Aradığınız kelime sarı renk ile işaretlenir.
Yazı boyutu     
 
Övmek ve övünmek

Sual: Haklı olarak birini yüzüne karşı övmek uygun mudur?
CEVAP
Haklı olarak da birini yüzüne karşı övmek, onun felaketine sebep olabilir. Çünkü sevdiği kimseyi övmek, aşırılığa kaçar ve yalan karışabilir. Sevmediği kimseyi övmekte ise riya olabilir.

Bazen bir kimseyi övmekle, övülen kimse sevinir, kendini beğenir, insanlar beni örnek alsın diye gösterişe kapılabilir. Kendini diğer insanlardan üstün görebilir. Halbuki kendini aciz, eksik, günahkâr gören, kibirlenemez, salih amel işlemeye ve haramlardan daha çok sakınmaya gayret eder. Kendisini başkalarından üstün gören kimse ise, bütün faziletlerden mahrum kalır. Övülen kimse, kendisinde bir şeyler olduğunu zanneder. Resulullah efendimizin yanında birisini övdüler. Övene, (Onun boynunu kestin, duyarsa iflah olmaz) buyurdu. (Buhari, Müslim)

Birini övmek, onun kibirlenmesine sebep olabilir. Kibir ve ucub ise, insanı helak eder. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Din kardeşinden bir ihtiyacını isterken onu övmekle söze başlamayın. Böyle yapan onun belini kırmış olur.) [İbni Lal]

(Birbirinizi övmekten sakının. Çünkü övmek onu boğazlamaktır.) [İbni Mace]

(Kişiyi yüzüne karşı övmek, onu boğazlamaktır.) [İ. Ebiddünya]

Bizi öven bize iyilik etmiş olmaz. Bizi arkadan hançerlemiş olur. Onun için övenlerin sözlerine itibar etmemeli. İki hadis-i şerif meali:
(Meddahların [herkesi övenlerin, yağcıların] yüzüne toprak saçın!) [Müslim, Tirmizi]

(Meddahların ağzına toprak atın.) [İbni Hibban]
(Toprak saçmak, onu aşağı bilmek, sözlerine değer vermemektir.)

İyileri övmek uygun olmayınca, fâsıkları, yani açıktan günah işleyenleri övmek hiç uygun olmaz. Bir hadis-i şerif meali:
(Fâsık övüldüğü zaman Allahü teâlâ gazaplanır.) [İbni Ebiddünya, Beyheki]

Bizi övenlerin tesiri altında kalmak da uygun değildir. İnsanların övmesiyle, yermesini bir kabul edenler makbul insanlardır. Birisini tenkit ettiğiniz zaman üzülmüyor, haktan ayrılmıyorsa, övünce de sevinmiyorsa, o kimse salih biridir. Hazret-i Ömer, kendisini öven birine, (Beni de, kendini de helak mı edeceksin) buyurdu. Bir âlim de, kendini yüzüne karşı övene buyurdu ki: (Beni niçin övüyorsun? Öfkeli iken tecrübe ettin de beni halim selim mi buldun? Benimle yolculuk ettin de iyi biri olarak mı gördün? Bana bir emanet verdin de buna riayet ettim mi? Bilmediğin kimseyi nasıl översin?)
Övülmeyi sevmek felakettir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Övülmeyi sevmek, insanı kör ve sağır eder. Kusurlarını görmez olur. Doğru sözleri, verilen nasihati işitmez olur.) [Deylemi]

(Din işlerine, insanların sizi övmeleri arzusunu karıştırmaktan sakının. Sonra amelleriniz boşa gider.) [Deylemi]

(Cennetin ebedi nimetlerini isteyen, övülmekten hoşlanmasın.) [Deylemi]

Bir insan için ölüm anı mühimdir. Yani imanla gitmek mühimdir. Ölürken imanla gitmeyen kimseyi hayatında övmek neye yarar? Kendimizi övmek, övenlere ses çıkarmamak, bilmediğimiz insanları övmek uygun olmaz. Allahü teâlâ, bize iman gibi büyük bir nimet ihsan etmiştir. Bununla övünebiliriz. Ancak son nefese kadar bu imanı muhafaza edip etmeyeceğimiz belli değildir. Bunun için daima korku içinde yaşamak, haramlardan kaçmak, dinimizin bütün emirlerini yapmak ve Allah’ın rahmetinden ümit kesmemek gerekir.

