinsizler arasındaki bu m&uuml;cadele her asırda olmuş ve kıyamete kadar da olacaktır. Cen&acirc;b-ı Hak, b&ouml;yle olmasını ezelde irade buyurmuştur.</p>

<p>Ehl-i s&uuml;nnet alimleri, b&uuml;t&uuml;n bilgilerini Esh&acirc;b-ı kir&acirc;mdan &ouml;ğrendiler. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m da, Resulullah efendimizden aldılar. Esh&acirc;b-ı kir&acirc;m, İslamiyet&rsquo;i bildirmek i&ccedil;in, uzak memleketlere dağıldılar. Bunun i&ccedil;in, kitap yazmaya vakit bulamadılar. İki y&uuml;z seneden sonra gelen &acirc;limler arasında, din bilgilerine kendi g&ouml;r&uuml;şlerini, zamanlarındaki fen bilgilerini ve eski filozofların s&ouml;zlerini karıştıranlar oldu. B&ouml;ylece, yetmiş iki bozuk, bidat fırkası meydana geldi. Bidat fırkalarının zuhur etmesinde Yahudilerin ve İngilizlerin &ccedil;ok tesiri oldu.</p>

<p>Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi bozuk olan Cehenneme gidecektir. Her m&uuml;min, nefsini tezkiye i&ccedil;in, yani nefsin yaratılışındaki k&uuml;fr&uuml; ve g&uuml;nahları temizlemek i&ccedil;in, her zaman &ccedil;ok&ccedil;a&nbsp;<strong>L&acirc; il&acirc;he illallah</strong>&nbsp;ve kalbini tasfiye, yani nefisten ve şeytandan ve k&ouml;t&uuml; arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitaplardan gelmiş olan k&uuml;f&uuml;rden ve g&uuml;nahlardan kurtulmak i&ccedil;in&nbsp;<strong>Estağfirullah</strong>&nbsp;okumalıdır. İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uyanın duaları muhakkak kabul olur. Namaz kılmayanın, avret yeri a&ccedil;ık olanların ve bunlara bakanların ve haram yiyip i&ccedil;enlerin İslamiyet&rsquo;in h&uuml;k&uuml;mlerine uymadığı anlaşılır. Bunların duası kabul olmaz.</p>

<p><i><strong>Sual: Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimi anlamak i&ccedil;in ne yapmak lazımdır?</strong></i></p>

<p><strong>Cevap:</strong>&nbsp;Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimin hakiki manasını anlamak, &ouml;ğrenmek isteyen bir kimse, din &acirc;limlerinin kelam, fıkıh ve ahlak kitaplarını okumalıdır. Bu kitapların hepsi, Kur&rsquo;&acirc;n-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden alınmış ve yazılmıştır. Kur&#39;&acirc;n terc&uuml;mesi diye yazılan kitaplar, doğru mana veremez. Okuyanları, bunları yazanların fikirlerine, d&uuml;ş&uuml;ncelerine ve maksatlarına esir eder ve dinden ayrılmalarına sebep olur.</p>
]]></description>
<link><![CDATA[https://dinimizislam.com/detay.asp?Aid=498]]></link>
</item>
</channel>
</rss>