İlmin faydasını görmek için
Sual:
İlmi hangi maksatla öğrenmeli ki faydasını görelim?
CEVAP
İlmi, yalnız Allah rızasını kazanmak için öğrenmek gerekir. Başka maksatlarla öğrenmek, caiz değildir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kim âlimlere övünmek, sefihlerle, cahillerle, aklı noksan olanlarla münakaşa etmek, onları susturmak, insanların teveccühünü kazanmak için ilim öğrenirse, Allahü teâlâ onu Cehenneme atar.) [Tirmizi, İbni Mace]

(Âlimlere övünmek, sefihlerle mücadele etmek maksadıyla ilim tahsil etmeyin! Toplantılarda ilimle üstünlük taslamayın! Böyle yapanın gideceği yer, Cehennemdir Cehennem.) [İbni Mace]

İlmi yukarıda bildirilen maksatlarla öğrenmek caiz olmadığı gibi, Allah rızası için öğrenip de yukarıdaki maksatlarla kullanmak da caiz değildir. İlmi ile övünmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Bir kavim çıkar, Kur'an okuyup "Kim bizden daha iyi bilir? Kim, bizden daha fazla fıkıh bilgisine sahiptir?" der. İşte bunlar, Cehennem yakıtıdır.) [Taberani]

(Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur'anı öğrenecek ve okuyacaklar. Sonra, "Biz okuduk, öğrendik. Bizden hayırlı daha kim var?" diyecekler. İşte onlar Cehennem odunudur.) [Taberani]

Bu hadis-i şerifler, ilmi ile övünmenin caiz olmadığını göstermektedir. İlmi ile övünen kimselerle tartışmak asla uygun değildir.

Afetlerin en büyüğü
İlmi ile kibirlenmek, afetlerin en büyüğüdür. Hastalıkların en ağırı ve tedaviyi en zor kabul edeni ilmi ile kibirlenmektir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir.) [İ. Gazali]

Bir şeyler bilen kimse, kendini büyük, bunları bilmeyenleri de hakir, aşağı görür. Onlardan her zaman saygı, hizmet bekler. Başkalarını aşağı gördüğü için, onların halinden endişeye düşer. Böyle kimseler ilmi arttıkça, daha çok tehlikeye düşer. Fakat tevazu ehlinin ilmi artarsa, tevazuu da artar. (Allah’tan ancak âlimler korkar) âyet-i kerimesi, tevazu ehli âlimleri bildirmektedir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendine fayda vermeyen din adamınadır.) [Beyheki]

(Cehennemde azap çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. "Sen ne günah işledin ki, öyle pis koku çıkarıyorsun?" diye sorulunca, "Ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım"der.) [İ. Ahmed]

Kendinden aşağı olanlara, fâsıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Bir âlim, cahili görünce, (Bu, bilmediği için günah işliyor. Ben ise bilerek günah işliyorum) demelidir. Bir âlimi görünce, (Bu benden daha çok biliyor ve ilim ve ihlas ile amel ediyor. Ben böyle değilim) demelidir. Kendinden yaşlısını görünce, (Bu benden daha çok ibadet etmiştir) demelidir. Gençleri görünce (Bunların günahı az, benim günahlarım çok) demelidir. Kendi yaşındakini görünce, (Ben kendi günahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum) demelidir. Bir bid'at sahibini veya gayrimüslimi görünce, (İnsanın hâli son nefeste belli olur. Bu belki hidayete kavuşabilir. Acaba benim hâlim ne olacak?) demeli, bunlara kibretmemelidir.

İnsanın kendi günahlarını unutmaması ve son nefesinin nasıl olacağını düşünmesi gerekir. Ahirette kimin kimden üstün olacağı, dünyada kesin olarak bilinemez. Nice din adamı, kâfir olarak can vermiştir. Nice kâfirlere de iman ile can vermek nasip olmuştur. O halde, hiç kimseye Cehennemlik, kendine de Cennetlik dememelidir.

Fâsık ve bid'at sahiplerine buğzederken kibirden sakınmalıdır. Bu da kızmayı kendi için değil, bunu emreden Allahü teâlâ için yapmakla ve kızarken kendini selamette, karşısındakini helakte görmemekle olur. Mesela; bir kimse, çocuğunu, hizmetçisi ile bir yere gönderirken, çocuk kabahat işlerse, darılmasını, hatta dövmesini emreder. Bu da, çocuk kabahat yapınca, onu döver. Fakat döverken, babasının yanında kendinin çocuktan daha kıymetli olmadığını da bilmektedir. Ona kibredemez. Müminin kâfiri sevmemesi, buna benzemektedir. Allahü teâlâ müminlerin kendilerinin değil, imanlarının üstün olduğunu bildirdi. İman kimde bulunursa, o üstün olur. Sonsuz üstünlük ise, son nefeste belli olur.

Nimetlerle övünmek
Sual:
Allah’ın verdiği nimetleri, başkalarına bildirerek övünmek uygun mudur?
CEVAP
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın verdiği nimetleri bildirmek, bunlara şükretmek olur.) [Beyheki]
Övünmek haramdır. Kendindeki iyilikleri, nimetleri, kendinden bilirse, Allahü teâlânın verdiğini düşünmezse, övünmek olur. Yani (Tezkiye-i nefs) olur. Bu nimetlerini Allahü teâlâdan geldiğini bilir, kendinin kusurlu olduğunu düşünürse, (Şükür) olur.

Babası ile övünmek
Sual:
Kendi yaşayışları uygun olmayan kimselerin babaları ile ve dedeleri ile övünmeleri uygun mudur?
CEVAP
Babaları ile, dedeleri ile övünmek ve tekebbür etmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem aleyhisselamın oğlu idi. Yam da, Nuh aleyhisselamın oğlu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları küfürden kurtarmadı. İnsanın övündüğü dedeleri, bir avuç toprak oldu. Onların salih olmaları ile övünmemeli, onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya çalışmalıdır!
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Atalarınız ile övünmeyi terk edin.) [Ebu Davud]

(Bir kimsenin kendi kötü ise, ahirette nesebinin [soy-sopunun] üstünlüğü ona fayda vermez.) [Taberani]

Bir gün iki kişi birbirine üstünlük taslayarak biri, "Ben falancanın oğlu filanım. Ya sen kimsin?" dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz aleyhisselam buyurdu ki:
(Hazret-i Musa’nın yanında iki kişi birbirine karşı övünmeye başladı. Biri ecdadını 9 göbek geriye doğru saydı. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa’ya, "Ona söyle, iftihar ettiği 9 kişi Cehennemdedir. Kendi de onuncusudur" diye vahyetmiştir.) [İ. Ahmed]

İltifat değil gerçek
Sual:
Bir arkadaş, diğer arkadaşı takdir edip övünce, övülen arkadaş, övene (iltifatınıza teşekkür ederim) diyor. Diğeri ise ben iltifat yapmadım gerçeği söyledim diyor. İltifat gerçek değil mi?
CEVAP
İltifat; ilgilenmek, saygı göstermek, birinin hatırını sormak, nazik ve yumuşak davranmak, teveccüh göstermek, gönlünü hoş etmek gibi anlamlara gelir.

Bilhassa dini bilgilerden uzak kimseler arasında iltifat, yalandan takdir etme anlamında kullanılıyor. Takdir etmenin gerçeği de olur, yalanı da olur. Ama müslüman takdir ederken doğru söyler. Yani Müslümanın takdiri gerçektir. Bu bakımdan iltifat değil gerçektir sözü kültürümüze uygun değildir. Yabancılardan geçmiştir.

Sual: Beş vakit namazını kılan bir kimsenin, sadece cuma namazlarına gidenleri ölçü alarak, ben onlara göre daha iyiyim demesi dinen uygun olur mu?
Cevap: Peygamber efendimiz, konu ile alakalı bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar ki:
(O kimseye bakma ki, dinde senden aşağıdır, zira kendini beğenip, helak olursun. Dinde senden yukarısına bak ki, senden hayırlıdır. Malı çok olana bakma ki, Allahın kısmetine gadab edersin. Şu kimseye bak ki, yiyeceğini zahmet çekerek alın teri ile hazırlar, o zaman da, Hak teâlânın sana verdiği nimete şükredersin.)

 

Övmek ve övülmeyi sevmek...

Övülmeyi sevmek, kalb hastalıklarından yani kötü huylardan birisidir. Övülmeyi sevmenin sebebi, insanın kendini beğenmesi, yüksek, iyi sanmasından ileri gelmektedir. Medhedilmek, böyle kimselere tatlı gelir. Bu sebeple bu halin, bir üstünlük, bir iyilik olmadığını, velev ki öyle olsa bile, bunun geçici olduğunu, kalıcı olmadığını düşünmek ve bu huydan kurtulmanın yollarını aramak lazımdır.

Dinimizde övmek de, bir başkasını kötülemek gibi yasak edilmiştir. Zira herhangi bir kimseyi kötülerken, gıybet, su-i zan ve o kimsenin gizli hallerini açığa çıkarmak gibi benzeri günahlar işlenmektedir. Herhangi bir kimseyi överken de benzer günahlara girilmektedir. Mesela bir başkasını öven kimse, sözlerine yalan karıştırabilir ve böylece de yalan söyleme günahına girebilir. Bunun için Halid bin Ma''den hazretleri: "Herhangi bir şahsı, onda olmayan vasıflarla öven kimse, kıyamet günü dili peltek olarak mahşer yerine gelir." buyurmuşlardır.

Ayrıca herhangi bir kimseyi överken, karşısındaki şahsa yaranmak için riyaya kaçılabilir. Bazan öyle durumlar olur ki, bir kimse, karşısındakini överken, söylediği sözlere kendisi de inanmaz. Fakat o şahsa yaranmak için bunları söylemektedir. Bu şekilde konuşmak, söylemek ise, hem yalan, hem de riya olur. Böyle sözleri söyleyen de, bunları dinleyen de günaha girmektedir.

"Yazıklar olsun sana!" Bir kimse, herhangi bir şahsı överken, o şahsın bilinmeyen ve bilinmesine de imkan olmayan yönlerini övebilir. Böyle övmek de, tamamen yalan ve riya olur. Peygamber efendimizin huzurunda, orada bulunmayan bir kimse övülmüştü. Öven şahsa karşı Resulullah efendimiz: (Yazıklar olsun sana! O kişinin boynunu kopardın. Eğer senin bu söylediklerini o kimse duysaydı iflah olmazdı.) buyurduktan sonra: (Muhakkak bir kimseyi methetmeniz gerekiyorsa, falan kimseyi böyle zannediyoruz. Allahü tealaya karşı hiç kimseyi temize çıkaracak değiliz. Herkesin murakıbı, gözetleyicisi Allahü tealadır. Eğer o kimse Allahü teala indinde de böyle ise iyidir dersiniz) buyurmuşlardır. Herhangi bir kimsenin iyi olduğu kesin olarak bilinmedikçe veya o şahısta cömertlik, yardımseverlik gibi hasletlerin mevcudiyeti yakinen görülmedikçe, o kimse için cömerttir, iyidir, yardımseverdir gibi methedici sözleri söylemek uygun olmaz. Hele bir kimsenin gözümüzle görmediğimiz, yakinen bilmediğimiz huyları hakkında çok güzeldir, iyidir gibi methedici sözleri söylememiz ise, hiç uygun olmaz. Nitekim hazret-i Ömer, bir kimsenin başka birisini övdüğünü görünce, o kimseye; - Sen övdüğün o şahısla bir yolculuk yaptın mı? diye sorar. O şahıs: - Hayır yapmadım diye cevap verince hazret-i Ömer: - Peki övdüğün o şahısla bir alışveriş veya ticari bir ortaklık yaptın mı? diye tekrar sorar. O şahıs da: - Hayır yapmadım diye cevap verir. Hazret-i Ömer: - Peki övdüğün o şahısla, sabah-akşam bir arada bulundun mu, komşuluk yaptın mı? diye sorar. O şahıs da. -Hayır böyle bir durumumuz hiç olmadı cevabını verir. Bunun üzerine hazret-i Ömer: - Vallahi sen, övdüğün o şahıs hakkında hiçbir şey bilmiyorsun. Bu halde iken nasıl olur da onun hakkında böyle övücü sözler söylersin! buyurmuşlardır. Ebü''l-Abbâs-ı Mürsî hazretleri anlatır: "Bir gece rüyâmda hazret-i Ömer''i gördüm. ''Ey müminlerin emîri! Dünyâ sevgisinin alâmeti nedir?'' diye sual ettiğimde: ''Kötülenme korkusu ve övülmeyi sevmektir'' cevabını verdiler. Dünyâyı sevmenin alâmeti bunlar olunca, zühdün yani dünyâyı terk etmenin alâmeti, doğru yolda bulunmakta kötülenmekten korkmamak ve övülmeyi sevmemektir." Bir insan, başkalarını övme hastalığına yakalanmışsa, bunun sonu gelmez. Bu kimse, menfaati gereği fasık ve zalimleri de övebilir. Halbuki bunların övülmesi, çok büyük günahtır. Nitekim hadis-i şerifte: (Fasık, kötü bir kimse övüldüğü zaman, Allah gadap eder) buyurulmuştur. Hasan-ı Basri hazretleri de: "Zalim bir kimseye, uzun ömürlü olması için dua eden bir kimse, yeryüzünde Allaha isyan edilmesini seviyor demektir." buyurmuşlardır.

Övülen için de tehlikeler var! Öven kimse açısından böyle tehlikeler olduğu gibi, övülen kimse için de birçok tehlikeler vardır. Her şeyden önce, insanlar tarafından övülen kimsede, gurur, kibir ve ucub gibi hastalıklar meydana gelir. Kibir ve ucup ise, tedavisi çok zor bir hastalıktır. Peygamber efendimiz:

(Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. Ölmek üzere yaratılan bir insanın, geçmişi, güzelliği, yakışıklılığı, gençliği, mal ve mevki sahibi olması ile övünmesi, cahilliktir. Bunlarla övünmek, olgun bir insana ve hele bir Müslümana hiç yakışmaz. Çünkü bunlar, insanın kendinde bulunan üstünlükler değildir. Vehb bin Münebbih hazretleri buyuruyor ki:

"İnsanın dini için en faydalı ahlâk, dünyâya rağbet etmemesi, en kötüsü de, nefsinin arzu ve isteklerine uymasıdır. Nefse uymanın alâmeti; malı, makâmı ve herkes yanında medhedilmeyi sevmektir. Malı ve rütbeyi seven kimse, harâmlara düşer. Harâmları yapan, Allahü teâlâyı gazablandırır. Allahü teâlâyı gazablandıran kimse ise, helâk olur."

Sual: Bazı kimseler, hep kendinden bahsedilsin, kendisi övülsün, kendisi önde olsun ister. Böyle kendine kıymet vererek önde olmayı istemek, dinimizce doğru mudur?
Cevap: Tekebbür, kibir sahibi olma, kendini büyük gösterme anlamındadır. Mütekebbir ise; kibirlenen, kendini beğenen demektir. Tekebbür etmek haramdır. Tekebbür, Allahü teâlânın bir sıfatıdır, Kibir ve Kibriya sıfatı, ona mahsustur. Hadis-i kudside;
(Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azap ederim) buyuruldu.

İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o kadar yükselir. Kendine kıymet verenin, Allahü teâlâ katında kıymeti olmaz. Kibrin zararını bilmeyen kimse için âlim demek, yalan olur. İnsanın ilmi arttıkça, Allahü teâlâdan korkması artar, günah işlemeye cesaret edemez. Bunun için, Peygamberler aleyhimüsselâm, tevazu sahibi idiler. Allahü teâlâdan çok korkarlardı, kendilerinde kibir ve ucub gibi kötü huylar hiç yoktu. Küçüklere, fasıklara ve facirlere karşı da kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebbür sahibine karşı tekebbür etmek lazımdır. Bir âlim, cahili görünce, “bu, bilmediği için günah işliyor, ben ise, bilerek işliyorum” demelidir. Bir âlimi görünce, “bu benden daha çok biliyor ve ilminin hakkını veriyor, ihlas ile amel yapıyor, ben böyle değilim” demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi görünce, “bu benden daha çok ibadet etti” demelidir. Gençleri görünce, “bunların günahı az, benim günahlarım çok” demelidir. Kendi yaşındakileri görünce, “günahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum, bilinen kötülükleri tahkir etmek lazımdır” demelidir. Bir bidat sahibini veya kâfiri görünce, “insanın hâli son nefeste belli olur, acaba benim hâlim ne olacak” demeli, bunlara da tekebbür etmemelidir. Fakat, bunları sevmemelidir.

Sual: Din bilgileri öğrendiği, kendini din adamı olarak tanıttığı halde, kendini beğenen, kibirli olanlar oluyor. Böyle kibirli olanların, bu halden kurtulması mümkün değil midir?
Cevap:
 Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur:
Birincisi, ilmin kıymetli, şerefli olması, salih, iyi niyete bağlıdır. İlmi, cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak için öğrenmek lazımdır. İmam olmak, müftü olmak, din adamı tanınmak, herkesten üstün olmak için öğrenmemek lazımdır.

İkincisi, ilmi ile amel etmek ve başkalarına öğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır. Hadîs-i şerifte;
(Allah için olmayan ilmin sahibi Cehennemde ateşler üzerine oturtulacaktır) buyuruldu.

Mal, mevki ve şöhret için ilim sahibi olmak böyledir. Dünyalık ele geçirmek için ilim öğrenmek, yani dini dünyaya vesile etmek, altın kaşıkla necaset yemeye benzer. Dini dünya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Hadîs-i şerifte;
(Din bilgilerini dünyalık ele geçirmek için edinenler, Cennetin kokusunu duymayacaklardır) buyuruldu.

Kibriyâ Allah'a mahsustur...

Allahü teâlâ, kullarına gönderdiği kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı kötülemiş ve yasak etmiştir. Nahl sûresinin 23. âyetinde meâlen:

(Allahü teâlâ, kibirli olanları elbette sevmez!) buyurulmaktadır.

Peygamber efendimiz de, bir hadîs-i şerîflerinde; (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete girmeyecektir) buyurmuşlardır. İslâm âlimleri buyuruyor ki:

"Allahü teâlâ ilim, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsân buyurmuştur. Fakat, yalnız üç sıfatı kendine mahsûstur. Bu üç sıfattan hiçbir mahlûkuna vermemiştir. Bu üç sıfatı; kibriyâ, ganî olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriyâ, büyüklük, üstünlük demektir. Ganî olmak, başkalarına muhtaç olmamak, herşey Ona muhtaç olmak demektir."

Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecâvüz etmek olur. Allahü teâlâ, kullarına karşı mütekebbirdir. Zira O, kibriyâ sâhibidir. Azamet, büyüklük ve kibriyâ, yücelik ancak Allahü teâlâya mahsûstur. Hadîs-i kudsîde:

Bütün fesâdın başı kibirdir (Azamet ve kibriyâ bana mahsûstur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak istiyenlere, çok acı azâb ederim) buyuruldu.

Tekebbür edene, yani kibir sâhibi olana karşı tekebbür etmek câizdir. Kibir sâhibine tekebbür etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir sâhibine karşı tevâzu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bid''at sâhiplerine ve kibirli zenginlere karşı da tekebbür etmek câizdir. Bu tekebbür kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir.

Takıyyüddîn Sübkî hazretleri;

"Çok iyi anlayıp gördüm ki, bütün fesâdın başı kibirdir. Kibir, şeytanın büyüklenip kendini beğenmesi ile işlenen ilk günah oldu. Kalbde kibir, büyüklenme hâsıl olduğu zaman, kendisini büyük görüp, başkalarını aşağı görür. Kibir, kalbi nasîhat kabûl etmekten ve emre itâat etmekten alıkoyar" buyurmaktadır. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri bir gün yolda giderken yanından geçen bir köpeği görür ve köpeğe değip necâset bulaşmasın diye elbisesini toplar. O anda köpek, Allahü teâlânın kudreti ile dile gelip; "Benden sana bulaşacak kir, üç defâ yıkamakla temiz olur. Ama senin nefsindeki kibir kiri, yedi deryâda yıkansa temiz olmaz" der. Kibriya yani üstünlük, yalnız Cenab-ı Hakka mahsustur. Sonradan yaratılan, dünyaya gelmesi ve ölmesi kendi elinde olmayan bir insana, kibirlenmek mi yakışır yoksa tevazu göstermek mi? İmâm-ı Zeynelâbidîn hazretleri buyuruyorlar ki:

"Kibir sahipleri benim çok garibime gidiyor. Kendilerinin bir damladan meydana geldikleri, sonra da çürümüş, kokmuş leş olacaklarını bildikleri halde yine de kibirlenirler; bunlar neyine güvenirler!"

Aklında noksanlık vardır! Müslüman, kibirli olmaz, olamaz. Bir kimse kibirliyse, onun Müslümanlığında ve aklında noksanlık vardır. Zira Ahmed bin Hanbel hazretleri; "Kibir taşıyan kafada, akıla rastlayamazsınız" buyurmaktadır. Kibirli kimse, saadet kapısından içeri giremez. Kendini beğenen, kendini üstün gören, kendini kabiliyetli gören, kendini iyi gören bir kimse, saadet kapısının dışında dolaşır, kapıdan içeri giremez. Kibirli kimse, kibrini kırarsa, kibrini yıkarsa o zaman saadet kapısından içeri girer.

Kibir, bütün saadetlere engel bir duvar gibidir. Bu kibir duvarı, saadet kapısını açmaya engeldir. Diğer günahlar, kibir gibi değildir. Allah hepimizi affetsin. Hepimizin günahları vardır. Fakat elhamdülillah Müslümanız. Ancak Müslüman kibirli olamaz. Eğer kibirliyse, o kimsede noksanlık var demektir. Bu çok mühim bir ölçüdür. Kibirden kurtulmanın tek çaresi ise, kibirli olmayanlarla beraber olmaktır. Allahü tealadan ve O''nun dininden bahsederek sohbet etmektir. Allah adamlarını ve müslümanları Allah rızası için sevmek ve sevilmektir. Hiç kızmamak, gücenmemek, darılmamak, haddini bilmek, kusurunu görmek, ayıbını görmektir. İslam âlimleri, akıllı olmak lâzımdır buyurmuşlardır. Akıllı insan, karşısındakinin iyi tarafını, kendisinin kötü taraflarını gören kimsedir. Karşısındakinin kötü tarafını gören kimse, akıldan mahrumdur. Kendisinin iyi taraflarını gören kimse de, akıldan mahrumdur. Demek ki akıllı insan, akıllı, iyi bir Müslüman, daima Müslümanların iyi taraflarını görür, o iyi taraflarına âşık olur. Kendisinin iyi taraflarını göremez. Dolayısıyla daima arkadaşlarına muhtaçtır. Arkadaşlarına muhtaç olmayan, onun hizmetine, duasına ihtiyaç duymayan mahvolmuştur. İşte o, felakettedir.

Başarıya da engeldir İnsanoğlu, nefsinin esiri olunca, her şeyi yapacağını, her şeye sahip olacağını zanneder. Ölümü unutur, hiç ölmeyecekmiş gibi hareket eder. Ele geçireceği şeylerde çok acelecidir, sabırsızdır. Halbuki insan, acele etse de, her şeye sahip olmayı arzu etse de, Allahü tealanın takdirinden başkası olmaz. Rabbimizin emri olduğu için sebeplere yapışıp neticeyi sabırla beklemek lâzımdır. Kızmak, sinirlenmek kibirdendir. Aceleci, sabırsız olmak, şeytandandır. Her iki hal de, insanı felakete sürükler. İnsan aceleci, sabırsız da olsa, iş olacağına varacaktır. Netice olarak, İslâm âlimlerinin buyurduğu gibi: "Kibir, her iyiliğe, her fazilete, her güzelliğe ve her başarıya engeldir."

 
Geri dön
 
Dini Konularda Ara:


İhlas Vakfı
Dünya İçin Paylaşma Vakti
Online Bağış Yapmak İçin
Güncelleme Tarihi
15 Eylül 2026 Salı
Sitemizdeki bilgiler, bütün insanların istifadesi için hazırlanmıştır.
Orijinaline sadık kalmak şartıyla, izin almaya gerek kalmadan,
herkes istediği gibi alıp istifade edebilir.
Ziyaretçi Sayısı

Hosted by İhlas Net

Gençlere Nasihatler   |   Dini E-Kart   |   Dinimiz İslam TV   |   Dini Mesajlar   |   Huzura Doğru   |   İslam ve Toplum   |   Gönül Pınarı   |   Aile ve Kadın